Vergi borcu varken bağışlama yapılması tek başına yasak değildir; ancak bağış, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 27. maddesindeki koşulları taşıyorsa alacaklı kamu idaresine karşı hükümsüz sayılması için dava konusu edilebilir. Borçlunun mal bildirimi ve mal varlığının yetersizliğine ilişkin koşullar, bağışın yapıldığı tarih, takip konusu kamu alacağının doğumu ve 26. maddedeki beş yıllık dava süresi birlikte incelenir. Hükümsüzlük, tapu devrinin kendiliğinden yok olması değil, kamu alacağının bağışlanan mal veya onun değeri üzerinden tahsilinin sağlanmasıdır.
Vergi borçlusunun bağış yapması neden hukuki sorun doğurur?
Bir kişinin mülkiyetindeki taşınmazı, aracı, şirket dışındaki kişisel malını veya başka bir mal varlığı değerini bedelsiz devretmesi kural olarak özel hukuk bakımından mümkündür. Bununla birlikte kamu alacağının tahsilini güçleştiren karşılıksız devirlere karşı 6183 sayılı Kanun özel bir koruma kurar. Kanun, hangi borç ve idarelerin bu rejime tabi olduğunu 1–3. maddelerinde belirler; amme alacağının kapsamı, yalnız vergiden ibaret değildir.
6183 sayılı Kanun’un 27. maddesinde kullanılan “hükümsüz” ifadesi, taraflar arasındaki bağış sözleşmesinin her durumda başlangıçtan itibaren mutlak olarak geçersiz olduğu anlamına gelmez. 24. madde, iptal için genel mahkemelerde dava açılmasını; 31. madde ise işlemden yararlanan üçüncü kişinin malın kendisi veya elden çıkarılmışsa değeri bakımından sonuçlara katlanmasını düzenler. Bu nedenle kurumun tek taraflı bir yazıyla tapu kaydını kendiliğinden eski hâline çevirmesi söz konusu değildir. İptal talebinin temel işlevi, kamu alacağının tahsilini sağlamaktır.
6183 sayılı Kanun m.27’ye göre bağışın iptali hangi şartlarla istenir?
İvazsız tasarrufun iptali için sadece vergi borcunun bulunması yeterli değildir. İlgili maddeler ve Yargıtay uygulaması birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki unsurlar somut olayda ortaya konulmalıdır:
- Takip edilebilir bir kamu alacağı: Alacaklı idare, borcun hukuki dayanağını, hangi döneme ait olduğunu, ne zaman doğduğunu ve takip durumunu göstermelidir.
- Borçlunun tahsil bakımından yetersizliği: Borçlu süresinde mal bildiriminde bulunmamış, malı olmadığını bildirmiş veya bildirilen ve araştırılan mal varlığının borca yetmediği anlaşılmış olmalıdır.
- İptale konu karşılıksız işlem: Gerçek bir bağış, diğer ivazsız tasarruf veya Kanun’un 28. maddesi gereğince bağış sayılan bir işlem bulunmalıdır.
- Zaman ve borcun doğumu bağlantısı: Tasarruf, 27. maddede tanımlanan dönemde ve takip konusu borç doğduktan sonra gerçekleşmiş olmalıdır.
- Davanın süresinde açılması: 26. maddedeki tasarruf tarihinden başlayan beş yıllık hak düşürücü süre geçirilmemelidir.
Vergi dairesi önce borçlunun mal varlığını araştırmalı mı?
Evet. Kamu idaresinin, alacağın borçlunun mevcut mal varlığından tahsil edilememesi veya mal varlığının yetersiz kalması olgusunu somutlaştırması gerekir. Mal bildiriminin verilmemesi 27. maddede belirtilen ihtimallerden biridir; her dosyada ayrıca hapisle tazyik kararı aranmaz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 26.02.2026 tarihli, E.2025/5445, K.2026/1405 sayılı kararında da bu tür davalarda özel hukuk icrasındaki biçimiyle kesin bir aciz belgesinin zorunlu olmadığı, borcun ödenememesi durumunun ortaya konulmasının yeterli olabileceği açıklanmıştır. Bununla birlikte yalnız soyut “tahsil riski” iddiası, mal varlığı araştırmasının yerine geçmez.
Bağış tarihinde vergi borcunun vadesinin gelmiş olması şart mı?
Takip konusu borcun doğumuyla vadesi aynı tarih değildir. Vergiyi doğuran olay, vergi alacağının doğumunu; ödeme süresinin başlangıcı ise 6183 m.27’deki iki yıllık geriye bakışın referansını belirler. Bir tasarrufun ödeme vadesinden önce yapılması tek başına iptal davasını dışlamaz. Ancak daha sonra doğacak ve tasarruf tarihinde henüz mevcut olmayan bir kamu alacağı, sırf ileride tahakkuk ettiği için geçmişteki bağışı kendiliğinden iptale elverişli hâle getirmez.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 25.11.2014 tarihli, E.2013/12308, K.2014/16812 sayılı kararı, vadenin borcun doğduğu tarih gibi kabul edilmesini hatalı bulmuştur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 26.03.2025 tarihli, E.2022/9484, K.2025/5001 sayılı kararı ise somut araç devirlerinin takip konusu borcun doğumundan önce gerçekleştiğinin tespit edilmesi üzerine davanın reddini onamıştır. Bu iki karar birlikte okunduğunda belirleyici inceleme, her alacak kalemi bakımından gerçek doğum ve tasarruf tarihinin ayrı ayrı tespitidir.
Bağışlamada iki yıllık dönem ve beş yıllık dava süresi nasıl hesaplanır?
6183 m.27 uyarınca bağışlamalar, kamu alacağının ödeme süresinin başladığı tarihten geriye doğru iki yıl içinde veya ödeme süresinin başlamasından sonra yapılmışsa maddede öngörülen diğer koşullarla birlikte iptal incelemesine konu olur. İki yıl, “vergi borcunun öğrenildiği tarihten” veya “ödeme emrinin tebliğinden” geriye hesaplanmaz. Her somut kamu alacağı için ilgili ödeme süresinin başlangıcı esas alınır.
Bu iki yıllık süreyle 26. maddedeki beş yıl karıştırılmamalıdır. Beş yıl, tasarrufun yapıldığı tarihten başlayarak iptal davasının açılabileceği hak düşürücü süredir. Borçluya ödeme emri gönderilmesi veya idarenin devri daha sonra öğrenmesi, kanunda özel bir uzama öngörülmediğinden bu başlangıcı kendiliğinden değiştirmez. Üstelik 27. maddenin ödeme süresinin başlangıcından sonraki tasarrufları kapsaması, beş yıllık dava sınırını ortadan kaldırmaz.
| Hukuki kontrol | Başlangıç ve ölçüt | Sonuç |
|---|---|---|
| 27. maddede geriye bakış | Alacağın ödeme süresinin başladığı tarihten önceki iki yıl | Bu aralıktaki ivazsız tasarruf ayrıca incelenir. |
| Ödeme süresi başladıktan sonraki bağış | Ödeme süresinin başlangıcından sonraki tasarruf tarihi | 27. madde kapsamına girebilir; ayrı bir iki yıllık ileriye dönük sınır yoktur. |
| 26. maddede dava açma | Her iptale konu tasarrufun gerçekleştiği tarih | Beş yıl geçtikten sonra 27–30. maddelere dayanılarak dava açılamaz. |
| Takip konusu borcun doğumu | İlgili vergi veya kamu alacağını doğuran olay | Tasarrufun borçtan önce olup olmadığı ayrıca belirlenir. |
Varsayımsal örnek: Vergi borcu 1 Haziran 2024’te doğmuş, bu borç için ödeme süresi 1 Eylül 2024’te başlamış ve borçlu 1 Ağustos 2024’te taşınmazını karşılıksız devretmiş olsun. Devir, ödeme başlangıcından önceki iki yıllık aralık içindedir; borcun doğumundan sonra gerçekleşmiştir. Bununla birlikte idarenin başarıyla iptal isteyebilmesi için tahsil yetersizliğini ve diğer şartları da ortaya koyması, ayrıca tasarruf tarihinden başlayan beş yıllık dava süresine uyması gerekir. Örnek, gerçek bir vergi türünün kanuni vadesini değil, sürelerin ayrımını göstermek için oluşturulmuştur.
Hangi işlemler bağışlama veya ivazsız tasarruf sayılır?
Gerçek bağış ve karşılıksız mal devri
Tapuda bağış yoluyla taşınmaz geçirilmesi, bir araca karşılıksız mülkiyet devri veya borçluya ait bir alacak hakkının bedelsiz temliki, niteliğine göre ivazsız tasarruf oluşturabilir. Hısımlık ilişkisi aranmaz: Borçlunun çocuğuna yaptığı gerçek bağış da üçüncü bir kişiye yaptığı gerçek bağış da 27. madde bakımından aynı temel değerlendirmeye tabidir. Ancak bağış alan kişinin yakınlığı tek başına iptal davasının bütün şartlarını ispatlamaz.
Satış gösterilen işlemde bedelin çok düşük olması: m.28/2
6183 m.28/2, borçlunun devrettiği malın sözleşme tarihindeki değerine göre pek aşağı bir karşılık kabul ettiği sözleşmeleri bağışlama hükmünde tutar. Burada satışın tapuda “satış” olarak yazılması veya sembolik bir bedel gösterilmesi yeterli savunma değildir. Devir tarihindeki gerçek piyasa değeriyle fiilen verilen toplam ekonomik karşılık karşılaştırılır. Kanunda otomatik bir yüzde eşiği öngörülmediğinden, her değer farkı iptal sebebi sayılamaz.
Örneğin ipotek yüküyle devralınan bir taşınmazda, devralanın gerçekten ödediği ve üstlendiği borçlar değerlendirme dışı bırakılamaz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 18.01.2017 tarihli, E.2014/23112, K.2017/216 sayılı kararında, ispatlanan ipotek ödemeleriyle satış bedelinin birlikte değerlendirilmesi sonucu rayiç değere yaklaşan bir devirde 28/2 şartlarının oluşmadığını kabul eden kararı onamıştır. Böylece “tapudaki rakam rayiçten düşük” önermesi ile “gerçek karşılık pek aşağı” tespiti birbirinden ayrılmıştır.
Kaydıhayat şartıyla irat veya intifa hakkı: m.28/3
6183 m.28/3, borçlunun kendisine veya üçüncü kişi lehine kaydıhayat şartıyla irat ya da intifa hakkı kurduğu sözleşmeleri de bağışlama sayılan tasarruflar arasında düzenler. Her intifa hakkı işlemi, hukuki içeriği incelenmeden otomatik olarak bu fıkraya sokulamaz. Hakkın kurulma biçimi, sözleşmedeki karşılık, kaydıhayat şartı ve kamu alacağının tahsiline etkisi araştırılır.
Anne, baba, çocuk ve eşe yapılan satışlar hâlâ otomatik olarak bağış mı sayılıyor?
Hayır. 6183 sayılı Kanun’un 28. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi artık yürürlükte değildir. Bu bent, üçüncü dereceye kadar kan hısımları, eşler ve ikinci dereceye kadar kayın hısımları arasında yapılan bedelli işlemleri, bedelin gerçekten ödenip ödenmediğine bakmadan bağışlama sayıyordu. Anayasa Mahkemesi, 22.06.2023 tarihli E.2022/134, K.2023/116 sayılı kararla bu kesin karineyi iptal etmiştir. Karar 15.09.2023 tarihli ve 32310 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış; iptal hükmü, dokuz aylık ertelemenin sonunda 15.06.2024’te yürürlüğe girmiştir.
Anayasa Mahkemesinin gerekçesi, gerçek bedel ödeyen ve iyi niyetle hareket eden bir kişinin işleminin aksini ispat etmesine hiç olanak tanımayan kesin karinenin mülkiyet hakkı ile hak arama özgürlüğünü ölçüsüz sınırlamasıdır. Bu iptal, aile içi bütün devirlerin korunduğu anlamına gelmez. Gerçek bağış 27. maddeye; rayiç değere göre pek aşağı bedelli satış 28/2’ye; tahsili engelleme amacı ve üçüncü kişinin bilgisi ispatlanan işlemler 30. maddeye dayanılarak incelenmeye devam eder.
Eski tarihli işlemlere ilişkin Yargıtay kararlarında iptal edilmiş 28/1 bendine hâlen atıfla karşılaşılabilir. Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 26.02.2026 tarihli E.2025/5445, K.2026/1405 sayılı kararı 2009 yılında gerçekleştirilen bir işleme ilişkin olarak eski bentten söz etmektedir. Kararın 2026’da verilmiş olması, 15.06.2024 sonrasında eski kesin karinenin yeniden yürürlüğe girdiği anlamını taşımaz. Geçmişte yapılmış işlemler ve derdest davalar bakımından Anayasa Mahkemesi kararlarının zaman yönünden etkisi, dava tarihleri ve kararın kapsamı gözetilerek ayrıca değerlendirilmelidir; iptal edilen hüküm güncel bir norm gibi sunulamaz.
Bedelin ödendiği veya bağışın gerçek olmadığı nasıl ispatlanır?
İspat incelemesi, işlem tarihindeki ekonomik gerçeğe odaklanır. İdare, iptal şartlarını ve ilgili alacağı somut delillerle ileri sürer. İşlemin gerçek bedelli satış olduğunu savunan taraflar ise yaptıkları ödemeyi, bedelin kaynağını ve yüklenilen ekonomik külfetleri belgelemelidir. Özellikle şu kayıtlar belirleyicidir:
- Tapu resmî senedi, noter satış sözleşmesi, araç tescil ve devir belgeleri;
- Devir tarihine esas emsal satışlar, uzman bilirkişi değerlemesi ve taşınmazın o tarihteki takyidatları;
- Banka havalesi, hesap hareketi, kredi kullandırım belgeleri ve ödemenin alıcıdan çıkıp satıcıya ulaştığını gösteren kayıtlar;
- Devralanın üstlendiği ipotek borcu, bankaya fiilen yaptığı ödemeler ve ipoteğin kaldırılmasına ilişkin belgeler;
- Vergi türü, dönemi, vergiyi doğuran olay, tahakkuk, ödeme vadesi, ödeme emri ve takip dosyası kayıtları;
- Borçlunun taşınır, taşınmaz, banka ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarına ilişkin mal varlığı araştırmaları.
Taraflar arasındaki akrabalık, işlemden sonra malı fiilen kimin kullandığı, bedelin borçluya geri dönmesi veya aynı gün yapılan çok sayıda devir tek başlarına her zaman yeterli olmasalar da 30. madde yönünden kötü niyet değerlendirmesinde bir arada önem kazanabilir. Bedelin ödendiğine ilişkin sonradan düzenlenmiş açıklama ile işlem tarihinde mevcut banka kaydı aynı ispat gücüne sahip değildir.
İptal davasını kim açar, hangi mahkeme bakar ve karar ne sonuç doğurur?
6183 m.24 uyarınca davayı alacaklı kamu idaresi açar; uyuşmazlık adli yargıdaki genel mahkemelerde görülür. Kural olarak asliye hukuk mahkemesi görevli olmakla birlikte uyuşmazlığın niteliğine ilişkin özel görev hükümleri ayrıca değerlendirilir. Bu dava, vergi mahkemesinde açılan bir ödeme emri iptal davası değildir. Kamu alacağına ve tahsil işlemlerine ilişkin itirazların kendi yargı yolları bulunmaktadır; konunun genel çerçevesi vergi uyuşmazlıklarında idari ve yargısal çözüm yolları kapsamında ele alınır.
Kanun’un 25. maddesi, iptal talebinin borçluyla hukuki işlem yapan kişilere, bunların mirasçılarına ve kötü niyetli diğer üçüncü kişilere yöneltilebileceğini düzenler. Somut davada borçlunun ve devralanın taraf sıfatları ile sonradan yapılan devirlerin zinciri doğru kurulmalıdır. Dava açılması veya idarenin iptal talebinde bulunması, tek başına tüm mal varlığı üzerinde kendiliğinden haciz oluşturmaz; koruma tedbirleri ayrıca kanuni koşullarına tabidir.
İptal kararı, kamu alacağı ve ferileriyle sınırlı tahsil yetkisi sağlar. Bunun sonucu kural olarak tapunun borçlu adına yeniden tescili değil, tasarrufa konu mala yönelik haciz ve satış yolunun alacaklı idare bakımından açılmasıdır. Devralan kişi malı sonradan elden çıkarmışsa, 31. madde uyarınca belirlenen bedel bakımından sorumluluk gündeme gelir. Bu sonucun üçüncü kişinin alıcı olarak verdiği karşılığı kamu idaresinden doğrudan geri isteyebileceği anlamına gelmediği de aynı maddede açıkça düzenlenmiştir. Genel usulün ayrıntıları amme alacağına karşı tasarrufun iptali davası başlığında ele alınmaktadır.
Bağış iptal edilemiyorsa başka hangi işlemler incelenebilir?
Bir işlem 27. veya 28. madde kapsamında bulunmasa da, kamu alacağının tahsilini imkânsızlaştırma amacıyla yapılmışsa 30. madde bakımından ayrıca incelenebilir. Bu madde, borçlunun malının bulunmaması veya borcuna yetmemesi hâlinde, tahsili engelleme amacıyla yaptığı tek taraflı işlemlerle, bu amacı bilen veya bilmesi gereken kişilerle gerçekleştirdiği işlemleri tarihleri ne olursa olsun hükümsüz sayar. Buradaki “tarihleri ne olursa olsun” ibaresi, 27. maddedeki iki yıllık geriye bakış şartının 30. maddeye taşınmaması anlamına gelir; 26. maddedeki beş yıllık dava açma sınırını kaldırmaz.
Mevcut borç için sonradan rehin verilmesi veya olağan ödeme vasıtası dışındaki ödeme gibi 29. madde düzenlemeleri ile 30. maddeye dayalı amaç ve bilgi araştırması, vergi borcu varken yapılan diğer mal devirleri ve hükümsüz tasarruflar yönünden ayrı değerlendirme gerektirir. Sırf bağışlama şartları gerçekleşmiyor diye her mal devri otomatik olarak hukuka uygun sayılamaz; buna karşılık tek başına vergi borcunun varlığı da 30. madde bakımından kötü niyetin kanıtı değildir.
Şirketin vergi borcu için ortağın ailesine yaptığı bağış takip edilebilir mi?
Şirketin borcu ile gerçek kişi ortak veya yöneticinin kişisel borcu birbirinden ayrılır. Şirket adına doğan her vergi borcu, ortağın şahsi taşınmazından doğrudan tahsil edilemez. Limited şirket ortakları için 6183 m.35 kapsamındaki sermaye payı oranındaki kamu borcu sorumluluğu ve kanuni temsilciler için ilgili normlarda öngörülen şahsi sorumluluk koşulları somut olarak oluşmalıdır. Kamu borcuna muhatap gerçek kişinin kişisel mal devrini 27. maddeye göre incelemek için öncelikle onun hangi sebeple ve hangi tutarda kamu borçlusu sıfatını kazandığı açıklığa kavuşturulur.
Öte yandan borçluya ait başka bir malın kamu alacağı için kanuna uygun teminat olarak gösterilmesi, bağışın sonuçlarıyla aynı işlem değildir. Bir taşınmazın devri sırasında emlak vergisi borcu sorgulaması yapılması da 6183 m.27–28 çerçevesindeki tasarrufun iptali incelemesinin yerine geçmez. Ayrıca ivazsız mal edinmenin 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu bakımından ayrı sonuçları bulunabilir; bağış nedeniyle vergi ödenmesi, bağışın kamu alacaklısına karşı iptal edilemez hâle geldiğini göstermez.
Sık sorulan sorular
Vergi borcu olan kişi evini çocuğuna bağışlayabilir mi?
Özel hukuk yönünden bağış işlemi yapılabilir; ancak borç doğduktan sonra, 27. maddenin aradığı dönemde ve tahsil yetersizliği koşulları altında gerçekleşen bağış kamu idaresinin açacağı iptal davasına konu olabilir. Çocuğa yapılan bağış sırf aile ilişkisi nedeniyle değil, gerçek karşılıksız devir niteliği ve kanuni koşullar nedeniyle incelenir.
Borçlu evini eşine gerçek piyasa bedeliyle satarsa satış iptal edilir mi?
Sırf eşler arasında satış yapılmış olması, 15.06.2024’ten itibaren 6183 m.28/1 uyarınca otomatik bağışlama sonucu doğurmaz. Ancak ödeme gerçekte yapılmamışsa, bedel pek aşağıysa veya tahsili engelleme amacı ve devralanın bilgisi 30. madde koşullarıyla ispatlanmışsa iptal gündeme gelebilir.
Tapu satış bedeli düşük gösterildiyse işlem kesinlikle bağış sayılır mı?
Hayır. 28/2 açısından malın sözleşme tarihindeki gerçek değeri ve fiilen verilen toplam karşılık karşılaştırılır. Banka ödemeleri, üstlenilen ipotek borcu ve ilgili belgeler bu karşılığın tespitinde önemlidir. Kanunda her durumda uygulanabilecek sabit bir oran bulunmaz.
Vergi borcu sonradan kesinleşirse önceki bağış korunur mu?
Tek başına kesinleşme tarihi belirleyici değildir. Önce vergi alacağının doğduğu tarih, sonra ödeme süresi ve tasarruf tarihi saptanır. Bağıştan sonra doğan farklı bir vergi borcu, önceki işlemin iptali için kendiliğinden dayanak oluşturmaz; bağıştan önce doğup daha sonra kesinleşen borçta ise diğer koşullar araştırılır.
İptal davasında beş yıllık süre ne zaman başlar?
6183 m.26 gereğince süre, bağışın veya iptali istenen tasarrufun yapıldığı tarihten başlar. İdarenin bağışı öğrendiği tarih veya ödeme emrinin gönderilmesi genel başlangıç noktası değildir.
Bağış alan kişi iyi niyetli olduğunu ileri sürebilir mi?
İddia, iptal sebebine göre değerlendirilir. Gerçekten ivazsız ve 27. madde kapsamına giren bağışta yalnızca iyi niyet savunması işlemi korumaz. Buna karşılık gerçek bedelli devir ve 30. madde bakımından ödeme, işlemin amacı, bilgi ve hayatın olağan akışı somut delillerle incelenir; iptal edilen eski 28/1 kesin karinesi uygulanamaz.
İptal edilen bağışta taşınmaz otomatik olarak devlete mi geçer?
Hayır. İptal kararı, kamu idaresine alacağını tahsil etmek üzere ilgili mal üzerinde haciz ve satış yetkisi sağlar; genel olarak taşınmazın doğrudan kamu idaresinin mülkiyetine geçmesi sonucunu doğurmaz. Mal elden çıkarılmışsa üçüncü kişi bakımından 31. madde uyarınca bedel sorumluluğu doğabilir.
Sonuç
Vergi borcu varken bağışlama, koşulsuz geçersiz bir işlem değil; kamu alacaklısına karşı iptali istenebilen bir tasarruftur. Karşılıksız devrin niteliği, borcun doğum ve ödeme başlangıç tarihleri, mal varlığı yetersizliği ve beş yıllık hak düşürücü süre birlikte incelenir. 15.06.2024’te yürürlükten kalkmış olan akrabalar arası bedelli devirlere ilişkin kesin bağışlama karinesi kullanılmadan, gerçek bedel, ödeme kayıtları ve varsa tahsili engelleme amacı ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bu unsurlara dayalı bir tasarrufun iptali uyuşmazlığında, dosyanın somut tahsil ve tapu kayıtları üzerinden değerlendirilmesi; gerektiğinde vergi hukuku alanında hukuki destek alınması önem taşır.
Kaynakça
- 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, m.1–3, 24–31, 35, mükerrer 35.
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.13, 35 ve 36.
- Anayasa Mahkemesi, 22.06.2023, E.2022/134, K.2023/116; 15.09.2023 tarihli, 32310 sayılı Resmî Gazete. Kararın resmî metni.
- Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 25.11.2014, E.2013/12308, K.2014/16812.
- Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 18.01.2017, E.2014/23112, K.2017/216.
- Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 26.03.2025, E.2022/9484, K.2025/5001.
- Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 26.02.2026, E.2025/5445, K.2026/1405.
Av. Fatih SEFER