Mağdur beyanı tek başına mahkûmiyete yeter mi? Ceza yargılamasında mağdurun beyanı hukuken geçerli bir delildir ve bazı durumlarda tek başına mahkûmiyet hükmüne dayanak oluşturabilir. Ancak mağdurun suçlamada bulunması, sanığın cezalandırılması için kendiliğinden yeterli değildir. Beyanın güvenilir, inandırıcı ve somut olayın koşullarıyla uyumlu olması; mahkûmiyet için suçun sanık tarafından işlendiğinin her türlü makul şüpheden uzak biçimde ispatlanması gerekir. Bu değerlendirmede Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 217 ve 236. maddeleri, masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi birlikte uygulanır.
Özellikle cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, tehdit ve aile içi şiddet gibi olayın çoğu zaman başkalarının bulunmadığı ortamlarda gerçekleştiği suçlarda mağdur anlatımı belirleyici önem taşıyabilir. Bununla birlikte mahkeme, beyanın hangi gerekçelerle güvenilir bulunduğunu, savunmanın itirazlarını ve dosyadaki diğer delillerin değerlendirilmesini gerekçeli kararında ortaya koymalıdır.
Mağdur Beyanı Delil Sayılır mı?
Evet. CMK 236/1 uyarınca mağdurun tanık olarak dinlenmesi hâlinde, yemin hariç olmak üzere tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır. Bu nedenle mağdurun soruşturma veya kovuşturma sırasında verdiği anlatım, suçun ispatında değerlendirilebilecek kişisel deliller arasındadır.
CMK 217/1’e göre hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Aynı maddenin ikinci fıkrası, yüklenen suçun hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceğini düzenler.
Bu hükümler, ceza yargılamasında delillerin serbestçe değerlendirilmesi ilkesini ortaya koyar. Kanunda, olağan mağdur beyanının delil kabul edilebilmesi için mutlaka kamera kaydı, adli rapor veya başka bir tanık anlatımıyla desteklenmesi gerektiğine ilişkin genel bir şart bulunmamaktadır.
Ancak delil olarak kabul edilebilirlik ile mahkûmiyet için yeterlilik birbirinden farklıdır. Bir beyanın dosyada delil olarak bulunması, bu beyanın sanığın suçluluğunu ispatladığı anlamına gelmez. Ceza davasında delillerin değerlendirilmesi sırasında her delilin ispat gücü, diğer deliller ve olayın bütünlüğü içerisinde ele alınmalıdır.
Yalnızca Mağdurun İfadesiyle Mahkûmiyet Kararı Verilebilir mi?
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, mahkûmiyet için belirli sayıda delil bulunmasını zorunlu kılan genel bir kural yoktur. Bu nedenle yalnızca bir kişinin anlatımının bulunması, mahkûmiyet ihtimalini kategorik olarak ortadan kaldırmaz.
Bununla birlikte CMK 223/5 uyarınca mahkûmiyet kararı verilebilmesi için yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olması gerekir. Bu sonuca ulaşılırken varsayımlarla hareket edilemez ve giderilemeyen makul şüphe sanık aleyhine yorumlanamaz.
Dolayısıyla iki durum birbirinden ayrılmalıdır:
- Güvenilir ve inandırıcı mağdur beyanı: Olayın özelliklerini açıklayan, kendi içinde tutarlı, ciddi çelişkileri bulunmayan ve dosyadaki bilgilerle uyumlu bir anlatım, koşullarına göre mahkûmiyet bakımından yeterli ispat gücüne ulaşabilir.
- Soyut, çelişkili veya güvenilirliği ortaya konulamayan beyan: Suçun nasıl gerçekleştiğini açıklamayan, esaslı noktalarda giderilemeyen çelişkiler taşıyan veya diğer delillerle ciddi biçimde çatışan bir anlatım, mahkûmiyet için yeterli görülmeyebilir.
Bu ayrımda belirleyici olan, beyanın tek delil olması değil, mahkemenin bu delile dayanarak suçun işlendiği konusunda hukuken yeterli kesinliğe ulaşıp ulaşamadığıdır.
Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince, yargılama sonunda sanığın suçu işlediği konusunda giderilemeyen makul şüphe bulunuyorsa CMK 223/2-e kapsamında beraat kararı verilmelidir.
Mağdur Beyanının Güvenilirliği Nasıl Değerlendirilir?
Mahkeme, mağdurun anlatımını yalnızca ifadenin uzunluğuna, ayrıntılı oluşuna veya kişinin duruşmadaki görünümüne göre değerlendiremez. Beyanın güvenilirliği, olayın özellikleri ve dosyanın tamamı dikkate alınarak incelenmelidir.
1. Beyanın kendi içinde tutarlı olması
Mağdurun olayın gerçekleşme biçimi, failin davranışları ve suçun temel unsurları hakkındaki açıklamalarının birbirleriyle uyumlu olması önemlidir.
Ancak her küçük ayrıntının aynı kelimelerle tekrarlanması beklenemez. Özellikle uzun zaman önce yaşanan olaylarda tarihler, saatler veya tali ayrıntılar bakımından farklılıklar bulunabilir. Önemli olan, farklılığın isnat edilen suçun temel olay örgüsünü etkileyip etkilemediğidir.
2. Anlatımın farklı aşamalarda değişmesi
Kolluk, Cumhuriyet savcılığı ve mahkeme önünde verilen ifadeler arasında farklılık varsa bu durum araştırılmalıdır. Mağdurun bir aşamada anlattığı esaslı bir olayı başka bir aşamada reddetmesi veya suçlamanın temel unsurlarını değiştirmesi, beyanın güvenilirliğinin değerlendirilmesini gerektirebilir.
Bununla birlikte ifade değişikliği tek başına beyanın gerçeğe aykırı olduğunu göstermez. Korku, tehdit, travma, yaş, gelişim düzeyi veya ifade alma koşulları gibi etkenler değerlendirilmelidir.
3. Beyanın diğer delillerle uyumu
Mağdur anlatımının dosyada bulunan adli raporlar, görüntü kayıtları, mesajlaşmalar, olay yeri bulguları veya görgü tanıklarının açıklamalarıyla uyumlu olması, güvenilirlik değerlendirmesinde önem taşıyabilir.
Örneğin bir adli raporun belirli bir yaralanmayı doğrulaması, mağdurun anlatımının bir bölümünü destekleyebilir. Ancak bu raporun tek başına yaralanmayı kimin gerçekleştirdiğini veya fiilin bütün hukuki unsurlarını ispatladığı söylenemez.
Aynı şekilde fiziksel bulgu bulunmaması da özellikle iz bırakmayan veya olaydan uzun süre sonra bildirilen suçlarda, fiilin gerçekleşmediğini kendiliğinden kanıtlamaz.
4. Olayın ortaya çıkış biçimi ve beyanı etkileyen koşullar
Mağdurun olayı ne zaman ve hangi koşullarda açıkladığı, ilk anlatımın kendiliğinden yapılıp yapılmadığı, yönlendirici soruların bulunup bulunmadığı ve taraflar arasındaki önceki ilişkiler değerlendirme konusu olabilir.
Taraflar arasında husumet bulunması tek başına mağdurun gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu göstermez. Buna karşılık somut bir iftira iddiası ileri sürülmüşse, bu iddianın dayanakları da araştırılmalı ve gerekçeli kararda değerlendirilmelidir.
Mağdurun şikâyette gecikmesi veya olay sonrasındaki davranışlarının belirli bir kalıba uymaması da otomatik olarak güvenilirlik aleyhine sonuç doğurmaz. Bu olguların olayın özellikleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Mağdurun Beyanı Dışında Delil Bulunmuyorsa Ne Yapılır?
Bir soruşturma veya kovuşturmada mağdurun anlatımı dışında doğrudan delil bulunmaması, tek başına dosyanın kapatılmasını veya beraat kararı verilmesini gerektirmez. Öncelikle olayın aydınlatılmasına elverişli delillerin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
Olayın niteliğine göre kamera görüntüleri, iletişim kayıtları, tıbbi belgeler, olayın hemen sonrasına ilişkin tanık anlatımları, dijital veriler veya diğer maddi bulgular önem taşıyabilir. Bu delillerin toplanmasında hukuka uygunluk şartına uyulmalıdır.
Özellikle mağdurun anlattıklarını daha sonra kendisinden duyan bir kişinin ifadesiyle, olayı doğrudan gören bir tanığın anlatımı aynı ispat değerine sahip değildir. İlk durumda tanık, çoğunlukla olayın kendisini değil, mağdurun kendisine ne söylediğini doğrular.
Bu ayrım, birden fazla ifade bulunmasının her zaman birbirinden bağımsız deliller bulunduğu anlamına gelmediğini gösterir.
Gerekli araştırmalar yapıldıktan sonra da suçun sanık tarafından işlendiği konusunda makul şüphe giderilemiyorsa mahkûmiyet kararı verilemez. Buna karşılık güvenilir bir mağdur anlatımının sırf fiziksel delil bulunmaması nedeniyle peşinen değersiz kabul edilmesi de doğru değildir.
Cinsel Saldırı ve Cinsel İstismar Suçlarında Mağdur Beyanı Tek Başına Yeterli Olabilir mi?
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar çoğu zaman başkalarının bulunmadığı ortamlarda gerçekleşebilir. Bu nedenle mağdur beyanı, cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı suçlarına ilişkin yargılamalarda özel önem taşır.
Ancak bu suçlar bakımından da mahkûmiyetin ispat standardı değişmez. Masumiyet karinesi geçerliliğini korur ve suçun sanık tarafından işlendiğinin her türlü makul şüpheden uzak biçimde ortaya konulması gerekir.
Cinsel suçlarda mağdur beyanı değerlendirilirken olayın anlatılma koşulları, mağdurun yaşı, olası travmanın etkileri, ifadelerin tutarlılığı, savunmanın ileri sürdüğü itirazlar ve ulaşılabilir diğer deliller birlikte incelenmelidir.
Burada iki kategorik yaklaşım da hatalıdır: Mağdurun cinsel suç isnadında bulunmasının otomatik mahkûmiyet sonucu doğurduğunu kabul etmek ve fiziksel delil bulunmadığında her durumda beraat kararı verilmesi gerektiğini savunmak.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 28.05.2024 tarihli, 2021/7724 Esas ve 2024/5133 Karar sayılı ilamında, mağdurun aşamalardaki çelişkili anlatımları, tanık ifadeleri, sanığın savunması ve dosyanın bütünü değerlendirilmiştir. Kararda, başka delillerle desteklenmeyen soyut ve çelişkili mağdur beyanları dışında mahkûmiyete yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmaması nedeniyle mahkûmiyet hükmü hukuka aykırı görülmüştür.
Bu karar, her cinsel suç dosyasında mağdur anlatımının mutlaka bağımsız bir maddi delille doğrulanması gerektiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kararın dayanağı, somut dosyada bulunan çelişkiler ve delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda ispat standardına ulaşılamamasıdır.
Mağdur İfadesini Değiştirirse veya Suçlamasından Dönerse Ne Olur?
Mağdurun önceki ifadesini değiştirmesi, suçlamasını geri alması veya olayın gerçekleşmediğini söylemesi, önceki anlatımın delil niteliğini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte mahkeme, farklı beyanlar arasındaki çelişkiyi araştırmadan yalnızca kendisine daha inandırıcı gelen anlatımı seçerek mahkûmiyet kuramaz.
Değişikliğin nedeni, önceki ve sonraki açıklamaların alınma koşulları, olası baskı veya tehditler ve dosyanın diğer delilleri değerlendirilmelidir. Özellikle şiddet ve cinsel suçlarda mağdurun güvenliği ile savunma hakkının birlikte gözetilmesi gerekir.
Mağdurun suçlamasından dönmesi ile şikâyetinden vazgeçmesi de farklı hukuki işlemlerdir. Şikâyetten vazgeçmenin davaya etkisi suçun şikâyete bağlı olup olmadığına göre belirlenir. Şikâyete bağlı olmayan bir suçta mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi, kamu davasının kendiliğinden sona ermesi sonucunu doğurmaz.
Çocuk Mağdurun Beyanı Nasıl Alınır ve Değerlendirilir?
Çocuk mağdurların ifadelerinin alınmasında, maddi gerçeğin araştırılması ile çocuğun örselenmesinin önlenmesi birlikte gözetilir. CMK 236 bu amaçla özel usuller öngörmektedir.
CMK 236/2 uyarınca işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur, aynı suça ilişkin soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak bir defa dinlenebilir. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunluluk bulunan hâller saklıdır.
CMK 236/3 kapsamında mağdur çocukların veya suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş diğer mağdurların dinlenmesi sırasında ilgili uzmanlık alanlarından bir uzman bulundurulur. Maddenin dördüncü fıkrası ise uygun görülen çocuk veya mağdurların beyanlarının özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınmasına olanak tanır.
CMK 236/5 uyarınca TCK 103/2 kapsamındaki suçlardan mağdur olan çocukların soruşturma evresindeki beyanları, ilgili merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınır ve beyanları ile görüntüleri kaydedilir. Aynı maddenin altıncı fıkrası, TCK 102/2 kapsamındaki mağdurlar bakımından da özel düzenleme içerir; bu durumda beyan ve görüntülerin kayda alınması için mağdurun rızası gerekir.
CMK 236/7 ve 236/8 hükümleri doğrultusunda söz konusu kayıtların gizliliği korunur, yazılı tutanakları ilgili kişilere verilebilir ve görüntü kayıtları soruşturma veya kovuşturma makamlarının gözetiminde izletilebilir.
Bu usuller hakkında ayrıntılı açıklamalar çocuk mağdurun adli görüşmesi ve özel dinlenme usulü başlıklı yazıda ele alınmaktadır.
Özel dinlenme usulünün uygulanması, çocuk mağdurun beyanının sorgulanamaz veya tartışılamaz hâle gelmesi anlamına gelmez. Savunmanın beyanın güvenilirliğini etkili biçimde sınayabilmesi için somut olayın gerektirdiği usuli güvenceler sağlanmalıdır.
Mağdur Duruşmada Dinlenmeden Önceki İfadesine Dayanılarak Mahkûmiyet Verilebilir mi?
CMK 210/1 uyarınca olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaretse kural olarak bu tanığın duruşmada dinlenmesi gerekir. Önceki ifade tutanağının okunması, tanığın duruşmada dinlenmesinin yerine geçmez.
Mağdurun tanık olarak dinlenmesinde CMK 236/1 gereğince yemin dışındaki tanıklık hükümleri uygulandığından, bu ilke mağdur beyanının değerlendirilmesi bakımından da önemlidir.
Bununla birlikte çocuk mağdurların korunmasına ilişkin CMK 236 hükümleri, mağdurun tekrar dinlenmesinin sınırlandırılmasını ve özel yöntemlerle dinlenmesini mümkün kılar. Bu kuralların uygulanmasında savunma hakkı tamamen ortadan kaldırılamaz.
Mahkeme, mağdurun duruşmada dinlenmemesinin nedenini, beyanın mahkûmiyet açısından önemini ve savunmaya tanınan dengeleyici imkânları somut olarak değerlendirmelidir.
Mağdurun dinlenmesiyle ilgili uyuşmazlıklarda, özellikle mağdur beyanı hükmün belirleyici delilini oluşturuyorsa, tek tanık beyanıyla mahkûmiyet konusundaki doğrudanlık ve tanık sorgulama hakkına ilişkin güvenceler de önem kazanır.
Anayasa Mahkemesinin 2026 Tarihli Kararı Mağdur Beyanının Delil Değerini Nasıl Etkiliyor?
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 24.02.2026 tarihli, İ.L. başvurusuna ilişkin 2020/9807 başvuru numaralı kararı, çocuk mağdurların beyanlarına dayalı mahkûmiyetlerde savunmanın tanık sorgulama hakkı bakımından önemli değerlendirmeler içermektedir. Karar, 22.10.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Başvuruya konu yargılamada çocuk mağdurların ifadeleri çocuk izlem merkezinde alınmış, ancak ilk yargılama sırasında mağdurlar duruşmada yeniden dinlenmemiştir. Başvurucu, mağdurların beyanlarını sorgulama olanağı bulamadığını ileri sürmüştür.
Anayasa Mahkemesi değerlendirmesinde üç temel soruyu ele almıştır:
- Mağdurun duruşmada hazır edilmemesinin geçerli bir nedeni bulunmakta mıdır?
- Savunmanın sorgulama imkânı bulamadığı mağdur beyanı, mahkûmiyetin tek veya belirleyici delili midir?
- Savunmanın karşılaştığı zorlukları giderecek yeterli karşı dengeleyici usuli güvenceler sağlanmış mıdır?
Mahkeme, çocukların cinsel istismarı suçu bakımından yeniden yapılan yargılamada mağdurların görüntülü ifade kayıtlarının duruşmada izletilmesini, başvurucunun bu kayıtlara ilişkin itirazlarını sunabilmesini ve dosyadaki diğer delilleri birlikte değerlendirerek tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır.
Buna karşılık aynı olay kapsamında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen ve istinaf aşamasında kesinleşen mahkûmiyet yönünden, mağdurların görüntülü ifade kayıtlarının duruşmada izletilmemesi ve yeterli dengeleyici güvencelerin sağlanmaması nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Kararın önemi, çocuk mağdurun mutlaka sanıkla yüz yüze getirilmesi gerektiği şeklinde bir zorunluluk öngörmesinde değildir. Karar, çocukların korunmasına ilişkin özel yöntemlerin uygulanabileceğini; ancak savunma tarafına beyanın güvenilirliğini sınamak için somut olayın gerektirdiği yeterli imkânların sağlanması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bu değerlendirme, mağdur beyanının ispat gücüne ilişkin incelemeyle tanık sorgulama hakkına yönelik usuli güvencelerin birbirinden ayrı fakat bağlantılı konular olduğunu da göstermektedir.
Mahkeme Yalnızca Mağdurun Beyanına Dayanıyorsa Kararını Nasıl Gerekçelendirmelidir?
CMK 230/1 gereğince mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin, delillerin tartışılmasının, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin gösterilmesinin ve ulaşılan kanaatin açıklanması gerekir.
Mahkeme yalnızca mağdurun ifadesini inandırıcı bulduğunu belirtmekle yetinmemelidir. Beyanın hangi nedenlerle güvenilir kabul edildiğini, varsa çelişkilerin nasıl değerlendirildiğini, sanığın savunmasına neden itibar edilmediğini ve hangi olguların suçun işlendiğini ispatladığını açıklamalıdır.
Özellikle mahkûmiyet büyük ölçüde mağdurun anlatımına dayanıyorsa, delilin güvenilirliğini sınama imkânlarının ve savunmanın somut itirazlarının gerekçeli kararda ele alınması önemlidir.
Beyan hakkında ciddi çelişkiler ileri sürülmüş ve bunlar sonuca etkili olabilecek nitelikteyse, mahkemenin bunları karşılamadan karar vermesi delil değerlendirmesi ve gerekçeli karar hakkı bakımından hukuki sorun doğurabilir.
Mağdur Beyanına Dayalı Mahkûmiyet Kararına Karşı Ne Yapılabilir?
Mağdur beyanına dayanılarak mahkûmiyet kurulmuş olması, kararın kendiliğinden hukuka aykırı olduğu anlamına gelmez. Kanun yolu incelemesinde somut hukuka aykırılıkların gösterilmesi gerekir.
İleri sürülebilecek hususlar arasında beyanın güvenilirliğini etkileyen esaslı çelişkilerin giderilmemesi, savunmanın gösterdiği önemli delillerin araştırılmaması, mağdurun dinlenme usulünde savunma hakkını etkileyen eksiklikler bulunması ve mahkûmiyet gerekçesinin yeterli olmaması yer alabilir.
Mahkûmiyet hükmünün niteliğine göre kanuni şartları mevcutsa istinaf ve temyiz yollarına başvurulabilir. Başvurulabilecek kanun yolu ile süre, kararın niteliği ve ilgili usul hükümlerine göre belirlenir.
Bu nedenle mağdur anlatımına dayalı ceza yargılamalarında savunmanın hazırlanması, yalnızca mağdurun gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun ileri sürülmesinden ibaret değildir. İfade tutanaklarının karşılaştırılması, somut çelişkilerin açıklanması, karşı delillerin belirlenmesi ve hukuka aykırılıkların gerekçelendirilmesi gerekir.
Mağdur veya suçtan zarar gören bakımından ise ceza muhakemesinde mağdur hakları kapsamında delillerin toplanmasını isteme, kanuni koşullarla davaya katılma ve kararlara karşı başvuru hakları ayrıca değerlendirilmelidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Mağdurun Sözü Sanığın Sözünden Üstün müdür?
Hayır. Ceza Muhakemesi Kanunu mağdur beyanına, yalnızca mağdur sıfatıyla verilmiş olması nedeniyle sanık savunmasından üstün bir ispat gücü tanımaz. Her iki anlatım, diğer delillerle ve olayın koşullarıyla birlikte değerlendirilir. Bununla birlikte sanığın suçsuzluğunu ispat etme yükümlülüğü bulunmadığı ve mahkûmiyet için suçun ispatlanması gerektiği unutulmamalıdır.
Mağdurun İfadesi Tutarlıysa Başka Delile Gerek Yok mudur?
Tek başına tutarlılık, her durumda mahkûmiyet için yeterli değildir. Anlatımın güvenilirliği, olayın özellikleri, savunmanın itirazları ve ulaşılabilir deliller birlikte değerlendirilmelidir. Beyanın başka delille desteklenmesini zorunlu kılan genel bir kural bulunmamakla birlikte eksik araştırmayla hüküm kurulması hukuka aykırı olabilir.
Mağdurun İfadesiyle Tutuklama Kararı Verilebilir mi?
Mağdurun anlatımı tutuklama değerlendirmesinde dikkate alınabilir. Ancak tutuklama için CMK 100’de öngörülen somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesini gösteren olgular ve kanuni tutuklama nedenleri bulunmalıdır. Ayrıca ölçülülük ve adli kontrolün yetersizliği değerlendirilmelidir. Mağdurun yalnızca suçlamada bulunması, otomatik olarak tutuklama kararı verilmesini gerektirmez. Tutuklamaya ilişkin değerlendirme, mahkûmiyet için aranan ispat standardıyla aynı değildir.
Mağdurun İfadesini Ailesinden veya Başkasından Duymak Delil Olur mu?
Olayı mağdurdan duyduğunu söyleyen kişinin anlatımı delil olarak değerlendirilebilir. Ancak bu kişinin açıklaması doğrudan olayın gerçekleştiğini değil, mağdurun kendisine belirli bir anlatımda bulunduğunu gösterebilir. Bu nedenle duyuma dayalı beyanın ispat gücü, doğrudan görgüye dayalı anlatımdan farklıdır.
Mağdurun Hiçbir Fiziksel Delili Yoksa Sanık Beraat Eder mi?
Mutlaka değil. Fiziksel delil bulunmaması, her suç bakımından fiilin gerçekleşmediğini göstermez. Ancak yalnızca mağdurun anlatımına dayanılarak mahkûmiyet kurulacaksa beyanın güvenilirliği ve ispat gücü özellikle dikkatle değerlendirilmelidir. Suçun sanık tarafından işlendiği sabit değilse beraat kararı verilmelidir.
Sonuç: Mağdur Beyanı Tek Başına Mahkûmiyete Yeterli midir?
Mağdur beyanının tek delil olması, mahkûmiyete kategorik olarak engel değildir. Ancak mağdurun suçlaması tek başına suçun ispatlandığı anlamına gelmez. Beyanın güvenilirliği, olayın özellikleri, mevcut diğer deliller, savunmanın itirazları ve yargılama usulüne ilişkin güvenceler birlikte değerlendirilmelidir.
CMK 217 uyarınca deliller duruşmada tartışılmalı, CMK 236 kapsamında mağdurun dinlenmesine ilişkin özel kurallara uyulmalı ve CMK 230 gereğince hükmün gerekçesi denetlenebilir biçimde oluşturulmalıdır. Bütün araştırmalara rağmen sanığın suçu işlediği konusunda giderilemeyen makul şüphe bulunuyorsa CMK 223/2-e uyarınca beraat kararı verilmesi gerekir.
Yazar: Avukat Fatih Sefer