Tutuklu ve Hükümlüye Tebligat: Ceza İnfaz Kurumunda Tebliğ

Tutuklu ve hükümlüye tebligat, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca, kişinin bulunduğu ceza infaz kurumunun müdürü veya müdürün bulunmaması hâlinde kurumu idare eden memur aracılığıyla gerçekleştirilir. Kurum müdürünün görevi tebligatı muhatap adına kabul etmek değil, tebliğin ilgili kişiye yapılmasını sağlamaktır. Bu nedenle evrakın yalnızca cezaevi personeline teslim edilmesi, muhataba usulüne uygun tebligat yapıldığını göstermez. Tebliğ işleminin muhataba ulaştırılması ve belgelendirilmesi gerekir. Ceza muhakemesine ilişkin kararların tebliğinde ise Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 35/3. maddesi gereğince kararın serbest olmayan kişiye okunup anlatılması zorunludur.

Ceza infaz kurumundaki muhatabın tutuklu veya hükümlü olması, tebligatın yapıldığı tarihte hangi kurumda bulunduğu, kendisine kanuni temsilci atanıp atanmadığı ve bildirimin ceza yargılaması, hukuk davası veya icra takibiyle ilgili olması uygulanacak usulü etkiler. Özellikle nakil ve tahliye tarihleri, tebliğ belgesindeki imzalar, gerekçeli kararın okunup anlatıldığına ilişkin kayıtlar ve kanun yoluna başvuru imkânlarının bildirilmesi, tebligatın geçerliliğinin değerlendirilmesinde belirleyicidir.

Tutuklu ve Hükümlüye Tebligatın Hukuki Dayanağı

Ceza infaz kurumunda bulunan kişilere tebligat yapılmasının temel dayanağı, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun (TK) 19. maddesidir. Bu hüküm, tutukluluk veya hükümlülük nedeniyle kurumun denetimi altında bulunan muhataba bildirim yapılmasını özel bir usule bağlar.

7201 sayılı Tebligat Kanunu m. 19 — Mevkuf ve mahkümlara tebligat:

“Mevkuf ve mahkümlara ait tebliğlerin yapılmasını, bunların bulunduğu müessese müdür veya memuru temin eder.”

Kanun hükmü, tebligatın cezaevi müdürüne yapılacağını değil, müdür veya yetkili memur tarafından tebliğ işleminin temin edileceğini düzenlemektedir. Aradaki fark, tebligatın muhataba ne zaman yapılmış sayılacağı bakımından önemlidir.

Uygulama Yönetmeliği m. 28 ne düzenler?

25 Ocak 2012 tarihli Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 28. maddesi, Kanun’daki özel usulü dört fıkrada açıklar:

Uygulama Yönetmeliği m. 28 — Tutuklu ve hükümlülere tebligat:

“(1) Tutuklu ve hükümlülere tebligat yapılmasını, bu kişilerin bulunduğu kurum müdürü, müdür yoksa orayı idare eden memur temin eder.

(2) Bir yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı ceza ile mahkûm olup kendilerine kanuni temsilci atanmış olanlara ait tebligat, 19 uncu maddeye göre yapılır.

(3) Tutuklu ve hükümlüye tebligat yapılamazsa tebliğ mazbatasına müdür veya memur tarafından belirtilen sebep şerh verilir.

(4) Tutuklu veya hükümlünün hastanede bulunması halinde dahi tebligat, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre yapılır.”

Yönetmeliğin 28/2. maddesinde geçen “19 uncu maddeye göre” ifadesi, Tebligat Kanunu’nun 19. maddesine değil, Uygulama Yönetmeliği’nin kanuni temsilciye tebligatı düzenleyen 19. maddesine yapılan atıftır. Bu nedenle kanuni temsilcisi bulunan hükümlüler bakımından öncelikle temsilciye tebligat gerekip gerekmediği değerlendirilir.

Ceza infaz kurumlarındaki bu özel düzenleme, tebligat hukukunun muhatabı bilgilendirme ve tebliği belgelendirme ilkelerinin özgürlüğü kısıtlanmış kişiler yönünden uygulanmasını sağlar. Kurum yönetiminin aracı kılınması, muhatabın hukuki işlemlerden haberdar olmasını güvence altına almaya yöneliktir.

Tutuklu ile Hükümlü Arasında Tebligat Farkı Var mı?

TK m. 19 bakımından tutuklu ile hükümlü arasında tebliği temin edecek makam yönünden fark yoktur. Her iki durumda da ceza infaz kurumunun müdürü veya müdürün bulunmaması hâlinde kurumu idare eden memur, tebligatın yapılmasını sağlar.

Ancak iki statünün hukuki niteliği farklıdır:

  • Tutuklu: Hakkında uygulanan tutuklama koruma tedbiri nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişidir. Başka bir dosyadan kesinleşmiş mahkûmiyeti bulunmadıkça yalnızca tutukluluk nedeniyle kısıtlı sayılmaz.
  • Hükümlü: Hakkındaki kesinleşmiş mahkûmiyetin infazı kapsamında ceza infaz kurumunda bulunan kişidir. Hükümlülük, somut şartlara göre vesayet veya kayyımlık meselesini gündeme getirebilir.

Bu ayrım özellikle hukuk davalarında, icra takiplerinde ve kanuni temsilciye yapılacak bildirimlerde önem kazanır. Hükümlüye vasi atanmışsa doğrudan kendisine tebligat yapılması her durumda yeterli olmayabilir. Buna karşılık tutuklunun kişisel olarak bilgilendirilmesi gereken bir işlemde, yalnızca cezaevi müdürünün evrakı alması geçerli tebligat için yeterli değildir.

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 16.06.2025 tarihli, E. 2023/23195, K. 2025/6648 sayılı kararında, ceza infaz kurumunda bulunan kişiye yapılan bildirimin değerlendirilmesinde TK m. 19, Uygulama Yönetmeliği m. 28 ve CMK m. 35/3 birlikte ele alınmıştır. Karar, cezaevindeki muhatabın bulunduğu yerin ve kararın kendisine usulüne uygun bildirilmesinin önemini göstermektedir.

Cezaevi Müdürü ve İnfaz Koruma Memurunun Görevi

Ceza infaz kurumunda yapılacak tebligatın idari organizasyonu kurum müdürünün sorumluluğundadır. Müdürün bulunmaması hâlinde bu görev kurumu fiilen idare eden yetkili memur tarafından yerine getirilir.

Kurumun tebligata ilişkin görevi üç aşamada değerlendirilmelidir:

  1. Evrakın alınması ve muhatabın belirlenmesi: Kuruma ulaşan tebliğ evrakının hangi tutuklu veya hükümlüye ait olduğu tespit edilir. Muhatabın kurumda bulunup bulunmadığı kontrol edilir.
  2. Tebliğin gerçekleştirilmesi: Evrakın muhataba ulaştırılması sağlanır. Kararın niteliği gerektiriyorsa okunup anlatılma gibi özel işlemler yerine getirilir.
  3. İşlemin belgelendirilmesi: Tebliğ tarihi, muhatabın kimliği, teslim veya bildirim işlemi ve varsa tebligatın yapılamama sebebi tutanak veya tebliğ mazbatasına kaydedilerek ilgili mercie bildirilir.

İnfaz koruma memuru tebligat yapabilir mi?

İnfaz ve koruma memuru, kurum yönetiminin görevlendirmesi kapsamında tebliğ evrakının muhataba ulaştırılması ve tebliğin belgelenmesi işlemlerinde görev alabilir. Ancak sırf kurumda görevli olması, kendisini muhatap yerine tebligatı kabul edebilecek kişi hâline getirmez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.03.2009 tarihli, E. 2008/1484, K. 2009/3717 sayılı kararında, cezaevindeki davalıya gönderilen duruşma günü tebligatının evrak memuru imzasına yapılması yeterli görülmemiştir. Kararda, tutuklu ve hükümlülere ait tebliğin kurum müdürü veya memuru aracılığıyla bizzat muhataba yapılması gerektiği açıklanmıştır.

Dolayısıyla evrakın kurum evrak servisine teslim edildiğini gösteren posta kaydı ile muhatabın tebliği aldığını gösteren kurum içi kayıt farklı belgelerdir. Tebliğ işleminin tamamlanıp tamamlanmadığı, yalnız ilk teslim belgesinden hareketle belirlenemez.

Cezaevi müdürüne yapılan teslim neden yeterli değildir?

TK m. 19, kurum müdürünü muhatabın yerine geçen bir tebellüğ mercii olarak düzenlememiştir. Bu yönüyle otel ve hastane gibi yerlerde yöneticinin belirli şartlarla evrakı teslim alması hakkındaki TK m. 18 uygulamasından ayrılır.

Benzer şekilde askerî birliklerde üst veya nöbetçi amiri aracılığıyla yürütülen tebliğ işlemlerinin şartları da TK m. 14–15 kapsamında ayrıca düzenlenmiştir. Bu özel rejimlerdeki teslim yetkileri ceza infaz kurumuna kendiliğinden uygulanamaz.

Cezaevinde Tebligat Ne Zaman Yapılmış Sayılır?

Cezaevinde tebliğ tarihi, kural olarak evrakın kurum müdürlüğüne ulaştığı tarih değil, ilgili mevzuata uygun tebliğ işleminin muhatap yönünden tamamlandığı tarihtir. Tebligatın yapıldığı gün, tebliğ-tebellüğ belgesi ve varsa özel usul tutanağı üzerinden belirlenir.

Örneğin mahkeme kararı 4 Kasım’da cezaevi evrak servisine ulaşmış, ancak hükümlüye 6 Kasım’da usulüne uygun şekilde tebliğ edilmişse, yalnızca ilk teslim tarihine dayanılarak tebliğin 4 Kasım’da tamamlandığı kabul edilemez. Ceza mahkemesi kararı bakımından okunup anlatılma şartı da varsa bu işlemin yerine getirilip getirilmediği ayrıca incelenir.

Tebliğ tarihinin belirlenmesinde şu ayrımlar korunmalıdır:

  • Evrakın mahkeme veya icra dairesi tarafından gönderildiği tarih, tebliğ tarihi değildir.
  • Posta görevlisinin evrakı kurum idaresine teslim ettiği tarih, tek başına muhataba tebliğ tarihi olarak kabul edilemez.
  • Muhataba yapılan usulüne uygun tebliğin belgelendiği tarih, ilgili bildirim bakımından esas alınır.
  • Kanun yolu veya itiraz süresinin başlangıcı ayrıca ilgili usul kanununa göre belirlenir.

Ceza yargılamasında kararın açıklanması, gerekçeli kararın tebliği ve kanun yolu süresinin başlangıcı her durumda aynı hukuki olayı ifade etmez. Bu nedenle özellikle gerekçeli kararın tebliğinin kesinleşme ve kanun yolu sürelerine etkisi değerlendirilirken karar tarihiyle tebliğ tarihinin karıştırılmaması gerekir.

Tebliğ Mazbatası ve Belgelendirme Şartları

Ceza infaz kurumunda tebligatın yapıldığına ilişkin kayıt, tebliğin kime, hangi tarihte ve hangi işlemle gerçekleştirildiğini denetlenebilir biçimde ortaya koymalıdır.

TK m. 23 ve Uygulama Yönetmeliği’nin ilgili hükümleri uyarınca tebliğ belgesinde, işlemin türüne uygun şekilde, tebliğ edilen evrakın konusu, muhatap, tebliğin yapıldığı yer ve tarih, tebliği gerçekleştiren görevli ile teslim veya tebellüğ durumuna ilişkin bilgiler bulunmalıdır.

Ceza mahkemesi kararının bildirildiği hâllerde yalnızca “evrak teslim edildi” şeklindeki standart bir kayıt yeterli olmayabilir. CMK m. 35/3 uygulanıyorsa kararın okunup anlatıldığının da belgelenmesi gerekir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 04.04.2024 tarihli, E. 2022/566, K. 2024/3074 sayılı kararında, cezaevinde bulunan sanığa verilen kararın okunup anlatılmamış olması ve kanun yoluna başvuru imkânının usulüne uygun bildirilmemesi üzerinde durulmuştur. Daire, somut olayda tebligatı usulsüz kabul ederek istinaf başvurusunun süre aşımı nedeniyle reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşmıştır.

Bu nedenle tebliğ belgesi incelenirken evrakın yalnızca cezaevi idaresine mi ulaştığı, yoksa muhataba kanunun aradığı şekilde tebliğ mi edildiği açıkça ayrıştırılmalıdır.

Tutuklu veya Hükümlü Tebligatı Almaktan Kaçınırsa Ne Olur?

Tutuklu veya hükümlünün tebellüğden kaçınması, kurum müdürüne yapılan teslimin kendiliğinden muhataba yapılmış tebligat sayılmasını sağlamaz. Tebellüğden kaçınmanın gerçekleştiği koşullar ve izlenen işlem usulüne uygun şekilde belgelenmelidir.

Uygulama Yönetmeliği m. 28/3, tutuklu veya hükümlüye tebligat yapılamaması durumunda sebebin müdür veya memur tarafından tebliğ mazbatasına şerh edilmesini öngörmektedir. Bu sebeple kişinin evrakı almaktan veya imzalamaktan kaçınması durumunda olayın nasıl gerçekleştiği, işlemin tarihi ve tebliğin neden tamamlanamadığı açıkça kaydedilmelidir.

Burada üç ihtimal birbirinden ayrılmalıdır:

  • Muhatabın evrakı almayı reddetmesi: Ret olgusu belgelenir. Tebligatın hukuken tamamlanıp tamamlanmadığı, uygulanabilir tebligat hükümleri ve somut işlem kayıtları çerçevesinde değerlendirilir.
  • Muhatabın evrakı alıp imzalamayı reddetmesi: Evrakın fiilen alındığı ve imzadan kaçınıldığı iddiaları ayrı ayrı tutanağa geçirilmelidir. Yalnız imzanın bulunmaması, işlemin bütün yönleriyle incelenmesini gereksiz kılmaz.
  • Muhataba ulaşılamaması: Duruşmada bulunma, kurum içi sevk, sağlık durumu veya başka bir engel sebebiyle bildirim yapılamamışsa bu neden açıkça belirtilir.

Ceza infaz kurumuna özgü özel usul göz ardı edilerek, sırf muhatap tebellüğden kaçındığı için kurum müdürü veya herhangi bir personel muhatabın yerine geçirilip tebligat tamamlanmış kabul edilemez. Aynı şekilde cezaevindeki muhatap için TK m. 21’deki konut kapısına ihbarname yapıştırma uygulamasının kendiliğinden kullanılabileceği varsayılamaz.

Uyuşmazlıkta belirleyici olan, tebligatın reddedilmesine ilişkin kayıtla birlikte kanunun aradığı geçerli tebliğ işleminin tamamlanıp tamamlanmadığıdır.

Ceza Mahkemesi Kararlarının Okunup Anlatılması Zorunluluğu

Ceza infaz kurumunda bulunan kişiye mahkeme kararı tebliğ edilirken TK m. 19’un yanı sıra CMK m. 35/3 uygulanır. Bu hüküm, serbest olmayan veya tutuklu kişiye tebliğ edilen kararın kendisine okunup anlatılmasını emreder.

CMK m. 35/3:

“İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar, kendisine okunup anlatılır.”

Bu düzenleme, fiziksel özgürlüğü kısıtlanan kişinin kararın içeriğini öğrenebilmesi ve kanun yoluna başvuru hakkını etkili biçimde kullanabilmesi için öngörülmüş özel bir güvencedir.

Yalnızca karar örneğinin teslim edilmesi, okunup anlatılma zorunluluğunun yerine getirildiğini göstermez. İşlemin gerçekleştirildiğine ilişkin bilgi tebliğ belgesinde veya ilgili tutanakta denetlenebilir biçimde yer almalıdır.

Kararın muhataba teslim edilmesi yeterli midir?

CMK m. 35/3 kapsamındaki bir kararda yalnızca fiziksel teslim yeterli değildir. Kararın kendisine okunup anlatılması da gerekir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin E. 2022/566, K. 2024/3074 sayılı kararına konu olayda, başka bir suçtan ceza infaz kurumunda bulunan sanığa yapılan karar tebliğinin okunup anlatılma şartını karşılamadığı belirlenmiş ve bu eksiklik kanun yolu başvurusunun süresi bakımından değerlendirilmiştir.

Aynı yönde, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 16.06.2025 tarihli, E. 2023/23195, K. 2025/6648 sayılı kararı da ceza infaz kurumunda yapılan tebligatın CMK m. 35/3 bakımından değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Duruşmada kararın açıklanması okunup anlatılma şartını kaldırır mı?

Kararın duruşmada açıklanması ile sonradan gerçekleştirilen tebligat ayrı usul işlemleridir. CMK m. 35/1, hazır bulunan ilgiliye kararın açıklanmasını; m. 35/2, belirli kararların hazır bulunmayan ilgilisine tebliğini; m. 35/3 ise serbest olmayan kişiye tebliğ edilen kararın okunup anlatılmasını düzenler.

Dolayısıyla tebliği gereken bir kararın daha önce duruşmada açıklanmış olması, sonradan yapılan tebligatın CMK m. 35/3’e uygun şekilde gerçekleştirilmesi zorunluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte somut olayda kararın ilgilinin yüzüne karşı açıklanıp açıklanmadığı ve hangi işlemin kanun yolu süresini başlattığı, uygulanabilir usul hükümleri dikkate alınarak belirlenmelidir.

Sanığa, müdafiine ve diğer ilgililere yapılacak ceza yargılaması tebligatlarının kapsamı, ceza muhakemesinde kararların açıklanması ve tebliği kurallarıyla birlikte değerlendirilir.

Cezaevinden İstinaf ve Temyiz Başvurusu Nasıl Yapılır?

Ceza infaz kurumunda bulunan kişinin adliyeye bizzat gitme imkânının sınırlı olması, kanun yoluna başvurma hakkını ortadan kaldırmaz. CMK m. 263, tutuklu bulunan şüpheli veya sanığa bulunduğu kurum aracılığıyla başvuru yapabilme imkânı tanır.

CMK m. 263/1:

“Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık, zabıt kâtibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabilir.”

CMK m. 263 kapsamındaki başvuruda, kanun yolu talebi kurum müdürüne iletildiğinde veya kanunun öngördüğü şekilde zabıt kâtibine bildirildiğinde ilgili kayıt ve tutanak işlemleri gerçekleştirilir. Kurum müdürü, tutanak ve dilekçenin gecikmeksizin ilgili mahkemeye gönderilmesini sağlar.

CMK m. 263/4 uyarınca, ikinci fıkrada belirtilen işlemin yapılmasıyla kanun yolu süresi kesilmiş sayılır. Bu nedenle cezaevi aracılığıyla sunulan dilekçenin mahkemeye daha sonra ulaşması, kanunun aradığı başvuru işlemi zamanında tamamlanmışsa başvurunun sırf bu sebeple geç sayılmasını gerektirmez.

Kanun yoluna başvuru şeklinin bildirilmesi zorunlu mudur?

CMK m. 34/2 uyarınca hâkim ve mahkeme kararlarında başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir. Ceza infaz kurumunda bulunan muhatap bakımından kurum aracılığıyla başvuru yapabilme imkânının gerektiği şekilde açıklanması, başvuru hakkının etkili kullanılması açısından önem taşır.

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 04.04.2024 tarihli, E. 2022/566, K. 2024/3074 sayılı kararında, kararın okunup anlatılmaması yanında ceza infaz kurumu aracılığıyla kanun yoluna başvuru imkânının bildirilmemesi de ele alınmıştır. Somut olayda sanığın istinaf başvurusunun süresinde kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Ceza davasında istinaf süresi ne zaman başlar?

CMK m. 273/1’in 7499 sayılı Kanun’la değişen düzenlemesine göre istinaf istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde yapılır. Tutuklu sanık bakımından CMK m. 263 hükmü saklıdır.

Bu değişiklik 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, değişiklik öncesinde verilen kararlar bakımından 7499 sayılı Kanun’un geçiş hükümlerinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Temyiz ve diğer kanun yolları yönünden kendi özel hükümleri uygulanır; her başvuru için aynı sürenin geçerli olduğu varsayılamaz.

Cezaevinden yapılan başvurunun süresi değerlendirilirken kararın geçerli biçimde tebliğ edildiği gün, uygulanacak kanun yolu süresi ve başvurunun kurum kayıtlarına girdiği tarih birlikte incelenmelidir.

Nakil, Tahliye ve Kurum Değişikliğinde Tebligat

TK m. 19 bakımından tebliği temin edecek kurum, muhatabın tebligat işlemi sırasında fiilen bulunduğu ceza infaz kurumudur. Evrakın hazırlanması veya postaya verilmesi sırasında kayıtlı olan kurumun, tebliğin yapılacağı tarihte değişmiş olması mümkündür.

Başka cezaevine nakledilen kişiye nasıl tebligat yapılır?

Muhatap başka bir ceza infaz kurumuna nakledilmişse tebligatın güncel kuruma yöneltilmesi gerekir. Eski kurumun yalnızca evrakı teslim alması, artık o kurumda bulunmayan kişiye tebligat yapıldığı anlamına gelmez.

Örneğin tutuklu A ceza infaz kurumundan B ceza infaz kurumuna nakledilmişse, A kurumuna gelen tebligatın B kurumunda bulunan muhataba ulaştırılmasının sağlanması gerekir. Nakil bilgisi öğrenildiğinde tebligatı çıkaran merci güncel kurum bilgisini belirleyerek işlemi buna göre yürütmelidir.

Dosyada usulsüzlük iddiası bulunduğunda kişinin hangi tarihler arasında hangi kurumda tutulduğu, ceza infaz kurumu kayıtları ve ilgili adli kayıtlar üzerinden araştırılmalıdır.

Tahliye edilmiş kişiye eski cezaevinde tebligat geçerli midir?

Tahliye edilmiş kişinin ceza infaz kurumuyla tebliğe ilişkin kurumsal bağı sona erdiğinden, sonradan eski kuruma yapılan teslim TK m. 19 kapsamında muhataba yapılmış tebligat olarak kabul edilemez.

Tahliye sonrasında tebligatın kişinin güncel hukuki durumuna uygun yöntemle yapılması gerekir. Olağan adres tebligatında bilinen son adres ve gerektiğinde adres kayıt sistemi hükümleri gündeme gelir. Bununla birlikte somut olayda özel bir kanuni tebligat düzenlemesi varsa önce o hüküm uygulanmalıdır.

Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 19.02.2024 tarihli, E. 2023/7156, K. 2024/1769 sayılı kararında, sanığın ceza infaz kurumunda bulunduğu tarihte MERNİS adresinde yeğenine yapılan karar tebliği usulsüz sayılmıştır. Daire, buna dayanılarak kararın kesinleşmiş kabul edilmesini hukuka uygun bulmamıştır.

Karar, kişinin fiilî özgürlük durumunun araştırılmadan yalnız nüfus adresine tebligat çıkarılmasının savunma ve kanun yoluna başvuru hakkı üzerinde doğurabileceği sonuçları göstermektedir.

Vasi veya Kayyım Atanmış Hükümlüye Tebligat Kime Yapılır?

Hükümlüye vasi veya kayyım atanmış olması, tebligatın muhatabını ve hangi işlemlerin kanuni temsilciye yöneltileceğini etkileyebilir. Bu hususta TK m. 11, Uygulama Yönetmeliği m. 19 ve 28 ile Türk Medeni Kanunu’nun vesayet hükümleri birlikte değerlendirilmelidir.

Her hükümlü otomatik olarak kısıtlı değildir. Özellikle TMK m. 407’nin 2024 yılında değişmesi, eski tarihli içtihatlarda yer alan bir yıl veya daha fazla hapis cezasına bağlı zorunlu kısıtlılık değerlendirmelerinin güncel olaylara doğrudan uygulanmasını engeller.

2024 değişikliğinden sonra hükümlülük nedeniyle kısıtlılık

7499 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen TMK m. 407’ye göre:

  • Kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin kişi, isteği üzerine kısıtlanabilir veya kendisine kayyım atanabilir. Kanun, isteği üzerine kısıtlanmayı veya kayyım atanmasını öngörür.
  • Toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla kurumda bulunan ergin kişi, kendi isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülürse kısıtlanabilir.
  • Cezayı yerine getirmekle görevli makam infaza başlandığını derhâl vesayet makamına bildirir. Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinler.

Dolayısıyla yalnızca bir yıl veya daha fazla hapis cezası alınmış olması, kişinin kendiliğinden kısıtlı sayılması ve bütün tebligatların zorunlu olarak vasiye gönderilmesi sonucunu doğurmaz.

Uygulama Yönetmeliği m. 28/2’de hâlen bulunan “bir yıl veya daha fazla” ifadesi, değişen TMK m. 407 ile birlikte yorumlanmalıdır. Yönetmelik hükmü, kanunda artık bulunmayan otomatik kısıtlılık sonucunu yeniden doğuramaz.

Atanmış vasi veya kayyım varsa hangi adres kullanılır?

Somut olayda kanuni temsilci atanmışsa temsil kararının kapsamı incelenir. TK m. 11/3 ve Uygulama Yönetmeliği m. 19 uyarınca kanuni temsilcisi bulunan kişiye yapılacak tebligat, kanunen kişinin bizzat kendisine yapılması gerekmiyorsa temsilciye yöneltilir.

Vasi, temsil yetkisinin kapsamı içinde kısıtlının hukuki işlemlerinde kanuni temsilci sıfatıyla hareket eder. Kayyımın yetkisi ise atama kararının kapsamına göre belirlenir. Bu nedenle her kayyım atamasının kişiye ilişkin bütün tebligatları kayyıma yönelteceği kabul edilemez.

Mahkeme veya icra dairesi, kararın tebliğ edilmesi gereken kişinin kısıtlı olup olmadığını ve geçerli bir temsil kararının bulunup bulunmadığını araştırmalıdır. Kanuni temsilciye yöneltilmesi gereken tebligatın sırf hükümlü cezaevinde bulunduğu için doğrudan kendisine gönderilmesi yeterli olmayabilir.

Özellikle veli, vasi ve kayyımın temsil yetkisinin tebligata etkisi, temsilin doğduğu tarih ve yetki kapsamı üzerinden belirlenir.

Ceza muhakemesinde sanığın bizzat bilgilendirilmesi gereken kararlar bakımından ise CMK’nın özel hükümleri saklıdır. Vesayet hükümlerinin varlığı, ceza muhakemesinde kişisel bildirim veya savunma güvencelerini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Avukatı Bulunan Tutuklu veya Hükümlüye Tebligat

Vekille takip edilen işlerde genel kural, TK m. 11/1 gereğince tebligatın vekile yapılmasıdır. Muhatabın ceza infaz kurumunda bulunması, bu kuralı kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Örneğin avukat aracılığıyla takip edilen bir hukuk davasında, dosyada geçerli temsil yetkisi bulunan avukatın varlığı dikkate alınmadan bütün kararların doğrudan cezaevindeki tarafa tebliğ edilmesi, vekile tebligat hükümlerine aykırılık oluşturabilir.

Bununla birlikte ceza muhakemesinde özel ayrım yapılmalıdır. TK m. 11/1, ceza muhakemesindeki kararların sanıklara tebliğine ilişkin özel hükümleri saklı tutmuştur. Bu nedenle müdafiin bulunması, CMK uyarınca sanığa şahsen bildirilmesi gereken bir kararın sanığa bildirilmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Ceza davasındaki sanık-müdafi ilişkisi ile hukuk davasındaki müvekkil-vekil ilişkisi her yönüyle aynı değildir. Hangi kararın sanığa, hangisinin müdafiine ve hangi durumlarda her ikisine bildirilmesi gerektiği, ceza muhakemesinin özel hükümlerine ve ilgili içtihada göre değerlendirilmelidir.

Bu ayrımda vekille takip edilen işlerde tebligatın muhatabı ve temsilin sona ermesinin etkileri genel çerçeveyi oluştururken ceza yargılamasındaki özel bildirim yükümlülükleri ayrıca uygulanır.

İcra Takibinde Tutuklu veya Hükümlü Borçluya Tebligat

Ceza infaz kurumunda bulunan borçlu aleyhine başlatılan icra takiplerinde TK m. 19’un yanında 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 54. maddesi de önem taşır.

İİK m. 54, temsilcisi olmayan tutuklu veya hükümlü aleyhine takipte, temsilci tayini vesayet makamına ait olmadıkça icra memurunun borçluya temsilci tayin etmesi için uygun bir süre vermesini düzenler.

İİK m. 54 — Tutukluluk ve hükümlülük hâlinde:

“Mümessili olmıyan bir tutuklu veya hükümlü aleyhine takipte, mümessil tayini vesayet makamına ait olmadıkça, icra memuru bir mümessil tayin etmesi için kendisine münasip bir mühlet verir ve takibi bu sürenin bitmesine bırakır. Bu mühlet içinde temsilci tayin edip icra dairesine bildirmiyen tutuklu veya hükümlü hakkında takibe devam olunur.

Mal kaçırılması ihtimali olan hallerde bu mühlet içinde de haciz yapılabilir.”

Bu hüküm bakımından temsilci tayiniyle ilgili sürecin işletilmesi, ödeme emrinin geçerli biçimde tebliğ edilmesinden ayrı bir hukuki şarttır.

Temsilcisi olmayan borçlu için nasıl işlem yapılır?

İcra müdürlüğü, borçlunun ceza infaz kurumunda bulunduğunu tespit ettiğinde öncelikle geçerli bir temsilcisinin bulunup bulunmadığını değerlendirir. Temsilci tayini vesayet makamına ait değilse İİK m. 54 uyarınca uygun süre verilir. Süre içinde temsilci tayin edilip icra dairesine bildirilirse takip ve tebligat işlemleri bu duruma göre yürütülür.

İİK m. 54’ün şartları çerçevesinde verilen süre içinde temsilci bildirilmezse takip devam edebilir. Ancak takibin devam edebilmesi, sonraki ödeme emri veya diğer evrakın TK m. 19’a aykırı biçimde tebliğ edilmesine izin vermez.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 06.06.2012 tarihli, E. 2012/4794, K. 2012/19491 sayılı kararında, temsilci tayini için öngörülen prosedür yerine getirilmeden tutuklu veya hükümlü hakkında icra işlemlerine devam edilmesinin hukuki sonuçları incelenmiştir. Kararda, İİK m. 54’ün emredici niteliği ve bu kurala aykırılığın icra şikâyeti bakımından etkisi üzerinde durulmuştur.

Bu nedenle cezaevindeki borçlu hakkında icra dosyası incelenirken yalnız tebliğ mazbatasının şekli değil, temsilci tayinine ilişkin kanuni sürecin işletilip işletilmediği de araştırılmalıdır.

İİK m. 54’e aykırı takipte şikâyet süresi

İİK m. 54’e ilişkin emredici prosedürün hiç uygulanmaması, sıradan tebligat usulsüzlüğünden farklı bir hukuki değerlendirme gerektirebilir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin E. 2012/4794, K. 2012/19491 sayılı kararında, temsilci tayini usulüne uyulmadan gerçekleştirilen işlemlere ilişkin şikâyetin İİK m. 16/2 kapsamında süreye tabi olmadığı kabul edilmiştir.

Bununla birlikte bütün tebligat hatalarının süresiz şikâyete tabi olduğu sonucuna ulaşılamaz. Şikâyet konusu işlemin niteliği, kamu düzenine etkisi, öğrenme tarihi ve ilgili icra hukuku hükümleri somut dosyada ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Tebligat Yapılamadı Şerhi ve Sonraki İşlemler

Uygulama Yönetmeliği m. 28/3 uyarınca, tutuklu veya hükümlüye tebligat yapılamıyorsa sebep tebliğ mazbatasına kaydedilir.

Örneğin muhatabın başka bir ceza infaz kurumuna nakledildiğinin bildirilmesi, tahliye edilmiş olması veya geçici bir engel nedeniyle tebliğin gerçekleştirilememesi hâlinde ilgili durum açıklanmalıdır.

“Tebligat yapılamadı” kaydı, tek başına tebligatın tamamlandığını ya da tebliğ tarihinin oluştuğunu göstermez. İşlemin neden yapılamadığına göre izlenecek yol belirlenir.

  • Nakil gerçekleşmişse: Güncel ceza infaz kurumu tespit edilerek evrakın doğru kuruma yönlendirilmesi sağlanır.
  • Tahliye gerçekleşmişse: Muhatabın güncel hukuki durumuna uygun tebligat usulü uygulanır.
  • Geçici engel varsa: Engel ve mevcut kurum kayıtları değerlendirilerek usulüne uygun tebliğin tamamlanması sağlanır.
  • Kanuni temsilci sorunu varsa: Temsil yetkisi ve gerekiyorsa vesayet işlemleri açıklığa kavuşturulur.

Dosyada geçerli tebligat bulunmadan kanun yolu süresinin dolduğu veya ilgili kararın kesinleştiği yönünde işlem yapılması, savunma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkı bakımından önemli sonuçlar doğurabilir.

Hastane, Denetimli Serbestlik ve Yurt Dışı Durumları

Cezaevindeki tutuklu veya hükümlü hastaneye sevk edilmişse

Uygulama Yönetmeliği m. 28/4, tutuklu veya hükümlünün hastanede bulunması hâlinde de aynı maddenin önceki fıkralarının uygulanacağını açıkça düzenler.

Dolayısıyla kişinin sağlık hizmeti nedeniyle geçici olarak hastaneye sevk edilmesi, kendiliğinden TK m. 18’deki hastane idarecisine tebligat usulünün uygulanacağı anlamına gelmez.

Bu durumda kişinin ceza infaz kurumu statüsünün devam edip etmediği ve tebliğin kurum yönetimi aracılığıyla nasıl gerçekleştirileceği değerlendirilmelidir. Sağlık durumu sebebiyle tebligat yapılamamışsa bu engel belgelendirilir.

Denetimli serbestlikteki hükümlüye tebligat nasıl yapılır?

Denetimli serbestlik tedbiri altında cezasının infazı kurum dışında sürdürülen kişi, yalnızca hükümlü sıfatını taşıdığı için TK m. 19’daki kurum müdürü aracılığıyla tebligat usulüne tabi tutulmaz.

Kişi fiilen ceza infaz kurumunda bulunmuyorsa, tebliğ edilecek işlemin niteliğine göre genel adres tebligatı veya varsa özel kanuni tebligat hükümleri uygulanır.

Bununla birlikte denetimli serbestlik mevzuatının çağrı, bildirim ve yükümlülüklerin yerine getirilmesine ilişkin özel düzenlemeleri ayrıca incelenmelidir. Her denetimli serbestlik bildiriminin yalnız TK m. 10–21 hükümleri üzerinden değerlendirilebileceği varsayılamaz.

Yurt dışındaki cezaevinde bulunan Türk vatandaşına tebligat

Yabancı bir devletin ceza infaz kurumunda bulunan kişiye Türkiye’deki bir cezaevi müdürlüğü aracılığıyla TK m. 19 kapsamında tebligat yapılamaz. Yurt dışındaki kişinin bulunduğu ülke, vatandaşlığı ve tebliğ edilecek evrakın niteliği dikkate alınarak ilgili milletlerarası sözleşmeler ile TK m. 25 ve 25/a hükümleri değerlendirilir.

Türkiye’deki eski ikametgâh adresine tebligat yapılmış olması, muhatabın yurt dışında cezaevinde bulunduğunun bilindiği veya bu durumun dosyadan anlaşıldığı hâllerde tebliğin usulüne uygun olduğu sonucunu kendiliğinden doğurmaz.

Uluslararası tebligatlarda uygulanacak kanal, yabancı devletin hukukuna ve ilgili sözleşmelere göre belirlenmelidir.

Cezaevindeki Kişiye Usulsüz Tebligatın Hukuki Sonuçları

Ceza infaz kurumunda bulunan kişiye yapılan tebligatta TK m. 19, Uygulama Yönetmeliği m. 28 veya uygulanabilir ceza muhakemesi hükümlerine aykırılık bulunması, tebliğin geçerliliğinin ve buna bağlanan hukuki sonuçların yeniden değerlendirilmesini gerektirir.

Usulsüzlüğün en sık karşılaşılan görünümleri şunlardır:

  • Evrakın yalnız kurum evrak personeline teslim edilmesi ve muhataba tebliğ edildiğinin belgelenmemesi.
  • Muhatabın ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada sivil adresine tebligat çıkarılması.
  • Başka kuruma nakledilen kişiye eski kurum üzerinden tebliğ yapılmış kabul edilmesi.
  • CMK m. 35/3 kapsamında kararın okunup anlatılmaması.
  • Kanun yolu, süresi, mercii veya başvuru şekliyle ilgili zorunlu bilgilerin eksik olması.
  • Kanuni temsilciye yapılması gereken bildirimin yetkisiz kişiye yöneltilmesi.
  • İcra takibinde İİK m. 54 kapsamındaki temsilci tayini prosedürünün uygulanmaması.

Usulsüz tebligat kararın kesinleşmesini engeller mi?

Kararın kesinleşmesi için gerekli tebliğ usulüne uyulmamışsa, hukuken başlaması gereken kanun yolu süresinin geçerli biçimde başlayıp başlamadığı tartışma konusu olur. Usulsüz tebliğe dayanılarak kesinleşme şerhi düzenlenmiş olması, tebliğ eksikliğini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 19.02.2024 tarihli, E. 2023/7156, K. 2024/1769 sayılı kararında, sanık ceza infaz kurumunda bulunduğu hâlde MERNİS adresinde yakınına yapılan tebligat usulsüz kabul edilmiş ve buna bağlı kanun yolu süresine ilişkin değerlendirme düzeltilmiştir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin E. 2022/566, K. 2024/3074 sayılı kararında ise cezaevindeki sanığa kararın okunup anlatılmaması nedeniyle geçerli karar tebliğinin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

Bununla birlikte her usulsüz tebligatın sonucu bütün yargı kollarında aynı değildir. TK m. 32’de düzenlenen öğrenmeyle geçerlilik, ceza muhakemesindeki özel tebliğ şartları, icra hukukundaki başvuru süreleri ve somut olayda hangi hakkın kullanıldığı birlikte ele alınmalıdır.

Bu çerçevede usulsüz tebligatta öğrenme tarihi ve tebliğin hukuki sonuçları değerlendirilirken, ceza infaz kurumunda bildirimin kişiye ulaşıp ulaşmadığına ilişkin belgeler belirleyici deliller arasında yer alır.

Usulsüz tebligata karşı hangi belgeler incelenmelidir?

Ceza infaz kurumunda yapılan tebliğe itiraz edilirken tebliğ mazbatası ile kurum kayıtlarının karşılaştırılması gerekir. Özellikle tebliğ tarihindeki tutukluluk veya hükümlülük durumunu gösteren kayıtlar, nakil ve tahliye belgeleri, kurumun tebliğ-tebellüğ tutanağı, gerekçeli kararın okunup anlatıldığına ilişkin şerh ve varsa vasi veya kayyım atama kararı birlikte değerlendirilmelidir.

Kanun yolu süresinin yanlış hesaplandığı ileri sürülüyorsa, kararın niteliği ve geçerli tebliğ tarihi belirlendikten sonra ilgili usul kanunundaki başvuru yolu kullanılmalıdır. Gerektiğinde kesinleşme kaydının düzeltilmesi, kanun yolu başvurusunun süresinde kabul edilmesi veya icra işlemine karşı şikâyet talep edilebilir.

Sık Sorulan Sorular

Cezaevindeki kişiye tebligat kime yapılır?

Tebligatın yapılmasını ceza infaz kurumunun müdürü, müdür yoksa kurumu idare eden memur temin eder. Kanunen kanuni temsilciye tebliğ gereken hâller saklı kalmak üzere, kişiye yapılması gereken tebligatın yalnız kurum personeline bırakılması yeterli değildir.

Tutuklu ve hükümlüye tebligat aynı şekilde mi yapılır?

TK m. 19 bakımından aynı özel usul uygulanır. Ancak hükümlüye vasi veya kayyım atanmış olması, tebliğ edilecek işlemin niteliğine göre muhatabın belirlenmesini etkileyebilir.

Cezaevindeki kişiye tebliğ tarihi hangi gündür?

Kural olarak muhataba usulüne uygun tebliğ işleminin tamamlandığı gündür. Evrakın cezaevi idaresine ulaştığı tarih, tek başına muhataba tebliğ tarihi değildir.

İnfaz koruma memuruna yapılan teslim geçerli tebligat mıdır?

Tek başına yeterli değildir. İnfaz koruma memurunun kurum yönetimi adına yürüttüğü işlem sonucunda tebligatın muhataba yapıldığının usulüne uygun şekilde belgelenmesi gerekir.

Tutuklu tebligatı imzalamazsa ne olur?

İmzadan kaçınma ve evrakı almaktan kaçınma durumları ayrı ayrı değerlendirilir. Tebligat gerçekleştirilemiyorsa Yönetmelik m. 28/3 uyarınca sebep mazbataya şerh edilir. Tebliğin tamamlanıp tamamlanmadığı somut işlem ve uygulanabilir hükümler uyarınca belirlenir.

Cezaevinde gerekçeli kararın okunması zorunlu mudur?

CMK m. 35/3 kapsamında serbest olmayan veya tutuklu kişiye tebliğ edilen kararın kendisine okunup anlatılması zorunludur. Bunun yapıldığı tebligat kayıtlarından anlaşılmalıdır.

Cezaevindeki kişi istinaf dilekçesini kurum müdürüne verebilir mi?

CMK m. 263 kapsamındaki tutuklu şüpheli veya sanık, kanun yolu başvurusunu kurum müdürüne beyanda bulunarak veya dilekçe vererek gerçekleştirebilir. Kanunun öngördüğü kayıt ve tutanak işlemlerinin yapılmasıyla süre bakımından hukuki sonuç doğar.

Başka cezaevine nakledilmiş kişiye eski kurumda tebligat yapılabilir mi?

Muhatap artık eski kurumda bulunmuyorsa eski kurumun evrakı alması tek başına geçerli tebligat sayılmaz. Güncel ceza infaz kurumu tespit edilerek tebliğin muhataba ulaştırılması gerekir.

Cezaevinden tahliye olan kişiye tebligat nasıl yapılır?

Tahliyeden sonra kural olarak kişinin güncel durumuna uygun genel veya özel tebligat usulü uygulanır. Eski cezaevi müdürlüğüne yapılan teslim, tek başına muhataba geçerli tebliğ oluşturmaz.

Bir yıl hapis cezası alan kişiye otomatik vasi atanır mı?

Hayır. TMK m. 407’nin 2024 yılında değişen düzenlemesi kapsamında bir yıl veya daha fazla hapis cezası otomatik kısıtlılık sebebi değildir. İstek üzerine kısıtlama veya kayyım atanması ile beş yıl ve üzeri kesinleşmiş hapis cezalarına ilişkin koruma amaçlı kısıtlama şartları ayrıca değerlendirilir.

Vasi atanmış hükümlüye tebligat doğrudan cezaevine yapılabilir mi?

Kanuni temsilciye tebligat yapılması gereken işlerde temsilcinin yetkisi dikkate alınır. Ancak ceza muhakemesinde sanığın şahsen bilgilendirilmesini gerektiren özel hükümler saklıdır.

Cezaevindeki hükümlüye icra takibi başlatılabilir mi?

Evet. Ancak temsilcisi olmayan tutuklu veya hükümlü aleyhine takipte İİK m. 54’teki temsilci tayini usulü ve TK m. 19’daki tebligat şartları dikkate alınmalıdır.

Denetimli serbestlikteki hükümlüye cezaevi müdürü aracılığıyla mı tebligat yapılır?

Kişi ceza infaz kurumu dışında bulunuyorsa yalnız hükümlü olması sebebiyle TK m. 19 uygulanmaz. İlgili bildirimin niteliğine göre genel tebligat usulleri ve denetimli serbestliğe ilişkin özel hükümler değerlendirilir.

Cezaevindeki kişiye usulsüz tebligat yapılırsa ne olur?

Tebligatın geçerliliği, tebliğ tarihi ve varsa başlamış kabul edilen kanun yolu süresi yeniden değerlendirilir. Somut dosyada usulsüz tebliğe dayalı kesinleşme, kanun yolu başvurusunun reddi veya icra işlemi hukuki denetime konu edilebilir.

Sonuç

Tutuklu ve hükümlüye tebligatta temel kural, bildirim işleminin ceza infaz kurumu müdürü veya yetkili memuru tarafından temin edilmesi ve hukuken muhatabın kendisine yapılması gereken tebliğin usulüne uygun biçimde gerçekleştirilmesidir. Cezaevi personelinin evrakı teslim alması ile muhatabın geçerli şekilde tebellüğ etmesi aynı işlem değildir.

Ceza mahkemesi kararlarının tebliğinde CMK m. 35/3’teki okunup anlatılma zorunluluğu, kanun yoluna başvuru şeklinin bildirilmesi ve geçerli tebliğ tarihinin belirlenmesi ayrıca önem taşır. Hukuk davalarında kanuni temsilci veya vekilin bulunması, icra takiplerinde ise İİK m. 54’ün temsilci tayinine ilişkin hükümleri uygulanacak tebligat usulünü etkileyebilir.

Bu nedenle ceza infaz kurumundaki kişiye yapılan bildirimin geçerliliği değerlendirilirken kişinin tutukluluk veya hükümlülük statüsü, tebliğ tarihindeki bulunduğu kurum, temsil yetkisi, tebliğ mazbatası, kurum içi bildirim tutanakları ve ilgili usul kanunundaki özel hükümler birlikte incelenmelidir. Geçerli tebligat bulunmadan kanun yolu süresinin dolduğu veya kararın kesinleştiği kabul edilmesi, somut olayın koşullarına göre hukuki dinlenilme ve savunma hakkının ihlali sonucunu doğurabilir.

Yazar Avukat Fatih SEFER