Maddi ve Manevi Varlığın Korunması Hakkı: Kapsamı ve Devletin Yükümlülükleri (2026)

Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasıyla güvence altına alınan ve kişinin fiziksel, ruhsal ve kimliksel bütünlüğünü kapsayan geniş bir haktır. Aile içi şiddetten korunma, tıbbi müdahalelerde rıza, soyadı ve kimlik bilgileri, şeref ve itibarın korunması, unutulma hakkı, gebeliğin sonlandırılması, cinsiyet değişikliği süreci — bu hakkın koruma alanına giren başlıca konulardır. Bu makale, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) bu hak kapsamındaki yerleşik içtihadını ve devletin yükümlülüklerini ele almaktadır.

1. Anayasal Dayanak ve Hakkın Kapsamı

Anayasa Madde 17/1: “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 8. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı kapsamındaki fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir. Bu hak yalnızca bedensel dokunulmazlığı değil; kişinin kimliğini belirleme, kendini gerçekleştirme, kendisiyle ilgili kararlar alabilme ve manevi varlığını geliştirme özgürlüğünü de kapsayan geniş bir koruma alanı sunar.

Devletin bu hak kapsamındaki yükümlülükleri iki eksende toplanır: negatif yükümlülük — devletin bizzat kişinin maddi ve manevi varlığına keyfî müdahalede bulunmaması; pozitif yükümlülük — devletin, üçüncü kişilerin saldırılarına karşı bireyi koruyacak idari ve yasal tedbirleri almasıdır. Aşağıdaki bölümlerde bu hakkın AYM içtihadında somutlaştığı başlıca alanlar ele alınmaktadır.

2. Aile İçi Şiddetten Korunma

Ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi, maddi ve manevi varlığın korunması hakkının en sık uygulama alanı bulduğu konulardan biridir. Devletin bu haktan doğan pozitif yükümlülüğü, haklara saygıyı sağlamak için mevcut idari ve yasal mevzuat kapsamında makul ve pratik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca, şiddete maruz kalan veya uğrama tehlikesi altında olan kişinin gecikmeksizin korunması esastır. Koruyucu tedbir kararlarının gereklerine aykırı hareket eden şiddet uygulayana zorlama hapsi uygulanabilmektedir. Benzer şekilde Anayasa’nın 20. ve 41. maddeleri, anne-baba ve çocuk arasındaki bağın devamlılığını sağlayacak tedbirlerin alınmasını isteme hakkını da içermektedir.

Önemli ayrım — sonuç yükümlülüğü değil, araç yükümlülüğü: AYM’ye göre devletin bu konudaki pozitif yükümlülüğü bir “sonuç yükümlülüğü” değil, “uygun araçların kullanılması yükümlülüğü”dür. Yani her davada başarılı olunması ya da mağdurun beyanlarıyla bağdaşan bir sonuca ulaşılması zorunlu değildir. Bununla birlikte açılan davaların, olayın gerçekleştiği koşulları belirleyecek ve iddiaların doğruluğu kanıtlandığında sorumluları tespit ederek uygun telafi imkânı sağlayacak nitelikte olması gerekir.

3. Yargılamada Usul Güvenceleri

Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaki uyuşmazlıkların, yargı makamlarınca anayasal güvenceler gözetilerek ve adil yargılanma güvencelerini haiz bir yargılama faaliyetiyle incelenmesi gerekir. Bu gereklilik, üçüncü kişilerin bireylerin hak ve özgürlüklerine yaptığı haksız müdahalelere kamu makamlarının müsamaha göstermemesi zorunluluğundan kaynaklanır.

Bireylere sağlanması gereken usul güvencelerinin en önemli unsuru, kamusal makamların eylem veya ihmallerini bağımsız bir yargısal makam önüne taşıyabilme ve gerektiği şekilde inceletebilme imkânıdır. Ancak salt başvuru imkânının sunulması yeterli değildir; kamusal makamların konuya gereken özenle yaklaşması, ilgili menfaatleri gözeterek denge kurması, bireylerin sürece etkin katılımının sağlanması ve esasa etkili tüm iddiaların gerekçeleriyle karşılanması gerekir.

Hukuk kurallarının ve yargı kararlarının uygulanabilirliği, hukuki öngörülebilirlik ilkesiyle yakından ilişkilidir. Yasal altyapıyı kurduktan sonra bunun fiilen hayata geçmesini sağlamak da devletin pozitif yükümlülüklerinin gereğidir. AYM bu ilkeyi çevre hakkının korunması, ayrımcılık yasağı, işyerinde psikolojik taciz (mobbing), engellilik temelli ayrımcılık ve tıbbi ihmal gibi çok farklı alanlarda uygulamıştır.

4. Müdahalenin Kanuni Temeli

Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında yapılan bir müdahalenin kanunilik şartını sağladığının kabulü için müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur. Ancak kanunun şeklen var olması yeterli değildir; kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içerik de gerektirir.

Kanunla sınırlama ölçütü; sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade eder. Bu sayede uygulayıcının keyfî davranışlarının önüne geçilir ve kişinin hukuku bilmesine yardımcı olunarak hukuk güvenliği sağlanır. Kanunun bu gerekliliklere uygun sayılabilmesi için yeterince ulaşılabilir olması, ilgili normun keyfîliğe karşı uygun koruma sağlaması ve yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğiyle icra biçimini yeterli netlikte tanımlaması gerekmektedir.

AYM, çocukluk dönemi zorunlu aşı uygulamasında ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 75. maddesinde öngörülen iç beden muayenesine ilişkin kanuni sınırlamalara riayet edilmemesi hâllerinde kanunilik yönünden bu hakkın ihlal edildiğini tespit etmiştir (Halime Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015; B.P.O. [GK], B. No: 2015/19012, 27/3/2019).

5. Etkili Soruşturma Yükümlülüğü

Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığının bir parçası olan fiziksel ve zihinsel bütünlüğe keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Bu pozitif yükümlülüğün bir parçası olarak, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütülmesi gerekir.

Bireysel başvuru incelemesinde, etkili bir ceza soruşturması yürütülüp yürütülmediği değerlendirilirken şu unsurlar araştırılır: soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde ve kamu denetimine tabi olarak özenle ve süratle yürütülmesi, ve etkili olması. Bir başvuru yolunun etkili sayılabilmesi için yalnızca hukuken mevcut olması yeterli değildir; uygulamada fiilen etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip bulunması gerekir. Bir hak ihlali iddiasını önleyebilme, devam ediyorsa sonlandırabilme veya sona ermişse karara bağlayıp uygun tazminat sunabilme hâllerinde ancak etkililikten söz edilebilir.

6. Evli Kadının Soyadı Kullanımı

Bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru hâline gelen soyadı, kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biridir ve vazgeçilmez, devredilmez, kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı olarak maddi ve manevi varlığın korunması hakkı kapsamındadır.

Kadının evlenmeden önceki soyadını tek başına kullanmasına idari ve yargısal mercilerce izin verilmemesi, bu hakka yönelik bir müdahale oluşturur. AYM, Sevim Akat Eşki kararıyla, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesine dayanılarak evli kadının kocasının soyadını kullanmaksızın yalnızca evlilik öncesi soyadını kullanma hakkının bulunmadığı yönündeki derece mahkemesi tespitlerini anayasaya aykırı bulmuştur. Mahkeme, Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalarla çatışan kanun hükümlerinin gözetilmemesinin, manevi varlığın korunması hakkının ihlali olduğuna hükmetmiştir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013).

7. Nüfus Kaydının Düzeltilmesi

Ad, soyadı, cinsiyet, doğum kaydı gibi kişilere ait kimlik bilgileri ve aile bağlarına ilişkin bilgiler; vazgeçilmez, devredilmez, feragat edilmez ve kişiye sıkı surette bağlı kişilik hakları kapsamındadır. Kimlik bilgilerinin korunması, kamu düzeninin işleyişine engel olmayan değişiklik taleplerinin kamusal makamlarca karşılanmasını da içerir.

Bu tür taleplerin ileri sürülmesine ve incelenmesine olanak sağlayan idari ya da yargısal başvuru yollarının oluşturulması ve mevzuat çerçevesinde uygun görülen taleplerin karşılanması gerekir. Derece mahkemelerinin, takdirlerinin gerekçelerini, bireyin kanun yoluna etkili biçimde başvurabilmesini sağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya koyması zorunludur.

8. Şeref ve İtibarın Korunması

Devletin, bireyin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibarına yönelik üçüncü kişi saldırılarını önleme şeklinde pozitif bir yükümlülüğü bulunmaktadır. Kişisel itibarın korunmasını isteme hakkının gerekçesiz olarak ya da AYM’nin ortaya koyduğu kriterleri karşılamayan bir gerekçeyle korunmaması, Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder.

Yargı mercilerinin, farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir paylarını Anayasa’daki pozitif yükümlülüklere uygun kullanmaması, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlali sonucunu doğurabilir.

9. Tıbbi Müdahalelerde Rıza

Bireylerin kendilerine sağlanan tıbbi tedavinin seçimine katılmaları, bu konuda rızalarının alınması ve maruz kalabilecekleri sağlık risklerini değerlendirebilmek için gerekli bilgiyi edinebilmeleri, maddi ve manevi varlığın korunması hakkı kapsamına girer. Tıbbi müdahaleden önce kişinin gerektiği şekilde rızasının alınmaması, bu hakka yönelik bir müdahale oluşturabilir.

Aydınlatılmış onam şartları: İstisnai hâller dışında tıbbi müdahale, ancak ilgili kişi bilgilendirilip rızası alındıktan sonra yapılabilir. Hastaların durumunun farkında olarak karar verebilmesi için kendilerine uygulanması düşünülen tedavi ve bununla bağlantılı riskler hakkında bilgilendirilmiş olmaları gerekir. Ayrıca bilgilendirme ile tıbbi müdahale arasında, hastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacak uygun bir süre bulunmalıdır.

Devletin bu kapsamdaki yükümlülüğü çok yönlüdür: kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yönelen müdahaleleri önlemek, önlenememiş müdahaleler için gerekli soruşturma ve kovuşturmayı yapmak, failleri tespit edip cezalandırmak ve gerektiğinde doğan zararları etkili biçimde bizzat karşılamak veya sorumlularına karşılatmak.

10. Tıbbi İhmalde Yetersiz Tazminat

AYM, istisnai durumlarda fiziksel ve ruhsal bütünlüğe müdahale edilen olaylara ilişkin davalarda hükmedilen tazminat miktarının düşüklüğünü, maddi ve manevi varlığın korunması hakkı bakımından ihlal olarak değerlendirebilmektedir.

Örneğin sağlık durumu itibarıyla askerliğe elverişli olmadığı hâlde askere alınan bir başvurucunun davasında derece mahkemesi hizmet kusurunun varlığını tespit etmiş, ancak oldukça düşük miktarda tazminata hükmetmiştir. AYM bu olayda tazminat miktarının yeterli giderim sağlayıp sağlamadığını incelemiş ve devletin pozitif yükümlülüğünün yerine getirildiğinin kabul edilemeyeceği sonucuna varmıştır (Mehmet Aypan, B. No: 2016/4868, 30/9/2020).

11. Unutulma Hakkı

İnternetin etkin kullanımıyla birlikte ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması arasındaki denge, ifade özgürlüğü lehine bozulmuştur. Bu iki temel hak eşit düzeyde koruma gerektirdiğinden, bozulan dengenin yeniden kurulması bir zorunluluktur. İnternet haberciliğiyle birlikte unutmanın zorlaştığı günümüzde bu denge, şeref ve itibar yönünden bireylerin unutulma hakkının kabulüyle mümkün olabilmektedir.

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasındaki negatif yükümlülüğe, Anayasa’nın 5. maddesi dikkate alınarak bireyin maddi ve manevi varlığına etkin saygı için gerekli pozitif yükümlülükler eklenebilir. Bu kapsamda unutulma hakkı, kişilerin manevi varlıklarını geliştirmelerine fırsat vermek açısından devletin pozitif yükümlülüğünün bir sonucudur.

Unutulma hakkının sınırları: Unutulma hakkının internet gazete arşivlerindeki her habere uygulanması beklenemez; arşivler araştırmacılar, hukukçular ve tarihçiler için önemli veriler barındırabilir. Bir haberin unutulma hakkı kapsamında kaldırılabilmesi için içeriği, yayında kaldığı süre, güncelliğini yitirmesi, tarihsel veri niteliği taşımaması, kamu yararına katkısı, haber konusu kişinin siyasetçi veya ünlü olup olmadığı, olgusal gerçek mi değer yargısı mı içerdiği ve halkın veriye ilgisi gibi hususların her somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Ayrıca AYM, internet içeriğine erişimin engellenmesi taleplerinin reddedilmesi nedeniyle şeref ve itibarın korunmasına yönelik etkili bir başvuru yolunun bulunmadığını tespit etmiştir. 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesinin temel güvencelere sahip olmaması nedeniyle kişilik haklarına yönelik saldırılara karşı etkin koruma sağlayamadığı, özel hukuk yolunun da Yargıtay içtihadıyla bu taleplere kapatıldığı belirlenmiştir (İ.D. ve diğerleri [GK], B. No: 2016/14513, 28/12/2022).

12. Tam Yargı Davalarında İnceleme Derinliği

Devletin, kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yapılan müdahaleler bakımından pozitif yükümlülüğü; müdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurmayı, gerekli usul güvencelerini sunan yargısal prosedürleri sağlamayı ve bu suretle yargısal ve idari makamların etkili ve adil karar vermesini temin etmeyi de içerir.

İdarenin eyleminden kaynaklanan ihlalin tespiti ve tazminat ödenmesi yoluyla giderilmesi amacıyla oluşturulmuş tam yargı davasında, devletin pozitif yükümlülüklerine uygun nitelikte bir inceleme yapılmaması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alacak yetkiye sahip olmaması, bu hakkın ihlaline yol açabilir. Başvuru yolunun etkililiğinden söz edebilmek için hak ihlalini önleyebilmesi, devam ediyorsa sonlandırabilmesi ya da sona ermişse karara bağlayıp uygun giderim sunabilmesi gerekir.

13. Gebeliğin Sonlandırılması

Gebeliğin sona erdirilmesinin izne bağlanmasının amacı ceninin korunmasıdır. Gebelik, kadının vücudunda meydana gelen ve onun maddi ve manevi varlığıyla doğrudan bağlantılı fizyolojik bir olay olduğundan, gebeliğin sonlandırılması kararı özerk bir birey olarak kadının kendi vücudu üzerindeki tasarruf yetkisiyle yakından ilgilidir. Ancak ceninin korunması, kadının tek taraflı iradesiyle gebeliği sonlandıramayacağının kabulünü gerektirir.

Kanun koyucu, on haftasını doldurmuş ancak henüz yirmi haftasını tamamlamamış gebeliğin sonlandırılmasını izne bağlarken, kadının kişisel özerklik ve vücut bütünlüğünün korunması hakkı ile ceninin menfaatleri arasında adil bir denge kurmaya çalışmıştır. AYM, bu düzenlemenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk kriterini sağladığını değerlendirmiştir (R.G. [GK], B. No: 2017/31619, 23/7/2020).

Bununla birlikte kadının kişisel özerklik ve vücut bütünlüğü hakkına yapılan müdahalenin orantılı olması şarttır. Kanun koyucunun gebeliğin sonlandırılması imkânına erişimi imkânsız kılan ya da zorlaştıran düzenlemeleri veya derece mahkemelerinin bu imkânı anlamsız hâle getiren yorum ve uygulamaları, müdahaleyi orantısız kılabilmektedir.

14. Cinsiyet Değişikliği Talebi

Türk Medeni Kanunu’nun 40. maddesinin ilk fıkrası, cinsiyet değişikliğine izin verilebilmesi için bazı koşullar öngörmektedir: mahkemeye şahsen başvuru, on sekiz yaşını doldurmuş olma, evli olmama, transseksüel yapıda olma, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olması ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunma. Son üç koşulun eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi gerekmektedir.

AYM, üreme yeteneğine sahip transseksüel kişilerin cinsiyet değişikliğine izin verilebilmesinin, üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun olma şartına — yani fiilen sterilizasyona — bağlanmasını incelemiştir. Üreme yeteneği bulunan bir kişinin tıbbi yöntemlere uygun cinsiyet değiştirme ameliyatı olması hâlinde bunun doğal sonucu olarak üreme yeteneğinden de yoksun kalacağı açıktır. Ancak uygulamada, ameliyat öncesinde ayrıca üreme yeteneğinden vazgeçilmesini sağlayan bir tıbbi müdahaleye tabi tutulmanın gerekliliği, ilgili makamların ve derece mahkemelerinin gerekçelerinde ortaya konulamamıştır. AYM bu nedenle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir (M.K., B. No: 2015/13077, 12/6/2018).

15. Ceza İnfaz Kurumlarında Manevi Varlık

Ceza infaz kurumunda bulunma, insan onurundan feragat edilmesini gerektirmez. Diğer bireyler gibi mahpuslar da korunmaya değer onura sahiptir. Ceza infaz kurumlarının güvenliğini sağlayacak tedbirlerin alınması konusunda idarenin geniş takdir yetkisi bulunsa da alınacak tedbirlerin, tutuklu ve hükümlülerin tutulma hâlinin gerektirdiğinin ötesinde manevi üzüntüye yol açmaması gerekir.

16. İnternet Erişim Engelleme ve Etkili Başvuru

Devlete internet ortamının yarattığı güçlükler nedeniyle her durumda otomatik olarak çelişmeli bir yargılama yürütme konusunda pozitif bir yükümlülük yüklenemeyecek olsa da taraf teşkilinin sağlandığı durumlarda devlet, ilgili kişilerin delil sunmak dâhil savunmalarını ortaya koyabilecekleri, hukuki dinlenilme ve çelişmeli yargılama hakkına sahip olabilecekleri yargısal bir sistem kurmak ve etkili bir adli denetim mekanizması oluşturmakla yükümlüdür.

Çevrim içi ortama yönelik müdahalelerin, Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması ve ifade özgürlüğünün ihlaline yol açmaması esastır. AYM, üçüncü kişilerce kişilik haklarına yapılan müdahaleler için özel hukuk yolunun makul bir başarı şansı sunamaz hâle geldiğini ve bu nedenle erişimin engellenmesi taleplerinin reddi karşısında etkili bir başvuru yolunun bulunmadığını tespit etmiştir.

17. Ayrımcılık Yasağıyla Bağlantı

Ayrımcılık yasağı, Anayasa’da güvenceye bağlanan hak ve özgürlüklerden yararlanılması bağlamında bir etkiye sahip olduğundan, diğer haklardan bağımsız bir varlığa sahip değildir; diğer hakların tamamlayıcısı niteliğindedir. Ayrımcılık yasağının uygulanabilmesi için ihtilaf konusu meselenin Anayasa’daki diğer haklardan birinin kapsamına girmesi gerekir.

Eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı; cinsiyet, ırk, dil, din gibi unsurların yanı sıra bireyin maddi ve manevi varlığının parçası olan sağlık durumu, çocuğa soyadı verilmesi ve benzeri unsurlar temelinde de ayrımcılığa maruz bırakılmamayı güvence altına alır. Nesnel ve makul bir şekilde haklılaştırılamayan, meşru bir amaca dayanmayan ya da araç ile amaç arasında orantılılık bulunmayan farklı muameleler, ayrımcı karakterli sayılır.

Örneğin görme engelli olması nedeniyle kredi sözleşmesindeki bir ifadeyi el yazısıyla yazamayan ve bu yüzden kredi kullanamayan bir başvurucunun şikâyetinde AYM, ilgili bankanın ve derece mahkemesinin başvurucunun özel ihtiyaçlarını dikkate almadığını ve alternatif bir tedbirin uygulanmasında gerekli özeni göstermediğini tespit etmiştir. Engelli bireylerin hukuksal işlemlerinin, ulusal ve uluslararası düzenlemeler ışığında yorumlanması gerektiği vurgulanmıştır (Sevda Yılmaz, B. No: 2017/37627, 2/3/2023).

18. Yenidoğanlardan Mükerrer Topuk Kanı Alınması

Yenidoğanlardan zorunlu topuk kan örneği alınması, kişisel özerklik ve bedensel bütünlükle doğrudan ilgilidir ve bireyin vücut bütünlüğüne yönelik müdahale olarak maddi ve manevi varlığın korunması hakkı kapsamında değerlendirilir. Anayasa’nın 17. maddesi, tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı hâller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağını öngörmektedir.

Yenidoğan Tarama Programı, konjenital hipotiroidi, fenilketonüri, biyotinidaz eksikliği ve kistik fibrozis yönünden tarama yaparak zekâ geriliği ve beyin hasarı gibi geri dönüşümsüz zararları önlemeyi amaçlamaktadır; bu nedenle çocukların ve kamu sağlığının korunması şeklinde meşru bir amaca hizmet eder. AYM, Muhammed Ali Bayram kararında zorunlu topuk kanı uygulamasının bu hakkı ihlal etmediğini tespit etmiştir; çünkü bedensel bütünlüğe ilişkin önemli hukuksal çıkarlar söz konusu olduğunda kamusal makamların takdir yetkisi daha dar olmalı ve müdahale hakkın özünü anlamsız kılacak ölçüde olmamalıdır.

Mükerrer örnek alımı farklı değerlendirilir: İlgili genelgeye göre topuk kanı örneği, doğumu takiben 48 saat sonra (oral beslenmenin ardından) bir defa alınır; hastalık şüphesi durumunda yinelenebilir. Test sonuçları normal çıkan bebeklerden mükerrer kan örneği alınmaması esastır. AYM, mükerrer örnek alımına ilişkin bir olayda, ebeveynin bu uygulamayı reddetmesine karşın alınan sağlık tedbirinin zorunlu bir sosyal ihtiyaca karşılık geldiğinin gösterilemediğini tespit ederek ihlal kararı vermiştir (Uğur Ali Naki Yüreğiçatal, B. No: 2020/22948, 19/12/2023). Mevzuatta öngörülen usul dışında, çocuğun üstün yararının gerektirdiği hâllerde mükerrer örnek alınabilir; ancak bu gereklilik açıkça ortaya konulmalıdır.

19. Genel Olarak Etkili Başvuru Hakkı

Maddi ve manevi varlığın korunması hakkına yönelik eylem ya da ihmaller konusunda dava açılması, itirazda bulunulması ve hukuka aykırılıkların giderilmesi için hukuki yollara başvurulması doğaldır. Devletin, bu hakka müdahaleyi önleyecek ve müdahale edildiğinde giderim sağlayacak etkili hukuki başvuru yollarını hayata geçirmesi ve işlevsel kılması gerekir.

Öngörülen dava hakkının mevzuatta yer alması tek başına yeterli değildir; bu yolun pratikte de başarı şansı sunması gerekir. Dava yoluna başvuru koşulları somut olaylara uygulanırken, savunulabilir nitelikteki iddiaların geniş şekilde değerlendirilmesi; koşulların oluşmadığı sonucuna varılırsa bu durumun ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir. Bu hakka müdahale teşkil eden eylem, işlem ya da ihmallerin denetlenmesine olanak sağlayan düzenlemelerin, yargı yoluna başvuru imkânını ortadan kaldıracak şekilde dar yorumlanmaması önem taşır.

20. İhlal Hâlinde Ne Yapmalısınız?

Aile içi şiddete maruz kaldıysanız: 6284 sayılı Kanun kapsamında derhâl koruma tedbiri talep edin; ŞÖNİM’lere (Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri), aile mahkemesine veya kolluğa başvurabilirsiniz. Tedbir kararına aykırılık hâlinde durumu derhâl yetkili makamlara bildirin.

Tıbbi müdahalede rızanız alınmadıysa: Sağlık kuruluşuna karşı hem idari şikâyet hem de hukuki/cezai süreç başlatabilirsiniz; aydınlatılmış onam belgesinin içeriğini ve verilme sürecini titizlikle inceletin.

Kimlik veya soyadı talebiniz reddedildiyse: Ret kararına karşı istinaf ve temyiz yollarını tüketin; kararın gerekçesinin AYM’nin yerleşik içtihadına aykırı olduğunu vurgulayan bir itiraz dilekçesi hazırlayın.

Şeref ve itibarınıza yönelik saldırı varsa: Hem hukuk hem ceza yolunu değerlendirin; internet içeriğine erişimin engellenmesi talebiniz reddedilirse bu ret kararını da ayrıca hukuki incelemeye konu edin.

İç hukuk yolları tükendiyse: AYM’ye bireysel başvuru yapabilirsiniz. Başvuru süresi, nihai kararın tebliğinden itibaren kural olarak 30 gündür ve hak düşürücüdür.

Maddi ve manevi varlığın korunması hakkına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararlarının tam metinleri ve genişletilmiş içtihat derlemesi için Anayasa Mahkemesi’nin resmi kararlar veritabanına başvurabilirsiniz.

Sık Sorulan Sorular

Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ne anlama gelir?

Bu hak, kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü, kimliğini, itibarını ve kendi kararlarını alabilme özgürlüğünü kapsayan geniş bir anayasal güvencedir; Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir ve devlete hem müdahale etmeme hem de üçüncü kişilerin saldırılarına karşı koruma sağlama yükümlülüğü yükler.

Aile içi şiddet mağduru olarak devletten hangi korumayı talep edebilirim?

6284 sayılı Kanun uyarınca uzaklaştırma, geçici koruma, elektronik kelepçe gibi tedbirler talep edebilirsiniz; devletin yükümlülüğü her davada mutlaka başarı sağlamak değil, olayın koşullarını araştıracak ve iddiaların doğruluğu kanıtlandığında sorumluları tespit edecek uygun araçları kullanmaktır.

Doktorum ameliyat öncesi beni yeterince bilgilendirmediyse ne yapabilirim?

Aydınlatılmış onam eksikliği maddi ve manevi varlığın korunması hakkına müdahale oluşturabilir; sağlık kuruluşuna karşı hem tazminat davası hem de idari/cezai süreç başlatabilir, tedavi ve riskler hakkında yeterli bilgilendirme yapılıp yapılmadığını inceletebilirsiniz.

Evlendikten sonra sadece kızlık soyadımı kullanabilir miyim?

AYM’nin yerleşik içtihadına göre evli kadının yalnızca evlilik öncesi soyadını kullanma talebinin reddedilmesi, manevi varlığın korunması hakkının ihlalidir; bu yönde bir ret kararıyla karşılaşırsanız AYM içtihadına dayanarak itiraz edebilirsiniz.

İnternette hakkımda çıkan eski bir haberin kaldırılmasını isteyebilir miyim?

Evet, unutulma hakkı kapsamında talep edebilirsiniz; ancak bu talebin kabulü haberin güncelliğini yitirmesi, kamu yararına katkısı, sizin kamuya mal olmuş biri olup olmadığınız gibi kriterlere göre somut olayda değerlendirilir.

Erişimin engellenmesi talebim reddedilirse başka bir yol var mı?

AYM, mevcut özel hukuk yolunun bu konuda etkili bir başvuru imkânı sunmadığını tespit etmiştir; bu nedenle ret kararına karşı hem itiraz hem de gerekirse AYM’ye bireysel başvuru yolunu değerlendirebilirsiniz.

Gebeliğin sonlandırılması hangi koşullarda mümkündür?

Kural olarak gebeliğin sonlandırılması yasal süre ve izin şartlarına bağlıdır; suç sonucu oluşan gebeliklerde yirmi haftaya kadar izinle sonlandırma imkânı tanınmıştır, ancak bu süreçte kadının kişisel özerkliği ile ceninin korunması arasında adil bir denge gözetilir.

Cinsiyet değişikliği için üreme yeteneğimden yoksun olmam şart mı?

AYM’nin ilgili kararına göre bu şartın mevcut haliyle uygulanması, gerekçesi yeterince ortaya konulamadığı için hak ihlaline yol açabilmektedir; cinsiyet değiştirme ameliyatının doğal sonucu zaten üreme yeteneğinin kaybı olduğundan ayrı bir sterilizasyon şartı sorgulanabilir niteliktedir.

Ceza infaz kurumunda onurumu zedeleyen bir uygulamayla karşılaşırsam ne yapmalıyım?

İnfaz hâkimliğine şikâyette bulunabilir, idarenin güvenlik gerekçesiyle aldığı tedbirin tutulma hâlinin gerektirdiğinin ötesinde bir ızdıraba yol açtığını somut biçimde ortaya koyabilirsiniz.

Sağlık durumum nedeniyle ayrımcılığa uğradığımı düşünüyorum, ne yapabilirim?

Ayrımcılık yasağı tek başına değil, maddi ve manevi varlığın korunması gibi başka bir anayasal hakla bağlantılı olarak ileri sürülebilir; farklı muamelenin nesnel ve makul bir sebebe dayanmadığını gösteren somut delillerle idari veya yargısal başvuru yapabilirsiniz.

Bebeğimden mükerrer topuk kanı alınmasını reddedebilir miyim?

İlk tarama usulüne uygun yapılmış ve sonuç normal çıkmışsa mükerrer örnek alınmaması esastır; idare mükerrer alım talep ediyorsa bunun çocuğun üstün yararına dayandığını somut gerekçeyle ortaya koymak zorundadır, aksi hâlde bu uygulamaya itiraz edebilirsiniz.

AYM’ye bireysel başvuru ne zaman yapılabilir?

İç hukuktaki tüm olağan kanun yollarını tükettikten sonra, nihai kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde AYM’ye bireysel başvuru yapılabilir; bu süre hak düşürücüdür.

Sonuç

Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı, Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında düzenlenen ve kişinin fiziksel, ruhsal ve kimliksel bütünlüğünü çok yönlü biçimde koruyan bir anayasal güvencedir. AYM içtihadı, bu hakkın aile içi şiddetten korunmadan tıbbi müdahalelerde rızaya, soyadı ve kimlik haklarından unutulma hakkına, gebeliğin sonlandırılmasından cinsiyet değişikliğine kadar geniş bir yelpazede somutlaştığını ortaya koymaktadır. Ortak payda, devletin hem müdahaleden kaçınma hem de bireyi üçüncü kişilerin saldırılarına karşı koruma yükümlülüğüdür.

Bu hakkın ihlal edildiğini düşünüyorsanız, olayın niteliğine uygun hukuki yolu doğru zamanda ve doğru biçimde kullanmak büyük önem taşır. Hukuki süreçlerin yönetimi için İstanbul avukatı olarak büromuzdan destek alabilirsiniz.

Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.

Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul