Miras Sebebiyle İstihkak Davası Nedir? Kimlere Karşı Açılır?

Bir kişinin ölümüyle birlikte mirasçılar terekeye kanun gereği ve kendiliğinden sahip olur. Ancak uygulamada tereke malları çoğu zaman üçüncü bir kişinin ya da diğer mirasçılardan birinin elinde bulunur: banka hesapları vefat sonrasında boşaltılır, taşınmazlar hatalı veraset ilamlarına dayanılarak devredilir, kooperatif payları veya kamulaştırma bedelleri hak sahibi olmayan kişilerce tahsil edilir. Türk Medeni Kanunu, mirasçıya tam da bu durumlarda başvurabileceği özel bir dava yolu tanır: miras sebebiyle istihkak davası. Bu davanın tanımı, hukuki dayanağı, davacı ve davalı sıfatı, sıkça karıştırıldığı komşu kavramlarla farkı, ispat yükü ve zamanaşımı süreleri, aşağıda Yargıtay’ın yerleşik ve güncel içtihatları ışığında ayrıntılı olarak incelenmiştir.

İçindekiler

1. Miras Sebebiyle İstihkak Davası Nedir?

Miras sebebiyle istihkak davası, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 637 ilâ 639. maddelerinde düzenlenen, yasal veya atanmış mirasçının, mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek terekeyi veya bazı tereke mallarını haksız olarak elinde bulunduran kişiden bu malların iadesini ya da bedelinin tazminini talep ettiği dava türüdür. TMK m.637/1 hükmü açıktır:

TMK m.637/1: “Yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras sebebiyle istihkak davası açabilir. Bu davada hakim mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer.”

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi ve 7. Hukuk Dairesi’nin onlarca kararında istikrarlı biçimde tekrarlanan bu tanım, davanın iki temel unsurunu ortaya koyar: (i) davacının mirasçılıkta üstün bir hak iddiası bulunmalı ve (ii) davalı, terekeyi veya bir kısım tereke malını hukuki bir dayanağı olmaksızın elinde bulundurmalıdır (Yargıtay 14. HD, E. 2018/1012, K. 2018/9345, T. 24.12.2018; Yargıtay 14. HD, E. 2016/9931, K. 2019/3685, T. 29.04.2019; Yargıtay 14. HD, E. 2019/2793, K. 2019/8511, T. 10.12.2019 ve pek çok diğer karar). Uygulamada davanın konusu çoğunlukla bir para alacağının (banka hesabından çekilen tutar, kamulaştırma bedeli, satış bedeli gibi) miras payı oranında tahsili şeklinde karşımıza çıkar; ancak dava, taşınmazın aynen iadesi veya tapu kaydının düzeltilmesi şeklinde de açılabilir.

2. Hukuki Dayanağı ve Tarihsel Kökeni

Miras sebebiyle istihkak davası, 4721 sayılı TMK’dan önce yürürlükte olan 743 sayılı (mülga) Türk Kanunu Medenisi’nde de aynı esasla düzenlenmişti. Yargıtay kararlarında zaman zaman doğrudan alıntılanan TKM m.577 hükmü şöyleydi:

TKM m.577 (mülga): “Terekeye veya bir kısmına vazıyed edenlere karşı kanuni veya mansup mirasçı sıfatı ile üstün bir hakka sahip olduğunu iddia eden kimse, miras sebebi ile istihkak davasında bulunabilir. Hakim davacının talebi üzerine hakkının muhafazası için iktiza eden tedbirleri ittihaz eyler. Bu tedbirler, teminat itası veya tapu kaydine şerh verilmesi gibi şeylerdir.”

Bu tarihsel süreklilik, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin kooperatif payına ilişkin bir uyuşmazlıkta (E. 2013/11310, K. 2014/13057, T. 20.06.2014) hâlâ eski kanun döneminde açılmış bir davayı incelerken de görülür. Ayrıca 1949 tarihli ve içtihadı birleştirme niteliğindeki bir Yargıtay Büyük Genel Kurulu kararında (E. 1948/7, K. 1949/7, T. 27.04.1949), kurumun İsviçre Medeni Kanunu kaynaklı olduğu ve mülga Arazi Kanunu’ndaki “hakkı karar” (kazandırıcı zamanaşımı) kurumundan bilinçli olarak ayrıştırıldığı uzun uzun tartışılmıştır. Bu kararın davamız açısından güncelliğini koruyan asıl sonucuna zamanaşımı bölümünde ayrıca değinilecektir.

3. Davanın Konusu: Uygulamadan Örnekler

Yargıtay içtihadı, “tereke malı” kavramını geniş yorumlamakta ve terekeye dahil olabilecek hemen her türlü değeri davanın konusu saymaktadır. İncelenen kararlarda karşılaşılan somut örnekler şunlardır:

  • Banka hesapları ve müşterek hesaplar: Murisin vefatından sonra hesaptan çekilen paralar (Yargıtay 14. HD, E. 2020/3483, K. 2021/955, T. 16.02.2021); muris ile davalı arasındaki müşterek/teselsüllü hesaplarda mudilerin payı aksi ispatlanmadıkça eşit kabul edilir (Yargıtay 14. HD, E. 2016/9931, K. 2019/3685, T. 29.04.2019).
  • Kamulaştırma bedelleri: Murisin taşınmazına ilişkin kamulaştırma bedelinin, murisin ölümünden sonra davalının hesabına yatırılması (Yargıtay 14. HD, E. 2016/1176, K. 2016/7453, T. 22.09.2016; Yargıtay 14. HD, E. 2016/615, K. 2018/5557, T. 12.09.2018).
  • Kooperatif üyelik payları: Murisin vefatından sonra kooperatif üyeliğinin bir mirasçı tarafından devralınması (Yargıtay 8. HD, E. 2013/11310, K. 2014/13057, T. 20.06.2014; Yargıtay 14. HD, E. 2015/12241, K. 2016/3097, T. 10.03.2016).
  • Taşınmazların hatalı veraset ilamına dayanılarak satılması: Bazı mirasçıların mirasçılıktan ketmedilmesi (gizlenmesi) suretiyle çıkarılan mirasçılık belgesiyle taşınmazın 3. kişiye satılması (Yargıtay 14. HD, E. 2019/2793, K. 2019/8511, T. 10.12.2019; Yargıtay 14. HD, E. 2015/18415, K. 2016/5952, T. 17.05.2016).
  • Vekâlet görevinin kötüye kullanılması: Murisin sağlığında verdiği vekâletnameye dayanarak, ölümünden kısa süre önce veya sonra banka hesaplarından yüklü tutarların çekilmesi (Yargıtay 7. HD, E. 2024/640, K. 2024/5857, T. 19.12.2024; Yargıtay 7. HD, E. 2025/1896, K. 2025/5600, T. 24.12.2025).
  • Taşınır mallar: Araç, römork, ilaç makinesi gibi terekeye ait taşınırların bir mirasçı tarafından satılması veya kendi adına tescil ettirilmesi (Yargıtay 14. HD, E. 2016/16781, K. 2020/5461, T. 28.09.2020).
  • Kira gelirleri ve tereke borçlarının mahsubu: Terekeye ait taşınmazların kira gelirleri de dava konusu olabilir; ancak satış bedelinden davalı tarafından ödenen tereke borçlarının mahsup edilmesi gerekir (Yargıtay 14. HD, E. 2016/6362, K. 2016/10828, T. 26.12.2016; Yargıtay 14. HD, E. 2015/18415, K. 2016/5952, T. 17.05.2016).

4. Davayı Kimler Açabilir? (Davacı Sıfatı)

4.1. Yasal ve Atanmış Mirasçı

TMK m.637/1’in lafzı, yasal mirasçı ile atanmış mirasçıyı (vasiyetname ile mirasçı atanan kişi) dava açma hakkı bakımından eşit tutmuştur; incelenen hiçbir kararda bu iki grup arasında bir ayrım yapılmamıştır. Belirleyici olan, davacının mirasçılık sıfatını (üstün hakkını) ileri sürebilmesidir.

4.2. Tek Mirasçı Davayı Tek Başına Açabilir mi? Güncel Bir Tartışma

Terekenin henüz paylaşılmadığı, dolayısıyla mirasçılar arasında elbirliği (iştirak) mülkiyetinin sürdüğü hallerde, mirasçılardan yalnızca birinin bu davayı tek başına açıp açamayacağı, Yargıtay içtihadında istikrar kazanmamış, güncel bir tartışma konusudur:

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2014 tarihli bir kararında (E. 2013/11310, K. 2014/13057, T. 20.06.2014) — adi istihkak davası bağlamında olmakla birlikte aynı mantık miras sebebiyle istihkak davası için de sıklıkla uygulanmaktadır — paylaşılmamış terekede üçüncü kişinin elindeki mala karşı açılacak davada ya tüm mirasçıların birlikte davacı olması ya da TMK m.640 uyarınca miras ortaklığına bir temsilci atanması gerektiği, aksi halde davacıya bu eksikliği tamamlaması için süre verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Buna karşılık, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 24.12.2025 tarihli, son derece güncel bir kararında (E. 2025/1896, K. 2025/5600) bu konuda daire içinde görüş ayrılığı yaşandığı görülmektedir. Somut olayda, terekeye temsilci atanmasına rağmen davayı bizzat tek bir mirasçının açtığı ve tereke temsilcisine yalnızca ihbarda bulunulduğu bir uyuşmazlıkta:

  • Dairenin çoğunluğu, ilk derece mahkemesinin davayı “husumet yokluğundan” reddeden kararını, ayrıntılı bir gerekçe belirtmeksizin usul ve kanuna uygun bularak onamıştır.
  • Karşı oy ise TMK m.637/1’in lafzına (“Yasal veya atanmış mirasçı … miras sebebiyle istihkak davası açabilir”) ve TMK m.639/1’deki “davacının kendisinin mirasçı olduğunu … öğrendiği tarihten itibaren” ifadesinin tekil oluşuna dayanarak, üstün hak iddiasında bulunan mirasçının bu davayı tek başına açabileceğini, TMK m.640/3-4’ün (miras ortaklığına temsilci atanması) ayrı ve isteğe bağlı bir koruma mekanizması olduğunu, temsilci atanmasının dava şartı sayılmasının tereke hukukunun genel teorisine aykırı sonuçlara (özellikle zamanaşımı definin davacı aleyhine işlemesi gibi) yol açabileceğini ayrıntılı biçimde savunmuştur.

Benzer bir gerilim, adi istihkak davası bağlamında Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 30.05.2024 tarihli kararında da (E. 2024/1573, K. 2024/3087) görülür: ilk derece mahkemesi, mirasçılar arası uyuşmazlıklarda tereke temsilcisinin husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş, ancak Yargıtay bu gerekçeyi yeterli görmeyerek, davayı açan mirasçının hem kendi payı hem de tüm mirasçılar adına talepte bulunduğunu ve sürecin devamında tereke temsilcisi atandığını gözeterek istemlerin esastan incelenmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Pratik sonuç: Bu konu istikrar kazanmadığından, mirasçının tek başına dava açması hâlâ mümkün olmakla birlikte, özellikle terekenin paylaşılmadığı ve birden fazla mirasçı bulunan hallerde, davanın husumet yönünden reddedilme riskini azaltmak amacıyla diğer mirasçıların davaya muvafakatinin alınması veya TMK m.640/3 uyarınca sulh hukuk mahkemesinden bir tereke temsilcisi atanmasının talep edilmesi, ihtiyatlı bir yaklaşım olarak önerilebilir.

4.3. Tereke Temsilcisi Bu Davayı Açabilir mi?

TMK m.640/3-4 hükmü şu şekildedir:

TMK m.640/3-4: “Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir. Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır.”

Tereke temsilcisinin üçüncü kişilere karşı tereke adına dava açabileceği, idari yargı alanında da kabul görmektedir. Danıştay 6. Dairesi’nin 02.12.2025 tarihli bir kararında (E. 2023/7914, K. 2025/6296), TMK m.592-593 uyarınca sulh hâkimi kararıyla atanan resmî tereke idare memurlarının, terekenin malvarlığını etkileyen bir idari para cezasının iptali için dava açabileceği kabul edilmiştir (bu, idari yargı kararı olduğundan adli yargıdaki miras sebebiyle istihkak davaları bakımından doğrudan bağlayıcı emsal teşkil etmez, ancak tereke temsilcisinin genel dava ehliyetinin yorumlanma biçimini göstermesi bakımından yol göstericidir).

Buna karşılık, mirasçıların birbirine karşı açtığı davalarda tereke temsilcisinin husumet ehliyeti daha tartışmalıdır — bu konu 4.2 başlığında ele alınmıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki tereke temsilcisinin atanması, miras sebebiyle istihkak davasından bağımsız, ayrı bir talep türüdür ve genellikle sulh hukuk mahkemesinde görülür:

  • Mirasçılar arasında yalnızca terekenin paylaşımı konusunda ihtilaf varsa (ortaklığın giderilmesi davası açılması gerekiyorsa), sırf bu nedenle temsilci atanması talebi reddedilemez; terekenin yönetimi konusunda da mirasçılar elbirliğiyle hareket edemiyorsa TMK m.640 uyarınca temsilci atanması gerekir (Yargıtay 8. HD, E. 2013/15271, K. 2014/12454, T. 13.06.2014).
  • Tereke tespiti davası salt delil tespiti niteliğinde olduğundan bu davaya asli veya feri müdahale mümkün değildir; hak sahiplerinin istihkak davası açması ise her zaman mümkündür (Yargıtay 8. HD, E. 2013/16632, K. 2014/9883, T. 20.05.2014).
  • Temsilci atanması talepleri, TMK m.589 vd. ve m.640/3 kapsamında değerlendirilip iş bölümü kuralları çerçevesinde sulh hukuk mahkemesinde görülür (Yargıtay 20. HD, E. 2015/15064, K. 2016/936, T. 26.01.2016).
  • Terekenin idaresinde mirasçılar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde, paylaşmaya kadar görev yapmak üzere temsilci atanması talebinin reddi hatalıdır (Yargıtay 14. HD, E. 2015/17365, K. 2016/9647, T. 21.11.2016).

4.4. Vasiyet Alacaklısı Bu Davayı Açabilir mi?

Hayır. Bu, uygulamada sıkça karıştırılan ve rakip hukuk sitelerinin çoğunun atladığı önemli bir ayrımdır. TMK m.599 uyarınca mirası bir bütün olarak (külli halefiyet yoluyla) kazananlar yalnızca yasal ve atanmış mirasçılardır. Vasiyet alacaklısının (belirli bir mal vasiyet edilen kişinin) durumu ise TMK m.600’de ayrıca düzenlenmiştir:

TMK m.600: “Vasiyet alacaklısı, vasiyeti yerine getirme görevlisi varsa ona; yoksa yasal veya atanmış mirasçılara karşı kişisel bir istem hakkına sahip olur. Bu alacak, tasarruftan aksi anlaşılmıyorsa vasiyet yükümlüsünün mirası kabul etmesi veya ret hakkının düşmesiyle muaccel olur. Vasiyet alacaklısı, yükümlülüğünü yerine getirmeyen vasiyet yükümlüsüne karşı, vasiyet edilen malın teslimini veya hakkın devrini; vasiyet konusu bir davranış ise, bunun yerine getirilmemesinden doğan zararın giderilmesini dava edebilir.”

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin noter sorumluluğuna ilişkin iki kararında da (E. 2016/5826, K. 2016/6618, T. 27.04.2016; E. 2016/10214, K. 2016/12121, T. 24.10.2016) bu ayrım aynı ifadelerle vurgulanmıştır: vasiyet alacaklısı, mirasbırakanın külli halefi olmayıp cüzi halefidir; vasiyet olunan mal üzerinde doğrudan hak kazanması mümkün değildir; vasiyet alacağı ancak mirasbırakanın ölümüyle doğar ve mülkiyet ancak vasiyetin yerine getirilmesi (tenfizi) yoluyla kazanılır.

Bu nedenle vasiyet alacaklısının başvuracağı dava yolu, miras sebebiyle istihkak davası değil, vasiyetnamenin tenfizi davasıdır (bkz. §7.5). Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin bir kararında (E. 2023/4954, K. 2023/6212, T. 13.12.2023), lehine vasiyet yapılan bir vakfın, atanmış mirasçı sanılarak vasiyetnamenin tenfizi davasında davalı gösterilmesinin hatalı olduğu, çünkü vasiyet alacaklılarının murisin borçlarından sorumlu olmadığı ve bu sıfatla pasif husumet taşımadığı belirtilmiştir — bu da vasiyet alacaklısı sıfatının, mirasçılık sıfatından tamamen farklı hukuki sonuçlar doğurduğunu somut biçimde göstermektedir.

4.5. Vasiyeti Yerine Getirme Görevlisi Bu Davayı Açabilir mi?

Hayır. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 05.12.2023 tarihli kararı (E. 2022/6407, K. 2023/5980) bu soruyu doğrudan ve gerekçeli biçimde cevaplamaktadır. TMK m.550/1 uyarınca mirasbırakan vasiyetnameyle bir vasiyeti yerine getirme görevlisi atayabilir; TMK m.552/1’e göre bu görevli, aksi öngörülmedikçe mirasbırakanın son arzularının yerine getirilmesi için gerekli işlemleri yapmakla yetkilidir. Ancak Yargıtay, somut olayda (murisin bir konağın bakım ve giderleri için sınırlı yetkiyle görevlendirdiği kişinin, tereke malının kendisine verilmesini talep ettiği davada) şu tespiti yapmıştır:

“Davacı sınırlı yetkili vasiyeti yerine getirme görevlisi olarak mirasçı sıfatını haiz olmadığı, atanmış mirasçı da olmadığı, dolayısıyla paylaşmaya katılamayacağı, tereke malları yönünden yasal mirasçı gibi alacak talebinde bulunamayacağı açıktır.”

Yani vasiyeti yerine getirme görevlisi, kendisine verilen sınırlı görevin (masrafların terekeden karşılanması gibi) ifası için gerekli işlemleri yapabilir, ancak mirasçı sıfatı taşımadığından tereke malları üzerinde yasal mirasçı gibi istihkak veya alacak talebinde bulunamaz. Bu karar, vasiyet alacaklısı ile birlikte değerlendirildiğinde, TMK m.637’nin kapsamının yalnızca yasal ve atanmış mirasçılarla sınırlı olduğunu, vasiyetnameyle terekeyle ilişkilendirilen diğer kişilerin (vasiyet alacaklısı, vasiyeti yerine getirme görevlisi) kendilerine özgü, ayrı dava ve hak rejimlerine tabi olduğunu net biçimde ortaya koymaktadır.

5. Davası Kimlere Karşı Açılır? (Davalı Sıfatı)

TMK m.637/1’e göre dava, “terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı” açılır. Yargıtay bu kavramı geniş yorumlamakta ve davalının mirasçı olup olmamasına bakmaksızın, tereke malını fiilen veya hukuken elinde bulunduran herkesi davalı sıfatıyla kabul etmektedir. İncelenen kararlarda davalı sıfatıyla karşılaşılan kişiler şunlardır:

  • Murisin banka hesabından para çeken mirasçı veya üçüncü kişi,
  • Hatalı/eksik veraset ilamına dayanarak taşınmazı üzerine tescil ettirip satan mirasçı,
  • Vekâlet yetkisini kötüye kullanan vekil (bu kişi mirasçı olmasa dahi),
  • Terekeye ait malı bağışla devralan üçüncü kişi veya tüzel kişi (örneğin bir vakıf — Yargıtay 14. HD, E. 2019/2793, K. 2019/8511, T. 10.12.2019 kararında bağışla taşınmazı devralan vakıf da uyuşmazlığın tarafı olmuştur),
  • Kooperatif üyeliğini devralan mirasçı.

Önemli bir husus, murisin terekesine murisin sağlığında veya ölümünden sonra el konulmuş olmasının, davanın açılmasına engel teşkil etmemesidir (Yargıtay 14. HD, E. 2015/18415, K. 2016/5952, T. 17.05.2016). Birden fazla davalı bulunması hâlinde, davalılar genellikle müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmaktadır.

6. Mahkemenin Bu Davada Çözdüğü Meseleler

TMK m.637/1’in ikinci cümlesi (“Bu davada hakim mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer”) davanın önemli bir özelliğine işaret eder: davacının mirasçılık sıfatına itiraz edilmesi hâlinde, bunun için ayrı bir dava (mirasçılık belgesinin iptali veya tespiti davası) açılmasına gerek yoktur; hâkim bu uyuşmazlığı miras sebebiyle istihkak davası içinde bir ön mesele olarak çözer. Bu düzenleme, davanın hem bir tespit (mirasçılık sıfatının belirlenmesi) hem de bir eda (tereke malının iadesi veya bedelinin tazmini) unsuru bir arada barındırdığını göstermektedir.

7. Hangi Kavramlarla Karıştırılır?

Miras sebebiyle istihkak davası, gerek dava dilekçelerinde gerekse hukuk literatüründe sıkça birkaç komşu kavramla karıştırılmaktadır. Bu karışıklıklar, yanlış hukuki nitelendirme nedeniyle davanın usulden reddi riskini doğurabildiğinden, aşağıdaki ayrımların net biçimde yapılması büyük önem taşır.

7.1. Adi İstihkak Davası

Miras sebebiyle istihkak davası ile adi istihkak davası arasındaki fark, uygulamada en sık karşılaşılan ve en fazla sonuç doğuran ayrımdır. Yargıtay’ın istikrarlı biçimde tekrarladığı formül şudur:

“Terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı dava açan yasal veya atanmış mirasçının mirasçılıkta üstün hak iddiası bulunmuyorsa, açılan dava adi istihkak davasıdır. TMK 639. maddesinde yazılı zamanaşımı süresinin adi istihkak davasında uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Mal mevcut olduğu sürece zamanaşımı yoktur.” (Yargıtay 14. HD, E. 2019/2793, K. 2019/8511, T. 10.12.2019; aynı yönde E. 2016/615, K. 2018/5557, T. 12.09.2018; E. 2017/5151, K. 2018/95, T. 09.01.2018)

Belirleyici kriter, tarafların mirasçılık sıfatı üzerinde bir çekişme bulunup bulunmadığıdır:

  • Davalı, davacının mirasçılık sıfatına itiraz ediyorsa → dava, miras sebebiyle istihkak davasıdır; TMK m.639’daki zamanaşımı süreleri uygulanır.
  • Taraflar zaten mirasçı olduğu konusunda hemfikirse ve uyuşmazlık yalnızca belirli bir tereke malının kimde kalacağına ilişkinse → dava, adi istihkak davasıdır; zamanaşımı söz konusu olmaz.

Bu ayrımın somut olaylara nasıl yansıdığı, incelenen kararlarda açıkça görülür: kamulaştırma bedeli talebinde davalı, davacıların mirasçılık sıfatına itiraz etmediğinden dava adi istihkak sayılmış ve zamanaşımı savunması reddedilmiştir (Yargıtay 14. HD, E. 2016/1176, K. 2016/7453, T. 22.09.2016; E. 2016/615, K. 2018/5557, T. 12.09.2018). Aynı şekilde, kooperatif üyeliğinin devri (Yargıtay 8. HD, E. 2013/11310, K. 2014/13057, T. 20.06.2014) ve murisin eşine karşı açılan alacak davası (Yargıtay 14. HD, E. 2017/5151, K. 2018/95, T. 09.01.2018 — burada yerel mahkeme yanlışlıkla TMK m.639’u uygulayıp davayı zamanaşımından reddetmiş, Yargıtay bunun hatalı olduğuna, davanın adi istihkak niteliğinde bulunduğuna ve zamanaşımının söz konusu olamayacağına hükmetmiştir) örneklerinde de aynı ilke uygulanmıştır.

7.2. Mülkiyete Dayalı İstihkak Davası (TMK m.683)

Miras sebebiyle istihkak davası, TMK m.683’te düzenlenen ve doğrudan mülkiyet hakkına dayanan “istihkak davası” ile de karıştırılmamalıdır. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin kapsamlı bir kararında (E. 2021/6202, K. 2023/674, T. 06.02.2023) bu iki kurum şu şekilde ayrıştırılmıştır: TMK m.683 uyarınca malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabilir; bu dava, malın vasıtasız zilyetliğine sahip olmayan malikin doğrudan mülkiyet hakkına dayanarak açtığı bir eda davasıdır ve ayni bir hakka dayandığından zamanaşımına tabi değildir. Buna karşılık miras sebebiyle istihkak davası, mirasçılıktaki üstün hakka dayanır ve TMK m.639’daki özel zamanaşımı sürelerine tabidir. Aynı kararda, iyiniyetli/kötüniyetli zilyedin yaptığı masraflar ve elde ettiği ürünler bakımından TMK m.994-995’in uygulama alanı bulacağı da vurgulanmıştır: iyiniyetli zilyet yaptığı zorunlu ve yararlı giderler için tazminat isteyebilirken, kötüniyetli zilyet hak sahibine verdiği zararlardan ve elde etmeyi ihmal ettiği ürünlerden sorumludur.

7.3. Mirasta Denkleştirme Davası (TMK m.669)

Mirasta denkleştirme davası, mirasbırakanın sağlığında yasal mirasçılarına yaptığı karşılıksız kazandırmaların (bağış, çeyiz, sermaye vb.) miras payına mahsuben terekeye geri verilmesini amaçlayan ayrı bir dava türüdür. TMK m.669 hükmü şöyledir: yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları denkleştirmek için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdür; altsoya yapılan kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmedikçe denkleştirmeye tabidir. Altsoy dışındaki mirasçılara yapılan kazandırmalarda ise miras payına mahsup karinesi bulunmadığından, bunun aksinin davacı tarafından ispatlanması gerekir (Yargıtay 7. HD, E. 2024/640, K. 2024/5857, T. 19.12.2024).

Denkleştirmenin konusu bakımından üç şart aranır: (i) karşılıksız bir kazandırıcı işlem bulunmalı, (ii) bu işlem mirasbırakan tarafından ve malvarlığından, sağlığında sonuç doğuracak şekilde yapılmış olmalı, (iii) kazandırma mirasçının miras hakkına mahsuben yapılmış olmalıdır (Yargıtay 7. HD, E. 2024/640, K. 2024/5857, T. 19.12.2024; aynı yönde E. 2023/4552, K. 2024/4443, T. 10.10.2024). TMK m.671 uyarınca geri vermekle yükümlü mirasçı, aldığını aynen geri verebileceği gibi, payından fazla olsa dahi değerini miras payına mahsup ettirmeyi de tercih edebilir.

Denkleştirme ile miras sebebiyle istihkak davası arasındaki temel fark, denkleştirmenin konusunun mirasbırakanın sağlığında yaptığı bir kazandırma olması, miras sebebiyle istihkakın ise mirasbırakanın ölümünden sonra terekeye haksız el konulması hâlini kapsamasıdır. Uygulamada bu iki talep aynı dava dilekçesinde iç içe geçebilir; Yargıtay 14. Hukuk Dairesi bir kararında (E. 2016/9931, K. 2019/3685, T. 29.04.2019) “mirasta istihkak ve mirasta denkleştirme nedenine dayalı alacak istemi”nin birlikte incelendiği bir uyuşmazlıkta, hesabın niteliğine göre hangi kurumun uygulanacağının ayrıştırılması gerektiğini vurgulamıştır.

7.4. Tenkis Davası

Tenkis davası, mirasbırakanın saklı pay sahibi mirasçıların haklarını zedeleyen ölüme bağlı tasarruflarının veya sağlararası kazandırmalarının, saklı payı aşan kısmının indirilmesini amaçlayan bir davadır ve Yargıtay kararlarında TMK m.571 uyarınca on yıllık bir hak düşürücü süreye tabi olduğu vurgulanmaktadır (Yargıtay 7. HD, E. 2023/4552, K. 2024/4443, T. 10.10.2024).

⚠ Uygulamada Sık Yapılan Bir Hata: Miras sebebiyle istihkak davasının zamanaşımı (TMK m.639) ile tenkis davasının hak düşürücü süresi (TMK m.571) birbirine karıştırılabilmektedir. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin bir kararında (E. 2019/3156, K. 2019/8389, T. 09.12.2019) yerel mahkeme, aslında miras sebebiyle istihkak niteliğinde olan bir talebi TMK m.571’deki hak düşürücü süre gerekçesiyle reddetmiş; Yargıtay, davanın sonucu itibarıyla doğru olmakla birlikte gerekçenin hatalı olduğunu, doğru dayanağın TMK m.639’daki zamanaşımı süresi olduğunu belirterek hükmün gerekçesini düzeltmiştir. Bu örnek, iki kurumun birbirinden özenle ayrılması gerektiğini göstermektedir.

Ayrıca bir mirasbırakanın vasiyetnamesinin şekil eksikliği nedeniyle iptal edilmesi hâlinde, vasiyetnameyi düzenleyen noterin sorumluluğuna dayalı tazminat davasında da zarar hesabı tenkis mantığıyla (saklı pay mahsubu) yapılmaktadır (Yargıtay 3. HD, E. 2016/5826, K. 2016/6618, T. 27.04.2016; E. 2016/10214, K. 2016/12121, T. 24.10.2016) — ancak bu, noterlik mevzuatına dayanan ayrı bir tazminat davası türüdür ve miras sebebiyle istihkak davasıyla karıştırılmamalıdır.

7.5. Vasiyetnamenin Tenfizi Davası

Yukarıda (§4.4) belirtildiği üzere, vasiyet alacaklısının başvurması gereken dava yolu vasiyetnamenin tenfizi davasıdır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin bir kararında (E. 2019/2735, K. 2019/4370, T. 09.05.2019), bu davanın niteliği şöyle özetlenmiştir: vasiyetnamenin tenfizi davaları, bir ayni hakkın tesisi için değil, sulh hukuk mahkemesince açılıp okunan vasiyetnamenin herhangi bir itiraza uğramadığının ya da itirazların sonuçsuz kaldığının tespiti içindir; vasiyetnamenin tenfizi davası, vasiyeti yerine getirme görevlisi varsa ona, yoksa yasal veya atanmış mirasçılara karşı açılır.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin daha yakın tarihli bir kararı (E. 2024/2166, K. 2024/3461, T. 13.06.2024), tenfiz davasının görülebilmesi için vasiyetnamenin açılıp okunmasından sonra itiraza uğramamış olması veya itiraz edilmişse buna ilişkin iptal ya da tenkis davalarının kesinleşmiş olması gerektiğini, ayrıca bu davaların (taşınmazın davacı adına tescilini de kapsadığından) nispi harca tabi olduğunu belirtmiştir.

7.6. Mirasın Paylaşılması (Ortaklığın Giderilmesi) Davası

Terekenin paylaşılmasını isteme hakkı, miras sebebiyle istihkak davasından tamamen ayrı bir müessesedir. TMK m.640/1-2 uyarınca, mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olur ve paylaşmaya kadar birlikte tasarruf ederler; TMK m.642/1-2’ye göre ise her mirasçı, sözleşme veya kanunla ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça her zaman paylaşmayı isteyebilir ve sulh hâkiminden terekedeki malların aynen, mümkün değilse satış yoluyla paylaştırılmasını talep edebilir (Yargıtay 14. HD, E. 2016/16781, K. 2020/5461, T. 28.09.2020).

Bu kararda ayrıca, mirastan feragat sözleşmelerinin (TMK m.528 vd.) TMK m.545 gereğince resmi şekilde düzenlenmesi zorunluluğuna da değinilmiştir; bir mirasçının başka bir mirasçı lehine noterde düzenlenmiş resmi feragatname ile belirli bir tereke malından feragat etmesi hâlinde, bu feragatten dönülemeyeceği ve feragat edilen mal üzerinde artık istihkak iddiasında bulunulamayacağı somut olayda teyit edilmiştir.

Karşılaştırma Tablosu

Dava TürüHukuki DayanakBelirleyici UnsurZamanaşımı
Miras Sebebiyle İstihkakTMK m.637-639Mirasçılıkta üstün hak iddiası / mirasçılık sıfatına itiraz var1 yıl (öğrenme) / 10 yıl (mutlak) / 20 yıl (kötüniyetli davalı)
Adi İstihkakİçtihatla yerleşik (TMK m.637 kıyasen)Mirasçılık sıfatına itiraz yok, sadece malın kimde kalacağı tartışmalıYok — mal mevcut olduğu sürece süre işlemez
Mülkiyete Dayalı İstihkakTMK m.683Doğrudan mülkiyet hakkına dayanılıyor, mirasçılık ilişkisi aranmıyorYok — ayni hakka dayandığından zamanaşımına tabi değil
Vasiyetnamenin TenfiziTMK m.600Davacı vasiyet alacaklısı (cüzi halef), mirasçı değilVasiyetnamenin kesinleşme koşullarına bağlı, ayrı rejim
Mirasta DenkleştirmeTMK m.669-671Mirasbırakanın sağlığında yaptığı karşılıksız kazandırmaGenel zamanaşımı hükümleri (TMK m.639 uygulanmaz)
TenkisTMK m.560 vd., m.571Saklı payın ihlal edilmesiTMK m.571 — 10 yıllık hak düşürücü süre

8. İspat Yükü

Miras sebebiyle istihkak davasında genel ispat yükü kuralları geçerlidir: davacı, mirasçılık sıfatını (üstün hakkını) ve davalının tereke malını elinde bulundurduğunu ispatla yükümlüdür; davalı ise iyiniyetini, yaptığı savunmaları (masraf mahsubu, bağış, feragat, borç ödemesi gibi) ispatla yükümlüdür. Uygulamadan örnekler bu dağılımı somutlaştırır:

  • Müşterek banka hesaplarında, hesap sahiplerinin payı aksi iddia edilip kanıtlanmadıkça eşit kabul edilir — payın farklı olduğunu iddia eden taraf bunu ispatla yükümlüdür (Yargıtay 14. HD, E. 2016/9931, K. 2019/3685, T. 29.04.2019).
  • Davalı, murise yaptığı bakım, tedavi, cenaze gibi masrafların çekilen tutardan mahsup edilmesini talep ediyorsa, bu masrafları belgeleyerek veya somut biçimde ispatlamalıdır; aksi hâlde murisin hayat standardına göre bilirkişi marifetiyle belirlenecek mutat bir bedel esas alınır (Yargıtay 14. HD, E. 2015/18405, K. 2017/4614, T. 01.06.2017).
  • Altsoy dışındaki mirasçılara yapılan kazandırmaların denkleştirmeye tabi olmadığı yönünde bir karine bulunmadığından, bunun aksini (yani denkleştirmeye tabi olmadığını) davalının değil, denkleştirme talep eden davacının ispatlaması gerekir (Yargıtay 7. HD, E. 2024/640, K. 2024/5857, T. 19.12.2024).
  • Davalının iyiniyetli zilyet olduğu iddiasında, taksim (paylaşım) sözleşmesine dayanılıyorsa, bu sözleşmenin kesin ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde ispatlanması aranır (Yargıtay 7. HD, E. 2021/6202, K. 2023/674, T. 06.02.2023).

9. Zamanaşımı Süreleri

9.1. Genel Kural: 1 Yıl / 10 Yıl / 20 Yıl

Miras sebebiyle istihkak davasının zamanaşımı süreleri TMK m.639’da düzenlenmiştir:

TMK m.639: “Miras sebebiyle istihkak davası, davacının kendisinin mirasçı olduğunu ve iyiniyetli davalının terekeyi veya tereke malını elinde bulundurduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mirasbırakanın ölümünün veya vasiyetnamenin açılmasının üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. İyiniyetli olmayanlara karşı zamanaşımı süresi yirmi yıldır.”

Buna göre üç ayrı süre söz konusudur: (i) iyiniyetli davalıya karşı, öğrenmeden itibaren 1 yıl; (ii) iyiniyetli davalıya karşı her hâlde, mirasbırakanın ölümünden veya vasiyetnamenin açılmasından itibaren 10 yıl (bu iki süreden hangisi önce dolarsa dava o tarihte zamanaşımına uğrar); (iii) kötüniyetli davalıya karşı 20 yıl. “Öğrenme” anının somut olarak neye göre belirlendiği kararlarda örneklerle görülür: bir kararda, davacının aynı konuya ilişkin icra takibi başlattığı tarih öğrenme anı olarak kabul edilmiştir (Yargıtay 14. HD, E. 2017/5151, K. 2018/95, T. 09.01.2018); başka bir kararda ise miras payına yönelik işlemden haberdar olunduğu an, ilk dava tarihiyle ilişkilendirilmiştir (Yargıtay 14. HD, E. 2019/3156, K. 2019/8389, T. 09.12.2019).

9.2. Adi İstihkak Davasında Zamanaşımı Yoktur

Yukarıda (§7.1) ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere, TMK m.639’daki zamanaşımı süreleri yalnızca mirasçılık sıfatına itiraz bulunan miras sebebiyle istihkak davalarında uygulanır; taraflar arasında mirasçılık sıfatı yönünden çekişme yoksa (adi istihkak) mal mevcut olduğu sürece zamanaşımı işlemez.

9.3. Kazandırıcı (İktisap) Zamanaşımı Def’i Ne Zaman İleri Sürülebilir?

Bu konu, 1949 tarihli içtihadı birleştirme kararının (E. 1948/7, K. 1949/7, T. 27.04.1949) günümüzde de geçerliliğini koruyan asıl sonucudur ve rakip hukuk sitelerinde neredeyse hiç işlenmemiş, ancak pratik değeri yüksek bir ayrımdır. Karara göre:

  • Miras sebebiyle istihkak davasında (üstün hak iddiası varken), davalı taraf kazandırıcı (iktisap) zamanaşımı def’i ileri süremez. Kanun koyucu bu davalar için özel olarak hak düşüren TMK m.639’daki süreleri öngörmüştür; bu süreler dolmadıkça, davalının uzun süre malı elinde bulundurmuş olması tek başına bir mülkiyet iktisabı sağlamaz.
  • Mirasçılar arası adi istihkak davasında ise, davalı taraf kazandırıcı zamanaşımı def’inde bulunabilir. Karar, mirasçılar arasında rıza dışı el koymaların söz konusu olduğu adi istihkak uyuşmazlıklarında iktisap zamanaşımının işleyebileceğini, çünkü bu davaların üstün hak iddiasına değil, sıradan bir istihkak talebine dayandığını vurgulamıştır.

Bu ayrım, davacı avukatın davasını hangi hukuki sebeple (miras sebebiyle istihkak mı, adi istihkak mı) nitelendireceğinin, davanın sonucunu doğrudan etkileyebileceğini göstermesi bakımından önemlidir.

9.4. TMK m.571 (Tenkis) ile TMK m.639’un Karıştırılmaması

Bu konu §7.4’te örnek olayla birlikte ayrıntılı biçimde işlenmiştir (Yargıtay 14. HD, E. 2019/3156, K. 2019/8389, T. 09.12.2019).

9.5. TMK m.585 (Gaiplik) ile Bağlantısı

TMK m.585, gaipliğine karar verilen bir kişinin ortaya çıkması veya üstün hak sahibi olduğunu ileri süren birinin bu sıfatını ispat etmesi hâlinde, tereke mallarını teslim almış olanların bu malları geri verme yükümlülüğünü düzenler ve iyiniyetli olanlar bakımından bu yükümlülüğü doğrudan TMK m.639’daki zamanaşımı süresine bağlar:

TMK m.585: “Gaip ortaya çıkarsa veya üstün hak sahibi olduklarını ileri sürenler bu sıfatlarını ispat ederlerse, tereke mallarını teslim almış olanlar, aldıkları malları zilyetlik kuralları uyarınca geri vermekle yükümlüdürler. İyiniyetli olanların üstün hak sahiplerine geri verme yükümlülükleri, miras sebebiyle istihkak davasına ilişkin zamanaşımı süresine tâbidir.”

Bu atıf, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin iki ayrı kararında somut olaylara uygulanmıştır: bir vakfa ait taşınmazın maliki gaipliğine karar verildikten sonra Hazine adına tescil edilip kayyım eliyle yönetilmesi (E. 2019/6484, K. 2020/1593, T. 19.02.2020) ve gaiplik kararı sonrasında Hazine adına tescil edilen payların gerçek mirasçılarca geri alınması (E. 2020/1849, K. 2021/5424, T. 23.06.2021) olaylarında, her iki kararda da TMK m.639’daki 1 yıllık (öğrenmeden itibaren) ve 10 yıllık (mutlak) sürelerin doğrudan uygulandığı ve zamanaşımı def’inin kabul edildiği görülmektedir. Bu, TMK m.639’un uygulama alanının yalnızca “klasik” miras sebebiyle istihkak davalarıyla sınırlı olmadığını, gaiplik sonrası tereke iadesi talepleri gibi bağlantılı durumları da kapsadığını göstermektedir.

10. Görevli ve Yetkili Mahkeme

İncelenen kararların tamamına yakınında ilk derece mahkemesi sıfatı Asliye Hukuk Mahkemesi olarak görülmektedir; bu, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu tutarlı biçimde doğrulamaktadır. Yetkili mahkeme bakımından ise, mirastan doğan davalarda HMK’nın ilgili yetki hükümleri uyarınca mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir; bu kural, incelenen kararlarda ayrıca tartışma konusu yapılmamış olmakla birlikte, miras hukukuna hâkim genel ilkelerle ve mahkemelerin sıfatlarındaki tutarlılıkla uyumludur.

11. Talep Edilebilecek Koruma Tedbirleri

Yukarıda (§2) alıntılanan mülga TKM m.577 hükmünde açıkça öngörüldüğü üzere, hâkim, davacının talebi üzerine hakkının muhafazası için gerekli tedbirleri alabilir. Bu tedbirlere örnek olarak teminat (güvence) gösterilmesi ve tapu kaydına şerh verilmesi sayılmıştır. Bu düzenleme, günümüz TMK’sının genel sistematiğinde de varlığını sürdürmekte; dava konusu taşınmazın üçüncü kişilere devrini önlemek amacıyla tapu kaydına ihtiyati tedbir şerhi konulması, uygulamada sıkça başvurulan bir yoldur.

12. Sıkça Sorulan Sorular

Miras sebebiyle istihkak davası ile adi istihkak davası arasındaki temel fark nedir?

Belirleyici unsur, davalının davacının mirasçılık sıfatına itiraz edip etmediğidir. İtiraz varsa dava miras sebebiyle istihkak davasıdır ve TMK m.639’daki zamanaşımı sürelerine tabidir. İtiraz yoksa (taraflar mirasçı olduğu konusunda hemfikirse) dava adi istihkak davasıdır ve zamanaşımına uğramaz.

Tek bir mirasçı bu davayı diğer mirasçıların katılımı olmadan açabilir mi?

Bu konu Yargıtay içtihadında henüz istikrar kazanmamıştır. Bazı kararlar tüm mirasçıların birlikte davacı olmasını veya bir tereke temsilcisi atanmasını ararken, güncel bir karşı oy TMK m.637 ve m.639’un lafzına dayanarak tek mirasçının da dava açabileceğini savunmaktadır. İhtiyatlı bir yaklaşım için diğer mirasçıların muvafakatinin alınması veya tereke temsilcisi atanmasının talep edilmesi önerilir.

Vasiyetle kendisine mal bırakılan kişi miras sebebiyle istihkak davası açabilir mi?

Hayır. Vasiyet alacaklısı, mirasbırakanın cüzi halefidir ve TMK m.600 uyarınca yalnızca kişisel bir istem hakkına sahiptir. Başvurması gereken dava yolu, vasiyetnamenin tenfizi davasıdır.

Vasiyeti yerine getirme görevlisi tereke malı üzerinde istihkak talep edebilir mi?

Hayır. Yargıtay içtihadına göre vasiyeti yerine getirme görevlisi mirasçı sıfatı taşımaz; yalnızca kendisine verilen görevin (örneğin belirli bir malın korunması) ifası için gerekli işlemleri yapabilir, tereke malları üzerinde yasal mirasçı gibi alacak veya istihkak talebinde bulunamaz.

Davalının kötüniyetli olması sonucu nasıl değiştirir?

Kötüniyetli davalıya karşı zamanaşımı süresi 1/10 yıl değil, 20 yıldır. Ayrıca kötüniyetli zilyet, hak sahibine verdiği zararlardan ve elde etmeyi ihmal ettiği ürünlerden de sorumlu tutulur; iyiniyetli zilyedin sahip olduğu masraf mahsubu imkânlarından yararlanamaz.

Dava açmadan önce ayrıca bir mirasçılık belgesi (veraset ilamı) davası açmak gerekir mi?

Hayır, TMK m.637/1 uyarınca mirasçılık sıfatına ilişkin uyuşmazlığı hâkim, miras sebebiyle istihkak davası içinde ayrı bir dava açılmasına gerek kalmaksızın çözer.

Terekeye ait bir malın üçüncü bir kişiye (mirasçı olmayan birine) satılmış olması dava açmaya engel midir?

Hayır. Murisin terekesine gerek sağlığında gerek ölümünden sonra el konulmuş olması, davanın açılmasına ve görülmesine engel değildir; dava, malın son elinde bulunduğu veya bedelini almış olan kişiye karşı yöneltilebilir.

13. Sonuç

Miras sebebiyle istihkak davası, mirasçıların tereke üzerindeki üstün haklarını korumak için başvurabilecekleri, ancak doğru hukuki nitelendirmeyi gerektiren, teknik bir dava türüdür. Davanın adi istihkak, mülkiyete dayalı istihkak, mirasta denkleştirme, tenkis veya vasiyetnamenin tenfizi davalarından hangisiyle örtüştüğünün doğru tespit edilmesi; davacı ve davalı sıfatlarının (özellikle tereke henüz paylaşılmamışsa ve birden fazla mirasçı varsa) isabetli biçimde kurgulanması; ve TMK m.639’daki zamanaşımı sürelerinin doğru hesaplanması, davanın esastan incelenip incelenmeyeceğini doğrudan belirleyen unsurlardır. Somut olayınıza özgü değerlendirme için bir miras hukuku avukatına danışmanız, hak kaybına uğramamanız açısından önem taşımaktadır.