Tasfiye Halinde Vergi Borcu ve Tasfiye Memuru Sorumluluğu

Tasfiye halinde vergi borcu, şirketin tasfiyeye girmesi veya ticaret sicilinden silinmesiyle kendiliğinden ortadan kalkmaz. 6183 sayılı Kanun’un 32. maddesi uyarınca kamu borçlarının ödenmesine ilişkin görevler tasfiye memurlarına geçer. Aynı Kanun’un 33. maddesine göre tasfiye memuru, kamu alacakları ödenmeden veya ödenmek üzere ayrılmadan tasfiye varlığını dağıtır ya da üzerinde yasaklanan tasarrufta bulunursa yaptığı tasarrufun parasal değeriyle sınırlı olarak şahsen ve müteselsilen sorumlu olur. Bununla birlikte, tasfiye öncesi vergi borcu, tasfiye döneminde doğan vergi, sicilden silinme sonrasındaki tarhiyat ve kanuni temsilci sorumluluğu farklı hukuki şartlara tabidir.

Tasfiye şirketin vergi borcunu sona erdirir mi?

Hayır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 162. maddesi gereğince tasfiye ve iflas halinde mükellefiyet, vergiye ilişkin işlemler tamamen sona erinceye kadar devam eder. Tasfiye kararı şirketin vergisel kişiliğini bir anda ortadan kaldırmaz; mevcut yükümlülüklerin hesaplanması, bildirimi, ödenmesi ve varsa ihtilafların sonuçlandırılması gerekir. Verginin doğduğu dönem ile idarenin tahakkuk veya tahsil işlemini yaptığı tarih birbirinden ayrılmalıdır.

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (KVK) 17/1-a maddesine göre tasfiye dönemi, tasfiyeye giriş kararının tescil edildiği tarihte başlar ve tasfiyenin sona ermesine ilişkin kararın tesciliyle biter. Bu tarihler, özellikle tasfiye öncesi dönemin kanuni temsilcisi ile tasfiye döneminin memurunun sorumluluğunun ayrılmasında belirleyicidir. Anonim şirketlerin tasfiye usulü Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 536 ve devamı maddelerinde; limited şirketlerde aynı usulün uygulanması ise TTK 643’te düzenlenmiştir.

Şirketin borcunun kamu alacağı niteliği, 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacakları bakımından belirlenir. Kurumlar vergisi yanında KDV, stopaj, vergi cezaları ve kanunun kapsamına giren diğer asli ve ferî kamu alacakları da kendi hukuki niteliğine göre incelenir.

Tasfiye memurunun vergi dairesine karşı hangi görevleri vardır?

Üç günlük bildirim ve tasfiye kayıtları

6183 sayılı Kanun’un 33/1. maddesi, tasfiye memurlarına veya tasfiyeyi yürütenlere tasfiyenin başladığını üç gün içinde ilgili tahsil dairelerine bildirme yükümlülüğü yükler. Bu, ticaret sicilindeki tescil ve ilanın yerine geçen bir işlem değildir; kamu alacağını takip eden idarenin haberdar edilmesine yönelik ayrı bir görevdir. VUK 162 uyarınca tasfiye kararının ve tasfiyenin kapandığının vergi dairesine bildirilmesi yükümlülüğü de ayrıca devam eder.

TTK 540 ve 542 çerçevesinde tasfiye memurunun ilk envanteri ve bilançoyu çıkarması, şirket alacaklarını tahsil etmesi, varlıkları koruması, borçları belirlemesi ve gerekli kayıtları tutması gerekir. Ticaret sicili kayıtları, tasfiye açılış ve kapanış bilançoları, banka hareketleri ile ortaklara veya üçüncü kişilere yapılan aktarım belgeleri, ileride doğabilecek kişisel sorumluluğun ispatında temel belgelerdir.

Vergi beyannameleri ve tasfiye incelemesi

KVK 17/2’ye göre tasfiye memurları tasfiye dönemlerine ait kurumlar vergisi beyannamelerini ilgili yasal sürelerde verir; son tasfiye dönemine ilişkin beyannameyi ise tasfiyenin sonuçlandığı tarihten itibaren otuz gün içinde sunar. KVK 17/3 gereğince bilançolar, gelir tablosu ve ortaklara dağıtılan para ve diğer değerlerin ayrıntılı listesi beyannamelere eklenir. KDV ve stopaj gibi diğer beyannameler yönünden de kendi vergi kanunlarının ödevleri sürer.

KVK 17/8, tasfiye beyannamesiyle birlikte tasfiye işlemlerinin vergisel yönden incelenmesini isteme usulünü düzenler. Dilekçenin verilmesinden itibaren en geç üç ay içinde incelemeye başlanması; incelemenin bitmesini izleyen otuz gün içinde sonucun yazıyla bildirilmesi öngörülmüştür. Maddenin 10. fıkrası ise idareye belirli mükellef gruplarında tasfiye incelemesi yaptırmama yetkisi verir. Dolayısıyla tasfiye kapanışının tek başına geçmiş dönemlerin incelenmesini imkânsız hale getirdiği söylenemez.

Kamu borcu ödenmeden ortaklara tasfiye payı dağıtılabilir mi?

Kural olarak hayır. 6183 sayılı Kanun’un 33/2. maddesi, kamu idarelerinin alacakları ödenmeden veya ödenmek üzere ayrılmadan tasfiye sonucunda elde edilen varlığın dağıtılmasını ya da bu varlık üzerinde herhangi bir şekilde tasarruf edilmesini yasaklar. Burada yalnızca muhasebe kayıtlarına ‘karşılık’ yazılması değil, borcun gerçekten ödenmesini sağlayabilecek hukuken ve fiilen yeterli bir ayırmanın bulunması önem taşır.

KVK 17/7, kurumun tahakkuk etmiş vergileri, tasfiye beyannamelerinden hesaplanan vergileri ve ihtilaflı tarhiyatları için İcra ve İflas Kanunu’nun 207. maddesine uygun karşılık ayrılmadan aynı Kanun’un 206. maddesinin dördüncü sırasındaki alacaklılara ödeme ve ortaklara paylaştırma yapılamayacağını ayrıca hükme bağlar. Bu hüküm, bütün özel hukuk alacaklarının sırası gözetilmeden her durumda sonradan ödeneceği şeklinde okunamaz; kanuni sıra, teminat ve karşılık düzeni birlikte uygulanır. Gerektiğinde kamu borçları için kabul edilen teminat türleri de değerlendirilir.

TTK 541 alacaklıların çağrılması ve korunmasını, TTK 543 ise tasfiye kalanının dağıtımını düzenler. TTK 543/2’deki güncel genel bekleme süresi, alacaklılara üçüncü çağrıdan itibaren üç aydır; alacaklılar bakımından tehlike bulunmaması durumunda mahkeme daha erken dağıtıma izin verebilir. Ancak üç ayın geçmesi veya erken dağıtım izni, kamu borcunu ödeme ve karşılık ayırma zorunluluğunu kaldırmaz. Bu sürenin 2021 öncesindeki işlemler bakımından farklı olduğu ayrıca gözetilmelidir.

Tasfiye memuru hangi şartlarda şahsen sorumlu olur?

6183 sayılı Kanun’un 33. maddesine dayalı sorumluluk, yalnızca şirketin vergi borcunun bulunmasından doğan sınırsız bir kefalet değildir. Bu hüküm kapsamında idarenin, kamu alacağının varlığı yanında tasfiye memuruna isnat edilen hukuka aykırı dağıtım veya tasarrufu ve bunun parasal değerini somutlaştırması gerekir. Tasfiye memurunun görevde bulunduğu dönem ve yaptığı işlemler de araştırılır.

  1. Şirket veya tasfiye edilen teşekkül bakımından 6183 kapsamına giren bir kamu alacağı bulunmalıdır; madde, henüz tahakkuk etmemiş ancak sonradan tahakkuk edecek alacakları da kapsar.
  2. Bu alacaklar ödenmeden veya ödenmek üzere ayrılmadan tasfiye varlığı dağıtılmış ya da yasak kapsamındaki başka bir tasarruf yapılmış olmalıdır.
  3. İlgili kişinin tasfiye memuru veya tasfiyeyi yürüten sıfatıyla işlemle bağlantısı ve tasarrufun parasal miktarı ortaya konulmalıdır.
  4. Kişisel sorumluluk, ispatlanan tasarrufun parasal değerini aşmamalıdır; birden fazla sorumlu bakımından müteselsil sorumluluk, her kişi için kanuni sınırı ortadan kaldırmaz.

Örnek: Şirketin 900.000 TL kamu borcu bulunduğu, bu borç için ödeme veya ayırma yapılmadığı ve tasfiye memurunun ortaklara 400.000 TL değerinde varlık dağıttığı varsayılsın. Yalnızca 6183 sayılı Kanun’un 33. maddesinden kaynaklanan kişisel sorumluluk, somut tasarruf bakımından 400.000 TL’yi aşamaz. Başka bir hukuki sorumluluk sebebinin varlığı ise kendi şartlarıyla ayrıca incelenir. Bu örnek faiz, ceza ve farklı ödeme kalemleri için bağımsız bir hesaplama yapılmasını gerektirmez.

Tasfiye malvarlığının aktifte görünmemesi, gerçekte yapılan para transferlerini, ortak borçlarının silinmesini veya karşılıksız kıymet devrini kendiliğinden görünmez kılmaz. Tersine, yalnızca şirketin kamu borcunun ödenmemiş olması da yasak bir tasarrufun yapıldığını ispat etmez. Alacaklılardan mal kaçırma amacı taşıyan işlemler varsa ivazsız tasarrufların hükümsüzlüğü gibi ayrı tahsil hukuku araçları da gündeme gelebilir.

6183 m.33, KVK m.17/7 ve VUK m.10 aynı sorumluluğu mu düzenler?

Hayır. Bu hükümler farklı işlemlere, dönemlere ve muhataplara ilişkindir; birinin koşulları gerçekleşmeden diğerinin kapsamı otomatik olarak uygulanamaz.

Hukuki dayanakAsıl düzenlediği meseleSorumluluğun belirlenmesinde esas
6183 m.32–33Tasfiye sırasında kamu alacağının korunması ve yasak dağıtımÖdenmeyen/ayrılmayan kamu alacağı; yapılan tasarrufun parasal değeri üst sınırdır.
KVK m.17/7Kurum vergileri ve ihtilaflı tarhiyat için karşılık ayırmadan alacaklıya ödeme veya ortağa paylaştırma yapılmasıÖdeme/karşılık ayırma ihlali; vergi aslı, zamlar ve cezalar yönünden özel düzenleme.
VUK m.10, tasfiye sonrası tarhiyat fıkrasıTicaret sicilinden silinen mükellef hakkında sonradan yapılacak vergi tarhiyatı ve cezanın kimin adına tesis edileceğiTasfiye öncesi dönem için kanuni temsilci; tasfiye dönemi için tasfiye memuru. Tasfiye memurunun bu fıkraya dayalı sorumluluğu dağıtılan tutarla sınırlıdır.
VUK m.10’un genel hükmü ve 6183 mükerrer m.35Kanuni temsilcinin kanuni ödevleri ve farklı kamu alacaklarına ilişkin takip sorumluluğuİlgili alacağın niteliği, temsil dönemi, kanuni koşullar ve şirketten tahsil durumu ayrıca incelenir.

Özellikle 6183 m.33’teki yapılan tasarrufun değeri sınırı ile VUK m.10’daki tasfiye sonucu dağıtılan tutar sınırı sözcük ve kapsam bakımından aynı değildir. KVK 17/7’nin metninde ise 6183 m.33’teki gibi müstakil bir parasal üst sınır cümlesi bulunmaz. Somut uyuşmazlıkta hangi normun uygulandığı ve aynı olaya ilişkin yargı yorumları belirlenmeden ‘tasfiye memuru bütün şirket borçlarından sınırsız sorumludur’ veya ‘hiç dağıtım yoksa hiçbir tür sorumluluk doğmaz’ denilemez.

Tasfiye öncesi vergi borcundan kim sorumlu tutulur?

Vergiyi doğuran olayın ve yerine getirilmeyen yükümlülüğün tasfiye öncesi döneme ait olması halinde öncelikle o dönemin kanuni temsilcisinin sorumluluğu ele alınır. VUK 10’un genel hükümleri, kanuni ödevlerin yerine getirilmemesi nedeniyle şirketin malvarlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve bağlı alacaklar bakımından uygulanır. Şirketin sonradan tasfiyeye girmesi, eski temsilcinin önceki döneme ilişkin sorumluluğunu kaldırmaz. VUK kapsamındaki kanuni temsilci ödevleri ile 6183 kapsamındaki temsilci takibi, alacağın niteliği gözetilerek ayrılmalıdır.

Tasfiye memuru göreve başlamadan önceki dönemin kanuni temsilcisi değilse sırf daha sonra tasfiyeyi yürüttüğü için geçmiş dönem vergi kaybının otomatik borçlusu haline gelmez. Ancak eski dönemden gelen kamu borcunu bilerek veya belirleyebilecek durumdayken tasfiye varlığını korunması gereken alacağa ayırmaksızın dağıtması, 6183 m.33 bakımından ayrı ve yeni bir sorumluluk sebebidir.

Limited şirketlerde ortakların kamu borcuna ilişkin 6183 m.35 sorumluluğu, tasfiye memurunun görevinden bağımsızdır; limited şirket ortağının kamu borcu sorumluluğu şirketten tahsil edilememe koşulu ve sermaye payı oranı çerçevesinde ayrıca incelenir. Yönetim kurulu üyesi ile tasfiye memuru sıfatlarının örtüştüğü durumlarda da yönetim organının temsil sorumluluğu tek başına tasfiye dağıtımı sorumluluğuna dönüştürülmez.

Şirket sicilden silindikten sonra vergi veya ceza kesilebilir mi?

Evet, kanuni şartlar ve zamanaşımı süreleri içinde mümkündür. VUK 10’a 7103 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 2018’de eklenen hüküm, tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş mükelleflerin tasfiye öncesi dönemleri için kanuni temsilcilerden; tasfiye dönemleri için tasfiye memurlarından herhangi biri adına, müteselsil sorumluluk esasına göre vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi yapılmasını düzenler. Aynı hüküm tasfiye memurunun bu fıkra kapsamındaki sorumluluğunu tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlar.

Tarihli mevzuat ayrımı: Bu düzenleme 2009–2018 arasında KVK 17/9’da yer almakta iken 7103 sayılı Kanun’un 74. maddesiyle söz konusu fıkra kaldırılmış ve 2018’de VUK 10’a eklenmiştir. Eski olaylar hakkında verilmiş Danıştay kararlarında KVK 17/9’a atıf yapılması, bu hükmün bugün aynı madde numarasıyla yürürlükte olduğu anlamına gelmez.

Tarhiyatın kimin adına düzenleneceği, vergi alacağının maddi bakımdan doğup doğmadığı ve ilgili kişiden fiilen ne kadar tahsil edilebileceği ayrı denetim konularıdır. Özellikle tasfiye sonucu gerçek bir dağıtım bulunup bulunmadığı tartışmalıysa, sicil kapanış bilançosu tek başına değil, banka hesapları ve malvarlığı hareketleriyle birlikte değerlendirilir. TTK 547 uyarınca ek tasfiye için şirketin yeniden tesciline karar verilmesi ise ayrıca mümkün bir şirketler hukuku yoludur; her vergi tarhiyatında ek tasfiye kararı alınması zorunluluğu olarak yorumlanamaz.

Danıştay kararlarında belirleyici ölçüt nedir?

Usulsüz dağıtımın tespiti: Danıştay 3. Dairesi

Danıştay 3. Dairesinin 21.09.2023 tarihli, E.2023/3350, K.2023/3114 sayılı kararında, tasfiyesi devam eden şirketin borçları için tasfiye memuruna gönderilen ödeme emirleri incelenmiştir. Daire, 6183 m.33 ve KVK 17/7 kapsamındaki yasak dağıtım veya tasarrufa dayalı sorumluluk koşulları hakkında idarece somut tespit ya da iddia ortaya konulmadığını belirterek ilgili kısımlar yönünden ödeme emirlerini hukuka aykırı bulmuştur. Karar, şirket borcunun varlığı ile tasfiye memurunun kişisel borçluluğunun aynı şey olmadığını göstermektedir.

Sorumluluk sıfatı ve takip işlemi: Danıştay VDDK

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 05.02.2025 tarihli, E.2023/393, K.2025/67 sayılı kararına konu olayda, davacı hem tasfiye öncesinde kanuni temsilci hem de daha sonra tasfiye memurudur. Eski dönem borçlarına yönelik hüküm kesinleşmişken, tasfiye dönemine ait borçlar için kanuni temsilci sıfatıyla çıkarılan ödeme emirlerinin yalnız sıfat gerekçesiyle iptaline ilişkin ısrar kararı Kurulca bozulmuştur. Kurul, tasfiye dönemindeki sorumluluğun KVK 17/7 çerçevesinde incelenmesi gerektiğini benimsemiştir. Bu karar, tasfiye memuru sıfatının belge üzerinde gösterilmesini tek başına bütün uyuşmazlığı bitiren şekli bir sorun saymak yerine, uygulanması gereken özel sorumluluk normunun maddi koşullarını araştırmanın önemini ortaya koyar.

Dağıtım yokluğu ve tarhiyatın muhatabı tartışması

Danıştay 3. Dairesinin 05.11.2024 tarihli, E.2023/7583, K.2024/5628 sayılı kararı, somut olayda tasfiye sonucu dağıtım yapıldığı gösterilemediğinden tasfiye memuruna kesilen cezaları kaldıran mahkeme kararını onamıştır. Buna karşılık bazı kararların gerekçelerinde tasfiye memuru adına tarhiyat yapılabilmesi ile tutarın daha sonra tahsil edilmesi aşamasının ayrı değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu nedenle, dağıtımın yokluğunun tarhiyatın muhatabına mı yoksa kişisel tahsil sınırına mı etki ettiği sorusunda işlemin türü ve karar tarihindeki kanun belirleyicidir. Doğru yaklaşım, önce tarhiyatın hukuki dayanağını ve dönemini, sonra kişisel sorumluluğun tutarını denetlemektir.

Tasfiye memuru adına ödeme emri gelirse hangi yol izlenir?

Ödeme emri, varlığı usulüne uygun biçimde takip edilen kamu alacağının cebren tahsili aşamasına ilişkindir. 6183 sayılı Kanun’un 55. maddesi uyarınca ödeme emrinde borcun aslı, ferîleri ve ödeme yükümlülüğü gösterilir. Aynı Kanun’un 58. maddesi kapsamında ödeme emrine karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde görevli vergi mahkemesinde dava açılır. Maddede yer alan eski ‘vergi itiraz komisyonu’ ifadesi, günümüzde görevli yargı merciinin belirlenmesinde esas alınmaz. Vergi ve ceza ihbarnamesine karşı genel dava süresi ise kural olarak İYUK 7 uyarınca otuz gündür; iki işlem karıştırılmamalıdır.

Ödeme emrine karşı ileri sürülen ‘böyle bir borcu olmadığı’ savunması, yalnızca şirketin vergi borcunun yokluğuyla sınırlı değildir; kişiye özgü sorumluluk koşullarının gerçekleşmediği, tasfiye sırasında yasak bir dağıtım yapılmadığı, sorumluluk döneminin yanlış belirlendiği veya yasal üst sınırın aşıldığı iddiaları da uyuşmazlığın niteliğine göre bu kapsamda tartışılır. Ayrıca ödeme, kısmi ödeme ve tahsil zamanaşımı savunmaları ilgili belgelerle somutlaştırılır. Ödeme emrinin içeriği ve tebliği ile on beş günlük iptal davasının usulü ayrı değerlendirme konularıdır.

Bir ödeme emrine karşı dava açılması, tahsil işlemini kural olarak kendiliğinden durdurmaz; gerektiğinde İYUK 27 çerçevesinde yürütmenin durdurulması istenmelidir. İdarenin ödeme emri düzenlemeden doğrudan haciz uyguladığı durumlarda ise takip zinciri ve uygun idari ve yargısal başvuru yolu işlemin türüne göre incelenir.

Tasfiye memurunun ödediği kamu borcu için rücu hakkı var mı?

Vardır. 6183 sayılı Kanun’un 33. maddesinin son fıkrası, kamu alacağı ödenmeden kendilerine dağıtım yapılan kişilere karşı rücu hakkını saklı tutar. KVK 17/7-a, tasfiye sırasında iktisadi kıymet aktarılmış veya tasfiye kalanı paylaştırılmış ortaklardan vergi aslı ve zamlarının aranabileceğini; 17/7-b ise tasfiye memurunun ödediği vergi asılları için belirlenen koşullarla ortaklara ve gerektiğinde belirli alacaklılara rücu edebileceğini düzenler. Rücu, tahsil dairesine karşı kişisel borcun kendiliğinden sona ermesi demek değildir; ödeme sonrasında ilgililer arasındaki ayrı bir alacak ilişkisidir.

Şirket tasfiyesi, birleşme, devir veya bölünmenin kamu borcuna etkisi ile aynı işlem değildir. Tasfiyenin usulen tamamlanması, yanlış dağıtım, eksik beyan veya sorumluluk doğuran işlemleri kendiliğinden hukuka uygun hale getirmez.

Tasfiye dosyasında hangi belgeler kontrol edilmelidir?

  • Tasfiyeye giriş ve tasfiye kapanışına ilişkin genel kurul kararları, tescil ve ilan tarihleri, tasfiye memurunun atanma ve görevinin sona erme belgeleri.
  • Tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerinin vergi tahakkukları, ihbarnameler, ödeme emirleri, tebliğ evrakı ve varsa yapılandırma kayıtları.
  • İlk ve son tasfiye bilançoları, mizanlar, banka hesap hareketleri, alacak tahsil belgeleri ve malvarlığı satış kayıtları.
  • Ortaklara yapılan ödemeler, tasfiye avansları, ayni devirler, paylaştırma listeleri ve bunların değerini gösteren belgeler.
  • Kamu borçları için ayrılan tutar veya teminatın varlığı, tasfiye incelemesi başvurusu ve vergi dairesi yazışmaları.

Somut bir ödeme emri, ihtiyati haciz veya tasfiye memuruna yöneltilen tarhiyat söz konusuysa uyuşmazlık; verginin dönemi, kişinin hukuki sıfatı, tahsil imkânı, yasak tasarrufun ispatı ve süreler üzerinden birlikte değerlendirilmelidir. Bu incelemenin dava boyutunda vergi hukuku alanında hukuki destek alınması mümkündür.

Sık Sorulan Sorular

Şirketin hiç malvarlığı yoksa tasfiye memuru bütün vergi borçlarını öder mi?

Hayır. Malvarlığı yokluğu tek başına 6183 m.33 kapsamında kişisel borçluluk yaratmaz. İdarenin dayanmış olduğu kanuni sorumluluk sebebi, tasfiye memurunun görev dönemi ve varsa yasak tasarruf ile bunun değeri ayrıca ispatlanmalıdır. Kanuni temsilcilik veya başka bir sorumluluk sıfatı mevcutsa o sıfatın şartları ayrıca araştırılır.

Hiç tasfiye payı dağıtılmamışsa vergi tarhiyatı yapılamaz mı?

Bu sonuç otomatik değildir. VUK 10, sicilden silinmiş mükelleflerle ilgili tarhiyatın muhatabını düzenler; aynı fıkra tasfiye memurunun sorumluluğunu dağıtılan tutarla sınırlar. Dağıtım bulunmadığının tahakkuk veya tahsil işlemine etkisi bakımından kanunun uygulanacağı dönem ve ilgili içtihat değerlendirilir.

Tasfiye memuru değişmişse eski memur sorumlu tutulabilir mi?

Önceki memur, görev süresinde gerçekleştirdiği ve kanuni şartları taşıyan yasak dağıtım veya tasarruftan sırf görevden ayrıldığı için kurtulmaz. Ancak sonraki memurun döneminde doğan yeni bir ihlal, eski memura yalnızca geçmişte görev yapmış olması sebebiyle yüklenemez.

Tasfiye memuru vergi borcunu kendi malından öderse ortaklara dönebilir mi?

Evet. 6183 m.33’ün son fıkrası ve KVK 17/7-b, ilgili koşullarla rücu imkânı tanır. Geri istenecek kişi ve tutar, kime hangi değerin aktarıldığı ve hangi vergi aslının ödendiği belgelenerek belirlenir.

Sonuç

Tasfiye halinde vergi borcunun doğru çözümü, borcun ait olduğu dönem, tasfiye memurunun görevi, kamu alacağının korunması için yapılan ayırma, varsa yasak dağıtımın tutarı ve takip işleminin hukuki dayanağı üzerinden kurulur. 6183 m.32–33 tasfiye sırasında kamu alacağını korur; KVK 17/7 tasfiye vergileri için özel ödeme ve karşılık düzeni getirir; VUK 10 ise özellikle sicilden silinmiş şirketin geçmiş ve tasfiye dönemi tarhiyatının muhatabını belirler. Bu ayrımlar yapılmadan kişisel ve sınırsız sorumluluk sonucu çıkarılamaz.

Kaynakça ve Mevzuat

  • 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, m.1–3, 32–33, 35, mükerrer 35, 55 ve 58.
  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, m.10 ve 162; 21.03.2018 tarihli 7103 sayılı Kanun, m.9.
  • 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, m.17/1–3 ve 17/7–8, 17/10; 7103 sayılı Kanun m.74 ile mülga KVK 17/9.
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m.536, 540–543, 545, 547, 643–644; m.543’ün değişikliğine ilişkin 7341 sayılı Kanun m.17.
  • 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, m.7 ve 27; 2576 sayılı Kanun’un vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümleri.
  • Danıştay 3. Daire, 21.09.2023, E.2023/3350, K.2023/3114.
  • Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 05.02.2025, E.2023/393, K.2025/67.
  • Danıştay 3. Daire, 05.11.2024, E.2023/7583, K.2024/5628.
  • Danıştay 9. Daire, 07.12.2023, E.2022/3412, K.2023/5259 (tarhiyat ve sorumluluk tartışmasının tarihsel örneği).

Yazar: Av. Fatih SEFER