Kıdem tazminatı, en az bir yıllık çalışma süresini dolduran işçiye, iş sözleşmesinin kanunda sayılan hallerden biriyle sona ermesi durumunda işveren tarafından ödenen, her tam yıl için 30 günlük giydirilmiş brüt ücret tutarındaki tazminattır. Yasal dayanağı, 4857 sayılı İş Kanunu’nun yürürlükte bıraktığı mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesidir. Uygulamada en sık karşılaşılan hata, kıdem tazminatının yalnızca işten çıkarılan işçiye ait bir hak sanılmasıdır; oysa işçinin kendi haklı nedenle feshi, emekliliği, askerlik ve evlilik gibi kendi iradesiyle gerçekleşen fesihlerde de bu tazminat doğar. İkinci sık hata, işverenin haklı nedenle feshinde hiçbir zaman kıdem tazminatı ödenmeyeceğinin sanılmasıdır; oysa sağlık sebepleriyle yapılan haklı fesih (m.25/I) bu kuralın dışındadır ve kıdem tazminatı hakkını ortadan kaldırmaz.
Kıdem tazminatı nedir?
Kıdem tazminatı, işçinin bir işyerinde geçirdiği hizmet süresinin karşılığı olarak, iş sözleşmesinin kanunda sayılan belirli hallerden biriyle sona ermesi durumunda işveren tarafından ödenen toplu bir paradır. Doktrinde ve Yargıtay kararlarında kurumun “kendine özgü” (sui generis) bir yapıya sahip olduğu kabul edilir; ne salt bir ücret alacağı ne de klasik anlamda bir tazminattır. Bu özgünlük, zarar ve hukuka aykırılık gibi klasik tazminat unsurlarının aranmamasını, hak kazanma koşullarının ve miktarının doğrudan kanunla belirlenmiş olmasını beraberinde getirir.
Kıdem tazminatı 4857 sayılı İş Kanunu’nda doğrudan düzenlenmemiştir. 4857 sayılı Kanun’un 120. maddesi, 1475 sayılı mülga İş Kanunu’nun kıdem tazminatını düzenleyen 14. maddesini yürürlükte bırakmıştır; bu nedenle güncel uyuşmazlıklarda hâlâ 1475 sayılı Kanun’un 14. maddesi uygulanır.
Kanuni dayanak: 1475 sayılı Kanun madde 14
1475 sayılı İş Kanunu m. 14 (özet alıntı)
Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin;
1. İşveren tarafından bu Kanunun 17 nci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında,
2. İşçi tarafından 16 ncı madde uyarınca,
3. Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyla,
4. Bağlı bulundukları kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla,
5. Emeklilik yaşı dışındaki sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı şartlarını tamamlayarak kendi istekleriyle işten ayrılmaları nedeniyle,
feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kendi arzusuyla sona erdirmesi ya da işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde, işçiye işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her tam yıl için 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır.
Maddenin atıf yaptığı “17 nci maddenin II numaralı bendi”, mülga 1475 sayılı Kanun’daki numaralamayı ifade eder; bugün karşılığı 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinin II numaralı bendidir (ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık halleri). Aynı şekilde “16 ncı madde” bugünkü 4857 sayılı Kanun’un 24. maddesine karşılık gelir (işçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı). Yani madde metnini güncel numaralamayla okumak gerekir: işveren, işçiyi m.25/II dışındaki bir nedenle çıkarırsa veya işçi m.24’teki haklı bir nedenle kendisi ayrılırsa kıdem tazminatı doğar.
Kıdem tazminatına hak kazanmanın genel şartları
Kıdem tazminatına hak kazanmak için aşağıdaki koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
- 4857 sayılı Kanun kapsamında işçi olmak. Kıdem tazminatı, bir iş sözleşmesine dayanarak İş Kanunu kapsamında çalışan işçiler için öngörülmüştür.
- En az bir yıllık kıdem. İşçinin aynı işverene bağlı işyerinde veya işyerlerinde en az bir tam yıl çalışmış olması gerekir. Bu süreye deneme süresi dahil edilir; ancak iş sözleşmesinin askıda olduğu (ücretsiz izin gibi) süreler dahil edilmez.
- Sözleşmenin kanunda sayılan bir halle sona ermiş olması. İşverenin m.25/II dışındaki bir nedenle feshi, işçinin m.24’teki haklı nedenle feshi, emeklilik, askerlik, evlilik veya ölüm.
İşveren feshinde kıdem tazminatı: geçerli fesih ile haklı fesih ayrımı
İşverenin iş sözleşmesini feshetmesi durumunda kıdem tazminatı hakkının doğup doğmayacağı, feshin hangi hukuki temele dayandığına bağlıdır. Bu noktada üç ayrı fesih türünü birbirinden ayırmak gerekir.
Geçerli fesih (m.18) — kıdem tazminatı doğurur
İşverenin, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebeple yaptığı fesihlerde işçi kıdem tazminatına hak kazanır. Performans düşüklüğü, işyerindeki olumsuzluklar, ekonomik sıkıntılar, işçi fazlalığı, işyerinin kapatılması veya tasfiyesi gibi haller bu kapsamdadır. Yargıtay, feshin geçerli bir nedene dayandığı kabul edilse dahi bu durumun işçinin kıdem ve ihbar tazminatı hakkını ortadan kaldırmayacağını vurgulamıştır (9. HD, E. 2014/15778, K. 2015/28966).
Haksız fesih — kıdem tazminatı doğurur
İşverenin hiçbir geçerli veya haklı nedene dayanmadan yaptığı fesihler haksız fesihtir ve kıdem tazminatı doğurur. İşveren, feshin haklı nedene dayandığını ispatlayamazsa kıdem tazminatının ödenmesi gerekir (9. HD, E. 2016/27098, K. 2020/11592). Fesih bildiriminde sebebin açık ve kesin belirtilmemesi veya işçinin savunmasının alınmaması gibi usuli eksiklikler nedeniyle geçersiz sayılan fesihler de kıdem tazminatı hakkı doğurur.
Haklı fesih (m.25/II) — kıdem tazminatını ortadan kaldırır
İşveren, İş Kanunu’nun 25. maddesinin II numaralı bendinde sayılan ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık hallerine (hırsızlık, işverene sataşma, doğruluk ve bağlılığa aykırı davranış, devamsızlık, görevi yapmamakta ısrar, işyeri malına kasıtlı zarar verme gibi) dayanarak sözleşmeyi feshederse, işçi kıdem tazminatına hak kazanamaz.
4857 sk. m. 25/II’de sayılan başlıca haller
a) İşe alınırken yanıltıcı bilgi/vasıf beyan etme
b) İşveren veya ailesinin şeref ve namusuna sözle/davranışla saldırma
c) İşverene veya ailesine sataşma, gözdağı verme, kanuna aykırı davranışa özendirme, hapsi gerektiren suç işleme
d) İşyerinde başka bir işçiye cinsel tacizde bulunma
e) Güveni kötüye kullanma, hırsızlık, meslek sırlarını ifşa
f) İşyerinde yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve ertelenmeyen bir suç işleme
g) İzinsiz/haklı sebep olmaksızın devamsızlık (ardı ardına 2 iş günü, ayda 2 kez tatil sonrası iş günü, ayda 3 iş günü)
h) Hatırlatılan görevleri yapmamakta ısrar
ı) Kasten veya savsayarak işin güvenliğini tehlikeye düşürme, otuz günlük ücreti aşan hasara yol açma
İşverenin sağlık sebebiyle feshi (m.25/I) neden farklıdır?
Burada uygulamada en çok karıştırılan noktalardan birine geliyoruz. İşveren, işçinin kendi kastından veya düzensiz yaşayışından kaynaklanan bir hastalık nedeniyle devamsızlığının ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi ya da işçinin tedavi edilemeyecek bir hastalığı bulunması ve işyerinde çalışmasının sakıncalı olması hallerinde sözleşmeyi m.25/I uyarınca haklı nedenle feshedebilir.
Bu, işveren için haklı bir fesihtir. Ancak kıdem tazminatı hakkını ortadan kaldıran tek grup m.25/II’dir; m.25/I bu grubun dışındadır. Yargıtay, işçinin sağlık sebepleriyle (kendi kusuruna dayanmayan hastalıklar nedeniyle devamsızlığının bildirim süresini altı hafta aşması gibi) yapılan feshin işveren için haklı bir neden teşkil etse dahi, bu durumun işçinin kıdem tazminatı hakkını ortadan kaldırmadığını açıkça belirtmektedir (9. HD, E. 2014/16903, K. 2015/32329; 7. HD, E. 2013/23448, K. 2014/6241). Yani işveren m.25/I’e dayanarak haklı bir şekilde fesih yapsa dahi, işçiye kıdem tazminatı ödemekle yükümlüdür. Rakip kaynakların büyük çoğunluğu “işverenin haklı feshinde kıdem tazminatı alınamaz” diye genellemekte; doğrusu bu genellemenin yalnızca m.25/II için geçerli olduğudur.
İşçinin haklı nedenle feshi (m.24)
İşçinin, İş Kanunu’nun 24. maddesinde sayılan haklı nedenlere dayanarak iş sözleşmesini feshetmesi durumunda, çalışma süresi bir yılı aşıyorsa kıdem tazminatına hak kazanır. Madde üç ana grupta düzenlenmiştir: sağlık sebepleri, ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık, zorlayıcı sebepler.
Sağlık sebepleri (m.24/I)
İşin yapılması, işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli hale gelirse işçi süresiz olarak feshedebilir (m.24/I-a). Bu hakkın kullanımı salt işçinin sübjektif beyanına değil, tıbbi bir gerekliliğin somut delillerle ortaya konulmasına bağlıdır. Uygulamada bu, tam teşekküllü bir devlet hastanesinden veya üniversite hastanesinden alınacak, işçinin sağlık durumu ile icra ettiği işin bağdaşmadığını açıkça ortaya koyan bir sağlık kurulu raporuyla ispatlanır.
Yargıtay, raporun içeriğinin işin niteliğiyle doğrudan ilişkilendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır; sadece bir rahatsızlığın varlığı yeterli değildir. Bir kararda, davacının belini ve boynunu zorlamadan, titreşim yapan alet kullanmadan çalışmasının uygun olacağını belirten sağlık kurulu raporunun dosyaya sunulması üzerine, iş sözleşmesinin işçi tarafından haklı nedenle feshedildiği ve kıdem tazminatına hak kazanıldığı sonucuna varılmıştır (9. HD, E. 2022/10040, K. 2022/12187).
Mobbing ve kişilik haklarının ihlali
Mobbing, işçinin işyerinde sistematik biçimde dışlanması, aşağılanması, kapasitesinin altında işlere zorlanması veya sürekli baskı altında tutulması şeklinde tezahür eden ve işçinin ruhsal bütünlüğünü hedef alan bir davranış biçimidir. Kanunda ayrı bir bent olarak sayılmasa da, m.24/II’deki ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık çerçevesinde değerlendirilir. Mobbinge maruz kalan işçiden iş ilişkisini sürdürmesi beklenemez; bu durum işçinin insan onuruna yakışır bir çalışma ortamına sahip olma hakkının ihlalidir ve haklı fesih ile kıdem tazminatı hakkı doğurur.
Cinsel taciz
Kanun cinsel tacizi iki ayrı halde düzenlemiştir ve bu ayrım bildirim şartı bakımından belirleyicidir:
- Failin bizzat işveren olması (m.24/II-b): işveren işçiye cinsel tacizde bulunursa, işçi herhangi bir bildirim şartı aranmaksızın sözleşmeyi derhal feshedebilir.
- Failin başka bir işçi veya üçüncü kişi olması (m.24/II-d): işçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması halinde fesih hakkı doğar. Burada işverene bildirim ve önlem alınmaması şartı aranır.
Her iki halde de, feshin haklılığı yargılama sürecinde tespit edildiğinde kıdem tazminatına hükmedilmesi hukuki bir zorunluluktur. Şartları oluşmuşsa manevi tazminat talebine de dayanak oluşturabilir.
İspat kriterleri: mobbing ve kişilik hakları ihlalinde
Haklı fesih iddiasında bulunan taraf bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Mobbing ve kişilik haklarına saldırı gibi iddialarda ispat süreci, bu eylemlerin genellikle tanığı az ortamlarda gerçekleşmesi nedeniyle kendine has zorluklar taşır. İşçinin maruz kaldığı olumsuz tutumların süreklilik arz etmesi, iş yerindeki diğer çalışanların beyanları ve varsa yazılı yazışmalar (e-posta, mesajlaşma kayıtları) ispat vasıtası olarak önem taşır.
Ancak somut delillerle desteklenmeyen, soyut düzeyde kalan iddialar feshin haklılığını kanıtlamaya yetmez. Yargıtay, işyeri sahibi tarafından hakaret edildiği ve psikolojik taciz uygulandığı yönündeki iddianın ispatlanamaması üzerine davanın reddi yönündeki kararı onamıştır (9. HD, E. 2023/15705, K. 2024/98). Mobbing iddialarında eylemlerin tekil bir olaydan ziyade bir süreç teşkil etmesi ve işçiyi işten soğutma amacı gütmesi aranır; cinsel taciz iddialarında ise mağdurun beyanının tutarlılığı ve olayın hemen ardından gösterdiği tepkiler ispatın merkezindedir.
Ücretin ve sigorta priminin gerçek tutar üzerinden ödenmemesi (m.24/II-e)
İşveren tarafından işçinin ücretinin kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmemesi veya ödenmemesi, işçiye haklı fesih imkânı verir. Yargıtay, ücretin zamanında ödenmemesini ve fazla çalışma ücretlerinin ödenmemesini işçi için haklı fesih nedeni sayarak kıdem tazminatına hükmetmiştir.
Bu başlığın en sık karşılaşılan ve pratik açıdan en önemli görünümü, sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden yatırılmamasıdır. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden yatırılmaması m.24/II-e hükmü gereği işçiye iş sözleşmesini haklı nedenle fesih imkânı verir (9. HD, E. 2014/36293, K. 2015/52). Bu ilke güncel kararlarla da sürekli teyit edilmektedir: işçinin ücretinin belirli bir tutar olmasına rağmen SGK’ya primlerin asgari ücret üzerinden yatırıldığının tespiti halinde iş sözleşmesinin işçi tarafından haklı nedenle feshedildiği kabul edilir (9. HD, E. 2025/8059, K. 2025/9941; 9. HD, E. 2022/9376, K. 2022/12409).
İşverenin bu konudaki savunmaları genellikle işçinin bordroları imzaladığı veya uzun süre itiraz etmediği yönünde yoğunlaşır. Ancak iş hukukunun emredici yapısı ve işçinin işverene karşı ekonomik bağımlılığı, bu tür zımni kabullerin haklı fesih hakkını ortadan kaldırmayacağını öngörür. Yargıtay, yerel mahkemenin bu konudaki dar yorumunu bozarak, primlerin gerçek ücret üzerinden ödenmemesi nedeniyle yapılan haklı feshin kıdem tazminatına hak kazandırması gerektiğini belirtmiştir (9. HD, E. 2015/12658, K. 2017/3317).
Haklı fesih hakkını kullanma süresi: 6 iş günü ve 1 yıl
4857 sk. m. 26 (Derhal fesih hakkını kullanma süresi)
24 ve 25 inci maddelerde gösterilen ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan hallere dayanarak işçi veya işveren için tanınmış olan sözleşmeyi fesih yetkisi, iki taraftan birinin bu çeşit davranışlarda bulunduğunu diğer tarafın öğrendiği günden başlayarak altı iş günü geçtikten ve her halde fiilin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl sonra kullanılamaz. Ancak işçinin olayda maddi çıkar sağlaması halinde bir yıllık süre uygulanmaz.
Kanun koyucu, ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık hallerine (m.24/II ve m.25/II) dayanan haklı fesih yetkisini iki ayrı hak düşürücü süreye bağlamıştır: fesih nedeninin öğrenildiği tarihten itibaren altı iş günü ve her halde fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren bir yıl. Altı iş günlük sürenin başlangıcı, feshe yetkili tarafın fesih nedenini oluşturan olayı tam ve kesin biçimde öğrendiği andır. İş günü hesabında ulusal bayram, genel tatil günleri ve pazar günleri dikkate alınmaz; cumartesi günleri ise işyerinde çalışma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın iş günü sayılır.
Bir yıllık sürenin istisnası kanunda açıkça düzenlenmiştir: işçi, feshe konu eylemiyle kendisine haksız bir maddi çıkar sağlamışsa, bir yıllık süre sınırı uygulanmaz; yalnızca altı iş günlük öğrenme süresi geçerliliğini korur.
Bu sürelerin geçirilmesi, feshin haklılığını ortadan kaldırarak eylemi haksız fesih veya istifa niteliğine büründürebilir. İşçi tarafından yapılan fesihlerde bu, kıdem tazminatı hakkının tamamen kaybı riskini doğurur: süre geçtikten sonra yapılan fesih “haklı neden” vasfını yitirir ve kural olarak istifa sayılır; istifa eden işçi ise kıdem tazminatına hak kazanamaz.
Süreklilik arz eden ihlallerde önemli bir istisna
Bazı ihlaller tek bir anlık eylemle sınırlı kalmayıp iş ilişkisi boyunca devam eden bir nitelik taşır. Özellikle ücretlerin eksik ödenmesi, sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden yatırılmaması veya fazla çalışma ücretlerinin tahakkuk ettirilmemesi süreklilik arz eden ihlaller olarak kabul edilir. Bu tür durumlarda altı iş günlük hak düşürücü sürenin, ihlal devam ettiği müddetçe her ay yeniden başladığı kabul edilir. Yargıtay, sigorta primlerinin hiç yatırılmaması, eksik yatırılması veya düşük ücretten yatırılması hallerinde işçinin haklı fesih imkânının bulunduğunu ve ücretin hiç ya da bir kısmının ödenmemiş olmasının bu konuda önemsiz olduğunu belirtmiştir (7. HD, E. 2015/6482, K. 2016/8825).
Bu, uygulamada en sık karşılaşılan senaryoyu doğrudan ilgilendiren kritik bir ayrımdır: primleri aylarca eksik yatırılan bir işçi, ilk eksik ödemeyi öğrendikten altı iş günü sonra fesih yapmamış olsa dahi, ihlal devam ettiği sürece fesih hakkını kaybetmez (9. HD, E. 2015/9980, K. 2015/13941; 9. HD, E. 2014/28073, K. 2016/705; 9. HD, E. 2016/12008, K. 2020/1047). Rakip kaynakların çoğu bu süreklilik istisnasına hiç değinmeden “6 iş günü geçti, hakkınız düştü” şeklinde genel bir uyarıyla yetinmektedir; oysa maaş/prim eksikliği gibi devam eden ihlallerde bu genel kural geçerli değildir.
Emeklilik, muvazzaf askerlik, evlilik ve ölüm
1475 sayılı Kanun’un 14. maddesi, işçinin kendi iradesiyle gerçekleştirdiği ancak kanunun özel olarak koruduğu dört fesih/sona erme halini ayrıca düzenler.
Emeklilik
Yaş koşulu dışında emeklilik için gerekli sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısını tamamlayan işçi, kendi isteğiyle işten ayrılarak kıdem tazminatına hak kazanır (madde metnindeki 5 numaralı bent — 15 yıl sigortalılık ve 3600 prim günü uygulamasının kanuni dayanağı budur). İşçinin bu haktan yararlanabilmesi için aylık veya toptan ödemeye hak kazandığını ve bağlı bulunduğu kuruma bu yönde başvurduğunu belgelemesi şarttır.
Yargıtay, işçinin bu hakkı hangi amaçla kullandığının önemli olmadığını, işçinin daha iyi koşullarda başka bir iş bulmak amacıyla bu hakkı kullanmasının dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmeyeceğini belirtmiştir (HGK, E. 2017/881, K. 2021/547). İşçinin bu nedenle ayrıldıktan sonra başka bir yerde çalışmaya başlaması da kazanılmış hakkını ortadan kaldırmaz (7. HD, E. 2015/2956, K. 2015/2629).
Buna karşılık, işverenin salt işçinin emekliliğe hak kazanmasını gerekçe göstererek yaptığı fesih, m.18 anlamında geçerli bir neden oluşturmaz; işveren bu durumu istismar edip işçiyi tek taraflı olarak “emekliliğe hak kazandı” diyerek çıkaramaz (bu, işverenin kendi feshi olur ve yukarıdaki geçerli/haksız fesih kurallarına tabi olur).
Muvazzaf askerlik
Erkek işçinin muvazzaf askerlik hizmeti nedeniyle iş sözleşmesini feshetmesi, madde metninde açıkça sayılan bir kıdem tazminatı hakkı doğuran haldir. İşçinin en az bir yıllık kıdem şartını taşıması ve askerlik durumunu (sevk belgesi gibi) işverene bildirerek fesih yapması gerekir.
Evlilik (kadın işçi)
Kadın işçinin, evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kendi arzusuyla iş sözleşmesini sona erdirmesi halinde kıdem tazminatına hak kazanacağı kanunda açıkça düzenlenmiştir. Bu hakkın kullanılabilmesi için feshin mutlaka evlilik tarihinden sonra yapılması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, kadın işçinin evlilik sebebiyle fesih hakkının evlilik tarihinden itibaren başladığını, evlilik gerçekleşmeden önce yapılan feshin istifa niteliğinde olduğunu ve kıdem tazminatı hakkı doğurmayacağını belirtmiştir (HGK, E. 2014/1136, K. 2016/968).
İşçinin ölümü
İş sözleşmesinin işçinin ölümü sebebiyle son bulması halinde, doğan kıdem tazminatı tutarı kanuni mirasçılarına, miras paylarına göre ödenir. Bu durumda, emeklilik hakkından farklı olarak, herhangi bir kuruma başvuru ve belge sunma şartı aranmaz.
Kapsam dışında kalan çalışanlar
Kıdem tazminatı, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında “işçi” sayılan çalışanlar için öngörülmüştür. Bu kapsamın dışında kalan bazı çalışma ilişkileri, görünüşte işçilik ilişkisine benzese de kıdem tazminatı talebine konu olmaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, valilik onayı ile görevlendirilen usta öğreticilerin statü hukukuna tabi olduğunu, taraflar arasında bir iş sözleşmesi bulunmadığını belirterek bu kişilerin İş Kanunu kapsamında işçi sayılmayacağına ve taleplerinin idari yargıda görülmesi gerektiğine karar vermiştir (HGK, E. 2015/736, K. 2017/25). Benzer şekilde, ev hizmetlerinde çalışan bir işçinin de İş Kanunu’na tabi olmadığı, taleplerinin Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir (13. HD, E. 2014/48151, K. 2015/6215).
Bu tür kapsam dışı çalışma ilişkilerinde uygulanacak fesih ve tazminat rejimi Türk Borçlar Kanunu’na göre belirlenir; bu konudaki ayrıntılı bilgi için ihbar tazminatı yazımızdaki TBK’ya tabi hizmet sözleşmeleri bölümüne bakabilirsiniz.
Kıdem süresinin hesabı ve aralıklı çalışmaların birleştirilmesi
Kıdem süresi, işçinin fiilen işe başladığı tarihte başlar ve iş sözleşmesinin sona erdiği tarihte biter. Kanun metni açıktır: işçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın, aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler göz önüne alınarak hesaplanır.
Bu birleştirme kuralının uygulanabilmesi için Yargıtay bazı koşullar aramaktadır. Aralıklı (fasılalı) çalışmaların birleştirilebilmesi için her bir dönemin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde sona ermesi şarttır; istifa ile sona eren dönemler birleştirmeye dahil edilmez (22. HD, E. 2017/43240, K. 2017/23876). Önceki dönem için kıdem tazminatı tam olarak ödenmişse, o dönem tasfiye edilmiş sayılır ve mükerrer ödemeyi önlemek amacıyla yeniden hesaba katılmaz (9. HD, E. 2022/4218, K. 2022/5075).
Buna karşılık, önceki dönem için ödeme hiç yapılmamış veya eksik yapılmışsa, tüm süreler birleştirilir, hesaplama son ücret üzerinden yapılır ve önceden ödenen miktar avans kabul edilerek yasal faiziyle mahsup edilir (9. HD, E. 2016/32987, K. 2020/19369). Fasılalı çalışmalarda hizmet birleştirmesi açısından zamanaşımı da önem taşır: önceki çalışma sonrasında ara verilen dönem on yılı aşmışsa, önceki hizmet bakımından kıdem tazminatı hesaplanması mümkün olmaz (22. HD, E. 2017/43240, K. 2017/23876).
Kıdem tazminatı ile ihbar tazminatı arasındaki önemli bir fark: Yukarıdaki birleştirme kuralı yalnızca kıdem tazminatı için geçerlidir. İhbar tazminatında ise Yargıtay’ın güncel içtihadına göre böyle bir birleştirme yapılmaz; her çalışma dönemi kendi son ücreti üzerinden bağımsız değerlendirilir. Ayrıntı için ihbar tazminatı yazımıza bakabilirsiniz.
İşyeri devri ve alt işveren ilişkisi
1475 sayılı Kanun’un 14. maddesi, işyerinin devri veya el değiştirmesi halinde kıdem tazminatı sorumluluğunun nasıl paylaşılacağını da düzenler: işyerinin devri veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır ve 12.07.1975 tarihinden itibaren gerçekleşen devirlerde işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren de sorumludur. Ancak devreden işverenin sorumluluğu, işçiyi çalıştırdığı süre ve devir anındaki ücret seviyesiyle sınırlıdır.
Asıl işveren-alt işveren ilişkisinde de benzer bir sorumluluk paylaşımı söz konusu olur; asıl işveren, alt işveren işçisinin o işyerinde geçirdiği süreyle sınırlı olarak kıdem tazminatından sorumlu tutulabilir. Bu konunun ayrıntıları — devreden işverenin sorumluluğunun sınırları, muvazaalı alt işverenlik, alt işveren değişikliğinde kıdemin akıbeti — kendi başına bir konu olduğu için ayrı bir yazımızda ele alınmaktadır; ayrıntılı bilgi için işyeri devri ve alt işveren ilişkisinde kıdem tazminatı yazımıza bakabilirsiniz.
Kıdem tazminatı nasıl hesaplanır?
Kıdem Tazminatı = Çalışılan Yıl × 30 Günlük Giydirilmiş Brüt Ücret
(Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden kıst hesap yapılır.)
Giydirilmiş brüt ücret
Kıdem tazminatı, işçinin son aldığı çıplak ücret değil, ikramiye, prim, yol ve yemek yardımı gibi süreklilik arz eden yan menfaatlerin de dahil edildiği giydirilmiş brüt ücret üzerinden hesaplanır. Kanun metni bunu açıkça düzenler: kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında, işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de göz önünde tutulur.
Yargıtay, ikramiye, devamlılık arz eden prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, kira, aydınlatma, servis yardımı, yemek yardımı ve benzeri ödemelerin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınacağını belirtmiştir (9. HD, E. 2020/2597, K. 2021/5846). Buradaki ayırt edici ölçüt ödemenin adı değil süreklilik taşıyıp taşımadığıdır; “prim” adı taşıyan bir ödeme dahi düzenli ve süreklilik arz ediyorsa hesaba dahil edilir, tek seferlik veya arızi nitelikteki ödemeler dahil edilmez.
Ücretin sabit olmadığı hallerde hesaplama
Parça başı, akort, götürü veya yüzde usulü gibi ücretin sabit olmadığı hallerde, son bir yıllık süre içinde ödenen ücretin o süre içinde çalışılan günlere bölünmesiyle bulunan ortalama ücret tazminat hesabına esas alınır.
Fesihten önce ücrete zam yapılmışsa
Son bir yıl içinde işçinin ücretine zam yapılmışsa, tazminata esas ücret, işçinin işten ayrılma tarihi ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesiyle hesaplanır.
Gerçek ücretin ispatı
Uygulamada işverenlerin, maliyetleri düşürmek amacıyla işçinin gerçek ücretini bordrolara tam yansıtmaması ve sigorta primlerini asgari ücret üzerinden bildirmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Hukuk düzenimiz burada şekli belgelerden ziyade maddi gerçeğe üstünlük tanır.
Emsal ücret araştırması
Ücret bordrolarının gerçeği yansıtmadığı şüphesi doğduğunda mahkemenin gerçek ücreti araştırması gerekir. Yargıtay, bu durumda izlenecek yöntemi net biçimde ortaya koymuştur: işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek meslek odalarından, sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı, tanık beyanları ile tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmelidir (7. HD, E. 2013/13410, K. 2013/14235; 22. HD, E. 2015/16188, K. 2017/14970).
Hayatın olağan akışı da bu değerlendirmede dikkate alınır. Uzun yıllar aynı işyerinde çalışan kalifiye bir işçinin asgari ücretle çalışmaya devam etmesi rasyonel bir açıklama barındırmaz. Yargıtay, işçinin yaptığı iş, mesleki kıdemi ve emsal ücret araştırması dikkate alındığında işverenin iddia ettiği gibi asgari ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu tespit etmiştir (9. HD, E. 2025/7820, K. 2025/9214).
Elden ödemelerin ispatı
Ücretin bir kısmının banka aracılığıyla, bir kısmının elden ödenmesi durumunda, elden ödemenin ispatı yazılı bir belgeye dayanmadığından tanık beyanlarının önemi artar. Ücretin miktarı bir maddi vakıa olduğundan her türlü delille ispatlanabilir. Tanıkların, davacı işçinin kıdemi ile tutarlı ve dosya içeriğiyle uyumlu, samimi beyanlarda bulunması mahkeme nezdinde inandırıcılığı pekiştirir (9. HD, E. 2015/12658, K. 2017/3317).
İlginç bir bulgu olarak, işverenin kendi tuttuğu gayriresmî kayıtlar dahi işçi lehine delil olarak kullanılabilir. Yargıtay, işveren kayıtlarına göre gerçek ücretle resmî kayıtlardaki ücretin farklı olduğunun görülmesi halinde, bu belgelerin işveren tarafından sunulmuş olması nedeniyle itibar edilmesi gerektiğini belirtmiştir (9. HD, E. 2025/9333, K. 2026/484). Emsal ücret araştırması ile tanık beyanlarının birleşmesi, elden ödeme iddiasını hukuki bir kesinliğe kavuşturur (9. HD, E. 2025/6720, K. 2025/8284).
Kıdem tazminatı tavanı (2026)
Toplu iş sözleşmeleri ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanunu’na tabi en yüksek Devlet memuruna bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesi tutarını geçemez. Bu tavan, altı ayda bir güncellenir ve emredici niteliktedir; toplu iş sözleşmesi veya bireysel hizmet akdiyle kıdeme esas gün sayısı 30 günden fazlaya çıkarılsa bile, hesaplanan yıllık tutar fesih tarihindeki yasal tavanı aşamaz (22. HD, E. 2017/20752, K. 2019/5053; 9. HD, E. 2016/23236, K. 2016/21683).
| Dönem | Kıdem tazminatı tavanı (brüt) |
|---|---|
| 1 Ocak – 30 Haziran 2026 | 64.948,77 TL |
| 1 Temmuz – 31 Aralık 2026 | 73.729,87 TL |
Bu tavan yalnızca kıdem tazminatına özgüdür; ihbar tazminatında herhangi bir üst sınır bulunmaz. Yüksek ücretli çalışanlarda bu fark, ihbar tazminatının kıdem tazminatını aşması sonucunu doğurabilir.
Vergi ve kesintiler
Hesaplanan brüt kıdem tazminatı tutarından yalnızca damga vergisi kesilir. Gelir vergisi ve SGK primi kesintisi yapılmaz; kıdem tazminatı, tavanı aşmayan kısım itibarıyla gelir vergisinden istisnadır. Bu, kıdem tazminatını ihbar tazminatından (ki ihbar tazminatı gelir vergisine tabidir) ayıran temel farklardan biridir.
Faiz
Kanun metni faiz konusunda özel ve net bir hüküm içerir: kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hâkim, gecikme süresi için, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder. Faiz, fesih tarihinden itibaren işletilir.
Bu, ihbar tazminatındaki yasal faiz rejiminden temelden farklıdır ve kıdem tazminatı davalarında sıkça karıştırılan bir noktadır. Bazı kaynaklarda faiz başlangıcının “ödeme tarihinden itibaren” olduğu şeklinde hatalı bir ifadeye rastlanmaktadır; doğrusu, kanunun ve yerleşik içtihadın işaret ettiği gibi fesih tarihidir. Ödeme tarihinden itibaren faiz işletilmesi, işvereni geciktikçe faiz süresini kısaltan, işçi aleyhine ve hukuka aykırı bir sonuç doğurur.
Özel durumlarda faiz başlangıcı şu şekilde farklılaşabilir: emeklilik nedeniyle fesihte, işçinin kuruma başvurduğu ve emekliliğe hak kazandığını gösteren belgeyi işverene ibraz ettiği tarih esas alınabilir; taksitle ödeme yapılan hallerde ise ilk taksidin vadesi ile ilgili değerlendirme yapılır. Genel kural, faizin fesih tarihinden işlemeye başlamasıdır.
Zamanaşımı
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile yapılan değişiklikle, 25.10.2017 tarihinden sonra yapılan fesihlerde kıdem tazminatı zamanaşımı süresi 5 yıla indirilmiştir. Bu tarihten önceki fesihler için ise kural olarak 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaya devam eder.
Geçiş rejimi şu şekilde işler: 25.10.2017 tarihinden önce feshedilen iş sözleşmelerinde, bu tarih itibarıyla eski (10 yıllık) süreden henüz geçmemiş bir kısım kalmışsa, bu kalan süre 25.10.2017 tarihinden itibaren en fazla 5 yıl olacak şekilde uygulanır. Örneğin 25.10.2015 tarihinde feshedilen bir iş sözleşmesinde kıdem tazminatı zamanaşımı, 25.10.2022 tarihinde dolmuş olur.
İbraname ve ikale
Kıdem tazminatı bordrosunun imzalanmış olması, tazminatın gerçek tutarda ve usulüne uygun ödendiği anlamına gelmez. Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesi, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmelerinin geçerliliğini katı şekil şartlarına bağlamıştır: yazılı olma, fesihten itibaren en az bir ay geçmiş olması, alacağın türü ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin noksansız ve banka aracılığıyla yapılması. Bu şartları taşımayan ibra sözleşmeleri kesin olarak hükümsüzdür; gerçek tutarda ödeme içermeyen belgeler ise içerdikleri miktarla sınırlı olarak yalnızca makbuz hükmündedir.
İkale (bozma sözleşmesi) ile sona eren iş ilişkilerinde de kıdem tazminatının akıbeti ayrı bir değerlendirme gerektirir; ikalenin geçerliliği için işçinin “makul yararının” bulunması aranır. Her iki konu da kendi başına ayrıntılı bir inceleme gerektirdiğinden ayrı yazılarımızda ele alınmaktadır: kıdem tazminatında ibraname ve ikale sözleşmesi ve kıdem tazminatı.
Kısmi süreli, mevsimlik ve çağrı üzerine çalışma
Kısmi süreli (part-time) çalışan işçiler, çağrı üzerine çalışanlar ve mevsimlik işçiler de kıdem tazminatına hak kazanma şartlarını sağladıklarında kıdem tazminatı talep edebilirler. Ancak bu çalışma biçimlerinde kıdem süresinin ve tazminata esas ücretin hesaplanması, tam süreli çalışmadan farklı özellikler taşır — özellikle mevsimlik işte askı süresinin kıdem süresine etkisi ve kısmi süreli çalışmada hangi ücretin esas alınacağı konusunda dikkat edilmesi gereken noktalar vardır. Bu konu, kapsamı nedeniyle ayrı bir yazıda ele alınmaktadır: kısmi süreli, mevsimlik ve çağrı üzerine çalışmada kıdem tazminatı.
İşe iade davası ile ilişkisi
İşe iade davası kazanıldıktan sonra işçinin işverence işe başlatılmaması, hukuk tekniği bakımından yeni bir fesihtir. Bu durumda kıdem tazminatı, ilk fesih tarihindeki değil, işe başlatılmama tarihindeki güncel giydirilmiş ücret ve o tarihteki kıdem tazminatı tavanı üzerinden hesaplanır; boşta geçen en çok dört aylık süre de kıdeme eklenir.
İlk fesihte kıdem tazminatı ödenmişse, işe başlatmama sonrası yapılacak yeniden hesaplamadan bu tutar mahsup edilir; ancak mahsup, önceki ödemenin nominal değeri üzerinden yapılır, faiziyle birlikte mahsup hatalıdır. İşe iade sürecinin kıdem ve ihbar tazminatına etkisi hakkında ayrıntılı bilgi için işe iade davası yazımıza bakabilirsiniz.
İhbar tazminatı ile karşılaştırma
Kıdem tazminatı ile ihbar tazminatı, sık karıştırılan ama hukuki temelleri ve sonuçları tamamen farklı iki kurumdur. Kıdem tazminatı işçinin hizmet süresinin karşılığıyken, ihbar tazminatı bildirim yükümlülüğüne aykırılığın yaptırımıdır. En çarpıcı fark, işçinin haklı nedenle kendi feshinde ortaya çıkar: haklı nedenle istifa eden işçi kıdem tazminatını alır, ancak feshi kendisi gerçekleştirdiği için ihbar tazminatını alamaz. Tavan, faiz türü ve aralıklı çalışmalarda birleştirme kuralı bakımından da iki tazminat ayrışır. Ayrıntılı karşılaştırma tablosu ve ihbar tazminatının şartları için ihbar tazminatı rehberimize, bildirim sürelerinin hesabı için ihbar süresi yazımıza bakabilirsiniz.
Arabuluculuk ve dava süreci
Kıdem tazminatı, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk dava şartına tabidir. Arabulucuya başvurulmadan açılan dava, davalıya tebliğ dahi edilmeksizin dava şartı yokluğundan usulden reddedilir. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşma sağlanamazsa, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.
Görevli mahkeme iş mahkemeleridir; iş mahkemesi kurulmamış yerlerde bu davalara asliye hukuk mahkemesi, iş mahkemesi sıfatıyla bakar. Görev kuralı kamu düzenine ilişkindir ve mahkemece resen gözetilir. Yetkili mahkeme ise davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi veya işin ya da işlemin yapıldığı yer mahkemesidir; davalı birden fazlaysa bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. Bu yetki kurallarına aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir.
Arabuluculuk görüşmesine hazırlık
Arabuluculuk müzakerelerinin sağlıklı ve gerçek rakamlar üzerinden yürüyebilmesi için tarafların belirli belgeleri hazır bulundurması önemlidir. İşveren tarafında ücret bordroları, SGK hizmet dökümü, son prime esas kazanç listesi, fesih bildirimi ve varsa ibraname örneği; işçi tarafında son aldığı net/brüt ücret belgesi, yan ödemeler listesi ve çalışma süresi hesabı bulunmalıdır. Bu belgeler olmadan yürütülen bir müzakere spekülatif bir pazarlığa dönüşür ve sonradan dava sürecinde yeniden ve daha maliyetli biçimde ele alınması gerekebilir.
İspat yükü
Feshin hangi tarafça ve hangi gerekçeyle yapıldığının ispatı, iddiayı ileri süren tarafa göre değişir: işveren feshin haklı nedene dayandığını, işçi ise istifa dilekçesinin baskı altında alındığını veya feshin aslında işverence yapıldığını ispatlamakla yükümlüdür. Mahkemeler, salt bordro kayıtları yerine tanık beyanları ve emsal ücret araştırması gibi delillerle gerçek durumu tespit etme eğilimindedir.
İcra takibi ve tehiri icra
Kıdem tazminatına hükmeden mahkeme kararı, ilamlı icra yoluyla takibe konu edilir. İş mahkemesi kararları, kesinleşmesi beklenmeksizin icraya konulabilen ilamlar arasındadır; bu, işçinin uzun süren yargılama sonunda elde ettiği alacağına bir an önce kavuşmasını sağlayan bir koruma mekanizmasıdır. Takipte asıl alacağa ek olarak hükmedilen faiz ve yargılama giderleri de talep edilir.
İşveren tarafı, karara karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurduğunda icra takibini durdurma imkânına sahiptir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 36. maddesi uyarınca borçlu işveren, hükmolunan miktarın tamamını (asıl alacak, faiz, vekâlet ücreti ve masraflar dahil) karşılayacak bir nakit veya banka teminat mektubunu icra dairesine sunarak tehiri icra (icranın geri bırakılması) kararı alabilir. Bu prosedür, borçlunun icra dairesinden mehil vesikası alması ve bu süre zarfında üst mahkemeden icranın durdurulması yönünde bir karar getirmesiyle işler; alacağın tahsilini üst mahkeme kararına kadar erteler, ancak bu süreçte faiz işlemeye devam eder ve teminat alacağı güvence altına alır.
Dava ne kadar sürer?
Kıdem tazminatı davalarının süresi, dosyanın tekemmül etme hızına, delillerin toplanma sürecine (özellikle emsal ücret araştırması ve bilirkişi incelemesi) ve tarafların itiraz yoluna başvurup başvurmadığına göre değişir. Genel bir beklenti olarak, ilk derece mahkemesi aşaması ortalama bir buçuk ile iki yıl arasında sürebilmektedir. Karara karşı istinaf ve gerekirse temyiz yoluna başvurulması halinde, sürecin tamamı üç ile dört yıl arasına uzayabilir. Bu süreler dosyadan dosyaya önemli farklılık gösterebileceğinden kesin bir taahhüt niteliği taşımaz; somut dosyanızın seyri için avukatınızla değerlendirme yapmanız isabetli olur.
Kıdem tazminatı kalkıyor mu?
Güncel durum (2026): Kıdem tazminatı fonu tartışması yıllardır kamuoyunda gündemde olsa da, bu yazının yayımlandığı tarih itibarıyla kıdem tazminatı rejiminde herhangi bir yasal değişiklik yapılmamıştır. 1475 sayılı Kanun’un 14. maddesi hâlen yürürlüktedir ve mevcut sistem aynen devam etmektedir. Bu alanda bir değişiklik yapılması halinde Resmî Gazete’de yayımlanacaktır; güncel gelişmeler için bu yazı düzenli olarak güncellenmektedir.
Sık sorulan sorular
Kaç yıl çalışınca kıdem tazminatı alınır?
En az bir tam yıl çalışmış olmak yeterlidir; bir yıldan sonraki her ay için de kıst (oranlı) hesap yapılır.
İstifa edersem kıdem tazminatı alabilir miyim?
Kural olarak hayır. Ancak İş Kanunu m.24’teki haklı bir nedene dayanarak istifa ederseniz (ücretin ödenmemesi, sigorta priminin eksik yatırılması, mobbing gibi) kıdem tazminatına hak kazanırsınız.
Sigorta primim eksik yatırılıyorsa ne yapmalıyım?
Bu, işçiye haklı nedenle fesih ve kıdem tazminatı hakkı veren bir durumdur. Eksik ödeme devam ettiği sürece fesih hakkınız düşmez; ancak süreci belgelemeniz ve bir avukatla değerlendirmeniz isabetli olur.
İşveren beni haklı nedenle işten çıkardı, kıdem tazminatı alabilir miyim?
İşverenin feshi İş Kanunu m.25/II’deki ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık hallerine (hırsızlık, devamsızlık, sataşma gibi) dayanıyorsa hayır. Ancak sağlık sebepleriyle (m.25/I) yapılan fesihte kıdem tazminatı hakkınız devam eder.
6 iş günlük süreyi kaçırdım, kıdem tazminatı hakkım gitti mi?
Tek seferlik bir olaya dayanıyorsanız evet, süre geçince fesih haklılığını yitirir. Ancak maaş veya sigorta primi eksikliği gibi devam eden bir ihlale dayanıyorsanız, ihlal sürdüğü müddetçe fesih hakkınız düşmez.
Emekli olurken kıdem tazminatı alabilir miyim?
Evet, yaş dışındaki emeklilik şartlarını (sigortalılık süresi ve prim gün sayısı) tamamlayıp SGK’dan yazı alarak kendi isteğinizle ayrılırsanız kıdem tazminatına hak kazanırsınız.
Evlendikten sonra işten ayrılırsam kıdem tazminatı alır mıyım?
Kadın işçiyseniz ve evlilik tarihinden itibaren bir yıl içinde kendi isteğinizle ayrılırsanız evet. Fesih mutlaka evlilik tarihinden sonra olmalıdır.
Kıdem tazminatı nasıl hesaplanır?
Her tam çalışma yılı için 30 günlük giydirilmiş brüt ücretiniz kadar; bir yıldan artan süreler için de aynı oranda kıst hesap yapılır.
Kıdem tazminatında tavan nedir?
2026 yılının ikinci yarısında (1 Temmuz-31 Aralık) tavan 73.729,87 TL’dir. Toplu iş sözleşmesi veya bireysel sözleşmeyle daha yüksek bir gün sayısı kararlaştırılsa dahi, yıllık tutar bu tavanı aşamaz.
Kıdem tazminatından hangi kesintiler yapılır?
Yalnızca damga vergisi kesilir. Gelir vergisi ve SGK primi kesintisi yapılmaz.
Kıdem tazminatına hangi faiz uygulanır?
Mevduata uygulanan en yüksek faiz, fesih tarihinden itibaren işletilir.
Kıdem tazminatı davası kaç yıl içinde açılmalıdır?
Fesih tarihinden itibaren 5 yıl içinde. 25.10.2017’den önceki fesihlerde geçiş rejimi uygulanır.
Aralıklı olarak aynı işverende çalıştım, kıdemim birleşir mi?
Önceki dönemler kıdem tazminatına hak kazandıracak şekilde sona ermiş ve tasfiye edilmemişse evet, tüm süreler birleştirilerek son ücret üzerinden hesaplanır.
Kıdem tazminatı davası ne kadar sürer?
İlk derece mahkemesi aşaması ortalama bir buçuk-iki yıl sürebilir; istinaf ve temyizle birlikte toplam süreç üç-dört yılı bulabilir. Bu süreler dosyaya göre değişebilir.
Kıdem tazminatı kalkıyor mu?
Hayır. Kıdem tazminatı fonu tartışması gündemde olsa da bu yazının yayımlandığı tarih itibarıyla mevcut sistemde bir değişiklik yapılmamıştır.
Sonuç
Kıdem tazminatı, görünüşte tek bir formülle özetlenebilecek bir hak gibi dursa da, hangi fesih türünün hangi sonucu doğurduğu, hangi haklı nedenlerin hangi hak düşürücü sürelere tabi olduğu ve gerçek ücretin nasıl ispatlanacağı gibi noktalarda ciddi teknik derinlik taşır. İşverenin sağlık sebebiyle feshinde kıdem hakkının devam etmesi, sigorta primi eksikliği gibi süreklilik arz eden ihlallerde 6 iş günlük sürenin yeniden başlaması ve aralıklı çalışmalarda hizmet birleştirme kuralları, uygulamada en çok hak kaybına yol açan noktalardır.
Dosyanızın hangi fesih türüne girdiğinin doğru tespiti ve gerçek ücretinizin usulüne uygun ispatı, kıdem tazminatı alacağınızın tam ve doğru biçimde tahsili için belirleyicidir. Fesih sürecinizin değerlendirilmesi ve dava veya arabuluculuk sürecinin yönetimi için büromuzun iş hukuku alanındaki hukuki desteğinden yararlanabilirsiniz.
Konuyla bağlantılı diğer yazılarımız: ihbar tazminatı, ihbar süresi, kötüniyet tazminatı, işe iade davası, kıdem tazminatında ibraname, ikale sözleşmesi, işyeri devri ve alt işveren, kısmi süreli ve mevsimlik çalışma.
Bu makale Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.
Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul