Adli kontrol, ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında şüpheli ya da sanığın tutuklanması yerine belirli yükümlülüklere tabi tutularak serbest kalmasını sağlayan bir koruma tedbiridir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 109 ila 115. maddelerinde düzenlenen adli kontrol; yurt dışına çıkış yasağı, belirli aralıklarla imza verme, konutu terk etmeme ve güvence yatırma gibi yükümlülükleri kapsar. Tedbirin uygulanabilmesi için kanuni şartların bulunması, seçilen yükümlülüğün somut olay bakımından gerekli ve ölçülü olması gerekir.
Adli kontrol kararı, kişinin suçlu olduğunun veya hakkında mahkûmiyet kararı verildiğinin göstergesi değildir. Amaç, tutuklamaya başvurmadan ceza muhakemesinin sağlıklı yürütülmesini güvence altına almaktır. Bununla birlikte adli kontrol, kişinin seyahat, çalışma veya günlük yaşamını önemli ölçüde sınırlayabilir. Bu nedenle kararın verilmesi kadar devamının gerekli olup olmadığının incelenmesi de önemlidir.
Adli Kontrol Nedir ve Hukuki Dayanağı Nedir?
Adli kontrol, tutuklamaya alternatif olarak düzenlenen ve kişinin özgürlüğünü tamamen ortadan kaldırmadan muhakeme sürecindeki belirli riskleri önlemeyi amaçlayan bir tedbirdir. Temel hukuki dayanağı CMK m.109’dur. Tedbirin uygulanmasına ilişkin karar ve yetkili merciler CMK m.110’da, süre sınırları m.110/A’da, kaldırılması ve itiraz m.111’de, yükümlülüklere aykırılığın sonuçları m.112’de düzenlenmiştir. CMK m.113-115 ise güvenceye ilişkin özel hükümleri içerir.
Adli kontrolün temel işlevi, ceza muhakemesinde kişinin hazır bulunmasını sağlamak, kaçma riskini azaltmak, delillerin korunmasına yardımcı olmak ve gerektiğinde mağdurun haklarını güvence altına almaktır.
Bu yönüyle adli kontrol, tutuklama tedbirinden farklıdır. Tutuklamada kişi özgürlüğünden yoksun bırakılırken adli kontrolde kural olarak ceza infaz kurumuna alınmaksızın belirli yükümlülüklere uyması istenir. Ancak konutu terk etmeme gibi bazı adli kontrol türleri, kişinin fiziksel özgürlüğünü oldukça ağır biçimde sınırlandırabilir.
Adli Kontrol Hangi Şartlarda Uygulanır?
CMK m.109/1 uyarınca, bir suç nedeniyle yürütülen soruşturmada CMK m.100’de belirtilen tutuklama nedenlerinin varlığı hâlinde, şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir.
Bu düzenlemenin CMK m.100 ile birlikte değerlendirilmesi gerekir. Kanunun tutuklamaya ilişkin genel sisteminde kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller, kanuni tutuklama nedenleri ve ölçülülük esastır. Adli kontrol de kişilerin temel haklarını sınırlayan bir tedbir olduğundan, yalnızca suç isnadının bulunması sınırlamayı haklı göstermek için yeterli değildir.
1. Suç şüphesi ve kanuni nedenler bulunmalıdır
Adli kontrol kararı verilirken öncelikle suç isnadının dayandığı somut olgular ve muhakeme bakımından ortaya çıkan risk değerlendirilmelidir. CMK m.100’de düzenlenen başlıca tutuklama nedenleri şunlardır:
- Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması ya da kaçacağına işaret eden somut olguların bulunması.
- Delillerin yok edilmesi, gizlenmesi veya değiştirilmesi konusunda kuvvetli şüphe bulunması.
- Tanık, mağdur veya başka kişiler üzerinde baskı yapılması girişimine ilişkin kuvvetli şüphe bulunması.
- CMK m.100/3 kapsamında, kanunda belirtilen katalog suçlara ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphenin varlığı.
Katalog suç düzenlemesi dahi her durumda otomatik tutuklama veya adli kontrol kararı verilmesi anlamına gelmez. Kararın kanuni şartları ve ölçülülüğü somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
2. Tedbir gerekli ve ölçülü olmalıdır
Adli kontrol kararında kişinin aile yaşamı, çalışma koşulları, sağlık durumu, sabit yerleşim yeri, yargılamaya katılma davranışı ve isnat edilen suçun özellikleri önem taşıyabilir. Seçilen yükümlülük, önlenmek istenen riskle bağlantılı olmalı ve kişiye gereğinden fazla külfet yüklememelidir.
Örneğin yalnızca yargı makamlarınca gerektiğinde ulaşılabilir olmasının sağlanması amaçlanan bir kişi hakkında konutu terk etmeme yükümlülüğünün gerekli olup olmadığı ayrıca tartışılmalıdır. Daha hafif bir tedbirle aynı amaca ulaşılabiliyorsa ağır sınırlamanın tercih edilmesi ölçülülük yönünden sorun doğurabilir.
Adli kontrolün kapsamı veya gerekliliği tartışılırken koruma tedbirlerine karşı savunma haklarının kullanılması, kararın dayandığı somut olguların ve daha hafif tedbir seçeneklerinin dosya üzerinden değerlendirilmesini gerektirir.
3. Tutuklama yasağı bulunan suçlarda da uygulanabilir
CMK m.109/2, kanunda tutuklama yasağı öngörülen hâllerde de adli kontrol hükümlerinin uygulanabileceğini açıkça düzenler. Dolayısıyla bir suç yönünden tutuklama kararı verilmesinin yasak olması, adli kontrol uygulanmasını her durumda engellemez.
Ancak bu hüküm, tutuklama yasağı bulunan her olayda kendiliğinden adli kontrol kararı verilmesine izin veren sınırsız bir yetki değildir. Tedbirin somut gerekçesi, gerekliliği ve ölçülülüğü yine değerlendirilmelidir. Tutuklama yasağının kapsamı ayrıca tutuklama yasağı olan hâller hakkındaki yazıda incelenmiştir.
Adli Kontrol Türleri ve Yükümlülükleri Nelerdir?
CMK m.109/3, adli kontrol kapsamında uygulanabilecek yükümlülükleri ayrı ayrı düzenler. Şüpheli veya sanık hakkında bunlardan biri ya da birkaçı birlikte uygulanabilir. Her yükümlülüğün kapsamı, kanuni sınırları ve kararın amacıyla uyumu ayrıca değerlendirilmelidir.
Yurt dışına çıkış yasağı
CMK m.109/3-a uyarınca kişinin Türkiye dışına çıkması yasaklanabilir. Bu yükümlülük, yargılama sırasında kişinin yurt dışına çıkarak muhakeme işlemlerinden kaçmasını önlemeye yönelik olabilir. Yurt dışına çıkış yasağı, kişinin Türkiye içinde seyahat etmesini kendiliğinden yasaklamaz.
Tedbirin devamı, kaldırılması ve seyahat ihtiyacından kaynaklanan talepler yurt dışı çıkış yasağı hakkındaki yazıda ayrıca değerlendirilmiştir.
Belirli yerlere başvurma ve imza verme yükümlülüğü
CMK m.109/3-b uyarınca kişi, hâkim tarafından belirlenen yerlere ve belirtilen sürelerde düzenli olarak başvurmakla yükümlü tutulabilir. Uygulamada bu tedbir çoğunlukla polis veya jandarma birimine belirli gün ve saatlerde gidilerek imza verilmesi şeklinde yerine getirilir.
İmza yükümlülüğünün hangi günlerde ve hangi birimde yerine getirileceği kararın içeriğine göre belirlenir. Kişinin çalışma, sağlık veya ikamet koşullarının değişmesi hâlinde yükümlülüğün değiştirilmesi istenebilir. Ayrıntılı açıklama için adli kontrol imza yükümlülüğü yazısı incelenebilir.
Konutu terk etmeme (ev hapsi)
CMK m.109/3-j kapsamında kişi, belirlenen konutunu terk etmeme yükümlülüğüne tabi tutulabilir. Uygulamada ev hapsi olarak bilinen bu tedbir, kişinin hareket serbestisini ağır biçimde sınırlar.
Konutu terk etmeme yükümlülüğünün uygulanmasında elektronik izleme yöntemlerinden yararlanılması mümkündür. Bununla birlikte elektronik izleme kullanılması, her adli kontrol kararının zorunlu unsuru değildir.
Tedbirin ağırlığı nedeniyle sağlık hizmetlerine erişim, zorunlu ihtiyaçlar ve kişinin yaşam koşulları ayrıca önem taşır. Konutu terk etmeme kararının şartları ve kaldırılması ev hapsi başlıklı yazıda ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Diğer adli kontrol yükümlülükleri
CMK m.109/3’te yukarıdakiler dışında şu yükümlülükler de düzenlenmiştir:
- CMK m.109/3-c: Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına, gerektiğinde mesleki faaliyetlere veya eğitime devamla ilgili kontrol tedbirlerine uymak.
- CMK m.109/3-d: Her türlü taşıtı veya belirli taşıtları kullanmamak; gerektiğinde sürücü belgesini makbuz karşılığında teslim etmek.
- CMK m.109/3-e: Özellikle bağımlılıktan arınma amacıyla, hastaneye yatma dâhil tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak.
- CMK m.109/3-f: Kişinin ekonomik durumu dikkate alınarak belirlenen güvence miktarını yatırmak.
- CMK m.109/3-g: Silah bulundurmamak veya taşımamak; gerektiğinde silahları adli emanete teslim etmek.
- CMK m.109/3-h: Suç mağdurunun haklarını güvence altına almak amacıyla belirlenen parasal güvenceyi sağlamak.
- CMK m.109/3-i: Aile yükümlülüklerini yerine getirmeye ve hükmedilmiş nafakanın düzenli ödenmesine ilişkin güvence vermek.
- CMK m.109/3-k: Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek.
- CMK m.109/3-l: Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek.
Taşıt kullanma yasağı bakımından CMK m.109/5, kişinin mesleki faaliyetlerinde araç kullanmasına hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından sürekli ya da geçici izin verilebilmesini öngörür.
Güvence yatırma yükümlülüğü ise kişinin ekonomik koşulları ve güvencenin karşılayacağı yükümlülükler dikkate alınarak değerlendirilir. Güvencenin hangi amaçlarla kullanılacağı, mağdurun hakları ve iade şartları CMK m.113-115’te düzenlenmiştir. Bu konu ayrıca adli kontrolde güvence bedeli yazısında açıklanmıştır.
Adli Kontrol Kararını Kim Verir?
Adli kontrol kararını verecek merci, ceza muhakemesinin bulunduğu aşamaya göre değişir.
Soruşturma aşamasında adli kontrol
CMK m.110/1 uyarınca soruşturma evresinde adli kontrol kararı, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından verilir. Cumhuriyet savcısı adli kontrol uygulanmasını talep edebilir; tedbire ilişkin yargısal karar hâkime aittir.
Kararda uygulanacak yükümlülüklerin belirli olması gerekir. Örneğin düzenli başvurma yükümlülüğünde başvuru yeri ve sıklığının, konutu terk etmeme tedbirinde ise yükümlülüğün kapsamının açık olması uygulama bakımından önemlidir.
Kovuşturma aşamasında adli kontrol
İddianamenin kabulüyle başlayan kovuşturma evresinde, CMK m.110/3 uyarınca görevli ve yetkili mahkeme gerekli gördüğünde adli kontrol kararı verebilir.
Mahkeme, sanığın tutuklanması yerine adli kontrol uygulanmasını değerlendirebileceği gibi daha önce verilmiş adli kontrol kararının devamına, değiştirilmesine veya kaldırılmasına da karar verebilir.
CMK m.109/4’te düzenlenen özel durumlar saklı kalmak üzere, kanun yolu aşamasında karar verecek merci bakımından da dosyanın bulunduğu aşamaya ve uygulanacak özel hükümlere dikkat edilmelidir.
Adli Kontrol Ne Kadar Sürer?
Adli kontrol süresinin üst sınırları CMK m.110/A’da düzenlenmiştir. Kanun, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler ile diğer işleri birbirinden ayırır.
- Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler: Adli kontrol süresi en çok iki yıldır. Zorunlu hâllerde gerekçe gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir. Böylece toplam süre en çok üç yıl olabilir.
- Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler: Temel süre en çok üç yıldır. Zorunlu hâllerde gerekçeli uzatma yapılabilir. Uzatma süresi toplam üç yılı geçemez; genel azami süre böylece altı yıldır.
- Kanunda belirtilen özel suç grupları: TCK’nın İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerindeki suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda uzatma süresi dört yıla kadar çıkabilir. Bu durumda toplam azami süre yedi yıldır.
CMK m.110/A/3 uyarınca bu süreler çocuklar bakımından yarı oranında uygulanır.
Azami süre, mahkemenin tedbiri her dosyada bu sürenin sonuna kadar devam ettirebileceği anlamına gelmez. Tedbirin dayandığı nedenler daha önce ortadan kalkmışsa adli kontrolün kaldırılması veya hafifletilmesi gündeme gelir. Süre sınırları, uzatmanın gerekçelendirilmesi ve sürenin hesabı ayrıca adli kontrol süresi ve uzatılması yazısında incelenmiştir.
Adli kontrol kararı ne sıklıkla incelenir?
CMK m.110/4 uyarınca adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmediği en geç dört aylık aralıklarla değerlendirilir. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise mahkeme kendiliğinden inceleme yapar.
Bu inceleme yalnızca önceki kararın tekrar edilmesinden ibaret olmamalıdır. Tedbirin devamını gerektiren nedenlerin mevcut olup olmadığı, kişinin yükümlülüklere uyumu, dosyadaki gelişmeler ve daha hafif tedbirlerin yeterliliği değerlendirilmelidir.
Dört aylık inceleme aralığı, şüpheli veya sanığın bu süre dolmadan kaldırma ya da değiştirme talebinde bulunmasına engel değildir.
Adli Kontrol Kararına Nasıl İtiraz Edilir?
CMK m.111/2 uyarınca adli kontrol kararlarına karşı itiraz yoluna başvurulabilir. CMK m.268/1’deki genel kurala göre, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça itiraz süresi kararın öğrenilmesinden itibaren iki haftadır.
İtiraz, kararı veren mercie sunulacak dilekçeyle veya kanunda öngörülen usule uygun olarak zabıt kâtibine beyanda bulunularak yapılabilir. Kararı veren merci itirazı yerinde görürse kararını düzeltebilir; yerinde görmezse kanuni süre içinde yetkili itiraz merciine gönderir.
Sulh ceza hâkimliğinin adli kontrol kararına karşı yapılan itiraz, CMK m.268/3-b uyarınca kural olarak yargı çevresindeki asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından incelenir. Sulh ceza hâkimliği işlerinin asliye ceza hâkimi tarafından görüldüğü hâllere ilişkin özel merci kuralı saklıdır. Kovuşturma sırasında mahkemece verilen kararlar bakımından ilgili itiraz mercii CMK m.268 hükümlerine göre belirlenir.
İtiraz dilekçesinde kararın neden hukuka aykırı veya ölçüsüz olduğu, hangi somut olguların değerlendirilmediği ve daha hafif bir tedbirin neden yeterli olabileceği açıklanmalıdır. Süre, merci ve başvuru usulüne ilişkin ayrıntılar adli kontrol kararına itiraz yazısında ele alınmıştır.
Adli Kontrol Nasıl Kaldırılır veya Değiştirilir?
Adli kontrolün kaldırılması için mutlaka ilk karara karşı yapılan itirazın kabul edilmesi gerekmez. CMK m.111/1, şüpheli veya sanığa adli kontrol yükümlülüğünün kaldırılmasını ya da değiştirilmesini isteme olanağı tanır.
İstem üzerine hâkim veya mahkeme, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra CMK m.110/2 çerçevesinde beş gün içinde karar verebilir. Tedbir bütünüyle kaldırılabileceği gibi bazı yükümlülükler kaldırılabilir, değiştirilebilir veya kişiye geçici muafiyet tanınabilir.
Kaldırma veya değiştirme talebinde özellikle şu hususlar önem taşıyabilir:
- Kararı gerektiren kaçma veya delillere müdahale riskinin ortadan kalkması.
- Delillerin toplanmış veya tanıkların dinlenmiş olması.
- Şüpheli veya sanığın yükümlülüklerine düzenli biçimde uyması.
- Sağlık durumu, çalışma koşulları veya ailevi zorunluluklarda değişiklik meydana gelmesi.
- Mevcut tedbirin artık ölçüsüz hâle gelmesi ya da daha hafif bir yükümlülüğün yeterli olması.
- Kanuni azami sürenin dolması veya sürenin hukuka uygun biçimde uzatılmamış olması.
Başvurunun dayanaklarını gösteren belgelerin dosyaya sunulması önemlidir. Tedbirin tamamen kaldırılması, daha hafif bir yükümlülüğe dönüştürülmesi ve geçici izin talepleri arasındaki ayrım adli kontrolün kaldırılması veya değiştirilmesi yazısında açıklanmıştır.
Adli Kontrol Yükümlülüğüne Uyulmazsa Ne Olur?
CMK m.112/1 uyarınca adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii tutuklama kararı verebilir.
Ancak bir yükümlülüğün yerine getirilmemiş olması, her durumda otomatik tutuklama sonucunu doğurmaz. Öncelikle geçerli bir adli kontrol yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı, buna aykırı davranılıp davranılmadığı ve aykırılığın isteyerek gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği değerlendirilmelidir. Tutuklama kararı bakımından kanunilik ve ölçülülük güvenceleri de gözetilmelidir.
Sağlık sorunu, ulaşım engeli veya benzeri nedenlerle yükümlülüğünü yerine getiremeyen kişinin, durumunu gecikmeksizin ilgili mercie bildirmesi ve varsa mazeretini belgeleyerek açıklaması önemlidir. Mazeretin haklılığı somut olay üzerinden değerlendirilir.
CMK m.112/2, azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrol kararının ihlalini ayrıca düzenler. Bu özel durumda tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz ayı, diğer işlerde iki ayı geçemez.
İhlal iddiasının nasıl değerlendirileceği ve tutuklama riskinin hukuki sınırları adli kontrol yükümlülüğünün ihlali hakkındaki yazıda ayrıntılı olarak incelenmiştir.
Adli Kontrol Altında Geçen Süre Cezadan Düşülür mü?
CMK m.109/6 uyarınca adli kontrol altında geçen süre, kural olarak özgürlüğü sınırlayan bir süre kabul edilerek daha sonra hükmedilen cezadan mahsup edilmez.
Bu genel kuralın iki önemli istisnası bulunmaktadır:
- CMK m.109/3-e: Tedavi veya muayene tedbirleri bakımından genel mahsup yasağı uygulanmaz. Mahsup değerlendirmesinde tedbirin niteliği ve ilgili hükümler dikkate alınır.
- CMK m.109/3-j: Konutu terk etmeme yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.
Bu nedenle yurt dışına çıkış yasağı veya düzenli imza yükümlülüğü altında geçen süre ile ev hapsinde geçen süre aynı hukuki sonucu doğurmaz. Süre hesabı ve mahsup koşulları adli kontrol altında geçen sürenin mahsubu yazısında ayrıca incelenmiştir.
Çocuklar, Gebeler ve Ağır Hastalar Hakkında Adli Kontrol Uygulanabilir mi?
Adli kontrol hükümleri çocuklar bakımından da uygulanabilir. Bununla birlikte 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda çocuklara özgü ek güvenceler bulunmaktadır.
Çocuk Koruma Kanunu m.20 uyarınca adli süreçteki çocuklar hakkında CMK m.109’daki yükümlülüklerin yanında belirli çevre sınırları dışına çıkmama, bazı yerlere gitmeme veya yalnızca belirlenen yerlere gidebilme ve belirli kişi ya da kuruluşlarla ilişki kurmama gibi tedbirler uygulanabilir.
Çocuklar yönünden tutuklama son çare olarak değerlendirilmelidir. Çocuk Koruma Kanunu m.20 ve m.21’deki özel hükümler ile CMK m.110/A/3’teki yarı süre kuralı birlikte dikkate alınır.
CMK m.109/4 ise ağır hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız sürdüremediği kanunda belirtilen usulle tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğumunun üzerinden altı ay geçmemiş kadın şüpheli bakımından tutuklama yerine adli kontrol uygulanabilmesini özel olarak düzenler.
Aynı fıkrada, mahkûmiyet hükmüne karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurulması hâlinde, hükmü veren ilk derece mahkemesinin UYAP kayıtlarını inceleyerek adli kontrol kararı verebilmesine de imkân tanınmıştır. Bu düzenleme, her türlü adli kontrol dosyasında ilk derece mahkemesine sınırsız kanun yolu aşaması yetkisi verildiği şeklinde yorumlanmamalıdır.
Anayasa Mahkemesinin Adli Kontrol Süresine İlişkin Kararı
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Veysel Kuşçu başvurusunda verdiği 16.12.2025 tarihli, 2023/95649 başvuru numaralı karar, adli kontrol süresinin hesabı ve süresi dolmuş tedbirin ihlal edilmesinin sonuçları bakımından önemlidir. Karar 16.04.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Başvuruda, yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin azami süresinin dolduğu ileri sürülmesine rağmen kişi, tedbiri ihlal ettiği gerekçesiyle tutuklanmıştır. Anayasa Mahkemesi, CMK m.110/A bakımından azami sürenin tedbirin başladığı tarihten itibaren hesaplanması gerektiğini, istinaf ve temyiz aşamalarında geçen sürenin hesap dışında bırakılamayacağını değerlendirmiştir.
Mahkeme, kanuni azami süresi dolmuş adli kontrol tedbirine uyulmaması nedeniyle tutuklama kararı verilmesinin kanuni temelinin bulunmadığı sonucuna varmış ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Kararda, dosya kanun yolu aşamasındayken ilk derece mahkemesinin CMK m.100 kapsamında verdiği tutuklama kararının yetki yönünden kanuni dayanağı da ayrıca incelenmiştir.
Bu karar, adli kontrol süresinin yalnızca idari bir takip meselesi olmadığını; tedbirin kanuniliğini ve ihlale bağlanabilecek sonuçları doğrudan etkilediğini göstermektedir. Bununla birlikte her dosyada sürenin başlangıcı, suçun niteliği, mahkemenin görev alanı ve varsa usulüne uygun uzatma kararları ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Adli Kontrol Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Adli kontrol kararı verilirse kişi cezaevine girer mi?
Adli kontrol, kural olarak tutuklama yerine uygulanan bir tedbirdir. Kişi ceza infaz kurumuna alınmaksızın kararın gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirir. Ancak yükümlülüklerin isteyerek ihlal edilmesi hâlinde, kanuni şartları varsa tutuklama gündeme gelebilir.
Adli kontrol adli sicil kaydına işlenir mi?
Adli kontrol kararı, mahkûmiyet hükmü değildir. Bu nedenle tek başına adli sicile mahkûmiyet olarak kaydedilmez. Bununla birlikte tedbirin uygulanabilmesi için ilgili adli ve idari sistemlerde gerekli kayıtlar tutulabilir.
Adli kontrol için mutlaka daha önce tutuklanmış olmak gerekir mi?
Hayır. Adli kontrol kararı verilmesi için kişinin daha önce tutuklanmış olması gerekmez. Soruşturma veya kovuşturma sırasında, ilgili kanuni şartlar çerçevesinde doğrudan adli kontrol uygulanabilir.
Adli kontrol altında olan kişi çalışabilir mi?
Bu sorunun yanıtı uygulanan yükümlülüğe bağlıdır. Yurt dışına çıkış yasağı veya belirli günlerde imza verme yükümlülüğü, kişinin çalışmasını doğrudan yasaklamaz. Buna karşılık konutu terk etmeme veya belirli bölgelere gitmeme tedbiri çalışma yaşamını önemli ölçüde sınırlayabilir. Bu durumda yükümlülüğün değiştirilmesi ya da kanunen mümkünse geçici muafiyet sağlanması talep edilebilir.
Adli kontrol yükümlülükleri aynı anda uygulanabilir mi?
Evet. CMK m.109/3 kapsamında birden fazla yükümlülük birlikte uygulanabilir. Ancak birlikte uygulanan tedbirlerin toplam etkisi de ölçülülük bakımından değerlendirilmelidir.
Adli kontrol kararına itiraz edilmesi yükümlülüğü durdurur mu?
Kural olarak itiraz, kararın uygulanmasını kendiliğinden durdurmaz. CMK m.269 çerçevesinde kararın yerine getirilmesinin geri bırakılması ayrıca değerlendirilebilir. Bu nedenle kişi, kaldırma, değiştirme veya uygulamanın durdurulması yönünde yetkili merci tarafından karar verilmedikçe mevcut yükümlülüklerini yerine getirmelidir.
Adli Kontrol Kararında Nelere Dikkat Edilmelidir?
Adli kontrol, tutuklamaya göre daha hafif bir koruma tedbiri olmakla birlikte kişinin temel haklarını sınırladığı için kanuni şartlara, somut gerekçeye ve ölçülülük ilkesine uygun uygulanmalıdır. Kararın hangi yükümlülükleri içerdiği, ne zaman başladığı, devamının neden gerekli görüldüğü ve kanuni süre sınırları dosya üzerinden belirlenmelidir.
Şüpheli veya sanık bakımından en önemli hususlar, verilen kararın içeriğini doğru anlamak, yükümlülüklere uymak, kararın gereksiz veya ölçüsüz hâle geldiği durumlarda zamanında başvuruda bulunmak ve azami süreleri takip etmektir. Adli kontrolün kaldırılması, değiştirilmesi veya karara itiraz edilmesi, farklı hukuki amaçlara hizmet eden başvuru yollarıdır. Hangisinin uygun olduğu somut olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir.
Yazar: Avukat Fatih Sefer