İdari işlemler, kamu gücüne dayanılarak tesis edilmeleri ve kamu yararını gerçekleştirme amacı taşımaları nedeniyle yürürlüğe girdikleri andan itibaren hukuka uygunluk karinesinden yararlanır. Bu karine gereği, bir idari işlemin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla dava açılması dahi, o işlemin uygulanmasını kendiliğinden durdurmaz. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 27. maddesinin 1. fıkrası bu kuralı açıkça hükme bağlamıştır. Ancak idarenin tek yanlı ve icrai işlemlerinin, yargılama süreci tamamlanana kadar uygulanmaya devam etmesi, ileride verilecek bir iptal kararını fiilen işlevsiz bırakma riski taşır. İşte bu sakıncayı gidermek için kanun koyucu yürütmenin durdurulması müessesesini öngörmüştür.
İçindekiler
- Yürütmenin Durdurulmasının Hukuki Niteliği ve Amacı
- Yürütmenin Durdurulması Şartları: İki Koşulun Birlikte Gerçekleşmesi (İYUK m.27/2)
- Tam Yargı Davalarında ve İdari Sözleşme Uyuşmazlıklarında Sınırlar
- Savunma Alınmaksızın Yürütmenin Durdurulması: “Etkisi Tükenecek İşlem” İstisnası
- Teminat Şartı ve Mahkemenin Takdir Yetkisinin Sınırları (İYUK m.27/6)
- Vergi Uyuşmazlıklarında Özel Durum: Dava Açılması Tahsilatı Kendiliğinden Durdurur (İYUK m.27/4)
- İtiraz Yolu ve Süreler (İYUK m.27/7)
- Kararın Uygulanması: Otuz Günlük Süre ve Sonuçları (İYUK m.28)
- Kararın Uygulanmaması veya Dolanılması: Ağır Hizmet Kusuru ve Sorumluluk
- Emsal Danıştay ve Yüksek Yargı Kararları
- Sık Sorulan Sorular
- Sonuç
Yürütmenin Durdurulmasının Hukuki Niteliği ve Amacı
Yürütmenin durdurulması, dava konusu idari işlemin icrailik vasfını, davanın esası hakkında karar verilinceye kadar geçici olarak askıya alan bir tedbir kararıdır. Bu tedbir, uyuşmazlığın esasına ilişkin nihai bir hüküm oluşturmaz; yalnızca işlemin uygulanmasını erteler.
Anayasa Mahkemesi, 09.03.2006 tarihli ve E. 2006/33, K. 2006/36 sayılı norm denetimi kararında yürütmenin durdurulmasının anayasal temelini, kişilerin hak arama özgürlüklerini etkili biçimde kullanabilmelerini sağlama amacına bağlamış; Anayasa’nın 125. maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen “telafisi güç veya imkânsız zarar” koşulunun kanunla ortadan kaldırılamayacağını, bu konudaki usul kurallarının ise yasa koyucu tarafından Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla serbestçe düzenlenebileceğini vurgulamıştır.
Anayasa Mahkemesi’nin 17.07.2025 tarihli ve B. 2021/19598 sayılı bireysel başvuru kararında da yürütmenin durdurulmasının işlemin muhatabı açısından geçici bir hukuki güvenlik sağladığı, karar üzerine işlemin icrailik vasfının askıya alındığı; buna karşılık talebin reddi halinde işlemin ilk tesis anındaki hukuki geçerliliğini yeniden kazanacağı ve muhatabın işlemin gereklerini yerine getirmeye devam edeceği belirtilmiştir.
Yürütmenin Durdurulması Şartları: İki Koşulun Birlikte Gerçekleşmesi (İYUK m.27/2)
İYUK m.27/2 uyarınca Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra, gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilir. Bu iki şart kümülatiftir; yalnızca birinin varlığı yeterli değildir.
Açıkça Hukuka Aykırılık Ölçütü
Açıkça hukuka aykırılık, idari yargı denetiminde “ilk bakışta haklılık” (fumus boni iuris) standardıyla bağlantılıdır. Bu aşamada mahkemeden beklenen, uyuşmazlığın esasına ilişkin bütün delillerin toplandığı bir esastan tahkikat değil; mevcut bilgi ve belgeler ışığında işlemin yetki, şekil, sebep, konu veya maksat unsurlarından birinde bariz ve tartışmasız bir sakatlık taşıyıp taşımadığının tespitidir.
Danıştay 15. Dairesi’nin 06.11.2018 tarihli ve E. 2018/1880 sayılı kararında (aynı yönde 02.08.2018 tarihli ve E. 2018/2570 sayılı kararı), bir yönetmelik hükmünün dayanağı kanuna aykırı biçimde yetkiyi başka bir makama devretmesi açık hukuka aykırılık olarak nitelendirilmiştir. Danıştay 3. Dairesi’nin 10.02.2025 tarihli ve E. 2024/5700 sayılı kararında, Anayasa’nın 73. maddesindeki vergilendirme yetkisinin kanunilik ilkesine aykırı biçimde kullanılması aynı ölçütle değerlendirilmiştir.
Yetki unsurundaki sakatlıklar da bu kapsamdadır: Antalya 2. İdare Mahkemesi’nin 14.02.2023 tarihli ve E. 2023/182 sayılı kararında, kanunen valiye ait bir atama yetkisinin il sağlık müdürü tarafından kullanılması yetki yönünden açık hukuka aykırılık sayılmıştır. Adana Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi’nin 25.07.2024 tarihli ve E. 2024/309 sayılı kararında ise “usulde paralellik” ilkesi gereği, bir para cezasına itirazın kararı veren organ dışında bir birim tarafından karara bağlanmasının yetki unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu vurgulanmıştır.
İdarenin takdir yetkisini somut gerekçe göstermeksizin kullanması da bu ölçütü karşılar. Danıştay 8. Dairesi’nin 16.01.2017 tarihli ve E. 2016/3609 sayılı kararında, idarenin düzenleme değişikliğine temel oluşturan olguları somut biçimde ortaya koymasının zorunlu olduğu belirtilmiştir. Manisa 1. İdare Mahkemesi’nin 07.03.2023 tarihli ve E. 2023/176 sayılı kararında ise, kanunla tanınan bir hakkın yalnızca alt düzenleme eksikliği gerekçesiyle kullandırılmamasının hukuka aykırı olduğu kabul edilmiştir.
Telafisi Güç veya İmkânsız Zarar Ölçütü
Bu şart, işlemin uygulanmaya devam etmesi halinde bireyin malvarlığında, hukuki statüsünde veya temel hak ve özgürlüklerinde, yargılama sonunda verilecek bir iptal kararıyla dahi giderilemeyecek kayıpların doğması ihtimalini ifade eder. Adana Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi (E. 2024/309) bu riski, işlemin etkisinin zamanla artacağı ve iptal kararıyla önceki halin iadesinin olanaksızlaşabileceği şeklinde ifade etmiştir. Danıştay 2. Dairesi’nin 06.11.2019 tarihli ve E. 2019/3087 sayılı kararında da işlemin icrailiğinin sürdürülmesinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı ve telafisi güç zarara yol açacağı vurgulanmıştır.
Kural olarak yalnızca parasal kayıplar, ileride açılacak bir tam yargı davasıyla tazmin edilebileceğinden tek başına telafisi imkânsız zarar sayılmaz. Ancak içtihat, bu kavramı maddi olmayan zararları da kapsayacak şekilde genişletmiştir:
Dinlenme ve izin hakkı: İstanbul 12. İdare Mahkemesi’nin 07.02.2024 tarihli ve E. 2023/2434 sayılı kararında, yıllık iznin zamanında kullanılamamasının parasal karşılıkla telafi edilemeyeceği kabul edilmiştir.
Kariyer ve sınav hakları: Mardin 1. İdare Mahkemesi’nin 21.12.2022 tarihli ve E. 2022/1686 sayılı kararında, sözlü sınav sonrasında atamaların tamamlanması riski nedeniyle telafisi güç zararın oluşabileceği tespit edilmiştir.
Geçici görevlendirme ve aile yaşamı: Antalya 2. İdare Mahkemesi (E. 2023/182) geçici görevlendirmenin ikamet yerine uzaklığı ve aile durumu üzerindeki etkisini; Denizli İdare Mahkemesi’nin 09.03.2023 tarihli ve E. 2023/214 sayılı kararı ise bu tür işlemlerin kamu görevlisini kadrosundan fiilen uzaklaştırma amacı taşımaması gerektiğini vurgulamıştır.
Sınır dışı etme: Denizli İdare Mahkemesi’nin 26.02.2024 tarihli ve E. 2023/2079 sayılı kararında, kişinin can güvenliği ve hürriyetine doğrudan etki eden işlemlerin icrasının telafisi imkânsız zarara yol açacağı belirtilmiştir.
Gerekçe Zorunluluğu ve Kümülatif Uygulama
Danıştay 8. Dairesi (E. 2016/3609) ve Danıştay 3. Dairesi (E. 2024/5700) kararlarında da yinelendiği üzere, iki şartın birlikte gerçekleşmesi zorunludur. Kanun ayrıca, yürütmenin durdurulması kararlarında işlemin hangi gerekçeyle açıkça hukuka aykırı olduğunun ve doğacak telafisi güç zararın neler olduğunun ayrı ayrı belirtilmesini emretmektedir; bu husus Denizli İdare Mahkemesi’nin E. 2023/2079 sayılı kararında da açıkça hatırlatılmıştır. Şartların gerçekleştiği kanaatine varıldığında, durumun gereklerine göre teminat aranmaksızın karar verilebilir; nitekim Manisa 1. İdare Mahkemesi (E. 2023/176) bu yönde teminatsız bir yürütmenin durdurulması kararı vermiştir.
Tam Yargı Davalarında ve İdari Sözleşme Uyuşmazlıklarında Sınırlar
Salt Tazminat Davalarında Yürütmenin Durdurulması İstenemez
Yalnızca idari eylemlerden veya tamamlanmış işlemlerden kaynaklanan zararların tazmini istemiyle açılan salt tam yargı davalarında yürütmenin durdurulması kararı verilemez. Bunun nedeni, kurumun bir ihtiyati haciz veya alacak güvencesi tedbiri olmayıp, yalnızca hâlihazırda icra kabiliyeti bulunan bir idari işlemin yürürlüğünü askıya alma işlevine sahip olmasıdır. İdari yargılama usulünde, adli yargıdaki genel ihtiyati tedbir mekanizmasının bir benzeri bulunmamaktadır.
İptal ve Tam Yargı Davalarının Birlikte Açıldığı Haller
2577 sayılı Kanun’un 12. maddesi kapsamında iptal ve tam yargı davalarının birlikte açıldığı durumlarda yürütmenin durdurulması talebi incelenebilir. Bu halde inceleme, davanın tazminat boyutuna değil, zararın kaynağını oluşturan idari işleme hasredilir; işlemin açıkça hukuka aykırı olduğu ve telafisi imkânsız zarar doğuracağı tespit edilirse yalnızca işlemin icrailiği askıya alınır, tazminat talebi esastan ayrıca karara bağlanır. Buna karşılık, iptali istenmeyen ve yalnızca tazminat davasının sebebini oluşturan işlemlerde mahkemenin yürütmeyi durdurma yetkisi bulunmamaktadır.
İdari Sözleşmelerin Feshinde Yürütmenin Durdurulması
İdarenin idari sözleşmeleri tek yanlı feshetmesi, işletme hakkını geri alması veya teminatı irat kaydetmesi gibi kamu gücüne dayalı icrai tasarrufları, iptal davasına konu edildiğinde İYUK m.27 çerçevesinde esastan incelenir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 24.01.2022 tarihli ve E. 2021/3808 sayılı kararında, bir idari işlem hakkında verilen iptal veya yürütmenin durdurulması kararının, o işleme dayanılarak tesis edilen ve aralarında sebep-sonuç ilişkisi bulunan diğer idari işlemleri de hukuken sakatlayacağı belirtilmiştir. Buna karşılık uyuşmazlık salt kâr mahrumiyeti veya tazminat talebine hasredilmişse, dava saf bir tam yargı uyuşmazlığına dönüştüğünden yürütmenin durdurulması istemi incelenemez.
Savunma Alınmaksızın Yürütmenin Durdurulması: “Etkisi Tükenecek İşlem” İstisnası
İYUK m.27/2’nin ikinci cümlesi, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin, savunma alınmaksızın da durdurulabilmesine — ancak savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere — imkân tanır. Bu istisna, icrası tamamlandığında geri dönüşü imkânsız fiili ve hukuki sonuçlar doğuran işlemlere yöneliktir. İçtihatta bu kavram dar yorumlanmakta olup, tipik örnekleri şunlardır:
Ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılara ilişkin yıkım ve tahliye kararları; Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamındaki sınır dışı etme kararları; ihale sürecinin tamamlanıp sözleşme imzalanmasına veya yer teslimine ilişkin işlemler; kısa süreli geçici faaliyet durdurma ve mühürleme işlemleri; belirli bir tarihte yapılacak sınav, seçim veya yarışma süreçlerinden adayın çıkarılmasına ilişkin işlemler.
Ancak 6526 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle eklenen hükümle, kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği ile geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek işlemlerden sayılmaz. Bu nedenle kamu personeli rejimine ilişkin işlemlerde, telafisi güç zarar ihtimali bulunsa dahi mahkeme mutlaka davalı idarenin savunmasını almak veya savunma süresinin dolmasını beklemek zorundadır.
Teminat Şartı ve Mahkemenin Takdir Yetkisinin Sınırları (İYUK m.27/6)
İYUK m.27/6 uyarınca yürütmenin durdurulması kararları kural olarak teminat karşılığında verilir; ancak durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. İdari yargıda dava konusu işlemlerin büyük çoğunluğu doğrudan parasal bir alacağa değil; ruhsat iptali, naklen atama, disiplin cezası veya yıkım kararı gibi kamu gücünün tek yanlı kullanımına dayandığından, mahkemelerin teminat aramaksızın karar vermesi keyfi bir uygulama değil, uyuşmazlığın doğasının doğal bir sonucudur.
Mahkemenin bu konudaki takdir yetkisi sınırsız değildir; uyuşmazlığın konusu ve zararın niteliği, Anayasa’nın 36. maddesindeki hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkı ile teminat oranının ölçülülüğü gözetilmek zorundadır. Kanun, bu takdir alanını tamamen ortadan kaldıran bir istisna da öngörmüştür: idareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz. Bu, mahkemelerin re’sen gözetmesi gereken emredici bir kuraldır.
Vergi Uyuşmazlıklarında Özel Durum: Dava Açılması Tahsilatı Kendiliğinden Durdurur (İYUK m.27/4)
İYUK m.27/1’deki genel kuralın aksine, vergi mahkemelerinde açılan davalarda, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen kısmının tahsil işlemleri, dava açılmasıyla kendiliğinden durur. Mükellefin ayrıca bir yürütmenin durdurulması talebinde bulunmasına gerek yoktur. Ancak kanun üç istisna öngörmüştür: 26. maddenin 3. fıkrası uyarınca işlemden kaldırılan dosyaların yeniden işleme konulması, ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemler ve tahsilat aşamasına ilişkin işlemler (ödeme emri, haciz, ihtiyati haciz vb.) tahsilatı kendiliğinden durdurmaz; bu hallerde mükellefin ayrıca yürütmenin durdurulmasını talep etmesi gerekir.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 17.09.2025 tarihli ve E. 2023/1174 sayılı kararında, dava açılmasının işlemin icrailiğini kendiliğinden ortadan kaldırmadığı hallerde ödeme emri düzenlenebileceği teyit edilmiştir. Ayrıca, vergi mahkemesinin ret kararı üzerine istinaf veya temyiz yoluna başvurulması, ilk derecede durmuş olan tahsilat sürecini yeniden canlandırır; bu aşamada üst mahkemeden alınacak yürütmenin durdurulması kararı hem mahkeme kararının hem kamu alacağının tahsilini durdurur. Danıştay 4. Dairesi’nin 10.03.2022 tarihli ve E. 2018/4437 sayılı kararı bu hususu netleştirmiştir.
İtiraz Yolu ve Süreler (İYUK m.27/7)
Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlara karşı, kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde, bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İdare ve vergi mahkemeleri ile tek hâkim kararlarına karşı itiraz, bölge idare mahkemesine yapılır; itiraz mercii, dosyanın kendisine ulaşmasından itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır ve bu kararlar kesindir. Ayrıca kanun, aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması talebinde bulunulmasını yasaklamaktadır (İYUK m.27/10).
Kararın Uygulanması: Otuz Günlük Süre ve Sonuçları (İYUK m.28)
İYUK m.28/1 uyarınca idare, yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararların icaplarına göre gecikmeksizin işlem tesis etmek veya eylemde bulunmak zorundadır; bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden itibaren otuz günü geçemez. Danıştay 8. Dairesi’nin 11.10.2024 tarihli ve E. 2021/3073 sayılı kararında, idarelerin mahkeme kararlarını değiştiremeyeceği ve yerine getirilmesini geciktiremeyeceği hükme bağlanmıştır. Danıştay 4. Dairesi’nin 22.02.2024 tarihli ve E. 2023/11569 sayılı kararı ile Danıştay 2. Dairesi’nin 03.10.2024 tarihli ve E. 2024/1678 sayılı kararı da aynı yükümlülüğü teyit etmiştir. Otuz günlük süre, idareye tanınan bir bekleme hakkı değil, gerekli işlemlerin tamamlanması için öngörülmüş azami bir üst sınırdır.
Kararın Uygulanmaması veya Dolanılması: Ağır Hizmet Kusuru ve Sorumluluk
İdarenin, yargı kararını görünüşte uygular gibi yaparak özünde etkisiz bırakan yeni işlemler tesis etmesi de hukuka aykırıdır. Danıştay 2. Dairesi’nin 03.10.2024 tarihli ve E. 2024/1678 sayılı kararında (aynı yönde 24.06.2025 tarihli ve E. 2024/5186 sayılı kararı), davacının göreve iadesini etkisiz kılacak şekilde tesis edilen yeni işlemlerin hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.
Yürütmenin durdurulması kararının hiç uygulanmaması, geç uygulanması veya biçimsel işlemlerle dolanılması, idare hukuku sorumluluk rejiminde ağır hizmet kusuru sayılır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 02.12.2025 tarihli ve E. 2025/183 sayılı kararında, yargı kararını uygulamamanın ağır hizmet kusuruna yol açacağı, bu nedenle idareler aleyhine maddi ve manevi tazminata hükmedilebileceği ve bu tutarların anayasal hükme aykırı hareket eden kamu görevlilerine rücu edilebileceği açıkça belirtilmiştir.
İYUK m.28/3 uyarınca, mahkeme kararına göre işlem tesis edilmeyen hallerde idare aleyhine doğrudan tazminat davası açılabilir; m.28/4’e göre ise kararın kamu görevlilerince süresinde yerine getirilmemesi halinde dava yine idare aleyhine açılır, idare ise ödediği tazminatı ilgili kamu görevlisine rücu eder. Danıştay 8. Dairesi (E. 2021/3073) ve Danıştay İDDK (E. 2025/183) kararlarında, yargı kararını uygulamayan kamu görevlileri hakkında disiplin hukuku ve ceza hukuku yönünden de işlem tesis edilebileceği vurgulanmıştır; bu çerçevede 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesindeki görevi kötüye kullanma suçu gündeme gelebilmektedir. Bu konudaki genel kurallar için yargı kararının uygulanmaması sayfamızda daha ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz.
Emsal Danıştay ve Yüksek Yargı Kararları
Yürütmenin durdurulması, hak arama özgürlüğünün etkili kullanımını sağlama amacına dayanır; telafisi güç zarar koşulu kanunla ortadan kaldırılamaz. Anayasa Mahkemesi, E. 2006/33, K. 2006/36, T. 09.03.2006 — Anayasa’nın 125. maddesinin beşinci fıkrasındaki güvence anayasal düzeyde korunmakta; usul kuralları yasa koyucu tarafından Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla düzenlenebilmektedir.
YD kararı işlemin icrailik vasfını geçici olarak askıya alır; ret halinde işlem yeniden hukuki geçerlilik kazanır. Anayasa Mahkemesi, B. 2021/19598, T. 17.07.2025 — YD kararının muhatap açısından geçici bir hukuki güvenlik sağladığı, ret halinde işlemin ilk tesis anındaki geçerliliğini yeniden kazanacağı belirtilmiştir.
Yönetmelikle yetkinin dayanak kanuna aykırı biçimde devredilmesi açık hukuka aykırılıktır. Danıştay 15. Daire, E. 2018/1880, T. 06.11.2018 (aynı yönde E. 2018/2570, T. 02.08.2018) — Yetki devrine ilişkin yönetmelik hükümlerinin kanuna aykırılığı, ilk bakışta haklılık standardını karşılamaktadır.
Vergilendirme yetkisinin kanunilik ilkesine aykırı kullanımı açık hukuka aykırılık oluşturur. Danıştay 3. Daire, E. 2024/5700, T. 10.02.2025 — Anayasa’nın 73. maddesindeki vergilendirme yetkisinin kanunilik ilkesine aykırı biçimde kullanılması aynı ölçütle değerlendirilmiştir.
Kanunda valiye ait bir yetkinin il sağlık müdürü tarafından kullanılması yetki yönünden açık hukuka aykırıdır. Antalya 2. İdare Mahkemesi, E. 2023/182, T. 14.02.2023 — Yetki unsurundaki sakatlık, açık hukuka aykırılık ölçütünü karşılamaktadır.
Para cezasına itirazın kararı veren organ dışında bir birimce karara bağlanması usulde paralellik ilkesine aykırıdır. Adana Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi, E. 2024/309, T. 25.07.2024 — İşlemin etkisi zamanla arttığından, iptal kararıyla önceki halin iadesi olanaksızlaşabilmektedir.
Somut gerekçe gösterilmeksizin kullanılan takdir yetkisi açık hukuka aykırılık oluşturur. Danıştay 8. Daire, E. 2016/3609, T. 16.01.2017 — İdarenin düzenleme değişikliğine temel oluşturan olguları somut biçimde ortaya koyması zorunludur.
Kanunla tanınan bir hakkın yalnızca alt düzenleme eksikliği gerekçesiyle kullandırılmaması hukuka aykırıdır. Manisa 1. İdare Mahkemesi, E. 2023/176, T. 07.03.2023 — Bu davada şartların gerçekleştiği kanaatine varılarak teminatsız YD kararı verilmiştir.
İşlemin icrailiğinin sürdürülmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayabilir ve telafisi güç zarara yol açabilir. Danıştay 2. Daire, E. 2019/3087, T. 06.11.2019 — Telafisi güç zarar ölçütünün somut uygulamasına ilişkin bir emsaldir.
Yıllık iznin zamanında kullanılamaması parasal karşılıkla telafi edilemez. İstanbul 12. İdare Mahkemesi, E. 2023/2434, T. 07.02.2024 — Maddi olmayan zararların da telafisi güç zarar kapsamında değerlendirilebileceğini gösteren bir örnektir.
Sözlü sınav sonrası atamaların tamamlanması riski telafisi güç zarar oluşturabilir. Mardin 1. İdare Mahkemesi, E. 2022/1686, T. 21.12.2022 — Kariyer ve sınav haklarına ilişkin bir emsaldir.
Sınır dışı etme kararlarının icrası can güvenliği ve hürriyete etkisi nedeniyle telafisi imkânsız zarara yol açar. Denizli İdare Mahkemesi, E. 2023/2079, T. 26.02.2024 — Aynı kararda YD kararında gerekçenin ayrıca belirtilmesi gerektiği de vurgulanmıştır.
Bir işlem hakkındaki iptal veya YD kararı, sebep-sonuç ilişkisi bulunan diğer işlemleri de hukuken sakatlar. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E. 2021/3808, T. 24.01.2022 — İdari sözleşmelerin fesih, teminat irat kaydı gibi icrai tasarruflarında bağlantılı işlemler bakımından belirleyici bir emsaldir.
Vergi mahkemesinde dava açılması işlemin icrailiğini her durumda kendiliğinden ortadan kaldırmaz; bazı hallerde ödeme emri düzenlenebilir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E. 2023/1174, T. 17.09.2025 — İYUK m.27/4’ün istisnalarının somut uygulamasını gösteren bir karardır.
Mahkeme kararlarının değiştirilememesi ve yerine getirilmesinin geciktirilememesi idarenin temel yükümlülüğüdür. Danıştay 8. Daire, E. 2021/3073, T. 11.10.2024 (aynı yönde Danıştay 4. Daire, E. 2023/11569, T. 22.02.2024 ve Danıştay 2. Daire, E. 2024/1678, T. 03.10.2024) — Otuz günlük sürenin azami üst sınır niteliğini teyit eden kararlardır.
Göreve iadeyi etkisiz kılacak biçimde tesis edilen yeni işlemler hukuka aykırıdır. Danıştay 2. Daire, E. 2024/1678, T. 03.10.2024 (aynı yönde E. 2024/5186, T. 24.06.2025) — Kararın biçimsel işlemlerle dolanılmasının hukuka aykırılığını ortaya koyan kararlardır.
Yargı kararını uygulamamak ağır hizmet kusurudur; tazminat kamu görevlisine rücu edilebilir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E. 2025/183, T. 02.12.2025 — İdarenin maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun yanı sıra disiplin ve ceza sorumluluğunu da teyit eden güncel bir karardır.
Sık Sorulan Sorular
Yürütmenin durdurulması talep etmeden iptal davası açabilir miyim?
Evet, YD talebi zorunlu değildir. Ancak dava açılması işlemin uygulanmasını kendiliğinden durdurmadığından, işlem dava sürerken uygulanmaya devam eder. Özellikle uygulanmakla etkisi tükenecek işlemlerde YD talep edilmemesi, dava kazanılsa bile telafisi mümkün olmayan bir sonucun doğmasına yol açabilir.
YD talebimin reddedilmesi davayı kaybettiğim anlamına mı gelir?
Hayır. YD talebinin reddi, işlemin ilk tesis anındaki hukuki geçerliliğini yeniden kazanması sonucunu doğurur; ancak davanın esası ayrıca incelenmeye devam eder. Ret kararına karşı 7 gün içinde itiraz edilebilir; ayrıca yeni bir hukuki veya fiili gelişme ortaya çıkarsa yeniden YD talebinde bulunulabilir.
Vergi davasında ayrıca YD talep etmem gerekir mi?
Genel kural olarak hayır; vergi mahkemesinde dava açılması, tarh edilen vergi ve cezaların tahsilatını kendiliğinden durdurur. Ancak ödeme emri, haciz gibi tahsilat aşamasındaki işlemler ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler bu kuralın dışındadır; bu hallerde ayrıca YD talep edilmesi gerekir.
Naklen atama kararıma karşı YD alabilir miyim?
Kamu görevlilerine ilişkin atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği işlemleri 6526 sayılı Kanun uyarınca “uygulanmakla etkisi tükenecek işlem” sayılmadığından, mahkeme savunma alınmaksızın YD kararı veremez; davalı idarenin savunması alınmalı veya savunma süresi beklenmelidir. Bununla birlikte telafisi güç zarar ve açık hukuka aykırılık şartları sağlandığında, savunma sonrası YD kararı verilmesi mümkündür.
İdare YD kararını uygulamazsa ne yapabilirim?
İdare, YD kararının tebliğinden itibaren en geç 30 gün içinde gereğini yerine getirmek zorundadır. Bu süre geçtiği halde karar uygulanmazsa veya biçimsel işlemlerle dolanılırsa idare aleyhine tazminat davası açılabilir, sorumlu kamu görevlisi hakkında suç duyurusunda bulunulabilir ve disiplin şikâyeti yapılabilir.
Sonuç
Yürütmenin durdurulması, idarenin icrailik yetkisi ile bireyin etkili yargısal korunma hakkı arasında kurulmuş temel bir dengedir. Kararın alınabilmesi için açık hukuka aykırılık ve telafisi güç zarar şartlarının birlikte ve gerekçeli biçimde ortaya konulması; tam yargı davalarında ve idari sözleşme uyuşmazlıklarında icrai bir işlemin varlığının aranması; teminat ve savunma usullerinin doğru yürütülmesi, sürecin başarıyla sonuçlanması açısından belirleyicidir. Kararın alınmasının ardından idarenin otuz gün içinde ve gerçek anlamda uygulaması da aynı derecede önemlidir; aksi halde idare ağır hizmet kusuru nedeniyle tazminat sorumluluğuyla, ilgili kamu görevlileri ise rücu, disiplin ve ceza sorumluluğuyla karşı karşıya kalabilir.
Yürütmenin durdurulması istemli iptal davası açmayı veya YD ret kararına itiraz etmeyi düşünüyorsanız, sürecin hak düşürücü süreler ve usul kurallarına tabi olduğunu göz önünde bulundurmanız önemlidir; idare hukukunun diğer alanları hakkında bilgi almak için İstanbul idare hukuku avukatı sayfamızı inceleyebilirsiniz.
Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul