15 Yaşından Küçük Mağdur Adına Şikâyet: Kanuni Temsilci–Vekil Çelişkisi

Kanuni temsilci vekil çelişkisi yaşandığında, ceza muhakemesinde ayırt etme gücüne sahip olmayan küçük veya kısıtlı mağdurun davaya katılma, şikâyet ve hükmü temyiz etme iradesini kim kullanır sorusunun cevabı nettir: Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre kanuni temsilcinin iradesine üstünlük tanınır. CMK m. 234/2 uyarınca atanan zorunlu vekil, kanuni temsilciye “yardımcı” konumundadır; onun yerine geçemez. Ancak bu kural mutlak değildir — mümeyyiz küçüklerde, kanuni temsilcinin sessiz kaldığı hâllerde ve kanuni temsilcinin bizzat sanık olduğu menfaat çatışması durumlarında farklı çözümler devreye girer. Bu makale, konuyu Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Daire kararlarıyla uygulamalı olarak ele almaktadır.

Mağdurun iradesini kullanma yetkisi neden bir sorun oluşturur?

Ceza muhakemesinde katılma, şikâyet ve şikâyetten vazgeçme hakları şahsa sıkı sıkıya bağlı haklardandır — başkasına devredilemez, miras yoluyla geçmez, kişinin kendisi tarafından kullanılması esastır. Ancak mağdurun yaşının küçük olması veya akıl hastalığı/malullük nedeniyle fiil ehliyetinin bulunmaması hâlinde, bu hakkın bizzat kullanılması mümkün olmaz. TMK m. 14-16 hükümleri uyarınca ayırt etme gücünden yoksun kişilerin işlemleri hukuki sonuç doğurmaz; bu nedenle mağdurun yerine kimin karar vereceği sorusu ortaya çıkar.

CMK bu boşluğu iki farklı mekanizmayla doldurur: kanuni temsilci (anne, baba veya vasi) ve CMK m. 234/2 uyarınca atanan zorunlu vekil. Sorun, bu iki iradenin çelişmesi hâlinde ortaya çıkar.

Ayırt etme gücü bakımından 15 yaş eşiği nasıl belirlenir?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, herhangi bir malullüğü bulunmayan çocuklar bakımından uygulamada yeknesaklık sağlamak amacıyla net bir eşik benimsemiştir: 15 yaşından küçük çocuklar davaya katılma bakımından ayırt etme gücüne sahip kabul edilmez; 15 yaşından büyükler ise bu güce sahip kabul edilir (Yargıtay CGK, E. 2014/28, K. 2014/537, T. 02.12.2014; aynı ilke CGK E. 2017/558, K. 2019/185, T. 12.03.2019 ve CGK E. 2021/391, K. 2024/128, T. 20.03.2024 kararlarında da tekrarlanmıştır). Bu eşik, TCK m. 103’teki cinsel istismar suçlarının “onbeş yaşını tamamlamamış” ve “onbeş yaşını bitirmiş” ayrımından esinlenerek oluşturulmuştur.

Mümeyyiz (ayırt etme gücüne sahip) küçüklerde durum farklıdır: Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre, “suçun mağduru olan küçük veya kısıtlı ayırt etme gücüne sahip ise davaya katılma veya katılmama noktasında iradesine bakılacak kişi mağdurun bizzat kendisi olup, gerek kanuni temsilcisinin gerek baroca görevlendirilen vekilin bu konudaki beyanının bir önemi olmayacaktır” (CGK, E. 2021/390, K. 2022/244, T. 07.04.2022). Yani 15 yaşından büyük, ayırt etme gücüne sahip bir mağdur kendi kararını verir; ne kanuni temsilcinin ne de vekilin iradesi bu kararı geçersiz kılamaz.

Kanuni temsilci ile zorunlu vekilin iradesi çelişirse hangisi üstündür?

Ayırt etme gücüne sahip olmayan küçük veya kısıtlı bakımından, kanuni temsilci ile CMK m. 234/2 uyarınca atanan zorunlu vekilin beyanları çelişirse, Yargıtay’ın istikrarlı içtihadı kanuni temsilcinin iradesine üstünlük tanır. Bu kural, aralarında 2008, 2014, 2017, 2019, 2020, 2022 ve 2024 tarihli çok sayıda Ceza Genel Kurulu kararında defalarca teyit edilmiştir:

  • CGK, E. 2014/28, K. 2014/537, T. 02.12.2014
  • CGK, E. 2014/499, K. 2017/430, T. 24.10.2017
  • CGK, E. 2017/558, K. 2019/185, T. 12.03.2019
  • CGK, E. 2020/38, K. 2020/516, T. 10.12.2020
  • CGK, E. 2021/390, K. 2022/244, T. 07.04.2022
  • CGK, E. 2021/391, K. 2024/128, T. 20.03.2024

Gerekçe: CMK m. 261 uyarınca avukat, müvekkilinin açık arzusuna aykırı olmamak şartıyla kanun yollarına başvurabilir; bu düzenlemede kanuni temsilci “asil” konumundadır, vekilin yetkileri asilden fazla olamaz. Baro tarafından görevlendirilen vekil, küçüğü ve kanuni temsilcisini ceza muhakemesinde desteklemekle görevlidir — kanuni temsilcinin kanundan doğan yetkilerini ortadan kaldırmaz. Kanuni temsilci küçüğe kendi vekilini görevlendirmişse, zaten CMK m. 234/2 kapsamında barodan ayrıca vekil görevlendirilmesi de söz konusu olmaz.

Bu kural pratikte ne anlama gelir?

Kanuni temsilci (örneğin anne), duruşmada sanıktan şikâyetçi olmadığını ve davaya katılmak istemediğini beyan ederse, mağdura atanan zorunlu vekilin bu beyana rağmen davaya katılma talebinde bulunması veya hükmü temyiz etmesi hukuken sonuç doğurmaz. Yargıtay, kanuni temsilcinin bu yöndeki iradesine rağmen verilen katılma kararının “yok hükmünde” olduğunu, zorunlu vekilin bu durumda hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunmadığını kabul etmektedir (CGK, E. 2014/28, K. 2014/537, T. 02.12.2014).

Kanuni temsilcinin sessiz kalması, irade çelişkisi sayılır mı?

Hayır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kuralın sınırını netleştiren iki önemli kararında, kanuni temsilcinin davaya katılmış olmasına rağmen hükmü temyiz etmemesinin, katılma isteğinden vazgeçtiği anlamına gelmeyeceğine ve bu durumun “irade çelişkisi” oluşturmayacağına hükmetmiştir:

“Katılan …’nin sanık hakkında verilen hükmü temyiz etmemesinin katılma isteminden vazgeçtiği yönünde yorumlanmasına hukuken imkân bulunmaması ve katılan … ile katılan mağdure vekilinin iradelerinin çeliştiği sonucunu da doğurmaması hususları gözetildiğinde katılan mağdurenin, kanuni temsilcisinin iradesine uygun olarak kanun yoluna başvurma yetkisini kazanan vekilinin sanık hakkında verilen hükmü temyiz etmeye hakkının olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.” (Yargıtay CGK, E. 2022/69, K. 2022/673, T. 26.10.2022)

Aynı ilke, kanuni temsilcinin davaya katılıp usulüne uygun tebliğ edilen gerekçeli kararı temyiz etmediği ama vekilin temyiz ettiği bir başka olayda da teyit edilmiştir: madem kanuni temsilci katılma iradesini ortaya koymuş, vekilin bu iradeye uygun şekilde hükmü temyiz etmesi geçerlidir (Yargıtay CGK, E. 2021/391, K. 2024/128, T. 20.03.2024). Kısacası, kural yalnızca kanuni temsilcinin açıkça şikâyetçi olmadığını veya davaya katılmak istemediğini beyan ettiği hâllerde işler; sessizlik veya pasiflik irade çelişkisi sayılmaz.

Vekil atanmadan alınan vazgeçme beyanı geçerli midir?

Hayır. Yargıtay, CMK m. 234/2’nin emredici bir norm olduğunu, onsekiz yaşını doldurmamış, sağır-dilsiz veya meramını ifade edemeyecek derecede malul mağdurlara öncelikle vekil tayin edilmesi ve vekil ile kanuni temsilcinin birbirinden haberdar edilerek vekilin kanuni temsilciye hukuki yardımda bulunmasının sağlanması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu işlemler yapılmadan alınan vazgeçme beyanları mağdur aleyhine sonuç doğurmaz:

  • Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2021/10809, K. 2022/12017, T. 26.12.2022 — vekil ile kanuni temsilcinin haberdar edilmesi sağlanmadan alınan vazgeçmenin usule uygun sayılamayacağı.
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2019/9005, K. 2020/6499, T. 30.11.2020 — vekil tarafından bilgilendirme yapılmadan alınan kanuni temsilci beyanlarına “muhakeme hukuku anlamında itibar etmek mümkün değildir.”

Bu, uygulamada sıkça atlanan bir usul kuralıdır: mahkemenin küçük mağdura vekil ataması yeterli değildir; vekilin fiilen sürece dâhil edilip kanuni temsilciyle temas kurması da aranır.

Vekilin genel yetkisinin sınırları nedir?

Kanuni temsilcinin iradesine uygun olarak katılan sıfatını kazanan mağdur için atanan vekil, sonraki süreçte kanuni temsilcinin her işlem için ayrı ayrı onayını almak zorunda değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu dengeyi şöyle kurmuştur:

“Mağdur, kanuni temsilcisinin iradesine uygun olarak katılan sıfatını aldıktan sonra mağdura atanan vekil veya mağdur için vekaletname ile görevlendirilen vekil … kanuni temsilcinin her bir tasarruf için ayrı ayrı onayını almadan yapabilecektir … Ancak bu hukuki yardım görevi, kanuni temsilcinin kanundan kaynaklanan yetkilerini bertaraf etmemektedir.” (Yargıtay CGK, E. 2021/214, K. 2023/422, T. 12.09.2023)

Yani vekil, katılan sıfatı bir kez kanuni temsilcinin iradesiyle kazanıldıktan sonra tahliyeye itiraz, kanun yoluna başvurma gibi işlemleri tek tek onay almadan yürütebilir — ama bu yetki, kanuni temsilcinin işin esasına (katılıp katılmama, şikâyetten vazgeçme) ilişkin kararını değiştiremez.

Kanuni temsilci ile mağdurun menfaati çatışırsa: kayyım ne zaman atanır?

Kanuni temsilcinin bizzat sanık olması, sanıkla akrabalık ilişkisi bulunması veya başka bir menfaat çatışması hâlinde, kanuni temsilcinin iradesine üstünlük tanınması kuralı işlemez hâle gelir — çünkü artık “üstün” tutulacak taraf sanıkla aynı çıkarları paylaşıyor olabilir. Bu durumda devreye TMK m. 426/2 uyarınca temsil kayyımı girer.

Kayyım hangi hâllerde atanır?

TMK m. 426, vesayet makamının ilgilinin isteği üzerine veya re’sen temsil kayyımı atayacağı hâlleri sayar; bunlardan ceza muhakemesi bakımından en belirleyici olanı “bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaatinin çatışması” hâlidir. Yargıtay bu kuralı ceza muhakemesine defalarca uygulamıştır:

  • Kanuni temsilcinin (anne) mağdura karşı işlenen suçun faili olması hâlinde, mağdur ile anne arasındaki menfaat çatışması nedeniyle kayyım atanmadan yargılamanın yürütülemeyeceği (Yargıtay CGK, E. 2020/38, K. 2020/516, T. 10.12.2020).
  • Sanığın mağdurenin babası, kanuni temsilcinin ise annesi olduğu ve menfaat çatışması bulunduğu bir olayda, kayyım atanması ve kayyıma gerekçeli kararın tebliğ edilmesi gerektiği (Yargıtay CGK, E. 2017/558, K. 2019/185, T. 12.03.2019).
  • Kanuni temsilcinin (baba) sanık olduğu bir olayda, mağdur ile sanık arasındaki menfaat çatışması nedeniyle TMK m. 426 uyarınca kayyım atanması ve gerekçeli kararın kayyıma tebliğ edilmesi gerektiği; kayyım tarafından temyiz edilmeyen kararın kesinleşeceği (Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/14629, K. 2021/18098, T. 07.06.2021).

Kayyım atanmadan önce hangi araştırma yapılmalıdır?

Kayyım atanması son çare niteliğindedir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, önce ailede menfaat çatışması bulunmayan başka bir yasal temsilci veya mirasçının araştırılması gerektiğini, ancak böyle bir kişi bulunamazsa kayyım atanmasına geçilebileceğini açıkça belirtmiştir:

“Mevcut haliyle mağdure ile müşteki arasında menfaat çatışması bulunduğu gözetilerek, hükümden sonra vefat eden mağdurenin müşteki dışındaki … babası …’a tebligat çıkarılıp katılma ve şikayet hususunda beyanlarının alınması, menfaat çatışması bulunan anne dışında yasal mirasçı tespit edilememesi halinde ise kamu davasında mağdureyi temsil etmek üzere bir temsil kayyımı atanıp şikayet ve katılma hususunda beyanı alındıktan sonra karar verilmesi gerektiği.” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2019/27616, K. 2020/15263, T. 08.09.2020)

İki ayrı atama gerekebilir: temsil kayyımı ve zorunlu vekil

Kanuni temsilcinin sanık olduğu hâllerde, mağdurun haklarının tam korunması için iki farklı mekanizmanın birlikte işletilmesi gerekir: (1) yargılamada şikâyet ve katılma iradesini kullanacak TMK m. 426/2 temsil kayyımı, (2) hukuki yardım için CMK m. 234/2, 239/2 zorunlu vekili. Yargıtay 18. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin yalnızca delilleri değerlendirip kayyım atamayı atlamasını dahi tek başına bozma nedeni saymıştır:

“Yasal temsilcisinin sanık olarak yargılandığı hallerde, mağdurun, yargılama aşamasında suçtan zarar gören olarak temsil edilebilmesi için, TMK’nın 426/2. maddesi gereğince temsil kayyımı atanmasının sağlanması, şikayet ve davaya katılma hakkını temsil kayyımının kullanması, bunun yanı sıra hukuki haklarının korunması açısından ise CMK’nın 234/2, 239/2. maddesi gereğince kayyım tayin edilmesi gerekmektedir.” (Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2015/25228, K. 2017/14390, T. 05.12.2017)

Kayyım ile zorunlu vekilin iradesi çelişirse ne olur?

Aynı ilke burada da geçerlidir: kayyımın iradesi, vekilin iradesine üstündür. Kanuni temsilcinin menfaat çatışması nedeniyle devre dışı kaldığı durumlarda atanan kayyım, artık kanuni temsilcinin yerini almış olduğundan, kayyım ile zorunlu vekil arasındaki çelişkide kayyımın iradesine üstünlük tanınır (Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/14629, K. 2021/18098, T. 07.06.2021).

Kayyım atanmasında görevli ve yetkili mahkeme hangisidir?

TMK m. 431 uyarınca vasi atanmasına ilişkin usul kuralları kayyım atanmasında da uygulanır; bu nedenle kayyım atama talebinde görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir (vesayet dairesi sıfatıyla). Yetki bakımından ise TMK m. 411 açık hükmü uyarınca küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki sulh hukuk mahkemesi yetkilidir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, iki sulh hukuk mahkemesi arasında çıkan bir yetki uyuşmazlığında bu kuralı uygulayarak, kayyım tayini istenen küçüğün fiilen ikamet ettiği adresi esas almış ve o yer sulh hukuk mahkemesini yetkili mahkeme olarak belirlemiştir (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2021/171, K. 2021/3418, T. 15.03.2021). Atama, TMK m. 426 uyarınca ilgilinin istemi üzerine yapılabileceği gibi vesayet makamınca re’sen de yapılabilir.

6284 sayılı Kanun kapsamında Bakanlığın katılma hakkı

Kadına yönelik veya aile içi şiddet bağlamındaki davalarda ayrıca bir husus daha dikkat çekicidir: 6284 sayılı Kanun m. 20/2 ve bu Kanunun Uygulama Yönetmeliği m. 46 uyarınca, ilgili Bakanlığın (Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı) şiddet veya şiddet tehlikesi nedeniyle açılan davalara katılma hakkı bulunmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu hâllerde Bakanlığın davadan haberdar edilmesinin ve gerekçeli kararın kendisine tebliğ edilmesinin zorunlu olduğuna hükmetmiştir (Yargıtay CGK, E. 2017/558, K. 2019/185, T. 12.03.2019). Bu, kanuni temsilci-vekil çelişkisinden ayrı ama aynı davalarda sıkça birlikte gündeme gelen bir usul yükümlülüğüdür.

Ergin ama fiil ehliyeti sorunlu mağdurlarda tartışma: vasi mi, zorunlu vekil mi?

Küçük mağdur için kural nettir. Ancak ergin (18 yaşını doldurmuş) fakat akıl hastalığı veya zekâ geriliği nedeniyle fiil ehliyeti sorunlu mağdurlar bakımından Yargıtay içinde henüz tam yerleşmemiş bir görüş ayrılığı bulunmaktadır. Bu ayrımı okuyucuya dürüstçe aktarmak gerekir:

Çoğunluk görüşü: TMK m. 405 uyarınca vasi atanması gerekir

Bir dizi kararda Yargıtay 14. Ceza Dairesi çoğunluğu, ergin akıl hastası mağdur bakımından TMK m. 405 uyarınca vasi tayin ettirilmesi ve TMK m. 462/8’e göre vasiden husumet izni alınması gerektiğine, bu yapılmadan katılma talebinin kabul edilmesinin eksik soruşturma sayılacağına hükmetmiştir:

  • Yargıtay 14. Ceza Dairesi, E. 2011/8832, K. 2013/3127, T. 21.03.2013
  • Yargıtay 14. Ceza Dairesi, E. 2011/246, K. 2011/507, T. 06.10.2011

Karşı oy: CMK m. 234 zorunlu vekili yeterlidir, vasi zorunlu değildir

Her iki kararda da aynı yönde gerekçeli karşı oy kullanılmıştır. Karşı oy sahibi üyelere göre, CMK m. 234 hükmü karşısında vasi atanması ceza yargılaması için bir zorunluluk değildir; kanun koyucunun tercih ettiği koruma mekanizması yalnızca zorunlu vekil atanmasıdır. Karşı oyun temel gerekçeleri:

  • Vasi atanmasını beklemek yargılamayı makul süreyi aşacak şekilde uzatabilir ve AİHS m. 6’daki adil yargılanma/makul süre ilkesini ihlal edebilir.
  • Vasi atanması bekletici sorun oluşturmadığından ve zamanaşımını durdurmadığından, davanın zamanaşımına uğrama riski doğar.
  • 1412 sayılı (mülga) CMUK döneminde mağdur için zorunlu vekillik kurumu bulunmadığından vasi atanması bir ihtiyaçtı; ancak 5271 sayılı CMK’nın 234. maddesi zaten zorunlu vekil kurumunu getirdiğinden, vasi şartını ayrıca aramak CMK’da öngörülmeyen fazladan bir yük oluşturur.

Pratik sonuç: Bu konuda Yargıtay dairesi içinde istikrarlı bir çoğunluk-azınlık ayrışması sürmektedir. Uygulamada ihtiyatlı yaklaşım, ergin akıl hastası/malul mağdur söz konusu olduğunda hem CMK m. 234/2 zorunlu vekilinin atanmasını sağlamak hem de vesayet makamına durumun bildirilip bildirilmediğini (TMK m. 405/2 bildirim yükümlülüğü) takip etmektir; zira çoğunluk görüşü hâlâ baskın uygulama olarak karşımıza çıkabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

15 yaşından küçük mağdur şikâyetten vazgeçebilir mi?

Hayır. 15 yaşından küçük mağdurlar ayırt etme gücüne sahip kabul edilmediğinden, şikâyet ve şikâyetten vazgeçme iradesini bizzat kullanamazlar; bu hak kanuni temsilcileri (anne/baba) tarafından kullanılır. Mağdurun kendisinin verdiği vazgeçme beyanı tek başına hukuki sonuç doğurmaz.

Zorunlu vekil, kanuni temsilcinin isteğine rağmen davaya katılma talebinde bulunabilir mi?

Hayır. Kanuni temsilci açıkça şikâyetçi olmadığını veya davaya katılmak istemediğini beyan etmişse, zorunlu vekilin buna aykırı şekilde katılma talebinde bulunması veya hükmü temyiz etmesi hukuken sonuç doğurmaz; Yargıtay bu durumda verilen katılma kararını “yok hükmünde” kabul etmektedir.

Kanuni temsilci hükmü temyiz etmezse zorunlu vekilin temyiz hakkı düşer mi?

Hayır, otomatik olarak düşmez. Kanuni temsilci davaya katılmış ama sonradan hükmü temyiz etmemişse, bu durum katılma isteğinden vazgeçme veya irade çelişkisi sayılmaz; vekil, kanuni temsilcinin katılma iradesine uygun şekilde hükmü temyiz edebilir.

Anne veya baba sanık ise mağdurun haklarını kim kullanır?

Kanuni temsilcinin sanık olduğu veya sanıkla menfaat çatışması bulunduğu hâllerde, TMK m. 426/2 uyarınca sulh hukuk mahkemesinden temsil kayyımı atanması talep edilir; şikâyet ve katılma iradesini bu kayyım kullanır. Ayrıca CMK m. 234/2 uyarınca hukuki yardım için ayrıca zorunlu vekil de atanabilir.

Kayyım atanması talep edilecek mahkeme hangisidir?

Kayyım atanmasında görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir; yetkili mahkeme ise küçüğün veya kısıtlının fiilen yerleşim yeri olduğu yerdeki sulh hukuk mahkemesidir.

Ergin akıl hastası mağdur için vasi atanması şart mıdır?

Bu konuda Yargıtay içinde görüş ayrılığı bulunmaktadır. Bir görüşe göre TMK m. 405 uyarınca vasi atanması ve husumet izni alınması gerekir; karşı görüşe göre CMK m. 234’teki zorunlu vekil mekanizması tek başına yeterlidir ve vasi şartı aramak yargılamayı gereksiz uzatır. Somut olayda hangi görüşün uygulanacağı, dosyayı gören mahkeme ve daireye göre değişebilir.

Bu konudaki genel usul çerçevesi için mağdur ve suçtan zarar görenin ceza muhakemesindeki hakları başlıklı rehberimize, kanun metninin ayrıntılı yorumu için ise CMK 234 madde şerhimize başvurabilirsiniz.

Çocuk mağdur ve kayyım süreçlerinin doğru yürütülmesi, davanın ilerleyen aşamalarında telafisi güç usul hatalarının önüne geçer. Bu süreçlerde çocuk mağdur davalarında ceza avukatı desteği almak, hem kayyım atanması sürecinin hem de zorunlu vekil-kanuni temsilci koordinasyonunun usulüne uygun yürütülmesi bakımından belirleyicidir.

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.