Ölen kişiye tebligat, muhatap tebliğ işlemi gerçekleştirilmeden önce vefat etmişse, mirasçılar bakımından kural olarak geçerli bir tebliğin sonuçlarını doğurmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 28. maddesine göre kişilik ölümle sona erdiğinden, vefat eden kişinin adresine, aynı konutta oturan yakınına veya önceki vekiline yapılan bildirimin hukuki sonuçları ölüm tarihine ve işlemin niteliğine göre değerlendirilir. Miras yoluyla devam edebilen bir davada veya icra takibinde, mirasçıların yahut yetkili tereke temsilcisinin usulüne uygun biçimde sürece katılması gerekir. Bununla birlikte, ölüm dava veya takip başlamadan önce gerçekleşmişse taraf ehliyeti; başladıktan sonra gerçekleşmişse yargılamanın veya takibin devamı bakımından farklı kurallar uygulanır.
Bu ayrım özellikle ödeme emrinin kesinleşmesi, gerekçeli kararın tebliği, istinaf ve temyiz sürelerinin başlaması ile mirasçıların borçlardan sorumluluğu bakımından önemlidir. Ölen kişinin adına çıkarılan evrakın bir yakını tarafından teslim alınması, mirasçılar adına gerekli taraf teşkili ve tebligat işlemlerinin kendiliğinden tamamlandığı anlamına gelmez.
Ölen Kişiye Tebligatın Hukuki Dayanağı
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nda ölüm hâlinde bütün sonuçları tek başına düzenleyen özel bir madde bulunmamaktadır. Bu nedenle mesele, kişinin hak ehliyetini, mirasçıların hukuki durumunu ve dava veya takipte taraf değişikliğini düzenleyen hükümlerle birlikte çözümlenir. Tebligat hukukunun genel sistemi içinde tebliğ işleminin geçerliliği, yalnız evrakın bir adrese ulaştırılmasına değil, bildirimin hukuken doğru muhataba yöneltilmesine de bağlıdır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 28:
“Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer.”
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 599/1:
“Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar.”
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 50:
“(1) Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir.”
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 55:
“(1) Taraflardan birinin ölümü hâlinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir. Bununla beraber hâkim, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebilir.”
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 53:
Terekenin borçları nedeniyle ölüm günüyle birlikte üç günlük erteleme öngörülür. Miras henüz kabul veya reddedilmemişse kanuni süreler de dikkate alınır. Takip sırasında borçlunun ölmesi hâlinde, maddede belirtilen koşullarla takibin terekeye veya mirasçılara karşı sürdürülmesi mümkündür.
Bu düzenlemelerin ortak sonucu şudur: Ölüm, ölen kişinin taraf ehliyetini sona erdirir; ancak miras yoluyla intikal edebilen hak ve borçlar her durumda ortadan kalkmaz. Hukuki ilişkinin mirasçılara geçmesi ile mirasçılara usulüne uygun bildirim yapılması birbirinden farklı işlemlerdir.
Ölüm Tarihi Tebligatın Geçerliliğini Nasıl Etkiler?
Ölüm nedeniyle ortaya çıkan usul sorununu çözebilmek için öncelikle dört tarih belirlenmelidir: gerçek ölüm tarihi, dava veya icra takibinin başlama tarihi, tebliğ işleminin gerçekleştiği tarih ve ilgili işlemin mirasçılara yöneltildiği tarih.
| Olay | Hukuki değerlendirme |
|---|---|
| Muhatap tebligattan önce ölmüşse | Ölen kişi adına yapılan işlem mirasçılar yönünden doğrudan tebliğ sonucu doğurmaz. Doğru muhatap ve temsil ilişkisi belirlenmelidir. |
| Tebligat usulüne uygun tamamlandıktan sonra muhatap ölmüşse | Ölüm, daha önce tamamlanan tebliği kendiliğinden geçersiz kılmaz. Sonraki işlemler için ölümün usulî sonuçları değerlendirilir. |
| Dava açılmadan önce davalı ölmüşse | Taraf ehliyeti eksikliği gündeme gelir. HMK m. 124 kapsamında kabul edilebilir yanılgı nedeniyle taraf değişikliği olanağı ayrıca incelenir. |
| Dava veya icra takibi başladıktan sonra ölüm gerçekleşmişse | Miras yoluyla devam edebilen işlemlerde mirasçılar veya yetkili tereke temsilcisi üzerinden usulî devamlılık sağlanır. |
Ölüm tarihi hangi belgelerle belirlenir?
Ölüm tarihinin belirlenmesinde nüfus kayıtları ve gerektiğinde ölüm belgesi esas alınır. Mirasçılık belgesi ise mirasçılık sıfatının ve payların belirlenmesi bakımından önem taşır. Tebliğ mazbatası, posta dağıtım kaydı veya elektronik tebligat delil kayıtları tebliğ işleminin zamanını gösterir; bunların nüfus kaydıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Örneğin tebligat evrakının 5 Haziran’da hazırlanması, muhatabın 7 Haziran’da ölmesi ve evrakın 9 Haziran’da eşine teslim edilmesi durumunda, belirleyici olan yalnız evrakın düzenlenme tarihi değildir. Tebliğ işlemi ölümden sonra gerçekleştirildiğinden, ölen kişi adına yapılan teslimin mirasçılar bakımından hukuki sonuç doğurup doğurmadığı değerlendirilmelidir.
Ölü Adına Çıkarılan Tebligat Geçerli midir?
Ölümden sonra ölen kişinin kendi adına gerçekleştirilen tebliğ işlemi, mirasçıların hukuken muhatap olması gereken bir davada veya takipte onların tebligat yükümlülüğünü karşılamaz. Tebligat Kanunu’nun 16. maddesinde düzenlenen aynı konutta oturan kişiye teslim usulü de bu sonucu değiştirmez. Çünkü bu hüküm, tebliğ yapılacak muhatabın hayatta olduğu fakat adresinde bulunmadığı durumlarda onun yerine evrakı alabilecek kişileri düzenlemektedir.
Ölen kişinin eşine veya çocuğuna yapılan tebligat
Ölümden önce düzenlenmiş olsa bile ölümden sonra ölen kişi adına gönderilen tebligatın eş, çocuk veya diğer yakını tarafından teslim alınması, tek başına mirasçılara geçerli tebliğ yapıldığı anlamına gelmez. Eşin veya çocuğun aynı zamanda mirasçı olması da bu iki hukuki sıfatı birleştirmez.
Örneğin babası ölmüş olan bir kişinin, babası adına gelen ödeme emrini teslim alması ile kendisine mirasçı ve takip borçlusu sıfatıyla ödeme emri tebliğ edilmesi farklı işlemlerdir. İkinci durumda tebligatın muhatabı artık mirasçının kendisidir.
Buna karşılık, evrak doğrudan mirasçı adına düzenlenmişse mirasçının adresinde bulunmaması hâlinde kanunun izin verdiği kişiye teslim yapılabilir. Bu durumda ölüm nedeniyle özel bir yasak değil, yaşayan mirasçıya yapılan olağan tebligatın geçerlilik şartları incelenir.
Ölen kişinin MERNİS adresine veya muhtara tebligat yapılması
Ölen kişinin adres kayıt sisteminde son yerleşim yeri adresinin bulunması, onun ölümden sonra da tebligat muhatabı olarak kabul edilebileceği anlamına gelmez. TK m. 21/2 uyarınca muhtara teslim ve kapıya ihbarname yapıştırılması, taraf ehliyeti bulunmayan kişiyi yeniden hukuken mevcut hâle getirmez.
Aynı şekilde, ölen kişiye önceden tebligat yapılmış olması gerekçesiyle TK m. 35 hükümlerine başvurulması da ölümden sonraki işlemler için tek başına çözüm değildir. Mirasçılar kendi hukuki sıfatlarıyla belirlenmeli; bilinen adrese tebligatın önceliği ve ilgili diğer adres kuralları onlar yönünden uygulanmalıdır.
Mirasçılara Tebligat Nasıl Yapılır?
Mirasçılara tebligat yapılabilmesi için öncelikle ilgili dava veya takipte kimlerin taraf olması gerektiği belirlenir. TMK m. 599 mirasın ölümle geçişini, TMK m. 640 ise birden fazla mirasçı bulunması hâlinde miras ortaklığını düzenler. Ancak her uyuşmazlıkta bütün mirasçıların aynı şekilde taraf olması gerektiği sonucu yalnız bu hükümlerden çıkarılamaz; davanın konusu, dava arkadaşlığı kuralları ve varsa tereke temsilinin kapsamı dikkate alınır.
1. Mirasçılar belirlenir
Mirasçılık belgesi, nüfus kayıtları ve dosyadaki diğer resmî belgeler üzerinden mirasçıların kimlikleri tespit edilir. Mahkemenin, yalnız ölümün gerçekleştiğini saptaması yeterli değildir; davanın miras yoluyla devam etmesi gerekiyorsa tarafların doğru belirlenmesi de zorunludur.
Mirasçılık belgesinin dosyaya sunulması, mirasçılara tebligat yapılmış olduğu anlamına gelmez. Belge, kimin mirasçı olduğunu gösterir; tebligat ise ilgili kişinin davadan, karardan veya takip işleminden hukuken haberdar edilmesini sağlar.
2. Mirasçıların usulî konumu belirlenir
Mirasçılar davada birlikte hareket etmek zorundaysa mecburi dava arkadaşlığına ilişkin hükümler uygulanır. Tereke üzerinde elbirliğiyle hak sahipliğinin söz konusu olduğu bir davada mirasçıların tamamının katılımı, usulüne uygun temsil veya tereke temsilcisi aracılığıyla işlem yapılması gerekebilir. Buna karşılık bir mirasçının şahsen sorumlu tutulduğu ya da bağımsız bir talebin muhatabı olduğu uyuşmazlıkta tebliğin kapsamı farklılaşabilir.
TMK m. 640 uyarınca sulh hukuk mahkemesince terekeye temsilci atanmışsa, temsilcinin yetkisinin kapsadığı dava ve işlemlerde tebligatın bu temsil ilişkisine göre yapılması mümkündür. Bunun için temsilcinin atanmış olması ve yetkisinin ilgili işlemi kapsaması gerekir.
3. Her mirasçının doğru tebligat adresi araştırılır
Kendisine doğrudan tebligat yapılacak mirasçı için TK m. 10’daki bilinen en son adres kuralı uygulanır. Bilinen adresin elverişsiz olması veya burada tebligat yapılamaması hâlinde adres kayıt sistemine ilişkin hükümler devreye girer.
Birden fazla mirasçının bulunması, onların tamamına tek bir ortak adreste veya yalnız bir mirasçı aracılığıyla tebligat yapılabileceği anlamına gelmez. Tebligatın doğru kişi adına çıkarılıp çıkarılmadığı, teslim alan kişinin o muhatap adına tebellüğe ehil olup olmadığı ve adresin kime ait olduğu ayrı ayrı incelenmelidir.
Mirasçının yurt dışında yaşaması hâlinde ise bulunduğu ülkeye göre yabancı ülkede tebligatın uygulanabilir usulleri değerlendirilir. Ölen kişinin Türkiye’deki eski adresinin kullanılması, yurt dışındaki mirasçıya yapılması gereken bildirimin yerini tutmaz.
4. Mirası reddeden mirasçının durumu araştırılır
TMK m. 605 uyarınca yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilir. TMK m. 606’da genel ret süresi üç ay olarak belirlenmiş olmakla birlikte, sürenin başlangıcı mirasçının sıfatına ve mirasçılığı öğrendiği tarihe göre değişebilir.
Bu nedenle mahkeme veya icra müdürlüğü, mirasın reddedildiğine ilişkin bir iddiayla karşılaştığında ilgili karar ve kayıtları incelemelidir. Mirası geçerli biçimde reddeden kişinin tereke borçlarından sorumluluğu ile davada veya takipte taraf gösterilmesi, ret işleminin hukuki sonuçları çerçevesinde değerlendirilir.
Ölümün öğrenilmiş olması, mirasın kabul edildiğini; mirasçılık belgesinde adının bulunması da kişinin ret hakkını kullanmadığını tek başına göstermez.
Ölümden Sonra Vekile veya Kanuni Temsilciye Tebligat
Ölen kişinin eski avukatına tebligat yapılabilir mi?
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11. maddesine göre vekille takip edilen işlerde tebligat kural olarak vekile yapılır. Ancak vekâlet ilişkisinin ölümden etkilenip etkilenmediği ayrıca incelenmelidir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 513. maddesi uyarınca sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça vekâlet sözleşmesi, vekâlet verenin ölümüyle kendiliğinden sona erer. Aynı madde, vekâletin sona ermesinin menfaatleri tehlikeye düşürdüğü durumlarda geçici olarak işlerin sürdürülmesine ilişkin özel bir yükümlülük de öngörmektedir.
Dolayısıyla ölümden sonra ölen kişinin eski avukatına yapılan her bildirimi, mirasçılara geçerli tebligat yapılmış gibi değerlendirmek doğru değildir. Mirasçıların avukata yetki verip vermediği, önceki vekâletin niteliği, devamı gerektiren özel bir durum bulunup bulunmadığı ve davanın hangi aşamada olduğu araştırılmalıdır. Vekile tebligatta temsil ilişkisinin devamı, bu nedenle ölüm olgusundan bağımsız düşünülemez.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 06.11.2023 tarihli, 2023/3535 E., 2023/5342 K. sayılı kararında, karar tarihinden önce ölen davalı hakkında hükmün önceki vekiline tebliğ edilmiş olması usulsüz görülmüş ve kararın mirasçılara usulüne uygun tebliği gerektiği belirtilmiştir.
Mirasçının küçük veya kısıtlı olması
Mirasçılar arasında küçük veya kısıtlı kişi bulunması durumunda, tebligatın doğrudan bu kişiye yapılıp yapılamayacağı kanuni temsil kurallarıyla birlikte değerlendirilir. Veli veya vasinin temsil yetkisi, menfaat çatışması ve gerektiğinde kayyım atanması somut uyuşmazlık açısından önem taşıyabilir.
Bu kişiler yönünden kanuni temsilciye tebligatın şartları yerine getirilmeden yalnız mirasçının adının evraka yazılmış olması yeterli değildir.
Dava Açılmadan Önce Davalının Ölmesi
Dava açıldığı tarihte davalı zaten ölmüşse, kural olarak o kişinin taraf ehliyeti bulunmamaktadır. HMK m. 50 ve m. 114/1-d uyarınca taraf ehliyeti dava şartıdır. Ancak güncel içtihat, tarafın yanlış gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıdan kaynaklandığı bazı durumlarda HMK m. 124 kapsamında taraf değişikliğine izin verilebileceğini kabul etmektedir.
1978 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.05.1978 tarihli, 1978/4 E., 1978/5 K. sayılı kararında, davanın açılmasından önce ölen kişiye karşı dava açılamayacağı ve mirasçıların sonradan davaya katılmasıyla bu eksikliğin giderilemeyeceği kabul edilmiştir.
Bu yaklaşımın temelinde, ölü kişinin dava tarihinde taraf ehliyetine sahip olmaması bulunmaktadır. Bununla birlikte, 6100 sayılı HMK’nın 124. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında kabul edilebilir yanılgı ve dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği için açık hükümler öngörülmüştür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2023 tarihli kararı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.11.2023 tarihli, 2022/1242 E., 2023/1042 K. sayılı kararı, ölen kişiye karşı açılmış davada HMK m. 124’ün uygulanması bakımından önemlidir.
Karara konu uyuşmazlıkta, iş kazası nedeniyle rücuen tazminat davası açılırken davalılardan birinin dava tarihinden önce öldüğü anlaşılmıştır. Ölümün yargılama sırasında ortaya çıkması üzerine mirasçılara husumet yöneltilmiştir. Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu, somut olayda ölü kişiye karşı dava açılmasının kabul edilebilir yanılgı niteliğinde olduğunu, bu nedenle mirasçılara yöneltilerek yargılamaya devam edilebileceğini benimsemiştir.
Kararda, HMK m. 124’ün gerekçesi ile usul ekonomisi ilkesi birlikte değerlendirilmiştir. Çoğunluğun görüşüne karşı, davacı kurumun ölüm olgusunu araştırabilecek durumda bulunduğu ve yanılgının kabul edilebilir sayılamayacağı yönünde karşı oy kullanılmıştır.
Kararın pratik sonucu: Dava açılmadan önce ölmüş kişinin mirasçıları, sırf ölümün sonradan öğrenilmiş olması sebebiyle otomatik olarak davalı hâline gelmez. Hâkim, HMK m. 124 kapsamında taraf değişikliğinin şartlarını değerlendirir. Talebin kabul edilmesi durumunda gerçek taraflara usulüne uygun tebligat yapılarak savunma hakları sağlanır.
Kabul edilebilir yanılgı bulunmadığında ise taraf ehliyeti eksikliği nedeniyle davanın usulden reddi gündeme gelir. Böyle bir durumda mirasçılara karşı ayrı dava açılması gerekebilir. Bu ayrım, ölümün öğrenilme zamanı kadar davacının tarafı yanlış göstermesinin nedeninin de incelenmesini zorunlu kılar.
Dava Sırasında Taraflardan Birinin Ölmesi
Dava açıldığı tarihte taraf hayattaysa fakat yargılama devam ederken ölürse farklı bir hukuki durum ortaya çıkar. Bu durumda dava başlangıçta taraf ehliyeti bulunan kişiyle açılmıştır. Ölümle birlikte taraf ehliyeti sona erse de miras yoluyla devam edebilen uyuşmazlıklarda yargılamanın mirasçılar veya yetkili temsilci aracılığıyla sürdürülmesi mümkündür.
HMK m. 55 uyarınca davanın ertelenmesi
HMK m. 55, mirasçıların mirası henüz kabul veya reddetmemiş olmaları hâlinde, kanuni süreler geçinceye kadar davanın ertelenmesini öngörür. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise hâkim, talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebilir.
Bu erteleme, mirasçılara mirası kabul veya reddetme konusunda kanunun tanıdığı imkânın korunmasına yöneliktir. Mirasçıların henüz hukuki durumları netleşmeden onların aleyhine nihai sonuç doğuracak işlemlere devam edilmesi, taraf teşkili ve hukuki dinlenilme hakkı sorunları yaratabilir.
Mirasçıların davaya katılması ve tereke temsilcisi
Ölüm sonrasında mirasçıların belirlenmesi, mirası reddetmeyen ilgili mirasçıların davadan haberdar edilmesi ve davanın niteliğine uygun taraf teşkilinin sağlanması gerekir. Elbirliğiyle hak sahipliğine konu bir malvarlığı davasında birlikte hareket edilmesi gerekiyorsa mirasçıların tamamının katılımı veya hukuken yeterli temsil sağlanmalıdır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15.06.2022 tarihli, 2021/25776 E., 2022/8869 K. sayılı kararında, yargılama sırasında ölen davacının mirasçılarının tamamı yönünden gerekli taraf teşkili sağlanmadan hüküm kurulması bozma nedeni sayılmıştır. Kararda, mirasçıların usulüne uygun biçimde davaya katılması; gerektiğinde terekeye temsilci atanması yoluyla eksikliğin giderilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Benzer şekilde Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 04.04.2022 tarihli, 2021/4352 E., 2022/2749 K. sayılı kararında, malvarlığına ilişkin dava sırasında davacının ölmesi üzerine mirasçıların haberdar edilmeden yargılamanın sonuçlandırılması hukuka aykırı bulunmuştur.
Her dava mirasçılarla devam eder mi?
Hayır. Mirasçılarla devam olanağı, dava konusu hakkın miras yoluyla intikal edebilmesine ve varsa özel kanun hükümlerine bağlıdır. Malvarlığına ilişkin alacak ve mülkiyet uyuşmazlıkları ile kişiye sıkı sıkıya bağlı haklara ilişkin davalar aynı şekilde değerlendirilemez.
Bu nedenle ölüm nedeniyle hangi davanın sona ereceği, hangi davada mirasçıların taraf olacağı ve hangi davada özel bir devam koşulunun aranacağı somut talebin hukuki niteliğine göre belirlenir.
Ölen Kişiye Gerekçeli Kararın Tebliği
Yargılama sırasında taraflardan birinin ölmesi, özellikle gerekçeli kararın tebliği aşamasında önemli sonuçlar doğurur. Ölümden sonra kararın hâlâ ölen kişi adına tebliğe çıkarılması, mirasçıların kanun yolu haklarının usulüne uygun olarak kullandırıldığı anlamına gelmez.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 06.11.2023 tarihli, 2023/3535 E., 2023/5342 K. sayılı kararında üç farklı işlem değerlendirilmiştir:
- Karar tarihinden önce ölen davalı adına çıkarılan tebligatın iade edilmesinden sonra aynı kişiye TK m. 21/2 kapsamında yapılan tebligat usulsüz bulunmuştur.
- Ölen davalı adına çıkarılan karar tebligatının eşine teslim edilmesi yeterli görülmemiştir.
- Ölümden sonra hükmün ölen davalının önceki vekiline tebliğ edilmesi de somut olayda usulsüz kabul edilmiştir.
Bu durumlarda kararın mirasçılara usulüne uygun tebliği ve ilgili kanun yolu sürelerinin beklenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Gerekçeli kararın tebliğinin kanun yolu sürelerine etkisi bakımından asıl mesele, bildirimin kararın hukuken muhatabı olan kişiye veya usulüne uygun yetkilendirilmiş temsilcisine yapılıp yapılmadığıdır.
Örneğin karar 10 Mart’ta verilmiş, davalı 12 Mart’ta ölmüş ve gerekçeli karar 18 Mart’ta ölen kişinin eski adresinde eşine teslim edilmişse, 18 Mart tarihinin mirasçıların tamamı bakımından doğrudan kanun yolu süresi başlattığı kabul edilemez. Önce taraf teşkili ve tebligatın gerçek muhatabı belirlenmelidir.
Buna karşılık, karar muhataba sağlığında usulüne uygun tebliğ edildikten sonra ölüm gerçekleşmişse, daha önce tamamlanan tebliğ yalnız ölüm sebebiyle geçersiz hâle gelmez. Ölümün devam eden süreler ve kanun yolu takibi üzerindeki etkisi ilgili usul hükümlerine göre ayrıca değerlendirilir.
İcra Takibinde Borçlunun Ölmesi
İcra hukukunda borçlunun ölümünün sonuçları, ölümün takibin başlamasından önce mi sonra mı gerçekleştiğine göre değişir. Bu ayrım yapılmadan ölen kişi adına ödeme emri gönderilmesi veya doğrudan mirasçılara eski ödeme emrinin teslim edilmesi hatalı sonuçlara yol açabilir.
Ölümden önce başlatılmış icra takibi
Borçlu hayattayken geçerli biçimde başlatılmış bir takip sırasında ölüm gerçekleşirse İİK m. 53 uygulanır. Maddeye göre terekenin borçlarından dolayı ölüm günüyle birlikte üç gün içinde takip geri bırakılır. Mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse kanuni süreler geçinceye kadar takip geri kalır.
TMK m. 606’daki mirası ret süresi genel olarak üç aydır. Ancak bu üç aylık sürenin bütün mirasçılar bakımından otomatik olarak ölüm gününde başladığı söylenemez. Yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendiklerini ispat edebilmeleri, atanmış mirasçılar için ise tasarrufun resmen bildirilmesi gibi süre başlangıcını etkileyen hükümler bulunmaktadır.
İİK m. 53’ün öngördüğü koşullar oluştuğunda, takibin terekeye veya mirasçılara karşı sürdürülmesi mümkündür. Terekeye karşı devam ile mirasçılara karşı devam aynı işlem değildir. Terekenin paylaşılmış olup olmadığı, resmî tasfiye durumu, takip yolu ve mirasçıların hukuki konumu değerlendirilmelidir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 17.03.2014 tarihli, 2014/5425 E., 2014/7538 K. sayılı kararında, muris hakkında ölümünden önce başlatılan takibin İİK m. 53 çerçevesinde mirasçılara karşı sürdürülebileceği ve murise ödeme emri henüz tebliğ edilmemişse ödeme emrinin mirasçılara tebliğ edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Ölümden sonra ölen kişi adına başlatılan icra takibi
Takip tarihi itibarıyla borçlu ölmüşse, ölen kişi taraf ehliyetine sahip değildir. Bu durumda takip talebindeki borçlu sıfatına ilişkin eksiklik kamu düzeni bakımından önem taşır.
Bununla birlikte HMK m. 124’ün maddi hata ve kabul edilebilir yanılgıya ilişkin hükümlerinin icra takiplerinde de uygulanabileceği Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir. Bunun anlamı, ölü kişi adına başlatılan bütün takiplerin hiçbir şart altında düzeltilemeyeceği değil; düzeltmenin kendi yasal koşullarına bağlı olduğudur.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 17.03.2025 tarihli, 2025/882 E., 2025/2347 K. sayılı kararında, ölü kişi adına başlatılan takipte HMK m. 124 kapsamında taraf değişikliğinin mümkün olabileceği, ancak mirasçıya karşı usulüne uygun bir takip talebi veya ek takip talebi bulunmasının gerekli olduğu açıklanmıştır.
Karara konu olayda, ölen kişinin mirasçısına ödeme emri gönderilmiş olmasına rağmen mirasçıya yöneltilmiş gerekli takip talebinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Daire çoğunluğu bu nedenle ödeme emrinin iptali yönünde bozma kararı vermiştir. Karşı oyda ise taraf ehliyeti eksikliğinin sonucu olarak takibin iptal edilmesi gerektiği savunulmuştur.
Bu kararın ortaya koyduğu temel ilke, mirasçıya ödeme emri gönderilmesinin, onu hukuken takip borçlusu hâline getirecek usul işlemlerinin yerini tutmamasıdır. Ayrıca İİK m. 53’teki erteleme ve bekleme hükümlerine uyulmalıdır.
Bu nedenle icra takibinde ödeme emrinin kime ve hangi sıfatla tebliğ edileceği, takip talebinin doğru düzenlenmiş olmasıyla birlikte değerlendirilir.
Ölü kişi adına başlatılan takibe karşı şikâyet
İİK m. 16 uyarınca icra müdürlüğü işlemlerine yönelik şikâyetler kural olarak öğrenmeden itibaren yedi günlük süreye tabidir. Buna karşılık takip şartı olan taraf ehliyetinin bulunmaması gibi kamu düzenini ilgilendiren eksikliklerde süresiz şikâyet gündeme gelebilir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2025/882 E., 2025/2347 K. sayılı kararında, ölü kişi adına takip yapılmasının kamu düzenine aykırılık oluşturduğu ve taraf ehliyeti eksikliğinin süresiz şikâyet kapsamında değerlendirilebileceği belirtilmiştir.
Ancak her tebligat hatası taraf ehliyeti eksikliği değildir. Borçlu veya mirasçı doğru gösterilmiş olmasına rağmen yalnız tebliğ yöntemi yanlış uygulanmışsa, usulsüz tebligata ilişkin farklı başvuru ve süre kuralları devreye girebilir. Bu ayrım, başvurunun konusu ile hukuki sonucunu doğrudan etkiler.
Usulsüz Tebligat, İspat ve Başvuru Yolları
Ölümden sonra yapılan tebligat TK m. 32 ile geçerli hâle gelir mi?
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi, usulüne aykırı yapılmış bir tebligatta muhatabın tebliğe muttali olması hâlinde işlemin geçerliliği ve öğrenme tarihinin esas alınması konusunda düzenleme içermektedir.
Ancak burada iki farklı durum birbirine karıştırılmamalıdır:
- Ölen kişi adına işlem yapılması: Tebligatın muhatabı ölüm sebebiyle artık hukuken mevcut değildir. Mirasçının ölen kişi adına gönderilen evraktan haberdar olması, tek başına onun adına gerekli dava veya takip işleminin ve tebligatın gerçekleştirildiği anlamına gelmez.
- Gerçek mirasçı adına usulsüz tebligat yapılması: Tebligat hukuken doğru kişiye yöneltilmiş fakat teslim veya belgelendirme usulünde hata yapılmışsa TK m. 32’nin öğrenmeye ilişkin koşulları somut olayda uygulanabilir.
İlk durumda öncelikle muhatap ve taraf teşkili sorunu çözülmelidir. İkinci durumda ise usulsüz tebligatın öğrenme tarihine bağlanan sonuçları değerlendirilir.
Bu sebeple ölen kişi adına tebligat yapılmasını, yalnızca tebligat mazbatasındaki şekli bir eksiklik olarak görmek isabetli değildir. Ölümün hangi tarihte gerçekleştiği ve hukuki işlemin hangi kişiye yöneltilmesi gerektiği öncelikle saptanmalıdır.
Ölüm ve tebligat usulsüzlüğü nasıl ispatlanır?
İlgili kişi, ölüm nedeniyle tebligatın sonuç doğurmadığını ileri sürerken uyuşmazlığa göre aşağıdaki belgelerden yararlanabilir:
- Nüfus kayıt örneği ve ölüm belgesi: Ölümün gerçekleştiği tarihi ortaya koyar.
- Mirasçılık belgesi: Mirasçıların belirlenmesine yardımcı olur.
- Tebliğ mazbatası veya elektronik tebligat delil kayıtları: Tebliğin hangi tarihte ve kime yönelik yapıldığını gösterir.
- Dava açılış veya icra takip tarihi: Ölümün işlemden önce mi sonra mı gerçekleştiğinin belirlenmesini sağlar.
- Vekâletname, temsil kararı ve ilgili dosya kayıtları: Ölüm sonrasında işlem yapılan kişinin temsil yetkisinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde kullanılır.
- Mirasın reddine ilişkin karar ve kayıtlar: Mirasçının tereke borçları veya devam eden uyuşmazlıktaki hukuki sıfatını etkileyebilir.
Örneğin tebliğ mazbatasında teslim alan kişinin “muhatabın eşi” olduğu yazıyorsa ve nüfus kaydından muhatabın tebliğ tarihinden önce öldüğü anlaşılıyorsa, öncelikle tebligatın kimin adına düzenlendiği araştırılır. Evrak hâlâ ölen kişi adına düzenlenmişse eşin mirasçılık sıfatı ile tebellüğ ettiği kişi sıfatı birbirine karıştırılmamalıdır.
Hangi mercie başvurulmalıdır?
Hatalı tebligat bir hukuk davasında yapılmışsa ölüm kaydı ve ilgili belgeler davanın görüldüğü mahkemeye sunularak taraf teşkilinin tamamlanması, gerekiyorsa yeniden tebligat yapılması talep edilir.
İcra takibinde ise şikâyetin veya itirazın niteliğine göre icra dairesi ve icra hukuk mahkemesi önünde işlem yapılması gerekebilir. Taraf ehliyeti eksikliği ile yalnız ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiği iddiasının başvuru koşulları aynı değildir.
Gerekçeli karar ölümden sonra yanlış kişiye tebliğ edilmişse, usulüne uygun tebligat yapılmadan kesinleşme kaydı oluşturulmuş olması ayrıca değerlendirilmeli; ilgili mahkemeden taraf teşkili ve tebligat eksikliklerinin giderilmesi istenmelidir.
Ölen Kişiye Tebligatta Somut Uygulama Örnekleri
Örnek 1: Ölümden sonra eşe teslim edilen ödeme emri
Borçlu 3 Nisan’da ölmüş, kendisi adına hazırlanmış ödeme emri 8 Nisan’da aynı konutta yaşayan eşine teslim edilmiştir. Bu teslimin ölen borçluya geçerli tebliğ yapıldığı anlamına geldiği kabul edilemez. Takibin ölümden önce mi sonra mı açıldığı belirlenmeli, İİK m. 53 ve gerekiyorsa HMK m. 124 çerçevesinde işlem yapılarak mirasçılara yönelik tebligatın şartları yerine getirilmelidir.
Örnek 2: Dava devam ederken davacının ölmesi
Davacı, taşınmazın mülkiyetine ilişkin dava sürerken ölmüştür. Dava miras yoluyla intikal edebilen bir hakka ilişkin olduğundan, mahkemenin mirasçıları belirleyerek gerekli taraf teşkilini sağlaması gerekir. Uyuşmazlığın özelliğine göre mirasçıların birlikte katılması veya tereke temsilcisi aracılığıyla yargılamanın sürdürülmesi gündeme gelebilir. Bu işlemler gerçekleştirilmeden esasa ilişkin hüküm kurulması hukuki dinlenilme hakkı bakımından sorun oluşturur.
Örnek 3: Karardan önce ölüm, karardan sonra eski vekile tebliğ
Davalı yargılama sırasında ölmüş, mahkeme ölümden haberdar olmadan gerekçeli kararı önceki avukata tebliğ etmiştir. Ölümle vekâlet ilişkisinin sona ermesinin istisnaları bulunmakla birlikte, sırf avukatın eski vekâletnamesinin dosyada bulunması mirasçılara geçerli tebliğ yapıldığını göstermez. Temsilin devamına ilişkin özel bir hukuki dayanak yoksa mirasçıların belirlenip gerekli tebligatın yapılması gerekir.
Örnek 4: Davanın açılmasından önce ölen davalı
Alacaklı, muhatabın ölümünü bilmediği için ölen kişi adına alacak davası açmıştır. Ölüm, dava dilekçesi tebliğe çıkarıldığında anlaşılmıştır. Mahkeme, HMK m. 124 uyarınca yanlış taraf gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıdan kaynaklanıp kaynaklanmadığını inceler. Gerekli koşullar bulunursa mirasçılara yöneltilen taraf değişikliği kabul edilerek dava sürdürülebilir; aksi durumda taraf ehliyeti eksikliği nedeniyle usulden ret gündeme gelir.
Ölen Kişiye Tebligat Hakkında Sık Sorulan Sorular
Ölmüş bir kişiye tebligat yapılırsa geçerli olur mu?
Ölen kişi adına ölümden sonra yapılan tebligat, kural olarak mirasçılara yönelik geçerli bir tebliğ yerine geçmez. Ölümün dava veya takip tarihinden önce mi sonra mı gerçekleştiği belirlenerek gerçek muhataplara usulüne uygun işlem yapılmalıdır.
Ölen kişinin eşinin tebligatı alması yeterli midir?
Hayır. Evrak ölen kişinin adına düzenlenmişse eşin teslim alması tek başına mirasçılara tebligat yapılması sonucunu doğurmaz. Buna karşılık eşin kendisi muhatapsa, ilgili tebligatın kendi şartlarına göre geçerli olup olmadığı değerlendirilir.
Mirasçıların tamamına tebligat yapılması zorunlu mudur?
İlgili uyuşmazlıkta bütün mirasçıların taraf olması veya birlikte hareket etmesi gerekiyorsa tamamı yönünden usulüne uygun taraf teşkili sağlanmalıdır. Usulüne uygun yetkilendirilmiş ortak vekil ya da tereke temsilcisi bulunması hâlinde tebligatın muhatabı bu temsil ilişkisine göre belirlenebilir. Her davada aynı temsil ve dava arkadaşlığı rejimi uygulanmaz.
Ölen kişinin eski avukatına yapılan tebligat geçerli midir?
TBK m. 513 uyarınca vekâlet ilişkisi kural olarak ölümle sona erer; ancak sözleşmeden veya işin niteliğinden doğan istisnalar vardır. Bu nedenle eski avukata yapılan tebligatın geçerliliği otomatik kabul edilemez. Temsil yetkisinin devamı ve mirasçıların hukuki konumu araştırılmalıdır.
Mirası reddeden kişiye ödeme emri gönderilebilir mi?
Mirasın reddinin geçerliliği ve sonuçları araştırılmadan, ilgili kişiyi tereke borçlarından sorumlu mirasçı olarak kabul etmek doğru değildir. İcra takibinin kime karşı yürütülebileceği, mirasın reddi ile İİK m. 53 ve takip hükümleri birlikte değerlendirilerek belirlenir.
Ölen kişiye yapılan tebligat nedeniyle karar kesinleşir mi?
Ölümden sonra yanlış muhataba yapılan tebligat, mirasçıların kanun yolu sürelerini kendiliğinden başlatmaz. Mirasçıların veya hukuken yetkili temsilcinin usulüne uygun biçimde muhatap alınması ve ilgili usul kanunundaki şartların gerçekleşmesi gerekir.
Ölen kişi adına açılan icra takibi her zaman iptal edilir mi?
Taraf ehliyeti eksikliği kamu düzenine ilişkin ciddi bir takip şartı sorunudur. Bununla birlikte, HMK m. 124 kapsamında maddi hata veya kabul edilebilir yanılgıya dayalı taraf değişikliği bazı durumlarda mümkündür. Mirasçılara yönelik gerekli takip talebi düzenlenmeden yalnız ödeme emri gönderilmesi yeterli değildir.
Mirasçılara tebligat yapılmadan dava devam edebilir mi?
Miras yoluyla devam edebilen bir davada gerekli taraf teşkili sağlanmadan esasa ilişkin hüküm kurulamaz. Mirasçıların mirası kabul veya reddetme durumları, temsil ilişkileri ve davanın niteliği incelenmeli; HMK m. 55’in gerektirdiği işlemler tamamlanmalıdır.
Sonuç
Ölen kişi adına yapılan tebligatın hukuki sonucu, tebliğ evrakının teslim edilip edilmediğinden önce ölüm tarihinin ve gerçek tebligat muhatabının belirlenmesine bağlıdır. Ölümle birlikte gerçek kişinin taraf ehliyeti sona erer. Ancak miras yoluyla geçebilen hak ve borçlar bakımından dava veya icra işlemlerinin uygun usulle mirasçılar ya da yetkili tereke temsilcisi üzerinden devam ettirilmesi mümkündür.
Bu değerlendirmede üç temel ayrım belirleyicidir: ölümün dava veya takip başlamadan önce gerçekleşmesi, devam eden yargılama veya takip sırasında gerçekleşmesi ve önceden yapılmış geçerli tebligatın ölümden etkilenip etkilenmemesi. Dava öncesi ölümde HMK m. 124 kapsamında kabul edilebilir yanılgıya dayalı taraf değişikliği gündeme gelebilirken, dava sırasında ölümde HMK m. 55’in koruyucu hükümleri; icra takibinde ise İİK m. 53’ün özel koşulları uygulanır.
Ölen kişinin eşinin evrakı teslim alması, muhtara bırakılan ihbarnamenin kapıya yapıştırılması veya önceki vekiline bildirim yapılması, mirasçıların hukuki sıfatını ve taraf teşkilini kendiliğinden tamamlamaz. Bu nedenle ölüm kaydı, mirasçılık durumu, dava veya takip tarihi, temsil yetkisi ve tebliğ mazbatası birlikte incelenmelidir. Böylece usulsüz işlemlerden kaynaklanabilecek kesinleşme, süre kaybı ve savunma hakkı ihlalleri önlenebilir.
Yazar Avukat Fatih SEFER