Tüketici mahkemesi, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğan uyuşmazlıklara bakmakla görevli özel görevli bir hukuk mahkemesidir; ancak bu mahkemeye gitmeden önce, uyuşmazlığın değerine göre önce tüketici hakem heyetine başvurulması gerekip gerekmediğinin ve tarafların gerçekten tüketici işlemi tarafı sayılıp sayılmadığının doğru tespit edilmesi zorunludur. Bu yazıda tüketici işlemi kavramının sınırları, esnaf/tacirin şahsi işlemleri, taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlıklar, sigorta sözleşmelerinde görev ayrımı, hakem heyeti ile mahkeme arasındaki parasal sınır, hakem heyeti kararına itirazın kendine özgü usul rejimi ve icra ile ilişkisi, dava şartı arabuluculuğun kapsamı ve kanun yolu rejimi yerleşik Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi içtihadı ışığında ele alınmaktadır.
Tüketici Mahkemesi Nedir?
Tüketici mahkemesi, ekonomik olarak daha zayıf konumdaki tüketicinin, ticari veya mesleki amaçla hareket eden satıcı, sağlayıcı veya kredi verenler karşısında korunmasını amaçlayan, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile kurulmuş özel görevli bir hukuk mahkemesidir. 6502 sayılı Kanun m.73/1 uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir. Görev kuralı kamu düzenine ilişkindir; yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir ve tarafların iradesiyle bertaraf edilemez.
Tüketici İşlemi Kavramının Sınırları
6502 sayılı Kanun m.3/1-l uyarınca tüketici işlemi, ticari veya mesleki amaçla hareket eden taraflarla tüketiciler arasında kurulan; eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri her türlü sözleşme ve hukuki işlemdir. Aynı maddenin (h) bendinde “mal” tanımına konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallar da açıkça dahil edilmiştir. Bu nedenle bir satıcı/yüklenici ile tüketici arasında doğrudan kurulan konut veya tatil amaçlı taşınmaz satış sözleşmeleri mutlak surette tüketici işlemidir; Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2022/7370, K. 2022/11699, T. 12.09.2022 tarihli kararında bu ilkeyi teyit etmiştir.
Buna karşılık, arsa sahibi ile yüklenici arasında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi tüketici işlemi sayılmaz. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2023/11046, K. 2024/1805, T. 19.02.2024 tarihli kararında, bu sözleşmelerin eser sözleşmesinin kendine özgü bir türü olduğunu, arsa sahibinin tüketici tanımına uymadığını tespit etmiştir. Ancak aynı kararda yükleniciden bağımsız bölüm devralan üçüncü kişilerin durumu ayırt edilmiş; bu kişilerin tüketici, yüklenicinin ise satıcı konumunda olduğu ve uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bu ayrım aşağıda ayrı bir başlıkta derinlemesine ele alınmaktadır.
Esnaf veya Tacir Gerçek Kişinin Şahsi İşlemleri
6502 sayılı Kanun m.3/1-k uyarınca tüketici, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişidir. Kanun koyucu burada kişinin sicil kaydına veya unvanına değil, somut işlemdeki kullanım amacına (işlevsellik ölçütü) değer atfetmiştir. Bir kişinin tacir siciline kayıtlı olması veya esnaf faaliyeti yürütmesi, gerçekleştirdiği her işlemde otomatik olarak bu sıfatla hareket ettiği anlamına gelmez.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/2733, K. 2025/2336, T. 25.12.2025 tarihli kararında, davalının tacir olmasının tek başına uyuşmazlığı ticari kılmayacağını, davacının bireysel ve nihai kullanım saikiyle hareket etmesi hâlinde tüketici sıfatının korunacağını tespit etmiştir; somut olayda davacının aracı özel kullanım amacıyla sigortalattığı poliçede belirtildiğinden dava TTK m.4/1 anlamında ticari dava sayılmamıştır. Tacir veya esnaf, şahsi kullanımına veya ailevi gereksinimlerine yönelik olarak mal ve hizmet temin ettiğinde tüketici konumuna geçer — konut alımı, bireysel ihtiyaç kredisi, özel kullanımına tahsisli taşıt veya eşya alımı gibi işlemler bu kapsamdadır.
Buna karşılık, işlemin ölçeği ticari/yatırım amacına işaret ediyorsa tüketici sıfatı tanınmaz. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi, E. 2017/467, K. 2017/439, T. 16.06.2017 tarihli kararında, davacının satın aldığı bağımsız bölüm sayısı itibarıyla tüketici tanımına girmediğini, üç adet konutun ticari veya mesleki amaçla satın alındığının kabulü gerektiğini tespit etmiş; bu hâlde uyuşmazlık genel mahkemelerde çözümlenmiştir.
Dernek ve Vakıf Gibi Tüzel Kişilerin Tüketici Sıfatı
6502 sayılı Kanun m.3/1-k’daki tüketici tanımı “gerçek veya tüzel kişi” ifadesiyle tüzel kişileri de kapsar. Dernek ve vakıflar kural olarak kazanç paylaşma amacı gütmeyen tüzel kişilerdir; tüzük veya senetteki amaçları doğrultusunda salt nihai kullanım ve tüketim amacıyla mal veya hizmet temin ettiklerinde (merkez binası için elektrik/doğalgaz aboneliği, büro mefruşatı temini gibi) tüketici işlemi tarafı sayılırlar ve uyuşmazlık tüketici mahkemesinde görülür. Buna karşılık, dernek veya vakfa bağlı bir iktisadi işletmenin ticari faaliyeti çerçevesinde kurulan işlemler ticari nitelik kazanır; bu durumda görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesi veya uyuşmazlığın niteliğine göre genel görevli mahkemedir.
Tüketici Kredisinde Kefilin Tacir Olması Görevi Değiştirmez
Kefalet, Türk Borçlar Kanunu kapsamında fer’i nitelikte bir teminat sözleşmesidir; kefaletin hukuki kaderi teminat altına aldığı asıl borç ilişkisine bağlıdır. Asıl borç ilişkisi 6502 sayılı Kanun kapsamında bir tüketici kredisi ise, kefilin tacir olması veya kefaletini ticari unvanı altında vermesi davanın tüketici davası olma vasfını değiştirmez. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2013/13985, K. 2013/26072, T. 24.10.2013 tarihli kararında bu ilkeyi açıkça hükme bağlamış; asıl borç ilişkisi tüketici mevzuatı kapsamında kaldığından buna dayanılarak kefile karşı açılan davanın da tüketici mahkemelerince çözümlenmesi gerektiğini tespit etmiştir.
Buna karşılık asıl kredi ticari nitelikte bir genel kredi sözleşmesiyse durum tersine döner. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, E. 2022/2153, K. 2023/49, T. 26.01.2023 tarihli kararında, genel kredi sözleşmelerinin TTK m.4 kapsamında olduğunu ve bu sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkların ticari davanın konusunu oluşturduğunu, dolayısıyla ticaret mahkemesinin görevli olacağını tespit etmiştir. Belirleyici olan, kefilin değil, asıl borç ilişkisinin niteliğidir; asıl borçlu ile kefil arasındaki ilişkinin tefrik edilerek farklı mahkemelerde görülmesi usul ekonomisine ve çelişkili kararların önlenmesi ilkesine aykırılık oluşturur.
Yükleniciden Temlik Alınan Bağımsız Bölüm Davaları
Uygulamada sıklıkla arsa sahibi ile yüklenici arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi akdedilir; yüklenici kendisine isabet eden bağımsız bölümleri harici sözleşme veya adi yazılı devir protokolüyle üçüncü kişi tüketicilere satar. Bu işlem TBK m.183 vd. anlamında alacağın temliki niteliğindedir; tüketici, yüklenicinin arsa sahibine karşı kazandığı şahsi hakkı devralarak yüklenicinin halefi sıfatını kazanır.
Yüklenicinin temlikine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında görevli mahkeme genel görevli asliye hukuk mahkemesi değil, özel ihtisas mahkemesi olan tüketici mahkemesidir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/1856, K. 2025/2903, T. 15.09.2025 tarihli kararında, o yerde ayrı bir tüketici mahkemesi varsa çekişmenin orada, aksi hâlde davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılmasının yasadan kaynaklanan bir zorunluluk olduğunu tespit etmiştir; bu içtihat Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin de dahil olduğu istikrarlı bir içtihat çizgisidir.
Tüketicinin bu davayı açabilmesi üç koşula bağlıdır:
- Zorunlu dava arkadaşlığı: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/2957, K. 2023/3459, T. 24.10.2023 tarihli kararında, bu tür temlik davalarında arsa sahibi ile yüklenici arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğunu, davanın arsa sahibine yöneltilmeden görülüp sonuçlandırılamayacağını tespit etmiştir.
- Yüklenicinin edimini ifa etmesi: Tüketici yüklenicinin halefi olduğundan, tapu iptal ve tescil kararı verilebilmesi için öncelikle yüklenicinin ana sözleşmedeki edimlerini (inşaatın projeye/ruhsata uygun tamamlanması, iskân izni) ifa etmiş olması gerekir; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/1446, K. 2024/4619, T. 05.12.2024 tarihli kararında bu şart teyit edilmiştir.
- Tescilin imkânsızlığında sebepsiz zenginleşme: Sözleşmenin feshi veya tescil şartlarının gerçekleşmemesi hâlinde tüketici, ödediği bedelin iadesini talep edebilir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/264, K. 2025/2018, T. 14.05.2025 tarihli kararında, tescil şartlarının bulunmaması hâlinde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ödenen bedelin iadesinden yüklenicinin sorumlu olduğunu hükme bağlamıştır.
Bunun karşısında, bizzat arsa sahibi ile yüklenici arasındaki uyuşmazlıklar (gecikme tazminatı, cezai şart, eksik/ayıplı iş bedeli, sözleşmenin feshi) tüketici işlemi teşkil etmez; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi, E. 2019/1483, K. 2019/2730, T. 25.11.2019 tarihli kararında bu ayrımın temelinde yatan saik farkını ortaya koymuştur: arsa sahibinin amacı kullanmak için konut edinmek değil, arsasını ekonomik olarak değerlendirmektir. Bu nedenle arsa sahibi-yüklenici uyuşmazlıkları genel görevli asliye hukuk mahkemesinde (taraflar tacirse asliye ticaret mahkemesinde) görülür. Aynı mantıkla, temlike dayanmayan ve tüketici işlemi niteliği taşımayan diğer inşaat kaynaklı ayni hak taleplerinde (örneğin kanuni ipotek tescili) de tüketici mahkemesinin görevi söz konusu değildir; Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2017/1801, K. 2017/4632, T. 05.06.2017 tarihli kararında bu tür taleplerde görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu tespit edilmiştir.
Sigorta Sözleşmelerinde Tüketici Mahkemesi ile Asliye Ticaret Mahkemesi Ayrımı
TTK m.4 ve m.5 uyarınca sigorta hukukundan doğan davalar mutlak ticari dava olarak sayılmıştır. Ancak 6502 sayılı Kanun m.83/2’deki amir hüküm — “taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemez” — karşısında, sigortalının gerçek kişi tüketici olduğu hâllerde tüketici mahkemesi özel görevli mahkeme olarak öncelik kazanır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/19490, K. 2021/6732, T. 13.10.2021 tarihli kararında bu ilkeyi açıkça teyit etmiş; davanın ticari dava kabul edilerek karara bağlanmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu tespit etmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, E. 2026/169, K. 2026/533, T. 02.04.2026 tarihli kararında da, zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesine dayanan bir uyuşmazlıkta tüketici mahkemesinin görevli olduğu, davalının tacir olmasının bu sonucu değiştirmediği vurgulanmıştır.
Bu ilke, hususi kullanıma tahsisli araçlar için akdedilen Kasko, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) veya İhtiyari Mali Mesuliyet (İMM) poliçelerinden doğan hasar bedeli, pert-total tazminatı, değer kaybı, rücuen tazminat, itirazın iptali, poliçe iptali ve prim iadesi taleplerinin tamamını kapsar. Poliçede aracın kullanım amacının hususi/bireysel olarak belirlenmiş olması, görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olmasını zorunlu kılar. Ayrıca bu davalarda arabuluculuk rejimi de TTK m.5/A değil, 6502 m.73/A’dır; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/2388, K. 2022/3932, T. 03.03.2022 tarihli kararında bu husus açıkça vurgulanmıştır.
Tüketici Hakem Heyeti ile Tüketici Mahkemesi Arasındaki Görev Sınırı
6502 sayılı Kanun m.68/1: Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı kalmak kaydıyla, değeri belirli bir parasal sınırın altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur; bu değerin üzerindeki uyuşmazlıklar için hakem heyetlerine başvuru yapılamaz. Bu sınır her yıl VUK’un yeniden değerleme oranına göre güncellenir. 2026 yılı için (23.12.2025 tarihli, 33116 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan tebliğ uyarınca) bu sınır 186.000 TL’dir.
Bu parasal ayrım kamu düzenine ilişkin zorunlu bir dava şartıdır. Uyuşmazlık değerinin sınırın altında kaldığı hâllerde hakem heyetine başvuru, tüketici mahkemesinde dava açılabilmesi için tüketilmesi zorunlu bir ön şarttır; sonradan tamamlanabilir bir eksiklik değildir. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/318, K. 2024/777, T. 14.03.2024 tarihli kararında, göreve dair kuralların kamu düzenine ilişkin olduğunu, dava dilekçesinin hukuki nitelendirmesi yapılıp mahkeme görevsiz bulunursa usulden reddedilmesi gerektiğini tespit etmiştir. Zorunlu sınırın altındaki bir uyuşmazlıkta hakem heyetine başvurulmaksızın doğrudan dava açılırsa mahkeme, işin esasına girmeksizin HMK m.114/2 ve m.115/2 uyarınca dava şartı yokluğundan usulden ret kararı vermekle yükümlüdür.
Kanun metnindeki “altında bulunan” ifadesi uyarınca, uyuşmazlık değeri tam olarak yasal sınıra eşitse hakem heyetinin görev alanı aşılmış sayılır ve tüketici mahkemesi görevlidir; sınırı bir kuruş dahi aşan uyuşmazlıklarda hakem heyetinin görevi kesin olarak sona erer. Görevli merci, uyuşmazlığın doğduğu (malın alındığı veya hizmetin ifa edildiği) tarihe göre değil, başvurunun veya dava dilekçesinin resmen kaydedildiği tarihteki güncel parasal sınıra göre belirlenir; yıl geçişlerinde bu ayrım özellikle önem taşır.
m.68/1’deki “İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı kalmak kaydıyla” ibaresi, alacaklının hakem heyeti sınırının altındaki bir para alacağı için genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatma hakkını korur. Ancak borçlu bu takibe itiraz ederse, itirazın iptali talebiyle doğrudan tüketici mahkemesinde dava açılamaz — uyuşmazlık değeri hakem heyeti sınırının altında kaldığı sürece itirazın iptali veya kaldırılması talebinin de yine hakem heyetine yöneltilmesi zorunludur.
Hakem Heyeti Kararına İtiraz: Tüketici Mahkemesinin İki Ayrı Kapasitesi
Taraflar, hakem heyeti kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde hakem heyetinin veya tüketicinin yerleşim yerindeki tüketici mahkemesine itiraz edebilir (6502 m.70/3). Mahkeme bu itirazı incelerken, hakem heyeti kararı esas yönünden kanuna uygun olup yalnızca kanunun olaya uygulanmasında hata edilmişse veya kimlik/hesap gibi açık maddi hatalar söz konusuysa, evrak üzerinden düzelterek onama kararı verebilir (m.70/4). Bu yetki sınırlıdır: bilirkişi incelemesinin yetersiz veya çelişkili olması, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmiş olması veya tüketicinin seçimlik haklarından (sözleşmeden dönme, bedel indirimi, ücretsiz onarım, ayıpsız misliyle değişim) hangisini talep ettiğinin belirsiz olması gibi hâllerde mahkeme evrak üzerinden karar veremez; duruşma açıp tahkikat yürütmek zorundadır.
Tüketici mahkemesinin bu itiraz üzerine vereceği karar kesindir (m.70/5) — istinaf veya temyiz yolu kapalıdır. Bu durum, mahkemenin birinci derece mahkeme sıfatıyla (hakem heyeti sınırının üzerindeki uyuşmazlıklarda doğrudan açılan davalarda) verdiği kararlardan köklü biçimde ayrılır: bu ikinci grupta HMK m.341 vd.’deki genel istinaf/temyiz rejimi uygulanır, 2026 yılı için 50.000 TL istinaf ve 682.000 TL temyiz kesinlik sınırları geçerlidir, manevi tazminat taleplerinde ise miktara bakılmaksızın istinaf her zaman açıktır.
Bu iki kapasitenin karıştırılması ağır usuli sonuçlar doğurur: itiraz mercii sıfatıyla verilen bir kararda sehven istinaf yolu gösterilmiş olsa dahi, kanunun emredici kesinlik hükmü karşısında bu karar istinaf kabiliyeti kazanmaz — bölge adliye mahkemesi başvuruyu kararın kesin olması nedeniyle usulden reddeder. Tersine, birinci derece davada verilen ve kesinlik sınırını aşan bir kararda mahkemenin sehven “karar kesindir” yazması, tarafların kanundan doğan istinaf hakkını ortadan kaldırmaz.
Vekâlet ücreti rejiminde de asimetri vardır (m.70/6): hakem heyetinin tüketici lehine verdiği bir karar itiraz sonucu iptal edilirse tüketici aleyhine nispi vekâlet ücretine hükmedilir; ancak bu iptal, hakem heyetine sunulmamış ve mevcut olduğu hâlde sonradan mahkemeye sunulan bir belge nedeniyle gerçekleşmişse, tüketici aleyhine yargılama gideri veya vekâlet ücretine hükmedilemez. Bu düzenleme, satıcı/sağlayıcının hakem heyeti aşamasında kasten sunmadığı delilleri sonradan mahkemeye sunarak tüketiciyi mali riske sokmasını engeller.
Hakem Heyeti Kararının İcrası ve İcra Hukuk Mahkemesiyle İlişkisi
Tüketici hakem heyeti kararları tarafları bağlar ve İİK’nın ilamların yerine getirilmesi hükümlerine göre yerine getirilir (m.70/1-2); şekli veya maddi anlamda kesinleşmemiş olsalar dahi tesis edildikleri andan itibaren İİK m.24 vd. anlamında ilam niteliğinde belge vasfını taşırlar. Kararı lehine olan taraf, karşı tarafın itiraz süresinin dolmasını beklemeksizin doğrudan icra müdürlüğü nezdinde ilamlı icra takibine geçebilir; borçlunun icra dairesine itiraz ederek takibi durdurma imkânı yoktur.
Tüketici mahkemesinde itiraz davası açılmış olması icra takibini kendiliğinden durdurmaz (m.70/3). Takip alacaklısı, itiraz davası derdest iken haciz işlemlerini sürdürebilir. İcranın durdurulabilmesi mutlak surette borçlunun açık talebine ve yalnızca itiraz davasına bakan tüketici mahkemesinden alınacak bir tedbir kararına bağlıdır — İcra Hukuk Mahkemesi’nin veya icra müdürlüklerinin hakem heyeti kararına itiraz gerekçesiyle takibi durdurma yetkisi bulunmamaktadır. Mahkeme bu tedbiri teminatsız verebileceği gibi nakdi/gayrinakdi teminat şartına da bağlayabilir.
Bu mekanizmanın, İcra Hukuk Mahkemesi makalemizde ele aldığımız İİK m.36’daki kanun yolu sırasında teminatla durdurma (tehir-i icra) kurumuyla karıştırılmaması gerekir: hakem heyeti kararları mahkeme ilamı olmayıp kanunen ilam hükmünde sayılan belgeler olduğundan, kanun koyucu bunlar için icra dairesinden mehil vesikası alınması usulü yerine, doğrudan 6502 m.70/3’teki özel ihtiyati tedbir mekanizmasını öngörmüştür. Tedbir talebi dava dilekçesinde açıkça ve ivedilikle dile getirilmelidir; aksi hâlde mahkemece tedbir kararı verilip icra müdürlüğüne ibraz edilene kadar takip tüm sonuçlarıyla devam eder.
Tüketici Mahkemesi Bulunmayan Yerde Asliye Hukuk Mahkemesi
6502 sayılı Kanun’da tüketici mahkemesi kurulmayan yerler için açık bir ikame görev hükmü yoktur; bu boşluk m.83/1’in genel atfıyla HMK’nın genel görev sistematiğine bırakılmıştır (bu köprünün hukuki dayanağı Asliye Hukuk Mahkemesi makalemizde ayrıntılı işlenmiştir). Müstakil tüketici mahkemesi bulunmayan yerlerde Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararları doğrultusunda bu görev genel görevli asliye hukuk mahkemesine tevdi edilir; mahkeme davaya genel mahkeme sıfatıyla değil, tüketici mahkemesi sıfatıyla bakar.
Bu sıfatın tensip tutanağından gerekçeli karar başlığına kadar açık ve tereddütsüz biçimde belirtilmesi gerekir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2017/241, K. 2017/278, T. 18.04.2017 tarihli kararında, davaya asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla bakılarak karar verilmesinin hatalı olduğunu tespit ederek kararı kaldırmıştır. Sıfatın belirtilmemesi yalnızca bir başlık meselesi değildir; harç muafiyeti rejiminin uygulanmaması, yazılı yargılama usulünün (basit yargılama usulü yerine) yanlışlıkla işletilmesi ve kanun yolu denetiminin hatalı yapılması gibi somut usul güvencesi ihlallerine yol açtığı ölçüde mutlak bozma sebebidir — bu ölçüt, İş Mahkemesi ve Aile Mahkemesi makalelerimizde ele aldığımız aynı ilkenin tüketici mahkemesi bağlamındaki uygulamasıdır: belirleyici olan sıfatın yazılıp yazılmadığından çok, ilgili özel usul güvencelerinin (burada basit yargılama usulü ve harç muafiyeti) fiilen işletilip işletilmediğidir.
Dava Şartı Arabuluculuk ve İstisnaları
6502 sayılı Kanun m.73/A uyarınca, tüketici mahkemelerinde görülen parasal edim ve tazminat talepli davalarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması kural olarak dava şartıdır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/2388, K. 2022/3932, T. 03.03.2022 tarihli kararında, tüketici uyuşmazlıklarında uygulanması gereken düzenlemenin TTK m.5/A değil 6502 m.73/A olduğunu tespit etmiştir.
Kanun, mülkiyet hakkının niteliğini ve hakem heyeti sisteminin işleyişini gözeterek bu dava şartına dört istisna tanımıştır:
- Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında kalan (parasal sınır altındaki) uyuşmazlıklar,
- Hakem heyeti kararlarına karşı tüketici mahkemesine yapılan itiraz davaları,
- 6502 m.73/6’daki genel tüketici menfaatini ilgilendiren ihtiyati tedbir, tespit, önleme veya durdurma davaları,
- Taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar.
Son istisnanın kapsamı dar ve kesin biçimde yorumlanmalıdır: yalnızca doğrudan taşınmazın ayni mülkiyetine ve tapu kaydının tescil/terkinine ilişkin talepler — yüklenicinin temlikine dayalı tapu iptali/tescil davaları, ipoteğin fekki, kat irtifakı veya kat mülkiyeti tesisi talepleri — bu istisna kapsamındadır ve arabulucuya başvurmadan doğrudan dava açılabilir. Buna karşılık, aynı sözleşme ilişkisinden kaynaklansa dahi, tapu tescili istenmeksizin yalnızca ödenen bedelin iadesi, gecikme tazminatı, kira tazminatı veya ayıplı ifa sebebiyle bedel indirimi gibi salt nispi para alacağı talep edildiğinde taşınmazın aynı çekişmeli olmadığından bu istisna uygulanmaz; dava şartı arabuluculuk geçerliliğini korur. Bu ayrımın gözden kaçırılması, mahkemenin bir tapu iptali davasını haksız yere usulden reddetmesine veya tersine bir tazminat davasını arabuluculuk şartı aranmaksızın kabul etmesine yol açabilir.
Toplu Nitelikli Davalar ile Bireysel Davalar
6502 sayılı Kanun m.73/6 uyarınca tüketici örgütleri, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile Ticaret Bakanlığı, genel olarak tüketicileri ilgilendiren hukuka aykırılıkların önlenmesi, tespiti veya durdurulması amacıyla tüketici mahkemelerinde toplu nitelikli dava açabilir. Bu davalar bireysel tüketici davalarından üç noktada ayrılır:
- Harç muafiyeti (m.73/2): Bakanlık, tüketiciler ve tüketici örgütleri tarafından açılan davalar harçtan tamamen muaftır — başvurma harcı, karar ve ilam harcı ile nispi istinaf/temyiz harcı alınamaz. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2026/1357, K. 2026/1452, T. 14.04.2026 tarihli kararında bu muafiyetin tüketici sıfatına bağlı olduğunu, peşin yatırılan harcın talep hâlinde iade edileceğini teyit etmiştir.
- Gider ve vekâlet ücreti güvencesi (m.73/3): Tüketici örgütü üst kuruluşlarınca açılan davalarda bilirkişi ücreti ve davanın aleyhe sonuçlanması hâlinde vekâlet ücreti Bakanlıkça karşılanır; lehe sonuçlanırsa bu bedeller 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre davalıdan tahsil edilir.
- İlan kararı (m.73/7): Genel tüketici menfaatini ilgilendiren davalarda, davacının talebi üzerine karar masrafı davalıdan alınmak suretiyle ülke genelinde en az üç gazetede yayımlanabilir.
Manevi Tazminat Taleplerinde Kanun Yolu Kesinlik Sınırı
Tüketici davalarında sıklıkla maddi tazminat (veya bedel iadesi) ile birlikte manevi tazminat talep edilir. Bu iki talebin kanun yolu rejimi bağımsızdır: istinaf veya temyiz kesinlik sınırı her talep yönünden ayrı ayrı değerlendirilir; taleplerin toplamı esas alınarak inceleme yapılamaz. Maddi talep sınırı aşıyor ancak manevi tazminat sınırın altında kalıyorsa, üst mahkeme yalnızca maddi talebi esastan inceler, manevi tazminata ilişkin kısmı kesinlik sebebiyle incelemeksizin usulden reddeder.
Manevi tazminatın niteliği bu ayrımı daha da belirginleştirir: 7589 sayılı Kanun ile HMK m.107’nin yürürlükten kaldırılıp kısmi dava imkânının m.109/4 ile genişletilmesinden sonra bile, manevi tazminat talepleri niteliği gereği bölünemez haklardandır — manevi zararın tekliği ve şahsiliği ilkesi uyarınca kısmi davaya konu edilemez, tek seferde ve tam tutarıyla talep edilmesi gerekir. Dolayısıyla manevi tazminat bakımından kesinlik sınırı denetimi, doğrudan dava edilen ve hüküm altına alınan tam miktar üzerinden yapılır. Bu parasal sınırlar kamu düzenine ilişkindir; mahkemenin kararında kanun yolu süresini veya şeklini hatalı göstermiş olması, yasal kesinlik sınırının altında kalan tutarlar hakkında üst mahkemenin esasa ilişkin inceleme yapmasını sağlamaz.
Tüketici Mahkemesinde Görülen Başlıca Dava Türleri
- Ayıplı mal veya hizmetten doğan seçimlik hak davaları (bedel iadesi, indirim, onarım, değişim)
- Yükleniciden temlik alınan bağımsız bölümde tapu iptali ve tescil davası
- Sigorta sözleşmesinden doğan tazminat ve rücu davaları
- Tüketici kredisi sözleşmesinden doğan itirazın iptali, menfi tespit davaları
- Abonelik sözleşmelerinden (elektrik, su, doğalgaz, telekomünikasyon) doğan uyuşmazlıklar
- Tüketici hakem heyeti kararına itiraz davası
- Konut/tatil amaçlı taşınmaz satışından doğan uyuşmazlıklar
- Kapıdan satış ve mesafeli satış sözleşmelerinden doğan cayma hakkı uyuşmazlıkları
- Genel tüketici menfaatini ilgilendiren tespit, önleme ve durdurma davaları (m.73/6)
- Seri ayıplı malların piyasadan toplatılmasına ilişkin davalar (m.74)
Bu listedeki dava türlerinin bir kısmı için sitemizde ayrı ve kapsamlı makaleler bulunmaktadır; henüz makalesi yayınlanmamış olanlar ilgili içerik hazırlandığında bu listeye eklenip bağlantılandırılacaktır.
Sıkça Sorulan Sorular
Tacir olan bir kişi tüketici mahkemesine başvurabilir mi?
Evet, işlemi ticari işletmesiyle değil şahsi/ailevi ihtiyacıyla ilgiliyse. Belirleyici olan kişinin sicil kaydı değil, somut işlemdeki kullanım amacıdır.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan uyuşmazlık tüketici mahkemesinde mi görülür?
Arsa sahibi ile yüklenici arasındaki doğrudan uyuşmazlıkta hayır, asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Ancak yükleniciden bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişinin açtığı tapu iptali/tescil davasında tüketici mahkemesi görevlidir.
Sigorta uyuşmazlıkları her zaman ticaret mahkemesinde mi görülür?
Hayır. Sigortalı gerçek kişi tüketici sıfatını taşıyorsa (aracı/taşınmazı özel kullanım amaçlıysa) 6502 m.83/2 gereği tüketici mahkemesi görevlidir.
2026 yılında tüketici hakem heyetine başvuru sınırı nedir?
186.000 TL’dir. Bu tutarın altındaki uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvuru zorunlu; bu tutar ve üzerinde doğrudan (arabuluculuk sonrası) tüketici mahkemesine başvurulur.
Hakem heyeti kararına itiraz eden karara karşı istinaf veya temyiz yolu açık mıdır?
Hayır. Tüketici mahkemesinin itiraz üzerine verdiği karar kesindir; bu, mahkemenin birinci derece sıfatıyla verdiği ve genel istinaf/temyiz rejimine tabi kararlardan farklıdır.
Hakem heyeti kararına itiraz icra takibini durdurur mu?
Hayır, kendiliğinden durdurmaz. İcranın durdurulması için itiraz davasına bakan tüketici mahkemesinden ayrıca tedbir talep edilmesi gerekir; icra hukuk mahkemesinin bu konuda yetkisi yoktur.
Tüketici mahkemesi bulunmayan yerde dava nerede açılır?
O yerdeki asliye hukuk mahkemesinde, ancak mahkeme davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakar; bu sıfatın karar başlığında belirtilmemesi, usul güvenceleri ihlal edildiği ölçüde mutlak bozma sebebidir.
Taşınmazın aynına ilişkin her tüketici davasında arabuluculuk şartı aranmaz mı?
Hayır, yalnızca doğrudan tapu iptali/tescil, ipoteğin fekki gibi ayni sonuç doğuran taleplerde aranmaz. Aynı sözleşmeden doğan salt bedel iadesi veya tazminat talebinde arabuluculuk şartı geçerliliğini korur.
Maddi ve manevi tazminat talepleri birlikte açıldığında kanun yolu sınırı nasıl uygulanır?
Her iki talep ayrı ayrı değerlendirilir; biri sınırın altında kalsa dahi diğeri sınırı aşıyorsa yalnızca sınırı aşan talep yönünden kanun yolu incelemesi yapılır.
Tüketici örgütlerinin açtığı davalarda harç ödenir mi?
Hayır, Bakanlık, tüketiciler ve tüketici örgütleri tarafından açılan davalar tüm harçlardan muaftır.
Sonuç
Tüketici mahkemesinin görev alanı, tarafların gerçek amacına ve işlemin niteliğine göre şekillenen, ilk bakışta göründüğünden daha katmanlı bir yapıya sahiptir. Tüketici işlemi kavramının doğru tespiti, hakem heyeti ile mahkeme arasındaki parasal sınırın ve yıl geçişi kuralının doğru uygulanması, hakem heyeti kararına itirazda mahkemenin iki farklı kapasitesinin (itiraz mercii/birinci derece) karıştırılmaması ve dava şartı arabuluculuğun taşınmazın aynına ilişkin istisnasının doğru sınırlandırılması, davanın esasına girilmeden usulden sonuçlanmasını önlemek bakımından belirleyicidir. Görev kuralının kamu düzeninden olması, bu hususların her aşamada resen gözetilmesini zorunlu kılar.
Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul