Aile Mahkemesi

Aile mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun İkinci Kitabında düzenlenen aile hukukundan doğan dava ve işlere bakmakla görevli özel görevli bir hukuk mahkemesidir; ancak bu görev alanı görünenden dardır — vesayet hukuku kanunla açıkça dışarıda bırakılmış, eşler arasındaki genel borç ilişkileri ile miras hukukundan doğan talepler de görev bakımından aile mahkemesinden ayrılmıştır. Bu yazıda aile mahkemesinin görev sınırları, sıkça karıştırılan görev uyuşmazlıkları, 6284 sayılı Kanun kapsamındaki koruyucu ve önleyici tedbirlerdeki rolü, sulh teşviki ve uzman raporlarının hukuki niteliği, yabancı kararların tanıma-tenfizindeki konumu ve kanun yolu rejimi yerleşik Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihadı ışığında ele alınmaktadır.

Aile Mahkemesi Nedir?

Aile mahkemesi, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun ile kurulan, aile hukukundan doğan uyuşmazlıkların uzmanlaşmış bir mahkemede, kendine özgü koruyucu ve destekleyici usul kurallarıyla çözülmesini amaçlayan bir mahkemedir. Görevi kamu düzenine ilişkin olduğundan yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir; yanlış mahkemede ısrar edilmesi, yargılamanın sonuna yaklaşılmışken dahi görevsizlik kararıyla sonuçlanabilir.

Kuruluşu

4787 sayılı Kanun m.2: Aile mahkemeleri, Adalet Bakanlığınca Hâkimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü alınarak her ilde ve merkez nüfusu yüz binin üzerindeki her ilçede, tek hâkimli ve asliye mahkemesi derecesinde kurulur. Aile mahkemesi kurulamayan yerlerde bu Kanun kapsamına giren dava ve işlere, Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesince bakılır.

Aile mahkemesi hâkimleri, 4787 sayılı Kanun m.3 uyarınca adli yargıda görevli, tercihen evli ve çocuk sahibi, otuz yaşını doldurmuş ve aile hukuku alanında lisansüstü eğitim yapmış hâkimler arasından atanır. Bu nitelik şartı, mahkemenin uzmanlaşma iddiasının kurumsal yansımasıdır.

Aile Mahkemesinin Görevi

4787 sayılı Kanun m.4: Aile mahkemeleri, Türk Medeni Kanunu’nun Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 4722 sayılı Kanun’a göre aile hukukundan doğan dava ve işlere, 2675 sayılı (bugün 5718 sayılı MÖHUK) Kanun’a göre aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizine ve kanunlarla verilen diğer görevlere bakar.

TMK’nın İkinci Kitabı “Aile Hukuku” üst başlığını taşır ve üç ana kısımdan oluşur: Evlilik Hukuku (m.118-281), Hısımlık (m.282-395) ve Vesayet (m.396-494). Kanun koyucu 4787 sayılı Kanun m.4’ü düzenlerken “Üçüncü Kısım hariç olmak üzere” ibaresiyle vesayet hukukunu bilinçli ve mutlak biçimde aile mahkemesinin görev sahasının dışına çıkarmıştır — bu, makalenin bir sonraki başlığının konusudur.

Vesayet Hukuku Aile Mahkemesinin Görev Alanı Dışındadır

Vesayet organlarının tespiti, vesayet altına alma (kısıtlama), kayyımlık, yasal danışmanlık, vesayet altındaki kişinin şahıs ve malvarlığının idaresi, vesayet dairelerinin izin/onay işlemleri ile vesayet organlarının işlemlerine karşı itirazlar aile mahkemesinin görev alanında değildir. TMK m.397 uyarınca vesayet makamı sulh hukuk mahkemesi, denetim makamı ise asliye hukuk mahkemesidir; bu ayrım Sulh Hukuk Mahkemesi ve Asliye Hukuk Mahkemesi makalelerimizde ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Vesayet hukukuna dayalı olarak aile mahkemesine yöneltilen herhangi bir talepte mahkeme, uyuşmazlığın esasına girmeksizin HMK m.114/1-c ve m.115/2 uyarınca dava şartı yokluğundan usulden ret ve görevsizlik kararı vermekle yükümlüdür.

Eşler Arası Genel Borç ve Haksız Fiil Davalarında Görev

Uygulamada sık karşılaşılan bir yanılgı, evlilik birliği taraflarının aralarındaki her malvarlığı uyuşmazlığının salt evli olma olgusuna dayanılarak aile mahkemesinde görülmesi gerektiği düşüncesidir. Oysa görevli mahkemenin tayininde tarafların sıfatı değil, uyuşmazlığın dayandığı hukuki ilişkinin kaynağı belirleyicidir. Eşlerin birbirine açtığı alacak, borç verme (karz), haksız fiile dayalı tazminat veya sebepsiz zenginleşmeye dayalı iade davalarında dayanak 6098 sayılı TBK’nın genel hükümleridir; HMK m.2 uyarınca bu tür malvarlığı davalarında aksine özel düzenleme yoksa görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.

Buna karşılık, uyuşmazlık evliliğin sona ermesi neticesinde TMK m.218-241 arasında düzenlenen yasal mal rejiminin tasfiyesine, katılma alacağına, değer artış payına veya katkı payı alacağına dayanıyorsa görevli mahkeme doğrudan aile mahkemesidir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/26205, K. 2024/1431, T. 12.02.2024 tarihli kararında bu ayrımı teyit ederek, mal rejiminin tasfiyesine dayalı alacak isteğinin 4787 sayılı Kanun m.4’te yazılı TMK İkinci Kitap (Üçüncü Kısım hariç) kapsamında olduğundan aile mahkemesinde görülmesi gerektiğini belirtmiştir. Görevli mahkemenin belirlenmesi için dava dilekçesindeki vakıaların HMK m.33 uyarınca hâkim tarafından resen nitelendirilmesi ve genel hükümlere dayalı taleplerin asliye hukuk mahkemesinin görevinde olduğunun kabulü zorunludur.

Mal Rejimi ile Miras Hukuku Taleplerinin Tefriki

Evlilik birliği eşlerden birinin ölümüyle sona erdiğinde, sağ kalan eş iki farklı hukuki sıfatı birleştirir: bir yandan TMK m.225/1 uyarınca tasfiye edilen mal rejimi çerçevesinde diğer eşin terekesine karşı katılma alacağı talep eden şahsi bir alacaklı, diğer yandan TMK m.499 uyarınca müteveffanın yasal mirasçısı. Bu iki statü, tabi olduğu hukuk normları ve görevli mahkeme bakımından tamamen ayrışır.

Mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacak hakkı ayni değil, terekeye karşı ileri sürülen nispi nitelikte şahsi bir alacak hakkıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/1583, K. 2023/1153, T. 16.03.2023 tarihli kararında, mal rejiminin tasfiyesi isteğinde bulunan eşe veya mirasçılarına tanınan hakkın ayni olmayıp şahsi alacak hakkı olduğunu vurgulamıştır. Bu niteliği gereği katılma alacağı ve değer artış payı talepleri TMK İkinci Kitap kapsamında kaldığından aile mahkemesinin görevindedir.

Buna karşılık, sağ kalan eşin TMK m.652 uyarınca tereke malları arasındaki aile konutu veya ev eşyası üzerinde miras payına mahsuben mülkiyet/intifa hakkı talebi ile miras payından kaynaklanan alacak, terekenin tespiti, tenkis veya miras paylaşımı talepleri TMK’nın Üçüncü Kitabındaki (Miras Hukuku) normlara dayanır; bu taleplerde görevli mahkeme sulh hukuk veya asliye hukuk mahkemesidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/3691, K. 2024/3006, T. 30.04.2024 tarihli kararında, TMK m.652 uyarınca yapılan talep ile miras payından kaynaklanan alacak talebinin miras hukukundan kaynaklandığını, mal rejiminin tasfiyesi kapsamında bir talep niteliğinde olmadığını tespit ederek, görevin kamu düzeni ile ilgili dava şartı olduğunu (HMK m.114/1-c) ve iddia/savunma olarak ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemece resen gözetileceğini (HMK m.115/1) hatırlatmıştır.

Katılma alacağı talebi ile TMK m.652’ye dayalı miras hukuku talepleri aynı dava dilekçesinde birlikte ileri sürüldüğünde, mahkemenin yapması gereken usuli işlem davaları tefrik etmektir: HMK m.167 uyarınca miras hukukuna dayalı talepler yönünden görevsizlik kararı verilip dosya sulh hukuk veya asliye hukuk mahkemesine gönderilmeli, mal rejiminin tasfiyesi davası ise aile mahkemesinde müstakil bir esas üzerinden yürütülmelidir. Farklı görev alanlarına giren uyuşmazlıkların tek dosyada birleştirilerek aile mahkemesince esastan karara bağlanması usul ve kanuna açık aykırılık oluşturur.

Aile Konutu ve Üçüncü Kişilerin Tasarruflarında Görev

TMK m.194 uyarınca eşlerden biri, diğer eşin açık rızası olmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Malik eşin bu rızayı almaksızın aile konutunu üçüncü kişiye devretmesi veya üzerinde ipotek tesis etmesi halinde açılacak tapu iptali/tescil veya ipoteğin terkini davasında görevli mahkeme, talebin dayandığı hukuki norma göre belirlenir: dava TMK m.194’teki rıza yokluğuna dayanıyorsa, uyuşmazlık TMK İkinci Kitabın Birinci Kısmındaki evlilik birliğinin genel hükümleri kapsamına girer ve davalılar arasında üçüncü bir kişi bulunması aile mahkemesinin görevini ortadan kaldırmaz.

Buna karşılık talep, TMK m.1025’teki genel yolsuz tescil hükümlerine, sahtecilik iddiasına, tasarruf ehliyetsizliğine, irade sakatlıklarına (hata, hile, korkutma) veya genel muvazaaya dayanıyorsa görev tamamen değişir; bu durumda uyuşmazlığın temeli eş olma sıfatı değil ayni haklara ve genel borçlar hukuku ilkelerine ilişkin normlardır ve HMK m.2 gereği görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Belirleyici eşik, davanın hukuki sebebinin nitelendirilmesidir: taşınmazın aile konutu olduğu ileri sürülerek TMK m.194 kapsamında rıza yokluğu zemininde bir talep varsa görev aile mahkemesinde; iddia genel hükümlere dayalı bir tescil yolsuzluğundan ibaretse görev asliye hukuk mahkemesindedir.

Üçüncü Kişilere Karşı Açılan Muvazaa Davalarında Asliye Hukuk Mahkemesi Görevlidir

Eşlerden birinin, ileride doğacak tasfiye payını sonuçsuz bırakmak kastıyla malvarlığını danışıklı biçimde üçüncü kişilere devretmesi hâlinde, alacaklı eş TBK m.19’daki genel muvazaa hükmüne dayanarak devreden eş ve üçüncü kişi aleyhine tapu iptali ve tescil davası açabilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/9742, K. 2024/3318, T. 15.04.2024 tarihli kararında, davalılar arasındaki muvazaalı işlemin davacı yönünden haksız eylem niteliğinde olduğunu, uyuşmazlığın çözüm yerinin HMK m.2 uyarınca asliye hukuk mahkemesi olduğunu ve aile mahkemesinin görev kapsamı dışında kaldığını açıkça ortaya koymuştur. Aynı ilke Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2017/17327, K. 2018/1746, T. 07.02.2018 tarihli kararında da teyit edilmiş; asıl davanın yasal dayanağının genel hükümler olması ve aile hukukundan kaynaklanan bir talep bulunmaması nedeniyle görevin asliye hukuk mahkemesinde olduğu, görev kuralının kamu düzeniyle ilgili dava şartı olduğu (HMK m.114/1-c) ve yargılamanın her safhasında resen gözetileceği (HMK m.115/1) vurgulanmıştır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/19081, K. 2016/1348, T. 09.02.2016 tarihli kararında ve Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2011/1012, K. 2011/5848, T. 14.11.2011 tarihli kararında da aynı sonuca varılmış; talep katkı payına değil mal kaçırma kastıyla muvazaaya dayanıyorsa davanın genel görevli asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği kabul edilmiştir (bkz. ayrıca Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2012/3732, K. 2012/9825, T. 21.09.2012).

Katılma alacağı talebi ile bu alacağın tahsilini teminat altına almaya yönelik tasarrufun iptali/muvazaa talebi aynı dilekçede terditli veya yığılmalı ileri sürüldüğünde, iki ayrı mahkemenin görev alanına giren talepler söz konusu olur. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/811, K. 2016/11515, T. 13.12.2016 tarihli kararında, tapu kaydının iptaliyle mülkiyetin borçlu eşe dönüşünün katılma alacağının tahsilini sağlamaya hizmet ettiğini kabul etmekle birlikte, görevin kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle bu iki talebin görev yönünden ayrışması gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2014/7086, K. 2014/7270, T. 15.04.2014 tarihli kararında da aynı doğrultuda, muvazaaya dayalı tasarrufun iptali talebinin TBK m.19 (mülga BK m.18) kapsamında genel mahkemelerin görevinde olduğu ve dosyanın bu kısım yönünden görevsizlik kararıyla görevli mahkemeye gönderilmesi gerektiği tespit edilmiştir. İzlenmesi gereken usul, davaların tefrik edilmesidir: mal rejimi tasfiyesi talebi aile mahkemesinde, muvazaaya dayalı tasarrufun iptali talebi asliye hukuk mahkemesinde ayrı ayrı yürütülür.

6284 Sayılı Kanun Kapsamında Koruyucu ve Önleyici Tedbirler

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, aile mahkemesinin gündelik iş yükünün önemli bir bölümünü oluşturur. Kanun m.2/c uyarınca “hâkim” ibaresi aile mahkemesi hâkimini ifade eder.

Üç Ayrı Tedbir Rejimi

  • Mülki amir tarafından verilecek koruyucu tedbirler (m.3): Barınma yeri sağlanması, geçici maddi yardım, psikolojik/mesleki/hukuki/sosyal danışmanlık, hayati tehlike varsa geçici koruma altına alma, kreş imkânı. Gecikmesinde sakınca varsa (a) ve (ç) bentleri kolluk amirince de alınabilir; mülki amir 48 saat içinde onaylamazsa tedbir kendiliğinden kalkar.
  • Hâkim tarafından verilecek koruyucu tedbirler (m.4): İşyerinin değiştirilmesi, müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi, TMK şartlarının varlığı hâlinde tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması, hayati tehlike varsa Tanık Koruma Kanunu’na göre kimlik değişikliği.
  • Hâkim tarafından verilecek önleyici tedbirler (m.5): Şiddet tehdidi/hakaret yasağı, müşterek konuttan derhâl uzaklaştırma ve konutun korunan kişiye tahsisi, korunan kişiye/konuta/okula/işyerine yaklaşmama, kişisel ilişkinin sınırlanması, eşyaya zarar vermeme, iletişimle rahatsız etmeme, silah teslimi, alkol/madde kullanımı yasağı, sağlık kuruluşuna başvurma. Gecikmesinde sakınca varsa (a)-(d) bentleri kolluk amirince alınabilir; hâkim 24 saat içinde onaylamazsa tedbir kendiliğinden kalkar.

Tedbir kararı ilk defasında en çok altı ay için verilebilir; şiddet tehlikesinin devam edeceği anlaşılırsa resen veya talep üzerine süre/şekil değiştirilebilir, kaldırılabilir veya aynen devam ettirilebilir (m.8/2). Koruyucu tedbir kararı için delil veya belge aranmaz; önleyici tedbir geciktirilmeksizin verilir (m.8/3).

İtiraz Usulü — Üçüncü Bir Köprü Mekanizması

6284 sayılı Kanun m.9 uyarınca kararlara karşı tefhim veya tebliğden itibaren iki hafta içinde aile mahkemesine itiraz edilebilir. Hâkim tarafından verilen tedbir kararlarına itirazda dosyanın gönderileceği merci, Asliye Hukuk Mahkemesi ve Vesayette Denetim Makamı makalelerimizde ele aldığımız köprü mekanizmalarından yapısal olarak farklı, üçüncü bir modele göre belirlenir: o yerde aile mahkemesinin birden fazla dairesi varsa numara olarak izleyen daireye, son numaralı daire ise 1. daireye, tek daire varsa asliye hukuk mahkemesine, aile mahkemesi hâkimiyle asliye hukuk hâkimi aynı kişiyse en yakın asliye hukuk mahkemesine gecikmeksizin gönderilir. İtiraz mercii kararını bir hafta içinde verir; itiraz üzerine verilen kararlar kesindir.

Tedbir kararlarının uygulanmasında kullanılan terminolojinin hassasiyetine de dikkat edilmelidir. Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, B. 2020/27926, T. 17.12.2024 tarihli kararında, “şiddet uygulayan” tabirinin tedbir kararlarında şablon olarak kullanılması yerine her somut olayda titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini, bazı kararlarda bunun yerine “şiddet uyguladığı iddia edilen” veya “aleyhine tedbir istenen” gibi daha uygun ifadelerin kullanıldığını, tedbir kararlarından etkilenen tarafların temel hak ve özgürlükleri arasındaki dengenin gözetilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Şiddet Önleme Tedbir Nafakası ile TMK Nafakası

6284 sayılı Kanun m.5/4 uyarınca, şiddet uygulayan aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan veya katkıda bulunan kişiyse, TMK hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla hâkim, mağdurun yaşam düzeyini gözeterek talep edilmese dahi resen tedbir nafakasına hükmedebilir — bu, taleple bağlılık ilkesinin (HMK m.26) açık bir istisnasıdır.

“TMK hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla” ibaresi, mükerrer nafakayı kesin biçimde yasaklar. Derdest bir boşanma davasında TMK m.169 uyarınca tedbir nafakasına hükmedilmişse veya TMK m.197 uyarınca bağımsız bir tedbir nafakası davasında nafaka takdir edilmişse, 6284 sayılı Kanun kapsamında yeniden tedbir nafakasına hükmedilemez. 6284 uyarınca resen nafaka takdir edilmişken sonradan açılan boşanma davasında TMK m.169 uyarınca nafaka tayin edilirse, TMK kapsamındaki karar önceliklidir ve 6284 uyarınca verilen geçici nafaka kendiliğinden hükümsüz hâle gelir.

İki nafaka türü arasındaki farklar: TMK nafakası evlilik hukukuna dayalı genel mali yükümlülüğün yansıması iken, 6284 nafakası şiddet tehdidi altındaki bireyin temel yaşam gereksinimlerini karşılamayı amaçlayan bir güvenlik tedbiridir; 6284 nafakası azami altı aylık geçici bir önlemken TMK m.169 nafakası boşanma davası kesinleşinceye kadar hüküm ifade eder. Aynı dönem için hem TMK hem 6284 uyarınca çifte tedbir nafakası tahsili hukuken mümkün değildir; her iki maddeye dayanılarak ayrı ayrı icra takibi başlatılması mükerrer takip itirazına yol açar.

Aile Konutu Şerhi: TMK m.194 ile 6284 m.4/1-c Farkı

Her iki düzenleme de tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulmasını öngörse de, nitelik, usul ve hukuki sonuç bakımından birbirinden tamamen ayrılır:

  • TMK m.194/3 şerhi: Eşin tapu müdürlüğüne başvurusu veya aile mahkemesinde açacağı tespit davası sonucunda tesis edilen, mülkiyetin tasarruf yetkisini sürekli sınırlayan ayni etkili bir kayıttır. Evlilik birliği devam ettiği sürece varlığını korur; ancak boşanmanın kesinleşmesi, eşlerden birinin ölümü veya taşınmazın aile konutu vasfını yitirdiğinin tespiti hâlinde terkin edilebilir. Taşınmazın fiilen aile konutu olarak kullanıldığının ispatlanması ve geniş kapsamlı delil değerlendirmesi gerekir.
  • 6284 m.4/1-c şerhi: Şiddet tehlikesi altındaki korunan kişinin talebi üzerine hâkim tarafından verilen bir koruyucu tedbirdir; m.8/2 gereği ilk defasında en çok altı ay için verilebilir, sürenin dolmasıyla ve uzatma kararı alınmamasıyla kendiliğinden geçerliliğini yitirir. Koruyucu tedbirlerde delil aranmaması ve ivedilik ilkesi geçerlidir; amacı mağduru cezalandırmak isteyen eşin konutu alelacele elden çıkarmasını acil olarak önlemektir.

6284 kapsamındaki geçici şerh, TMK m.194 uyarınca talep edilecek kalıcı şerhe engel teşkil etmez; korunan eş, geçici şerhten sonra da tapu müdürlüğüne başvurarak veya aile mahkemesinde dava açarak kalıcı şerh tesis ettirebilir.

Zorlama Hapsi

6284 sayılı Kanun m.13 uyarınca, hakkında tedbir kararı verilen kişi bu kararın gereklerine aykırı hareket ederse, fiili ayrıca bir suç oluştursa bile, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hâkim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur; aykırılığın tekrarında süre on beşten otuz güne kadardır, toplam süre altı ayı geçemez.

Zorlama hapsi uygulanırken 6284 sayılı Kanun’un özel hüküm niteliği önceliklidir. Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2021/12018, K. 2024/289, T. 10.01.2024 tarihli kararında, tedbir kararına aykırı olarak konuta giren sanık hakkında konut dokunulmazlığının ihlali suçundan mahkûmiyet kurulmasının hatalı olduğunu, 6284 sayılı Kanun m.13 gereğince değerlendirme yapılması gerektiğini belirterek bozma kararı vermiştir.

Yetkili mahkemenin tayininde esas ölçüt ihlalin gerçekleştiği yerdir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2022/14158, K. 2022/17953, T. 12.12.2022 tarihli kararında, tedbir kararının ihlali tedbire karar veren mahkemenin yargı alanı içinde gerçekleşmişse zorlama hapsi kararının bu mahkemece verileceğini, tedbirin başka bir mahkemenin yargı alanında ihlal edilmesi hâlinde mükerrerliği önlemek amacıyla kararı veren mahkemeden bilgi istenmesi gerektiğini belirtmiştir. İhlal yerinin somut olarak tespit edilemediği hâllerde yetki, tedbiri veren mahkemeye aittir; Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2025/9926, K. 2025/16402, T. 08.12.2025 tarihli kararında bu ilke teyit edilmiştir.

Zorlama hapsi, bir suç karşılığı verilen adli mahkûmiyet değil, mahkeme kararının icrasını sağlamaya yönelik bir tazyik ve disiplin aracıdır. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2021/20388, K. 2021/16924, T. 08.12.2021 tarihli kararında (ve E. 2022/3528, K. 2024/1779, T. 19.02.2024 tarihli kararında), aile mahkemelerinin hukuk mahkemesi olduğunun ve hukuk yargılaması yaptığının tartışmasız olduğunu, bu nedenle aile mahkemesi tarafından hukuk yargılaması sonucunda verilen kararların, uygulama alanı ceza muhakemesi olan CMK m.309 uyarınca kanun yararına bozulmasının mümkün olmadığını hükme bağlamıştır.

Zorlama hapsine karşı kanun yolu, 6284 m.9’daki itiraz yoludur; ancak bu itiraz sürecinde de kanunilik ilkesine riayet zorunludur. Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, B. 2022/44846, T. 05.11.2025 tarihli kararında, itiraz kanun yolunda HMK m.329’un uygulanabileceğine dair bir kanuni dayanak bulunmadığını, buna rağmen disiplin para cezasına hükmedilmesinin mahkemeye erişim hakkına yapılan kanunilik unsurundan yoksun bir müdahale oluşturduğunu tespit ederek ihlal kararı vermiştir.

Aile Mahkemesi Bulunmayan Yerde Asliye Hukuk Mahkemesi

4787 sayılı Kanun m.2/2 uyarınca aile mahkemesi kurulamayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi, genel mahkeme kimliğiyle değil “aile mahkemesi sıfatıyla” yargılama yapar. Karar başlığında bu ibarenin yer almaması hâlinde sonucun ne olacağı, uygulamada ikili bir ayrıma göre belirlenir:

  • Özel usul güvenceleri fiilen uygulanmışsa: Mahkeme sıfatını açıkça zikretmemiş olsa dahi, gerekli uzman incelemesini yaptırmış, 4787 m.7 uyarınca sulh teşvikini işletmiş, TMK m.184’teki delil/ikrar kısıtlamalarını gözetmiş ve harç muafiyeti rejimini doğru uygulamışsa, sıfat ibaresinin eksikliği esasa etkili olmayan şekli bir hatadır; HMK m.304’teki hükmün tashihi müessesesi ve usul ekonomisi ilkesi gereğince kararın sırf bu nedenle bozulması gerekmez.
  • Özel usul güvenceleri ihlal edilmişse: Uzman incelemesi yaptırılmamış, sulh teşviki atlanmış, 4787 m.6’daki koruyucu/eğitici tedbirler resen değerlendirilmemiş veya aile hukukunun resen araştırma ilkesi yerine genel hükümlerin şekilci ispat kuralları uygulanmışsa, sıfatın belirtilmemesi ve genel mahkeme gibi davranılması mutlak bir usul aykırılığı oluşturur ve bozma sebebidir.

Belirleyici olan, sıfatın karar başlığında yazılı olup olmadığı değil, özel kanunun öngördüğü usul güvencelerinin fiilen işletilip işletilmediğidir — bu ölçüt İş Mahkemesi makalemizde ele aldığımız aynı prensibin aile mahkemesi bağlamındaki uygulamasıdır. Aile mahkemesi kurulmayan yerlerde 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbirlere de asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla bakar.

Esasa Girmeden Sulhe Teşvikin Uygulanamadığı Haller

4787 sayılı Kanun m.7/1 uyarınca aile mahkemeleri, esasa girmeden önce eşlerin ve çocukların karşı karşıya oldukları sorunları tespit ederek sulh yoluyla çözümü, gerektiğinde uzmanlardan yararlanarak teşvik eder. Ancak aile mahkemesinin görev alanına giren her dava ve iş sulhe elverişli değildir; tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği, kamu düzenini ve üçüncü kişilerin hukuki statüsünü doğrudan ilgilendiren dava ve işlerde bu mekanizma uygulanamaz:

  • Soybağının kurulması ve reddine ilişkin davalar: Soybağının reddi (TMK m.286 vd.), babalık davası (TMK m.301 vd.), tanımanın iptali (TMK m.297 vd.) gibi davalarda hâkim maddi gerçeği resen araştırmakla yükümlüdür; taraflar nesep ilişkisini kendi iradeleriyle sulh yoluyla tesis, değiştirme veya sonlandırma yetkisine sahip değildir.
  • Evliliğin butlanı ve yokluğunun tespiti davaları: Mutlak butlan sebepleri (TMK m.145) kamu düzenini doğrudan ilgilendirir; Cumhuriyet savcısı ve ilgililer resen harekete geçer, hâkimin tarafları evliliğin devamı yönünde sulhe teşvik etmesi kanunun emredici ruhuna aykırıdır.
  • Velayetin kaldırılması/değiştirilmesi ve çocuk koruma tedbirleri: TMK m.348 vd. ve 4787 m.6 ile 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamındaki tedbirlerde hâkim çocuğun üstün yararını resen gözetmek zorundadır; ebeveynlerin kendi aralarında yapacağı bir sulh çocuğun güvenliğini feda edemez.
  • 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbirler: Şiddet vakıalarında sulh veya uzlaştırma arayışı mağdurun can güvenliğini tehlikeye atar; kanun koyucu bu alanda uzlaştırma ve arabuluculuğu kesin biçimde yasaklamıştır.

Buna karşılık, tarafların serbestçe tasarruf edebildiği mal rejimi tasfiyesine bağlı katılma alacağı, değer artış payı, katkı payı talepleri ile TMK m.166/3 uyarınca anlaşmalı boşanma sürecinde sulh ve arabuluculuk teşviki hem mümkün hem de yargılamanın temel usul güvencelerindendir. Çekişmeli boşanmada nafaka ve tazminat gibi fer’i talepler sulhe konu edilebilirken, boşanmanın hukuki sebebi ve evlilik bağının çözülüp çözülmeyeceği hususunda hâkim TMK m.184 uyarınca delilleri serbestçe takdir etmedikçe tarafların ikrar ve sulhleri tek başına boşanma sonucunu doğurmaz.

Uzman Raporlarının Hukuki Niteliği

4787 sayılı Kanun m.5 uyarınca aile mahkemeleri bünyesinde psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı gibi uzmanlar görevlendirilir. Bu uzmanların hazırladığı Sosyal İnceleme Raporları, HMK m.282 çerçevesinde takdiri delil niteliğindedir; aile mahkemesi hâkimi bu raporlarla mutlak surette bağlı değildir, vicdani kanaati ve toplanan tüm deliller ışığında raporun aksine hüküm kurabilir. Ancak bu serbesti sınırsız değildir:

  • Çocuğun üstün yararı kriteri: Hâkim, uzman raporunda önerilen velayet modelinden veya kişisel ilişki takviminden ayrılırken, benimsediği kararın çocuğun gelişimine nasıl daha üstün bir koruma sağladığını somut olgularla ortaya koymalıdır.
  • Açık ve yeterli gerekçelendirme yükümlülüğü: Raporun hangi gerekçeyle yetersiz, çelişkili veya maddi vakıalarla uyumsuz bulunduğu kararda tek tek tartışılmalıdır; soyut bir takdirle rapordan sapılması istinaf ve temyiz denetiminde mutlak bir bozma sebebidir.
  • Gerektiğinde ek rapor veya yeni heyet incelemesi: Rapor çelişkiliyse veya koşullar zaman içinde esaslı biçimde değiştiyse, hâkim doğrudan sübjektif kanaatiyle hareket etmek yerine HMK m.281 uyarınca ek rapor veya yeni bir heyet incelemesi istemelidir.

Yabancı Kararların Tanınması ve Tenfizi

5718 sayılı MÖHUK m.51/1 uyarınca tenfiz davalarında görevli mahkeme genel kural olarak asliye hukuk mahkemesidir. Ancak 4787 sayılı Kanun m.4’ün ikinci bendi, aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi davalarına bakma görevini münhasıran aile mahkemesine vermiştir. Özel kanun niteliğindeki bu hüküm, MÖHUK m.51’in genel kuralı karşısında özel norm (lex specialis) konumundadır; dolayısıyla aile hukukuna ilişkin yabancı kararların tanıma-tenfizinde görevli mahkeme aile mahkemesidir (aile mahkemesi olmayan yerlerde bu sıfatla asliye hukuk mahkemesi).

Bu kapsama giren başlıca kararlar: yabancı mahkemelerce verilen boşanma, ayrılık veya evliliğin butlanı ilamları; boşanmanın fer’isi niteliğindeki veya bağımsız nafaka kararları; velayet, velayetin değiştirilmesi/kaldırılması ve kişisel ilişki kararları; boşanmaya bağlı maddi/manevi tazminat kararları; mal rejiminin tasfiyesine ve katılma alacağına ilişkin kararlar. Yabancı ilamın aile hukuku fer’ileri ile genel borçlar hukuku unsurlarını bir arada barındırması hâlinde dahi, aile mahkemesi uzmanlık alanı itibarıyla ilamın aile hukuku boyutunu inceler.

Aile mahkemesi, tanıma-tenfiz incelemesinde uyuşmazlığın esasını yeniden yargılayamaz (revizyon yasağı). Denetim yetkisi; yabancı kararın kesinleşmiş olması, karşılıklılık (tenfiz için), Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, savunma haklarına riayet edilmiş bulunması ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması şartlarının (MÖHUK m.54) mevcudiyetiyle sınırlıdır. Velayet ve kişisel ilişki kararlarının tanıma-tenfizinde kamu düzeni müdahalesi özellikle çocuğun üstün yararı ekseninde şekillenir; yabancı ilamdaki düzenleme çocuğun güvenliğini ağır biçimde tehdit ediyorsa aile mahkemesi kamu düzeni istisnasına dayanarak talebi reddedebilir veya gerekli koruma tedbirlerini resen alabilir.

Yargılama Usulü ve Kanun Yolları

Aile mahkemesinde 4787 m.7 gereği esasa girmeden önce sulh teşviki (yukarıda açıklanan istisnalar dışında) zorunludur; usul bakımından hüküm bulunmayan konularda TMK’nın aile hukukuna ilişkin usul hükümleri ile HMK hükümleri uygulanır. İstinaf başvuru süresi kararın tebliğinden itibaren iki haftadır; 2026 yılı için genel istinaf kesinlik sınırı 50.000 TL, temyiz kesinlik sınırı 682.000 TL’dir (güncel hesaplama için Asliye Hukuk Mahkemesi makalemize bakınız). 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbir kararlarına karşı ise genel istinaf-temyiz rejimi değil, m.9’daki özel ve kesin itiraz yolu uygulanır.

Aile Mahkemesinde Görülen Başlıca Dava Türleri

  • Anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davası
  • Boşanmada mal rejiminin tasfiyesi (katılma alacağı, değer artış payı, katkı payı) davası
  • Nafaka davaları (tedbir, iştirak, yoksulluk nafakası)
  • Velayet ve velayetin değiştirilmesi davası
  • Kişisel ilişki kurulması davası
  • Boşanmaya bağlı maddi ve manevi tazminat davası
  • Soybağının reddi, babalık ve tanımanın iptali davaları
  • Evlat edinme işlemleri
  • Evliliğin butlanı davası
  • Aile konutu şerhi konulması/kaldırılması (TMK m.194)
  • 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu/önleyici tedbir talepleri
  • Ziynet eşyası (düğün takıları) davası
  • Yabancı boşanma/velayet/nafaka kararlarının tanınması ve tenfizi

Bu listedeki dava türlerinin bir kısmı için sitemizde ayrı ve kapsamlı makaleler bulunmaktadır; henüz makalesi yayınlanmamış olanlar ilgili içerik hazırlandığında bu listeye eklenip bağlantılandırılacaktır.

Sıkça Sorulan Sorular

Vesayet işleri aile mahkemesinde mi görülür?

Hayır. 4787 sayılı Kanun m.4, TMK İkinci Kitabın Üçüncü Kısmını (vesayet) açıkça istisna tutmuştur; vesayet makamı sulh hukuk, denetim makamı asliye hukuk mahkemesidir.

Eşimden alacağım olan bir borç için aile mahkemesinde mi dava açmalıyım?

Hayır. Eşler arasındaki genel borç, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme talepleri TBK’ya dayandığından asliye hukuk mahkemesinde görülür; yalnızca mal rejiminin tasfiyesinden doğan talepler aile mahkemesindedir.

Mal rejimi tasfiyesi ile miras talebi aynı davada görülebilir mi?

Hayır. Mahkeme bu talepleri tefrik etmek, miras hukukuna dayalı kısım için görevsizlik kararı vererek dosyayı sulh hukuk veya asliye hukuk mahkemesine göndermek zorundadır.

6284 sayılı Kanun kapsamında tedbir kararına nasıl itiraz edilir?

Kararın tefhim veya tebliğinden itibaren iki hafta içinde aile mahkemesine itiraz edilir; itiraz mercii bir hafta içinde kesin olarak karar verir.

6284 sayılı Kanun’a göre verilen tedbir nafakası ile boşanma davasındaki nafaka aynı anda alınabilir mi?

Hayır. TMK’ya göre nafakaya hükmedilmişse 6284 kapsamında ayrıca nafaka verilemez; sonradan TMK nafakası tayin edilirse 6284 nafakası kendiliğinden hükümsüz kalır.

Tedbir kararına uyulmazsa ne olur?

Hâkim, ihlalin ağırlığına göre üç günden on güne, tekrarında on beşten otuz güne kadar zorlama hapsine karar verebilir; toplam süre altı ayı geçemez. Bu bir ceza mahkûmiyeti değil, hukuk mahkemesi kararının icrasını sağlayan bir tazyik tedbiridir.

Aile mahkemesi bulunmayan yerde “aile mahkemesi sıfatıyla” ibaresi yazılmazsa karar bozulur mu?

Özel usul güvenceleri (uzman incelemesi, sulh teşviki, resen araştırma) fiilen uygulanmışsa hayır, şekli bir hata sayılır; bu güvenceler ihlal edilmişse evet, mutlak bozma sebebidir.

Uzman raporuna aykırı karar verilebilir mi?

Evet, hâkim uzman raporuyla bağlı değildir; ancak rapordan hangi somut gerekçeyle ayrıldığını kararında açıkça göstermek zorundadır.

Boşanma davasında sulh teşviki her konuda uygulanır mı?

Hayır. Soybağı, evliliğin butlanı, velayetin kaldırılması ve 6284 kapsamındaki tedbirler gibi kamu düzenini ilgilendiren konularda sulh teşviki uygulanmaz; nafaka ve tazminat gibi fer’i talepler ile anlaşmalı boşanmada sulh teşviki mümkündür.

Yabancı ülkede verilen boşanma kararının Türkiye’de tanınması hangi mahkemede istenir?

Aile mahkemesinde; bu, MÖHUK’un genel tenfiz kuralının (asliye hukuk) özel bir istisnasıdır.

Sonuç

Aile mahkemesinin görev alanı, ilk bakışta göründüğünden daha dardır: vesayet hukuku kanunla açıkça dışarıda bırakılmış, eşler arasındaki genel borç ilişkileri ile miras hukukundan doğan talepler de bu görev alanının kapsamı dışındadır. Mal rejimi tasfiyesi ile miras talebinin, TMK m.194 rıza yokluğu ile genel yolsuz tescilin, mal kaçırma amaçlı muvazaa ile mal rejimi davasının doğru ayrıştırılması ve tefrik edilmesi, yargılamanın esasa girmeden usulden sonuçlanmasını önlemek bakımından belirleyicidir. 6284 sayılı Kanun kapsamındaki koruyucu ve önleyici tedbirler ile bunlara özgü itiraz ve zorlama hapsi rejimi, aile mahkemesini diğer genel mahkemelerden ayıran en belirgin özelliklerden biridir.

Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.

Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul