Limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğu kural olarak şirketin borçlusu sıfatıyla değil, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinde düzenlenen özel ve ikinci derece sorumluluk türüdür. Vergi alacağının önce şirketten usulüne uygun biçimde aranması ve tamamen veya kısmen tahsil edilememesi yahut tahsil edilemeyeceğinin somut olarak anlaşılması gerekir. Bu koşul gerçekleştiğinde ortak, ilgili borç ve ortaklık dönemi bakımından sermaye payı oranında kişisel mal varlığıyla takip edilebilir. Şirket müdürünün ortaklardan önce takip edilmesi şart değildir. Pay devri ise geçmiş kamu borçlarına ilişkin sorumluluğu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Bu sonuç, her şirket borcunun doğrudan ortağa yüklenebileceği anlamına gelmez. Alacağın niteliği, vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği dönem, payın kazanılma ve devredilme tarihleri, şirketin mal varlığına ilişkin takip işlemleri ve zamanaşımı ayrı ayrı incelenir. Özellikle sonradan yapılan vergi incelemelerinde, tahakkuk tarihi ile borcun dayandığı olayın tarihini birbirine karıştırmak, yanlış kişinin takip edilmesine yol açabilir.
Limited şirket ortağının sorumluluğunun kanuni dayanağı nedir?
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 573. maddesi uyarınca limited şirketin borçlarından esas olarak şirket tüzel kişiliği sorumludur. Ortakların şirkete karşı sermaye koyma, varsa ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri bulunur. Ancak kamu alacaklarında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesi özel bir istisna getirir: Şirketten tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları nedeniyle ortaklar, sermaye hisseleri oranında doğrudan takip edilir.
Bu düzenleme, kamu borçlarının takip ve tahsiline ilişkin genel çerçevenin bir parçasıdır. Hangi borçların kamu alacağı sayıldığı ve 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilebildiği, amme alacağının kapsamı üzerinden belirlenir. Kanun’un 35. maddesi, anonim şirket pay sahiplerine aynı sıfatla genel bir sorumluluk yükleyen hüküm değildir; bu yönüyle limited şirketlerin özgül düzenlemesidir.
Sorumluluğun iki ayrı boyutu vardır: İdare, kanuni koşullar gerçekleşirse ortağın kişisel mal varlığına başvurabilir; ancak ortak, şirketin bütün borcu için koşulsuz ve diğer ortaklarla sınırsız biçimde sorumlu hale gelmez. Her kişinin pay oranı, sorumlu olduğu dönem ve tahsil edilemeyen borç miktarı ayrıca belirlenir.
Vergi dairesi ortağın şahsi mal varlığına hangi şartlarda başvurabilir?
Ortak hakkında takip başlatılabilmesi için şirketin yalnızca vergi borcunu ödememiş olması yeterli değildir. Asıl borçlu şirket hakkında hukuken geçerli bir takip yapılmış ve şirketten tahsil imkânının bulunmadığı ortaya konulmuş olmalıdır.
- 6183 kapsamındaki bir alacak bulunmalıdır. Vergi, vergi cezası ve bunlara bağlı ferî alacakların hukuki dayanağı ve vadesi tespit edilir. Henüz usulüne uygun biçimde tahakkuk etmemiş veya takip edilebilir hale gelmemiş bir alacak üzerinden ortağa ödeme emri gönderilemez.
- Asıl borçlu şirket hakkındaki işlemler geçerli olmalıdır. Gerekli tarh, tebliğ ve tahakkuk işlemleri ile şirket adına düzenlenen ödeme emrinin usulüne uygun tebliği incelenir. Geçersiz tebligatla kesinleştiği ileri sürülen borç, ortak takibinin dayanağı yapılamaz.
- Tahsil edilememe veya edilemeyeceğinin anlaşılması somutlaştırılmalıdır. Şirketin banka hesapları, taşınmazları, araçları, alacakları ve diğer haczedilebilir varlıkları hakkında yapılan araştırmaların sonucu ortaya konulmalıdır. Araştırmanın kapsamı ve tarihi önemlidir.
- Kişinin sorumluluk ilişkisi ve pay oranı belirlenmelidir. İlgili vergi dönemi, pay edinme veya devir tarihi, sermaye payı ve tarihsel mevzuat birlikte değerlendirilmelidir.
- Ortağa ayrı bir ödeme emri usulüne uygun tebliğ edilmelidir. İdarenin, şirket adına daha önce çıkardığı ödeme emri ortağın şahsına yöneltilmiş bir takip işleminin yerini tutmaz.
“Tahsil edilemeyen” ile “tahsil edilemeyeceği anlaşılan” alacak arasındaki fark
6183 sayılı Kanun’un 3. maddesine göre tahsil edilemeyen alacak, örneğin şirketin haczedilebilir malı bulunmadığı veya haczedilen mallar satıldığı halde bedel borcu karşılamadığı için tahsil edilemeyen alacaktır. Tahsil edilemeyeceği anlaşılan alacak ise, takip sırasında belirlenen mal varlığı değerinin borcu karşılamayacağının ya da iflas masasından tahsil imkânı bulunmadığının ortaya çıkması gibi hallerde söz konusudur. İkinci durumda, sonuç kesin olarak ortaya konulabiliyorsa her malın fiilen satılmasının beklenmesi gerekmez.
Belirleyici olan, idarenin kanaati değil dosyadaki objektif tespitlerdir. Sadece verginin ödenmemesi, şirketin adresinde bulunamaması veya sicilden silinmiş olması, tek başına güncel ve yeterli mal varlığı araştırmasının yerine geçmez. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 05.10.2022 tarihli E.2021/1540, K.2022/1132 sayılı kararında, ortak adına ödeme emirleri tebliğ edildikten sonra şirketin mal varlığının araştırılmış olması hukuka aykırılık nedeni olarak değerlendirilmiştir. Dolayısıyla tahsil imkânsızlığına ilişkin koşul, ortak hakkında takip başlatılmadan önce karşılanmalıdır.
Ortağın sorumluluğu sermaye tutarıyla mı, sermaye payı oranıyla mı sınırlıdır?
1998 yılında değiştirilen 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinde ölçüt, ortağın şirkete koyduğu sermayenin nominal tutarı değil, sermaye hissesi oranıdır. Ortağın sermaye taahhüdünü tamamen ödemiş olması, kamu alacağı bakımından kanuni sorumluluğu sona erdirmez. Buna karşılık şirketteki yüzde 20 pay, tüm şirket borçlarının yüzde 100’ünden tek başına sorumlu olunacağı anlamına da gelmez.
Ortağın ödemekle yükümlü tutulabileceği tutar, ilgili takip yönünden şirketten tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan miktarın, ortağa uygulanacak pay oranıyla çarpılması esasına göre hesaplanır. Vergi aslına bağlı takip edilebilir ferî alacaklar da kapsamda olabilir; aynı borcun şirketten veya sorumlu diğer kişilerden yapılan tahsilatlarla tekrar tahsil edilmesi mümkün değildir.
| Varsayımsal hesap | Tutar |
|---|---|
| Şirketin takip konusu toplam kamu borcu | 1.200.000 TL |
| Şirketten tahsil edilen kısım | 250.000 TL |
| Şirketten tahsil edilemeyen kalan kısım | 950.000 TL |
| İlgili dönem için ortağın sermaye payı | %30 |
| Ortağa yüklenebilecek esas tutar | 285.000 TL |
Örnek yalnızca hesaplama yöntemini gösterir; bütün borç kalemlerinin aynı döneme ait olduğu, kalan tutarın tamamının ilgili ortak yönünden kapsamda bulunduğu ve başka bir takip/tahsil bulunmadığı varsayılmıştır. Payın borcun ilgili olduğu süreçte değişmesi, farklı alacaklar için farklı oranların uygulanmasını gerektirebilir. Ayrıca geçiş hükümleri nedeniyle eski dönemlerdeki sermaye tutarı esaslı rejim ile daha sonraki pay oranı esaslı rejim birbirine karıştırılmamalıdır.
Hangi dönemin ortağı vergi borcundan sorumludur?
Vergi borcunun tahakkuk ettiği tarih tek başına sorumlu ortağı belirlemez. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 19. maddesine göre vergi alacağı vergiyi doğuran olayla doğar; tarh, tebliğ, tahakkuk ve vade ise farklı hukuki aşamalardır. Bu nedenle sorumluluğun tespitinde öncelikle kamu alacağının dayandığı işlem veya fiilin gerçekleştiği zaman incelenir.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 26.02.2025 tarihli E.2023/1709, K.2025/94 sayılı kararında, ortağın payını devrettikten yıllar sonra cezalı verginin tahakkuk etmesi, tek başına önceki ortaklık dönemine ait vergiden kurtulması için yeterli görülmemiştir. Kurul, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesindeki “amme alacağının doğduğu zaman” kavramını vergiyi doğuran olayla ilişkilendirerek ortak olunan döneme ait borçlar yönünden pay oranına dayalı kusursuz sorumluluğu kabul etmiştir.
Fakat vergilendirme döneminin şirket ortaklığıyla çakışması da her borcu otomatik olarak ortağa yüklemek için yeterli değildir. Örneğin bir belge üzerinden alınan damga vergisinde vergiyi doğuran olay, belge düzenlendiği tarihte gerçekleşebilir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 11.03.2026 tarihli E.2025/772, K.2026/109 sayılı kararında, pay devrinden sonra verilen beyannamelerden doğan damga vergileri yönünden eski ortağın sorumlu tutulmaması uygun bulunmuştur.
Eski ortağın ayrılmasından sonra gerçekleşen defter ibraz etmeme fiili
Özellikle vergi incelemesi sonucunda yapılan cezalı tarhiyatlarda tarh sebebinin hangi tarihte oluştuğu da araştırılmalıdır. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 22.10.2025 tarihli E.2025/489, K.2025/861 sayılı kararına konu uyuşmazlıkta, ortağın ayrılmasından sonra şirket defter ve belgelerinin ibraz edilmemesi nedeniyle geçmiş döneme ilişkin katma değer vergisi indiriminin tevsik edilememesi söz konusudur. Kurulun bozmasına uyularak verilen ve onanan karar, ortaklıktan sonra gerçekleşen bu ibraz etmeme fiilinin doğurduğu cezalı tarhiyatın eski ortağa sırf vergilendirme döneminde pay sahibi olması nedeniyle yüklenemeyeceğini kabul etmiştir.
Bu karar, eski ortağın bütün geçmiş vergi borçlarından bağışık olduğu anlamına gelmez. İhlal veya tarh sebebi daha ortak olduğu dönemde gerçekleşmişse sonuç farklıdır. Esas ayrım, vergiyi doğuran olay, vergi türüne özgü yükümlülük, tarh sebebi ve ortaklık tarihinin birlikte incelenmesidir.
Pay devri vergi borcu sorumluluğunu sona erdirir mi?
Hayır. Pay devri, devir öncesine ilişkin kamu borçlarından otomatik kurtuluş sağlamaz. 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesine 5766 sayılı Kanun ile eklenen fıkralar, payı devreden ve devralanın devir öncesi kamu alacakları yönünden, kanuni pay oranı çerçevesinde müteselsil sorumluluğunu; kamu alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği tarihlerde farklı pay sahipleri bulunması halindeki sorumluluğu düzenler. Bu müteselsillik, her ortağın şirketin bütün borcundan pay oranı gözetilmeksizin sorumlu olduğu biçiminde yorumlanamaz.
Pay devrinin ticaret hukuku bakımından geçerliliği de ayrıca belirlenir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 595. maddesi kural olarak yazılı ve noter onaylı devir işlemi ile şirket sözleşmesinde aksi öngörülmedikçe genel kurul onayını arar; 598. madde pay geçişinin ticaret siciline bildirilmesini düzenler. Sicil kaydı, devir sözleşmesi ve genel kurul kararı birlikte incelenmeden yalnız bir belgenin tarihinden hareketle kesin sonuca varılamaz. Ayrıntılı değerlendirme, pay devrinde devreden ve devralanın vergi borcu sorumluluğu başlığının konusudur.
6 Haziran 2008’den önceki borç ve devirler neden ayrıca incelenir?
5766 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle getirilen müteselsil sorumluluk hükümleri 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Aynı Kanun’un yeni hükümleri henüz tahsil edilmemiş eski alacaklara da uygulamayı öngören geçici 1. maddesi, Anayasa Mahkemesinin 28.04.2011 tarihli E.2009/39, K.2011/68 sayılı kararıyla hukuk güvenliği ve geriye yürümezlik gerekçesiyle iptal edilmiştir. Bu nedenle 2008 öncesinde gerçekleşen olaylara daha sonra getirilen yeni sorumluluk kuralları geriye yürütülemez.
Ancak bu iptal, eski dönemde ortak olan kişinin eski kanun uyarınca zaten mevcut olan sorumluluğunu da silmez. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 02.10.2024 tarihli E.2023/231, K.2024/855 sayılı kararında, 2008 öncesinde ortaklıktan ayrılan kişinin o tarihteki 35. maddeye göre ortaklık dönemine ait borçlardan sorumluluğunun sırf pay devriyle ortadan kalkmadığı kabul edilmiştir. Önceki döneme ilişkin aksi yöndeki daire kararları bulunsa da bu güncel Kurul yaklaşımı esas alınmalı; eski borçlar yönünden yalnız 2008 değişikliğine dayanılmamalıdır.
Önce şirket müdürü mü, şirket ortağı mı takip edilir?
Şirket tüzel kişiliği öncelikle takip edilir; şirketten tahsil edilemeyen borçta müdür ile ortak arasında zorunlu bir öncelik sırası yoktur. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 11.12.2018 tarihli E.2013/1, K.2018/1 sayılı kararı bu uyuşmazlığı kesin biçimde gidermiştir. İdare, şirketten tahsil imkânsızlığını ortaya koyduktan sonra kanuni temsilcinin takibini sonuçlandırmadan da ortağa başvurabilir.
| Özellik | Şirket ortağı | Kanuni temsilci/şirket müdürü |
|---|---|---|
| Temel dayanak | 6183 sayılı Kanun m.35 | Vergi ve bağlı alacaklar yönünden VUK m.10; uygulanabilir diğer kamu alacaklarında 6183 mükerrer m.35 |
| Sorumluluk ölçüsü | İlgili sermaye payı oranı | İlgili kanuni koşullarla, pay oranından bağımsız sorumluluk |
| Kusur/ödev ihlali | Ortak sıfatına bağlı özel, kusursuz sorumluluk | Uygulanacak kanuna göre temsil görevi ve ödevlerin yerine getirilmemesi değerlendirilir |
| Takip koşulu | Önce şirketten tahsil edilememe veya edilemeyeceğinin anlaşılması | İlgili hükmün öngördüğü şirketten tahsil koşulu ve temsil sıfatı |
Aynı kişinin hem ortak hem müdür olması halinde iki ayrı hukuki sıfatın doğurduğu sorumluluklar birbirine karıştırılamaz; takip işleminin hangi sıfatla düzenlendiği belirleyicidir. Kanuni temsilcinin şahsi kamu borcu sorumluluğu ile müdür ve yönetim organı üyelerinin konumu bu ayrımın devamıdır. Kanuni temsilcinin vergisel ödevleri yönünden ayrıca VUK m.10 uygulanır.
Hangi borçlar ortağın sorumluluğuna girer?
6183 sayılı Kanun’un 1–3. maddeleri kapsamındaki takip edilebilir kamu alacakları esas alınır. Şirketin kurumlar vergisi, katma değer vergisi, stopaj veya özel tüketim vergisi gibi borçları; şartları varsa bunlara bağlı gecikme faizi, gecikme zammı ve vergi cezaları bu kapsamda değerlendirilebilir. Verginin türü, borcun hangi nedenle doğduğu ve kanunen takip edilebilir hale gelip gelmediği ayrı ayrı kontrol edilir. Kurumlar vergisi mükellefi şirketin vergilendirilmesi ile ortağın tahsil sorumluluğu farklı hukuki ilişkilerdir.
Şirketin banka kredisi, satıcıya ticari borcu veya özel hukuk sözleşmesinden doğan her yükümlülüğü 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamında ortağa yüklenemez. Sosyal güvenlik primleri gibi özel kanunlarla tahsil rejimi düzenlenen alacaklarda ise ilgili özel kanunun sorumluluğa etkisi ayrıca incelenir; vergi borcu için yapılan açıklama özel düzenlemelerin yerine geçmez.
Şirketin tasfiyesi, birleşmesi veya ortağın ölümü sonucu değiştirir mi?
Şirketin tasfiye edilmesi ya da ticaret sicilinden silinmesi, ortak açısından kendiliğinden borçtan kurtuluş oluşturmaz. Fakat idarenin hangi döneme ait alacağı hangi tüzel kişiliğe veya sorumluya yöneltebileceği, tasfiye işlemleri ve varsa tasfiye sonrası özel tarhiyat hükümleriyle birlikte değerlendirilir. Tasfiye memurlarının ve şirketin tasfiye halindeki kamu borcu sorumluluğu bu yönüyle ayrı inceleme gerektirir.
Birleşme, devir, bölünme ve tür değiştirmede 6183 sayılı Kanun’un 36. maddesindeki halefiyet hükümleri devreye girer. Bu işlemlerin birleşme ve tür değişikliği nedeniyle kamu borcuna etkisi, sıradan bir limited şirket pay devrinden farklıdır. Ortağın ölümü halinde ise mirasın reddi, tereke ve mirasçı sorumluluğu bakımından 6183 sayılı Kanun’un 7. maddesi ve ilgili vergi usulü hükümleri dikkate alınır; ölen kişinin kamu borçlarından mirasçıların sorumluluğu ayrı şartlara bağlıdır.
Ortağa gönderilen ödeme emrine karşı nasıl dava açılır?
Şirket ortağı sıfatıyla tebliğ edilen ödeme emrine karşı kural olarak tebliği izleyen günden itibaren 15 gün içinde vergi mahkemesinde dava açılır. Bu özel süre 6183 sayılı Kanun’un 58. maddesine dayanır; genel vergi davası için öngörülen 30 günlük süre uygulanmaz. Yetkili mahkeme, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 37/c maddesi uyarınca ödeme emrini düzenleyen tahsil dairesinin bulunduğu yerdeki vergi mahkemesidir.
6183 sayılı Kanun’un 58. maddesinde yer alan “böyle bir borcu olmadığı, kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı” sebepleri, ödeme emrinin hukuka uygunluk denetiminin esasını oluşturur. Ortak yönünden sorumluluk sıfatının bulunmaması, sorumluluk payının yanlış hesaplanması, şirket hakkında geçerli takip yapılmaması ve tahsil imkânsızlığının ortaya konulmaması, ortak bakımından böyle bir borcun bulunmadığı iddiasının somut hukuki nedenleridir. Bunlar, kesinleşmiş verginin matrahını ödeme emri aşamasında baştan tartışmaya açma hakkıyla aynı şey değildir.
Şirket adına düzenlenen ödeme emrinin hukuken geçerli olup olmadığı, ortağa yöneltilen takibin ön şartı bakımından incelenebilir. Buna karşılık daha önce kesinleşmiş vergilendirme işleminin esasına ilişkin itirazların hangi aşamada ileri sürülebileceği ayrı bir konudur. Vergi dairesinin ödeme emrinin unsurları ve tebliği ile ödeme emrinin iptali davasının özel usulü bu ayrıntıları düzenler.
Dava açılması haciz ve tahsilatı kendiliğinden durdurur mu?
Hayır. İYUK m.27/4 gereğince tahsil işlemlerine karşı açılan davalar tahsilatı otomatik olarak durdurmaz. Ortak adına düzenlenen ödeme emrinin iptali istenirken gerekli şartlar açıklanarak yürütmenin durdurulması da talep edilmelidir. Mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı bulunmadıkça idarenin haciz veya teminatla güvence altına alma gibi takip tedbirleri değerlendirmesi mümkündür; her tedbir kendi kanuni şartlarına tabidir.
Tahsil zamanaşımı ortağın takibinde nasıl değerlendirilir?
6183 sayılı Kanun’un 102. maddesi uyarınca genel tahsil zamanaşımı, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yılın başından itibaren beş yıldır; özel ceza zamanaşımı hükümleri saklıdır. Ancak ödeme emri tebliği, haciz, ödeme ve Kanun’un 103. maddesinde sayılan diğer işlemler zamanaşımını kesebilir; 104. maddede durma halleri düzenlenir. Dolayısıyla yalnız vade ile ortak adına ödeme emri arasındaki takvim yılı farkına bakılarak zamanaşımı kararı verilemez. Beş yıllık tahsil zamanaşımı ve kesilme halleri ilgili dosyanın işlem tarihleriyle hesaplanmalıdır.
Ödeme emri dosyasında hangi belgeler incelenmelidir?
Davada sonucu belirleyen belge çoğu kez şirketin borcu kadar, şirkete karşı takip ve mal varlığı araştırmasının ne zaman ve nasıl yapıldığını gösteren kayıttır. Aşağıdaki belge grupları birlikte değerlendirilmelidir:
| Belge veya kayıt | İspatladığı temel mesele |
|---|---|
| Vergi/ceza ihbarnamesi, tahakkuk fişi, borç dökümü | Alacağın türü, dönemi, tutarı ve takip edilebilirliği |
| Şirket adına düzenlenen ödeme emirleri ve tebliğ alındıları | Asıl borçlu hakkında geçerli takip yapılıp yapılmadığı |
| Banka, tapu, araç, haciz ve diğer mal varlığı araştırmaları | Şirketten tahsil edilememe koşulunun varlığı ve tarihi |
| Ticaret sicili kayıtları, pay defteri, noter devir sözleşmesi, genel kurul kararı | Ortaklık ve pay devri tarihi ile sermaye oranı |
| Vergi inceleme raporu, defter isteme ve tebliğ belgeleri | Vergiyi doğuran olayın ve tarh sebebinin gerçekleştiği dönem |
| Tahsilat ve haciz kayıtları, zamanaşımını etkileyen işlemler | Kalan borç ve zamanaşımı savunmasının doğruluğu |
Vergi uyuşmazlığında idari başvuru ile yargısal yolun birbirinden ayrılması, özellikle tahsil işlemlerinde süre kaybını önler. Bu konuda vergi uyuşmazlıklarının idari ve yargısal çözüm yolları da dikkate alınmalıdır.
Sık sorulan sorular
Limited şirket ortağı, şirketin bütün vergi borcunu ödemek zorunda mı?
Hayır. 6183 sayılı Kanun m.35 uyarınca sorumluluk, ilgili kamu alacağı ve dönem bakımından şirketten tahsil edilemeyen kısım ile sermaye payı oranına bağlıdır. Birden fazla ortağın sorumluluğu ve devirden doğan müteselsillik ayrıca hesaplanır.
Sermaye borcunu tamamen ödeyen ortak yine de sorumlu olur mu?
Evet. Sermaye taahhüdünün şirkete ödenmiş olması, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinden kaynaklanan bağımsız kamu alacağı sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Şirket müdürü takip edilmeden ortağa ödeme emri gönderilebilir mi?
Evet. Önce şirketten tahsil edilememe veya edilemeyeceğinin anlaşılması şarttır; fakat kanuni temsilciyi ortağın önünde takip etme zorunluluğu yoktur. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun E.2013/1, K.2018/1 sayılı kararı bu konuda bağlayıcı içtihat ayrılığını gidermiştir.
Hisselerini devreden ortak eski vergi borçlarından kurtulur mu?
Kural olarak hayır. Devir öncesi borçlar için 6183 m.35’teki sorumluluk ile müteselsil sorumluluk hükümleri incelenir. 06.06.2008 öncesi olaylarda yeni fıkraların geriye yürütülmemesi, önceki kanundan doğan sorumluluğun ise ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Vergi incelemesi pay devrinden sonra yapılmışsa eski ortak sorumlu olur mu?
İnceleme tarihi tek başına belirleyici değildir. Vergiyi doğuran olayın, tarh sebebinin ve varsa ihlalin ne zaman gerçekleştiğine bakılır. Salt pay devrinden sonra inceleme yapılması sorumluluğu kaldırmadığı gibi, ortaklıktan sonra gerçekleşen defter ibraz etmeme fiilinden doğan her tarhiyatın geçmiş ortağa yüklenmesi de hukuka uygun değildir.
Ödeme emrine karşı dava açma süresi kaç gündür?
Ödeme emrinin usulüne uygun tebliğini izleyen günden itibaren 15 gündür. Süre hesabında usul hükümleri ve son günün tatil gününe rastlaması gibi durumlar ayrıca dikkate alınır. Dava açılması tahsil işlemlerini kendiliğinden durdurmadığı için yürütmenin durdurulması istemi de değerlendirilmelidir.
Vergi borcu zamanaşımına uğramışsa ortak takip edilir mi?
Tahsil zamanaşımına uğramış bir alacak için ödeme emrine karşı zamanaşımı savunması ileri sürülebilir. Ancak süre; vade yılı, kesilme ve durma nedenleri ile özel kanun hükümleri dikkate alınarak hesaplanmalıdır.
Sonuç: Limited şirket ortağı bakımından takip sırası ve sorumluluk sınırı
Limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğunda doğru sıra; alacağın hukuki dayanağının ve döneminin belirlenmesi, şirket hakkında geçerli takip yapılması, tahsil imkânsızlığının ortaya konulması ve ortağa ait pay oranına göre şahsi takip gerçekleştirilmesidir. Müdürün öncelikle takip edilmesi aranmaz. Pay devri sorumluluğu otomatik silmez; ancak devir tarihi, 2008 öncesi mevzuat, vergiyi doğuran olay ve sonradan oluşan tarh sebebi birlikte değerlendirilir.
Somut bir ödeme emrinde ortaklık sıfatı, borç kalemi veya mal varlığı araştırması tartışmalıysa, 15 günlük dava süresi içinde dosyanın belgeler üzerinden incelenmesi gerekir. Bu tür takip ve dava işlemleri, vergi hukuku alanındaki avukatlık hizmetinin somut uyuşmazlık konularındandır.
Kaynakça
- 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, m.1–3, 7, 35, mükerrer 35, 36, 54–55, 58, 102–104.
- 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, m.8, 10, 19–22 ve tebligat hükümleri.
- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, m.7, 27/4, 37/c; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m.573, 595 ve 598.
- Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, 11.12.2018, E.2013/1, K.2018/1 ( 20.06.2019 tarihli, 30807 sayılı Resmî Gazete).
- Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 05.10.2022, E.2021/1540, K.2022/1132
- Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 02.10.2024, E.2023/231, K.2024/855
- Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 26.02.2025, E.2023/1709, K.2025/94 (Danıştay resmî karar PDF’si).
- Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 22.10.2025, E.2025/489, K.2025/861
- Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 11.03.2026, E.2025/772, K.2026/109
- Anayasa Mahkemesi, 28.04.2011, E.2009/39, K.2011/68; 5766 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin iptali (Anayasa Mahkemesi kararlar dergisi; RG 15.10.2011/28085).
Yazar: Av. Fatih SEFER