İmza atma yükümlülüğü, ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında şüpheli ya da sanığın belirlenen günlerde ve saatlerde yetkili birime başvurmasını gerektiren adli kontrol tedbiridir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 109/3-b maddesinde düzenlenen bu yükümlülük, kişinin tutuklanmadan denetim altında tutulmasını amaçlar. İmza yükümlülüğünün isteyerek ihlal edilmesi, CMK 112 uyarınca tutuklama kararı verilmesine neden olabilir. Ancak bir kez imza atılmaması, kendiliğinden tutuklama sonucunu doğurmaz. İhlalin kasıtlı olup olmadığı, mazeretin bulunup bulunmadığı ve tutuklamanın gerekliliği somut olayın koşullarına göre değerlendirilir.
Adli Kontrol İmza Yükümlülüğü Nedir?
Adli kontrol kapsamında imza atma yükümlülüğü, şüpheli veya sanığın hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmasını ifade eder. Uygulamada bu tedbir çoğunlukla belirlenen polis merkezine veya jandarma birimine gidilerek kimlik ve başvuru kaydının doğrulanması şeklinde yerine getirilir.
CMK 109/3-b maddesindeki düzenleme, hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurulmasını öngörür. Kanunda bütün şüpheli ve sanıklar için geçerli sabit bir imza günü veya haftalık başvuru sayısı belirlenmemiştir.
İmza yükümlülüğü bir ceza değil, koruma tedbiridir. Bu nedenle hakkında imza yükümlülüğü bulunan kişinin suçlu olduğu veya mahkûm edildiği anlamına gelmez. Tedbirin amacı, kişinin muhakeme sürecinde denetlenmesini ve gerektiğinde yetkili makamların erişimine hazır bulunmasını sağlamaktır.
Adli kontrolün genel şartları, uygulanabilecek diğer yükümlülükler ve tutuklamayla ilişkisi hakkında ayrıntılı bilgi için adli kontrolün hukuki şartları başlıklı yazı incelenebilir.
İmza Atma Yükümlülüğü Nasıl Uygulanır?
İmza günlerini ve saatlerini kim belirler?
Soruşturma evresinde adli kontrol kararı, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından verilir. Kovuşturma evresinde ise davaya bakan mahkeme adli kontrol uygulanmasına karar verebilir.
İmza yükümlülüğünün kapsamı, hâkim veya mahkeme kararına ve bu karar doğrultusunda yapılan uygulama işlemlerine göre belirlenir.
Kararda ve uygulama bildiriminde özellikle şu hususlar önem taşır:
- İmza yükümlülüğünün uygulanacağı yer veya kurum.
- Başvurunun yapılacağı günler ve zaman aralıkları.
- Yükümlülüğün başlangıcına ve uygulanmasına ilişkin bildirimler.
- Başvurunun hangi yöntemle kayıt altına alınacağı.
- Yükümlülüğe uyulmaması halinde doğabilecek hukuki sonuçlar.
Örneğin haftanın belirli günlerinde başvuru yapılması kararlaştırılmışsa kişi bu düzenlemeye uymak zorundadır. Başvurunun daha seyrek yapılmasının yeterli olacağını düşünerek imza sayısını kendiliğinden azaltamaz.
İmza işlemi hangi kurum tarafından takip edilir?
Adli kontrol kararlarının yerine getirilmesi, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin 55-57. maddelerinde düzenlenmiştir. Kararın infaz işlemleri denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından yürütülür; yükümlülüğün niteliğine göre kolluk birimleri ve diğer kurumlarla iş birliği yapılır.
İmza atılması gereken yerin kolluk birimi olarak belirlenmesi halinde başvurunun yapılıp yapılmadığı ilgili kayıtlar üzerinden takip edilir. Bazı uygulamalarda mevzuatın izin verdiği elektronik izleme ve biyometrik imza yöntemleri de kullanılabilir.
Denetimli serbestlik müdürlüğü veya ilgili kolluk biriminin uygulama işlemleri, hâkim ya da mahkeme kararının yerine geçmez. Kararın kapsamını değiştirmeyi gerektiren durumlarda yetkili yargı merciinden karar alınması gerekir.
İmza Atma Yükümlülüğü İhlali Hangi Durumlarda Oluşur?
İmza yükümlülüğünün ihlali, kişinin kendisine bildirilen adli kontrol yükümlülüğünü kararda belirlenen usule uygun şekilde yerine getirmemesi halinde gündeme gelir.
İhlal değerlendirmesine konu olabilecek durumlar şunlardır:
- Belirlenen gün imza atılması gereken yere hiç başvurulmaması.
- Başvurunun belirlenen zaman aralığı dışında yapılması.
- Gerekli izin veya değişiklik kararı alınmadan başka bir yerde imza atılmaya çalışılması.
- İmza yükümlülüğüne birden fazla kez uyulmaması.
- Elektronik veya biyometrik yöntemle yerine getirilen yükümlülüğün usulüne uygun tamamlanmaması.
Bununla birlikte her kayıt eksikliği, CMK 112 anlamında isteyerek gerçekleştirilen bir ihlal değildir. Başvurunun yapılmasına rağmen sisteme işlenmemesi, teknik aksaklık yaşanması veya kişinin iradesi dışında ortaya çıkan bir engel bulunması halinde durum ayrıca araştırılmalıdır.
İhlalin hukuki sonuçlarının belirlenmesinde yalnızca eksik imza kaydına değil, yükümlülüğün içeriğine, ilgili bildirimlere ve kişinin davranışlarına birlikte bakılması gerekir.
Bir Kez İmza Atılmazsa Tutuklama Olur mu?
Bir kez imza atılmaması otomatik tutuklama sebebi değildir. Bununla birlikte kanun, tutuklama ihtimalini yalnızca birden fazla ihlal yapılması şartına da bağlamamıştır. Tek bir ihlal, isteyerek gerçekleştirildiği ve diğer hukuki koşullar bulunduğu takdirde tutuklama değerlendirmesine konu olabilir.
CMK 112/1 maddesine göre adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii tutuklama kararı verebilir.
Bu hükmün uygulanmasında üç temel nokta önemlidir:
- İsteyerek yerine getirmeme: Yükümlülüğe uyulmamasının bilinçli ve iradi olup olmadığı araştırılmalıdır.
- Yargısal değerlendirme: İhlalin bildirilmesi tutuklamanın zorunlu olduğu anlamına gelmez. Yetkili merci somut koşulları değerlendirmelidir.
- Ölçülülük: Tutuklama yerine adli kontrolün sürdürülmesi veya yükümlülüğün değiştirilmesiyle amaca ulaşılıp ulaşılamayacağı değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla tek bir imzanın kaçırılması hafife alınmamalı, ancak olayın koşulları incelenmeden kesin tutuklama sonucu da çıkarılmamalıdır.
İmza ihlalinde önce uyarı yapılması zorunlu mu?
Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin 57/2 maddesi, tebligata rağmen mazeretsiz ve kasıtlı olarak adli kontrolün gereklerini yerine getirmeyen veya tedbiri ihlal eden kişinin dosyasının, uyarı yapılmaksızın Cumhuriyet başsavcılığı aracılığıyla ilgili yargı merciine gönderilmesini düzenler.
Bu nedenle her imza ihlalinde önce yazılı uyarı yapılacağı, ikinci veya üçüncü ihlalden sonra işlem başlatılacağı düşüncesi doğru değildir.
Bununla birlikte dosyanın yargı merciine gönderilmesi ile tutuklama kararı verilmesi farklı işlemlerdir. İhlalin hukuki niteliği ve uygulanacak tedbir hakkında karar verme yetkisi yargı merciine aittir. İlgili merci karar verinceye kadar adli kontrolün infazına devam edilir.
İmza Atmamanın Haklı Mazeretleri Nelerdir?
CMK 112 bakımından belirleyici unsur, adli kontrolün isteyerek yerine getirilmemesidir. Bu nedenle kişinin iradesi dışında oluşan ve yükümlülüğe uymasını engelleyen nedenler önem taşır.
Somut koşullara göre değerlendirilebilecek mazeretler arasında şunlar bulunabilir:
- Sağlık sorunları: Acil tedavi, hastaneye yatış veya başvuruyu fiilen engelleyen ciddi sağlık durumları.
- Doğal afet ve ulaşım engelleri: Deprem, sel, ulaşımın fiilen kesilmesi veya benzeri öngörülemeyen olaylar.
- İrade dışı engeller: Kişinin başka bir hukuki işlem nedeniyle özgürlüğünün kısıtlanması gibi başvuruyu imkânsızlaştıran durumlar.
- Kurumsal veya teknik hatalar: Zamanında başvuru yapılmasına rağmen kayıt oluşturulmaması ya da elektronik sistemde arıza meydana gelmesi.
Bir mazeretin ileri sürülmesi, o mazeretin her durumda kabul edileceği anlamına gelmez. İleri sürülen nedenin imza yükümlülüğünün yerine getirilmesini gerçekten engelleyip engellemediği araştırılır.
Hastane kayıtları, muayene ve yatış belgeleri, ulaşımın aksadığını gösteren resmî kayıtlar, başvuru tutanakları ve ilgili kurum yazışmaları bu değerlendirmede önem taşıyabilir.
Çalışmak veya şehir dışında bulunmak geçerli mazeret midir?
Çalışma saatlerinin imza günleriyle çakışması ya da iş nedeniyle başka bir şehirde bulunulması, kişiye kendiliğinden yükümlülüğe uymama hakkı vermez.
Ancak bu koşullar, imza gününün, saatinin veya başvuru yerinin değiştirilmesi talebinde gerekçe olarak ileri sürülebilir. İşveren yazısı, vardiya çizelgesi, görevlendirme belgesi ve seyahat kayıtları talebi destekleyebilir.
Özellikle düzenli çalışma veya eğitim hayatıyla sürekli çatışan bir imza yükümlülüğünde, karara aykırı davranmak yerine önceden değişiklik talep edilmesi daha uygun bir hukuki yoldur.
İmza Atmayı Unutan Kişi Ne Yapmalıdır?
İmza gününün geçirilmesi halinde kişinin hiçbir işlem yapmadan bir sonraki imza gününü beklemesi, oluşan sorunu ortadan kaldırmayabilir. İhlalin nedeni ve sonradan yapılan işlemler kayıt altına alınmalıdır.
Bu durumda izlenebilecek yol şu şekildedir:
- Durumu gecikmeksizin bildirin: İmzanın atılması gereken kurumla ve gerekiyorsa ilgili denetimli serbestlik müdürlüğüyle iletişime geçerek eksik başvuruyu bildirin.
- Yazılı açıklama yapın: İmzanın neden atılamadığını, olayın gerçekleştiği tarih ve koşullarla birlikte yazılı olarak açıklayın.
- Belgeleri sunun: Hastane kaydı, ulaşım belgesi veya teknik aksaklığı gösteren kayıtlar gibi mazereti destekleyen belgeleri ekleyin.
- Dosyaya işlenmesini sağlayın: Açıklamanın ve belgelerin ilgili adli kontrol dosyasına aktarılmasını talep edin.
- Sonraki yükümlülüklere uyun: Yetkili makam tarafından yeni bir karar verilmedikçe mevcut imza yükümlülüğünü yerine getirmeye devam edin.
Kaçırılan imzanın ertesi gün atılması veya ilgili kuruma sonradan gidilmesi, önceki eksikliği kendiliğinden gidermeyebilir. Bununla birlikte sonradan yapılan başvuru, kişinin davranışının değerlendirilmesinde önem taşıyabilecek bir olgudur.
İmza İhlali Nedeniyle Tutuklama Kararı Nasıl Değerlendirilir?
İmza ihlali nedeniyle tutuklama kararı verilmesi, CMK 112’deki özel düzenleme ile birlikte tutuklamaya ilişkin usul güvencelerinin değerlendirilmesini gerektirir.
İncelemede özellikle yükümlülüğün kişiye bildirilip bildirilmediği, ihlalin isteyerek gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, sunulan mazeretler ve tutuklamanın gerekli olup olmadığı üzerinde durulmalıdır.
Anayasa Mahkemesinin 14.07.2021 tarihli, E.2020/53, K.2021/55 sayılı kararında, CMK 112/1 maddesine eklenen ve mahkûmiyet hükmü istinaf veya temyiz incelemesindeyken ilk derece mahkemesine de tutuklama kararı verme yetkisi tanıyan düzenleme incelenmiştir.
Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi değerlendirirken, adli kontrol yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde de tutuklamaya ilişkin genel usul güvencelerinin uygulanacağını belirtmiştir. Kararda, sanığın dinlenmesi, müdafi yardımından yararlanması, ihlalin nedenlerinin incelenmesi ve mahkemenin tutuklama dışında kalan seçenekleri değerlendirebilmesi üzerinde durulmuştur.
Kararın doğrudan konusu, mahkûmiyet sonrası kanun yolu incelemesi devam ederken ilk derece mahkemesinin tutuklama yetkisidir. Bununla birlikte gerekçede açıklanan usul güvenceleri, adli kontrol ihlalinin otomatik bir yaptırıma dönüştürülmemesi bakımından önemlidir.
Somut dosyada imza ihlali iddiasına karşı savunmanın hazırlanması sırasında başvuru kayıtlarının, mazeret belgelerinin, kolluk bildirimlerinin ve hâkim kararının birlikte incelenmesi gerekir.
Adli kontrolün ihlal edilmesinin diğer yükümlülükler bakımından sonuçları ise adli kontrol yükümlülüğünün ihlali ve tutuklama başlıklı yazıda ayrıca ele alınmaktadır.
İmza Atma Yükümlülüğüne Nasıl İtiraz Edilir?
İmza yükümlülüğünün hukuka aykırı veya ölçüsüz olduğu düşünülüyorsa adli kontrol kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilir.
CMK 111/2 uyarınca adli kontrole ilişkin kararlara itiraz mümkündür. CMK 268/1 gereğince, kanunda özel bir süre öngörülmemişse itiraz, kararın CMK 35’e göre öğrenildiği günden itibaren iki hafta içinde yapılır.
İtiraz, kural olarak kararı veren mercie sunulacak dilekçeyle veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine beyanda bulunulması suretiyle yapılır. Kararı veren merciin itirazı yerinde görmemesi halinde dosya, kanunda belirtilen itiraz inceleme merciine gönderilir.
İtiraz gerekçeleri somutlaştırılmalıdır. İmza sıklığının kişinin çalışma veya eğitim yaşamıyla çatışması, sağlık koşulları, ulaşım zorlukları ya da tedbirin gerekliliğinin ortadan kalkması gibi hususlar dosyadaki belgelerle açıklanabilir.
Başvuru süresi, inceleme mercii ve itirazın sonuçları hakkında ayrıntılı bilgiye adli kontrol kararına itiraz başlıklı yazıdan ulaşılabilir.
İmza Atma Yükümlülüğünün Günü veya Yeri Değiştirilebilir mi?
Evet. CMK 110/2 uyarınca hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle adli kontrol yükümlülüklerini kaldırabilir, değiştirebilir veya kişiyi bazı yükümlülüklerden geçici olarak muaf tutabilir. CMK 111 kapsamında şüpheli veya sanık da yükümlülüğün kaldırılmasını ya da değiştirilmesini talep edebilir.
İmza yükümlülüğünün kişinin koşullarına uygun hale getirilmesi için özellikle şu talepler gündeme gelebilir:
- İmza atılması gereken günlerin değiştirilmesi.
- Başvuru saatlerinin çalışma veya eğitim düzenine uygun hale getirilmesi.
- İkamet değişikliği nedeniyle başvuru yerinin değiştirilmesi.
- İmza sıklığının azaltılması.
- Belirli bir süre için yükümlülükten muaf tutulma.
- İmza yükümlülüğünün tamamen kaldırılması.
Talebin kabul edilmesi otomatik değildir. Tedbirin amacı, soruşturmanın veya kovuşturmanın geldiği aşama ve kişinin koşulları birlikte değerlendirilir.
Önemli olan, yeni karar verilinceye kadar mevcut yükümlülüğün devam etmesidir. Değişiklik dilekçesi verilmiş olması, tek başına imza atma zorunluluğunu askıya almaz.
CMK 111/1 uyarınca şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra hâkim veya mahkeme beş gün içinde karar verebilir. Talebin hazırlanması ve değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılar adli kontrolün kaldırılması veya değiştirilmesi başlıklı yazıda incelenebilir.
İmza Atma Yükümlülüğü Ne Kadar Sürer?
İmza yükümlülüğü, adli kontrol kararı yürürlükte kaldığı sürece uygulanır. Bununla birlikte adli kontrolün süresiz olarak devam ettirilmesi mümkün değildir. CMK 110/A maddesinde adli kontrolün azami süreleri düzenlenmiştir.
Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi kural olarak en fazla iki yıldır. Zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek bu süre bir yıl daha uzatılabilir.
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde ise temel azami süre üç yıldır. Kanunda belirtilen koşullarla uzatma mümkündür ve bazı suç kategorileri bakımından farklı toplam uzatma sınırları bulunmaktadır. Çocuklar hakkında bu süreler yarı oranında uygulanır.
Ayrıca CMK 110/4 gereğince adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekli olup olmadığı en geç dört aylık aralıklarla incelenir. Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma aşamasında ise mahkeme bu değerlendirmeyi yapar.
Azami sürelerin hesabı, uzatma şartları ve çocuklar bakımından uygulama hakkında adli kontrol süresi ve uzatılması başlıklı yazı incelenebilir.
İmza Atılarak Geçirilen Süre Cezadan Düşülür mü?
İmza atma yükümlülüğü altında geçirilen süre, kural olarak sonradan verilen hapis cezasından mahsup edilmez.
CMK 109/6, adli kontrol altında geçen sürenin şahsi hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemeyeceğini düzenler. Kanunda tedavi veya muayene tedbiri ve konutu terk etmeme yükümlülüğü bakımından istisnalar bulunmaktadır.
Ancak CMK 109/3-b kapsamında yalnızca belirlenen yerlere düzenli başvuru yapma, yani imza atma yükümlülüğü, bu mahsup istisnaları arasında yer almaz.
Bu konu, imza yükümlülüğünün ne kadar sürdüğünden farklıdır. Tedbirin uzun süre uygulanmış olması, tek başına imzayla geçirilen günlerin hapis cezasından düşülmesini sağlamaz.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Bir gün imza atmayı unutursam hemen yakalama kararı çıkar mı?
Bir imzanın unutulması kendiliğinden yakalama veya tutuklama kararı doğurmaz. Ancak mazeretsiz ve kasıtlı ihlal yargı merciine bildirilebilir. Kişinin eksik başvuruyu derhal açıklaması, varsa mazeret belgelerini sunması ve sonraki yükümlülüklere uyması önemlidir.
2. İmza günü hafta sonuna veya resmî tatile denk gelirse ne olur?
Hafta sonu veya resmî tatil bulunması, imza yükümlülüğünün kendiliğinden ertelendiği anlamına gelmez. Kararın ve uygulama bildiriminin içeriği esas alınmalıdır. İlgili birimin çalışma düzeni konusunda tereddüt bulunuyorsa önceden açıklık sağlanmalı, gerektiğinde yetkili merciden değişiklik istenmelidir.
3. Başka şehirdeki polis merkezinde imza atabilir miyim?
Kararda belirlenen yer dışında imza atılabilmesi için uygulamanın yetkili makamlarca uygun şekilde düzenlenmiş olması gerekir. Kişinin kendi tercihine göre başka bir polis merkezine başvurması, yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmeyebilir. Özellikle ikamet veya iş yeri değişikliğinde başvuru yerinin değiştirilmesi önceden talep edilmelidir.
4. İmza yükümlülüğü devam ederken şehir dışına çıkmak yasak mı?
Yalnızca imza yükümlülüğü verilmiş olması, kendiliğinden şehir dışına çıkış yasağı oluşturmaz. Ancak kişi, belirlenen gün ve saatlerde imza yükümlülüğünü yerine getirmek zorundadır. Ayrıca konutu terk etmeme, belirli yerleşim bölgesini terk etmeme veya başka bir adli kontrol tedbiri uygulanıyorsa bu tedbirlerin sınırları ayrıca gözetilir.
5. İmza yükümlülüğü adli sicile işlenir mi?
İmza yükümlülüğü bir mahkûmiyet hükmü olmadığı için tek başına adli sicile mahkûmiyet kaydı olarak işlenmez. Ancak adli kontrol kararı ve uygulanmasına ilişkin bilgiler ilgili soruşturma, kovuşturma ve denetim kayıtlarında yer alabilir.
6. İmza atma yükümlülüğü kaldırılmadan imzaya gitmeyi bırakabilir miyim?
Hayır. Yükümlülüğün gereksiz hale geldiğinin düşünülmesi, kişinin kendiliğinden uygulamayı sonlandırmasına imkân vermez. Yetkili merci tarafından kaldırma veya değişiklik kararı verilmedikçe mevcut yükümlülüğe uyulmalıdır.
Sonuç: İmza İhlalinde Belirleyici Olan Nedir?
Adli kontrol kapsamında imza atma yükümlülüğü, CMK 109/3-b maddesine dayanan ve şüpheli veya sanığın belirlenen yerlere düzenli başvurmasını gerektiren bir koruma tedbiridir. Yükümlülüğe uyulmaması, özellikle kasıtlı ihlal halinde CMK 112 kapsamında tutuklama ihtimalini gündeme getirebilir.
Ancak tutuklama otomatik bir sonuç değildir. Başvurunun neden yapılmadığı, yükümlülüğün kişiye bildirilip bildirilmediği, mazeretin belgelerle desteklenip desteklenmediği ve daha hafif tedbirlerin yeterli olup olmayacağı değerlendirilmelidir.
İmza gününü kaçıran kişinin mazeretini gecikmeden belgelendirmesi ve ilgili mercie bildirmesi; imza saatleri veya başvuru yeri nedeniyle sürekli güçlük yaşayan kişinin ise yükümlülüğün değiştirilmesini talep etmesi gerekir. Yetkili makam yeni karar verinceye kadar mevcut adli kontrol yükümlülüğüne uyulması esastır.
Yazar: Avukat Fatih Sefer