Boşanmada velayet, anne veya babanın kusuruna ya da ekonomik gücüne göre değil, çocuğun üstün yararına göre belirlenir. Hakim; çocuğun yaşını, her iki ebeveynle kurduğu duygusal bağı, fiili bakımı kimin üstlendiğini, yaşam koşullarını ve idrak çağındaki çocuğun görüşünü uzman raporlarıyla birlikte değerlendirerek karar verir. TÜİK 2025 verilerine göre velayetin %74,6’sı anneye, %25,4’ü babaya verilmiştir; ancak bu bir kural değil, her somut olayda yapılan üstün yarar değerlendirmesinin toplamdaki sonucudur.
Bu makalede hakimin velayet takdirinde kullandığı kriterleri; yaş gruplarına göre velayet karinelerini, kusurun ve ekonomik durumun gerçek rolünü, kardeşlerin ayrılmaması ve istikrar ilkelerini güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla açıklıyoruz.
İçindekiler
- Velayette Temel Ölçüt: Çocuğun Üstün Yararı
- Çocuğun Yaşına Göre Velayet Kime Verilir?
- Boşanmadaki Kusur Velayeti Etkiler mi?
- Ekonomik Durum ve Çalışmama Velayete Engel mi?
- Yeniden Evlenme ve Yaşam Tarzı Velayeti Etkiler mi?
- Ebeveynin Sağlık Durumu Nasıl Değerlendirilir?
- İstikrar ve Süreklilik İlkesi Nedir?
- Kardeşlerin Velayeti Ayrılır mı?
- Çocuğun Tercihi Velayeti Belirler mi?
- Kişisel İlişkiyi Engelleme ve Ebeveyn Yabancılaştırması
- Anlaşmalı Boşanmada Velayet Anlaşması Hakimi Bağlar mı?
- Büyükanne, Büyükbaba ve Üvey Ebeveynin Rolü
- Velayeti Alamayan Ebeveynin Hakları
- Emsal Yargıtay Kararları
- Sık Sorulan Sorular
Velayette Temel Ölçüt: Çocuğun Üstün Yararı
TMK m.182 uyarınca mahkeme, boşanmaya karar verirken olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten sonra velayeti ve kişisel ilişkiyi düzenler; bu düzenlemede çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Yargıtay’ın yerleşik formülü nettir: “Velâyet ve kişisel ilişki düzenlenirken; göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun ‘üstün yararıdır'” (Yargıtay 2. HD, E. 2023/7436, K. 2024/2736, T. 22.04.2024). Üstün yarar; çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin en sağlıklı şekilde sürdürülebileceği ortamın belirlenmesi demektir.
Bu ilkenin pratik sonucu şudur: velayet, eşler arasında bir ödül veya ceza mekanizması değildir. “Ana ve babanın yararları; boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur” (Yargıtay 2. HD, E. 2025/556, K. 2025/2305, T. 04.03.2025). Velayet kamu düzenine ilişkin olduğundan hakim resen araştırma yapar; tarafların ileri sürmediği olguları da toplar ve kararını 4787 sayılı Kanun m.5 uyarınca psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacılardan alınan sosyal inceleme raporuna dayandırır. Anayasa Mahkemesi’ne göre velayet kararı “uzman bilirkişiler tarafından hazırlanmış yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar ile elde edilen somut, nesnel verilere” dayanmak zorundadır; aksi durum aile hayatına saygı hakkının ihlalidir (AYM, B. 2021/28259, T. 06.03.2024).
Çocuğun Yaşına Göre Velayet Kime Verilir?
Çocuğun içinde bulunduğu gelişim evresi, hakimin takdirinde başvurduğu en somut verilerden biridir. Uygulamada yerleşen yaş bantları şöyledir:
0-3 yaş — anne bakımına mutlak muhtaçlık dönemi: Bu evrede emzirme ve güvenli bağlanma ihtiyacı nedeniyle velayetin anneye verilmesi asıldır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, “çocuğun henüz dört aylık olması nedeniyle anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğu” tespitiyle bu karineyi teyit etmiştir (YHGK, E. 2017/2410, K. 2021/346, T. 25.03.2021). Karine mutlak değildir: anne çocuğa şiddet uyguluyor, ağır ihmal içindeyse veya çocuğun güvenliğini tehlikeye atan bir yaşam sürüyorsa aşılır.
3-6 yaş ve okul çağı: Anneye biyolojik bağımlılık azalır; sosyal çevre, eğitim imkanları ve istikrar ilkesi öne çıkar. Çocuk uzun süredir bir ebeveynin yanında sağlıklı gelişim gösteriyorsa, yalnızca yaş karinesine dayanarak bu düzenin bozulması çocuğun ruhsal dünyasında sarsıcı etki yaratır; mahkeme kronolojik yaşla birlikte süregelen bakım düzenini de irdelemek zorundadır.
İdrak çağı (uygulamada genellikle 8 yaş ve üzeri): Çocuğun görüşünün alınması zorunlu hale gelir; tercih, üstün yararla birlikte değerlendirilir. Bu evrenin ayrıntısı aşağıda ayrı başlıkta incelenmiştir.
Boşanmadaki Kusur Velayeti Etkiler mi?
Kural olarak hayır. Boşanmaya sebebiyet veren kusur ile ebeveynlik kapasitesi farklı kavramlardır: eşlerin birbirlerine karşı yükümlülüklerini ihlal etmeleri, çocuklarına karşı ebeveynlik sorumluluklarını yerine getiremeyecekleri anlamına gelmez. Zina (TMK m.161) sebebiyle boşanmaya karar verilmiş olsa dahi, bu eylem çocuğun gelişimini doğrudan olumsuz etkilemiyorsa kusurlu eşe velayet verilmesine engel değildir. Ağır kusurlu eşin velayetten otomatik olarak mahrum bırakılması hukukumuzda yoktur.
Kusurun velayeti etkilediği eşik, kusurlu davranışın çocuğun yaşam alanına sirayet ettiği noktadır. Fiziksel veya psikolojik şiddet içeren davranışlar ebeveynlik kapasitesinin bizzat kendisini sakatlar: Yargıtay, babanın hem anneye hem ortak çocuklara fiziksel şiddet uyguladığı olayda velayetin anneye verilmesini onamıştır (Yargıtay 2. HD, E. 2023/4852, K. 2024/1505, T. 06.03.2024). Benzer şekilde, ebeveynin diğer eşe duyduğu öfkeyi çocuklara yansıtması da kapasite eksikliğidir: “kişisel öfke ve intikam duygularının kesinlikle çocukların üstün menfaatlerine tercih edilemeyecekleri” içtihatta açıkça vurgulanmıştır (Yargıtay 2. HD, E. 2021/3967, K. 2021/5195, T. 23.06.2021).
Ekonomik Durum ve Çalışmama Velayete Engel mi?
Hayır; ekonomik güç velayette belirleyici kriter değildir. Annenin çalışmaması, düzenli gelirinin bulunmaması veya babanın maddi imkanlarının daha iyi olması, velayetin babaya verilmesi için tek başına yeterli sebep sayılmaz. Bunun hukuki nedeni iştirak nafakası kurumudur: TMK m.182 uyarınca velayet verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır; ekonomik dengesizlik nafakayla giderilir. Buna karşılık anne şefkatinin ve fiili bakımın eksikliği maddi imkanla telafi edilemez. Yargıtay, velayet takdirinde ebeveynlerin sosyal konumlarından ziyade “çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâki ve toplumsal gelişiminin korunmasının esas” olduğunu vurgulamaktadır (Yargıtay 2. HD, E. 2025/1567, K. 2025/8347, T. 07.10.2025). Mahkeme, ebeveynin koşullarının çocuk için asgari yaşam standardını sağlayıp sağlamadığına bakar; “en zengin ebeveyn velayeti alır” yaklaşımı hukuken geçersizdir.
Yeniden Evlenme ve Yaşam Tarzı Velayeti Etkiler mi?
Ebeveynin boşanma sonrası yeniden evlenmesi veya yeni bir ilişki yaşaması, tek başına velayet kaybı sebebi değildir. Belirleyici olan, yeni durumun çocuğun bakımını, güvenliğini veya ruhsal gelişimini olumsuz etkileyip etkilemediğidir; bu da uzman incelemesiyle tespit edilir. Yeni eş çocuğa olumsuz tutum sergiliyor veya çocuğun huzurunu bozuyorsa velayetin verilmemesi ya da değiştirilmesi gündeme gelir; evlilik olgusunun kendisi engel değildir.
“Yaşam tarzı” eleştirileri de ancak somut verilerle ve çocuğun gelişimine doğrudan etkisiyle ispatlandığında dikkate alınır; toplumsal önyargılara dayalı değerlendirmeler velayet kararına esas alınamaz. Ebeveynin yaşam biçimi çocuğun eğitiminin ihmaline, sağlığının bozulmasına veya ahlaki gelişiminin tehlikeye girmesine yol açıyorsa mahkeme müdahale eder. Anayasa Mahkemesi, annenin çocuğu eğitim konusunda ihmal etmesinin ve çocuğun okula devam etmemesinin velayet takdirinde kritik bir somut veri olduğunu ortaya koymuştur (AYM, B. 2020/38164, T. 27.05.2025).
Ebeveynin Sağlık Durumu Nasıl Değerlendirilir?
Her hastalık veya engellilik hali velayete engel değildir; ölçüt, sağlık sorununun velayet görevinin gereği gibi yerine getirilmesini engelleyip engellemediğidir (TMK m.348/1’in kıyasen yansıttığı ilke). Ruhsal rahatsızlık iddialarında mahkeme, tanının çocuğun güvenliği üzerindeki etkisini titizlikle araştırmalı; iddialar sübjektif beyanlarla değil, tam teşekküllü hastane veya Adli Tıp Kurumu heyet raporlarıyla ispatlanmalıdır. Fiziksel engellilikte ise ebeveynin — gerekirse aile büyükleri gibi destek mekanizmalarıyla — çocuğun öz bakımını sürdürebilmesi yeterlidir. Ebeveynin psikolojik durumunun velayete engel olup olmadığı uzman heyetince değerlendirilmeden hüküm kurulması bozma sebebidir (Yargıtay 2. HD, E. 2023/9517, K. 2024/5903, T. 17.09.2024; E. 2024/304, K. 2025/3611, T. 14.04.2025).
İstikrar ve Süreklilik İlkesi Nedir?
İstikrar ilkesi, boşanma gibi sarsıcı bir deneyim yaşayan çocuğun alıştığı düzenden, okulundan ve sosyal çevresinden koparılmamasını ifade eder. Yargıtay’a göre “boşanmanın ileriye yönelik etkilerini hafifletmekte ve çocuğun boşanmadan sonraki hayata alışmasındaki en önemli faktör, çocuğun hayatında istikrarın ve sürekliliğin sağlanmasıdır” (Yargıtay 2. HD, E. 2025/3711, K. 2025/10837, T. 08.12.2025). Velayet değişikliği yalnızca ebeveyn değişikliği değildir; okulun, öğretmenlerin, arkadaşlıkların ve alışılan mekanın da terki anlamına gelir.
Bu nedenle çocuk uzun süredir bir ebeveynin yanında sağlıklı biçimde yaşıyorsa, diğer tarafın daha iyi maddi imkanlara sahip olması veya karşı tarafın boşanmada daha kusurlu olması, yerleşik düzenin bozulması için tek başına yeterli değildir. İstikrarın tespiti de uzman incelemesi gerektirir: idrak çağındaki çocuk hakkında barınma ve yaşam koşullarını değerlendiren sosyal inceleme raporu alınıp çocuğun beyanı tespit edilmeden velayet hükmü kurulması bozma sebebidir (Yargıtay 2. HD, E. 2022/11340, K. 2023/2740, T. 30.05.2023).
Kardeşlerin Velayeti Ayrılır mı?
Kural olarak ayrılmaz. Kardeşler, ebeveyn çatışmasının ortasında birbirleri için en önemli destek mekanizmasıdır; zorunlu ve haklı bir neden bulunmadıkça kardeşlerin farklı ebeveynlere verilmesi çocuğun üstün yararına aykırı kabul edilir. İstisnalar somut verilere dayanır: kardeşler arasında büyük yaş farkı, şiddetli geçimsizlik, farklı ebeveynlerle kurulan bağın niteliği veya bir çocuğun özel bakım ihtiyacının yalnızca belirli bir ebeveynce karşılanabilmesi gibi. Bu hallerde mahkeme her çocuk için ayrı üstün yarar analizi yapmak, idrak çağındaki her kardeşin görüşünü almak (Yargıtay 2. HD, E. 2023/8381, K. 2023/5844, T. 30.11.2023) ve ayrılığa karar veriyorsa kardeşlerin birbirini görme hakkını geniş bir kişisel ilişki düzenlemesiyle güvenceye almak zorundadır.
Çocuğun Tercihi Velayeti Belirler mi?
İdrak çağındaki çocuğun görüşünün alınması zorunludur; ancak tercih mutlak bağlayıcı değildir. Yargıtay’ın formülü şöyledir: “Aslolan idrak çağında olan çocuğun görüşünü almak ve görüşüne gereken önemi vermektir. Ancak çocuğun üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşünün aksine karar verilmesi de mümkündür” (Yargıtay 2. HD, E. 2024/5917, K. 2025/4008, T. 21.04.2025). Görüşün hiç alınmaması ise açık bozma sebebidir (Yargıtay 2. HD, E. 2016/18940, K. 2018/7229, T. 04.06.2018).
Kritik nokta, beyanın özgür iradeye dayanıp dayanmadığıdır. Çocuklar çatışmalı boşanma ortamında manipülasyona açıktır; Yargıtay, “çocukların yaşları gereği kolaylıkla etki altında kalacak durumda oldukları ve yine yaşları gereği kendileri için mantıksal karar vermekten ziyade duygusal ve benmerkezci düşündükleri” tespitiyle beyanların uzman süzgecinden geçirilmesini şart koşar (Yargıtay 2. HD, E. 2023/4646, K. 2024/1502, T. 06.03.2024). Dinlenme usulü de çocuğu örselememelidir: çocuğun mutlaka hakim huzurunda dinlenmesi şart olmayıp uzman aracılığıyla, elverişli ortamda ve idrakine uygun usulde görüşünün alınması yeterlidir (YHGK, E. 2019/96, K. 2022/571, T. 19.04.2022). Mahkeme tercihten sapıyorsa, bunun nedenini somut ve bilimsel verilerle gerekçelendirmek zorundadır.
Kişisel İlişkiyi Engelleme ve Ebeveyn Yabancılaştırması
Velayeti alan ebeveynin çocuğu diğer ebeveyne karşı kışkırtması, soğutması veya görüşmeleri sistematik olarak engellemesi, velayet hakkının kötüye kullanılmasıdır. TMK m.324 her iki ebeveyne, diğerinin çocukla kişisel ilişkisini zedelemekten kaçınma yükümlülüğü getirir; 7343 sayılı Kanunla eklenen fıkra uyarınca “velayet kendisine bırakılan ana veya baba, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmezse çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet değiştirilebilir” ve mahkeme bu ihtarı kararında yazar (TMK m.182/2).
Yani kişisel ilişkinin engellenmesi artık doğrudan yasal bir velayet değişikliği sebebidir. Çocuğun “gitmek istemiyor” bahanesiyle teslim edilmemesi süreklilik kazanırsa, mahkeme çocuğun beyanının hür iradeye mi yoksa telkine mi dayandığını resen araştırır ve yabancılaştırma tespit edilirse velayet el değiştirebilir. Bu durum, velayeti kaybetme riskinin en sık gerçekleştiği senaryolardan biridir ve velayeti alan ebeveynin de dikkat etmesi gereken temel yükümlülüktür.
Anlaşmalı Boşanmada Velayet Anlaşması Hakimi Bağlar mı?
Bağlamaz. TMK m.166/3 uyarınca anlaşmalı boşanmada hakim, çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi taraf menfaatleriyle birlikte çocuğun menfaatini gözeterek denetler ve “gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir”; boşanma ancak bu değişikliklerin taraflarca kabulü halinde gerçekleşir. Velayet kamu düzenine ilişkindir: “yargılamanın her aşamasında hakim tarafından ortaya çıkan koşulların değerlendirilmesi ve res’en dikkate alınması gerekir” (Yargıtay 2. HD, E. 2025/1980, K. 2025/9284, T. 03.11.2025). Taraflar velayetin babaya verilmesinde anlaşmış olsa dahi çocuk anne bakımına muhtaç yaştaysa hakim protokole müdahale edebilir; taraflar değişikliği kabul etmezse dava çekişmeli boşanmaya dönüşür. Protokole “uzman incelemesi istemiyoruz” yazılması da hakimin araştırma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Büyükanne, Büyükbaba ve Üvey Ebeveynin Rolü
Velayet münhasıran ana babaya aittir; ancak mahkeme, ebeveynin çocuğa sunduğu destek mekanizmalarını da değerlendirir. Çalışan ebeveyn için çocuğun bakımına bebekliğinden beri yardım eden bir büyükannenin varlığı, bakım sürekliliği unsuru olarak velayet talebini güçlendirir. Sınır, velayetin devredilemezliğidir: ebeveyn velayeti aldıktan sonra çocuğun bakımını tamamen üçüncü kişilere bırakıp çocukla bağını koparıyorsa, bu ebeveynlik kapasitesi yetersizliği olarak değerlendirilir. Üvey ebeveynin varlığı ise hiçbir zaman öz ebeveynin yerini tutmaz ve tek başına avantaj sağlamaz; üvey ebeveyn ile çocuk arasında çatışma veya şiddet riski varsa, bu velayetin diğer tarafa verilmesi için kuvvetli bir nedendir. TMK m.325, olağanüstü hallerde hısımlara kişisel ilişki hakkı tanıyarak çocuğun geniş aile bağlarını da korur.
Velayeti Alamayan Ebeveynin Hakları
Velayetin bir tarafa verilmesi, diğer ebeveynin hak ve yükümlülüklerini sona erdirmez. Velayeti alamayan ebeveyn; TMK m.323 uyarınca çocukla uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir ve TMK m.182 ile m.330 uyarınca çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında iştirak nafakasıyla katılmak zorundadır. Nafaka talep edilmese dahi hakim tarafından resen takdir edilir ve velayetle birlikte değerlendirilir (Yargıtay 2. HD, E. 2024/1265, K. 2024/5294, T. 03.07.2024). Kişisel ilişki de dinamiktir: çocuk büyüdükçe genişletilmesi gerekir; Yargıtay, karar tarihinde 2,5 yaşında olan çocuğun 4 yaşını geçmesiyle “baba ile daha uzun ve yatılı kişisel ilişki tesisine ihtiyaç duyacak yaşa geldiğini” belirterek düzenlemenin güncellenmesini istemiştir (Yargıtay 2. HD, E. 2023/6891, K. 2023/4286, T. 28.09.2023). Buna karşılık kişisel ilişki hakkı da mutlak değildir; çocuğun huzuru ve güvenliği tehlikeye girdiğinde TMK m.324/2 uyarınca sınırlandırılabilir veya kaldırılabilir (Yargıtay 2. HD, E. 2023/7436, K. 2024/2736).
Emsal Yargıtay Kararları
Yargıtay 2. HD, E. 2025/556, K. 2025/2305, T. 04.03.2025 — Velayette temel ilke çocuğun üstün yararıdır; ana babanın boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları ve sosyal konumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur.
[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/556, K. 2025/2305, T. 04.03.2025
MAHKEMESİ: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2024/1667 E., 2024/1643 K.
DAVA TÜRÜ: Karşılıklı Boşanma
İLK DERECE MAHKEMESİ: Kayseri 7. Aile Mahkemesi
SAYISI: 2021/295 E., 2024/350 K.
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, erkeğin davasının kabulü, velâyetler yönünden temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı-davalı kadın vekilinin aşağıdaki paragraf kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Taraflarca açılan karşılıklı boşanma davasının yapılan yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin babaya verilmesine, anne ile kişisel ilişki tesisine karar verilmiş, kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ortak çocukların velâyetinin anneye verilmesine, baba ile kişisel ilişki tesisine karar verilmiş olup bu karara karşı davacı-davalı kadın vekili temyiz talebinde bulunmuştur.
Velâyet ve kişisel ilişki düzenlenirken; göz önünde tutulması gereken … ilke, çocuğun üstün yararıdır. Çocuğun üstün yararı belirlenirken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Ana ve babanın yararları; boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12 nci ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 üncü ve 6 ncı maddeleri idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde, görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür. Velâyet ve kişisel ilişki kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında meydana gelen olayların dikkate alınması gerekir. Boşanmanın ileriye yönelik etkilerini hafifletmekte ve çocuğun boşanmadan sonraki hayata alışmasındaki en önemli faktör, çocuğun hayatında istikrarın ve sürekliliğin sağlanmasıdır. Somut uyuşmazlıkla ortak çocuklar 29.11.2022 tarihi itibari ile babaları ile birlikte yaşamakta olup eğitim hayatlarına da babalarının yanında devam etmektedirler. Çocukların üstün yararının tespiti amacıyla düzenlenmiş bulunan dosyada mevcut uzman görüşme tutanağı ile annenin velayetlerin kendisine verilmesine yönelik itirazı da dikkate alındığında; velayetlerin babaya verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının velâyet düzenlemesi yönünden BOZULMASINA,
2.Davacı-davalı kadın vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde yatırana geri verilmesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]
Yargıtay HGK, E. 2017/2410, K. 2021/346, T. 25.03.2021 — Dört aylık çocuğun anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğu; 0-3 yaş döneminde velayetin anneye verilmesinin asıl olduğu, bu karinenin ancak çocuğun güvenliğine yönelik somut risklerle aşılabileceği.
[Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2410, K. 2021/346, T. 25.03.2021
MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “velayetin değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 4. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 28.03.2014 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 06.09.2012 tarihinde evlendiklerini, bu evlikten 15.11.2013 tarihinde Mehmet Efe isimli ortak çocuklarının dünyaya geldiğini, sonrasında Ankara 11. Aile Mahkemesinin 25.02.2104 tarihli ve 2013/1752 E., 2014/203 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, kararın taraflarca temyiz edilmeyerek 24.03.2014 tarihinde kesinleştiğini, boşanma aşamasında müvekkilinin doğum izni nedeniyle maaş alamadığını, Türkiye’de kendisine yardımcı olabilecek bir yakınının bulunmadığını, erkek eşin kendisini ölümle tehdit etmesi nedeniyle ortak çocuğun velayetinin babaya verilmesini kabul etmek zorunda kaldığını, tehdit edilmesine dayanak olay nedeniyle davalının Ankara Sulh Ceza Mahkemesinde yargılanmasının devam ettiğini, boşanma kararının akabinde ortak çocuğun baba tarafından Malatya’da yaşayan annesine bırakıldığını, babanın ise Ankara’da yaşadığını, ortak çocuğa bakması için bırakılan babaannenin kuaför olarak çalıştığını, bu sebeple davalının velayet görevinin yükümlülüklerine aykırı davrandığını, müvekkilinin ise boşanma kararından sonra yeniden çalışmaya başladığını, gelirinin bulunduğunu, çocuğuna sağlıklı bir şekilde bakabileceğini, çocuğun henüz dört aylık olması nedeniyle anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğunu ileri sürerek velayetin değiştirilmesine ve ortak çocuk yararına 500,00TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı cevap dilekçesi sunmamış olup yargılama aşamasında davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Ankara 4. Aile Mahkemesinin 19.12.2014 tarihli ve 2014/432 E., 2014/1674 K. sayılı kararı ile; davalı baba tarafından velayetin değiştirilmesine karşı çıkılmadığı, dosya kapsamına göre davacı annenin Başbakanlığa bağlı Yurt Dışı Türkler Daire Başkanlığı’nda çalıştığı, annesiyle birlikte yaşadığı, davalının ise Malatya’da yaşadığı, ortak çocuğu annesine bırakıp zaman zaman Ankara’ya çalışmaya gitmek zorunda kaldığı, ortak çocuğun henüz bir yaşında olduğu, yaşı nedeniyle anne bakım ve sevgisine ihtiyaç duyduğu, dosyaya gelen bilgi ve belgelere göre velayetin değiştirilmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle velayetin davacı anneye verilmesine ve tarafların mali durumu gözetilerek çocuk yararına 300,00TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 28.04.2015 tarihli ve 2015/7631 E. ve 2015/8714 K. sayılı kararı ile;
“…Hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği düşünüldü:
Velayetin kaldırılması, eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi, kamu düzeniyle ilgili olup. hakimin re’sen harekete geçtiği ve re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu işlerdendir. (…m. 385/2) Aile mahkemesi, görev alanına giren konularda önüne getirilen uyuşmazlıklarda, küçükler hakkında, bakım ve gözetimine yönelik nafaka yükümlülüğü konusunda gerekli önlemleri almaya, bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunan veya manen terkedilmiş halde bulunan küçüğü, ana ve babadan alarak bir aile yanına ya da özel sağlık kurumuna veya eğitimi güç çocuklara mahsus kuruma yerleştirmeye, bu hususlarda bir talep olup olmadığına bakmaksızın kendiliğinden karar verebilir. (4787 s. K. m. 6 /2a-b) Bu bakımdan, hakimin, velayet hakkına sahip olan ebeveynin, bu görev ve sorumluluğunu yerine getirip getirmediğini re’sen araştırması esası itibariyle doğrudur.
Dosya kapsamına göre tarafların 24.03.2014 tarihinde anlaşmalı olarak boşandıkları ve velayetin babaya bırakıldığı annenin 300 TL iştirak nafakası ödemesine karar verildiği eldeki davanın ise 28.03.2014 tarihinde boşanma kararından 4 gün sonra açıldığı anlaşılmaktadır. Toplanan deliller, babanın velayet görevini gereği gibi yerine getirmediğini, çocuğa karşı yükümlülüklerini savsakladığını kabule yeterli değildir. Diğer bir ifade ile, Türk Medeni Kanununun 348’nci maddesindeki velayetin kaldırılmasını gerektiren ve Türk Medeni Kanununun 183,349,351/1. maddeleri gereğince velayet sahibinin değiştirilmesini gerektirecek sebepler olayda gerçekleşmemiştir. Bu bakımdan velayet hakkının babadan kaldırılmasına karar verilmesi doğru bulunmamıştır,..” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
8. Ankara 4. Aile Mahkemesinin 20.11.2015 tarihli ve 2015/1214 E., 2015/1509 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; anlaşmalı boşanmalarda çocuğun yaşının küçük olmasına rağmen boşanmanın sağlanması amacıyla çocuğun babaya verilmesinin hayatın bir gerçeği şeklinde ortaya çıktığı, ortak çocuğun 15.11.2013 doğumlu olup eldeki dava ile boşanma davalarının açıldığı tarihlerde henüz dört aylık olduğu, bu nedenle anne sevgisine tam anlamıyla muhtaç olduğu, velayetin kamu düzeni ile ilgili olduğu, velayet ile ilgili yapılacak değerlendirmede çocuğun üstün yararının gözetilmesi gerektiği, ortak çocuğun boşanmanın gerçekleştiği andan itibaren davalının Malatya’da yaşayan annesinin yanına bırakıldığı, dört aylık bir çocuğun anne dururken babaanne ile kalıyor olması, babanın görev yerinin Ankara olması nedeniyle çocuğun yanında bulunmaması durumlarının velayetin değiştirilmesi sebebi olduğu, dava açıldığı tarihte babanın görev yerinin Ankara olduğu hâlde, velayetin tedbiren anneye verilmesinden sonra tayinini Malatya’ya yaptırdığı, somut olayda ortak çocuğun eldeki davanın açıldığı tarihten itibaren fiilen anne yanında yaşadığı, annenin iş ve akademik anlamda başarılı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
9. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ortak çocuğun üstün yararı ve eldeki davanın boşanma kararından dört gün sonra açılmış olduğu hususları gözetildiğinde, taraflar arasında velayetin değiştirilmesinin yasal koşullarının oluşup oluşmadığı, burada varılacak sonuca göre velayet hakkının davalıdan alınarak davacıya verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
12. Bilindiği üzere velayet ile ilgili düzenlemeler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 335 ila 351. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır. Velayet: kavram olarak, küçüklerin ve bazı durumlarda kısıtlı çocukların gerek kişiliklerinin gerek mallarının korunması ve onların temsili konusunda kanunun ana babaya yüklediği ödevler ile bu ödevlerin gereği olan hakların tümünü ifade eder. Velayet düzenlemesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. Bu nedenledir ki, velayet bir hak olduğu kadar belki ondan fazla olarak bir yetkidir. Velayet hakkı bunu kullananın değil aslında çocuğun yararına bir haktır. Bu sebeple velayete bir yetki olarak bakılması kurumun niteliğinin doğal sonucudur.
13. Çocukların kişiliklerinin ve mallarının korunmasının yanı sıra onların temsili konusunda Türkiye’nin de taraf olduğu birçok sözleşme mevcuttur. Çocuk hakları konusunda en çok katılımın gerçekleştiği milletlerarası sözleşme ise Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesidir. Anılan Sözleşme, Birleşmiş Milletlerin 44. Genel Kurulu’nda 20 Kasım 1989 tarih ve 44/25 sayılı kararıyla kabul edilerek 02.09.1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir (ÇHS-1989). ÇHS Türkiye tarafından 14.09.1990 tarihinde imzalanmıştır. Türkiye bakımından Sözleşme, kanun olarak 27.01.1995 tarihinde yürürlüğe girmiş ve böylece Türkiye Sözleşme’ye taraf devlet konumuna gelmiştir. Sözleşme, çocuk haklarına yönelik olarak; ayrımcılık yapmama (m. 2), çocuğun üstün yararı (m. 3), yaşama ve gelişme (m. 6), son olarak da çocuğun görüşüne değer verme (m. 12) olmak üzere dört temel ilkeyi bünyesinde barındırmaktadır.
14. Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocuklara bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile çocuğu istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.
15. Velayet, kamu düzenine ilişkin olup, bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.
16. Belirtilmelidir ki, velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe, ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz.
17. Velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğurabileceği onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır.
18. Bu kapsamda, çocuğun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta olduğu, talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenemeyeceği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır.
19. Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır.
20. Mahkemece, açıklanan özellikler yanında mümkün oldukça çocuğun alıştığı ortamın değiştirilmemesine, kardeşlerin ayrılmamasına özen gösterilmeli, velayetin verileceği taraf yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olup olmayacağı yönünde ciddi ve inandırıcı delil olup olmadığı veya hemen meydana gelecek tehlikenin varlığının ispat edilip edilemediği ve maddi durumun iyiliğinin tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmeyeceği hususu da mutlaka değerlendirilmelidir.
21. Nitekim açıklanan ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2010 tarihli ve 2010/2-501 E., 2010/492 K.; 23.11.2011 tarihli ve 2011/2-547 E., 2011/695 K.; 16.03.2012 tarihli ve 2011/2-884 E., 2012/197 K. ile 06.03.2013 tarihli ve 2012/2-794 E., 2013/310 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
22. Eldeki davada; tarafların 06.09.2012 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten 15.11.2013 tarihinde Mehmet Efe isimli ortak çocuklarının dünyaya geldiği, sonrasında anlaşmalı olarak boşandıkları, protokol uyarınca velayetin babaya verildiği ve kararın 24.03.2014 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı bu tarihten dört gün sonra 28.03.2014 tarihinde TMK’dan doğan ve bir anne olarak kendisine tanınan velayet hakkının tarafına verilmesine karar verilmesi amacıyla velayetin değiştirilmesi davasını açmıştır. Mahkemece 06.06.2014 tarihli ön inceleme tensip tutanağı ile çocuğun yaşı gereği anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğu dikkate alınarak velayetin tedbiren anneye verildiği, davalı vekilinin 24.09.2014 tarihli duruşmada “…velayetin karşı tarafa verilmesi hususunda anlaşma yolundayız. Ancak nafakanın miktarında anlaşamıyoruz,…” şeklinde beyanda bulunduğu, özetle küçüğün tedbir tarihinden itibaren anne yanında yaşadığı anlaşılmaktadır.
23. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; tarafların her ikisinin de memur olduğu ve evlilik süresince Ankara’da yaşadıkları, küçük Mehmet Efe henüz dört aylıkken anne ve babasının boşandıkları, velayet hakkı kendisinde olan babanın işi nedeniyle ortak çocuğu Malatya’da bulunan annesinin yanına bıraktığı, ancak babaannenin çalışıyor olması nedeni ile çocuğa bir akrabanın baktığı, velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu ayrıca çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde kamusal veya özel sosyal yardım kurum ve kuruluşları da dahil olmak üzere tüm mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından çocuğun üstün yararının temel düşünce olması gerektiği, bu temel düşünce karşısında eldeki davanın anlaşmalı boşanma kararından dört gün sonra açılmasının bir öneminin bulunmadığı, yerel mahkemece verilen tedbir kararı ile anne sevgisine tam anlamıyla muhtaç olan küçüğün bakımının babaanne yerine annesi tarafından yerine getirilmesi gerektiği gözetilerek o tarihte henüz yedi aylık olan bebeğin annesine verildiği ve o tarihten itibaren küçük çocuğun anne ile birlikte yaşadığı, babanın velayet hakkına sahip olduğu üç aylık süre boyunca velayet görevinin yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmediği, annenin ekonomik ve sosyal statüsüne bakıldığında Azerbaycan uyruklu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu, Türkiye Orta Doğu Amme İdaresinde yüksek lisans ve doktora eğitimlerini tamamladığı, akademik unvan kapsamında yönetim bilimleri doktoru olduğu, aynı zamanda Polis Akademisi Uluslararası Güvenlik Ana Bilim Dalında ikinci bir yüksek lisans yaptığı, Başbakanlık Yurt Dışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığında uzman kadrosunda çalıştığı, Ankara’da yaşamını devam ettirdiği, küçüğün fiziksel, ruhsal ve ahlaki gelişimi için ihtiyaçlarını karşılayabileceği konusunda bir tereddüt bulunmadığı, bir anne olmanın sorumluluklarını yerine getirdiği anlaşılmaktadır.
24. Açıklanan nedenlerle küçüğün velâyetinin davacı babada bırakılması hâlinde yaşı ve alışageldiği ortamdan koparılmasının onun bedenî ruhî ve ahlakî gelişimine olumsuz etki yapacağı, sürdürdüğü tüm yaşamın bir başka ifade ile alıştığı ortamın değişeceği anlaşılmakla küçüğün üstün yararı için velayetinin anneye verilmesinin çok daha uygun olacağı sonucuna varılarak direnme kararı yerinde görülmüştür.
25. Ne var ki, davalı vekilinin ortak çocuk yararına hükmedilen iştirak nafakasının miktarına ilişkin sair temyiz itirazı Özel Dairece incelenmediğinden, bu yön hakkında gerekli inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Velayet kararına yönelik direnme uygun bulunduğundan, davalı vekilinin işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 2. Hukuk Dairesine Gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.03.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.]
Yargıtay 2. HD, E. 2023/4852, K. 2024/1505, T. 06.03.2024 — Eşine ve ortak çocuklara fiziksel şiddet uygulayan babaya velayet verilemeyeceği; şiddet olgusunun ebeveynlik kapasitesini doğrudan sakatladığı ve velayetin anneye verilmesi gerektiği.
[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/4852, K. 2024/1505, T. 06.03.2024
MAHKEMESİ: Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2022/1687 E., 2023/435 K.
DAVA TARİHİ: 13.07.2021
KARAR: İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ: Gaziantep 8. Aile Mahkemesi
SAYISI: 2021/555 E., 2022/376 K.
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile boşanma ve fer’ilerine karar verilmiştir.
Kararın davalı erkek tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı erkek tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı kadın vekili dava ve cevaba cevap dilekçesinde; müvekkiline ve ortak çocuklara fiziksel şiddet uygulamadığını, sürekli hakaret ettiğini, çalışmadığını, maddî ve manevî yükümlülüklerini yerine getiremediğini, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını beyanla tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin müvekkiline verilmesine, çocuklar lehine ayrı ayrı aylık 1.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı erkek davaya cevap ve ikinci cevap dilekçesinde; eşinin iddialarının gerçek dışı olduğunu, kabul etmediğini, çocuklar ile ilgilenmediğini, erkek kardeşinin etkisi ile davrandığını, sürekli evi terk ettiğini, en son ise iki ay önce yine evi terk ettiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini, boşanma halinde ise ortak çocukların velâyetini kendisine verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının, davacıya ve ortak çocuklara fiziksel şiddet uyguladığı, davacıyı istemediği, evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri yerine getirmediği, boşanmaya sebep olan olaylarda davalının tam kusurlu olduğu, davacının ise kusurunun bulunmadığı, tarafların evliliklerinin ortak hayatı sürdürmeleri taraflarda beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığının anlaşıldığı, sosyal inceleme raporu, ortak çocukların yaşı itibarı ile anne bakım ve şefkatine muhtaç olduğu, davacının dosya kapsamına yansıyan ve velâyet hakkını kullanmasına engel teşkil edebilecek herhangi bir olumsuzluğun da bulunmadığı, çocukların yaşları ve gelişimi gibi hususlar da dikkate alınarak çocukların velâyetlerinin davacı anneye verilmesine, davalının çocuklara şiddet uyguladığı, davalı ile çocuklar arasında kişiseli ilişki kurulmasının psikolojik ve fiziksel gelişimleri açısından sakıncalı olacağı gerekçesi ile davanın kabulüne, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetlerinin anneye verilmesine, çocuklar ile davalı baba arasında kişisel ilişki kurulmamasına, çocuklar lehine ayrı ayrı aylık 200,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına karar verilmiştir
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı erkek, boşanma kararına itiraz etmediğini, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu beyanla; kusur belirlemesi, velâyet ve kişisel ilişki düzenlemesi, ortak çocuklar lehine hükmedilen tedbir ve iştirak nafakası ile miktarları yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; toplanan deliller ve dosya kapsamına göre, davalının İlk Derece Mahkemesince kabul edilen kusurlarının gerçekleştiği, boşanmaya neden olan olaylarda davalının tam kusurlu olduğu, davacının ispatlanmış bir kusurunun olmadığı, gerekçede ve kusur belirlemesinde hata edilmediği, tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, paranın alım gücü, nafakanın niteliği, ortak çocukların ihtiyaçları ve günün ekonomik koşullarına göre ortak çocuklar lehine takdir edilen tedbir ve iştirak nafakası miktarlarının hakkaniyete uygun olduğu, velâyet ve kişisel ilişkiye dair hükümlerin kesin hüküm oluşturmadığı, değişen şart ve koşullara göre her zaman velâyetle ilgili dava açılabileceği, annenin çocuklara karşı olumsuz bir davranışının ispat edilemediği, çocukların yaşı ve üstün yararları gereğince çocukların velâyetlerinin anneye verilmesine ilişkin karar ile çocuklarla davalı arasında kurulan kişisel ilişki yönünden verilen kararın da doğru olduğu, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile davalı erkeğin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı erkek, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu beyanla; kusur belirlemesi, velâyet ve kişisel ilişki düzenlemesi, ortak çocuklar lehine hükmedilen tedbir ve iştirak nafakası ile miktarları yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı kadın tarafından açılan evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı boşanma davasında kusur belirlemesinin yerinde olup olmadığı, velâyet ve kişisel ilişki düzenlemesinin uygun olup olmadığı, ortak çocuklar lehine tedbir ve iştirak nafakası verilmesi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, miktarlarının uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun’un 4 üncü ve 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 182 nci, 323 üncü maddesi, 327 nci, 328 inci, 330 uncu ve 336 ncı madddesi; 6100 sayılı Kanun’un 190 ıncı maddesi, 194 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci ve 371 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen …, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı erkek tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]
Yargıtay 2. HD, E. 2021/3967, K. 2021/5195, T. 23.06.2021 — Babanın çocuklar üzerindeki yönlendirme ve baskısı ile anneye duyduğu yoğun öfke karşısında, kişisel öfke ve intikam duygularının çocukların üstün menfaatlerine tercih edilemeyeceği.
[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/3967, K. 2021/5195, T. 23.06.2021
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma-Ziynet Alacağı
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından; kusur belirlemesi, kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası ve reddedilen kendi manevi tazminat talebi yönünden, davalı-karşı davacı kadın tarafından ise erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, reddedilen tazminat talepleri, yoksulluk nafakasının miktarı ile velayet düzenlemesi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Davalı-karşı davacı kadının “Erkeğin boşanma davasının kabulüne” yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde;
İlk derece mahkemesince bu yöne ilişkin olarak verilen hüküm davalı -karşı davacı kadın tarafından istinaf edilmeyerek kesinleşmiştir. Bu nedenle davalı-karşı davacı kadının, istinaf edilmeyerek kesinleşen bu yöne ilişkin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
a) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacı -karşı davalı erkeğin tüm, davalı -karşı davacı kadının ise aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
b) İlk derece mahkemesince karşılıklı olarak açılan boşanma davalarının yapılan yargılaması sonucunda her iki boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, tarafların ortak çocukları 2008 doğumlu … ile 2012 doğumlu …’nun velayetlerinin davacı-karşı davalı babaya verilmesine hükmedilmiş, davalı-karşı davacı annenin bu yöne ilişkin istinaf talebi bölge adliye mahkemesince esastan reddedilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
Velayet ve kişisel ilişki düzenlenirken; göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun “Üstün yararıdır” (Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme md.3; Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi m. 1; TMK m. 339/1. 34.3/1, 346/1; Çocuk Koruma Kanunu m. 4/b). Çocuğun üstün yararını belirlerken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Ana ve babanın yararları; boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Velayet düzenlemesi kamu düzenine ilişkin olup, re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. Bu nedenle yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin bile göz önünde tutulması gerekir. Tarafların davayı kabulü de tek başına hukuki sonuç doğurmaz.Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 ve 6. maddeleri idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde, görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür.
Dosyanın incelenmesinde; alınan 15.03.2018 tarihli ilk sosyal inceleme raporunda ortak çocuklardan … uzmana, babasının içki içerek annesine şiddet uyguladığını, babasının iki üç gün önce okula gelerek kendisine ” Amcalarla görüşmeye gittiğinde o amcalara (annenin) eve erkekler getirdiğini söyle, bunları söylemezsen beni hapse atarlar bir daha yüzümü göremezsin” dediğini, evde babasının, babaannesinin ve yengesinin annesini sevmediklerini ve annesine küfür ettiklerini, parmağının okulda top oynarken kırıldığını, kendisini döven ya da kızan kimsenin olmadığını, babasında kalmak istediğini beyan etmiştir. Rapor tarihinde henüz 6 yaşını doldurmayan ortak çocuk … ise beyanında, babasının içki içtiğini ve sürekli annesini dövdüğünü, annesini dışarıya atarak kapıyı üzerine kilitlediğini, annesinin ağladığını, annesinde kalmak istediğini beyan etmiştir. Uzman ise görüş kısmında, her iki çocuğun halen anne yanında bulunduklarını, ortak çocuk …’in beyan verirken tedirgin ve kaygılı olduğunu, daha bir şey sorulmadan babasında kalmak istediğini söylediğini, …’nun ise daha rahat ve paylaşıma açık davrandığını, her iki çocuğun da ebeveynleri tarafından yönlendirilmiş olabileceklerini, yaşları itibariyle daha çok anne bakım ve şefkatine ihtiyaç duydukları bir dönemde olduklarını, annenin çocukların velayetini almaya fiziksel ve psikolojik bir engelinin bulunmadığını, velayet konusunda istekli olduğunu, çocukların anneleri ile olmalarının yüksek menfaatlerine olacağını beyan etmiştir. Aynı uzman 23.12.2019 tarihli ek raporunda ise, davalı-karşı davacı kadının gayri ahlaki bir yaşantısının olduğunun, davacı-karşı davalı erkeğin ise küfür ve hakaret ettiğinin, alkol kullandığının ve şiddet uyguladığının iddia edildiğini, bu iddialar çerçevesinde mesaj ve ses kayıtlarının sunulduğunu ve tanıkların dinlendiğinini, mahkemede oluşacak kanaate göre velâyet konusunda karar verilmesinin uygun olacağını beyan etmiştir. Aldırılan son raporda ise çocuklardan …’in baba yanında kalmaya başladığı, küçük … ile annenin ise mahkemenin tedbir kararı uyarınca ortak evde birlikte yaşadıkları, erkeğin bu evin elektrik ve doğalgazını kapattırdığı için görüşme tarihinde küçük …’nun üşüterek hasta olduğunun gözlemlendiği, annenin küçüğü asla bırakamayacağını çocuklarının kendisine ihtiyaçlarının olduğunu beyan ederek ağladığı, baba çalıştığından büyük çocuk …’e babaanne ve dedesinin baktığı, annenin velayet sorumluluğunu alabilecek yeterlilikte olmadığına yönelik ifadelerle velayet konusunda takdirin mahkemeye bırakıldığı yönünde görüş bildirildiği görülmüştür.
Toplanan delillerden, davalı-karşı davacı kadının başka erkeklerle mesajlaşarak güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu sabit ise de gayrı ahlaki bir yaşam sürdürdüğü ispatlanamamıştır. Özellikle çocuklardan …’in uzmana verdiği beyanlar ve son raporda kadın ve çocuklardan …’nun yaşadıkları ortamın fiziki koşulları dikkate alındığında babanın çocuklar üzerindeki yönlendirme ve baskısı ile davalı -karşı davacı kadına karşı öfkesinin yoğun olduğu, çocukların yaş, gelişimleri de gözetildiğinde anne bakım ve şefkatine daha çok ihtiyaç duydukları bir dönemde bulundukları, annenin velayet görevini ağır ihmal durumunun somut delillerle ispatlanamadığı, baba, babaanne ve yengenin anneye karşı olumsuz tutum ve söylemlerinin çocuklar tarafından da beyan edildiği, velayet düzenlemesinde asıl olanın çocukların üstün menfaatinin korunması olduğu, kişisel öfke ve intikam duygularının kesinlikle çocukların üstün menfaatlerine tercih edilemeyecekleri, kaldı ki babanın uzun süreli şehir dışı işlerde çalışması nedeniyle velayeti alması durumunda çocuklara babaanne ve dedenin bakacağı hususu da gözetildiğinde tarafların ortak çocukları 2008 doğumlu … ve 2012 doğumlu …’nun velayetlerinin davalı-karşı davacı annelerine verilmesine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Davalı-karşı davacı kadının “Erkeğin boşanma davasının kabulüne” yönelik temyiz dilekçesinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple REDDİNE, temyiz edilen bölge adliye mahkemesi hükmünün yukarıda (2/b) bendinde gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (2/a) bendinde gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın …’a yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 292.10 TL temyiz başvuru harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran …’e geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 23.06.2021 (Çrş.)]
Yargıtay 2. HD, E. 2025/1980, K. 2025/9284, T. 03.11.2025 — Velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu; anlaşmalı boşanma protokolündeki velayet düzenlemesinin hakimi bağlamayacağı ve koşulların yargılamanın her aşamasında resen değerlendirileceği.
[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/1980, K. 2025/9284, T. 03.11.2025
MAHKEMESİ: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2024/650 E., 2025/84 K.
DAVA TÜRÜ: Karşılıklı Boşanma
İLK DERECE MAHKEMESİ: Çorum 3. Aile Mahkemesi
SAYISI: 2023/618 E., 2024/354 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı- karşı davacı erkek vekili tarafından kusur belirlemesi, kadının boşanma davasının kabulü, velâyet, iştirak ve yoksulluk nafakası ile bağımsız velâyete yönelik karşı davası hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda;
Davalı- karşı davacı erkeğin, kadının boşanma davasının kabulüne yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde;
Feragat yetkisi bulunan davalı-karşı davacı erkek vekili, 20.02.2025 tarihli dilekçe ile boşanma kararına yönelik temyiz talebinden feragat ettiğini açıkça, kayıtsız ve şartsız olarak bildirmiştir. Bu durumda, davalı-karşı davacı erkek vekilinin kadının boşanma kararına yönelik temyiz başvurusunun feragat sebebiyle reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı- karşı davacı erkek vekilinin velâyet talebi ile açılan karşı davaya yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 382 inci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin (13) üncü alt bendinde boşanma davasından bağımsız açılan velâyete ilişkin davalar çekişmesiz yargı işlerinden sayılmıştır. Aynı Kanunun 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlar kesin nitelikte olup, bu kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamaz. Bu nedenle davalı- karşı davacı erkek vekilinin bağımsız karşı velâyet davası yönünden temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı- karşı davacı erkek vekilinin reddedilen yönler dışındaki temyiz itirazları yönünden temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı- karşı davacı erkek vekilinin aşağıdaki paragraflar kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Velâyet düzenlemesi yapılırken göz önünde tutulması gereken temel ilke “çocuğun üstün yararı”dır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre, kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir. Çocuğun üstün yararını belirlerken onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Anne ve babanın yararları, boşanmadaki kusurları, ahlâki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 2 nci ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 üncü ve 6 ncı maddeleri idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşlerinin alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine de karar verilmesi mümkündür. Somut olayda; davacı-karşı davalı kadının velâyeti anneye verilen ortak çocuk […]’nın babanın yanında kalması hususunda anlaştıklarına ve çocuğun babanın yanında kaldığına dair 09.09.2024 tarihli Sosyal Araştırma Raporu’nda beyanda bulunduğu, yine davacı-karşı davalı kadın vekilinin ortak çocuk […]’nın velâyetinin babaya verilmesi hususunda anlaştıklarına ve iştirak nafakasının kaldırılmasına ilişkin 20.02.2025 tarihli beyan dilekçesi sunduğu, davalı-karşı davacı erkek vekilininin de istinaf ve temyiz dilekçelerinde ortak çocuk […]’nın babanın yanında kaldığına ilişkin beyanda bulunduğu ve yine davalı-karşı davacı erkek vekilinin ortak çocuk […]’nın velâyetinin babaya verilmesi hususunda anlaştıklarına ve iştirak nafakasının kaldırılmasına ilişkin 20.02.2025 tarihli beyan dilekçesi sunduğu anlaşılmıştır. Velayet kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle yargılamanın her aşamasında hakim tarafından ortaya çıkan koşulların değerlendirilmesi ve res’en dikkate alınması gerekir. Çocuğun menfaati gerektirdiğinde velayet sahibi değiştirilebilecektir. Bu durumda yapılacak iş; velâyeti kendisine verilen anne yanında yaşamadığı belirtilen yaşı itibarıyla idrak çağında bulunan ortak çocuk […]’nın ve ebeveynlerin velayet konusunda görüşünü almak ve gerek görülmesi halinde yeniden inceleme ve rapor istenip tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre ortak çocuk […]’nın sağlıklı gelişimi için ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağının tespit etmek, idrak çağındaki çocuğun beyanı, kadın vekilinin ve erkek vekilinin yukarıda bahsedilen beyan dilekçeleri ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Açıklanan nedenlerle tüm bu hususlar değerlendirilerek ortak çocuk […] yönünden velâyet hakkında bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
3.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 175 inci maddesi gereğince yoksulluk nafakası talebinin kabul edilebilmesi için nafaka alacaklısının daha ağır kusurlu olmaması şartı ile birlikte boşanma yüzünden yoksulluğa düştüğünün de belirlenmesi gerekir. İlk Derece Mahkemesince sosyal ve ekonomik durumları ile paranın alım gücü dikkate alınarak kadının lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince de yoksulluk nafakası yönünden erkeğin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davalı- karşı davacı erkek vekili istinaf ve temyiz dilekçelerinde kadının dosyaya gelen sosyal ekonomik durum araştırmasında kadının işçi vasfında çalıştığının bildirildiğini beyan etmiştir. Dosya içerisindeki 07.02.2024 tarihli sosyal ekonomik durum araştırmasında da kadının işçi olup 19 günlük çalışması olduğu bildirilerek tutanağa Sosyal Güvenlik Kurumu hizmet dökümünün eklendiği anlaşılmakla; Mahkemece yeniden usulünce tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının SGK kayıtları da dikkate alınarak etraflıca araştırılarak, kadının sürekli ve düzenli bir işte çalışıp çalışmadığının, çalıştığının tespit edilmesi halinde, çalışması karşılığında elde ettiği gelirin düzenli ve sürekli olup olmadığının, kendisini yoksulluktan kurtaracak düzeyde bulunup bulunmadığının, tarafların gelir durumlarının birbirlerine yakın veya denk olup olmadığının araştırılarak sonuca göre kadının yoksulluk nafakası talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, bu konuda eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davalı- karşı davacı erkek vekilinin, boşanma kararına yönelik temyiz dilekçesinin feragat sebebiyle REDDİNE,
2.Davalı- karşı davacı erkek vekilinin, velâyete ilişkin karşı davası hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararına yönelik temyiz dilekçesinin REDDİNE,
3.Davalı- karşı davacı erkek vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
a.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının asıl davadaki velâyet düzenlemesi ile kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA,
b.İlk Derece Mahkemesi kararının asıl davadaki velâyet düzenlemesi ile kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası yönünden davalı-karşı davacı erkek yararına BOZULMASINA, bozma sebebine göre ortak çocuk […]’ya ilişkin iştirak nafakasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
c.Davalı-karşı davacı erkek vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]
Sık Sorulan Sorular
Boşanmada velayet neden çoğunlukla anneye veriliyor?
TÜİK 2025 verilerine göre velayetin %74,6’sı anneye verilmiştir; bunun temel nedeni küçük yaş grubundaki çocukların anne bakımına muhtaçlık karinesi ve fiili bakımı uygulamada çoğunlukla annenin üstlenmesidir, yoksa hukukta anneye otomatik üstünlük tanıyan bir kural yoktur.
Aldatan eşe velayet verilir mi?
Evet, verilebilir; zina eşler arasındaki sadakat yükümlülüğünün ihlalidir ve çocuğun gelişimini doğrudan olumsuz etkilemediği sürece ebeveynlik kapasitesini ortadan kaldırmaz, velayet kusura göre değil çocuğun üstün yararına göre belirlenir.
Çalışmayan ve geliri olmayan anne velayet alabilir mi?
Evet; annenin gelirinin olmaması velayete engel değildir, çünkü çocuğun maddi ihtiyaçları velayeti alamayan babanın gücü oranında ödeyeceği iştirak nafakasıyla karşılanır ve anne şefkati maddi imkanla telafi edilemeyen bir unsur olarak kabul edilir.
Velayet kaç yaşına kadar anneye verilir?
0-3 yaş arasında anne bakımına mutlak muhtaçlık karinesi uygulanır ve velayetin anneye verilmesi asıldır; 3-6 yaş ve okul çağında bu eğilim zayıflayarak istikrar ilkesi öne çıkar, 8 yaş ve üzerinde ise çocuğun kendi görüşü de değerlendirmeye katılır.
Çocuk babada kalmak isterse velayet babaya verilir mi?
İdrak çağındaki çocuğun babayla yaşama isteği önemli bir değerlendirme unsurudur ve babanın velayeti üstlenmesine engel bir durum yoksa velayet babaya verilebilir; ancak mahkeme, beyanın özgür iradeye dayanıp dayanmadığını uzmanlar aracılığıyla denetler ve üstün yarar gerektiriyorsa tercihten sapabilir.
Velayeti alan eş çocuğu göstermezse ne olur?
Kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi, TMK m.324/3 uyarınca çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla doğrudan velayetin değiştirilmesi sebebidir ve mahkeme bu ihtarı velayet kararında açıkça yazar.
Kardeşlerden biri anneye biri babaya verilebilir mi?
Kural olarak kardeşler ayrılmaz; ancak büyük yaş farkı, şiddetli geçimsizlik veya özel bakım ihtiyacı gibi somut ve haklı nedenler varsa mahkeme her çocuk için ayrı üstün yarar analizi yaparak kardeşleri farklı ebeveynlere verebilir ve bu halde kardeşlerin birbirini görmesini geniş kişisel ilişkiyle güvenceye alır.
Anlaşmalı boşanmada velayet konusunda anlaştık, hakim değiştirebilir mi?
Evet; velayet kamu düzenine ilişkin olduğundan hakim, protokoldeki velayet düzenlemesini çocuğun üstün yararı süzgecinden geçirir ve TMK m.166/3 uyarınca gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir, taraflar bu değişikliği kabul etmezse dava çekişmeli boşanmaya dönüşür.
Velayet Sürecinizde Hukuki Destek
Velayet takdiri; yaş karineleri, uzman raporları, çocuğun dinlenmesi ve istikrar değerlendirmesinin iç içe geçtiği, her dosyada farklı sonuç üretebilen teknik bir süreçtir. Velayet talebinizin doğru delillerle kurgulanması, davanın seyrini belirler. Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu olarak boşanma sürecinin velayet dahil tüm sonuçlarında müvekkillerimize İstanbul genelinde hukuki destek sağlıyoruz.
Adres: Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul
Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Mehmet SARIOĞLU tarafından hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınız için hukuki danışmanlık alınız.