İş Mahkemesi

İş mahkemesi, işçi ile işveren arasındaki iş ilişkisinden doğan hukuki uyuşmazlıklar ile Sosyal Güvenlik Kurumu’nun taraf olduğu sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan davalara bakmakla görevli özel görevli bir hukuk mahkemesidir. Bu yazıda iş mahkemesinin görev alanı, iş ilişkisinin tespitinde kullanılan ölçütler, dava şartı arabuluculuğun kapsamı ve işleyişi, hizmet tespit davasının kendine özgü rejimi, sendikal uyuşmazlıklar ve disiplin cezası davaları, yetki kuralları ve kanun yolu rejimi yerleşik Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihadı ışığında ele alınmaktadır.

İş Mahkemesi Nedir?

İş mahkemesi, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile kurulan, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıkların özel bir usul ve uzmanlıkla çözülmesini amaçlayan bir ilk derece mahkemesidir. Görevi kamu düzenine ilişkin olduğundan yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir. İş mahkemesi asliye mahkemesi derecesinde ve tek hâkimlidir; her yargı çevresinde bulunması zorunlu değildir.

İş Mahkemesinin Görevi

7036 sayılı Kanun m.5: İş mahkemeleri; (a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 4857 sayılı İş Kanununa veya 6098 sayılı TBK’nın hizmet sözleşmelerine ilişkin hükümlerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına; (b) idari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara; (c) diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara ilişkin dava ve işlere bakar.

İş İlişkisinin Tespiti: Hizmet Sözleşmesi ile Vekâlet/Eser Sözleşmesi Ayrımı

İş mahkemesinin görevli olup olmadığının tespitinde temel unsur, taraflar arasında bir hizmet sözleşmesinin (TBK m.393 vd., 4857 sayılı Kanun m.8) mevcut olup olmadığıdır. Bu, vekâlet (TBK m.502 vd.) ve eser/istisna (TBK m.470 vd.) sözleşmelerinden şu ölçütlerle ayrılır:

  • Zaman ve bağımlılık unsuru: Hizmet sözleşmesinde işçi, işverenin gözetimi, denetimi ve talimatları altında (kişisel/hukuki bağımlılık) zamanını işverene hasrederek çalışır. Eser sözleşmesinde belirli bir sonucun (eserin) teslimi, vekâlette ise bağımsız bir özen borcu esastır.
  • Ücretlendirme biçimi: Hizmet sözleşmesinde ücrete zaman esasına göre hak kazanılırken; eserde teslim ve kabul, vekâlette işin görülmesi karşılığı ücret söz konusudur.

Sözleşmenin taraflarca hangi isimle adlandırıldığı görev tespitinde bağlayıcı değildir; belirleyici olan fiilen kurulan ilişkinin niteliğidir. Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, B. 2021/54737, T. 12.06.2025 tarihli kararında bu ilkeyi net biçimde ortaya koymuştur: sadece taraflarca yapılan nitelemenin sözleşmenin belirli süreli iş sözleşmesi olduğunun kabulünde yeterli olmadığını, objektif koşulların varlığının yargı mercilerince ayrıca araştırılması gerektiğini vurgulamıştır. Bağımlılık ilişkisine dayalı bir hizmet sözleşmesi tespit edilirse 7036 sayılı Kanun m.5/1-a uyarınca iş mahkemesi; bağımsız çalışma niteliğinde bir vekâlet veya eser sözleşmesi tespit edilirse HMK m.2 uyarınca asliye hukuk mahkemesi (ticari iş niteliğindeyse asliye ticaret mahkemesi) görevlidir.

Şirket Ortağı veya Yönetim Kurulu Üyesinin İşçi Sıfatı

Bir şirket organında görev almak, kişinin aynı zamanda işçi sayılmasını otomatik olarak dışlamaz veya kabul ettirmez; belirleyici olan bağımlılık unsurunun somut olarak var olup olmadığıdır.

  • Anonim şirket yönetim kurulu üyeleri: TTK m.365 vd. uyarınca yönetim kurulu üyeleri ile şirket arasındaki ilişki kural olarak şirketler hukuku ve organ ilişkisi mahiyetindedir. Ancak yönetim kurulu üyesi, üyelik dışında ayrı ve fiili bir hizmet ilişkisine dayanarak (örneğin işletme müdürü, teknik sorumlu sıfatıyla) bağımlılık unsuru çerçevesinde çalışıyorsa işçi sıfatını kazanabilir. Tek ortaklı ve tek yöneticili şirketlerde bağımlılık unsuru kurulamayacağından iş ilişkisi doğmaz.
  • Limited şirket ortak ve müdürleri: Kendi üzerinde bir denetim ve hiyerarşik otorite bulunmayan şirket müdürü ortağın işçi sayılması mümkün değildir. Buna karşılık pay sahibi olup müdür sıfatı taşımayan ve şirkette fiilen bağımlı olarak çalışan kimseler işçi sayılabilir.

Uyuşmazlık salt organ sıfatından, ortaklıktan ve TTK hükümlerinden kaynaklanıyorsa görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesi; bağımsız bir hizmet sözleşmesine dayanan işçilik haklarına ilişkinse iş mahkemesidir.

Alt İşveren – Asıl İşveren İlişkisinde Görev ve Husumet

4857 sayılı İş Kanunu m.2 uyarınca, bir işverenden işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde uzmanlık gerektiren işlerde iş alan alt işverenin işçilerine karşı, asıl işveren alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur.

Görev: Asıl işveren ile alt işveren arasındaki sözleşme kendi içinde bir eser veya hizmet alım sözleşmesi olsa dahi, işçinin açtığı alacak ve tespit davalarında her iki işverene yöneltilen dava 7036 sayılı Kanun m.5 gereğince iş mahkemesinde görülür.

Husumet: İşçilik alacakları davalarında asıl işveren ile alt işveren arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunur; işçi dilerse her ikisine, dilerse yalnızca birine husumet yöneltebilir. İşveren tarafının bir adi ortaklık olduğu hâllerde, davada çalıştıran adi ortaklığın tarafı olarak yer alması gerektiği Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/5997, K. 2024/5919, T. 27.05.2024 tarihli kararında vurgulanmıştır.

İşe iade davaları bakımından ise durum farklıdır — feshin geçersizliğinin her iki işvereni de bağlaması sebebiyle mecburi dava arkadaşlığına benzer bir taraf teşkili aranmasının, işçi üzerindeki külfeti önemli ölçüde artırdığı kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi, Norm Denetimi, E. 2024/157, K. 2025/121, T. 03.06.2025 tarihli kararında, işçinin tarafı olmadığı asıl işveren–alt işveren hukuki ilişkisini tespit ederek arabuluculuk sürecini her iki işverene karşı birlikte yürütmesini zorunlu kılan kuralın işçiye katlanamayacağı bir külfet yüklediğini, kuralın taraf sıfatı sorununu engelleme şeklindeki meşru amaç bakımından gerekli olmadığını ve kamusal yarar ile işçinin mahkemeye erişim hakkı arasında makul bir denge kurulamadığını tespit etmiştir.

İş Mahkemesi Bulunmayan Yerde Asliye Hukuk Mahkemesi

7036 sayılı Kanun m.2/3 uyarınca iş mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince, 7036 sayılı Kanun’daki usul ve esaslara göre bakılır. Bu mahkemeler ayrı bir mahkeme değildir; iş mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan genel mahkemedir.

Burada Asliye Hukuk Mahkemesi makalemizde ele aldığımız “aile mahkemesi sıfatıyla” kuralıyla dikkatle karşılaştırılması gereken bir nüans vardır. Aile mahkemesi bulunmayan yerde davaya bu sıfatla bakıldığının karar başlığında belirtilmemesi, Yargıtay içtihadında mutlak bozma sebebi sayılmaktadır — çünkü orada sorun yalnızca bir başlık eksikliği değil, 4787 sayılı Kanun’un öngördüğü özel usul güvencelerinin (uzman desteği, resen araştırma ilkesi) fiilen uygulanıp uygulanmadığı sorunudur. İş mahkemesi bağlamında ise ölçüt aynı doğrultuda ama sonucu farklı yorumlanmaktadır: karar başlığında “İş Mahkemesi Sıfatıyla” ibaresine yer verilmemesi, davaya fiilen 7036 sayılı Kanun’un öngördüğü basit yargılama usulü uygulanmış olması kaydıyla, işin esasına ve yargılama usulüne bir etkisi bulunmadığı sürece salt bir yazım/maddi hata olarak değerlendirilmekte ve HMK m.304 uyarınca resen veya talep üzerine düzeltilebilmektedir.

Bu iki sonucun ortak paydası aslında aynıdır: belirleyici olan sıfatın karar başlığında yazılı olup olmadığı değil, ilgili özel kanunun öngördüğü usul güvencelerinin fiilen işletilip işletilmediğidir. Aile mahkemesinde bu güvenceler (uzman desteği, resen araştırma) uygulanmadan davanın genel usulle sonuçlandırılması ağır bir eksiklik oluşturduğundan mutlak bozma sonucuna bağlanmakta; iş mahkemesinde ise asıl usul güvencesi olan basit yargılama usulü zaten doğru uygulanmışsa, geriye kalan yalnızca şekli bir eksiklik olduğundan bu, tashih ile giderilebilir bir hata olarak kabul edilmektedir.

Dava Şartı Arabuluculuk

7036 sayılı Kanun m.3 uyarınca, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şarttır; bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları da aynı kurala tabidir.

Arabuluculuk Kapsamı Dışında Kalan Uyuşmazlıklar

  • İş kazası ve meslek hastalığı: 7036 sayılı Kanun m.3/3 uyarınca iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında dava şartı arabuluculuk uygulanmaz.
  • Hizmet tespiti ve SGK prim uyuşmazlıkları: 5510 sayılı Kanun kapsamındaki tescil, hizmet tespiti ve sigortalılık sürelerine ilişkin davalar kamu düzenine ilişkin olduğundan arabuluculuğa tabi değildir.
  • İdari para cezalarına itirazlar ve disiplin cezalarının iptali davaları.
  • Sendikal yetki itirazları ile grev/lokavt uyuşmazlıkları.

İşe İade Davasında Arabuluculuk ve Dava Açma Süreleri

4857 sayılı Kanun m.20 uyarınca, iş sözleşmesi feshedilen işçi, fesihte sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı iddiasıyla, fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurmak zorundadır. Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, B. 2021/56797, T. 26.02.2025 tarihli kararında bu bir aylık sürenin başlangıç tarihinin yorumlanmasında mahkemenin dava açmayı aşırı derecede zorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yaklaşım içermemesi gerektiğini vurgulamıştır.

Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamazsa, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılmalıdır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, E. 2019/2485, K. 2019/1674, T. 10.09.2019 tarihli kararında, arabuluculuk aşaması geçilmeden açılan davaların dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerektiğini, buna karşılık son tutanak tarihinin hesabında tereddüt varsa aleyhine süre işleyen kişi lehine yorum yapılması gerektiğini tespit etmiştir.

Arabulucuya hiç başvurulmadan doğrudan dava açılması hâlinde, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/1980, K. 2025/4409, T. 14.05.2025 tarihli kararında, davanın usulden reddi hâlinde ret kararının taraflara resen tebliğ edileceğini, kesinleşen ret kararının resen tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabileceğini açıklamıştır. Sürelerin hesabında resmî tatil günlerine rastlaması hâlinde tatili takip eden ilk iş günü sonuna kadar uzayacağı, Anayasa Mahkemesi’nin Bireysel Başvuru, B. 2020/13187, T. 02.05.2024 tarihli kararında teyit edilmiştir.

Arabuluculuk sürecinin kendine özgü hukuki niteliği de gözden kaçırılmamalıdır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/9628, K. 2026/87, T. 13.01.2026 tarihli kararında, arabuluculuk anlaşma belgesinin borçlar hukuku anlamında bir maddi hukuk sözleşmesi olduğunu, bu nedenle 6325 sayılı Kanun m.18/5 çerçevesinde geçersizliğinin (örneğin irade fesadı iddiasıyla) ileri sürülebileceğini, ancak bu iddianın ispat külfetinin iddia eden tarafa ait olduğunu; ayrıca arabuluculuğun somut bir uyuşmazlığın varlığını gerektirdiğini ve uyuşmazlığı çözme dışında başka bir amaçla kullanılamayacağını vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, B. 2020/36673, T. 17.07.2024 tarihli kararında ise arabuluculuk şartının dar ve şekilci yorumlanmasının mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturabileceğini, mahkemelerin bu konuda katı bir yaklaşımdan kaçınması gerektiğini hatırlatmıştır.

Hizmet Tespit Davası

5510 sayılı Kanun m.86/9: Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.

Hizmet tespit davası, iş mahkemesinin görev alanı içindeki en kendine özgü dava türlerinden biridir; genel iş uyuşmazlıklarından hem taraf yapısı hem dava şartları bakımından belirgin şekilde ayrılır.

SGK’nın Taraf Sıfatı: Davalı Değil, Fer’i Müdahil

7036 sayılı Kanun m.4/2 uyarınca, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebiyle işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma resen ihbar edilir; ihbar üzerine davalı yanında fer’i müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabilir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/13325, K. 2025/2490, T. 20.02.2025 tarihli kararında bu kuralı teyit etmiş; ilk derece mahkemesinin Kurumu usule aykırı olarak davalı sıfatıyla göstermesi ve lehine vekâlet ücretine hükmetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu hatanın tek başına bozma nedeni oluşturduğunu belirtmiştir. Buna göre Kurum bu davalarda davalı olarak gösterilemez, aleyhine veya lehine vekâlet ücreti takdir edilemez; ancak yanında yer aldığı işveren kanun yoluna başvurmasa bile Kurum tek başına istinaf ve temyiz yollarına başvurabilir.

Beş Yıllık Hak Düşürücü Süre: Başlangıcı ve İstisnaları

Hizmet tespiti davası, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıllık hak düşürücü süreye tabidir; bu husus Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin E. 2024/5997, K. 2024/5919, T. 27.05.2024 tarihli kararında da teyit edilmiştir. Ancak bu sürenin işlemeyeceği önemli bir istisna grubu vardır: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/11875, K. 2024/383, T. 22.01.2024 tarihli kararında, mevzuatta sayılan belgelerden (işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi) birinin dahi işveren tarafından Kuruma verilmiş olması hâlinde artık hak düşürücü süreden söz edilemeyeceğini, Yargıtay uygulamasının bu yorumu geniş tuttuğunu belirtmiştir. Aynı ilke Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2025/5026, K. 2025/11466, T. 08.09.2025 tarihli kararında da tekrarlanmış; sigortalıya ilişkin belgelerin Kuruma verilmiş olması veya çalışmaların Kurumca tespit edilmiş olması hâlinde, Kurumca öğrenilen ve kesintisiz devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyeceği vurgulanmıştır.

Bu davaların kamu düzenine ilişkin niteliği, yargılamaya da yansır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/13325, K. 2025/2490, T. 20.02.2025 tarihli kararında, hizmet tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin olması sebebiyle özel bir duyarlılıkla yürütülmesi gerektiğini, hâkimin HMK m.31 gereğince uyuşmazlığın aydınlatılması için taraflara açıklama yaptırabileceğini, soru sorabileceğini ve delil gösterilmesini isteyebileceğini hatırlatmıştır.

Prim Borcuna İtiraz Davası ile Karşılaştırma

5510 sayılı Kanun m.86/7 uyarınca, Kurumca resen düzenlenen prim borcuna karşı işveren, tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili Kurum ünitesine itiraz edebilir; itiraz takibi durdurur. İtirazın reddi hâlinde işveren, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde yetkili iş mahkemesine başvurabilir; mahkemeye başvuru prim borcunun takip ve tahsilini durdurmaz. Bu dava, hizmet tespit davasıyla sıkça karıştırılan ama yapısal olarak tamamen farklı bir dava türüdür:

ÖlçütHizmet Tespit Davası (5510 m.86/9)Prim Borcuna İtiraz Davası (5510 m.86/7)
DavacıSigortalı işçi (veya hak sahipleri)İşveren
Davalıİşveren (SGK fer’i müdahil)Doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumu
Dava öncesi başvuruSGK’ya başvuru şartı yok (m.4/1 istisnası); doğrudan dava açılırSGK ünitesine 1 ay içinde idari itiraz zorunlu
Dava açma süresiHizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre (istisnalar hariç)İtiraz ret kararının tebliğinden itibaren 1 aylık hak düşürücü süre

Sendikal Uyuşmazlıklarda Görev ve Kanun Yolu

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu kapsamındaki uyuşmazlıklarda görevli mahkeme iş mahkemesidir; ancak bu uyuşmazlık türlerinin kanun yolu rejimi genel kuraldan sapmaktadır:

  • Yetki tespitine itiraz (6356 m.43): Bakanlığın yetki tespit yazısına karşı ilgililer, tebliğden itibaren altı iş günü içinde iş mahkemesinde itiraz davası açabilir; mahkeme ivedilikle karar verir. İstinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi kararı kesindir.
  • Toplu iş sözleşmesinin yorumu (6356 m.53/1): Uygulanmakta olan bir toplu iş sözleşmesinin yorumu davasında iş mahkemesi görevlidir; bölge adliye mahkemesi kararı kesindir, temyize tabi değildir.
  • Sendikal tazminat (6356 m.25): Sendikal nedenle yapılan fesih veya ayrımcılık iddialarına dayalı tazminat taleplerinde iş mahkemesi görevlidir; bu talepler genel istinaf ve parasal sınır koşuluyla temyiz kanun yoluna tabidir — yukarıdaki iki istisnadan farklı olarak burada kanun yolu genel rejime tabidir.

Disiplin Cezasının İptali Davası

İşveren tarafından geçerli bir toplu iş sözleşmesi, personel yönetmeliği veya disiplin yönetmeliği uyarınca işçiye uygulanan ihtar, kınama, yevmiye kesintisi gibi disiplin cezalarının iptali talebiyle açılan davalarda 7036 sayılı Kanun m.5 gereğince iş mahkemesi görevlidir; basit yargılama usulü uygulanır. 7036 sayılı Kanun m.8/1-b uyarınca, işveren tarafından toplu iş sözleşmesi veya işyeri düzenlemeleri uyarınca verilen disiplin cezalarının iptali için açılan davalarda verilen kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamaz; istinaf incelemesi sonucunda bölge adliye mahkemesince verilen karar kesindir.

SGK’nın Taraf Olduğu Uyuşmazlıklarda Ön Başvuru Zorunluluğu

7036 sayılı Kanun m.4/1: 5510 sayılı Kanun ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurulması zorunludur. Diğer kanunlarda öngörülen süreler saklı kalmak kaydıyla yapılan başvuruya altmış gün içinde Kurumca cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır; Kuruma karşı dava açılabilmesi için taleplerin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması şarttır. Kuruma başvuruda geçirilecek süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz.

Kanunun açıkça öngördüğü tek istisna hizmet tespiti davalarıdır. Buna ek olarak, iş kazası veya meslek hastalığının tespitine yönelik davalarda, Kurumun olayı iş kazası veya meslek hastalığı saymaması üzerine açılan tespit davalarının da bu zorunluluğun dışında kaldığı kabul edilmektedir; ancak bu ikinci istisna kanunun açık bir hükmüne değil, Kurumun olayla ilgili zaten olumsuz bir işlem tesis etmiş olması nedeniyle ayrıca ön başvurunun anlamsız kalacağı pratik gerekçesine dayanmaktadır — bu nedenle somut olayda Kurumun önceden olumsuz bir işlem tesis edip etmediğinin ayrıca değerlendirilmesi isabetli olur.

Yetki Kuralları

7036 sayılı Kanun m.6: İş mahkemelerinde açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir. Davalı birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. İş kazasından doğan tazminat davalarında, iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer ile zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. Bu madde hükümlerine aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir.

İş kazasından doğan tazminat davalarında davacı işçi, dört ayrı yer mahkemesi arasında seçim hakkına sahiptir: davalının yerleşim yeri, işin yapıldığı yer, iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer ve kendi yerleşim yeri. Bu seçimlik yetki kurallarından herhangi birinde açılan davada davalının yetki itirazı dinlenmez; davacı bu dört yer dışında yetkisiz bir yerde dava açarsa, yetki itirazı üzerine dosya yetkili mahkemeye gönderilir.

Yargılama Usulü ve Görevsizlik Kararı Sonrası İşlemler

İş mahkemelerinde 7036 sayılı Kanun m.7 uyarınca basit yargılama usulü uygulanır. Davaların yığılması hâlinde her bir talebe ilişkin vakıalar bakımından ispat yükü ve deliller ayrı ayrı değerlendirilir.

Görevsizlik kararı verilmesi hâlinde HMK m.20 uygulanır: taraflardan biri, karar kesinse tebliğ tarihinden, kanun yoluna başvurulmuşsa ret kararının tebliğinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmelidir. Bu süre hak düşürücüdür; süresinde talepte bulunulmazsa dava açılmamış sayılır ve bu konuda karar verme yetkisi görevsizlik kararını veren mahkemeye aittir. Bu kuralın ayrıntıları ve görevsiz mahkemede yapılan işlemlerin akıbeti Asliye Hukuk Mahkemesi makalemizde kapsamlı olarak ele alınmıştır.

Kanun Yolları: İstinaf ve Temyiz

7036 sayılı Kanun m.7/3 uyarınca HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümleri iş mahkemesi kararları hakkında da uygulanır; 2026 yılı için genel istinaf kesinlik sınırı 50.000 TL, temyiz kesinlik sınırı 682.000 TL’dir (güncel hesaplama için Asliye Hukuk Mahkemesi makalemize bakınız).

Bunun yanında 7036 sayılı Kanun m.8, belirli dava türlerinde istinaf sonrası temyiz yolunu değerden bağımsız olarak tamamen kapatan özel bir liste öngörmüştür:

  • İşe iade (fesih bildirimine itiraz) davaları (4857 sayılı Kanun m.20),
  • İşveren tarafından toplu iş sözleşmesi veya işyeri düzenlemeleri uyarınca verilen disiplin cezalarının iptali davaları,
  • 6356 sayılı Kanun m.24/1-5, m.34/4, m.53/1, m.71/1 kapsamında açılan davalar,
  • 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu m.10/8 ve m.14/4 kapsamındaki davalar.

Bu dava türlerinde ilk derece iş mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna değerden bağımsız olarak başvurulabilir; ancak bölge adliye mahkemesinin istinaf incelemesi sonucunda verdiği esasa ilişkin karar kesindir ve Yargıtay nezdinde temyiz incelemesine konu edilemez. Bu liste dışındaki iş mahkemesi kararları ise genel parasal sınırlara tabi olağan istinaf-temyiz rejimine tabidir.

İş Mahkemesinde Görülen Başlıca Dava Türleri

  • Kıdem tazminatı davası
  • İhbar tazminatı davası
  • Kötüniyet tazminatı davası
  • Fazla mesai (fazla çalışma) alacağı davası
  • Ücret alacağı davası
  • Yıllık izin ücreti alacağı davası
  • İşe iade davası
  • Hizmet tespit davası
  • İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan maddi/manevi tazminat davası
  • Mobbing (psikolojik taciz) nedeniyle tazminat davası
  • Sendikal tazminat davası
  • Disiplin cezasının iptali davası
  • Toplu iş sözleşmesinin yorumu davası
  • Yetki tespitine itiraz davası
  • Hizmet akdinin haksız feshinden kaynaklanan tazminat davaları

Bu listedeki dava türlerinin bir kısmı için sitemizde ayrı ve kapsamlı makaleler bulunmaktadır; henüz makalesi yayınlanmamış olanlar ilgili içerik hazırlandığında bu listeye eklenip bağlantılandırılacaktır.

Sıkça Sorulan Sorular

İş mahkemesi hangi uyuşmazlıklara bakar?

Gazeteciler ve gemiadamları dahil olmak üzere 4857 sayılı İş Kanunu veya TBK’nın hizmet sözleşmesi hükümlerine tabi işçiler ile işveren arasındaki iş ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar ile Sosyal Güvenlik Kurumu veya İŞKUR’un taraf olduğu sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara bakar.

Şirket ortağı işçi sayılır mı?

Kural olarak hayır; ancak ortak, organ sıfatı dışında ayrı ve fiili bir hizmet ilişkisine dayanarak bağımlılık unsuru altında çalışıyorsa işçi sayılabilir ve iş mahkemesi görevli olur.

İş mahkemesi bulunmayan yerde dava nerede açılır?

O yerdeki asliye hukuk mahkemesinde, ancak mahkeme davaya iş mahkemesi sıfatıyla ve basit yargılama usulüne göre bakar.

Hangi iş uyuşmazlıklarında arabuluculuğa başvurmak zorunlu değildir?

İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan tazminat ve tespit davaları, hizmet tespit davası, idari para cezalarına itirazlar, disiplin cezalarının iptali davaları ile sendikal yetki itirazları arabuluculuk dava şartından muaftır.

İşe iade davasında süreler nasıl işler?

Fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde arabulucuya başvurulmalı; anlaşma sağlanamazsa son tutanaktan itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılmalıdır.

Hizmet tespit davasında SGK davalı mıdır?

Hayır. Dava işverene karşı açılır; SGK davaya resen ihbar edilir ve fer’i müdahil sıfatıyla katılır, aleyhine veya lehine vekâlet ücretine hükmedilemez.

Hizmet tespit davasının beş yıllık süresi her durumda işler mi?

Hayır. İşe giriş bildirgesi veya dönem bordrosu gibi belgelerden biri Kuruma verilmişse veya çalışma Kurumca tespit edilmişse, bu tarihten sonraki kesintisiz çalışma bakımından hak düşürücü süreden söz edilemez.

Disiplin cezasının iptali davasında temyiz yolu açık mıdır?

Hayır. Bu davalarda bölge adliye mahkemesinin istinaf incelemesi sonucunda verdiği karar kesindir.

İş kazası tazminatı davasında hangi mahkemede dava açılabilir?

Davalının yerleşim yeri, işin yapıldığı yer, kazanın veya zararın meydana geldiği yer ile davacı işçinin kendi yerleşim yeri mahkemelerinden birinde, seçimlik olarak.

SGK’ya karşı her davada önce Kuruma başvurmak zorunlu mudur?

Hayır. Hizmet tespiti davaları bu zorunluluğun kanunda açıkça öngörülen istisnasıdır; iş kazası/meslek hastalığı tespitine yönelik bazı davalarda da Kurumun zaten olumsuz işlem tesis etmiş olması nedeniyle ön başvuru anlamsız kalabilir.

Sonuç

İş mahkemesi, işçi ile işveren arasındaki dengesizliği gözeten özel usul kurallarıyla donatılmış bir mahkemedir. Görevin doğru tespiti — hizmet sözleşmesi ile vekâlet/eser sözleşmesi ayrımı, şirket ortağının işçi sıfatının değerlendirilmesi, alt işveren-asıl işveren ilişkisindeki taraf teşkili — ve dava şartı arabuluculuğun kapsamının, özellikle hizmet tespit davası gibi kendine özgü rejime tabi dava türlerinde doğru uygulanması, davanın esasına girilmeden usulden sonuçlanmasını önlemek bakımından belirleyicidir. Kanun yolu rejiminin de genel kuraldan ayrılan özel bir listeye (7036 m.8) sahip olması, bu alandaki davaların stratejisini doğrudan etkilemektedir.

Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.

Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul