Mehir Alacağı Davası: Mehir Senedi Geçerli mi, Nasıl Talep Edilir?

Mehir alacağı, Türk hukukunda geçerli bir borç doğuran alacaktır. Türk Medeni Kanunu’nda mehir başlığı altında bir düzenleme bulunmaması, mehir taahhüdünün geçersiz olduğu anlamına gelmez. Yargıtay, 2.12.1959 tarihli ve E.1959/14, K.1959/30 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararından bu yana mehir sözleşmelerini sözleşme serbestisi çerçevesinde geçerli kabul etmekte; ileriye yönelik mehir taahhüdünü ise Türk Borçlar Kanunu m.288 anlamında bağışlama vaadi olarak nitelendirmektedir. Bunun pratik sonucu şudur: yazılı bir mehir senediniz varsa, boşanmada kusurunuz olsa dahi bu alacağı dava yoluyla talep edebilirsiniz.

Mehir nedir, mehir alacağı ne anlama gelir?

Mehir, kocanın evlenme sözleşmesi sırasında, evliliğin devamı süresince veya evliliğin sona ermesi hâlinde kadına vermeyi taahhüt ettiği para, mal ya da ekonomik değeri olan herhangi bir varlıktır. Kaynağı İslam hukukudur; ancak bugün Türk hukukunda mehir, dinî bir vecibe olarak değil, tarafların hür iradeleriyle kurdukları ve borç doğuran bir sözleşme ilişkisi olarak değerlendirilir.

Mehir alacağı ise bu taahhüdün yerine getirilmemesi hâlinde kadının sahip olduğu talep hakkıdır. Uygulamada bu taahhüt çoğunlukla “mehir senedi” adı verilen bir belgeyle kayıt altına alınır. Mehir senedi çoğu zaman dinî nikâh sırasında, aile büyüklerinin huzurunda düzenlenir; miktarı ve cinsi (örneğin belirli gram altın, Cumhuriyet altını adedi, belirli bir para tutarı) senette gösterilir.

Kısa cevap: Mehir alacağı, nafaka veya tazminat gibi boşanmanın fer’i (eki) niteliğinde bir hak değildir. Bağımsız bir sözleşmesel alacaktır. Bu tek cümle, aşağıdaki sonuçların neredeyse tamamının kaynağıdır: kusurdan etkilenmemesi, ayrı dava konusu olabilmesi, genel zamanaşımına tabi olması ve genel feragat beyanlarıyla kendiliğinden sona ermemesi.

Mehir türleri: muaccel, müeccel, müsemma ve misil

Uygulamada dört ayrım kullanılır ve bu ayrım yalnızca terminolojik değildir; davanın niteliğini, hangi mahkemede görüleceğini ve ispat yükünü doğrudan etkiler.

TürAnlamıHukuki sonucu
Mehr-i muaccelEvlenme sırasında veya hemen sonrasında peşin ödenmesi kararlaştırılan mehirSözleşmenin kurulmasıyla muaccel olur; derhal talep edilebilir
Mehr-i müeccelÖdenmesi ileri bir tarihe veya boşanma ya da ölüm şartına bağlanan mehirİleriye yönelik bağışlama vaadi sayılır (TBK m.288); geçerliliği yazılı şekle bağlıdır
Mehr-i müsemmaMiktarı ve cinsi taraflarca açıkça belirlenen mehirUygulamada davaların neredeyse tamamı bu tür üzerinden yürür
Mehr-i misilMiktar belirlenmemişse kadının emsallerine göre takdir edilen mehirTürk hukukunda ispat güçlüğü nedeniyle uygulama alanı çok sınırlıdır

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E.2019/482, K.2019/3079, T.08.04.2019 sayılı kararında, davacının talebinin ödenmiş bir mehir (mehr-i muaccel) talebi değil, bağışlama vaadi şeklindeki mehir senedinden kaynaklanan bir alacak talebi olduğu tespit edilmiş ve davanın niteliği bu ayrım üzerinden belirlenmiştir. Yani mehir senedinizde “verilmiştir” mi yoksa “verilecektir” mi yazdığı, davanın kaderini etkileyen bir ayrıntıdır.

Mehrin hukuki niteliği ve 1959 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı

Türk hukukunda mehrin dayanağı, 2.12.1959 tarihli ve E.1959/14, K.1959/30 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır. Bu karar, Medeni Kanun’un yürürlüğe girmesiyle eski hukuktan gelen mehir uygulaması arasında doğan boşluğu doldurmuş ve mehir sözleşmelerinin yasaklanmış bir hukuki ilişki sayılamayacağını ortaya koymuştur.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2019/482, K.2019/3079 sayılı kararında bu ilkeyi şu şekilde tekrarlamıştır: Türk Medeni Kanunu, evlenme sözleşmesi sırasında eşlerden birinin diğerine bir mal veya para vermesini, ya da vermeyi vaat edip bir süre ertelemesini yasaklamamıştır; bu nedenle eski hükümlere göre kurulmuş mehir, Medeni Kanun tarafından yasaklanmış bir ilişki olarak kabul edilemez ve mehir sözleşmeleri bugün de geçerlidir. Aynı yaklaşım Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin E.2022/10668, K.2023/3389, T.20.06.2023 sayılı kararında da benimsenmiştir.

Mehir sözleşmesinin kamu düzenine aykırı olduğu yönündeki savunmalar da kabul görmemektedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E.2012/14031, K.2012/15936, T.04.12.2012 sayılı kararında, evlenme sırasında kadına verilen mehir senedi düzenlenmesinin kanuna ve kamu düzenine aykırı bir yönü bulunmadığını belirtmiştir. Mehir, kadının kanundan doğan nafaka ve tazminat haklarını ortadan kaldıran değil, malvarlığını artıran bir kazandırmadır.

Mehr-i müeccelin niteliği ise Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E.2013/4323, K.2013/6994, T.29.04.2013 sayılı kararında açıkça ortaya konmuştur: mehr-i müeccel, evliliğin boşanma ya da ölümle son bulması hâline kadar ileriye yönelik bir bağışlama vaadidir.

Mehir senedinin geçerlilik şartları nelerdir?

Mehr-i müeccel bağışlama vaadi sayıldığından, geçerliliği Türk Borçlar Kanunu m.288/1 uyarınca yazılı şekle bağlıdır. Uygulamada aranan unsurlar şunlardır:

  • Senet yazılı olmalıdır. Sözlü mehir anlaşması, kural olarak senetle ispat zorunluluğu nedeniyle tek başına yeterli olmaz.
  • Borç altına giren kişinin, yani kocanın imzası bulunmalıdır. İspat bakımından belirleyici olan imza budur.
  • Mehrin cinsi ve miktarı belirli veya belirlenebilir olmalıdır (örneğin “150 gram 22 ayar altın”, “59 adet Cumhuriyet altını”).
  • Taraflar, ödemenin peşin mi yoksa evliliğin sona ermesine bağlı mı olduğunu açıkça yazmalıdır.

Şahitlerin imzasının bulunmaması, kocanın imzası varsa senedin geçerliliğini etkilemez. Buna karşılık kocanın imzasının bulunmaması ciddi bir eksikliktir; bu durumda belge kesin delil değil, aşağıda açıklanan delil başlangıcı çerçevesinde değerlendirilir.

Mehir olarak taşınmaz taahhüt edilmişse ne olur?

Mehrin konusu her zaman altın veya para olmak zorunda değildir; taraflar bir ev, arsa veya tarlanın devrini de mehir olarak kararlaştırabilir. Ancak taşınmaz mülkiyetinin devrine ilişkin bağışlama vaadinin geçerliliği, Türk Borçlar Kanunu m.288/2 uyarınca resmî şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. Adi yazılı bir kâğıtla “sana şu evi vereceğim” taahhüdü, mülkiyetin nakli bakımından sonuç doğurmaz; bu belgeye dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davası şekil eksikliği nedeniyle reddedilir.

Açık kalan nokta (dürüst değerlendirme): Taşınmaz taahhüdü şekil eksikliği nedeniyle geçersiz sayıldığında, senette yedek olarak kararlaştırılan altın veya para talebinin de düşüp düşmeyeceği tartışmalıdır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E.2019/482, K.2019/3079 sayılı kararına konu olayda yerel mahkeme, taşınmaz bağışlama vaadinin geçersizliği nedeniyle buna bağlı 650 gram altın talebinin de istenemeyeceğine karar vermişti. Yargıtay hükmü görevsizlik nedeniyle bozmuş, diğer temyiz itirazlarını bu aşamada incelemeye yer olmadığına karar vermiştir. Dolayısıyla bu mesele o kararla esastan çözülmüş değildir. Bu tür senetlerde talebin nasıl kurulacağı somut olaya göre ayrıca değerlendirilmelidir.

Mehir alacağı nasıl ispat edilir?

Mehir alacağı davalarında belirleyici olan ispat hukukudur. Usulüne uygun düzenlenmiş ve imzası inkâr edilmemiş mehir senedi, bir borç ikrarı içeren adi yazılı belge hükmündedir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2022/7329, K.2022/9103, T.01.12.2022 sayılı kararında, mahkeme huzurunda ikrar olunan veya mahkemece inkâr edenden sadır olduğu kabul edilen adi senetlerin, aksi ispat edilmedikçe kesin delil sayılacağını belirtmiştir.

Bunun en önemli sonucu, ispat yükünün yer değiştirmesidir. Senedin varlığı ispatlandığında, artık borcun ödendiğini kanıtlama yükü kocaya geçer. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/1379, K.2024/102, T.10.01.2024 sayılı kararında, senet içeriğinde mehir ediminin yerine getirildiğine dair bir ibare bulunmadığı hâlde ifa külfetinin davalılara ait olduğunu tespit etmiştir.

Senetteki ifadelerin lafzı da kritiktir. “Mehr-i muaccel” ibaresinin bulunması, mehrin fiilen teslim edildiği anlamına gelmez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2022/9656, K.2023/4234, T.27.09.2023 sayılı kararında; senet içeriğinde mehir altınlarının davacıya teslim edildiğinin açıkça yazılmadığını, davacının senedi teslim alan sıfatıyla imzalamadığını, mehr-i muaccelin evlenme nedeniyle verilen bir mehir olmasının bunun teslim edildiği anlamına gelmeyeceğini belirtmiştir. Aynı kararda, edimin ifa edildiğinin senet kuvvetindeki bir belge veya yemin gibi kesin bir delille ispatlanması gerektiği vurgulanmıştır.

Senede karşı ileri sürülen ödeme, ibra veya vazgeçme iddialarının tanıkla ispat edilemeyeceği kuralı da alacaklı kadını koruyan bir usul kuralıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2014/427, K.2015/2624, T.18.11.2015 sayılı kararında, senede bağlı her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak nitelikteki hukuki işlemlerin tanıkla ispat olunamayacağını, senede bağlanmış mehir eşyaları bakımından davalıların yükümlülüklerini yerine getirdiklerini ispat etmek zorunda olduklarını belirtmiştir.

Kocanın imzası yoksa: delil başlangıcı ve tanık dinletme

Dinî nikâh sırasında düzenlenen belgelerde kocanın imzası bulunmayabilir; belge yalnızca şahitler veya nikâhı kıyan kişi tarafından imzalanmış olabilir. Bu tür belgeler kesin delil sayılmaz. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.202 anlamında delil başlangıcı olarak kabul edilebilirler. Delil başlangıcı; iddia konusu işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen tarafın elinden çıkmış belgedir. Belge delil başlangıcı sayıldığında, senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde dahi tanık dinletilmesi mümkün hâle gelir.

Bu noktada uygulamada çok az bilinen bir imkân vardır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/8876, K.2025/3113, T.26.03.2025 sayılı kararında; senede konu eşya ve ziynetlerin kadına teslim edilip edilmediği hususunda senette ismi yer alan kişilerin usulüne uygun dinlenmesi ve tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, eksik incelemeyle karar verilmesinin bozmayı gerektirdiğini belirtmiştir. Aynı kararda, tanık listesi vermiş olan tarafın, dosyaya usulüne uygun girmiş belgelerde ismi yazılı kişilerin tanık listesinde yer almasalar bile tanık olarak dinlenmesini isteyebileceği hatırlatılmıştır. Yani mehir senedinin altındaki şahit isimleri, tanık listesi süresi kaçırılmış olsa dahi kullanılabilir bir delil kaynağıdır.

Mehir alacağının senet ve tanık beyanının birlikte değerlendirilmesiyle ispatlanabileceği, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin E.2024/2914, K.2024/2815, T.24.04.2024 sayılı kararında da benimsenmiştir.

Mehir alacağı ne zaman istenebilir hale gelir?

Muacceliyet anı, öncelikle senedin lafzına bakılarak belirlenir. Senette belirli bir tarih öngörülmüşse o tarihte, ödeme boşanma veya ölüm şartına bağlanmışsa şartın gerçekleşmesiyle alacak muaccel olur.

Buna karşılık, mehir alacağının her hâlde boşanmayı beklemesi gerektiği yönündeki yaygın kanı doğru değildir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E.2012/14031, K.2012/15936, T.04.12.2012 sayılı kararında, mehir senedinde yazılı altın ve paranın ancak evliliğin sona ermesinden sonra talep edilebileceği yönündeki yerel mahkeme gerekçesini yerinde bulmamıştır. Özetle: peşin (muaccel) olarak kararlaştırılan mehir evlilik devam ederken de istenebilir; ertelenmiş (müeccel) mehir ise kararlaştırılan şartın gerçekleşmesini bekler.

Mehir alacağında zamanaşımı ve evlilik süresince durma kuralı

Mehir alacağı genel hükümlere tabi bir alacak olduğundan, Türk Borçlar Kanunu m.146 uyarınca on yıllık zamanaşımına tabidir. Sürenin başlangıcı, alacağın muaccel olduğu tarihtir.

Çoğu kaynağın atladığı kural: Türk Borçlar Kanunu m.153/1-3 uyarınca, evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirinden olan alacakları için zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur. Bu nedenle evlilik içinde muaccel hâle gelen bir mehir alacağında dahi on yıllık süre, evlilik birliği boşanma kararının kesinleşmesiyle veya ölümle sona erene kadar işlemez. “Senet 20 yıl önce düzenlendi, hakkım düştü” endişesi çoğu olayda yersizdir.

Görevli ve yetkili mahkeme hangisidir?

Bu, mehir uyuşmazlıklarının en tartışmalı başlığıdır ve internetteki kaynaklar birbiriyle çelişen cevaplar vermektedir. Gerçek tablo şudur: uygulamada iki farklı hat vardır ve hangisinin işleyeceği, talebin nasıl ileri sürüldüğüne bağlıdır.

Mehir talebi boşanma davasıyla birlikte ileri sürüldüğünde, aile mahkemeleri talebi esastan inceleyip karara bağlamaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2024/2914, K.2024/2815, T.24.04.2024 sayılı kararında, aile mahkemesince hükmedilen 59 Cumhuriyet altını bedelinin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle erkekten tahsiline ilişkin hükmü onamıştır.

Buna karşılık mehir senedine dayalı bağımsız bir alacak davası açıldığında, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2019/482, K.2019/3079, T.08.04.2019 sayılı kararında uyuşmazlığın aile hukukundan kaynaklanan alacak niteliğinde olmayıp genel hükümlere dayalı alacak istemi olduğunu belirtmiş ve asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğunu, mahkemece görevsizlik nedeniyle HMK m.114/1-c ve 115/2 uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Dikkat çekici olan, bu dosyada taraflar arasında derdest bir boşanma davası bulunmasına rağmen, ayrı açılan mehir alacağı davasının aile mahkemesinde görülemeyeceğinin kabul edilmesidir.

Uyarı: Aynı kararda vurgulandığı üzere görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkindir; taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilir. Yanlış mahkemede açılan dava, yıllar sonra esasa girilmeden usulden reddedilebilir. Bu nedenle mehir talebinin boşanma davası içinde mi yoksa bağımsız alacak davası olarak mı ileri sürüleceği, dava açılmadan önce karara bağlanmalıdır.

Yetki bakımından ise genel kural uygulanır: davalının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Talep boşanma davasıyla birlikte ileri sürülmüşse boşanma davasına bakan mahkeme yetkilidir.

Kusur ve cinsel birleşme mehir hakkını etkiler mi?

Mehir alacağı boşanmanın fer’i niteliğinde bir tazminat veya nafaka türü olmadığından, boşanmadaki kusur dağılımı mehir alacağını kural olarak etkilemez. Kadının kusurlu olması ya da boşanma davasını açan taraf olması, senetten doğan alacak hakkını ortadan kaldırmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/6892, K.2023/4682, T.11.10.2023 sayılı kararında, davalının mehir borcunu ödediğini mehir senedi kuvvetindeki yazılı bir delille ispat edemediğini belirterek borcun varlığını teyit etmiştir.

İslam hukukundaki “cinsel birleşme gerçekleşmezse mehrin yarısı ödenir” kuralının Türk hukukunda karşılığı yoktur. Mehir senedi bir bağışlama vaadi veya borç ikrarı olduğundan, sözleşmede aksine açık bir şart bulunmadıkça evlilik akdinin kurulmuş olması alacağın tamamı için yeterli hukuki sebeptir. İnternette rastlanan “kadın zina ederse veya kusurlu olursa mehir alamaz” biçimindeki bilgiler, Türk pozitif hukukunda dayanağı bulunmayan aktarımlardır.

Mehir alacağı ile ziynet eşyası alacağı arasındaki fark

En sık karışan iki taleptir; oysa dayanakları farklıdır.

KarşılaştırmaMehir alacağıZiynet (düğün takısı) alacağı
Hukuki niteliğiBağışlama vaadi / borç ikrarı — henüz ifa edilmemiş taahhütGerçekleşmiş bağışlama — mülkiyet takıldığı anda kadına geçer
DayanağıMehir senedi (yazılı belge)Ziynetin kadına ait olduğu karinesi, tanık, fotoğraf, video
BorçlusuTaahhütte bulunan koca (bazen üçüncü kişi)Takıları elinde bulunduran veya bozduran eş
Birbirine mahsupKural olarak mahsup edilemez; düğünde takılan takılar mehir borcunu kendiliğinden sona erdirmez

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/6892, K.2023/4682 sayılı kararında, düğün vesilesiyle kocanın geniş ailesi tarafından takılan bileziklerin kadına hediye edildiğini tespit ederek bunların mehir borcunu sona erdirmediğine hükmetmiştir. Koca, mehir borcundan kurtulmak istiyorsa düğün takıları dışında, mehir borcuna mahsuben ödeme yaptığını ispatlamak zorundadır.

Ziynetlerin evlilik içinde kadının rızasıyla harcanmış olması da tek başına iade yükümlülüğünü kaldırmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/4858, K.2024/2971, T.29.04.2024 sayılı kararında, harcamanın kocayı ancak kadının ziynetleri bir daha geri istememek üzere verdiğini ispatlaması koşuluyla iade yükümlülüğünden kurtaracağı belirtilmiştir. Aynı kararda, mehir senedinde ziynetlerin karşı tarafça teslim alındığı yazılıysa, artık cins ve miktara itirazın dikkate alınamayacağı da tespit edilmiştir. Düğün takılarına ilişkin ayrıntılı değerlendirme için ziynet eşyası davası içeriğimizi inceleyebilirsiniz.

Mehir kişisel mal mıdır, mal rejimi tasfiyesinde nasıl değerlendirilir?

Mehir, kadının karşılıksız kazanma yoluyla edindiği bir değerdir. Türk Medeni Kanunu m.220 uyarınca karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen malvarlığı değerleri kişisel mal sayıldığından, mehir de kadının kişisel malı niteliğindedir. Bunun pratik sonuçları şunlardır:

  • Mehir olarak alınan altın veya para, edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde paylaşıma tabi tutulmaz.
  • Mehir alacağı, katılma alacağı hesabında kocanın edinilmiş malı olarak değerlendirilmez; bağımsız bir alacak olarak ayrıca talep edilir.
  • Mehir olarak alınan değerle sonradan bir mal edinilmişse, bunun kişisel malın yerine geçen değer olduğunun ispatı kadına düşer.

Kişisel mal ile edinilmiş mal ayrımının bütün ölçütleri için edinilmiş mal ve kişisel mal ayrımı içeriğimize, tasfiyenin genel çerçevesi için evlilikte mal rejimi türleri içeriğimize bakabilirsiniz.

Kocanın ölümü, mirasçıların sorumluluğu ve üçüncü kişinin taahhüdü

Mehir, kocanın şahsına sıkı sıkıya bağlı bir borç değildir; malvarlığına ilişkindir. Bu nedenle kocanın ölümüyle borç sona ermez, tereke borcu olarak mirasçılara geçer. Kadın, sağ kalan eş sıfatıyla hem mehir alacağını terekeden talep edebilir hem de miras payını alır; mehir alacağı, terekenin aktifinden öncelikle indirilmesi gereken bir borçtur.

Mirasçıların ispat konumu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E.2018/1013, K.2021/105, T.18.02.2021 sayılı kararında açıklanmıştır. Karara göre mirasçılar, miras bırakanın yaptığı hukuki işlemlerde kural olarak halef sıfatıyla taraf sayılırlar ve ancak miras bırakanın sahip olduğu ispat imkânlarından yararlanabilirler. Buna karşılık mirasçılar küllî halef sıfatıyla değil de sadece kendi miras haklarına dayanarak dava açarlarsa, senede karşı iddialarını kesin delille ispat zorunluluğu bulunmaz; muvazaa iddialarını HMK m.203/d uyarınca tanıkla ispat edebilirler.

Mehir taahhüdü koca dışında üçüncü bir kişi (çoğunlukla kocanın babası) tarafından da üstlenilebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2019/482, K.2019/3079 sayılı kararında, koca dışında üçüncü bir kişinin bağışlama vaadinin de geçerli olduğunu, ancak bunun TBK m.128 anlamında üçüncü kişi yararına borç altına girme değil, TBK m.288’de düzenlenen bağışlama vaadi niteliğinde bulunduğunu belirtmiştir. Senette kefil sıfatıyla imza atmış kişilerin sonradan şekil eksikliği ileri sürmesi ise korunmamaktadır: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/1379, K.2024/102 sayılı kararında, kefaletin TBK m.584’e aykırı olduğundan bahisle geçersizliğinin ileri sürülmesinin dinlenemeyeceği gibi, bu iddianın ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu sonucuna varmıştır.

Boşanma protokolündeki feragat mehir hakkını sona erdirir mi?

Anlaşmalı boşanma protokollerinde sıkça yer alan “taraflar birbirlerinden herhangi bir hak ve alacak talep etmemektedir” veya “tüm maddi ve manevi haklarımdan feragat ediyorum” biçimindeki genel ifadeler, mehir alacağını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Çünkü mehir, boşanmanın fer’i sonuçlarından (TMK m.174, 175, 178) değildir; bağımsız bir sözleşmesel alacaktır.

Mehirden feragat için, feragat beyanının mehir alacağını açıkça kapsaması, tercihen mehrin cinsi ve miktarı yazılarak bu haktan vazgeçildiğinin tereddüde yer bırakmayacak şekilde ifade edilmesi gerekir. Protokol hazırlanırken bu noktanın atlanması, boşanmadan yıllar sonra açılan bir mehir davasıyla karşılaşılmasına yol açar. Protokol tekniği için anlaşmalı boşanma davası içeriğimizi inceleyebilirsiniz.

Aynen iade, bedel, değerleme tarihi ve faiz

Mehir konusu altın veya eşya ise öncelikle aynen iade talep edilir; bedel talebi, aynen iadenin mümkün olmaması hâlinde gündeme gelir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2022/10880, K.2023/2739, T.30.05.2023 sayılı kararında, ziynet ve mehir alacağı davalarında aynen iadeye karar verildiğinde, iadenin mümkün olmaması durumunda icra memurluğunca İcra ve İflas Kanunu m.24 gereğince işlem yapılacağını; bu nedenle terditli ikinci talepte hukuki yarar bulunmadığını ve talep aşılarak dava tarihindeki bedele hükmedilmesinin HMK m.26’ya aykırı olduğunu belirtmiştir. Yani aynen iade istenmişse mahkemenin kendiliğinden bedele hükmetmesi bozma nedenidir.

Bedele hükmedildiği hâllerde uygulamada dava tarihindeki değer esas alınmakta ve bu tarihten itibaren yasal faiz yürütülmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/3562, K.2024/921, T.15.02.2024 sayılı kararında, mehir senedinde belirlenen 150 gram 22 ayar altının dava tarihindeki değerinin yasal faiziyle tahsiline ilişkin hükmü usul ve kanuna uygun bulmuştur.

İcra takibi ve yabancı unsurlu evlilikler

Mehir senedine dayanılarak doğrudan icra takibi başlatılması meselesi, elimizdeki içtihat malzemesinde doğrudan ele alınmış değildir. Mehir senedi bir ilam veya ilam niteliğinde belge olmadığından, kambiyo senedi vasfı da taşımadığından, uygulamada güvenli yol mahkemeden alınacak ilam ve bu ilamın icraya konulmasıdır. Adi senede dayalı ilamsız takip yolunun denenmesi hâlinde borçlunun itirazıyla takibin duracağı ve itirazın iptali davası gündeme geleceği gözetilmelidir. Bu başlıkta kesin bir içtihat dayanağı sunmamayı, olmayan bir kesinlik iddia etmeye tercih ediyoruz.

Yabancı unsurlu evliliklerde ise mehir sözleşmesine uygulanacak hukuk, milletlerarası özel hukuk kuralları çerçevesinde belirlenir; senedin Türkiye’de düzenlenmiş olması ve Türk hukukuna tabi kılınması hâlinde geçerlilik ve ispat kuralları Türk hukukuna göre değerlendirilir. Yabancı dilde düzenlenmiş bir mehir sözleşmesinin tercüme ettirilerek içeriğinin belirlenmesi ve buna göre hüküm kurulması hukuka uygundur; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2022/10880, K.2023/2739 sayılı kararında, tercüman aracılığıyla tercüme ettirilen mehir sözleşmesinde tarafların 11 adet Cumhuriyet altını belirledikleri tespit edilerek kadının iddiasını ispatladığı, erkeğin ise ödemeye ilişkin delil sunmadığı sonucuna varılmıştır. Yabancı para üzerinden kararlaştırılan mehirlerde faiz bakımından 3095 sayılı Kanun’un yabancı para alacaklarına ilişkin hükümleri gündeme gelir.

Harç, ıslah, arabuluculuk ve kesinlik sınırı

Mehir alacağı davası konusu para veya ekonomik değer olduğundan nispi harca tabidir. Talep miktarı başlangıçta belirsizse belirsiz alacak davası veya kısmi dava tercihleri değerlendirilmeli, sonradan HMK hükümleri uyarınca ıslah yoluyla talep artırımı yapılabileceği gözetilmelidir.

Mehir alacağı, boşanmanın eki niteliğinde olmadığından aile hukukuna özgü dava şartı istisnaları bakımından ayrıca değerlendirilmelidir; taraflar her hâlde ihtiyari arabuluculuk yoluyla anlaşabilirler. Ticari nitelikte olmayan bu alacak bakımından dava şartı arabuluculuk kapsamı, davanın hangi mahkemede ve hangi hukuki nitelendirmeyle açıldığına bağlı olduğundan, dava açılmadan önce güncel mevzuat çerçevesinde kontrol edilmelidir.

Miktar itibarıyla kesinlik sınırının altında kalan mehir alacağı kararları hızla kesinleşir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2024/3397, K.2024/4127, T.30.05.2024 sayılı kararında, temyiz dilekçesinin miktar yönünden reddiyle hüküm kesinleşmiş olmasına rağmen yeniden hüküm kurulmasının bozmayı gerektirdiği belirtilmiştir.

Sıkça sorulan sorular

Mehir senedi olmadan mehir alacağı davası açılabilir mi?

Açılabilir; ancak senetle ispat zorunluluğu nedeniyle yalnızca tanık beyanıyla sonuç almak kural olarak mümkün değildir, elde delil başlangıcı sayılabilecek bir belge bulunması hâlinde tanık dinletilebilir.

İmam nikâhında düzenlenen mehir senedi geçerli midir?

Belgenin dinî nikâh sırasında düzenlenmiş olması geçerliliğini etkilemez; belirleyici olan yazılı olması ve borç altına giren kocanın imzasını taşımasıdır.

Şahitlerin imzası yoksa senet geçersiz mi olur?

Hayır, kocanın imzası bulunduğu sürece şahit imzalarının bulunmaması senedin geçerliliğini etkilemez.

Kocanın imzası yoksa hiçbir şey yapılamaz mı?

Böyle bir belge kesin delil sayılmasa da delil başlangıcı olarak kabul edilebilir ve bu durumda tanık dinletilerek iddia desteklenebilir.

Boşanmada kusurlu olan kadın mehir alabilir mi?

Alabilir; mehir boşanmanın fer’i niteliğinde bir hak olmadığından kusur dağılımı kural olarak mehir alacağını etkilemez.

Mehir alacağında zamanaşımı ne zaman başlar?

On yıllık süre alacağın muaccel olduğu tarihte başlar; ancak evlilik devam ettiği sürece zamanaşımı işlemez veya durur, bu nedenle süre fiilen evliliğin sona ermesinden itibaren işler.

Mehir davası boşanma davasıyla birlikte açılabilir mi?

Açılabilir; uygulamada boşanma davasıyla birlikte ileri sürülen mehir talepleri aile mahkemelerince esastan incelenip karara bağlanmaktadır.

Bağımsız açılan mehir davasında hangi mahkeme görevlidir?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, mehir senedine dayalı bağımsız alacak talebini genel hükümlere dayalı alacak istemi sayarak asliye hukuk mahkemesini görevli kabul etmiştir; görev kamu düzenine ilişkin olduğundan yanlış mahkemede açılan dava usulden reddedilir.

Düğünde takılan takılar mehir borcuna sayılır mı?

Kural olarak sayılmaz; düğün takıları kadına yapılmış bağışlama sayıldığından koca, mehir borcuna mahsuben ödeme yaptığını ayrıca ispatlamak zorundadır.

Mehir olarak taşınmaz vadedilmişse tapu davası açılabilir mi?

Taşınmaz bağışlama vaadi resmî şekle tabi olduğundan adi yazılı senede dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil talepleri şekil eksikliği nedeniyle reddedilmektedir.

Koca ölürse mehir alacağı ne olur?

Borç sona ermez; tereke borcu olarak mirasçılara geçer ve terekeden öncelikle karşılanması gereken bir borç olarak değerlendirilir.

Kocanın babası mehir taahhüdünde bulunabilir mi?

Bulunabilir; koca dışında üçüncü kişinin bağışlama vaadi de geçerli sayılmakta ve TBK m.288 anlamında bağışlama vaadi olarak nitelendirilmektedir.

Boşanma protokolünde “hiçbir alacağım yoktur” yazmışsam mehir hakkım biter mi?

Genel ve soyut feragat ifadeleri mehir alacağını kendiliğinden ortadan kaldırmaz; feragatin mehri açıkça kapsaması gerekir.

Mehir altın olarak mı yoksa para olarak mı istenir?

Öncelikle aynen iade talep edilir; aynen iadenin mümkün olmaması hâlinde bedeline hükmedilir ve uygulamada dava tarihindeki değer ile yasal faiz esas alınır.

Mehir alacağı mal paylaşımına dahil edilir mi?

Hayır; mehir karşılıksız kazanma yoluyla elde edildiğinden kadının kişisel malı sayılır ve edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde paylaşıma tabi tutulmaz.

Sonuç

Mehir alacağı, Türk hukukunda dinî bir gelenek olarak değil, yazılı bir belgeye dayanan ve mahkemece korunan bir borç ilişkisi olarak değerlendirilmektedir. Elinde kocanın imzasını taşıyan bir mehir senedi bulunan kadın, ispat bakımından güçlü bir konumdadır: borcun ödendiğini kanıtlama yükü karşı tarafa geçer ve bu ödeme ancak senet kuvvetinde bir belgeyle ispatlanabilir. Buna karşılık davanın hangi mahkemede açılacağı, talebin aynen iade mi bedel mi olarak kurulacağı ve protokolde feragat bulunup bulunmadığı gibi teknik tercihler, sonucu doğrudan etkiler.

Mehir senedinizin değerlendirilmesi, doğru mahkemenin belirlenmesi ve talebin usulüne uygun kurulması için boşanma süreçlerinde hukuki destek almanız, telafisi güç hak kayıplarının önüne geçecektir.

Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.

Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul