Ziynet eşyası davası, düğünde takılan altın ve takıların aynen iadesi, bu mümkün değilse dava tarihindeki bedelinin tahsili için açılan bağımsız bir davadır. Bu dava boşanmanın eki (fer’i) niteliğinde değildir; kendi harcı, kendi zamanaşımı rejimi ve kendi icra kuralları vardır. Uzun yıllar boyunca “düğünde kim tarafından hangi eşe takılırsa takılsın bütün takılar kadına aittir” kuralı uygulanmaktaydı. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 8 Nisan 2025 tarihli kararıyla bu içtihadını açıkça değiştirmiş ve takıların aidiyetini anlaşma → yerel örf ve âdet → özgülenme sırasına bağlamıştır. Bugün bir ziynet davasında hangi takının kime ait olduğu, artık tek bir cümleyle değil, çok kademeli bir değerlendirmeyle belirlenmektedir.
Bu yazıda ziynet eşyası davasının güncel Yargıtay içtihadı ışığında bütün yönlerini — takıların kime ait olduğu, ispat yükünün nasıl dağıldığı, davanın kime karşı ve nerede açılacağı, harç ve masrafların ne kadar tutacağı, ihtiyati tedbir ile ihtiyati haciz arasındaki farkı ve hükmün nasıl icraya konulacağını — uygulamadan örneklerle ele alıyoruz.
Ziynet eşyası nedir, hangi takılar bu kapsama girer?
Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup insanlar tarafından takılan süs eşyasıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 08.04.2025 tarihli ilke niteliğindeki kararında ziynet eşyasını, evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak tanımlamış; bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takıları bu kapsamda saymıştır (2. HD, E. 2025/2115, K. 2025/3346).
Uygulamada ziynet kavramı yalnızca süslenme amaçlı takılarla sınırlı kalmaz. Yatırım aracı niteliği taşıyan gremse, reşat, cumhuriyet, tam, yarım, çeyrek ve gram altınlar da ziynet davasının konusunu oluşturur. Düğün sırasında taraflara takılan veya takı sandığına bırakılan nakit paralar da — Türk lirası ya da döviz olması fark etmeksizin — aynı değerlendirmeye tabidir.
Ziynetin hukuki niteliği Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesinden gelir:
TMK m. 220 — Kişisel mallar
Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:
1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,
3. Manevî tazminat alacakları,
4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.
Yargıtay, anılan 2025 tarihli kararında bu hükmü açıklarken doktrine de atıf yaparak, eşlere ilişkin her türlü giyim eşyası, mücevher, saat, takı, spor araç ve gereçleri, cep telefonu, gözlük ve makyaj malzemesi gibi yalnızca kişisel kullanıma yönelik taşınırların TMK m. 220/1 uyarınca o eşin kişisel malı olduğunu vurgulamıştır. Ziynetin kişisel mal sayılması, bu yazının ilerleyen bölümlerinde göreceğimiz üzere zamanaşımından harca, görevli mahkemeden icra usulüne kadar pek çok sonucu doğrudan belirler.
Düğünde takılan takılar kime aittir? Yargıtay’ın 2025 içtihat değişikliği
Eski kural neydi?
Yargıtay’ın uzun yıllar uyguladığı kural şuydu: aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, Türk lirası) bunların hepsi kadına ait sayılır. Bu görüş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.04.2021 tarihli ve 2017/3-1038 E., 2021/458 K. sayılı kararında da açıkça tekrarlanmıştır.
Bu kural, damada takılan çeyrek altınların dahi kadının kişisel malı sayılması sonucunu doğuruyordu. İnternette bugün hâlâ yaygın olarak bu eski kuralı aktaran içerikler bulunmaktadır.
Değişikliğin gerekçesi
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 08.04.2025 tarihli kararıyla bu içtihadını değiştirmiştir. Daire, kararında değişikliğin zorunlu hâle geldiğini açıkça ifade etmiş ve gerekçesini şu üç noktaya dayandırmıştır: toplumun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması, ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması (2. HD, E. 2025/2115, K. 2025/3346, T. 08.04.2025).
Yeni kural: kademeli değerlendirme
Dairenin ilkesel nitelikteki yeni görüşü, aidiyeti tek bir karineye değil, sırayla uygulanacak basamaklara bağlamaktadır:
| Sıra | Ölçüt | Sonuç |
|---|---|---|
| 1 | Taraflar arasında paylaşıma ilişkin anlaşma var mı? | Paylaşım anlaşmaya göre yapılır. |
| 2 | Anlaşma yoksa, yerel örf ve âdetin varlığı iddia ve ispat edildi mi? | Paylaşım o kurala göre yapılır. |
| 3 | İkisi de yoksa | Erkeğe ve kadına takılan/verilen ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. |
| 4 | Takılar arasında karşı cinse özgü bir şey var mı? | Varsa o cinse verilmiş sayılır. |
| 5 | “Özgü olma” konusunda çekişme varsa | Bilirkişi incelemesi yapılır. |
| 6 | Bilirkişi “her iki cinse özgü” derse | O şey, takılan/verilen eşe ait olur. |
| 7 | Takı sandığına/torbasına konulmuşsa | Bir cinse özgüyse o cinse verilmiş sayılır; her iki cinse özgüyse ortak kabul edilir. |
Bu tablonun pratik anlamı şudur: bugün bir ziynet davasında artık “bütün takılar kadınındır” denilerek hüküm kurulamaz. Nitekim anılan kararda ilk derece mahkemesi, kadının kendisinde olduğunu kabul ettiği birkaç parça dışında, hem kadına hem erkeğe takılan bütün ziynetlerin kadına iadesine karar vermiş; Yargıtay bu kabulü hatalı bulmuş ve erkeğe ile kadına takılan ziynetlerin ayrı ayrı belirlenmesi amacıyla yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Yön değişimi 2025’ten önce başlamıştı
Aidiyet değerlendirmesindeki bu incelme, aslında 2025 kararından önce de görülmeye başlanmıştı. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 25.01.2024 tarihli kararıyla, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi’nin şu gerekçesini onamıştır: kural olarak düğünde kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadına özgü takılar kadına bağışlanmış sayılır; takıların kime özgü olduğu yerel âdetler ve bilirkişi incelemesiyle tespit edilemiyorsa hangi eşe takılmışsa o eşe bağışlanmış sayılır ve onun kişisel malı niteliğini kazanır; kime özgü olduğu tespit edilemeyen ve gelin ya da damattan herhangi birine takılmayan gremse, reşat, tam, yarım, çeyrek ve gram altınlar ise kadına özgü ziynet eşyası niteliğinde olmadığından eşlerin paylı mülkiyetinde kabul edilir (2. HD, E. 2022/7727, K. 2024/517, T. 25.01.2024).
Aynı dosyada, sunulan fotoğraflardan erkeğin üzerine takıldığı anlaşılan üç adet yarım altının kadına özgü ziynet eşyası olmadığı hâlde kadına iadesine karar verilmesi de isabetsiz bulunmuştur. Burada önemli bir usuli ayrımın altını çizmek gerekir: bu formülasyon Dairenin kendi ilke kararı olarak değil, Bölge Adliye Mahkemesi’nin gerekçesinin onanması yoluyla içtihada girmiştir. İlkesel nitelikteki asıl karar, yukarıda ayrıntısıyla aktardığımız 08.04.2025 tarihli karardır.
Karar okurken düşülen bir hata
Uygulamada zaman zaman, Dairenin 15.02.2024 tarihli kararına (2. HD, E. 2024/594, K. 2024/941) dayanılarak eski kuralın hâlâ yürürlükte olduğu ileri sürülmektedir. Bu değerlendirme isabetli değildir. Anılan karar bir karar düzeltme talebinin reddine ilişkindir ve ziynetin aidiyeti konusunda esasa ilişkin hiçbir hüküm kurmamaktadır; kararda yer alan “kim tarafından hangi eşe takılırsa takılsın kadına bağışlanmış sayılır” ifadesi, dosyanın yargılama geçmişi anlatılırken özetlenen 2021 tarihli Hukuk Genel Kurulu kararına aittir. Dolayısıyla ortada bir içtihat çelişkisi bulunmamaktadır.
Yerel örf ve âdet takıların paylaşımını nasıl etkiler?
Yerel örf ve âdet, aidiyet sıralamasında anlaşmadan hemen sonra gelen ve genel karinenin önüne geçebilen bir ölçüttür; ancak kendiliğinden dikkate alınmaz, iddia ve ispat edilmesi gerekir. Bir yörede düğünde takılan takıların niteliğine bakılmaksızın belirli bir tarafa ait olacağına dair yerleşik bir uygulama varsa, mahkeme bu âdeti esas alır.
İspat yükü, genel kuralın aksini iddia eden taraftadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yukarıda anılan 2021 tarihli kararına konu olayda davalı erkek, yörelerinde nişanda takılanların kız tarafına, düğünde takılanların erkek tarafına ait olduğu yönünde bir âdet bulunduğunu ileri sürmüş ve bunu ispat için muhtar olan bir tanık dinletmiştir. Ne var ki tanık, davalının iddia ettiğinden farklı bir âdete ilişkin beyanda bulunmuş; Kurul, dinletilen bu tanık beyanıyla yerleşik uygulamaya yansıyan yaygın örf ve âdet karşısında daha köklü bir âdetin varlığının ispatlanamadığı sonucuna varmıştır.
Bu örnek, örf ve âdet savunmasının pratikte nasıl işlediğini iyi göstermektedir. Yörede farklı bir uygulama bulunduğunu ileri süren tarafın, dinleteceği tanıkların beyanlarının kendi iddiasıyla birebir örtüşmesine dikkat etmesi; ayrıca kuyumcular odası, yerel bilirkişi ve benzeri kaynaklardan destek alması gerekir. Aksi hâlde savunma, tanık beyanının kendi aleyhine dönmesiyle sonuçlanabilir.
Takı sandığına bırakılan altın ve paralar kime ait olur?
Takı sandığına veya torbasına konulan bir şey belirli bir cinse özgüyse o cinse verilmiş sayılır; her iki cinse özgü olduğu belirlenirse ortak kabul edilir. Bu ayrım, 2025 tarihli ilke kararının en özgün ve uygulamada en çok karşılaşılan hâle ilişkin bölümüdür.
Aynı sonuca, yukarıda değindiğimiz onanmış Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde de ulaşılmıştır: kime özgü olduğu tespit edilemeyen ve gelin ya da damattan herhangi birine takılmayan çeyrek, yarım, tam ve gram altınlar eşlerin paylı mülkiyetindedir. İki yaklaşım birbiriyle uyumludur; biri “ortak”, diğeri “paylı mülkiyet” kavramını kullanmaktadır.
Uygulamada bunun anlamı şudur: düğünde takılıp da doğrudan gelinin ya da damadın üzerine takılmayan, sandığa veya torbaya bırakılan yatırım altınları için artık kadının tek başına tam iade talep etmesi güçleşmiştir. Bu tür kalemler bakımından talebin, takının cinsi ve nereye konulduğu ayrı ayrı ortaya konularak kurgulanması gerekir.
Erkek eş ziynet alacağı talebinde bulunabilir mi?
Güncel içtihat karşısında erkek eşin, kendisine takılan ve erkeğe özgü olan ya da her iki cinse özgü olup kendisine takılan takılar bakımından talepte bulunması mümkün hâle gelmiştir. Eski kural altında erkeğin böyle bir talebi, ancak farklı bir yerel âdetin ispatı hâlinde sonuç doğurabiliyordu.
Bu değişimin somut yansımasını 2025 tarihli kararda görmek mümkündür. Olayda kadın, düğünde takılan takıların tamamının erkeğin ailesi tarafından alınarak banka kasasına konulduğunu ileri sürerek hepsinin aynen iadesini istemiş; erkek ise kadına takılan ziynetlerin kadında olduğunu, yalnızca kendisine takılan takıları kendi adına açtırdığı kasaya koyduğunu ve bunların kadına ait sayılamayacağını savunmuştur. Yargıtay, taraflara takılan takıların tümünün kadına ait olduğu kabulüyle hüküm kurulmasını hatalı bulmuş; erkeğe ve kadına takılan ziynetlerin ayrı ayrı belirlenmesi gerektiğine karar vermiştir.
Benzer şekilde, 25.01.2024 tarihli kararda da erkeğin üzerine takıldığı fotoğraflarla anlaşılan üç adet yarım altının kadına özgü ziynet sayılamayacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla bugün düğün görüntüleri üzerinden yapılacak bilirkişi incelemesinin, yalnızca takıların cins ve adedini değil, kime takıldığını da ortaya koyması beklenmektedir.
Ziynet eşyası davasında ispat yükü kimdedir?
Genel kural ve hayatın olağan akışı
Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür (TMK m. 6, HMK m. 190). Türk Medeni Kanunu’nun 222. maddesinin birinci fıkrası da belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimsenin iddiasını ispatla yükümlü olduğunu düzenlemektedir.
Ziynet davalarında bu genel kural, bir maddi karineyle birlikte uygulanır: olağan olan, kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bu durumu, hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanıp muhafaza edilmesi olduğu, bunların karşı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesinin olağan durumla bağdaşmayacağı biçiminde ifade etmiştir (3. HD, E. 2016/10048, K. 2018/1149).
Bunun sonucu şudur: davacı kadın, ziynetlerin varlığını ve bunların kendi zilyetliğinden çıktığını ispatlamak zorundadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2025 tarihli kararında bu ölçütü, dava konusu altınların varlığının ve bu altınların kadın eşte olmadığının şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanması gerektiği biçiminde formüle etmiştir. Genel ilke ise değişmez: ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer (2. HD, E. 2023/4174, K. 2024/3497).
Evden ayrılan kadın takılarını yanında götürmüş sayılır mı?
Ziynet eşyası kolayca saklanabilen, taşınabilen türden bir eşyadır. Bu nedenle Yargıtay, evden ayrılmayı tasarlayan kadının takıları önceden götürmesinin, gizlemesinin ya da ayrılırken üzerinde götürmesinin her zaman mümkün olduğunu kabul etmektedir (3. HD, E. 2016/11117, K. 2017/18164). Bu, davalı erkek lehine işleyen fiilî bir karinedir.
Ancak bu karine mutlak değildir ve kadının evden ayrılış biçimine göre tersine dönebilir. Kadın, darp edilmesi ya da zorla evden çıkarılması gibi ani ve olağanüstü bir durum sonucunda konutu terk etmişse, ziynetlerini yanına alması kendisinden beklenemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kadının evden yaşanan darp olayı üzerine ayrıldığı bir olayda, ziynetleri yanında götürmesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla bunların erkeğin uhdesinde kaldığını ve kadına iade edilmediğini kabul etmiştir (2. HD, E. 2023/6351, K. 2024/2937).
Ayrıca “kadın giderken götürdü” savunması, soyut bir beyandan ibaret kalamaz. Kadının evden ayrılırken götürdüğü ileri sürülen ziynetlerin nelerden ibaret olduğunu ispat yükü davalıdadır (2. HD, E. 2023/308, K. 2024/4743). Evden ayrılmak kastıyla hareket etmeyen kadının ziynetleri yanında götürdüğü hususu erkek tarafından ispatlanamazsa, iadeye karar verilir (2. HD, E. 2023/5473, K. 2024/2157).
Hangi deliller kullanılır?
Ziynetlerin varlığı ve miktarı bakımından en güçlü delil düğün görüntüleri ve fotoğraflardır. Uygulamada dosyaya sunulan CD üzerinde yapılan bilirkişi incelemesiyle taraflara takılan takıların cins, adet ve değerleri belirlenmektedir. Bunun yanında tanık beyanları, ikrarlar, banka kayıtları, mesajlaşma kayıtları ve çeyiz senedi gibi belgeler de delil olarak kullanılır.
Tanık beyanlarının değerlendirilmesinde iki noktaya dikkat etmek gerekir. Birincisi, akrabalık ya da yakınlık tek başına tanık beyanını değersizleştiren bir sebep değildir; ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır (3. HD, E. 2016/10048, K. 2018/1149). İkincisi, beyanların görgüye dayalı olması gerekir. Tanıkların ziynetlerin kadının elinden alındığı ve kadının üzerinde bir daha ziynet görülmediği yönünde istikrarlı beyanda bulunduğu, buna karşılık ortak giderler için harcanıp harcanmadığı konusunda görgüye ya da duyuma dayalı beyan bulunmadığı hâllerde davanın kabulü gerekir (2. HD, E. 2023/5946, K. 2024/2952).
Davalının çelişkili beyanları ve tevil yollu ikrarları da ispat faaliyetinde belirleyici olabilmektedir. Kadın tanıklarının beyanları ile erkek vekilinin karşı davaya cevap dilekçesindeki, ziynetlerin bir kısmının bozdurularak harcandığı yönündeki tevil yollu ikrarı bir bütün olarak değerlendirildiğinde iddianın ispatlandığı kabul edilmiştir (2. HD, E. 2023/4958, K. 2024/4101).
Davacının kendi tanığı aleyhine beyanda bulunursa ne olur?
Uygulamada gözden kaçan bir risk, davacının dinlettiği tanığın kendi aleyhine beyanda bulunmasıdır. Bir olayda davacı kadının tanığı, kadının evden ayrılıp ailesinin yanına döndüğünde bir nikâh yüzüğü ile düğünde takılan beşibiryerde altınını yanında getirdiğini beyan etmiş; Yargıtay bu beyan karşısında ziynet alacağı talebinin beşibiryerde altına yönelik kısmının reddi gerektiğine karar vermiştir (2. HD, E. 2015/12794, K. 2016/3343).
Aynı kararda ikinci bir usul kuralı daha ortaya konmuştur: davacı, dava dilekçesinde dayanmadığı bir vakaya sonradan dayanamaz. Kadın, ziynetlerden beşibiryerde altının sahte olduğu vakasına dayanmadığı gibi, bu yöndeki tanık beyanları da duyuma dayalı olduğundan sonuca etkili görülmemiştir. Bu nedenle dava dilekçesinin, dayanılacak bütün vakaları eksiksiz içerecek biçimde hazırlanması gerekir.
Yemin delili
Diğer delillerle sonuca ulaşılamayan hâllerde son çare olarak yemin deliline başvurulur. Yemin kesin delil olduğundan usulüne uygun icrası zorunludur. Hâkim, yeminin icrasından önce yemin edecek kimseye hangi konuda yemin edeceğini açıklamak, yeminin anlam ve önemini anlatmak ve yalan yere yemin etmesi hâlinde cezalandırılacağı hususunda uyarmak zorundadır (3. HD, E. 2016/11117, K. 2017/18164). Bu usuli güvencelerin ihlali bozma sebebidir.
“Ziynetler evin ihtiyaçları için bozduruldu” savunması
Ziynetlerin evlilik birliğinin ihtiyaçları, borçları ya da ev veya araç alımı için bozdurulmuş olması, tek başına erkeği iade borcundan kurtarmaz. Bu, ziynet davalarında en sık karşılaşılan savunmadır ve Yargıtay’ın konuya yaklaşımı istikrarlıdır.
İkrar ispat yükünü ters çevirir
Davalı erkek, ziynetlerin bozdurularak harcandığını kabul ediyorsa, bu bir ikrardır ve artık kadının ziynetlerin erkekte olduğunu ispatlamasına gerek kalmaz. Ziynetlerin evlilik birliği içerisinde tarafların ortak ihtiyaçları için bozdurulduğu hususu uyuşmazlık konusu olmaktan çıkar ve ispat yükü yer değiştirir (3. HD, E. 2016/10724, K. 2018/1827). Davalının cevap dilekçesinde takıların bozdurulduğunu beyan etmesi, tek başına ispat yükünün ters çevrilmesi için yeterli görülmüştür (2. HD, E. 2023/6153, K. 2024/2460).
Bu aşamadan sonra erkek, ziynetlerin kadın tarafından iade edilmemek üzere verildiğini ispatlamak zorundadır (3. HD, E. 2016/10724, K. 2018/1827). Yargıtay bu yükü, borç için bozdurulduğunu kabul eden davalının, altınların davacının rızasıyla ve tekrar iade edilmemek üzere verildiğini ispatlamak zorunda olduğu biçiminde de ifade etmiştir (2. HD, E. 2022/9528, K. 2023/3458).
Harcamanın amacı sonucu değiştirmez
Evlilik birliğinin gerektirdiği harcamalar için kadının kişisel ziynetlerinin bozdurulmuş olması, bunların iade edilmemesini gerektirmez (2. HD, E. 2023/9679, K. 2024/4191). Erkek, ziynetlerin kendisine ait olduğunu veya evin ihtiyaçları için bozdurulduğunu ispat edemediği gibi, bu şekilde yapılan bir harcama zaten erkeği iade borcundan kurtarmaz (2. HD, E. 2023/9268, K. 2024/7794).
Ev ve araç alımı bakımından da sonuç aynıdır. Davalı erkeğin cevap dilekçesindeki beyanları karşısında ziynetlerin ev ve araç alınırken bozdurularak harcandığı ikrar edilmiş sayıldığında, bozdurulan ziynetlerin rıza ile ve iade şartı olmaksızın verildiğini erkeğin ispatlaması gerekir; ispat yükü yer değiştirmesine rağmen bunu başaramayan erkek iade ile yükümlüdür (2. HD, E. 2025/3056, K. 2025/10216). Ziynetlerin çocuğun tedavisi gibi ailevi zorunluluklar için harcanması da farklı bir sonuç doğurmaz; erkek, bunların bir daha iade edilmemek üzere verildiğini ispat yükü altındadır (2. HD, E. 2023/9679, K. 2024/4191).
Erkeğin iadeden kurtulduğu hâl
Buna karşılık, ziynetlerin iade edilmemek üzere erkeğe verildiği, kadının isteği ve onayıyla bozdurulup harcandığı kanıtlanırsa, erkek almış olduğu ziynet eşyalarını iadeden kurtulur (2. HD, E. 2024/2492, K. 2024/2700). Yani belirleyici olan, harcamanın yapılmış olması değil, iade iradesinin bulunup bulunmadığıdır.
Bu ayrımın somut bir örneği, 25.01.2024 tarihli kararda görülmektedir. Davacı kadın, talep ettiği iki bileziği evin alımında rızasıyla verdiğini beyan etmiş; ev ise taraflar arasındaki sözleşmeyle tasfiye edilmiş olduğundan bu iki bilezik yönünden talepte bulunamayacağı sonucuna varılmıştır (2. HD, E. 2022/7727, K. 2024/517).
Ziynetlerin üçüncü kişiye verilmesi
Erkeğin, ziynetleri kendi ailesine devretmiş olması da onu sorumluluktan kurtarmaz. Kadının ziynetlerinin rızası dışında alınarak erkeğin babasına verildiği ve bununla ev yaptırıldığı bir olayda yerel mahkeme, ziynetlerin üçüncü kişide bulunduğu gerekçesiyle talebi reddetmiş; Yargıtay bu kararı bozarak erkeğin ziynet eşyalarını kadının rızası hilafına babasına vermesinin onu ziynetleri iade borcundan kurtarmayacağını belirtmiştir (2. HD, E. 2016/1629, K. 2017/6844).
Ziynet kişisel maldır: mal rejimi tasfiyesinden farkı
Ziynet eşyası TMK m. 220/1 uyarınca kişisel mal olduğundan, mal rejiminin tasfiyesine dâhil edilmez; ziynet alacağı ile katılma alacağı birbirinden ayrı taleplerdir. Bu ayrım, davanın kurgusunu baştan belirler.
Ziynetlerin bozdurularak taşınmaz, araç ya da kredi ödemesinde kullanılmış olması, ziynetin hukuki niteliğini değiştirmez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu hususu açık bir cümleyle ortaya koymuştur: ziynet eşyalarının davalı erkek tarafından ne için harcandığı ya da bozdurulduğu hususu, davacı kadının kişisel malının iadesini etkilemez (2. HD, E. 2024/9259, K. 2025/1648).
Bununla birlikte, ziynetin bir edinilmiş malın kazanılmasına ya da iyileştirilmesine katkı sağladığı hâllerde, mal rejiminin tasfiyesi çerçevesinde ayrıca değer artış payı alacağı (TMK m. 227) veya denkleştirme (TMK m. 230) gündeme gelebilir. Bu talepler, ziynetin iadesine ilişkin talepten ayrı bir hukuki temele dayanır ve ayrı olarak ileri sürülmelidir. Konunun ayrıntısı için boşanma sonrası malların tasfiyesine ilişkin rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Uygulamada dikkat: Aynı dosyada hem ziynet alacağı hem katılma alacağı talep edilebilir; nitekim uygulamada sıkça birlikte açılmaktadır. Ancak bunlar iki ayrı talep olduğundan harçları, ispat yükleri ve zamanaşımı rejimleri de ayrı ayrı değerlendirilir.
Ziynet davası kime karşı ve hangi mahkemede açılır?
Belirleyici ölçüt, davanın kime karşı açıldığıdır: eşe karşı açılan ziynet davasında aile mahkemesi, üçüncü kişiye karşı açılan davada ise genel mahkemeler (asliye hukuk mahkemesi) görevlidir. Görev kamu düzenine ilişkindir ve taraflarca ileri sürülmese dahi yargılamanın her aşamasında hâkim tarafından re’sen gözetilir.
Eşe karşı açılan dava: aile mahkemesi
Türk Medeni Kanunu’nun 226. maddesinin birinci fıkrası, her eşin diğer eşte bulunan mallarını geri alacağını düzenlemektedir. Bu düzenleme ile 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, ziynet eşyalarına yönelik olarak açılan davalarda aile mahkemesi görevlidir (8. HD, E. 2015/24042, K. 2016/1169). Aynı yönde, kadının ziynet ve eşyalara ilişkin isteğinin Türk Medeni Kanunu’nun ikinci kitabından (üçüncü kısım hariç) kaynaklandığı ve 4787 sayılı Kanun’un 4/1. maddesi gereğince davaya aile mahkemesinde bakılması gerektiği belirtilmiştir (2. HD, E. 2006/1697, K. 2006/7269).
Burada çok önemli bir ayrıntı vardır: ziynetleri fiilen alan kişiler üçüncü kişiler olsa dahi, dava eşe karşı açılmışsa görevli mahkeme yine aile mahkemesidir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, ziynetlerin davalının iki kızı ve annesi tarafından kadının elinden alındığı iddia edilen bir olayda, davanın yalnızca koca aleyhine açılmış olması karşısında aile mahkemesi sıfatıyla yargılamanın sürdürülmesi gerektiğine hükmetmiş, asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle verilen görevsizlik kararını bozmuştur (3. HD, E. 2015/7139, K. 2015/9283). Aynı kararda, müstakil aile mahkemesi bulunan yerlerde bu mahkemenin, bulunmayan yerlerde ise belirlenen asliye hukuk mahkemesinin aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakacağı da belirtilmiştir.
Üçüncü kişiye karşı açılan dava: asliye hukuk mahkemesi
Buna karşılık dava doğrudan kayınpeder, kayınvalide gibi üçüncü kişilere yöneltilirse tablo değişir. Ziynet eşyalarının kayınpederden tahsili talep edildiğinde uyuşmazlık Türk Medeni Kanunu’nun aile hukuku hükümlerinden kaynaklanmayıp Borçlar Hukuku kapsamında alacak niteliği taşıdığından, aile mahkemesi değil genel mahkeme görevlidir (3. HD, E. 2014/18075, K. 2015/4254).
Emanet altınlar ve düğün hediyeleri
Talebin dayandığı hukuki ilişki değiştiğinde görev de değişir. Eşine saklaması için emanet ettiği altınların iadesini isteyen erkeğin talebi Borçlar Hukukundan kaynaklandığından genel mahkemelerin görevli olduğuna karar verilmiştir (2. HD, E. 2015/13938, K. 2016/5509). Belirtmek gerekir ki bu karar oyçokluğuyla alınmış olup, karşı oyda uyuşmazlığın aile hukukundan kaynaklı kişisel mala ilişkin olduğu ve aile mahkemesinin görevli olması gerektiği savunulmuştur. Dolayısıyla bu, uygulamada tartışmalı bir alandır.
Benzer biçimde, düğün hediyesi olarak verilen taşınmaz ve araca yönelik talep Borçlar Kanunu’ndan kaynaklanan bir uyuşmazlık niteliğinde olup genel mahkemelerin görevindedir; buna karşılık aynı dosyadaki ziynet talebi aile mahkemesinin görevinde kalır (8. HD, E. 2015/24042, K. 2016/1169). Böyle hâllerde mahkeme, taleplerin tamamı için toptan görevsizlik kararı veremez; ziynet ve kişisel mala ilişkin talepler ayrıştırılmalıdır (3. HD, E. 2015/7270, K. 2015/11781).
Uygulamada doğru strateji
Bu tablo, müvekkile verilecek tavsiyeyi de belirlemektedir. Ziynetler fiilen kayınvalide ya da kayınpederin elinde olsa bile, eşe karşı aile mahkemesinde dava açmak çoğu olayda doğru ve yeterli yoldur; zira erkeğin ziynetleri kadının rızası dışında ailesine vermiş olması onu iade borcundan kurtarmamaktadır. Müvekkili baştan asliye hukuk mahkemesine yönlendirmek, çoğu zaman gereksiz bir yol uzatmasıdır.
Yetkili mahkeme hangisidir?
Boşanma davasından bağımsız olarak açılan ziynet alacağı davasında yetkili mahkeme, HMK m. 6 uyarınca dava tarihinde davalının yerleşim yeri mahkemesidir (2. HD, E. 2022/9120, K. 2023/3455).
Yetki konusundaki bir hatanın maliyeti yüksektir. Anılan kararda yetkisizlik kararı verilmiş, kesinleşmesinden itibaren iki haftalık süre içinde dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesi talep edilmediğinden HMK m. 20/1 uyarınca dava açılmamış sayılmış; ayrıca davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Yani yanlış yerde açılan bir dava yalnızca zaman kaybı değil, doğrudan parasal kayıp da doğurmaktadır.
Kısmi dava mı, belirsiz alacak davası mı?
Ziynet eşyası alacağı davası kural olarak belirsiz alacak davası şeklinde açılamaz; ziynetlerin cinsi, gramajı ve adedi biliniyorsa alacak belirlenebilir niteliktedir ve dava kısmi dava olarak açılmalıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, alacak miktar ve değerinin dava dilekçesinde gösterilmek suretiyle davanın başından itibaren belirlendiği bir olayda, alacağın belirlenmesinde imkânsızlık veya güçlük bulunmadığını ve davanın kısmi dava olarak açıldığının kabulü gerektiğini hükme bağlamıştır (2. HD, E. 2023/3101, K. 2024/717, T. 08.02.2024).
Islah zorunluluğu
Kısmi dava açıldığında, bilirkişi raporuyla belirlenen gerçek değerin tamamına hükmedilebilmesi için ıslah şarttır. Aynı kararda, kısmi olarak açılan davada davacı vekilinin ek dava açmak ya da davasını ıslah etmek üzere yargılama safhasında bir isteminin bulunmaması hâlinde mahkemenin eksik kısma hükmedemeyeceği belirtilmiştir.
Bu kuralın en somut sonucu, hâkimin taleple bağlılığı ilkesinden doğar (HMK m. 26). Bir olayda kadın, ziynetlerin aynen iadesini, olmadığı takdirde fazlaya dair haklarını saklı tutarak 20.000 TL ziynet alacağını talep etmiş; mahkeme bilirkişi raporunu esas alarak toplam 30.930 TL ziynet alacağına hükmetmiştir. Yargıtay, usulünce yapılmış bir ıslah talebi bulunmadığı hâlde talebin aşılmasını isabetsiz bularak kararı bozmuştur (2. HD, E. 2017/1270, K. 2018/658).
Pratik uyarı: Ziynet davası düşük bir dava değeriyle kısmi olarak açılır; bilirkişi raporundan sonra ıslah dilekçesi verilerek talep artırılır ve eksik harç tamamlanır. Islah yapılmazsa, bilirkişi ne kadar yüksek bir değer belirlerse belirlesin, dava dilekçesindeki miktarın üzerine çıkılamaz.
Faiz hangi tarihten işler?
Ziynet alacağına yasal faiz uygulanır. Faiz başlangıcı ise talebin hangi aşamada ileri sürüldüğüne göre belirlenir: dava dilekçesiyle istenen miktar için dava tarihinden, ıslahla artırılan miktar için ıslah tarihinden itibaren faiz işletilir (2. HD, E. 2022/8628, K. 2023/2679).
Bu kural birçok kararda tekrarlanmıştır. Kabul edilen miktarın tamamına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi bozma sebebidir; bir olayda 2.000 TL olarak açılan dava 10.02.2015 tarihinde ıslahla 18.360,47 TL’ye yükseltilmiş, ıslah edilen kısım için ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği belirtilmiştir (2. HD, E. 2015/12794, K. 2016/3343). Aynı yaklaşım, kısmi dava olarak açılan ziynet davasında dava dilekçesinde talep edilen miktara dava tarihinden, ıslahla artırılan miktara ıslah tarihinden yasal faiz işletilmesi gerektiği biçiminde de ifade edilmiştir (2. HD, E. 2022/7727, K. 2024/517).
Aynen iade, bedel talebi ve değerin belirleneceği tarih
Terditli talep
Ziynet eşyası davası özü itibarıyla bir istihkak davasıdır; bu nedenle talep, eşyaların aynen iadesi, bu mümkün olmadığı takdirde dava tarihindeki bedelinin ödenmesi biçiminde terditli olarak ileri sürülür. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu yapıyı, eşya davasının bir istihkak davası olduğu ve istemin dava konusu eşyaların aynen iadesi, olmadığı takdirde dava tarihindeki bedelinin verilmesi şeklinde gerçekleştiği biçiminde açıklamıştır (4. HD, E. 2021/26605, K. 2023/626, T. 18.01.2023).
Değer hangi tarihe göre belirlenir?
Bedelin hangi tarihteki değere göre hesaplanacağı, altın fiyatlarındaki hareketlilik nedeniyle uygulamada en çok merak edilen konudur. Yargıtay, ziynetin bedeline hükmedilirken dava tarihindeki değerin esas alınmasını aramaktadır. Dava konusu ziynet eşyalarının cins, nitelik, sayı ve dava tarihindeki bedeli ayrı ayrı belirlenerek, gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir (2. HD, E. 2023/4484, K. 2023/3573).
Bu, ziynetin mal rejimi tasfiyesinden ayrılmasının doğrudan bir sonucudur. Mal rejiminin tasfiyesinde malların tasfiye anındaki değerleri esas alınırken, ziynet kişisel malın iadesine ilişkin bağımsız bir talep olduğundan bu kural burada uygulanmaz. Nitekim fiilî ödeme tarihindeki değerin esas alınması yönündeki talepler kabul görmemektedir.
Hüküm fıkrası nasıl kurulmalıdır?
Aynen iadeye karar verilmişse hüküm fıkrası açık olmalı, duraksama yaratmamalı ve iadesine karar verilen ziynetlerin gram ve ayarları açıkça yazılmalıdır (3. HD, E. 2016/15422, K. 2018/6740). Hüküm altına alınan ziynet eşyalarının cins, gram, ayar ve değerlerinin ayrı ayrı gösterilmesi, taraflara yüklenen borç ile tanınan hakkın infazda güçlük çıkarmayacak biçimde belirlenmesi gerekir (2. HD, E. 2023/9213, K. 2024/2422).
Uygulamada infaz kabiliyeti taşıyan bir hüküm şu biçimde kurulmaktadır: altı adet 22 ayar, her biri 24 gram ağırlığında bilezik ile dört adet çeyrek altının aynen teslimine, aynen teslimi mümkün olmadığı takdirde bilezikler için 10.800,00 TL, çeyrek altınlar için 798,00 TL olmak üzere toplam 11.598,00 TL ziynet eşya bedelinin ödenmesine (8. HD, E. 2016/5774, K. 2016/10134 sayılı kararına konu ilam). Yalnızca “bileziklerin iadesi” biçiminde kurulan bir hüküm ise icra aşamasında sorun yaratacağından bozma sebebidir.
Değer tespitine ilişkin bilirkişi raporunun da Yargıtay ve taraf denetimine elverişli olması gerekir (3. HD, E. 2017/15785, K. 2018/5804). Bilirkişiden ziynetlerin cinsi, ayarı, gramajı ve dava tarihindeki değerinin ayrı ayrı hesaplanması istenmelidir.
Ziynet eşyası davasında zamanaşımı
Ziynet eşyaları hâlen davalının elindeyse ve aynen iade isteniyorsa talep mülkiyet hakkına dayandığından zamanaşımına tabi değildir; eşyalar bozdurulmuş ya da elden çıkarılmışsa talep tazminat niteliği kazanır ve on yıllık zamanaşımına tabi olur.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu ikili rejimi net biçimde ortaya koymuştur: dava konusu eşyaların mevcut olduğu tespit edilmişse uyuşmazlık mülkiyet hakkına dayandığından olayda zamanaşımı söz konusu olmaz; eşyaların var olduğu tespit edilemezse istem tazminata ilişkin olduğundan Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde belirlenen on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır (4. HD, E. 2021/26605, K. 2023/626).
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de ziynet talebinin hukuki niteliğini aynı çizgide belirlemiştir: bu istek, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakkı niteliğinde olmayıp adi istihkak niteliğindedir (TMK m. 683/2) ve mülkiyet hakkına dayandığından Türk Medeni Kanunu’nun 178. maddesindeki zamanaşımına tabi değildir (2. HD, E. 2014/23433, K. 2015/5730).
Bu kararın öğretici yanı, aynı dosyada iki farklı rejimin yan yana uygulanmış olmasıdır. Aynı davada ileri sürülen, boşanma sebebiyle maddi tazminat (TMK m. 174/1) ve yoksulluk nafakası (TMK m. 175) talepleri evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan davalar olduğundan zamanaşımı def’i nedeniyle reddedilmiş ve bu red isabetli bulunmuş; buna karşılık ziynet talebi bakımından zamanaşımı uygulanamayacağı gerekçesiyle karar bozulmuştur. Ziynetin boşanmanın eki olmadığı, tek bir kararda bu kadar açık görülebilmektedir.
Evlilik devam ederken: Ziynet kadının kişisel malı olduğundan, evlilik birliği devam ederken de bu dava açılabilir. Ayrıca Türk Borçlar Kanunu’nun 153. maddesi uyarınca evlilik devam ettiği sürece eşler arasında zamanaşımı işlemez. Boşanma davası reddedilse dahi, birlikte açılan ziynet talebinin esasına girilerek karar verilmesi gerekir.
Ziynet davası masrafları: harç, gider avansı ve örnek hesap
Ziynet eşyası alacağı davası boşanmanın eki niteliğinde olmadığından maktu değil nispi harca tabidir. Bu, davanın açılış maliyetini doğrudan etkiler ve rakiplerin çoğunun geçiştirdiği bir konudur.
Sabit kalemler ve nispi harç
2026 yılı itibarıyla dava açılışında ödenmesi gereken sabit kalemler ile nispi harç şu şekildedir:
| Kalem | Tutar / Oran |
|---|---|
| Başvurma harcı | 732,00 TL |
| Peşin harç (maktu taban) | 732,00 TL |
| Gider avansı | 3.180,00 TL |
| Asgari toplam | 4.644,00 TL |
| Nispi karar ve ilam harcı oranı | Binde 68,31 (%25’i peşin) |
Nispi harç, dava değeri üzerinden binde 68,31 oranında hesaplanır ve bunun dörtte biri dava açılırken peşin olarak yatırılır. Maktu ve nispi harç ayrı kalemlerdir; nispi olarak hesaplanan harç, maktu harcın altında kalamaz. Yani hesaplanan tutar 732,00 TL’nin altındaysa maktu tutar uygulanır.
Örnek hesap
Dava değeri 500.000,00 TL olan bir ziynet davasında hesap şu şekilde işler:
| İşlem | Tutar |
|---|---|
| Nispi karar ve ilam harcı (500.000 × binde 68,31) | 34.155,00 TL |
| Peşin ödenecek kısım (%25) | 8.538,75 TL |
| Başvurma harcı + gider avansı | 3.912,00 TL |
| Dava açılışında ödenecek toplam | 12.450,75 TL |
| Karar aşamasında alınacak bakiye (%75) | 25.616,25 TL |
Kalan harcı kim öder?
Harcın kalan yüzde 75’lik kısmı karar aşamasında alınır ve dava kabul edilirse davalıya yüklenir; davacıdan yeniden tahsil edilmez. Yani davacının harç yükü, dava açılışında yatırdığı peşin harçla sınırlıdır. Dava kısmen kabul edilirse, harç ve yargılama giderleri kabul ve ret oranına göre taraflar arasında paylaştırılır.
Kısmi dava olarak açılan davalarda başlangıçta yatırılan harç, bilirkişi raporundan sonra ıslahla artırılan miktar üzerinden tamamlanır. Harcın eksik yatırılması hâlinde mahkemece süre verilir; harç tamamlanmazsa dosya işlemden kaldırılır.
Bir noktayı da eklemek gerekir: ziynet eşyası alacağı davası, dava şartı arabuluculuğa tabi değildir. Dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunlu değildir.
İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz
Ziynet davasında hangi geçici hukuki korumanın isteneceği, talebin hangi ayağına dayandığına göre değişir: aynen iade talebinde eşyanın kendisi uyuşmazlık konusu olduğundan ihtiyati tedbir, bedel talebinde ise para alacağı söz konusu olduğundan ihtiyati haciz uygundur. Her iki hâlde de temel şart aynıdır: tedbir ya da haciz konulması istenen malvarlığının uyuşmazlık konusu olması gerekir. Dava konusu olmayan bir malvarlığı üzerine tedbir konulamaz.
İhtiyati tedbir
Uygulamada ziynetlerin bulunduğu banka kiralık kasası üzerine tedbir konulması sıkça karşılaşılan bir yoldur. Bir olayda kadın, boşanma davasıyla birlikte ziynet, çeyiz ve kişisel eşyalarının aynen iadesini talep etmiş ve takıların bulunduğunu iddia ettiği banka şubesindeki kiralık kasa üzerine tedbir konulmasını istemiş; mahkeme tensip tutanağıyla, yani yargılamanın daha ilk aşamasında bu talebi karşılamıştır (2. HD, E. 2013/11842, K. 2013/16782).
Aynı kararda önemli bir usul kuralı da vurgulanmıştır: HMK m. 394/4 uyarınca ihtiyati tedbir kararına karşı yapılan itiraz üzerine mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet eder; gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verir. İlgililer davet edilmeden, eksik inceleme ve araştırmayla itirazın reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Kararın oyçokluğuyla alındığını ve karşı oyda ihtiyati tedbir kararlarına karşı temyiz yolunun kapalı olduğunun savunulduğunu da belirtmek gerekir.
İhtiyati haciz
Bedel talebi bakımından İcra ve İflas Kanunu’nun 257. ve devamı maddeleri uyarınca ihtiyati haciz istenebilir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, ziynet eşyası alacağı, sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak ve mal rejiminden kaynaklanan alacak taleplerinin birlikte ileri sürüldüğü bir dosyada ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin kararı bozmuştur (8. HD, E. 2016/10134, K. 2016/10858).
Kararda ortaya konan ilkeler şunlardır: ihtiyati haciz talep edildiği tarihte alacağın varlığının kanıtlanması gerekmez, ancak sunulan delil ve belgelerle alacağın varlığının yaklaşık ispat ilkesi çerçevesinde muhtemel görünmesi gerekir; teminat durumu mahkemece takdir edilir; mal rejiminin tasfiyesine bağlı alacaklar, evlilik boşanma ile sona ermişse boşanma dava tarihi itibarıyla muaccel hâle gelir. Mahkemenin soyut kanun metnini gerekçe göstererek talebi reddetmesi yeterli değildir; HMK m. 31’deki davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde alacak kalemleri açıklattırılmalı ve gerekirse tapu kaydı getirtilerek muhtemel bir alacak konusu olup olmadığı değerlendirilmelidir. Bu kararda bozma gerekçesi ağırlıklı olarak mal rejimi alacağı üzerinden kurulmuş olmakla birlikte, ortaya konan ilkeler ziynet alacağının da içinde bulunduğu dosyalar bakımından yol göstericidir.
Dilekçe kurgusu tedbir şansını belirler
Ziynetler bozdurularak taşınmaz ya da araç alınmışsa, o malvarlığı dava konusu hâline getirilmedikçe üzerine tedbir konulması mümkün değildir. Bu nedenle geçici hukuki koruma talebi, dava dilekçesindeki taleplerle uyumlu biçimde kurgulanmalıdır. Talep edilecek korumanın türü ve hedefi, dava dilekçesi yazılırken belirlenmelidir.
Hükmün icrası, kesinleşme ve kanun yolu
Kesinleşme şartı aranmaz
Ziynet alacağına ilişkin ilamın icraya konulabilmesi için kararın kesinleşmesi gerekmez. Kural olarak aile ve şahsın hukukuyla ilgili hükümler kesinleşmedikçe takibe konu edilemez (HUMK m. 443/4, HMK m. 367/2); boşanma kararının eklentisi olan tazminatlar da aynı kurala tabidir. Ancak Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, ziynet eşyalarının iadesi, olmazsa bedellerinin tahsili isteminin boşanmanın fer’i niteliğinde olmadığını belirterek, bu alacağın ve işlemiş faizinin icra takibine konu edilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığına hükmetmiş; yerel mahkemenin ziynet alacağı yönünden takibin iptaline ilişkin kararını bozmuştur (8. HD, E. 2016/5774, K. 2016/10134).
Bu, ziynet alacağı sahibi için önemli bir avantajdır: karşı taraf istinaf ya da temyiz yoluna başvurmuş olsa dahi icra takibi başlatılabilir. Borçlu tarafın icrayı durdurabilmesi için teminat yatırarak tehir-i icra kararı alması gerekir.
Kesinlik sınırı
Ziynet alacağının reddedilen kısmı kanun yolu bakımından ayrıca değerlendirilir. Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen nihai kararlar HMK m. 362 uyarınca temyiz edilemez. Bir olayda kadının ziynet alacağının reddedilen kısmı 5.232,00 TL olup, Bölge Adliye Mahkemesi’nin karar tarihi itibarıyla geçerli 107.090,00 TL’lik kesinlik sınırının altında kaldığından temyiz dilekçesi miktardan reddedilmiştir (2. HD, E. 2022/7727, K. 2024/517). Kesinlik sınırları her yıl güncellendiğinden, kanun yoluna başvurulmadan önce ilgili yılda geçerli sınırın kontrol edilmesi gerekir.
Dava ne kadar sürer?
Ziynet davalarının süresi, delil durumuna ve kanun yolu aşamalarına göre büyük farklılık gösterir. Deliller net olduğunda dava bir buçuk ila üç yıl arasında sonuçlanabilmektedir. Buna karşılık ihtilaflı dosyalarda süre ciddi biçimde uzayabilir: 2012 yılında açılan bir ziynet davası, bozma, direnme, Hukuk Genel Kurulu incelemesi ve karar düzeltme aşamalarından geçerek ancak 2024 yılında sonuçlanmıştır (2. HD, E. 2024/594, K. 2024/941). Bu nedenle delillerin dava açılmadan önce eksiksiz toplanması, süreyi kısaltan en önemli etkendir.
Çeyiz eşyası ve nişan takılarından farkı
Ziynet ve çeyiz
Ziynet eşyası ile çeyiz eşyası uygulamada birbirine karıştırılmakla birlikte, ayrı taleplerdir. Ziynet, kişisel kullanıma yönelik takıları ifade ederken; çeyiz, evlilik birliğinin kurulması sırasında getirilen ev eşyalarını kapsar. Nitekim Yargıtay kararlarında dava türü “Boşanma – Ziynet Eşya Alacağı – Çeyiz Alacağı” biçiminde ayrı kalemler hâlinde gösterilmekte (2. HD, E. 2015/12794, K. 2016/3343); başka bir dosyada kadın ziynet, çeyiz ve kişisel eşyaların iadesini birlikte ancak ayrı ayrı talep etmektedir (2. HD, E. 2013/11842, K. 2013/16782).
Uygulamada çeyiz senedi, evlilik birliği kurulurken getirilen eşyaların listelendiği yazılı bir belge olarak düzenlenmekte ve eşyaların varlığını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmektedir. Böyle bir belge bulunuyorsa dava dilekçesine eklenmesi yerinde olur.
Nişan takıları
Evlenmenin gerçekleşmediği hâllerde, nişan ve söz merasiminde takılan takıların iadesi farklı bir hukuki temele dayanır ve Türk Medeni Kanunu’nun nişanlanmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Bu nedenle nişan takılarının iadesi, düğünde takılan ziynetlerin iadesinden ayrı bir konu olarak ele alınmalıdır.
Bu alandaki kararlar, ziynet davasının genel çerçevesiyle de bağlantılıdır. Nişan ve düğün merasiminde takılan altınların davalıların nezaretinde toplandığı ve evlilik gerçekleşmediği hâlde iade edilmediği bir olayda, ilk derece mahkemesi talebin bir yıllık zamanaşımına tabi olduğu gerekçesiyle davayı reddetmiş; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ise uyuşmazlığı istihkak çerçevesinde değerlendirerek, eşyaların mevcut olup olmadığının araştırılması ve buna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur (4. HD, E. 2021/26605, K. 2023/626).
Sıkça sorulan sorular
Düğünde takılan altınlar kime aittir?
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 08.04.2025 tarihli ilke kararına göre önce tarafların anlaşması, yoksa iddia ve ispat edilmiş yerel örf ve âdet, o da yoksa takının kime takıldığı esas alınır; ancak takılar arasında karşı cinse özgü bir eşya varsa o cinse verilmiş sayılır.
Damada takılan altınlar kadının mı olur?
Güncel içtihada göre hayır. Anlaşma ya da farklı bir yerel âdet ispat edilmediği sürece, erkeğe takılan ve erkeğe özgü ya da her iki cinse özgü olan takılar kural olarak erkeğe aittir; yalnızca kadına özgü nitelikteki takılar kime takılırsa takılsın kadına ait sayılır.
Takı sandığına atılan çeyrek altınlar kime ait olur?
Takı sandığına veya torbasına konulan bir şey belirli bir cinse özgüyse o cinse verilmiş sayılır; her iki cinse özgü olduğu belirlenirse ortak kabul edilir. Aynı yönde, kime özgü olduğu tespit edilemeyen ve taraflardan hiçbirine takılmayan çeyrek, yarım, tam ve gram altınların eşlerin paylı mülkiyetinde olduğu kabul edilmektedir.
Ziynet eşyası davasında ispat yükü kimdedir?
Davacı kadın, ziynetlerin varlığını ve bunların kendisinde olmadığını şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlamakla yükümlüdür; ancak davalı erkek ziynetlerin bozdurulduğunu kabul ederse ispat yükü yer değiştirir ve bunların iade edilmemek üzere verildiğini ispat yükü erkeğe geçer.
Evden ayrılan kadın takılarını götürmüş sayılır mı?
Ziynet kolay taşınabilir bir eşya olduğundan evden ayrılan kadının takıları yanında götürdüğü yönünde fiilî bir karine bulunmakla birlikte, kadın darp edilmesi ya da zorla evden çıkarılması gibi olağanüstü bir durum sonucunda ayrılmışsa bu karine tersine döner ve ziynetlerin erkekte kaldığı kabul edilir.
Ziynetler evin ihtiyaçları için bozdurulduysa iade edilir mi?
Evet. Evlilik birliğinin gerektirdiği harcamalar, ev veya araç alımı, kredi ödemesi ya da çocuğun tedavisi için bozdurulmuş olması iade borcunu ortadan kaldırmaz; erkek ancak ziynetlerin kadının rızasıyla ve iade edilmemek üzere verildiğini ispatlarsa iadeden kurtulur.
Ziynet davası boşanma davasıyla birlikte açılabilir mi?
Açılabilir; ancak ziynet talebi boşanmanın eki niteliğinde olmadığından ayrıca nispi harca tabidir ve boşanma davası reddedilse dahi ziynet talebinin esasına girilerek karar verilmesi gerekir.
Ziynet eşyası davası hangi mahkemede açılır?
Dava eşe karşı açılıyorsa aile mahkemesi, doğrudan kayınvalide veya kayınpeder gibi üçüncü kişilere karşı açılıyorsa asliye hukuk mahkemesi görevlidir; yetkili mahkeme ise dava tarihinde davalının yerleşim yeri mahkemesidir.
Ziynetleri kayınvalidem aldıysa kime dava açmalıyım?
Ziynetler fiilen üçüncü kişilerin elinde olsa dahi eşe karşı aile mahkemesinde dava açılabilir; zira erkeğin ziynetleri kadının rızası dışında ailesine vermesi onu iade borcundan kurtarmamaktadır.
Ziynet davası belirsiz alacak davası olarak açılabilir mi?
Kural olarak açılamaz. Ziynetlerin cinsi, gramajı ve adedi bilindiğinden alacak belirlenebilir niteliktedir ve dava kısmi dava olarak açılmalı, bilirkişi raporundan sonra ıslah yoluyla talep artırılmalıdır.
Ziynetin bedeli hangi tarihe göre hesaplanır?
Aynen iadenin mümkün olmadığı hâllerde ziynetlerin dava tarihindeki bedeli esas alınır; bu nedenle davayı geciktirmek, altın fiyatlarındaki artıştan yararlanma sonucunu doğurmaz.
Ziynet eşyası davasında zamanaşımı süresi nedir?
Ziynetler hâlen davalının elindeyse talep mülkiyet hakkına dayandığından zamanaşımına tabi değildir; eşyaların mevcut olmadığı tespit edilirse talep tazminata dönüşür ve on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır.
Ziynet davası açmadan önce arabulucuya gitmek zorunlu mudur?
Hayır. Ziynet eşyası alacağı davası dava şartı arabuluculuk kapsamında değildir; doğrudan dava açılabilir.
Ziynet alacağı kararı için icraya başlamadan kesinleşmeyi beklemek gerekir mi?
Gerekmez. Ziynet alacağı boşanmanın fer’i niteliğinde olmadığından, karar kesinleşmeden icra takibine konu edilebilir.
Ziynetler için ihtiyati tedbir konulabilir mi?
Aynen iade talebinde ziynetlerin bulunduğu banka kiralık kasası gibi uyuşmazlık konusu malvarlığı üzerine ihtiyati tedbir konulması mümkündür; bedel talebi bakımından ise ihtiyati haciz yoluna başvurulur.
Ziynet davası ne kadar sürer?
Deliller net olduğunda dava bir buçuk ila üç yıl arasında sonuçlanabilmekte; bozma, direnme ve karar düzeltme aşamalarından geçen ihtilaflı dosyalarda ise süre on yılı aşabilmektedir.
Sonuç
Ziynet eşyası davası, uzun yıllar tek bir karineyle çözülen ve bu nedenle görece basit kabul edilen bir dava türüydü. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2025 yılındaki içtihat değişikliğinden sonra tablo değişmiştir: artık her bir takının niteliği, kime takıldığı ve nereye konulduğu ayrı ayrı ortaya konmak zorundadır. Bu, davacı bakımından daha titiz bir delil hazırlığını; davalı bakımından ise daha somut bir savunma kurgusunu gerektirmektedir.
Bunun yanında dava türünün seçimi, ıslah zamanlaması, doğru mahkemenin belirlenmesi, geçici hukuki korumanın türü ve harcın doğru hesaplanması gibi usuli tercihler sonucu doğrudan etkilemektedir. Kısmi dava açıp ıslah etmeyi ihmal etmek, yanlış mahkemede dava açmak ya da dava dilekçesinde bir vakaya dayanmayı unutmak, esasen haklı bir talebin kısmen ya da tamamen reddiyle sonuçlanabilmektedir.
Düğünde takılan takılarınızın iadesi konusunda bir uyuşmazlık yaşıyorsanız, delillerin dava açılmadan önce eksiksiz toplanması ve talebin güncel içtihada uygun biçimde kurgulanması büyük önem taşır. Bu konuda aile hukuku alanında çalışan bir avukattan destek almanız, sürecin başında yapılacak hataların önüne geçecektir. Boşanma sürecinin diğer yönleri için anlaşmalı boşanma davası ve evlilik sözleşmesi başlıklı yazılarımızı da inceleyebilirsiniz.
Bu makale Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.
Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul