4857 sayılı İş Kanunu, Türkiye’de işçi ve işveren arasındaki çalışma ilişkilerini düzenleyen temel kanundur. Ancak her ücretli çalışma ilişkisine doğrudan uygulanmaz. Deniz ve hava taşıma işleri, belirli büyüklüğün altındaki tarım ve orman işletmeleri, ev hizmetleri, çıraklık ve sporculuk gibi bazı işler kanunun kapsamı dışında bırakılmıştır.
4857 sayılı İş Kanunu kimlere uygulanır? Kanunun 1. ve 4. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, kanunda açıkça istisna tutulan işler ve iş ilişkileri dışında, iş sözleşmesine dayanarak çalışan işçiler ile bunların işverenleri ve işveren vekilleri İş Kanunu hükümlerine tabidir. İşyerinin küçük olması, özel sektörde veya kamuda faaliyet göstermesi ya da işçinin belirli süreli sözleşmeyle çalışması tek başına kapsam dışında kalma nedeni değildir.
Bir işin İş Kanunu kapsamı dışında bulunması, o işi yapan kişinin hiçbir hukuki korumadan yararlanamayacağı anlamına da gelmez. Çalışma ilişkisinin niteliğine göre 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 854 sayılı Deniz İş Kanunu, 5953 sayılı Basın İş Kanunu, sosyal güvenlik mevzuatı ve diğer özel düzenlemeler uygulanabilir.
4857 Sayılı İş Kanunu’nun Kapsamı Nasıl Belirlenir?
4857 sayılı İş Kanunu’nun 1. maddesi, kanunun amacını işverenler ile iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartlarına ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemek olarak belirler.
İş Kanunu’nun 2. maddesinde işçi, iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi; işveren ise işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi yahut tüzel kişiliği bulunmayan kurum ve kuruluş olarak tanımlanmıştır.
Bu çerçevede bir çalışma ilişkisine 4857 sayılı Kanun’un uygulanıp uygulanmayacağı belirlenirken üç temel husus incelenir:
- Çalışmanın hukuki niteliği: Taraflar arasında iş sözleşmesine dayanan bir ilişki bulunup bulunmadığı değerlendirilir.
- Yapılan işin niteliği: Faaliyetin İş Kanunu’nun 4. maddesindeki istisnalardan birine girip girmediği araştırılır.
- Özel mevzuatın varlığı: Çalışma ilişkisine öncelikle uygulanması gereken Deniz İş Kanunu, Basın İş Kanunu veya başka bir özel kanun bulunup bulunmadığı belirlenir.
İş sözleşmesinin yazılı düzenlenmemiş olması, işçinin sigorta bildiriminin yapılmaması veya işyerinin henüz idari kayıtlara geçirilmemesi, hukuken mevcut bir iş ilişkisini kendiliğinden İş Kanunu kapsamından çıkarmaz.
İşçi statüsünün belirlenmesinde kullanılan bağımlılık, ücret ve iş görme unsurları ayrıca işçi sayılmanın şartları ve bağımlılık unsuru başlıklı makalede ele alınmaktadır.
4857 Sayılı İş Kanunu Kimlere Uygulanmaz?
4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesi, kanunun uygulanmadığı iş ve iş ilişkilerini sınırlı olarak düzenler. Bu istisnalar genişletilerek her benzer faaliyete uygulanamaz. Bir faaliyetin gerçekten istisna kapsamında olup olmadığı, işin ve çalışma ilişkisinin somut özelliklerine göre belirlenmelidir.
1. Deniz ve Hava Taşıma İşlerinde Çalışanlar
İş Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca deniz ve hava taşıma işleri, kural olarak 4857 sayılı Kanun kapsamı dışındadır.
Deniz taşıma işlerinde çalışan gemiadamları bakımından öncelikle 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun uygulanma koşulları araştırılır. Bu özel kanunun kapsamına girmeyen hizmet ilişkilerinde, durumun niteliğine göre Türk Borçlar Kanunu hükümleri gündeme gelebilir.
Hava taşıma işlerinde, özellikle uçuş personeli yönünden 4857 sayılı İş Kanunu’nun doğrudan uygulanmaması nedeniyle hizmet sözleşmesinin tabi olduğu özel hükümler ve Türk Borçlar Kanunu değerlendirilir.
Bununla birlikte, deniz ve havacılıkla bağlantılı her iş kapsam dışında değildir. Kanunun 4. maddesi, limanlardaki belirli yükleme ve boşaltma işleri ile havacılığın yer tesislerinde yürütülen işleri açıkça İş Kanunu kapsamına almıştır.
Örneğin, uçakta uçuş görevi yapan bir çalışan ile havaalanında yer hizmetlerinde çalışan bir kişinin tabi olduğu kanun farklı olabilir. Aynı şekilde gemide taşıma işinde çalışan kişi ile limanda yükleme ve boşaltma işi yapan kişinin hukuki statüsü ayrı değerlendirilir.
2. 50 veya Daha Az İşçi Çalıştıran Tarım ve Orman İşyerleri
4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre, 50 veya daha az işçi çalıştırılan tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerleri veya işletmeleri İş Kanunu kapsamı dışındadır.
Kanun metnindeki “50’den az işçi çalıştırılan (50 dahil)” ifadesi, 50 işçinin de istisna kapsamında olduğunu açıkça göstermektedir.
- 50 işçi çalıştırılan tarım işletmesi: Kanunun 4/1-b maddesindeki istisna kapsamındadır.
- 51 işçi çalıştırılan tarım işletmesi: Diğer koşulların da bulunması hâlinde 4857 sayılı İş Kanunu kapsamına girer.
- Tarım işletmesindeki yapı işlerinde çalışanlar: Kanunun 4. maddesindeki açık karşı istisna nedeniyle, tarım işletmesinin işçi sayısından bağımsız olarak İş Kanunu kapsamına girebilir.
İşçi sayısının belirlenmesinde yalnızca bir tarihte bildirilen sayı üzerinden sonuca ulaşmak yeterli olmayabilir. İşyerinin veya işletmenin organizasyonu, fiilen çalışan kişiler ve uyuşmazlığın ilgili olduğu dönemdeki çalışma düzeni birlikte araştırılmalıdır.
Mevsimlik çalışma yapılması da tek başına bütün işçilerin İş Kanunu kapsamı dışında bulunduğu anlamına gelmez. Faaliyetin tarım veya orman işi niteliği, işçi sayısı ve kanuni istisnalar ayrıca değerlendirilir.
Tarım ve orman işlerinde 50 işçi sınırının uygulanması, işçi sayısının tespiti, karma faaliyetler ve kapsam dışında kalan çalışanların hakları hakkında ayrıntılı değerlendirme için tarım ve orman işçilerinin İş Kanunu kapsamı ve hakları başlıklı makaleye başvurulabilir.
3. Aile Ekonomisi Sınırları İçindeki Tarımsal Yapı İşleri
İş Kanunu’nun 4/1-c maddesi, aile ekonomisi sınırları içerisinde kalan tarımla ilgili yapı işlerini kapsam dışında bırakmıştır.
Bu istisna, aile ekonomisi ölçeğinde yürütülen tarımsal yapı faaliyetleri ile ticari veya profesyonel biçimde yürütülen inşaat işlerinin birbirinden ayrılmasını gerektirir.
Bir tarım işletmesinde ticari faaliyet kapsamında yürütülen yapı işleri, kanunun 4. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İş Kanunu kapsamında bulunabilir. Dolayısıyla yapılan işin yalnızca tarımsal bir alanda gerçekleşmesi, yapı işinin kapsam dışında kalması için yeterli değildir.
4. Aile Üyeleri Arasında Evlerde Yapılan El Sanatları
4857 sayılı Kanun’un 4/1-d maddesine göre, bir ailenin üyeleri ve üçüncü dereceye kadar, üçüncü derece dahil, hısımları arasında; dışarıdan başka biri katılmaksızın evlerde yapılan el sanatı işleri kapsam dışındadır.
Bu istisnanın uygulanabilmesi için kanunda belirtilen aile ve hısımlık çevresinin, işin evde yapılması koşulunun ve dışarıdan başka bir kişinin katılmaması şartının birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Örneğin aile üyelerinin kendi aralarında evde el işi üretmesiyle, dışarıdan işçilerin çalıştırıldığı ve ticari organizasyon hâline gelen bir üretim faaliyeti aynı hukuki nitelikte olmayabilir.
5. Ev Hizmetlerinde Çalışanlar
İş Kanunu’nun 4/1-e maddesi uyarınca ev hizmetleri kapsam dışındadır.
Ev temizliği, ev içi bakım ve benzeri kişisel veya ailevi ihtiyaçların karşılanmasına yönelik hizmetlerde, ilişkinin özelliklerine göre Türk Borçlar Kanunu’nun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanabilir.
Ancak ev hizmetlerinde çalışan kişilerin 4857 sayılı Kanun dışında bulunması, sosyal güvenlik yükümlülüklerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Ev hizmetlerine ilişkin sigortalılık, 5510 sayılı Kanun ve ilgili özel düzenlemeler çerçevesinde ayrıca değerlendirilir.
Ev hizmetlerinde çalışan kişi ile apartman kapıcısı aynı statüde değildir. Apartman ve site kapıcılarının çalışma ilişkileri, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 110. maddesi ile Konut Kapıcıları Yönetmeliği kapsamında değerlendirilir.
Bu ayrımın uygulamadaki sonuçları apartman kapıcısının çalışma koşulları ve hakları başlıklı makalede ayrıca açıklanmaktadır.
6. Çıraklar
İş Kanunu’nun 4/1-f maddesi uyarınca çıraklar, 4857 sayılı Kanun’un genel kapsamı dışında tutulmuştur.
Çıraklık ilişkisinde öncelikle 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ve ilgili eğitim mevzuatı uygulanır. Türk Borçlar Kanunu’nun 393. maddesinde de genel hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlerin çıraklık sözleşmesine kıyas yoluyla uygulanabileceği, özel kanun hükümlerinin ise saklı olduğu belirtilmiştir.
Çırakların İş Kanunu kapsamı dışında olması, iş sağlığı ve güvenliği korumasından yararlanmayacakları anlamına gelmez. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, kanuni istisnaları saklı kalmak üzere çırak ve stajyerleri de kapsamına almaktadır.
Öte yandan bir kişinin işveren tarafından çırak olarak adlandırılması, hukuken mutlaka çırak olduğu sonucunu doğurmaz. Eğitimin gerçek niteliği ve çalışma ilişkisinin özellikleri önem taşır.
7. Sporcular
4857 sayılı İş Kanunu’nun 4/1-g maddesi uyarınca sporcular, kanunun kapsamı dışında bulunmaktadır.
Profesyonel spor faaliyetlerinden doğan sözleşme ilişkilerinde ilgili spor dalının özel mevzuatı, federasyon düzenlemeleri ve uygulanabilir genel hükümler dikkate alınır.
Bununla birlikte spor kulübünde çalışan herkes sporcu değildir. Kulübün muhasebe, temizlik, bakım, idari işler veya diğer destek faaliyetlerinde iş sözleşmesiyle çalışan kişiler, ilgili diğer koşulların bulunması hâlinde 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi olabilir.
Bu nedenle işverenin bir spor kulübü olması tek başına bütün çalışanların İş Kanunu kapsamı dışında bırakılmasını haklı göstermez.
8. Rehabilite Edilen Kişiler
Kanunun 4/1-h maddesi, rehabilite edilen kişileri kapsam dışında bırakmıştır.
Bu hükmün amacı, rehabilitasyon faaliyetinin niteliğiyle iş sözleşmesine dayanan çalışma ilişkisinin birbirinden ayrılmasını sağlamaktır.
Ancak engelli olmak veya rehabilitasyon geçmişine sahip bulunmak, kişinin İş Kanunu kapsamı dışında kalması için yeterli değildir. Engelli bir kişinin iş sözleşmesiyle işçi olarak çalışması hâlinde, somut ilişkinin tabi olduğu iş hukuku hükümleri uygulanır.
Rehabilitasyon kapsamında yürütülen faaliyet ile işverenin üretim veya hizmet organizasyonunda ücret karşılığında gerçekleştirilen çalışmanın niteliği ayrı ayrı incelenmelidir.
9. Üç Kişinin Çalıştığı Belirli Esnaf İşyerleri
4857 sayılı İş Kanunu’nun 4/1-ı maddesinde, 507 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanunu’nun 2. maddesindeki tanıma uygun üç kişinin çalıştığı işyerleri kapsam dışında tutulmuştur.
507 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 76. maddesi gereğince eski kanuna yapılan atıflar yeni kanuna yapılmış sayılır. Bu nedenle işverenin esnaf niteliği, 5362 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.
Burada iki koşul birlikte önemlidir:
- İşyerinin hukuken esnaf ve sanatkâr faaliyeti kapsamında bulunması.
- İşyerinde çalışan kişi sayısının kanundaki üç kişilik sınırı aşmaması.
Kanun, üç işçiden değil üç kişiden söz etmektedir. Bu nedenle işyerinde kendi bedensel emeğiyle çalışan esnafın da kişi sayısına dahil edilmesi gündeme gelir.
Örneğin işyerinde bizzat çalışan bir esnafla birlikte iki kişinin daha çalışması hâlinde, diğer koşullar da mevcutsa istisna uygulanabilir. Buna karşılık esnaf dahil fiilen çalışan kişi sayısının üçü aşması durumunda bu istisna uygulanmaz.
İşverenin esnaf mı yoksa tacir mi olduğu, ekonomik faaliyetin niteliği, çalışma biçimi ve çalışan sayısı somut verilere göre araştırılır. Yalnızca işyerinin küçük olması veya esnaf odasında kayıt bulunması, istisnanın bütün koşullarının gerçekleştiğini tek başına kanıtlamaz.
İş Kanunu Kapsamı Dışında Görünmesine Rağmen Kanuna Tabi Olan İşler
4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesi yalnız kapsam dışı işleri belirlememiş; bazı faaliyetlerin açıkça İş Kanunu kapsamında bulunduğunu da düzenlemiştir.
Buna göre aşağıdaki işler, diğer kanuni koşulların da bulunması hâlinde 4857 sayılı İş Kanunu’na tabidir:
- Liman yükleme ve boşaltma işleri: Kıyılarda, limanlarda ve iskelelerde gemilerden karaya veya karadan gemilere yapılan yükleme ve boşaltma işleri.
- Havacılık yer tesisleri: Havacılığın bütün yer tesislerinde yürütülen işler.
- Tarım sanayisi: Tarım sanatları ile tarım aletleri, makineleri ve parçalarının üretildiği atölye ve fabrikalarda görülen işler.
- Tarım işletmelerindeki yapı işleri: Tarım işletmelerinde yapılan inşaat ve benzeri yapı faaliyetleri.
- Park ve bahçe işleri: Halkın kullanımına açık veya işyerinin eklentisi durumunda bulunan park ve bahçelerde yürütülen işler.
- Belirli su ürünleri işleri: Deniz İş Kanunu kapsamına girmeyen ve tarım işlerinden sayılmayan, denizlerde çalışan su ürünleri üreticileriyle ilgili işler.
Bu düzenleme nedeniyle bir işin deniz, hava veya tarımla bağlantılı olması, otomatik biçimde İş Kanunu kapsamı dışında olduğu anlamına gelmez.
Özellikle üretim, taşıma, işleme, bakım, depolama ve yükleme faaliyetleri aynı işletme içerisinde birlikte yürütülüyorsa her faaliyetin hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi gerekir.
Tarım, Orman, Sanayi ve Ticaret İşleri Nasıl Sınıflandırılır?
4857 sayılı İş Kanunu’nun 111. maddesi, kanunun uygulanması bakımından sanayi, ticaret, tarım ve orman işlerinden sayılan faaliyetlerin temel esaslarını düzenlemektedir.
Bu maddeye dayanılarak çıkarılan Sanayi, Ticaret, Tarım ve Orman İşlerinden Sayılan İşlere İlişkin Yönetmelik, hangi faaliyetlerin hangi kategoriye girdiğinin belirlenmesinde uygulanır.
Yönetmeliğin 4. maddesi, bu kapsamdaki işlerin EK-I listesinde gösterildiğini belirtir. Aynı yönetmeliğin 5. maddesi ise listede yer almayan bir işin hangi sınıfta değerlendirileceğini belirleme yetkisini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına vermektedir.
Yönetmelikte faaliyetler genel olarak üç ana grupta ele alınmıştır:
- Sanayiden sayılan işler: Madencilik, imalat, ham madde işleme, gıda üretimi, makine üretimi, onarım ve çeşitli sınai faaliyetler.
- Ticaretten sayılan işler: Mal ve hizmetlerin ticareti, büro faaliyetleri, ulaştırma ve çeşitli hizmet işletmeleri.
- Tarım ve orman işleri: Bitkisel üretim, hayvan yetiştiriciliği, tarımsal bakım faaliyetleri, ormancılık ve yönetmelikte belirtilen bağlantılı işler.
Örneğin bir işletmede meyve yetiştirilmesi tarım faaliyeti niteliği taşıyabilirken, meyvelerin endüstriyel yöntemlerle işlenerek konserve veya meyve suyu üretilmesi sanayi faaliyeti niteliğinde olabilir.
Benzer şekilde tarım makinesinin tarlada kullanılmasıyla tarım makinesinin fabrikada üretilmesi aynı sınıflandırmaya tabi değildir.
Önemli ayrım: 4857 sayılı İş Kanunu bakımından yapılan sanayi, ticaret, tarım ve orman sınıflandırması; sendikal işkolu tespiti veya iş sağlığı ve güvenliği tehlike sınıfı belirlemesiyle aynı işlem değildir. Bu düzenlemelerin amaçları ve dayanak mevzuatları farklıdır.
Karma Faaliyet Yürüten İşyerlerinde Hangi Kanun Uygulanır?
Bir işverenin birden fazla faaliyet yürütmesi veya aynı işletmede farklı nitelikte işler yapılması, kapsam incelemesini karmaşık hâle getirebilir.
Örneğin bir tarım işletmesinde ürün yetiştirilirken aynı zamanda ürünlerin işlendiği bir fabrika bulunabilir. Başka bir işletmede deniz taşıma faaliyetiyle birlikte limanda yükleme ve depolama işleri yürütülebilir.
Bu tür durumlarda yalnızca şirketin ticaret unvanına, faaliyet belgesindeki genel tanıma veya işletmenin bulunduğu yere bakılması yeterli değildir.
Şu hususlar önem taşır:
- Çalışanın fiilen hangi işi yaptığı.
- Çalışmanın hangi işyeri veya işletme organizasyonu içerisinde yürütüldüğü.
- Faaliyetlerin birbirinden bağımsız mı, yoksa aynı üretim veya hizmet sürecinin parçaları olarak mı sürdürüldüğü.
- Kanunda belirli faaliyetler için özel istisna veya istisnanın istisnası bulunup bulunmadığı.
- Çalışma ilişkisinin özel bir kanun kapsamında değerlendirilmesini gerektiren koşulların mevcut olup olmadığı.
Bir çalışanın aynı işveren bünyesinde farklı görevler üstlenmesi durumunda da görevlerin gerçek niteliği, ağırlığı ve çalışma organizasyonu birlikte incelenir.
Bu nedenle karma faaliyet gösteren işletmelerde yalnızca meslek unvanından veya işverenin faaliyet kodundan hareketle kesin bir hukuki sonuca ulaşılması doğru değildir.
Basın Çalışanları İş Kanunu’na Tabi midir?
Basın faaliyetlerinde çalışan herkesin aynı kanuna tabi olduğu söylenemez.
5953 sayılı Basın İş Kanunu, kanunun belirlediği basın kuruluşlarında fikir ve sanat işlerinde çalışan gazetecilerin iş ilişkilerini özel olarak düzenler. Kanunun kapsamı, ilgili düzenlemeler çerçevesinde internet haber sitelerinde belirli fikir ve sanat işlerini yürüten çalışanları da içerebilir.
Gazeteci niteliğindeki çalışanlar için özel basın mevzuatı uygulanırken, aynı kuruluşta muhasebe, idari destek veya başka teknik görevlerde çalışan kişilerin hukuki statüsü farklı olabilir.
Dolayısıyla bir kişinin gazetede, haber ajansında veya internet haber sitesinde çalışması tek başına 5953 sayılı Kanun kapsamında gazeteci sayılması için yeterli değildir. Fiilen yürütülen görev ve özel kanundaki koşullar birlikte değerlendirilmelidir.
Kamu Kurumlarında Çalışanlar 4857 Sayılı İş Kanunu’na Tabi midir?
Kamu kurumlarında çalışmak, tek başına İş Kanunu kapsamı dışında kalma nedeni değildir.
Bir kamu kurumunda iş sözleşmesine dayalı olarak işçi statüsünde çalışan kişiler, ilgili kanuni koşullar çerçevesinde 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi olabilir.
Buna karşılık memurlar ve kamu hukukuna dayanan diğer personel statülerinde çalışan kişiler hakkında, statülerine ilişkin özel kamu personel mevzuatı uygulanır.
Bu ayrımda yalnızca çalışanın görev yaptığı kurum değil, hukuki istihdam statüsü ve tabi olduğu düzenleme belirleyicidir.
Örneğin kamu kurumunda çalışan bir işçi ile aynı kurumda görev yapan memurun çalışma koşulları, iş ilişkisinin sona ermesi ve başvuru yolları aynı hukuki rejime tabi olmayabilir.
İş Kanunu Kapsamı Dışındaki İşçilerin Hangi Hakları Vardır?
4857 sayılı İş Kanunu’nun uygulanmaması, çalışan kişinin ücret, dinlenme, iş sağlığı ve güvenliği veya diğer haklarının hiçbir şekilde korunmadığı anlamına gelmez.
Hukuki korumanın kapsamı, çalışma ilişkisinin tabi olduğu mevzuata göre belirlenir.
Türk Borçlar Kanunu’ndan Doğan Haklar
4857 sayılı İş Kanunu’nun kapsamı dışında kalan ve başka bir özel iş kanununa tabi olmayan hizmet ilişkilerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanabilir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 393 ve devamı maddelerinde hizmet sözleşmesi, işçinin ve işverenin borçları, ücret, işverenin işçinin kişiliğini koruma yükümlülüğü, dinlenme ve izin ile sözleşmenin sona ermesi gibi konular düzenlenmektedir.
Ancak Türk Borçlar Kanunu kapsamındaki bir hizmet ilişkisinde, 4857 sayılı İş Kanunu’nda düzenlenen bütün hakların aynı koşullarla ve aynı miktarlarda doğduğu varsayılamaz.
Örneğin feshe bağlı tazminatlar, bildirim süreleri ve iş güvencesi talepleri değerlendirilirken hangi kanunun uygulanacağı belirleyicidir. İlgili kanun hükümleri ve varsa özel sözleşme düzenlemeleri ayrı ayrı incelenmelidir.
İş Sağlığı ve Güvenliği Hakları
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun kapsamı, 4857 sayılı İş Kanunu’nun kapsamıyla birebir aynı değildir.
6331 sayılı Kanun, 2. maddesindeki istisnalar saklı olmak üzere kamu ve özel sektördeki işyerlerine, çalışanlara ve çıraklar ile stajyerlere de uygulanır.
Bu nedenle 4857 sayılı İş Kanunu kapsamı dışında bulunan bir çalışma ilişkisi, 6331 sayılı Kanun bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
Örneğin ev hizmetleri 6331 sayılı Kanun’da açıkça kapsam dışında tutulmuştur. Buna karşılık çırakların, kanunun uygulandığı işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği bakımından korunması gerekir.
Sosyal Güvenlik Hakları
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu bakımından sigortalılık statüsü, 4857 sayılı İş Kanunu’nun kapsamından bağımsız olarak değerlendirilir.
Bir çalışanın İş Kanunu kapsamı dışında kalması, mutlaka sigorta kapsamı dışında olduğu anlamına gelmez.
Özellikle ev hizmetlerinde çalışanlar, çıraklar, stajyerler ve tarım işlerinde süreksiz çalışanlar bakımından özel sigortalılık hükümleri ve istisnalar bulunmaktadır.
Sigortalılık koşulları, çalışmanın niteliğine ve 5510 sayılı Kanun’un ilgili maddelerine göre belirlenmelidir.
İş Kanunu Kapsamı Dışındaki Çalışanlar İş Mahkemesinde Dava Açabilir mi?
Evet. 4857 sayılı İş Kanunu’nun kapsamı dışında bulunmak, iş mahkemelerinde dava açılmasını her durumda engellemez.
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca iş mahkemeleri, yalnızca 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi işçilerle ilgili uyuşmazlıklarda görevli değildir.
Bu madde kapsamında 5953 sayılı Kanun’a tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanun’a tabi gemiadamları ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun hizmet sözleşmesi hükümlerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında iş ilişkisinden kaynaklanan hukuk uyuşmazlıkları da iş mahkemelerinin görev alanına girmektedir.
Dolayısıyla İş Kanunu kapsamı dışında bulunan bir tarım çalışanının veya Türk Borçlar Kanunu’na tabi başka bir işçinin iş ilişkisinden doğan uyuşmazlığında da iş mahkemesi görevli olabilir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, uyuşmazlığın gerçekten hizmet sözleşmesinden kaynaklanmasıdır. Bağımsız eser veya vekâlet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar aynı değerlendirmeye otomatik olarak tabi tutulamaz.
İş mahkemesinde açılacak davalarda 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca dava şartı arabuluculuk hükümleri de önem taşır. Kanun kapsamındaki işçi veya işveren alacağı ve tazminat taleplerinde, istisnalar saklı olmak üzere, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması gerekir.
Buna karşılık bütün iş ve sosyal güvenlik uyuşmazlıkları için aynı arabuluculuk şartı geçerli değildir. Özellikle iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan belirli tazminat ve tespit davalarında kanuni istisnalar bulunmaktadır.
Görevli mahkemenin belirlenmesi ve usule ilişkin ayrıntılar için iş mahkemelerinin görevi, yetkisi ve yargılama usulü başlıklı makale incelenebilir.
Anayasa Mahkemesinin Tarım İşçilerinin Kapsamına İlişkin Kararı
4857 sayılı İş Kanunu’nun 4/1-b maddesinde düzenlenen 50 işçi sınırı, Anayasa Mahkemesinin denetimine konu olmuştur.
Anayasa Mahkemesi, 31.10.2013 tarihli, E.2013/23, K.2013/123 sayılı kararında, 50 veya daha az işçi çalıştırılan tarım ve orman işyerlerinin İş Kanunu kapsamı dışında tutulmasının Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddiasını incelemiştir.
Mahkeme, tarım ve orman işyerlerinin çalışma koşullarındaki farklılıkları, mevsimsellik özelliklerini ve kanun koyucunun düzenleme alanındaki takdir yetkisini dikkate alarak iptal istemini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın gerekçesinde, bu istisna kapsamında kalan hizmet ilişkilerine Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanabileceği de belirtilmiştir.
Karara karşı oy kullanan üyeler ise işyerinin büyüklüğüne göre çalışanların farklı hukuki korumalara tabi tutulmasının eşitlik ilkesi bakımından sorun oluşturduğunu savunmuştur.
Bu kararın hukuki sonucu, 50 işçi sınırının iptal edilmemiş olmasıdır. Dolayısıyla 4857 sayılı Kanun’un 4/1-b maddesindeki istisna, yürürlükteki düzenleme kapsamında uygulanmaya devam etmektedir.
İş Kanunu Kapsamına İlişkin Uyuşmazlıklarda Hangi Deliller Önemlidir?
İş Kanunu’nun uygulanıp uygulanmayacağı konusunda uyuşmazlık çıkması hâlinde, ilgili çalışma ilişkisinin ve işyerinin gerçek özelliklerinin ortaya konulması gerekir.
Somut olayın niteliğine göre aşağıdaki belgeler ve kayıtlar önem taşıyabilir:
- İş sözleşmeleri, görev tanımları ve işe giriş belgeleri.
- SGK işe giriş bildirgeleri, hizmet kayıtları ve işyeri kayıtları.
- Ücret bordroları ve banka ödeme kayıtları.
- İşyerinin faaliyet belgeleri, ticaret sicili veya esnaf sicili kayıtları.
- Çalışan sayısını ve organizasyonu gösteren personel kayıtları.
- Çalışanın fiilen yürüttüğü görevleri gösteren yazışmalar ve işyeri belgeleri.
- İşin niteliğini, çalışma düzenini ve fiilî durumu bilen tanıkların beyanları.
İspat yükü, uyuşmazlıkta ileri sürülen maddi vakıalara ve uygulanacak usul hükümlerine göre belirlenir. Bir tarafın kanuni istisnaya dayanması hâlinde, istisnanın uygulanmasını gerektiren olguların somut biçimde ortaya konulması önemlidir.
Özellikle tarım işletmelerindeki işçi sayısı, küçük esnaf işyerlerindeki çalışan sayısı ve karma faaliyet yürüten işletmelerde yapılan işin niteliği bakımından eksik araştırmayla sonuca ulaşılması uyuşmazlıklara yol açabilir.
İşçinin veya işverenin kapsam konusunda tereddüt yaşaması hâlinde, hukuki başvuru yapılmadan önce iş sözleşmesinin, faaliyet konusunun ve ilgili kayıtların birlikte değerlendirilmesi gerekir. İstanbul’daki çalışma ilişkilerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda İstanbul iş hukuku avukatı tarafından sunulan hukuki danışmanlık ve dava hizmetleri kapsamında uygulanacak mevzuat ve başvuru yolları somut olay yönünden incelenebilir.
4857 Sayılı İş Kanunu’nun Kapsamı Hakkında Sık Sorulan Sorular
İşyerinde yalnızca bir işçi çalışıyorsa İş Kanunu uygulanır mı?
Evet. İşyerinde yalnızca bir işçi çalışması, tek başına İş Kanunu kapsamı dışında kalma nedeni değildir. Ancak işyerinin 4857 sayılı Kanun’un 4. maddesindeki özel istisnalardan birine girip girmediği ayrıca incelenmelidir.
50 işçi çalıştıran tarım işletmesi İş Kanunu’na tabi midir?
4857 sayılı Kanun’un 4/1-b maddesindeki istisna, 50 işçiyi de kapsamaktadır. Bu nedenle 50 veya daha az işçi çalıştıran tarım ve orman işyerleri, ilgili istisna kapsamında İş Kanunu dışında kalır. Kanunun açıkça kapsam içine aldığı belirli işler saklıdır.
Ev hizmetlerinde çalışan kişi kıdem tazminatı alabilir mi?
4857 sayılı İş Kanunu’nun kapsamı dışında bulunan ev hizmetlerinde, 1475 sayılı Kanun’un yürürlükteki 14. maddesine dayanan kıdem tazminatı hakkının kendiliğinden doğduğu kabul edilemez. Ancak hizmet sözleşmesinin sona ermesinden kaynaklanan haklar, Türk Borçlar Kanunu ve varsa ilgili özel düzenlemeler çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.
Apartman kapıcısı ev hizmetlisi sayılır mı?
Hayır. Apartman veya site kapıcısının çalışma ilişkisi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 110. maddesi ve Konut Kapıcıları Yönetmeliği kapsamında değerlendirilir. Bu nedenle kapıcının statüsü, özel bir evde kişisel hizmet sunan çalışanın statüsünden farklıdır.
İş Kanunu kapsamı dışında kalan işçinin sigortası yapılmak zorunda mıdır?
Sigortalılık yükümlülüğü, 5510 sayılı Kanun ve ilgili özel hükümler uyarınca belirlenir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun uygulanmaması, sigortalılık yükümlülüğünü kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
İş Kanunu kapsamı dışında kalan çalışan arabulucuya başvurabilir mi?
Uyuşmazlık 7036 sayılı Kanun’un dava şartı arabuluculuk kapsamına giriyorsa başvuru gerekli olabilir. Çalışanın 4857 sayılı Kanun’a tabi olmaması, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan bütün uyuşmazlıkların arabuluculuk dışında olduğu anlamına gelmez.
Sonuç: İş Kanunu’nun Uygulanmasında İşin Gerçek Niteliği Esastır
4857 sayılı İş Kanunu’nun kapsamı belirlenirken yalnızca işyerinin adı, büyüklüğü veya çalışanın meslek unvanı esas alınamaz. İş sözleşmesinin varlığı, fiilen yapılan işin niteliği, kanuni istisnalar ve özel iş mevzuatı birlikte değerlendirilmelidir.
Deniz ve hava taşıma işleri, belirli tarım ve orman işletmeleri, ev hizmetleri, çıraklık, sporculuk ve küçük esnaf faaliyetleri için öngörülen istisnalar, kanunda belirlenen sınırlar içerisinde uygulanmalıdır. Buna karşılık liman yükleme ve boşaltma işleri, havacılık yer tesisleri, tarım işletmelerindeki yapı işleri ve diğer açık karşı istisnalar göz ardı edilmemelidir.
Bir çalışma ilişkisinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında bulunmaması, diğer iş hukuku ve sosyal güvenlik düzenlemelerinin uygulanmayacağı anlamına gelmez. Doğru kanunun belirlenmesi; ücret ve tazminat talepleri, iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri, arabuluculuk ve görevli mahkeme bakımından doğrudan sonuç doğurur.
İlgili Mevzuat ve Yargı Kararı
- 4857 Sayılı İş Kanunu — Özellikle 1, 2, 4, 110 ve 111. maddeler.
- Sanayi, Ticaret, Tarım ve Orman İşlerinden Sayılan İşlere İlişkin Yönetmelik — Özellikle 4 ve 5. maddeler ile EK-I.
- 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu — Özellikle 393 ve devamı maddeler.
- 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu — Özellikle 3 ve 5. maddeler.
- Anayasa Mahkemesi, 31.10.2013 tarihli, E.2013/23, K.2013/123 sayılı karar — 4857 sayılı Kanun’un 4/1-b maddesindeki tarım ve orman işleri istisnasının anayasal denetimi.
Yazar: Avukat Mehmet Sarıoğlu