Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu; bir kimseyi hukuka aykırı biçimde bir yere gitmekten ya da bir yerde kalmaktan yoksun bırakmayı konu alan ve Türk Ceza Kanunu’nun 109. maddesinde düzenlenen ağır bir özgürlük suçudur. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadı, suçun temel unsurlarından nitelikli hallerine, cinsel amaç artırımından etkin pişmanlık koşullarına ve tüzel kişi güvenlik tedbirlerine kadar geniş bir içtihat birikimi oluşturmuştur. Suçun cinsel suçlarla ve yağmayla olan sınır sorunları, iştirak hallerindeki müşterek fail–yardım eden ayrımı ile etkin pişmanlığın katı koşulları uygulamada en sık tartışılan meseleler arasındadır. Bu makalede söz konusu içtihatlar sistematik biçimde ele alınmaktadır.
1. Hukuki Nitelik ve Tanım (TCK m. 109/1)
TCK Madde 109 — (1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
TCK Madde 110 (Etkin Pişmanlık) — Yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın, onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.
TCK Madde 111 (Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik Tedbiri) — Tehdit, şantaj, cebir veya kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının işlenmesi sonucunda yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
Korunan Hukuki Değer ve Suçun Yapısı
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuyla korunan birincil hukuki değer, kişi özgürlüğü ve hareket serbestisidir. Anayasa’nın 19. maddesiyle güvence altına alınan bu değer, kişinin istediği yere gidebilme ve istediği yerde kalabilme hakkını kapsamaktadır. TCK m. 109/1, bu özgürlüğü hukuka aykırı biçimde kısıtlayan her türlü eylemi suç olarak tanımlamış; suç tipini geniş bir kapsamda düzenlemiştir. Suç; serbest hareketli nitelikte olup özgürlüğün kaldırılması sonucunu doğurabilecek her türlü hareketle işlenebilmektedir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 14.03.2012 tarihli, 2011/19304 E. ve 2012/9786 K. sayılı kararı ile Yargıtay CGK’nın 22.04.2014 tarihli, 2013/476 E. ve 2014/203 K. sayılı kararı bu niteliği teyit etmektedir.
Serbest Hareketli ve Mütemadi Suç Niteliği
Suç, serbest hareketli olduğundan mağdurun özgürlüğünü kısıtlamaya elverişli her türlü eylemle işlenebilir; failin belirli bir araç ya da yöntem kullanması zorunlu değildir. Bunun yanı sıra suç, mütemadi (kesintili) nitelik taşımaktadır; yani özgürlük kısıtlaması sürdüğü sürece suç işlenmeye devam etmekte, kısıtlamanın sona ermesiyle suç da tamamlanmaktadır. Bu niteliğin zamanaşımı bakımından önemli bir sonucu vardır: zamanaşımı süresi, mağdurun serbest bırakıldığı andan itibaren işlemeye başlar. Mütemadi suç özelliği aynı zamanda, başlangıçta rızayla girilen bir ortamda sonradan ortaya çıkan kısıtlamayı da suç kapsamına sokabilmektedir.
Süre Koşulu — Anlık Tutmalar ile Suç Oluşturan Kısıtlama Arasındaki Sınır
Özgürlükten yoksun bırakma kavramı anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içermektedir. Yargıtay CGK’nın 30.03.2021 tarihli, 2018/41 E. ve 2021/148 K. sayılı kararında suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerektiği vurgulanmıştır. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi’nin 27.02.2018 tarihli, 2018/525 E. ve 2018/421 K. sayılı kararı da bu ilkeyi pekiştirmektedir. Öte yandan, yalnızca eylemle sınırlı kısa süreli alıkoymalar — örneğin tartışma sırasında birkaç saniyelik tutma — suçun kanuni unsurunu oluşturmamaktadır; Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin 03.10.2019 tarihli, 2019/544 E. ve 2019/11294 K. sayılı kararı bu sınırı somutlaştırmaktadır. Sürenin ne kadar olması gerektiği konusunda kesin bir eşik belirlenmemiş olsa da, kısıtlamanın mağdurun hareket serbestisini fiilen ortadan kaldıracak uzunlukta sürmesi aranmaktadır.
TCK m. 109, 110 ve 111’e ilişkin kararların tam metinleri ve genişletilmiş şerh için TCK Madde 109 şerhi sayfasını inceleyebilirsiniz.
2. Suçun Unsurları
Maddi Unsur — Hürriyet Kısıtlamasının Biçimleri
Suçun maddi unsuru, bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmaktır. Bu unsur iki farklı biçimde tezahür edebilir: mağdurun bulunduğu yerden ayrılmasını engellemek ya da mağduru istemediği bir yerde kalmaya zorlamak. Suç serbest hareketli olduğundan, kapıyı kilitleme, araçta tutma, bağlama, oda hapsine koyma gibi çok çeşitli eylemlerle işlenebilir. Fail, mağduru fiziksel olarak bir mekânda tutabileceği gibi, mağdurun irade ve hareketini fiilen kontrol altına alacak başka araçlara da başvurabilir.
Dijital Araçlarla ve Aile İçi İlişkilerde Hürriyetin Kısıtlanması
Uygulamada özgürlük kısıtlaması yalnızca fiziksel kapatma ile sınırlı kalmamakta; konum takip uygulamaları, akıllı kilit sistemleri veya araç/telefonun tek taraflı kontrol altına alınması gibi dijital araçlarla mağdurun fiilen bir yere gitmesinin ya da bir yerden ayrılmasının engellenmesi de suçun maddi unsurunu oluşturabilmektedir; belirleyici olan aracın niteliği değil, mağdurun hareket serbestisinin fiilen ortadan kalkmış olmasıdır. Aile içi ilişkilerde de sıkça karşılaşılan bir görünüm olarak, eşler veya ebeveyn-çocuk arasında evin dışına çıkışın fiziksel olarak (kapı kilitleme, anahtarın alınması) engellenmesi TCK m. 109/3-e ve/veya 3-f kapsamında nitelikli hal oluşturabilmekte; bu tür olaylarda ispat çoğunlukla tanık beyanı, kapı/kilit sistemine dair teknik incelemeler ve iletişim kayıtlarına dayanmaktadır.
Hukuka Aykırılık Unsuru ve Rızanın Geçerliliği
Suçun oluşabilmesi için özgürlük kısıtlamasının hukuka aykırı olması zorunludur. Mağdurun geçerli rızasının bulunması hukuka aykırılığı ortadan kaldırır. Ancak rızanın geçerli sayılabilmesi için özgür iradeyle verilmiş olması şarttır; tehdit, hile veya baskı altında verilen rıza geçersizdir. Bunun yanı sıra bazı kişilerin rızası hiçbir koşulda geçerli kabul edilmemektedir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 25.05.2023 tarihli, 2020/5965 E. ve 2023/3740 K. sayılı kararında 15 yaşından küçük çocukların rızasının geçersiz olduğu; CGK’nın 07.11.2019 tarihli, 2019/481 E. ve 2019/652 K. sayılı kararında ise orta derecede mental retardasyonlu kişilerin rızasının hukuken kabul edilemeyeceği ortaya konmuştur. Kanun hükmü (örneğin yasal gözaltı), yetkili makam emri veya suçüstü failinin vatandaş tarafından yakalanması gibi hukuka uygunluk nedenleri de özgürlük kısıtlamasını meşrulaştırabilmektedir.
Manevi Unsur — Genel Kast ve Hukuka Aykırılık Bilinci
Suçun manevi unsuru genel kasttır; suçun temel şeklinin oluşması için özel bir saik ya da amaç aranmamaktadır. Failin mağduru özgürlüğünden yoksun bırakmayı bilmesi ve istemesi ile eyleminin hukuka aykırı olduğunu bilmesi yeterlidir. CGK’nın 22.04.2014 tarihli, 2013/476 E. ve 2014/203 K. sayılı kararında bu ilke teyit edilmiştir. Mağdurun yaşının küçük olduğunun bilinmemesi durumunda ise TCK m. 30 (hata) hükümlerinin değerlendirilmemesi eksik inceleme sayılmaktadır; Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 28.12.2023 tarihli, 2021/4159 E. ve 2023/9014 K. sayılı kararı bu yükümlülüğü kararlılıkla ortaya koymaktadır.
3. Ceza Tablosu
| Suç Şekli | Yasal Dayanak | Ceza | Kovuşturma |
|---|---|---|---|
| Temel hal | TCK m. 109/1 | 1 yıl – 5 yıl hapis | Re’sen; uzlaşma dışı |
| Cebir, tehdit veya hile kullanılarak | TCK m. 109/2 | 2 yıl – 7 yıl hapis | Re’sen; uzlaşma dışı |
| Nitelikli haller (silah, birden fazla kişi, kamu görevi, üstsoy/altsoy/eş, çocuk/savunmasız kişi) | TCK m. 109/3 | 109/1 veya 109/2 cezası bir kat artırılır | Re’sen; uzlaşma dışı |
| Ekonomik kayıp | TCK m. 109/4 | Hapis cezasına ek olarak 1.000 güne kadar adli para cezası | Re’sen |
| Cinsel amaçla işleme | TCK m. 109/5 | İlgili fıkra cezası yarı oranında artırılır | Re’sen; uzlaşma dışı |
| Kasten yaralamanın NSA halleri (suç amacıyla veya sırasında) | TCK m. 109/6 + TCK m. 87 | Ayrıca kasten yaralama hükümleri uygulanır | Re’sen; uzlaşma dışı |
| Etkin pişmanlık (soruşturma öncesi, güvenli yerde, zararsız bırakma) | TCK m. 110 | Cezanın 2/3’üne kadar indirim | — |
4. Cebir, Tehdit veya Hile ile İşleme (TCK m. 109/2)
Cebir — Tanımı ve Somut Uygulama Örnekleri
TCK m. 109/2 kapsamında cebir; kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle iradesi üzerinde zorlayıcı etki yaratma olarak tanımlanmaktadır. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için cebrin suçun işlenmesini kolaylaştırmaya yönelik olması gerekir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 02.03.2020 tarihli, 2019/17648 E. ve 2020/10713 K. sayılı kararında mağduru kolundan tutup sürükleyerek zorla dışarı çıkarmaya çalışmak cebir kabul edilmiştir. Yargıtay CGK’nın 24.05.2023 tarihli, 2022/584 E. ve 2023/309 K. sayılı kararında ise araçla motosiklete çarpıp düşürme eylemi cebir kapsamında değerlendirilmiştir. Cebrin ayrıca TCK m. 108 kapsamında bağımsız bir suç olan cebir suçuyla olan ilişkisi de önem taşımaktadır; hürriyeti kısıtlama için kullanılan cebir bu suçun nitelikli halini oluştururken, suçun unsuru olan basit cebir eylemleri için ayrıca ceza verilmez.
Tehdit — Tanımı ve Somut Uygulama Örnekleri
Tehdit; bir kimsenin zarara ya da kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirim sözlü, yazılı veya davranış yoluyla yapılabilir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 27.09.2023 tarihli, 2023/1378 E. ve 2023/6675 K. sayılı kararında tüfekle tehdit edilerek araca bindirilme, tehdit unsurunu oluşturan somut bir örnek olarak karara yansımıştır. CGK’nın 26.06.2024 tarihli, 2021/407 E. ve 2024/205 K. sayılı kararında ise şantaj yoluyla — CD görüntülerini yayma tehdidiyle — eve götürülme eylemi tehdit kapsamında nitelendirilmiştir. Tehdit suçunun unsuru sayılan tehditlerin ayrıca TCK m. 106 kapsamındaki tehdit suçu bağlamında bağımsız suç oluşturmayacağı; bu eylemlerin hürriyeti kısıtlama suçunun nitelikli halini teşkil ettiği içtihatta yerleşmiştir.
Hile — Tanımı ve Somut Uygulama Örnekleri
Hile; söz veya davranışlarla kişinin aldatılmasıdır. Kandırıcı nitelikteki her türlü eylem hile kapsamına girebilmektedir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 27.09.2023 tarihli kararında başka bir isimle telefonla arayarak mağduru çağırma eylemi hile olarak kabul edilmiştir. Adana BAM 8. Ceza Dairesi’nin 27.02.2018 tarihli kararında ise aracın arıza yaptığını söyleyerek yardım bahanesiyle araca bindirme eylemi hile kapsamında değerlendirilmiştir. Hilenin geçerli sayılabilmesi için mağdurun iradesini esaslı biçimde yanıltacak nitelikte olması aranmakta; basit yanlış anlamalar bu kapsama girmemektedir.
“Fiili İşlemek İçin” ve “İşlediği Sırada” Ayrımının Önemi
TCK m. 109/2’nin uygulama alanı, cebir, tehdit veya hilenin “fiili işlemek için” ya da “işlediği sırada” kullanılması durumlarını kapsamaktadır. “Fiili işlemek için” kullanım, özgürlük kısıtlamasından önce gerçekleşen ve bunu mümkün kılan araç kullanımını; “işlediği sırada” kullanım ise suç devam ederken başvurulan cebir, tehdit veya hileyi ifade etmektedir. Bu ayrım, her iki durumdaki cebir, tehdit veya hilenin nitelikli hal oluşturacağını ortaya koymakta; ancak özgürlük kısıtlaması sona erdikten sonra başvurulan bu araçların artık bu fıkra kapsamında değerlendirilemeyeceğini göstermektedir.
5. Nitelikli Haller (TCK m. 109/3)
Silahla İşleme (109/3-a)
Suçun silahla işlenmesi halinde ceza bir kat artırılmaktadır. Silah kavramı TCK m. 6/1-f çerçevesinde geniş yorumlanmakta; ateşli silahların yanı sıra kesici, delici, bereleyici aletler ile suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla kullanılan her türlü eşyayı kapsamaktadır. Yargıtay CGK’nın 24.05.2023 tarihli, 2022/584 E. ve 2023/309 K. sayılı kararında hürriyeti kısıtlama eylemi sırasında kullanılan bıçak ve bu eylemi kolaylaştırmak amacıyla kullanılan otomobilin silah mahiyetinde kabul edildiği görülmektedir. Önemli bir içtihat sınırı olarak, silahın yalnızca cinsel istismar eylemi sırasında direnci kırmak için kullanılması ve hürriyeti kısıtlama amacına doğrudan hizmet etmemesi halinde bu nitelikli hal uygulanamamaktadır; Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 26.04.2023 tarihli, 2022/15215 E. ve 2023/2466 K. sayılı kararı bu sınırı netleştirmektedir.
Birden Fazla Kişi Tarafından Birlikte İşleme (109/3-b)
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için faillerin TCK m. 37/1 anlamında müşterek fail sıfatıyla hareket etmeleri, birlikte suç işleme kararı almaları ve fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmaları gerekmektedir. Yargıtay CGK’nın 13.02.2025 tarihli, 2023/217 E. ve 2025/74 K. sayılı kararında bu koşullar ayrıntılı biçimde ortaya konmuştur. Öte yandan, eylem fiilen tek kişi tarafından gerçekleştirilmişse ve diğerleri yalnızca yardım eden konumundaysa bu nitelikli hal uygulanamaz; Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 29.04.2024 tarihli, 2021/4203 E. ve 2024/3749 K. sayılı kararı bu ilkeyi teyit etmektedir. Birlikte hareket eden kişilerin fiil üzerinde ortak hakimiyet kurduğunun somut delillerle ortaya konması zorunludur.
Kamu Görevi Nedeniyle veya Nüfuz Kötüye Kullanılarak İşleme (109/3-c, d)
Suçun kamu görevlisinin yerine getirdiği görev nedeniyle (109/3-c) ya da kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle (109/3-d) işlenmesi cezayı bir kat artırmaktadır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 15.10.2025 tarihli, 2024/462 E. ve 2025/7693 K. sayılı kararında belediye kontrol görevlilerinin üzerine kapı kilitlenmesi eyleminde bu nitelikli halin uygulandığı görülmektedir. Kamu görevlisinin yetkisini aşarak gerçekleştirdiği tutma işlemleri ile yetkisiz kişilerce yapılan tutma işlemleri bu bent kapsamında ayrıca değerlendirilmektedir.
Üstsoy, Altsoy, Eş veya Boşandığı Eşe Karşı İşleme (109/3-e)
7406 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle boşanılan eş de bu nitelikli hal kapsamına alınmıştır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 28.09.2021 tarihli, 2019/4095 E. ve 2021/18273 K. sayılı kararında sanığın suçu resmi nikahlı eşine karşı işlemesi durumunda TCK m. 109/3-e’nin uygulanmamasının eksik ceza tayini oluşturduğu ve bozma nedeni teşkil ettiği açıkça vurgulanmıştır. Aynı Daire’nin 27.09.2023 tarihli, 2020/11563 E. ve 2023/6720 K. sayılı kararında ise babanın 11 yaşındaki öz oğlunu araca bindirip öldürmekle tehdit ederek alıkoyması eylemi hem altsoya (3-e) hem de çocuğa (3-f) karşı işlenmiş nitelikli hal olarak değerlendirilmiştir; aynı kararda mağdurun 155 ihbarı sonrası kolluk tarafından kurtarılmasının “kendiliğinden bırakma” sayılmadığı da ayrıca ortaya konmuştur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 27.09.2021 tarihli, 2019/3728 E. ve 2021/18100 K. sayılı kararında da mağdurun hem altsoy hem çocuk olması nedeniyle birden fazla nitelikli halin gerçekleştiği ve temel cezanın alt sınırdan uzaklaşarak tayin edilmesi gerektiği ayrıca ortaya konmuştur. Boşanma sürecindeki eşe yönelik eylemde de bu bent uygulanmakta; Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 07.05.2025 tarihli, 2024/22026 E. ve 2025/3604 K. sayılı kararında iştirak iradesiyle hareket eden diğer sanıklara da bu nitelikli halin sirayet ettirildiği görülmektedir.
Çocuğa ya da Savunmasız Kişiye Karşı İşleme (109/3-f)
18 yaşından küçük mağdurlara ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak kişilere karşı işlenmesi cezayı bir kat artırmaktadır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 18.04.2024 tarihli, 2022/750 E. ve 2024/3266 K. sayılı kararında 18 yaşından küçük mağdur yönünden bu bent açıkça uygulanmıştır. CGK’nın 07.11.2019 tarihli kararında ise mental retardasyonlu kişilerin bu bent kapsamında savunmasız kişi sayıldığı ortaya konmuştur. Dikkat edilmesi gereken bir husus olarak 6 aylık bebeğin hürriyetinden yoksun kılma suçunun mağduru olamayacağı da içtihatta belirtilmektedir; zira bu yaştaki bir bebeğin bir yerde kalma ya da gitme iradesinden söz edilemez.
Mağdurun Çocuk Olduğu Hallerde TCK m. 234/3 (Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması) ile Sınır
Mağdurun çocuk olduğu olaylarda, eylemin TCK m. 109 kapsamında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma mı yoksa TCK m. 234/3’te düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu mu olduğu doğru tespit edilmelidir; zira bu iki suç farklı kovuşturma usullerine tabidir (bkz. aşağıda Şikâyet ve Uzlaşma bölümü). Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin çok sayıda kararında, velisi tarafından şikâyetten vazgeçilen olaylarda eylemin aslında TCK m. 234/3 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve bu durumda şikâyet yokluğu nedeniyle davanın düşürülmesi gerekirken yazılı şekilde TCK m. 109 üzerinden mahkûmiyet kurulmasının bozma nedeni oluşturduğu vurgulanmıştır. Suç vasfının yanlış tespiti, uygulamada en sık karşılaşılan hatalardan biridir ve mağdurun velisiyle ilişkisi ile failin sıfatı (üçüncü kişi/veli) bu ayrımda belirleyicidir.
Birden Fazla Nitelikli Halin Birlikte Bulunması — Tek Artırım İlkesi
TCK m. 109/3 kapsamında birden fazla nitelikli halin — örneğin hem silahla hem birden fazla kişiyle hem de çocuğa karşı — bir arada gerçekleşmesi durumunda bu bentler uyarınca ayrı ayrı artırım yapılması hukuka aykırıdır. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre yapılması gereken, TCK m. 3 ve m. 61 uyarınca temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılarak (teşdit yoluyla) ceza tayin etmektir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 27.09.2023 tarihli, 2023/1378 E. ve 2023/6675 K. ile 14. Ceza Dairesi’nin 15.10.2012 tarihli, 2011/5201 E. ve 2012/9993 K. sayılı kararları bu ilkeyi kararlılıkla uygulamaktadır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 13.12.2023 tarihli, 2023/3087 E. ve 2023/9896 K. sayılı kararında da mağdurlardan birinin çocuk olması ve suçun birden fazla kişiyle işlenmesi durumunda temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi zorunluluğu teyit edilmiştir.
6. Cinsel Amaçla İşleme (TCK m. 109/5)
“Cinsel Amaç” Kavramının Tanımı ve İspat Ölçütleri
TCK m. 109/5 uyarınca suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde ilgili fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Cinsel amacın varlığı için failin dış dünyaya yansımış sözlü veya fiili bir hareketinin bulunması şarttır; salt iç dünyada kalan niyet bu artırım için yeterli değildir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 23.02.2023 tarihli, 2020/3990 E. ve 2023/785 K. sayılı kararında bu ispat ölçütü açıkça ortaya konmuştur. Cinsel amacın ispatında failin eylemleri, söylemleri, suç mahallinin koşulları ve olayın bütünü değerlendirmeye alınmaktadır. Suçun ayrıca çocukların cinsel istismarı suçuyla birlikte işlendiği olaylarda, iki suç arasındaki içtima ilişkisi ayrıca değerlendirilmelidir (bkz. aşağıda İçtima bölümü).
Evlenme Amacıyla Kaçırma — İçtihat Çelişkisi ve Güncel Durum
Mağdurenin evlenmek amacıyla kaçırılmasının cinsel amaç kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği Yargıtay içtihadında uzun süre tartışma konusu olmuştur. Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin 30.05.2013 tarihli, 2011/8247 E. ve 2013/6828 K. sayılı kararı ile 05.12.2012 tarihli, 2011/5360 E. ve 2012/12528 K. sayılı kararında evlenme amacıyla kaçırma cinsel amaç kapsamında değerlendirilerek artırım yapılmıştır. Buna karşın muhalif görüşlerde ve bazı daire kararlarında — Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 04.10.2012 tarihli, 2012/15355 E. ve 2012/16518 K. ile 14. Ceza Dairesi’nin 14.11.2013 tarihli, 2011/15689 E. ve 2013/11514 K. sayılı kararlarında — evlilik kurumunun salt cinsellikten ibaret olmadığı, cinsel amacın kaba şehevi duyguların tatminine yönelik olması gerektiği gerekçesiyle bu artırımın uygulanamayacağı savunulmuştur. Bu içtihat çelişkisi günümüzde de tam anlamıyla çözüme kavuşturulamamıştır; her somut olayda failin gerçek amacının ne olduğunun ayrıca belirlenmesi gerekmektedir.
7. Ekonomik Kayıp ve Adli Para Cezası (TCK m. 109/4)
TCK m. 109/4, suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde hapis cezasına ek olarak bin güne kadar adli para cezasına hükmolunmasını düzenlemektedir. Kanun metnindeki “ayrıca” ibaresi, adli para cezasının hapis cezasıyla birlikte ve ondan bağımsız olarak uygulanacağını ortaya koymaktadır. Ekonomik kaybın “önemli” sayılabilmesi için soyut bir zarar değil; somut, ölçülebilir ve mağdurun ekonomik durumunu önemli ölçüde etkileyen bir kaybın gerçekleşmiş olması aranmaktadır. İş günü kaybı, kaçırılan sözleşme fırsatı, işyerinin kapatılmak zorunda kalınması gibi durumlar bu kapsamda değerlendirilebilir. 2026 itibarıyla mevcut Yargıtay kararlarında TCK m. 109/4’ün doğrudan uygulandığına ilişkin yerleşik bir içtihat oluşmamış olup bu başlık henüz kanun metni düzeyinde uygulanmaya devam etmektedir.
8. Kasten Yaralama ile Bağlantı (TCK m. 109/6)
Suçun Amacıyla veya Sırasında İşlenen Yaralamanın Hukuki Niteliği
TCK m. 109/6, suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda ayrıca kasten yaralama hükümlerinin uygulanacağını düzenlemektedir. Bu hüküm iki farklı zaman dilimini kapsamakta olup “suçun işlenmesi amacıyla” gerçekleştirilen yaralama, hürriyeti kısıtlamayı mümkün kılmak için başvurulan yaralamayı; “suçun işlenmesi sırasında” gerçekleştirilen yaralama ise kısıtlama devam ederken işlenen yaralamayı ifade etmektedir. CGK’nın 22.04.2014 tarihli, 2013/476 E. ve 2014/203 K. sayılı kararında bu hükmün uygulanma koşulları kapsamlı biçimde ortaya konmuştur.
Cebir Unsuru Kapsamındaki Basit Yaralamada Ayrıca Ceza Verilemeyeceği İlkesi
Hürriyeti kısıtlamayı gerçekleştirmek için kullanılan basit yaralama eylemleri — sıyrık, hafif çürük gibi BTM düzeyindeki yaralamalar — suçun cebir unsuru kapsamında değerlendirilmekte ve bu eylemler için ayrıca kasten yaralamadan ceza verilmemektedir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 27.09.2023 tarihli, 2023/1378 E. ve 2023/6675 K. sayılı kararında bu ilke açıkça uygulanmıştır. Hürriyeti kısıtlamayı kolaylaştırmak için zorunlu olan ölçüdeki fiziki müdahale suçun bünyesinde yer almakta; ancak zorunlu ölçüyü aşan her yaralama ayrı bir değerlendirmeyi gerektirmektedir.
Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralamada (TCK m. 87) Ayrı Ceza Zorunluluğu
Yaralama eylemi TCK m. 87 kapsamında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamaya — kemik kırığı, organ kaybı, hayati tehlike veya ölüm — dönüştüğünde, bu ağır netice suçun cebir boyutunu aşmakta ve TCK m. 109/6 devreye girerek ayrıca kasten yaralama hükümleri uygulanmaktadır. Bu durumda fail hem hürriyeti kısıtlama suçundan hem de TCK m. 87 kapsamında ağırlaşmış yaralamadan cezalandırılmaktadır. Ağır netice, suçun işlenmesi amacıyla ya da sırasında gerçekleşmiş olması koşuluyla TCK m. 109/6’nın kapsamı içinde değerlendirilmektedir.
9. Diğer Suçlarla İlişki ve İçtima
Cinsel Suçlarla İlişki — Geçitli Suç Doktrini ve 4 Saatlik Tutma Sınırı
Cinsel saldırı veya istismar suçunda failin fiilini icra edebilmesinin zorunlu sonucu olarak mağdurun eylem süresiyle sınırlı biçimde özgürlüğünden yoksun kalması halinde ayrıca hürriyeti kısıtlamadan ceza verilmez; bu durum geçitli suç doktrini çerçevesinde değerlendirilmektedir. Yargıtay CGK’nın 30.03.2021 tarihli, 2018/41 E. ve 2021/148 K. sayılı kararı bu ilkeyi kapsamlı biçimde ortaya koymuştur. Buna karşın alıkoyma eylemi cinsel eylemin öncesinde veya sonrasında devam etmişse her iki suçtan ayrı ayrı ceza tayin edilmektedir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 22.11.2023 tarihli, 2023/7339 E. ve 2023/7613 K. sayılı kararında somut bir örnek olarak 4 saat evde tutulma eylemi, cinsel eylem süresini açıkça aşan bağımsız bir kısıtlama olarak nitelendirilmiş ve her iki suçtan ayrı ceza verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bazı muhalif görüşler cinsel istismarla birlikte TCK m. 109/5’in uygulanmasını çifte cezalandırma olarak nitelendirmiş olsa da ağırlıklı içtihat aksi yöndedir.
Yağma (TCK m. 148) ile İlişki — Suçun Unsuru mu, Ayrı Suç mu?
Failin mağduru hürriyetinden yoksun kılarak veya bu eylem aracılığıyla maddi menfaat sağlaması halinde eylem yağma suçunu oluşturabilir ve hürriyeti kısıtlama bu durumda yağmanın cebir unsurunu oluşturarak bağımsızlığını yitirmektedir. Ancak hürriyeti kısıtlama eylemi yağma amacının ötesine geçiyorsa ya da yağma suçunun tamamlanmasından sonra da devam ediyorsa gerçek içtima kuralları işletilerek her iki suçtan ayrı ceza verilebilmektedir. Öte yandan hukuki bir alacağın tahsili amacıyla hürriyetin kısıtlanması halinde yağma değil TCK m. 150/1 yollamasıyla kasten yaralama ve tehdit hükümleri uygulanmaktadır; Yargıtay CGK’nın 14.05.2025 tarihli, 2024/528 E. ve 2025/200 K. sayılı kararında bu ayrım, alacağın gerçek ve hukuken geçerli olması koşuluna bağlanarak somutlaştırılmıştır.
Tehdit (TCK m. 106) ile İlişki
Suçu işlemek için kullanılan silahla tehdit eylemi, hürriyeti kısıtlama suçunun nitelikli halini (TCK m. 109/2) oluşturmakta ve bu tehdit için ayrıca TCK m. 106’dan tehdit suçu hükümleriyle ceza verilmemektedir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2023/1378 E. sayılı kararında bu ilke açıkça uygulanmıştır. Bununla birlikte hürriyeti kısıtlama eyleminden bağımsız biçimde gerçekleştirilen tehditler, ayrı suç oluşturmaya devam etmekte ve gerçek içtima kapsamında değerlendirilmektedir.
Konut Dokunulmazlığı (TCK m. 116) ile İlişki
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ile konut dokunulmazlığının ihlali suçunun aynı olayda bir arada işlenmesi durumunda gerçek içtima kuralları gereği her iki suçtan ayrı ceza verilmektedir. Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin 03.11.2014 tarihli, 2013/1373 E. ve 2014/12043 K. sayılı kararında bu ayrım somut bir olaya uygulanmış; fail, mağdurun konutuna girerek onu alıkoyduğundan her iki suçtan ayrı ayrı cezalandırılmıştır.
Zincirleme Suç (TCK m. 43) Uygulaması
Tek bir fiille birden fazla kişinin hürriyetinin kısıtlanması halinde TCK m. 43/2 uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanmaktadır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 20.05.2025 tarihli, 2024/22763 E. ve 2025/4023 K. sayılı kararında bu durumda zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağı teyit edilmiştir. Buna karşın mağdurlara yönelik birbirinden bağımsız ve ayrı eylemlerin gerçekleştirilmesi halinde mağdur sayısınca ayrı suç oluşmakta ve zincirleme suç hükümleri işletilmemektedir; Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin 17.09.2013 tarihli, 2012/12955 E. ve 2013/9202 K. sayılı kararı bu ilkeyi kararlılıkla uygulamaktadır.
10. İştirak
Müşterek Faillik — Birlikte Suç İşleme Kararı ve Fiil Üzerinde Ortak Hakimiyet
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda müşterek faillik için TCK m. 37/1 anlamında birlikte suç işleme kararı ve fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulmuş olması zorunludur. Yargıtay CGK’nın 11.05.2022 tarihli, 2019/611 E. ve 2022/340 K. sayılı kararında müşterek faillik bu ölçütlerle tanımlanmış; mağdurları zorla araca bindirip tenha bir yere götüren sanıkların eylemi bu kapsamda değerlendirilmiştir. Müşterek faillerin tümü suçun tamamından sorumlu olmakta; TCK m. 109/3-b’deki birden fazla kişiyle birlikte işleme nitelikli hali de müşterek faillik koşulunu zaten barındırdığından bu bentlerin uygulaması yakından bağlantılıdır.
Müşterek Fail ile Yardım Eden Arasındaki Sınır — Somut Olaylar
2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre, hürriyeti kısıtlama suçunda destekleyici görünen pek çok eylemin müşterek faillik kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 29.06.2022 tarihli, 2019/6387 E. ve 2022/11325 K. sayılı kararında mağdurun eve getirilmesinden sonra evde bulunarak hürriyeti kısıtlayan sanığın eylemi müşterek faillik olarak nitelendirilmiştir. Aynı Daire’nin 21.06.2022 tarihli, 2019/10772 E. ve 2022/10176 K. sayılı kararında mağdurun zorla tutulduğu eve buz torbası ve peçete temin eden ev sahibinin eylemi yardım eden değil müşterek fail olarak kabul edilmiştir. Ayrıca 26.12.2023 tarihli, 2021/388 E. ve 2023/10613 K. sayılı kararında zorla araç bindirme olayında yalnızca aracı kullanan sanığın da müşterek fail olarak sorumlu tutulması gerektiği vurgulanmıştır. Buna karşın, fiziki müdahalesi olmaksızın asli failin yanında yer alan, silah taşıyan ve birlikte kaçan kişilerin eylemi Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 09.11.2023 tarihli, 2022/14176 E. ve 2023/6935 K. sayılı kararında yardım eden (TCK m. 39) kapsamında onanmıştır.
Azmettiren ile Müşterek Fail Ayrımı — Organizatörün Hukuki Statüsü
Kaçırma eylemini organize eden ya da telefon emirleriyle yönlendiren ancak bizzat mekânda bulunmayan kişinin müşterek fail mi yoksa azmettiren mi sayılacağı, fiil üzerindeki hakimiyetin niteliğine göre belirlenmektedir. Faaliyetin planlanması ve yürütülmesi üzerinde belirleyici bir söz hakkına sahip olup eylemler üzerinde ortak hakimiyet kuran kişi müşterek fail sayılmakta; yalnızca başkasını suç işlemeye yönelten ancak fiil üzerinde hakimiyet kurmayan kişi ise azmettiren olarak nitelendirilmektedir. Azmettiren (TCK m. 38) asli faille aynı cezayı alırken yardım eden (TCK m. 39) daha az ceza almaktadır. Her somut olayda organizatörün fiil üzerindeki nüfuzunun kapsamı ve derinliği belirleyici ölçütü oluşturmaktadır.
11. Şikâyet, Zamanaşımı, Uzlaşma ve Görevli-Yetkili Mahkeme
Şikâyete Tabi Olmama — Re’sen Soruşturma İlkesi
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, TCK’nın 109. maddesinde düzenlenen suçlar arasında şikâyete bağlı suçlardan değildir; savcılık tarafından re’sen soruşturulur ve kovuşturulur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin istikrarlı içtihadına göre, mağdurun şikâyetçi olmadığını beyan etmesi ya da şikâyetten vazgeçmesi ceza yargılamasının düşmesi sonucunu doğurmaz; soruşturma ve kovuşturma makamları, mağdurun iradesinden bağımsız olarak süreci yürütmeye devam eder. Bu nedenle mağdurun ifadesi “şikâyet” adı altında alınsa dahi bu, bir muhakeme şartı değil yalnızca ihbar niteliğindedir.
TCK m. 234/3 (Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması) İstisnası
Bu genel kuralın önemli bir istisnası, mağdurun çocuk olduğu ve eylemin niteliği itibarıyla TCK m. 234/3’te düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu olarak nitelendirilmesi gereken olaylarda ortaya çıkmaktadır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin çok sayıda kararında, bu suç tipinin — TCK m. 109’un aksine — şikâyete tabi olduğu ve velinin (anne/baba) duruşmada veya soruşturma aşamasında şikâyetçi olmadığını beyan etmesi halinde davanın şikâyet yokluğu nedeniyle düşürülmesi gerektiği; bu durumda yazılı şekilde TCK m. 109 üzerinden mahkûmiyet kurulmasının bozma nedeni oluşturduğu vurgulanmıştır. Bu nedenle çocuğa karşı işlenen olaylarda suç vasfının doğru tespiti, kovuşturmanın akıbeti bakımından belirleyicidir.
Dava ve Ceza Zamanaşımı Süreleri
TCK m. 66 uyarınca dava zamanaşımı, suçun kanunda öngörülen cezasının üst sınırına göre belirlenmektedir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel hali (1-5 yıl hapis) ile cebir/tehdit/hile ile işlenen hali (2-7 yıl hapis) TCK m. 66/1-e ve 66/1-d kapsamında değerlendirilir; nitelikli hallerin (TCK m. 109/3) cezayı bir kat artırması nedeniyle üst sınır yükseldiğinden zamanaşımı süresi de buna göre uzamaktadır. Uygulamada temel ve cebir/tehdit/hile ile işlenen hallerde dava zamanaşımı 8 yıl, nitelikli hallerde ise 15 yıl olarak hesaplanmaktadır. TCK m. 66/6 uyarınca kesintisiz (mütemadi) suçlarda zamanaşımı, kesintinin gerçekleştiği — yani mağdurun serbest bırakıldığı — günden itibaren işlemeye başlar. Mahkûmiyet kesinleştikten sonra işleyecek ceza zamanaşımı ise TCK m. 68 kapsamında ayrıca düzenlenmiş olup, beş yıldan fazla hapis cezalarında 20 yıl, beş yıla kadar hapis cezalarında 10 yıldır. Zamanaşımı süresi, TCK m. 67’de sayılan hallerde (ifade alınması, tutuklama kararı, iddianame düzenlenmesi, mahkûmiyet kararı) kesilerek yeniden işlemeye başlamakta, ancak kanunda öngörülen sürenin en fazla yarısına kadar uzayabilmektedir.
Uzlaşma Kapsamı Dışında Olma
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, CMK m. 253’te sayılan uzlaşma kapsamındaki suçlar arasında yer almamaktadır; bu nedenle fail ile mağdur arasında bir uzlaştırmacı aracılığıyla uzlaşma prosedürü işletilemez. Buna karşın, mağdurun çocuk olduğu ve eylemin TCK m. 234/3 (çocuğun kaçırılması ve alıkonulması) kapsamında nitelendirildiği hallerde bu suç uzlaşma kapsamına girmektedir; dolayısıyla suç vasfının tayini yalnızca kovuşturmanın devamı değil, uzlaşma imkânı bakımından da sonuç doğurmaktadır.
Görevli Mahkeme — Asliye Ceza Mahkemesi
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda görevli mahkeme, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 11, 12 ve 14. maddeleri uyarınca Asliye Ceza Mahkemesidir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 07.12.2022 tarihli, 2020/1677 E. ve 2022/18633 K. sayılı kararında bu görev tayini teyit edilerek, aynı eylem nedeniyle ağır ceza mahkemesince ayrıca mahkûmiyet kararı verildiği yönündeki mükerrer yargılama itirazı da reddedilmiştir. Suçun nitelikli hallerle (silah, birden fazla kişi vb.) işlenmiş olması dahi görevli mahkemeyi değiştirmemekte, dava Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görülmeye devam etmektedir.
Yetkili Mahkeme — Kesintisiz Suç Niteliğinin Sonucu
Yetkili mahkeme, CMK m. 12 uyarınca kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir. Ancak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu kesintisiz (mütemadi) bir suç olduğundan, CMK m. 12/2 gereğince yetkili mahkeme kesintinin gerçekleştiği — yani mağdurun serbest bırakıldığı — yer mahkemesidir. Suçun işlendiği yer belirlenemiyorsa CMK m. 13’teki özel yetki kuralları devreye girer: sırasıyla şüpheli veya sanığın yakalandığı yer, yerleşim yeri veya Türkiye’deki son adresinin bulunduğu yer, bunlar da belirlenemiyorsa ilk usul işleminin yapıldığı yer mahkemesi yetkili kabul edilir.
Müşteki-Katılan Hakları ve Tazminat
Mağdur, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcılığına ifade vererek veya kovuşturma aşamasında davaya katılma talebinde bulunarak müşteki-katılan sıfatını kazanabilir; bu sıfat, dosyayı inceleme, delil sunma ve kanun yoluna başvurma imkânı sağlar. Katılma talebi şikâyete tabi olmayan bu suçta herhangi bir süreye bağlı olmaksızın kovuşturma bitene kadar ileri sürülebilir. Mağdurun uğradığı maddi zarar (iş günü kaybı, tedavi masrafları) ve manevi zarar bakımından ceza yargılamasından bağımsız olarak haksız fiile dayalı tazminat davası açması mümkündür; TCK m. 109/4 kapsamında hükmedilen adli para cezası, mağdurun ayrıca açacağı tazminat davasının yerine geçmez.
12. Ceza Tayini, Bireyselleştirme, HAGB ve Erteleme
Temel Cezanın Belirlenmesi (TCK m. 61)
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda temel ceza; suçun işleniş biçimi, özgürlük kısıtlamasının süresi, kullanılan araç ve yöntemin niteliği, mağdur üzerindeki etki ve failin kastının yoğunluğu esas alınarak TCK m. 61 çerçevesinde belirlenmektedir. Suçun birden fazla nitelikli halini barındırması durumunda her hal için ayrı artırım yapılmak yerine temel ceza belirlenirken alt sınırdan somut biçimde uzaklaşılması gerekmektedir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 09.05.2023 tarihli, 2022/4897 E. ve 2023/2999 K. ile 25.06.2024 tarihli, 2022/2527 E. ve 2024/5330 K. sayılı kararlarında bu ilke istikrarlı biçimde uygulanmıştır.
Birden Fazla Nitelikli Halde Alt Sınırdan Uzaklaşma Zorunluluğu
Suçun hem silahla, hem birden fazla kişiyle, hem de çocuğa karşı işlenmesi gibi birden fazla nitelikli halin bir arada gerçekleşmesi durumunda ayrı ayrı artırım yapılması hukuka aykırı olmakla birlikte, bu çoklu nitelikli haller temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılması için güçlü bir gerekçe oluşturmakta ve alt sınırdan ceza tayinini hak ve nesafet kurallarıyla bağdaşmaz kılmaktadır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 13.12.2023 tarihli, 2023/3087 E. ve 2023/9896 K. sayılı kararı bu zorunluluğu somutlaştırmaktadır.
Haksız Tahrik (TCK m. 29) ve Takdiri İndirim (TCK m. 62)
Haksız tahrik, hürriyeti kısıtlama suçlarında da uygulanabilmektedir; mağdurun ya da üçüncü kişilerin önceki haksız davranışları failin ani öfkesiyle hareket etmesine yol açmışsa TCK m. 29 kapsamında indirim yapılabilir. Etkin pişmanlık uygulandıktan sonra da haksız tahrik ve takdiri indirim gibi genel hükümlerin sırasıyla uygulanabileceği, Bursa BAM 7. Ceza Dairesi’nin 30.06.2020 tarihli, 2019/2743 E. ve 2020/970 K. sayılı kararında somutlaşmıştır.
HAGB (CMK m. 231) ve Erteleme (TCK m. 51) — Koşullar ve Engeller
HAGB, 2 yıl veya daha az süreli hapis cezalarında uygulanabilmektedir. Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin 21.05.2013 tarihli, 2011/11350 E. ve 2013/6325 K. sayılı kararında HAGB değerlendirmesinde yalnızca somut maddi zararın esas alınması gerektiği, manevi zararın bu kapsamda olmadığı vurgulanmıştır. HAGB kararlarına karşı temyiz yolu kapalı olup yalnızca itiraz kanun yoluna başvurulabildiği de içtihatta kararlılıkla korunmaktadır. Erteleme (TCK m. 51) bakımından ise Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 05.06.2023 tarihli, 2020/7521 E. ve 2023/4131 K. sayılı kararında sanığın adli sicil kaydında 3 aydan fazla hapis cezası içeren kasıtlı bir suç bulunması halinde erteleme hükümlerinin uygulanamayacağı belirtilmiştir. Cinsel amaç artırımı (m. 109/5) veya ağır nitelikli hallerin varlığı cezayı HAGB eşiğinin çoğunlukla üzerine çıkarmaktadır.
13. Etkin Pişmanlık (TCK m. 110)
“Soruşturmaya Başlanmadan Önce” Koşulu ve Zaman Sınırı
TCK m. 110’daki etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesinin birinci koşulu, failin mağduru hakkında soruşturmaya başlanmadan önce serbest bırakmasıdır. Yargıtay CGK’nın 13.12.2023 tarihli, 2021/344 E. ve 2023/665 K. sayılı kararında bu koşul kararlılıkla uygulanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin 28.01.2010 tarihli, 2009/6 E. ve 2010/19 K. sayılı kararında soruşturma makamlarının şüpheyi öğrenmesinden ve işe el koymasından sonra gerçekleşen serbest bırakmalarda bu hükümden yararlanılamayacağı anayasal denetimden geçerek onaylanmıştır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 12.10.2022 tarihli kararında mağdurun babasının emniyete müracaatından 23 gün sonra, 17.02.2022 tarihli kararında ise şikâyet üzerine soruşturma başlatıldıktan 30 dakika sonra gerçekleştirilen serbest bırakmalarda etkin pişmanlık koşullarının oluşmadığı tespit edilmiştir.
“Kendiliğinden Serbest Bırakma” — Kaçma ve Kollukça Kurtarılmayla Ayrımı
“Kendiliğinden” bırakma koşulu, mağdurun bizzat fail tarafından serbest bırakılmasını gerektirmektedir. Bu koşulu karşılamayan durumlar Yargıtay içtihadında net biçimde belirlenmiştir: mağdurun kendi imkânıyla kaçması (CGK 2020/159), tanık ya da üçüncü kişi yardımıyla kurtulması, kırmızı ışıkta durulmasından yararlanarak araçtan inmesi (8. CD 2023/925 K.) ve sanıkların polis tarafından takip edildiklerini fark edince mağduru araçtan indirmeleri (8. CD 2023/3875 K.) bu koşulu karşılamamaktadır. 155 ihbarı üzerine kolluğun takibi sonucu kurtarılma da “kendiliğinden bırakma” sayılmamaktadır (8. CD 2023/6720 K.). Buna karşın failin mağduru hangi nedenle bıraktığının önemi yoktur; senet imzalattıktan sonra amacına ulaşarak bırakan failin de — gerçek bir pişmanlık olmasa dahi — bu koşulu yerine getireceği içtihatta kabul edilmektedir (CGK 2020/147 K.). Tabancanın mermisinin tükenmesi üzerine serbest bırakma da bu kapsamda değerlendirilmektedir (8. CD 2025/3150 K.).
“Güvenli Yer” Koşulu — Kabul ve Red Halleri
Failin mağduru, zarar görmeyeceği ve istediği yere rahatlıkla ulaşabileceği güvenli bir mahalde serbest bırakması gerekmektedir. Yargıtay kararlarında güvenli yer olarak kabul edilen mekânlar arasında Tekören köyü (CGK 2020/159), evin oturma odası (8. CD 2025/4393 K.), Bolu iline yakın bir yer (1. CD 2017/3856 K.) ve insanların bulunduğu Belediye Çarşısı (CGK 2020/147 K.) sayılmaktadır. Buna karşın gece vakti ıssız ormanda ya da çıplak vaziyette bırakma güvenli yer koşulunu ihlal etmektedir; Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin 29.11.2017 tarihli, 2015/2344 E. ve 2017/6053 K. sayılı kararındaki karşı oy bu tespiti açıkça vurgulamaktadır.
“Mağdurun Şahsına Zarar Dokunmama” Koşulu — Basit Yaralama Tartışması
“Şahsa zarar vermeme” koşulu, mağdurun bedensel veya cinsel bütünlüğüne yönelmiş fiziksel ya da patolojik bulgusuna dayanan psikolojik zararları kapsamaktadır; manevi ve ekonomik zararlar (para alınması, yağma gibi) bu kapsama girmez (CGK 2011/64 K.; CGK 2018/692 K.). Suçun işlenmesi için zorunlu olan ölçüdeki cebir — itmek, çekmek, tutmak gibi — etkin pişmanlığa engel değildir. Ancak zorunlu ölçüyü aşan kötü muameleler bu koşulu ihlal eder: mağduru sorgulamak için darbetmek, doğuştan engelli mağdurun gözlerini bantlayıp elini ayağını bağlamak gibi davranışlar bu kapsamda değerlendirilmektedir (CGK 2025/289 K.; 6. CD 2016/2522 K.). Basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek yaralamaların etkin pişmanlığa engel olup olmadığı konusundaki tartışmada ise 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre CGK’nın 13.12.2023 tarihli kararında bu tür yaralanmaların indirime engel oluşturmayacağı; CGK’nın 24.11.2015 tarihli, 2014/799 E. ve 2015/419 K. sayılı kararında da suçun işlenmesi sırasında “doğal sonuç” sayılan basit sıyrıkların etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmediği kabul edilmiştir.
İndirim Oranının Belirlenmesi ve Uygulanmama Halleri
Etkin pişmanlık koşullarının gerçekleşmesi halinde cezanın üçte ikisine kadarı indirilmektedir. İndirim oranının belirlenmesi mahkemelerin takdirine bırakılmış olup suçun işleniş biçimi, mağdurun tutulduğu süre ve koşullar gözetilerek belirlenmektedir. Şartları oluştuğu hâlde TCK m. 110’un uygulanmaması Yargıtay tarafından “fazla ceza tayini” gerekçesiyle mutlak bozma nedeni sayılmaktadır (8. CD 2022/13730 K.; 8. CD 2019/4183 K.). Etkin pişmanlığın uygulanmadığı haller ise şunlardır: mağdurun darbedilmesi, yaralanması veya cinsel saldırıya uğraması (CGK 2011/64 K.; 8. CD 2020/1412 E., 2022/16066 K.); serbest bırakmanın soruşturma başlatıldıktan sonra gerçekleşmesi; mağdurun kendiliğinden kaçması veya kurtarılması.
Anayasa Mahkemesi’nin “Soruşturma Öncesi” Şartına Bakışı
Anayasa Mahkemesi’nin 28.01.2010 tarihli kararında etkin pişmanlığın “soruşturmaya başlanmadan önce” koşuluna bağlanması, suçun mahiyeti ve beklenen hukuki yarar ile doğrudan irtibatlı bulunarak diğer suç tiplerindeki etkin pişmanlık hükümleriyle kıyaslandığında Anayasa’nın 10. (eşitlik) ve 11. maddelerine aykırı bulunmamıştır. Bu karar, söz konusu katı koşulun anayasal denetimden geçtiğini ve yasal bir zorunluluk olarak varlığını sürdürdüğünü ortaya koymaktadır.
14. Tüzel Kişilere Güvenlik Tedbirleri (TCK m. 111)
Haksız Menfaat Unsuru ve Teşebbüs Meselesi
TCK m. 111, tehdit (m. 106), şantaj (m. 107), cebir (m. 108) ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (m. 109) suçlarının bir tüzel kişi yararına işlenmesi halinde bu tüzel kişi hakkında TCK m. 60’taki güvenlik tedbirlerine hükmolunacağını düzenlemektedir. Bu hükmün uygulanabilmesi için tüzel kişi yararına haksız bir menfaatin fiilen sağlanmış olması zorunludur; suçun işlenmiş olması tek başına yeterli değildir. Failin hukuken hakkı olan bir alacağı tahsil amacıyla tehditte bulunması durumunda şantajın “haksız çıkar” unsuru oluşmamakta ve TCK m. 111 uygulanamamaktadır; Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 27.10.2016 tarihli, 2016/16255 E. ve 2016/13721 K. ile Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 05.03.2024 tarihli, 2023/5171 E. ve 2024/3054 K. sayılı kararları bu sınırı belirlemektedir. Teşebbüs meselesinde ise suçun teşebbüs aşamasında kalması veya tamamlanmasına karşın tüzel kişinin henüz bir menfaat sağlayamamış olması durumunda güvenlik tedbirine hükmedilemeyeceği kabul edilmektedir.
Faaliyet İzninin İptali ve Müsadere (TCK m. 60)
TCK m. 111 kapsamında iki temel güvenlik tedbiri uygulanabilmektedir. Faaliyet izninin iptali (m. 60/1), bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyet gösteren özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle bu iznin sağladığı yetkinin kötüye kullanılması suretiyle suç işlenmesi halinde gündeme gelmektedir. Müsadere (m. 60/2) ise suçun işlenmesiyle elde edilen haksız menfaatler ile bu menfaatlerin yerine geçen değerlerin yanı sıra suçun işlenmesinde kullanılan eşyaların müsaderesi biçiminde uygulanmaktadır. Mahkemelerin tedbire hükmetmeden önce suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlendiğini ve haksız menfaatin bu yapıya aktarıldığını somut delillerle ortaya koyması zorunludur; Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 03.06.2024 tarihli, 2021/1553 E. ve 2024/2896 K. sayılı kararı bu gerekçe zorunluluğunu teyit etmektedir.
Orantılılık İlkesi ve İyiniyetli Üçüncü Kişilerin Korunması
Güvenlik tedbirlerinin uygulanmasında TCK m. 54/3 ve m. 60/3 uyarınca orantılılık ilkesi gözetilmelidir. Suçtan elde edilen yararın miktarı ile tüzel kişiliğin faaliyetine son verilmesi veya malvarlığının müsaderesi arasında hakkaniyete uygun bir denge kurulması zorunludur; faaliyet izninin iptali son çare (ultima ratio) olarak değerlendirilmelidir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 20.03.2025 tarihli, 2024/9804 E. ve 2025/8850 K. sayılı kararında orantılılık ilkesi ve iyiniyetli üçüncü kişilerin korunması zorunluluğu kararlılıkla vurgulanmıştır. Suçla bağlantısı olmayan iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarının korunması yasal bir zorunluluktur.
15. Sık Sorulan Sorular
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu kaç yıl hapis cezasını gerektirmektedir?
Temel halde 1 ila 5 yıl, cebir, tehdit veya hile kullanılarak işlenmesi durumunda 2 ila 7 yıl hapis öngörülmektedir. Nitelikli hallerde (silah, birden fazla kişi, çocuk vb.) bu cezalar bir kat artırılmaktadır. Cinsel amaçla işlenmesi halinde ise ilgili fıkra cezası ayrıca yarı oranında daha artırılmaktadır.
Bu suçta şikâyet süresi ve uzlaşma söz konusu mudur?
Hayır. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu şikâyete tabi değildir, dolayısıyla bir şikâyet süresi de yoktur; re’sen soruşturulup kovuşturulur ve uzlaşma kapsamı dışındadır. Mağdurun şikâyetten vazgeçmesi davayı sona erdirmez. İstisna olarak, mağdurun çocuk olduğu ve eylemin TCK m. 234/3 (çocuğun kaçırılması ve alıkonulması) kapsamında değerlendirildiği hallerde bu kural geçerli değildir; o suç şikâyete ve uzlaşmaya tabidir.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda zamanaşımı süresi nedir?
Temel hal ve cebir/tehdit/hile ile işlenen halde dava zamanaşımı 8 yıl, nitelikli hallerde ise 15 yıldır. Süre, suçun mütemadi niteliği gereği mağdurun serbest bırakıldığı günden itibaren işlemeye başlar.
Görevli ve yetkili mahkeme hangisidir?
Görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesi olup, suç kesintisiz nitelikte olduğundan mağdurun serbest bırakıldığı yer mahkemesi yetkilidir.
Etkin pişmanlıktan yararlanmak için mağdurun fiilen zarar görmemiş olması şart mıdır?
Evet. TCK m. 110, mağdurun şahsına zarar dokunmaksızın serbest bırakılmasını şart koşmaktadır. Mağdurun darbedilmesi, yaralanması veya cinsel saldırıya uğraması etkin pişmanlık indirimini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bununla birlikte, suçun işlenmesi sırasında zorunlu olarak gerçekleşen basit düzeydeki fiziki temaslar (itmek, tutmak gibi) bu koşulu ihlal etmez.
Polis şikâyeti aldıktan sonra sanık mağduru serbest bırakırsa etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilir mi?
Hayır. Soruşturma makamlarının şüpheyi öğrenmesinden ve işe el koymasından sonra gerçekleştirilen serbest bırakmalar etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilmemektedir. Bu husus Anayasa Mahkemesi tarafından da onaylanmış ve katı biçimde uygulanmaktadır.
Suçun cinsel amaçla işlendiği nasıl ispat edilir?
Cinsel amacın ispatı için failin dış dünyaya yansımış sözlü veya fiili bir davranışının bulunması şarttır; salt iç dünyada kalan niyet bu artırım için yeterli değildir. Failin söylemleri, eylemleri, suç mahallinin koşulları ve olayın bütünsel değerlendirmesi esas alınmaktadır.
Kaçırma eylemini organize eden kişi asıl fail midir, yoksa azmettiren mi?
Bu ayrım, organizatörün fiil üzerindeki hakimiyetinin kapsamına göre belirlenmektedir. Eylemin planlanması ve yürütülmesi üzerinde belirleyici söz hakkı bulunan ve eylemler üzerinde ortak hakimiyet kuran kişi müşterek fail; yalnızca başkasını suç işlemeye yönelten ancak fiil üzerinde hakimiyet kurmayan kişi ise azmettiren olarak nitelendirilmektedir. Her ikisi de asli faille aynı ya da benzer cezayı almaktadır.
Mağdurun kısa süre tutulması suç oluşturur mu?
Kural olarak anlık ve eylemle sınırlı çok kısa süreli alıkoyma suç oluşturmamaktadır. Suçun oluşumu için özgürlük kısıtlamasının mağdurun hareket serbestisini fiilen ortadan kaldıracak uzunlukta sürmesi aranmaktadır. Süre konusunda kesin bir sınır belirlenmemiş olup somut olayın koşullarına göre değerlendirme yapılmaktadır.
Hukuki bir alacağı tahsil etmek için birini alıkoymak yağma suçu mu oluşturur?
Hayır. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre hukuki bir alacağın tahsili amacıyla hürriyetin kısıtlanması halinde yağma suçu değil, TCK m. 150/1 yollamasıyla kasten yaralama ve tehdit hükümleri uygulanmaktadır. Bu durum fail açısından önemli bir ceza avantajı sağlamaktadır; ancak alacağın gerçek ve hukuken geçerli olması zorunludur.
16. Sonuç
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu; suç tipinin geniş kapsamı, çok sayıda nitelikli hali, cinsel suçlarla ve yağmayla olan karmaşık sınır sorunları, şikâyet ve zamanaşımına ilişkin özel kuralları ile etkin pişmanlığın katı koşulları nedeniyle uygulamada titiz bir analiz gerektirmektedir. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre suçun en kritik meseleleri; cinsel suçlarla içtimada geçitli suç doktrininin doğru uygulanması, birden fazla nitelikli halde tek artırım ilkesine uyulması, müşterek faillik ile yardım eden arasındaki sınırın somut olayda doğru çizilmesi, mağdurun çocuk olduğu hallerde TCK m. 234/3 ile doğru ayrımın yapılması ve etkin pişmanlık koşullarının — özellikle “soruşturma öncesi” ve “kendiliğinden bırakma” gerekliliklerinin — doğru yorumlanmasıdır. Tüzel kişilere güvenlik tedbiri uygulanabilmesi için ise haksız menfaatin fiilen sağlanmış ve suçla nedensellik bağının somut delillerle ortaya konmuş olması zorunludur. Gerek mağdur gerek sanık konumunda olunsa da, bu denli çok katmanlı bir suç tipinde hukuki sürecin sağlıklı yürütülebilmesi için deneyimli bir İstanbul ceza avukatı‘ndan destek alınması büyük önem taşımaktadır.
Av. Fatih Sefer tarafından hazırlanmıştır.
Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu — Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul