Küçük düşürücü suç işleme nedeniyle boşanma davası, eşlerden birinin evlilik birliği devam ederken toplum nezdinde utanç verici sayılan bir suç işlemesi ve bu suç yüzünden onunla birlikte yaşamanın diğer eşten beklenemez hale gelmesi durumunda açılan özel bir boşanma davasıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 163. maddesinde düzenlenen bu sebep, suçun işlenmiş olmasını tek başına yeterli görmez; ayrıca ortak hayatın davacı eş bakımından çekilmez hale geldiğinin de ortaya konulmasını arar. Bu yönüyle mutlak değil, nisbi bir boşanma sebebidir ve hâkime geniş bir takdir yetkisi tanır.
TMK 163 nedir, madde metni ne diyor?
Türk Medeni Kanunu Madde 163 – Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme
“Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.”
Madde tek bir cümlede iki ayrı boşanma sebebi düzenlemiştir: küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme. Bunlar birbirinden bağımsız sebeplerdir; davacı ikisinden birine dayanabileceği gibi her ikisine birden de dayanabilir. Bu yazının konusu, maddedeki ilk sebep olan küçük düşürücü suç işlemedir.
Maddenin lafzına dikkat edilmelidir. Kanun yalnızca “küçük düşürücü bir suç işler” demektedir; suçun kime karşı işlendiği konusunda bir sınırlama getirmemiştir. Bu nedenle suçun mağduru eş olabileceği gibi üçüncü bir kişi de olabilir. Uygulamada bu sebebe dayanılan davaların büyük çoğunluğu, eşe değil topluma veya üçüncü kişilere karşı işlenen suçlardan kaynaklanır.
Küçük düşürücü suç işleme sebebinin hukuki niteliği
Küçük düşürücü suç işleme; özel, nisbi ve kusura dayalı bir boşanma sebebidir.
Özeldir, çünkü Kanun’da somut bir olguya bağlanmış olarak ayrıca düzenlenmiştir; evlilik birliğinin temelinden sarsılması gibi genel bir sebebe dayanmaz.
Nisbidir, çünkü suçun işlenmiş olması tek başına boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir. Bu nokta, maddenin geçmişiyle karşılaştırıldığında daha iyi anlaşılır. Yürürlükten kalkan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 131. maddesinde bu sebep mutlak boşanma sebebi olarak düzenlenmişti; suçun sabit olması boşanma için yeterliydi. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ise bu anlayışı terk etmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, iki düzenleme arasındaki farkı açıkça ortaya koyarak, yeni Kanun’un küçük düşürücü suç işlemeyi mutlak boşanma sebebi olmaktan çıkardığını ve suç işleyenle birlikte yaşamanın davacı eşten beklenemeyecek derecede evliliğin çekilmez hale gelmiş olmasını da aradığını belirtmiştir (2. HD, 2009/16080 E., 2010/17409 K.).
Kusura dayalıdır, çünkü Kanun’un aradığı, eşin bilerek ve isteyerek küçük düşürücü bir suç işlemesidir. Bu nedenle taksirle işlenen suçlar ve ayırt etme gücünden yoksun eşin fiilleri bu madde kapsamında değerlendirilemez.
Hangi suçlar küçük düşürücü suç sayılır?
Kanun küçük düşürücü suçları tek tek saymamıştır. Bu, bilinçli bir tercihtir: hangi suçun toplum nezdinde utanç verici sayılacağı zamana ve toplumsal değer yargılarına göre değişebileceğinden, değerlendirme hâkimin takdirine bırakılmıştır. Sınırlı sayı ilkesi burada geçerli değildir.
Belirleyici ölçüt, suça öngörülen cezanın ağırlığı değil, fiilin niteliğidir. Ağır bir cezayı gerektiren her suç küçük düşürücü olmayabileceği gibi, cezası görece hafif olan bir suç toplum nezdinde ağır bir utanç doğurabilir. Hâkim, suçun toplumun genel anlayışına göre faili küçük düşürüp düşürmediğini, eşin sosyal itibarını zedeleyip zedelemediğini değerlendirir.
Uygulamada küçük düşürücü sayılan suçlara örnek olarak şunlar gösterilebilir:
- Kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs
- Hırsızlık, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma
- Zimmet, irtikâp, rüşvet
- Resmî veya özel belgede sahtecilik
- Cinsel saldırı, çocuğun cinsel istismarı
- Fuhşa aracılık etme
- Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kasten öldürme suçunu değerlendirdiği kararında, bu eylemin küçük düşürücü nitelikte olduğunu ve niteliği gereği birlikte yaşamayı davacı eş bakımından çekilmez kıldığını, bu suçu işleyen biriyle birlikte yaşamanın davacıdan beklenemeyeceğini belirtmiştir (2. HD, 2011/21093 E., 2012/15178 K.). Uyuşturucu madde ticareti bakımından ise Daire, suçun kasten işlenen ve kamunun sağlığına karşı işlenen suçlardan olması nedeniyle küçük düşürücü nitelikte bulunduğu sonucuna varmıştır (2. HD, 2023/5637 E., 2024/2265 K.). Fuhşa aracılık suçundan mahkûm olan eş yönünden de bu suçun diğer eş açısından küçük düşürücü olduğu ve evliliği sürdürmesinin kendisinden beklenemeyeceği kabul edilmiştir (2. HD, 2023/5610 E., 2024/2120 K.).
Yüz kızartıcı suç kavramı ile küçük düşürücü suç kavramı sık sık karıştırılır. Yüz kızartıcı suçlar (zimmet, ihtilas, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, hileli iflas gibi) küçük düşürücü suç kavramının içinde kalır; ancak küçük düşürücü suç daha geniş bir kavramdır. Yüz kızartıcı sayılmayan bir suç da somut olayın özelliklerine göre küçük düşürücü kabul edilebilir. Nitekim bir kararda, eşin sabıka kaydındaki suçların mahiyeti incelenerek yüz kızartıcı suçlar işlediği, bu sebeple eşini çevreye karşı küçük düşürdüğü ve evlilik birliğinin çekilmez hale geldiği sonucuna varılmıştır (2. HD, 2019/7029 E., 2019/11044 K.).
Küçük düşürücü suç sayılmayan haller
| Durum | TMK 163’e dayanak olur mu? |
|---|---|
| Taksirle işlenen suçlar (trafik kazasıyla ölüme sebebiyet verme gibi) | Olmaz. Sebep kusura dayalıdır, kasten işlenmiş suç aranır. |
| Hukuka uygunluk nedeni bulunan fiiller (meşru savunma gibi) | Olmaz. Ortada suç yoktur. |
| Kusurluluğu kaldıran hallerin varlığı, ayırt etme gücünün bulunmaması | Olmaz. Akıl hastalığı söz konusuysa TMK 165 değerlendirilir. |
| Kabahatler ve idari yaptırıma bağlanan eylemler | Olmaz. Suç niteliği taşımaz. |
| Siyasi suçlar | Kural olarak olmaz. Toplum nezdinde küçük düşürücü sayılmaz. |
| Evlenmeden önce işlenen suçlar | Olmaz. Aşağıdaki bölüme bakınız. |
Bu hallerde TMK 163’e dayanılamaması, boşanma yolunun kapalı olduğu anlamına gelmez. Olayın özelliklerine göre evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine (TMK 166/1) dayanılması mümkündür.
Suçun evlendikten sonra işlenmiş olması şartı
Küçük düşürücü suç işleme sebebine dayanılabilmesi için suçun evlilik birliği kurulduktan sonra işlenmiş olması gerekir. Evlenmeden önce işlenen bir suç, diğer eş tarafından biliniyor olsun veya olmasın, bu maddeye dayanak yapılamaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bu şartı açıkça ifade etmiş ve tarafların davalının işlediği suç tarihinden sonra evlendikleri anlaşılan olayda davanın reddi gerektiğini belirtmiştir (2. HD, 2015/13025 E., 2016/3369 K.). Kararın gerekçe kurgusu dikkat çekicidir: Daire bu şartı maddeye eklenmiş bağımsız bir koşul olarak değil, çekilmezlik unsurunun içinden türetmektedir. Evlilikten önce işlenen bir suç bakımından, “işlenen suç nedeniyle diğer eş için birlikte yaşamanın beklenemez hale gelmesi” koşulunun gerçekleşmediği kabul edilmektedir. Aynı ilke başka kararlarda da uygulanmıştır (2. HD, 2016/20524 E., 2018/8173 K.).
Bunun mantığı açıktır: eşini geçmişini bilerek kabul eden veya en azından evlilik akdini o geçmişle birlikte kuran kişi, sonradan aynı olguyu birlikte yaşamayı çekilmez kılan bir sebep olarak ileri süremez.
Peki eş, evlenmeden önce işlenmiş bir suçu evlendikten sonra öğrenirse ne olur? Bu durumda TMK 163 yolu kapalıdır; ancak koşulları varsa evlenmenin iptali davası gündeme gelebilir. Eşin kişisel niteliklerinde yanılma veya eşin namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya sorulan sorulara cevap vermemek yahut gerçeğe aykırı cevap vermek suretiyle aldatma söz konusuysa TMK 149 ve 150 hükümleri değerlendirilir. Bu davalar hak düşürücü süreye tabi olduğundan, geçmiş bir mahkûmiyetin öğrenilmesi halinde vakit kaybedilmemelidir.
Birlikte yaşamanın beklenemez hale gelmesi koşulu
Bu koşul, TMK 163’ün en çok tartışılan ve davaların en çok bu noktadan reddedildiği unsurudur. Suçun sabit olması davayı kazandırmaz; suç nedeniyle ortak hayatın davacı eş bakımından çekilmez hale geldiğinin de ortaya konulması gerekir.
Uygulamada iki ayrı yaklaşım birlikte işler.
Bazı suçlarda çekilmezlik, suçun niteliğinden çıkarılır. Kasten öldürme gibi ağır suçlarda Yargıtay, suçun niteliği gereği birlikte yaşamanın çekilmez hale geldiğini kabul ederek ayrıca somut delil aramamıştır (2. HD, 2011/21093 E., 2012/15178 K.). Benzer şekilde, işlenen suçun niteliğine göre davacının dava açması karşısında onunla birlikte yaşamasının kendisinden beklenemeyeceğinin açık ve tartışmasız olduğu belirtilmiştir (2. HD, 2014/20560 E., 2015/4947 K.).
Ancak bu, çekilmezliğin her olayda kesin bir karine olduğu anlamına gelmez. Davalının aksini ispat hakkı vardır ve bu yönde bildirdiği delillerin toplanması zorunludur. Nitekim Yargıtay, davalının çekilmezlik koşulunun gerçekleşmediğine ilişkin tanık bildirdiği bir dosyada, bu tanıklar usulüne uygun biçimde dinlenmeden eksik incelemeyle hüküm kurulmasını bozma sebebi saymıştır (2. HD, 2009/16080 E., 2010/17409 K.).
Doğru okuma şudur: suçun ağırlığı arttıkça çekilmezliğin ayrıca ispatı ihtiyacı azalır, ancak davalının bu unsuru tartışma ve karşı delil gösterme hakkı hiçbir olayda ortadan kalkmaz. Suçun işlenmesinden sonra tarafların ilişkisinin nasıl seyrettiği, davacının tepkisi, birliğin fiilen sürdürülüp sürdürülmediği bu değerlendirmenin merkezindedir.
Uzun süreli hapis cezasına mahkûmiyet, çekilmezlik değerlendirmesini doğrudan etkiler. Yargıtay, davalının uzun süreli hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olması sonucunda evlilik birliğine ilişkin görevlerini yerine getiremeyeceğini tespit etmiş (2. HD, 2015/21999 E., 2017/2786 K.); başka bir kararda ise işlenen suçların niteliği ve cezanın miktarı birlikte değerlendirilerek birlikte yaşamanın davacıdan beklenemez hale geldiği sonucuna varılmıştır (2. HD, 2011/16925 E., 2012/13225 K.).
Ceza mahkemesinde mahkûmiyet şart mı?
Kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti, TMK 163’e dayalı boşanma davasının kurucu şartı değildir. Aile mahkemesi, suç teşkil eden maddi vakıanın gerçekleşip gerçekleşmediğini kendi delil değerlendirmesiyle tespit edebilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, davalının kasten öldürme suçundan on beş yıl hapis cezasına mahkûm olduğu bir olayda, maddi vakıanın davalının ikrarı ve diğer delillerle sabit olması karşısında ceza mahkemesi kararının kesinleşmemiş olmasının sonuca etkili görülmediğini belirtmiştir (2. HD, 2011/21093 E., 2012/15178 K.).
Bu tespit yanlış anlaşılmamalıdır. Kesinleşmenin aranmaması, dosyada hiçbir somut delil bulunmaksızın salt iddiaya dayanılarak boşanma kararı verilebileceği anlamına gelmez. Anahtar kavram maddi vakıanın sübutudur. Aile mahkemesi, ceza dosyasındaki ifadeler, ikrar, tanık beyanları, bilirkişi raporları ve diğer delillerle suçun işlendiğine kanaat getirebiliyorsa karar verebilir; bu kanaate ulaşmaya yeterli delil yoksa dava sabit görülmez. Uygulamada davanın dayanağı çoğunlukla ceza dosyasıdır ve kesinleşmiş bir mahkûmiyet ilamı, maddi vakıanın ispatı bakımından en güçlü delildir.
Aile mahkemesi hâkimi ceza davasının sonucunu bekletici mesele yapabilir. Bu bir zorunluluk değil, takdir yetkisidir. Hâkim, elindeki delillerle maddi olayı aydınlatabiliyorsa ceza yargılamasının sonucunu beklemeksizin hüküm kurabilir.
Ceza yargılamasının kendine özgü sonuçlarının boşanma davasına etkisi ayrıca değerlendirilmelidir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, uzlaşma, kamu davasının açılmasının ertelenmesi, ön ödeme, ceza zamanaşımı, af veya şikâyetten vazgeçme gibi kurumlar ceza sorumluluğunun sonucunu etkiler; ancak bunların hiçbiri maddi vakıanın gerçekleşmediği anlamına gelmez. Dolayısıyla bu kararlar, tek başına TMK 163’e dayalı boşanma davasının reddini gerektirmez. Buna karşılık, fiilin işlenmediği gerekçesiyle verilen bir beraat kararı hukuk hâkimini de etkiler; delil yetersizliğinden verilen beraat ise aile mahkemesinin bağımsız değerlendirmesine engel değildir. Nitekim Hukuk Genel Kurulu, delil yetersizliğinden beraat edilen bir fiziksel şiddet iddiasının boşanma davasında kusur olarak yüklenemeyeceği sonucuna varmıştır (HGK, 2017/2067 E., 2019/296 K.).
Af ve hoşgörü: davanın reddine yol açan davranışlar
TMK 163’e dayalı davalarda davanın reddine yol açan en yaygın sebeplerden biri, davacının suçu öğrendikten sonraki davranışlarıdır. Boşanma hukukunda af, bağışlanan olayın artık boşanma sebebi yapılamaması sonucunu doğurur.
Hukuk Genel Kurulu affı, ceza hukukuna özgü bir kurum olmaktan çıkararak özel hukuk bakımından da tanımlamıştır: af, esasen bir haktan vazgeçmeyi içeren bir his açıklaması veya bir davranış biçimidir. Aynı kararda af niteliğindeki davranışlar üç başlıkta toplanmıştır: davaya konu olaylardan sonra eşlerin barışmaları; barıştıklarını beyan ederek birbirlerine karşı yürüttükleri hukuki süreçleri sonlandırmaları; gerçekleştiği iddia edilen olaylara rağmen evlilik birliğini makul bir süre sürdürmeye devam etmeleri (HGK, 2017/2067 E., 2019/296 K.).
Af açık olabileceği gibi zımni de olabilir. Açık af, bağışladığını sözlü veya yazılı olarak beyan etmektir. Zımni af ise davranışla ortaya konur. Bununla birlikte affın kabulü için iradenin kesin ve tereddütsüz olması aranır; şüphe halinde af kabul edilmez.
Bu noktada uygulamada en çok sorulan soru, suçun öğrenilmesinden sonra aynı evde yaşamaya devam edilmesinin af sayılıp sayılmayacağıdır. Hukuk Genel Kurulu bu konuda net bir ölçüt koymuştur: aynı evde oturma hali her zaman tek başına af anlamına gelmediği gibi boşanma davası açmaya da engel değildir (HGK, 2017/2067 E., 2019/296 K.). Kararda, tarafların aynı evde fakat ayrı odalarda yaşamaları, konutun mülkiyet durumu ve konutun eşlerden birine tahsis edilmiş olması gibi olgular birlikte değerlendirilmiş; salt aynı çatı altında bulunmanın evlilik birliğinin hâlen çekilebilir olduğunu gösteren bir delil sayılamayacağı sonucuna varılmıştır.
Bu ilkenin TMK 163 davalarındaki karşılığı önemlidir. Eşinin cezaevine girmesinden sonra ekonomik zorunluluk, çocukların durumu veya barınma sorunu nedeniyle ortak konutta kalmaya devam eden ya da cezaevi ziyaretlerini sürdüren davacının bu davranışları, tek başına af olarak nitelendirilemez. Değerlendirmede eşlerin fiilen nasıl yaşadığı, ziyaretlerin amacı ve davacının iradesi bir bütün olarak ele alınır.
Af ile hoşgörü kavramları birbirine yakındır ve uygulamada çoğu zaman birlikte anılır. Hoşgörü, bağışlama iradesi düzeyine ulaşmamış olsa bile olayı önemsememe tutumunu ifade eder ve çekilmezlik unsurunun gerçekleşmediği sonucuna götürebilir. Her iki halde de sonuç aynıdır: o olaya dayanılarak boşanma kararı verilemez.
Aftan sonra yeni olaylar meydana gelirse, affedilen olay tek başına boşanma sebebi yapılamasa da kusur değerlendirmesinde bütünüyle göz ardı edilmez; yeni olaylarla birlikte tarafların kusur durumunu belirlemede dikkate alınabilir.
Af, davalı tarafından savunma olarak ileri sürülür. Ancak dosya kapsamından affın varlığı anlaşılıyorsa hâkim bu olguyu resen gözetir.
Dava süresi: her zaman dava açılabilir mi?
TMK 163, davacı eşin “her zaman” boşanma davası açabileceğini öngörmüştür. Bu sebep bakımından, TMK 161’deki zina veya TMK 162’deki hayata kast ve pek kötü davranış sebeplerinde olduğu gibi altı ay ve beş yıllık hak düşürücü süreler öngörülmemiştir.
Dikkat: Hak düşürücü sürenin bulunmaması, dava hakkının sınırsız olduğu anlamına gelmez. Suçu öğrendiği halde evlilik birliğini uzun süre sorunsuz biçimde sürdüren eş bakımından af veya hoşgörü savunması gündeme gelir ve çekilmezlik unsurunun gerçekleşmediği sonucuna varılabilir. Pratikte af kurumu, sürenin bıraktığı boşluğu doldurmaktadır.
Bu nedenle, “süre yok, ne zaman istersem açarım” düşüncesiyle hareket etmek doğru değildir. Suçun öğrenilmesinden sonra geçen süre uzadıkça, davacının o suç nedeniyle ortak hayatın çekilmez hale geldiğini ortaya koyması güçleşir.
İspat ve deliller
TMK 163’e dayalı davada davacı iki hususu ispat eder: küçük düşürücü nitelikte bir suçun evlilik birliği içinde işlendiğini ve bu suç nedeniyle ortak hayatın kendisi bakımından çekilmez hale geldiğini.
Başvurulan başlıca deliller şunlardır:
- Ceza dava dosyası. Aile mahkemesinden ceza dosyasının getirtilmesi talep edilir. Kesinleşmiş mahkûmiyet ilamı en güçlü delildir; ancak kesinleşmemiş dosyadaki ikrar, tanık ve bilirkişi delilleri de değerlendirilir.
- Adli sicil ve arşiv kaydı. Özellikle birden çok suçun söz konusu olduğu dosyalarda suçların mahiyetini topluca göstermesi bakımından önemlidir.
- Tanık beyanları. Suçun davacının sosyal çevresinde, iş hayatında ve akrabalık ilişkilerinde yarattığı etkiyi, yani çekilmezlik unsurunu ortaya koymak bakımından belirleyicidir.
- Cezaevi ziyaret ve görüş kayıtları. Hem davacı hem davalı bakımından kullanılabilir; af tartışmasında sıkça gündeme gelir.
- Nüfus kayıtları. Evlenme tarihi ile suç tarihinin karşılaştırılması, davanın kaderini belirleyen ilk incelemedir.
Davacı vekili bakımından dosyanın kurulmasında ilk yapılacak iş, suç tarihi ile evlenme tarihinin karşılaştırılmasıdır. Suç evlilikten önceye tarihliyse dava bu sebepten reddedilecektir.
Görevli ve yetkili mahkeme, yargılama usulü
Görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi, aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakar.
Yetkili mahkeme, TMK 168 uyarınca eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Davacı bu iki mahkemeden dilediğinde davasını açabilir.
Yargılama usulü bakımından yazılı yargılama usulü uygulanır; TMK 184’teki boşanmaya özgü kurallar geçerlidir. Hâkim, tarafların bu konudaki her türlü ikrarıyla bağlı değildir ve delilleri serbestçe takdir eder. Bu kural TMK 163 davalarında özel bir öneme sahiptir: davalının boşanmayı kabul etmesi, tek başına boşanma kararı verilmesini sağlamaz.
Uygulamada davanın terditli (kademeli) açılması yaygın ve isabetli bir tercihtir. Öncelikle TMK 163 uyarınca küçük düşürücü suç işleme sebebine, bu sebep sabit görülmezse TMK 166/1 uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanılır. Böylece özel sebebin şartlarının oluşmadığı sonucuna varılsa dahi, dosyadaki olgular genel sebep bakımından değerlendirilebilir ve davanın tümden reddedilmesinin sonuçlarından kaçınılır.
Cezaevindeki eşe karşı açılan davanın özellikleri
TMK 163’e dayalı davaların önemli bir bölümünde davalı, ceza infaz kurumunda bulunmaktadır. Bu durum yargılamada birkaç özellik doğurur.
Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan ergin kişi kısıtlanır ve kendisine vasi atanır. Bu, TMK 407 uyarınca cezayı yerine getiren kurumun görevli vesayet makamına bildirmesiyle işleyen bir süreçtir. Vasi atanmış olması halinde davanın taraf teşkili bakımından bu durumun gözetilmesi gerekir.
Davalıya tebligat, bulunduğu ceza infaz kurumu müdürlüğü aracılığıyla yapılır. Davalının duruşmalara katılımı, bulunduğu yer mahkemesi aracılığıyla talimat yoluyla veya ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla (SEGBİS) sağlanabilir. Cezaevinde bulunmak, davalının savunma hakkını ortadan kaldırmaz; delil bildirme ve tanık gösterme hakkı saklıdır.
Davalının cezaevinde olması ve gelirinin bulunmaması, nafaka yükümlülüğünü kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Nafaka takdirinde borçlunun mevcut geliri kadar malvarlığı ve kazanç gücü de gözetilir.
Kusur, tazminat, nafaka ve velayet sonuçları
TMK 163’e dayanılarak verilen boşanma kararında, küçük düşürücü suçu işleyen eş kural olarak tam kusurlu kabul edilir. Bu kusur belirlemesi, boşanmanın fer’i sonuçlarını doğrudan etkiler.
Maddi tazminat. TMK 174/1 uyarınca mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Suç nedeniyle eş desteğinden yoksun kalma ve evlilikten beklenen ekonomik menfaatlerin ortadan kalkması bu kapsamda değerlendirilir.
Manevi tazminat. TMK 174/2 uyarınca boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf manevi tazminat isteyebilir. Küçük düşürücü suç işleme, doğası gereği diğer eşin toplumsal itibarını zedeler. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, erkeğin küçük düşürücü suç işleme eyleminin kadının toplumda ve iş hayatında dışlanarak rencide olmasına sebebiyet verdiğini ve bu eylemin kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu kabul etmiştir (2. HD, 2023/1501 E., 2023/4542 K.).
Nafaka. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir (TMK 175). Küçük düşürücü suç işleyen eş tam kusurlu kabul edildiğinden, davacı eşin yoksulluk nafakası talebi bakımından kusur engeli bulunmaz. Yargılama sırasında tedbir nafakasına, kararın kesinleşmesinden sonra yoksulluk nafakasına hükmedilir.
Velayet ve kişisel ilişki. Velayet düzenlenirken esas alınan ölçüt çocuğun üstün yararıdır (TMK 182). Suçun niteliği, işlendiği ortam ve çocuk üzerindeki etkisi bu değerlendirmeye girer. Suç doğrudan çocuğa yönelmişse sonuç daha ağır olur; Yargıtay, eylemin doğrudan çocuğa yönelik olması ve çocukların anne ile görüşmek istememesi karşısında kişisel ilişki tesisine yer olmadığına hükmedilmesini yerinde bulmuştur (2. HD, 2022/10535 E., 2023/1210 K.). Velayeti kendisine verilmeyen ebeveynin iştirak nafakası yükümlülüğü ise devam eder.
Boşanmanın mal rejimine ilişkin sonuçları ayrıca değerlendirilir. Bu konuda boşanmada mal paylaşımı ve evlilikte uygulanan mal rejimi türleri hakkındaki yazılarımızı inceleyebilirsiniz. Eşin malvarlığını üçüncü kişilere devrettiği durumlar için boşanmada mal kaçırma ve muvazaa yazımız yol gösterici olacaktır.
TMK 163 ile TMK 162 ve TMK 166 karşılaştırması
| Ölçüt | TMK 163 – Küçük düşürücü suç | TMK 162 – Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış | TMK 166/1 – Evlilik birliğinin sarsılması |
|---|---|---|---|
| Niteliği | Özel, nisbi | Özel, nisbi | Genel, nisbi |
| Fiilin muhatabı | Sınırlama yok; üçüncü kişilere karşı işlenen suçlar da kapsamda | Doğrudan diğer eşe yönelik olmalı | Eşe yönelik davranışlar esas alınır |
| Dava süresi | Süre yok; her zaman açılabilir | Öğrenmeden itibaren 6 ay, her halde 5 yıl | Süre yok |
| Affın etkisi | Dava hakkını düşürür | Dava hakkını düşürür | Affedilen olay kusur olarak yüklenemez |
Aynı maddede düzenlenen haysiyetsiz hayat sürme sebebi ise küçük düşürücü suç işlemeden farklıdır. Orada suç işlenmesi aranmaz; aranan, toplumun genel ahlak anlayışına aykırı bir yaşam biçiminin süreklilik göstermesidir. Bir davranışın bir defaya mahsus gerçekleşmesi, ne kadar ağır olursa olsun haysiyetsiz hayat sürme sayılmaz. Tarafların anlaşarak boşanmayı tercih ettiği hallerde ise anlaşmalı boşanma davası yolu gündeme gelir.
Sıkça sorulan sorular
Eşim hapse girdi, doğrudan boşanabilir miyim?
Hapse girmiş olmak tek başına boşanma sebebi değildir. İşlenen suçun küçük düşürücü nitelikte olması, suçun evlilik birliği içinde işlenmesi ve bu suç nedeniyle onunla birlikte yaşamanın sizden beklenemez hale gelmesi gerekir.
Ceza davası devam ederken boşanma davası açabilir miyim?
Evet. Kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunması zorunlu değildir. Aile mahkemesi ceza davasını bekletici mesele yapabileceği gibi, elindeki delillerle maddi olayı kendisi de tespit edebilir.
Eşim beraat ederse boşanma davam reddedilir mi?
Fiilin hiç işlenmediği gerekçesiyle verilen beraat kararı boşanma davasını da etkiler. Delil yetersizliğinden verilen beraat ise aile mahkemesinin bağımsız değerlendirme yapmasına engel değildir.
Eşim hakkında HAGB kararı verildi, dava açabilir miyim?
Evet. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, uzlaşma, kamu davasının açılmasının ertelenmesi veya şikâyetten vazgeçme gibi kurumlar maddi vakıanın gerçekleşmediği anlamına gelmez ve TMK 163’e dayalı davanın önünü kapatmaz.
Taksirle işlenen suçlar bu maddeye dayanak olur mu?
Olmaz. Küçük düşürücü suç işleme kusura dayalı bir boşanma sebebidir ve suçun kasten işlenmiş olması aranır.
Suç eşime karşı işlenmediyse yine de dava açabilir miyim?
Evet. Kanun suçun kime karşı işlendiğine ilişkin bir sınırlama getirmemiştir; üçüncü kişilere karşı işlenen suçlar da bu maddeye dayanak olabilir.
Eşim evlenmeden önce suç işlemiş, sonradan öğrendim. Ne yapabilirim?
TMK 163’e dayanamazsınız. Koşulları varsa evlenmenin iptali davası veya evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı boşanma davası değerlendirilir.
Suçu öğrendikten sonra eşimle aynı evde kaldım, davam reddedilir mi?
Aynı evde oturmak tek başına af anlamına gelmez ve dava açmaya engel değildir. Nasıl yaşandığı, ayrı odalarda kalınıp kalınmadığı ve tarafların iradesi bir bütün olarak değerlendirilir.
Cezaevindeki eşimi ziyaret etmem affetmiş sayılmama yol açar mı?
Ziyaret tek başına af olarak nitelendirilemez. Ziyaretin amacı, çocukların durumu ve tarafların ilişkisinin genel seyri birlikte değerlendirilir.
Bu davayı açmak için süre sınırı var mı?
Hayır, hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Ancak suçu öğrendikten sonra evliliği uzun süre sorunsuz sürdürmek af veya hoşgörü savunmasına yol açabilir.
Eşim cezaevinde ve geliri yok, nafaka alabilir miyim?
Gelirin bulunmaması nafaka yükümlülüğünü kendiliğinden kaldırmaz. Nafaka takdirinde borçlunun malvarlığı ve kazanç gücü de dikkate alınır.
Küçük düşürücü suç işleyen eş velayeti alabilir mi?
Velayet çocuğun üstün yararına göre belirlenir. Suçun niteliği ve çocuk üzerindeki etkisi bu değerlendirmede belirleyici olur; suç doğrudan çocuğa yönelmişse kişisel ilişki dahi sınırlandırılabilir.
Davayı hem TMK 163 hem TMK 166’ya dayandırabilir miyim?
Evet, davanın terditli açılması uygulamada tercih edilen yoldur. Özel sebep sabit görülmezse genel sebep bakımından değerlendirme yapılabilir.
Küçük düşürücü suç işleyen eş tam kusurlu sayılır mı?
Kural olarak evet. Ancak davacının da boşanmaya sebep olan başka kusurlu davranışları varsa kusur dağılımı buna göre belirlenir.
Sonuç
Küçük düşürücü suç işleme nedeniyle boşanma davası, dosyanın doğru kurulması halinde davacı eşe hem boşanma hem de tazminat ve nafaka bakımından güçlü bir konum sağlar. Ancak dava, göründüğünden daha teknik bir zemine oturur: suç tarihi ile evlenme tarihinin karşılaştırılması, suçun küçük düşürücü niteliğinin ortaya konulması, çekilmezlik unsurunun somut delillerle desteklenmesi ve suçun öğrenilmesinden sonraki davranışların af olarak yorumlanmasının önüne geçilmesi gerekir. Bu unsurlardan birinin eksik kalması, kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunsa dahi davanın reddine yol açabilir.
Eşinizin işlediği bir suç nedeniyle evlilik birliğini sürdüremeyecek durumdaysanız, dava dilekçesinin hangi hukuki sebebe ve hangi delillere dayandırılacağı sürecin sonucunu belirleyecektir. Bu konuda boşanma süreçlerinde hukuki destek almak, hak kaybı yaşamamanız açısından önemlidir.
Bu makale Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.
Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul