Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat

Boşanmada maddi ve manevi tazminat, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz ya da daha az kusurlu olan eşin, kusurlu eşten talep edebileceği iki ayrı alacaktır. Maddi tazminat, evlilik birliği devam etseydi elde edilecek mevcut ve beklenen menfaatlerin kaybını karşılar; manevi tazminat ise boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan eşin bozulan ruhsal dengesini onarmayı amaçlar. Her ikisi de Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinde düzenlenmiştir. Eşit kusurlu ya da tam kusurlu eş, bu tazminatların hiçbirini isteyemez.

Uygulamada bu iki kalem sıklıkla nafakayla karıştırılır. Oysa nafakada kusur dengesi daha esnektir; tazminatta ise talep eden eşin kusursuz veya daha az kusurlu olması mutlak bir ön şarttır. Aşağıda tazminatın şartlarını, miktarın nasıl belirlendiğini, talebin nasıl ve ne zaman ileri sürülmesi gerektiğini, ödeme biçimini, faizi ve sık yapılan usul hatalarını Yargıtay kararları ışığında ele alıyoruz.

Boşanmada maddi ve manevi tazminat nedir?

Boşanmada tazminat, evlilik birliğinin sona ermesinden doğan zararın giderilmesini sağlayan, aile hukukuna özgü bir giderim kurumudur. Genel borçlar hukukundaki haksız fiil tazminatından ayrılır: burada tazminatın kaynağı, eşlerden birinin evlilik birliğinin yüklediği sadakat, dayanışma, saygı ve birlikte yaşama yükümlülüklerini ihlal etmesidir.

Maddi tazminat, boşanma yüzünden zedelenen ekonomik menfaatleri karşılar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, maddi tazminatı kişinin malvarlığında iradesi dışında gerçekleşen azalmanın karşılığı olan giderim şeklinde tanımlamıştır (HGK, E. 2020/452, K. 2022/1595, T. 24.11.2022). Boşanan eş, en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiştir; tazminat bu kaybı dengeler (2. HD, E. 2006/16357, K. 2007/4987, T. 27.03.2007).

Manevi tazminat ise parasal bir cezalandırma değil, bozulan manevi dengenin onarımıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu işlevi, hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu hakkı ihlal edilenin zararının giderilmesi ve menfaatinin denkleştirilmesi olarak tanımlamıştır (HGK, E. 2022/119, K. 2023/405, T. 03.05.2023).

Kanun metni: TMK m. 174

Türk Medeni Kanunu Madde 174 – Maddî ve manevî tazminat

Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.

Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.

Boşanmada maddi tazminatın şartları

TMK m. 174/1 uyarınca maddi tazminata hükmedilebilmesi için dört unsurun bir arada bulunması gerekir:

  1. Talep eden eşin kusursuz veya daha az kusurlu olması. Kusur dengesinin talep eden lehine bozulmuş olması zorunludur.
  2. Tazminat istenen eşin kusurlu olması. Karşı taraf kusursuzsa tazminat doğmaz. Bu, yoksulluk nafakasından en temel farktır.
  3. Mevcut veya beklenen menfaatlerin zedelenmesi. Yani bir zararın varlığı.
  4. Boşanma ile zarar arasında nedensellik bağı.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu unsurları tek cümlede toplamıştır: maddi tazminat istenebilmesi, tazminat isteyenin kusursuz veya daha az kusurlu olması, tazminat istenenin kusurlu olması yanında bir zarar ile nedensellik bağı ve hukuka aykırılık unsurlarının gerçekleşmesine bağlıdır (HGK, E. 2017/1940, K. 2020/227, T. 26.02.2020; aynı yönde HGK, E. 2017/1581, K. 2018/1050, T. 09.05.2018).

Burada kritik bir ayrıntı vardır: boşanmanın eki niteliğindeki maddi tazminatta, klasik tazminat hukukundaki gibi zararın rakamsal olarak ispatı aranmaz. Yargıtay bu farkı açıkça belirtmiştir: boşanma nedeniyle uğranılan maddi zarar teknik anlamdaki zarar kavramından farklıdır; tazminat talep eden eşin evlilik birliği devam etseydi elde edeceği yararlar onun mevcut veya beklenen menfaatidir ve zararın gerçekleştiğinin veya gerçekleşeceğinin kanıtlanması gerekmez (2. HD, E. 2012/4188, K. 2012/23382, T. 03.10.2012). Eşin maddi desteğini yitirmiş olması, tazminat için yeterli bir karine kabul edilir.

Mevcut menfaat ve beklenen menfaat ne demektir?

Mevcut menfaat, boşanma anında eşlerin sahip olduğu ve evlilik sürseydi devam edeceği kesin olan ekonomik değerlerdir: eşin geliriyle sağlanan yaşam standardı, oturulan konutun sağladığı barınma imkânı, eşlerin birbirine sağladığı gündelik ekonomik katkılar.

Beklenen menfaat, evlilik devam etseydi gelecekte elde edilmesi muhtemel olan, ancak boşanmayla bu ihtimali ortadan kalkan kazanımlardır: eşin ileride alacağı emeklilik hakları, kariyerindeki yükselişe bağlı gelir artışı, evlilikle bağlantılı diğer beklentiler.

Buna karşılık, boşanma olmasaydı da gerçekleşecek kayıplar tazmin edilmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu sınırı şöyle çizmiştir: maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi ve boşanma ile maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır; başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz (HGK, E. 2022/148, K. 2023/353, T. 26.04.2023).

Bunun pratik sonucu şudur: evlenmek için işinden ayrılan eşin bu kaybı, boşanmanın değil evlenmenin sonucudur. Bu tür kayıplar TMK m. 174/1 kapsamında değil, ancak koşulları varsa genel hükümler çerçevesinde değerlendirilebilir.

Maddi tazminat ile yoksulluk nafakası arasındaki fark

İki kurum sık karıştırılır ama hukuki nitelikleri tamamen farklıdır. Yoksulluk nafakası bir sosyal dayanışma kurumudur; maddi tazminat ise zarar giderimidir.

ÖlçütMaddi tazminat (TMK m. 174/1)Yoksulluk nafakası (TMK m. 175)
Karşı tarafın kusuruZorunluAranmaz (m. 175/2)
Talep edenin kusuruKusursuz veya daha az kusurlu olmalıKusuru daha ağır olmamalı (eşit kusur yeterli)
AmaçZedelenen menfaatin giderimiGeçimin sağlanması
ÖlçüMevcut ve beklenen menfaatlerin tamamıYoksulluk sınırı, asgari yaşam ihtiyacı
SüreTek seferlik ya da iratKural olarak süresiz

Bu farkın en önemli pratik sonucu şudur: bir eş boşanma sonrası yoksulluğa düşmeyecek kadar gelire sahip olsa dahi, evlilik sürseydi çok daha yüksek bir refah seviyesinde yaşayacak idiyse, bu refah kaybı maddi tazminatın konusunu oluşturur. Yargıtay, boşanmaya sebep olan olaylarda az kusurlu olan, mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen ve en azından eşinin maddi desteğini yitiren kadın yararına maddi tazminat takdirini isabetli bulmuştur (2. HD, E. 2023/8648, K. 2024/4673, T. 24.06.2024). Kusur dengesinin nafaka ile tazminatta farklı işlediğini gösteren bir başka karar da aynı ilkeyi teyit eder (2. HD, E. 2021/7595, K. 2021/8963, T. 30.11.2021).

Boşanmada manevi tazminatın şartları

TMK m. 174/2 uyarınca manevi tazminat için üç şart aranır:

  1. Boşanmaya sebep olan olayların, talep eden eşin kişilik hakkına saldırı teşkil etmesi,
  2. Talep eden eşin kusursuz veya daha az kusurlu olması,
  3. Karşı tarafın kusurlu olması.

Manevi tazminatta en yaygın yanılgı, boşanmaya sebep olan her kusurlu davranışın otomatik olarak tazminat doğuracağı düşüncesidir. Bu doğru değildir. Boşanmanın kendisinin yarattığı üzüntü, tek başına manevi tazminat sebebi olmaz. Tazminat için, boşanmaya yol açan somut olayların kişinin onurunu, haysiyetini, sosyal itibarını veya vücut bütünlüğünü doğrudan hedef almış ve bu değerlerde objektif bir eksilme meydana getirmiş olması gerekir.

Hangi davranışlar kişilik hakkı saldırısı sayılır?

Fiziksel şiddet, vücut bütünlüğüne doğrudan saldırı olduğundan başkaca bir şart aranmaksızın kişilik hakkı ihlali sayılır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, kadına yönelik şiddetin ve özellikle aile içi şiddetin, hukuk sistemleri tarafından göz ardı edilmemesi gereken bir insan hakkı ihlali olduğunu belirtmiştir (HGK, E. 2023/947, K. 2025/378, T. 18.06.2025).

Psikolojik şiddet de güncel yargı pratiğinde kişilik hakkı saldırısı olarak kabul edilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu kavramı doğrudan tanımlamıştır: bir evlilikte sevgi, ilgi, destek, değer ve benzeri duygusal ihtiyaçların keyfi şekilde karşılanmaması hâlinde orada psikolojik şiddet söz konusudur; psikolojik şiddet kişilik hakları açısından saldırı niteliği taşıdığından, evlilik birliğinin sona ermesiyle birlikte manevi tazminat ödenmesini gerektirir (HGK, E. 2023/490, K. 2024/468, T. 25.09.2024).

Ekonomik şiddet ve sosyal çevrede küçük düşürme de bu kapsamdadır. Eşin ekonomik gücünü baskı aracı olarak kullanması, eşi temel ihtiyaçlarından mahrum bırakması, toplum içinde küçük düşürücü ifadeler kullanması, eşin ailesine ağır hakaretlerde bulunması kişilik haklarını zedeler. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu tür kusurlu davranışların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu ve manevi tazminat talebinin reddinin bozmayı gerektirdiğini belirtmiştir (HGK, E. 2017/2733, K. 2021/1053, T. 21.09.2021).

Aldatma (sadakat yükümlülüğünün ihlali), hakaret, tehdit ve eşi evden kovma da uygulamada en sık karşılaşılan manevi tazminat sebepleridir. Nitekim eşini evden kovan ve birlik görevlerini yerine getirmeyen erkeğin kusuru ağır bulunarak, az kusurlu kadın yararına TMK m. 174/1-2 gereğince maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğine karar verilmiştir (2. HD, E. 2022/832, K. 2022/2699, T. 21.03.2022).

Hangi kusurlu davranışlar manevi tazminat gerektirmez?

Bu ayrım, makalenin en çok yanlış bilinen kısmıdır. Boşanma için yeterli kusur sayılan bazı davranışlar, kişilik haklarını hedef almadığı için manevi tazminatın dayanağı olmaz:

  • Eşin birlik görevlerini yerine getirmemesi, evin ihtiyaçlarıyla ilgilenmemesi
  • Kira ve faturaları ödememesi, çalışmaması, sık iş değiştirmesi
  • Evi sebepsiz terk etmek, birlikte yaşamaktan kaçınmak
  • Bağımsız konut temin etmemek
  • Düğün yapmamak

Bu davranışlar boşanmada ağır kusur teşkil etse dahi, kişinin manevi varlığına yönelik bir saldırı içermediği sürece manevi tazminat sorumluluğu doğurmaz. Ancak bunlar kusur dengesini etkiledikleri için maddi tazminatın değerlendirilmesinde dikkate alınırlar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, ihlal edilenin yalnızca duygular değil, hukuk düzeni tarafından korunan kişilik hakları olması gerektiğini vurgulamıştır (HGK, E. 2021/653, K. 2023/58, T. 08.02.2023).

Kusur dengesi: eşit kusur ve tam kusur hâlleri

Boşanma davasında tazminat değerlendirmesinin ilk eşiği kusur tespitidir. Uygulamada kusur beş basamakta ele alınır: kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu, tam kusurlu.

Eşit kusur hâlinde tarafların karşılıklı tazminat taleplerinin tamamı reddedilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bunu tereddüde yer bırakmayacak biçimde ifade etmiştir: boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez (HGK, E. 2023/949, K. 2025/394, T. 25.06.2025).

Tam kusurlu eş de tazminat isteyemez. Yargıtay, boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu bulunan eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemeyeceğini belirtmiş, aynı kararda tam kusurlu eş yararına TMK m. 175 koşullarının da gerçekleşmediğini tespit etmiştir (2. HD, E. 2023/7290, K. 2024/4775, T. 25.06.2024).

Buna karşılık, mahkemenin kusur derecelerini hatalı tartması az kusurlu eşin hak kaybına yol açar ve bozma sebebidir. Yargıtay, yerel mahkemenin eşit kusur kabulünü bozarak erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunun kabulü gerektiğine hükmetmiştir (2. HD, E. 2023/7263, K. 2024/4835, T. 25.06.2024). Benzer şekilde, Bölge Adliye Mahkemesinin eşit kusur kabulü bozularak, kişilik hakları zarar gören ve menfaatleri zedelenen az kusurlu kadın yararına tazminata hükmedilmesi gerektiği belirtilmiştir (2. HD, E. 2023/7338, K. 2024/4777, T. 25.06.2024).

Kusur isnadı iradi eylem gerektirir. Ayırt etme gücü bulunmayan eşe kusur yüklenemez: akıl hastalığı sebebiyle kısıtlanmış, eylemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme ve değerlendirebilme gücüne sahip olmayan davacıya kusur izafe edilemez (HGK, E. 2017/1940, K. 2020/227, T. 26.02.2020).

Affedilen ve hoşgörüyle karşılanan olayların etkisi

Eşler, yaşanan olumsuz olaylardan sonra bir araya gelmiş ve evliliği sürdürme iradesi göstermişlerse, o olaylar artık kusur hesabına katılamaz. Yargıtay bu ilkeyi net biçimde ifade etmiştir: affedilmiş ve hoşgörü ile karşılanmış olan vakıalar kusur belirlemesinde dikkate alınamaz (2. HD, E. 2022/832, K. 2022/2699, T. 21.03.2022). Aynı yönde, evlilik birliğinin sarsılmasına yol açan önceki olayların affedildiği, en azından hoşgörüyle karşılandığı kabul edilmelidir denilmiştir (HGK, E. 2017/1581, K. 2018/1050, T. 09.05.2018).

Bunun pratik sonucu şudur: tazminat talebi yalnızca affedilmemiş, güncelliğini koruyan kusurlu davranışlara dayandırılmalıdır. Barışma sonrası eski olayları öne sürmek, davayı zayıflatır.

Özel boşanma sebeplerinde tazminat

Zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı gibi özel boşanma sebepleri doğası gereği ağır kusur yoğunluğu içerir. Bu sebeplerden birine dayalı dava ispatlandığında kusur dengesi genellikle davalı aleyhine ağır biçimde bozulur.

Zina yalnızca bir sadakatsizlik değil, diğer eşin onuruna yönelik ağır bir saldırıdır; hayata kast ise yaşama hakkına yönelik olduğundan manevi tazminatın üst sınırlardan takdirini gerektirir. Bununla birlikte Yargıtay, kusurun tayininde önceden bir ölçü konulamayacağını, bu konuda içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğini vurgulamaktadır (HGK, E. 2023/949, K. 2025/394). Yani her evlilik kendi dinamiği içinde değerlendirilir; özel boşanma sebebinin varlığı tazminatı otomatik olarak belirli bir rakama bağlamaz.

Tazminat miktarı nasıl belirlenir?

Kanun “uygun bir maddî tazminat” ve “uygun miktarda bir para” dediğinden, miktar hâkimin takdirindedir. Ancak bu takdir keyfi değildir; TMK m. 4 ve TBK m. 50-51 çerçevesinde, dosyadaki somut verilere dayanmalıdır.

Yargıtay’ın miktar takdirinde saydığı ölçütler şunlardır: kusurun ağırlığı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, evlenme şansları, ortalama yaşam süreleri, yaşam seviyeleri ve geçim koşulları (2. HD, E. 2024/1000, K. 2024/8894, T. 20.11.2024). Buna paranın alım gücü ve zedelenen menfaatlerin kapsamı eklenir (2. HD, E. 2022/10222, K. 2024/1866, T. 19.03.2024).

Manevi tazminatta ayrıca ölçülülük ilkesi devreye girer. Yargıtay, bir tarafın zenginleşmesine yol açacak sonuçlar doğuracak miktarda manevi tazminat takdirinin müesseseyi amacından saptıracağını belirtmiştir (2. HD, E. 2012/11810, K. 2012/31485, T. 25.12.2012). Aynı zamanda tazminat sembolik de kalmamalıdır. Hâkim, tazminat miktarını saptarken bir yandan kişilik hakları zedelenen tarafın ekonomik ve sosyal durumunu ve kusur derecesini, fiilin ağırlığını; öbür yandan kişilik haklarına saldırıda bulunanın kusur derecesini ve ekonomik durumunu göz önünde bulundurmak zorundadır (2. HD, E. 2022/1438, K. 2022/1911, T. 01.03.2022). Manevi tazminatın miktarı belirlenirken saldırının niteliği ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları esas alınır (HGK, E. 2019/167, K. 2022/121, T. 15.02.2022).

Manevi tazminatın tatmin işlevi, 22.06.1966 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararına dayandırılır: manevi tazminat bir yönüyle kırgınlık ve kızgınlığı tatmin etme aracıdır; amacı olaydan duyulan acı, elem ve kızgınlığı kısmen olsun dindirmek ve normal hayata dönüşü sağlamaktır (HGK, E. 2017/2733, K. 2021/1053, T. 21.09.2021).

Paranın alım gücü de bağımsız bir bozma sebebidir. Yargıtay, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusur dereceleri, paranın alım gücü ve zedelenen menfaat dikkate alındığında kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminatın az olduğu gerekçesiyle kararı bozmuştur (2. HD, E. 2024/1488, K. 2024/8958, T. 20.11.2024). Enflasyonist ortamda geçmiş yılların emsal rakamlarının bugüne aynen taşınamayacağı, hâkimin nominal değil reel değere odaklanması gerektiği bu içtihadın doğal sonucudur.

İspat: hangi deliller kullanılır?

Tazminat miktarı hâkimin soyut tahminine değil, dosyadaki somut verilere dayanmalıdır. Uygulamada başvurulan başlıca deliller şunlardır:

  • Sosyal ve Ekonomik Durum (SED) araştırması: kolluk marifetiyle yapılır; tarafların üzerine kayıtlı taşınır ve taşınmazları, aylık gelirleri, kira giderleri, bakmakla yükümlü olduğu kişileri ve yaşam tarzını resmî tutanakla mahkemeye sunar. Yükümlünün ödeme gücünü ve alacaklının ihtiyaç düzeyini belirleyen temel belgedir.
  • Sosyal İnceleme Raporu (SİR): psikolog, pedagog veya sosyal çalışmacı tarafından hazırlanır; özellikle manevi tazminatta kişilik haklarına yapılan saldırının derinliğini ortaya koyar.
  • Tanık beyanları
  • Banka kayıtları, tapu ve trafik tescil bilgileri, maaş bordroları, vergi levhaları
  • Mesaj ve yazışma kayıtları, sosyal medya paylaşımları, kamera görüntüleri gibi hukuka uygun elde edilmiş her türlü delil

Kusur tespiti, tazminat hükmünün denetlenebilirliği açısından zorunludur; mahkeme iddia ve savunmaları, tanık beyanlarını ve somut delilleri titizlikle irdelemek durumundadır.

Talep şartı ve taleple bağlılık ilkesi

Hâkim, talep olmaksızın maddi veya manevi tazminata hükmedemez. Boşanma davası açılmış olması tek başına yetmez; tazminat isteyen tarafın bu iradesini açıkça ve usulüne uygun biçimde mahkemeye sunması zorunludur. Yargıtay, HMK m. 26 uyarınca hâkimin tarafların talepleriyle bağlı olduğunu, talepten fazlasına ve başka bir şeye hükmedemeyeceğini belirtmiştir (2. HD, E. 2023/7942, K. 2024/6026, T. 18.09.2024).

Taleple bağlılık, miktarın üst sınırı bakımından da geçerlidir. Yargıtay, 30.000,00 TL manevi tazminat talep edilmesine rağmen 40.000,00 TL’ye hükmedilmesini usul ve kanuna aykırı bularak bozmuştur (2. HD, E. 2023/7942, K. 2024/6026). Aynı ilke daha önce de vurgulanmıştır (2. HD, E. 2015/23438, K. 2017/2853, T. 16.03.2017). Yani mahkeme kusuru ne kadar ağır bulursa bulsun, talep edilen rakamın bir kuruş üzerine çıkamaz.

Aynı sınır istinaf aşamasında da geçerlidir. İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı yapılır; Bölge Adliye Mahkemesi yalnızca kamu düzenine aykırılığı re’sen gözetir. Tazminat miktarına yönelik bir istinaf sebebi ileri sürülmemişse, Bölge Adliye Mahkemesinin bu sınırı aşarak miktar takdirine girmesi doğru değildir (HGK, E. 2022/149, K. 2022/277, T. 08.03.2022). Bu nedenle tazminat miktarından memnun olmayan tarafın istinaf dilekçesinde bu hususu açıkça sebep olarak göstermesi şarttır; aksi hâlde miktar kesinleşir.

Maddi tazminat kısmi dava olarak istenebilir mi? (HMK m. 109/4)

Bu konuda 2026’da önemli bir değişiklik yaşandı ve uygulama değişti.

Güncel durum (Ağustos 2026): 7589 sayılı Kanun ile HMK m. 107’de düzenlenen belirsiz alacak davası yürürlükten kaldırılmıştır (RG 31.07.2026, 33326). Aynı Kanunla HMK m. 109’a dördüncü fıkra eklenmiştir: alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir; bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Kaldırılmadan önce açılan davalarda mülga HMK m. 107 uygulanmaya devam eder.

Bunun boşanma davasındaki maddi tazminat talebi bakımından üç sonucu vardır:

  1. 31.07.2026’dan sonra açılan davalarda maddi tazminat belirsiz alacak davası olarak istenemez. Bu tarihten sonra doğru yol, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava açmaktır.
  2. Kısmi dava açılmışsa, talep tahkikat sona erinceye kadar bir defaya mahsus olmak üzere, ıslaha gerek olmaksızın artırılabilir. Artırılan kısım bakımından zamanaşımı dava tarihinde kesilmiş sayılır.
  3. HMK m. 109/4 bir usul hükmüdür ve bu değişiklik için geçiş kuralı öngörülmemiştir. Usul hükümlerinde derhal uygulama ilkesi geçerli olduğundan, hâlihazırda görülmekte olan dosyalarda da bu artırım imkânından yararlanılabileceği kabul edilmektedir.

Yeni fıkra ıslah kurumunu ortadan kaldırmıyor; ıslaha gerek olmayan, bir defaya mahsus bir artırım imkânı ekliyor. Buna karşılık HMK m. 26’daki taleple bağlılık ilkesi aynen geçerlidir: talebini artırmayan tarafa fazlasına hükmedilmez.

Not: artırılan kısma hangi tarihten faiz işletileceği konusunda kanun sessizdir. Fıkra yalnızca zamanaşımını dava tarihine bağlamakta, faizi düzenlememektedir. Bu nedenle uygulamanın nasıl şekilleneceği henüz netleşmemiştir.

Manevi tazminat neden bölünemez?

Manevi tazminat, maddi tazminattan farklı olarak kısmi davaya konu edilemez ve sonradan artırılamaz. Yargıtay bu ilkeyi ve gerekçesini açıkça ortaya koymuştur: hukuka aykırı bir eylem yüzünden çekilen elem ve üzüntüler o tarihte duyulan ve duyulması gereken bir hâldir; üzüntü ve acıyı zamana yaymak suretiyle manevi tazminatın bölünmesi, bir kısmının dava konusu yapılıp kalanın saklı tutulması mümkün olmadığı gibi, manevi tazminatın miktarı sonradan belirlenecek şekilde talep edilmesi de hukuken mümkün değildir. Niteliği itibarıyla manevi tazminat bölünemediği gibi ıslah yoluyla artırılması da mümkün değildir (17. HD, E. 2016/5532, K. 2017/459, T. 24.01.2017).

Aynı kararın son derece pratik bir sonucu daha vardır: dava dilekçesinde manevi tazminat miktarı belirtilmemişse, mahkemenin sonradan miktarı açıklattırıp harçlandırması usulüne uygun açılmış bir dava yaratmaz. Yani baştaki eksiklik sonradan onarılamaz.

Pratik kural: Maddi tazminat kısmi dava olarak istenebilir ve HMK m. 109/4 uyarınca bir defaya mahsus artırılabilir. Manevi tazminat ise dava dilekçesinde tam tutarıyla ve rakam belirtilerek istenmelidir; sonradan artırılamaz.

Tazminat ne zaman istenir? TMK m. 178 ve bir yıllık zamanaşımı

Tazminat iki yolla istenebilir:

1. Boşanma davası içinde. En yaygın ve usul ekonomisine en uygun yoldur. Davacı dava dilekçesinde, davalı ise cevap veya karşı dava dilekçesinde talebini ileri sürer. Boşanmanın eki niteliğindeki bu talepler aynı davada birlikte görülür ve esas hakkında karar verilir (2. HD, E. 2024/1000, K. 2024/8894, T. 20.11.2024). Bu yolun avantajı, boşanmanın eki sayılan taleplerin nispi harca tabi olmamasıdır.

2. Boşanma kesinleştikten sonra bağımsız davayla. Boşanma davasında tazminat istenmemişse, kesinleşmeden itibaren bir yıl içinde ayrı dava açılabilir. Yargıtay, tarafın TMK m. 174/1-2 ve 175’ten kaynaklı taleplerini boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıllık sürede talep etmesine engel bir hâl bulunmadığını belirtmiştir (2. HD, E. 2024/1010, K. 2024/8633, T. 18.11.2024). Bu yolda dava değerine göre nispi harç ödenir. Ayrıca kesinleşen boşanma ilamındaki kusur tespitleri bu yeni dava için temel oluşturur.

Türk Medeni Kanunu Madde 178 – Zamanaşımı

Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

Bu bir yıllık sürenin niteliği önemlidir ve uygulamada sıkça yanlış aktarılır. TMK m. 178’deki süre bir zamanaşımı süresidir; mahkemece re’sen gözetilmez, karşı tarafça süresinde def’i olarak ileri sürülmesi gerekir. Kanun bu süreyi doğrudan “Zamanaşımı” başlığı altında düzenlemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da aynı nitelendirmeyi yapmakta ve zamanaşımının bir def’i olduğuna işaret etmektedir (HGK, E. 2017/3155, K. 2021/1307, T. 02.11.2021).

Uygulamada bazı kararlarda “hak düşürücü süre” ifadesi kullanılsa da, somut olaylarda süre def’i olarak ileri sürülmüş olmaktadır. Örneğin anlaşmalı boşanmadan sonra açılan bir tazminat davasında davalı taraf cevap dilekçesiyle süresinde zamanaşımı def’inde bulunmuş, mahkeme davayı bu def’i üzerine reddetmiş ve karar onanmıştır (2. HD, E. 2023/4492, K. 2023/5159, T. 02.11.2023).

Sürenin başlangıcı, boşanma kararının şeklî anlamda kesinleştiği tarihtir. Karar kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmişse kesinleşme şerhindeki tarih; kanun yolu incelemesinden geçmişse ilgili kararın kesinleştiği an esas alınır.

Sonuç olarak: karşı taraf def’i ileri sürmezse mahkeme davayı süreden reddedemez. Ancak def’i ileri sürüldüğünde hak kaybı kesindir. Bu nedenle güvenli yol, tazminat talebini boşanma davası içinde ileri sürmek; bu yapılmadıysa en geç bir yıl içinde dava açmaktır.

Görevli ve yetkili mahkeme, harç

Görevli mahkeme aile mahkemesidir; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla bakar. Yargıtay, maddi tazminat talebi yönünden verilen görevsizlik kararını bozarak, talebin esasıyla ilgili toplanan deliller çerçevesinde karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir (2. HD, E. 2015/22127, K. 2016/6756, T. 05.04.2016).

Sadakat yükümlülüğünün ihlaline dayanan tazminat talepleri de aile mahkemesinin görev alanındadır. Boşanma kesinleştikten sonra öğrenilen sadakatsizlik, talebi genel hükümlere dayalı bağımsız bir haksız fiil davasına dönüştürmez (2. HD, E. 2023/4492, K. 2023/5159, T. 02.11.2023).

Yetki bakımından bir ayrıntıya dikkat edilmelidir. TMK m. 177, boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesini yetkili kılar. Bu özel yetki kuralı tazminat davalarını kapsamaz. Boşanmadan sonra açılacak bağımsız tazminat davasında yetki, HMK’nın genel hükümlerine göre belirlenir; kural olarak davalının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Tazminat boşanma davası içinde isteniyorsa zaten boşanma davasının yetki kuralları geçerli olur.

Harç: boşanma davası içinde ileri sürülen tazminat talepleri boşanmanın eki sayıldığından ayrıca nispi harca tabi değildir. Boşanma kesinleştikten sonra açılan bağımsız tazminat davasında ise dava değeri üzerinden nispi harç ödenir.

Ödeme biçimi: toptan mı, irat mı? (TMK m. 176)

Türk Medeni Kanunu Madde 176 (ilk iki fıkra)

Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir.

Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez.

Maddi tazminat hem toptan hem irat biçiminde ödenebilir. İrat, yükümlünün tek seferde büyük bir meblağı ödeyecek gücü olmadığı ya da alacaklının uzun vadeli düzenli gelirle korunmasının menfaatine olduğu hâllerde tercih edilir.

Manevi tazminat ise yalnızca toptan ödenir. İrat biçiminde ödenmesine, taksitlendirilmesine karar verilemez. Bunun gerekçesi manevi tazminatın tatmin işlevidir: saldırının etkisinin her ay yeniden hatırlatılması, tazminatın amaçladığı manevi huzuru ortadan kaldırır.

Ayrıca TMK m. 176/5 uyarınca hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminatın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. Bu, her yıl yeniden dava açma zorunluluğunu ortadan kaldırdığı için uygulamada mutlaka talep edilmesi gereken bir imkândır. Ancak dikkat: hâkim bunu ancak istem hâlinde yapabilir, re’sen karar veremez.

İrat biçimindeki maddi tazminatın kalkması ve değiştirilmesi

TMK m. 176/3, irat biçimindeki maddi tazminatın sona ermesini ikiye ayırır ve bu ayrım uygulamada sıkça karıştırılır:

Kendiliğinden kalkarMahkeme kararıyla kaldırılır
Alacaklı tarafın yeniden evlenmesi
Taraflardan birinin ölümü
Alacaklının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması
Yoksulluğunun ortadan kalkması
Haysiyetsiz hayat sürmesi

Birinci sütundaki hâllerde ayrıca dava açmaya gerek yoktur; irat kendiliğinden sona erer. İkinci sütundakilerde ise mahkemeden kaldırma kararı alınması zorunludur.

Ayrıca TMK m. 176/4 uyarınca tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılmasına veya azaltılmasına karar verilebilir. Yükümlünün işsiz kalması veya gelirinin ciddi biçimde düşmesi azaltma; alacaklının ihtiyaçlarının artması veya yükümlünün gelirinin yükselmesi artırma sebebidir.

Buna karşılık toptan ödenmesine karar verilen maddi tazminat kesin bir tasfiyedir; sonradan koşulların değişmesi gerekçesiyle uyarlama istenemez. Manevi tazminat ise zaten yalnızca toptan ödenebildiğinden, hükmedilip kesinleştikten sonra miktarının değiştirilmesi veya kaldırılması mümkün değildir.

Faiz ne zaman işlemeye başlar?

Boşanma davası, niteliği itibarıyla yenilik doğuran (inşai) bir davadır; evlilik birliğini sona erdiren sonuç ancak kararın kesinleşmesiyle doğar. Bu nedenle boşanmanın eki niteliğindeki tazminat alacağı da ancak boşanma hükmünün kesinleşmesiyle muaccel olur.

Uygulamada kabul edilen kural şudur: boşanma davası içinde talep edilen maddi ve manevi tazminatlara boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren yasal faiz yürütülür. Dava tarihinden veya karar tarihinden faiz işletilmesi mümkün değildir. Boşanma kesinleştikten sonra açılan bağımsız tazminat davalarında da faiz başlangıcı yine kesinleşme tarihidir. İrat biçimindeki ödemelerde ise her taksit kendi muacceliyet tarihinden itibaren faize tabi olur.

Faiz oranında güncel değişiklik: Taraflar arasında aksine sözleşme bulunmadığından ve iş ticari nitelikte olmadığından 3095 sayılı Kanun uyarınca kanuni faiz uygulanır. 7589 sayılı Kanunla (RG 31.07.2026) 3095 sayılı Kanunun 1. maddesi değiştirilmiş ve kanuni faiz oranı, ayrı bir karar gerekmeksizin Merkez Bankasının reeskont oranına endekslenmiştir. Bu değişiklik için geçiş hükmü öngörülmediğinden, yerleşik uygulamaya göre faiz her dönem için o dönemde yürürlükte olan orana göre hesaplanır: 31.07.2026 öncesi dönem eski orana, sonrası yeni orana tabidir.

Anlaşmalı boşanmada tazminat ve feragat

Anlaşmalı boşanmada (TMK m. 166/3) taraflar boşanmanın mali sonuçları üzerinde tam mutabakata varmak zorundadır. Mahkemece onaylanan protokol, taraflar arasındaki mali ilişkiyi nihai olarak tasfiye eden bir belge niteliği kazanır.

Protokolde tazminat talebinden feragat eden ya da hiç talepte bulunmayan eş, boşanma kesinleştikten sonra TMK m. 174’e dayanarak tazminat isteyemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu sonucu şöyle gerekçelendirmiştir: böyle bir durumda tarafların boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin aralarındaki ihtilafı nihai olarak çözdükleri ve ilişkilerini tasfiye ettikleri kabul edilir (HGK, E. 2017/3067, K. 2019/512, T. 02.05.2019). Aynı ilke, anlaşmalı boşanmadan sonra açılan tazminat davasının reddi yönündeki bir başka kararda da uygulanmıştır (2. HD, E. 2023/4492, K. 2023/5159, T. 02.11.2023).

Bunun ikinci bir gerekçesi daha vardır: anlaşmalı boşanmada taraflar birbirlerine kusur izafe etmezler ve mahkeme kusur araştırması yapmaz. Tazminatın temel şartı olan kusur tespiti bu davanın doğasına aykırı olduğundan, boşanma kesinleştikten sonra yeniden kusur incelemesi yapılması usulen mümkün değildir.

Pratik sonuç: anlaşmalı boşanma protokolü imzalanırken tazminat konusunda susmak, feragat etmekle aynı sonucu doğurur. Protokolde tazminat hakkının saklı tutulup tutulmayacağı bilinçli bir tercih olmalıdır. Ayrıntılar için anlaşmalı boşanma davası içeriğimize bakabilirsiniz.

Boşanma davası reddedilirse tazminat ne olur?

Tazminat talepleri boşanma davasının eki (fer’i) niteliğindedir. Bu nitelendirmenin sonucu, taleplerin kaderinin asıl davaya bağlı olmasıdır. Mahkeme boşanma davasını reddeder ve evlilik birliğinin devamına hükmederse, tazminat taleplerinin de reddi gerekir. Zira TMK m. 174, tazminatın ancak “boşanma yüzünden” zedelenen menfaatler ve “boşanmaya sebep olan olaylar” yüzünden ihlal edilen kişilik hakları için istenebileceğini öngörür; boşanma gerçekleşmedikçe kanunun aradığı anlamda bir zarar doğmuş sayılmaz.

Yargıtay, tazminatın ancak boşanma hükmüyle birlikte ve kusur dengesine göre doğabileceğini teyit etmektedir (2. HD, E. 2023/3272, K. 2024/580, T. 06.02.2024). Boşanma davası reddedildiğinde tarafların kusur durumları yalnızca ret gerekçesi olarak kalır; bu kusurlar üzerinden tazminat hesabı yapılamaz. Çekişmeli boşanma davası sürecinde kusurun ispatına verilen önemin bir sebebi de budur.

Eşlerden biri ölürse tazminat hakkı ne olur?

Boşanma davası devam ederken eşlerden biri ölürse, evlilik zaten ölümle sona erdiğinden boşanma talebi konusuz kalır. Ancak TMK m. 181/2 uyarınca ölen eşin mirasçılarından biri davaya devam edip diğer eşin kusurunun ispatını isteyebilir. Kusur ispatlanırsa, sağ kalan eş ölen eşin yasal mirasçısı olamaz ve boşanmadan önce yapılmış ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları kaybeder.

Bu davada mahkeme artık boşanmaya karar veremez; yalnızca kusurun tespitine karar verir. Yani mirasçıların sürdürdüğü davanın amacı tazminat tahsili değil, kusur tespiti yoluyla miras haklarının korunmasıdır.

Tazminat hakkının kendisi bakımından ise: manevi tazminat talebi kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan, dava devam ederken ölen eşin bu talebi kural olarak mirasçılara geçmez. Ancak tazminat ölümden önce mahkeme kararıyla hüküm altına alınmış ya da taraflar arasında yazılı bir anlaşmaya bağlanmışsa, alacak terekeye dahil olur ve mirasçılarca takip edilebilir.

Ayrıca TMK m. 176/3 uyarınca, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat taraflardan birinin ölümüyle kendiliğinden kalkar.

Tazminat alacağının devri ve haczi

Tazminat isteme hakkı başlangıçta kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır; bu nitelikte olduğu sürece devredilemez. Ancak hak bir kez kullanılıp mahkemece hüküm altına alındığında ya da taraflar arasında sözleşmeyle miktarı netleştirildiğinde, artık bir malvarlığı hakkına dönüşür.

Bu dönüşümden sonra tazminat alacağı, alacağın temliki hükümleri çerçevesinde devredilebilir ve borçlunun borçları nedeniyle haczedilebilir. Manevi tazminatın henüz dava aşamasındayken haczi ise hakkın kişisel niteliği nedeniyle tartışmalıdır; uygulamada hüküm kesinleştikten sonra haczedilebileceği kabul edilir.

İrat biçimindeki maddi tazminat, alacaklının geçimini sağlayan periyodik bir ödeme işlevi gördüğünden, haczinde nafakalara ilişkin sınırlamaların kıyasen dikkate alınması gündeme gelebilir. Toptan ödenen tazminatlar ise birikmiş sermaye niteliğindedir.

Üçüncü kişiye karşı manevi tazminat davası

Aldatılan eşin, eşiyle birlikte olan üçüncü kişiye karşı manevi tazminat davası açıp açamayacağı uzun süre tartışılmış, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile sonuca bağlanmıştır. Güncel yaklaşıma göre, boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle üçüncü kişiye karşı manevi tazminat davası açılamaz.

Bunun temel gerekçesi, evlilik birliğinden doğan sadakat yükümlülüğünün yalnızca eşler arasında geçerli, nispi bir yükümlülük olmasıdır. Üçüncü kişi evlilik ilişkisinin tarafı olmadığından diğer eşe karşı bir sadakat borcu altında değildir. Sadakat yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemi diğer eşin kişilik haklarına saldırı teşkil eder ve TMK m. 174/2 uyarınca kusurlu eşten tazminat istenmesini mümkün kılar; ancak üçüncü kişinin eylemi doğrudan diğer eşin kişilik haklarına yönelik bir saldırı olarak nitelendirilmez.

Bu nedenle üçüncü kişiye karşı TBK m. 58 veya genel haksız fiil hükümlerine dayanılarak açılan manevi tazminat davaları reddedilmektedir. Üçüncü kişinin sorumluluğu ancak, aldatma eyleminin ötesinde diğer eşin kişilik değerlerine yönelik bağımsız bir haksız fiilin varlığı hâlinde (örneğin konut dokunulmazlığının ihlali, iftira, fiziksel saldırı) gündeme gelebilir. Yalnızca evli olduğunu bilerek ilişki yaşamak, üçüncü kişiyi tazminat yükümlüsü yapmaz.

Sadakat yükümlülüğünün ihlaline dayanan boşanma sebebi için zina nedeniyle boşanma davası içeriğimize bakılabilir.

TMK m. 174/2 ile TBK m. 58 arasındaki ilişki

TMK m. 174/2 ile kişilik haklarını genel olarak koruyan TBK m. 58 arasında özel hüküm–genel hüküm ilişkisi vardır. Boşanma olgusuyla bağlantılı manevi tazminat taleplerinde öncelikle ve münhasıran TMK m. 174/2 uygulanır.

Bunun iki pratik sonucu vardır. Birincisi, TMK m. 174/2 uyarınca tazminata hükmedilebilmesi için mutlaka bir boşanma kararı verilmiş olmalı ve boşanmaya sebep olan olaylar davacının kişilik haklarını zedelemiş olmalıdır; boşanma davası reddedilirse bu maddeye dayalı tazminat da mümkün olmaz. İkincisi, boşanma davası açan eşin aynı olaylara dayanarak ayrıca genel mahkemelerde TBK m. 58 uyarınca manevi tazminat davası açması, özel hükmün önceliği ilkesine aykırıdır.

TBK m. 58, boşanmadan bağımsız kişilik hakkı ihlallerinde devreye girer. Evlilik birliğinin sona ermesinden kaynaklanan manevi zararların tazmini ise kanun koyucu tarafından özel olarak TMK m. 174/2’nin ve aile mahkemelerinin alanına bırakılmıştır.

Sıkça sorulan sorular

Eşit kusurlu eş tazminat alabilir mi?

Hayır. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez; bu, uygulamadaki en yerleşik kurallardan biridir.

Kusursuz eş her hâlde tazminat alır mı?

Hayır. Kusursuzluk tek başına yetmez; maddi tazminat için ayrıca mevcut veya beklenen menfaatlerin zedelenmiş olması, manevi tazminat için ise kişilik hakkının saldırıya uğramış olması gerekir.

Erkek eş tazminat isteyebilir mi?

Evet. TMK m. 174 cinsiyete göre bir ayrım yapmaz; şartları taşıyan erkek eş de maddi ve manevi tazminat isteyebilir.

Boşanma davasında tazminat istemedim, sonradan isteyebilir miyim?

Boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde ayrı bir dava açabilirsiniz. Ancak anlaşmalı boşanmayla boşandıysanız ve protokolde tazminat talebinden feragat ettiyseniz ya da hiç talepte bulunmadıysanız, bu yol kapalıdır.

Bir yıllık süre geçerse mahkeme davayı kendiliğinden reddeder mi?

Hayır. TMK m. 178’deki süre zamanaşımı süresidir; mahkemece re’sen gözetilmez, karşı tarafça süresinde def’i olarak ileri sürülmesi gerekir. Ancak def’i ileri sürüldüğünde hak kaybı kesinleşir.

Dava dilekçesinde manevi tazminat miktarını yazmasam olur mu?

Olmaz. Manevi tazminat bölünemez; miktarı sonradan belirlenecek şekilde talep edilemez ve ıslahla artırılamaz. Rakamın dava dilekçesinde açıkça belirtilmesi gerekir.

Maddi tazminat talebimi yargılama sırasında artırabilir miyim?

Kısmi dava olarak açtıysanız evet. HMK m. 109/4 uyarınca talep, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere tahkikat sona erinceye kadar artırılabilir.

Belirsiz alacak davası açabilir miyim?

Hayır. HMK m. 107 ile düzenlenen belirsiz alacak davası 31.07.2026 itibarıyla yürürlükten kaldırılmıştır. Bu tarihten önce açılmış davalarda mülga hüküm uygulanmaya devam eder.

Tazminat miktarı neye göre belirlenir?

Kusurun ağırlığı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, evlilik süresi, yaşam seviyeleri, paranın alım gücü ve zedelenen menfaatin kapsamı birlikte değerlendirilir. Sabit bir tarife yoktur.

Mahkeme talep ettiğimden fazlasına hükmedebilir mi?

Hayır. HMK m. 26 uyarınca hâkim taleple bağlıdır ve talep edilenden fazlasına hükmedemez.

Manevi tazminat taksitle ödenebilir mi?

Hayır. TMK m. 176/2 uyarınca manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez; toptan ödenmesi zorunludur.

Faiz hangi tarihten işler?

Boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren yasal faiz işler. Dava veya karar tarihinden faiz istenemez.

Hükmedilen tazminat sonradan değiştirilebilir mi?

Yalnızca irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde artırılabilir ya da azaltılabilir. Toptan ödenen maddi tazminat ve manevi tazminat için bu mümkün değildir.

Eşimi aldatan üçüncü kişiden manevi tazminat isteyebilir miyim?

Hayır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle üçüncü kişiye karşı manevi tazminat davası açılamaz. Üçüncü kişinin bağımsız bir haksız fiili varsa durum değişir.

Tazminat davası hangi mahkemede açılır?

Aile mahkemesinde. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla bakar.

Boşanma davası reddedilirse tazminat ne olur?

Tazminat talepleri boşanmanın eki olduğundan onlar da reddedilir. Tazminat için nihai bir boşanma kararı şarttır.

Sonuç

Boşanmada maddi ve manevi tazminat, doğru kurulduğunda boşanmanın mali sonuçları içinde en belirleyici kalemlerden biridir; yanlış kurulduğunda ise telafisi olmayan hak kayıplarına yol açar. Uygulamada en sık karşılaşılan hatalar bellidir: manevi tazminat miktarının dava dilekçesinde yazılmaması, tazminat talebinin hiç ileri sürülmemesi, anlaşmalı boşanma protokolünde konunun boş bırakılması, istinaf dilekçesinde tazminat miktarına ilişkin sebep gösterilmemesi ve bir yıllık sürenin kaçırılması. Bunların hiçbiri sonradan onarılabilir hatalar değildir.

Kusur tespiti ise tüm yapının temelidir. Eşit kusur kabulü tazminat hakkını tamamen ortadan kaldırdığından, delillerin dosyaya doğru ve zamanında sunulması belirleyicidir. Boşanma sürecinin bütününe ilişkin daha geniş bir çerçeve için boşanma davalarında hukuki temsil sayfamızı, mali sonuçların diğer boyutu için boşanmada mal paylaşımı içeriğimizi inceleyebilirsiniz. Boşanma sebeplerinin en yaygın dayanağı için ayrıca evlilik birliğinin temelinden sarsılması başlığımıza bakabilirsiniz.

Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.

Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul