Velayetin Kaldırılması

Ana Sayfa » İstanbul Boşanma Avukatı » Velayetin Kaldırılması Davası

Velayetin kaldırılması, ana veya babanın velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi ya da çocuğa karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması halinde, velayet hakkının mahkeme kararıyla tamamen sona erdirilmesidir (TMK m.348). Aile hukukundaki en ağır müdahaledir ve “son çare” niteliğindedir: hakim, çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamayacağı anlaşılmadıkça kaldırma kararı veremez. Velayet her iki ebeveynden kaldırılırsa çocuğa vasi atanır; ebeveynin bakım giderlerini karşılama yükümlülüğü ise devam eder.

Bu rehberde velayetin kaldırılmasının şartlarını; kademeli koruma önlemleri sistematiğini, kaldırma ile değiştirme arasındaki farkı, kararın kapsamını ve sonuçlarını ve kaldırılan velayetin geri verilmesini güncel Yargıtay içtihatlarıyla açıklıyoruz.

Velayetin Kaldırılması Nedir?

Velayetin kaldırılması, ana ve babanın çocuğun kişiliği ve malları üzerindeki yönetim ve temsil yetkilerini nihai olarak sona erdiren koruma önlemidir. Amaç ebeveyni cezalandırmak değil, çocuğun üstün yararını başka hiçbir yolla korunamadığı noktada güvence altına almaktır. TMK m.335 uyarınca “yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadan alınamaz”; velayet kamu düzenine ilişkin olduğundan bu davada “ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur” (YHGK, E. 2017/2486, K. 2018/1148, T. 30.05.2018). Kaldırma, velayetin değiştirilmesinden farklı olarak velayeti bir ebeveynden diğerine geçirmez; hakkı bütünüyle ortadan kaldırır.

Velayet Hangi Durumlarda Kaldırılır? (TMK m.348)

TMK m.348, kaldırma kararı için iki sebep grubu öngörür ve her ikisinde de ortak ön şart aynıdır: çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamamış veya bu önlemlerin yetersiz kalacağının baştan anlaşılmış olması.

1. Velayet görevinin gereği gibi yerine getirilememesi (m.348/1-1): Ana babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebepler. Bu grupta ebeveynin kusurlu olması aranmaz; görevin ifasını engelleyen objektif bir durumun varlığı yeterlidir. Ağır ruhsal hastalık veya uzun süreli hapis hali tipik örneklerdir. 2. Yeterli ilginin gösterilmemesi veya yükümlülüklerin ağır biçimde savsaklanması (m.348/1-2): Buradaki savsaklama basit ihmalin ötesinde, çocuğun gelişimini tehlikeye düşürecek yoğunlukta olmalıdır. Yargıtay her iki grubu birlikte şöyle özetler: “Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerle velâyet görevini gereği gibi yerine getirememesi; ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır bir biçimde savsaklamaları halinde hakim velâyet hakkını kaldırabilir” (Yargıtay 2. HD, E. 2023/7805, K. 2024/5509, T. 10.09.2024).

Önemli bir nüans: deneyimsizlik veya hastalık, destekleyici sosyal hizmetler ya da diğer ebeveynin yardımıyla aşılabilir durumdaysa doğrudan kaldırmaya gidilemez. Yalnızca ekonomik güçsüzlük veya basit deneyimsizlik kaldırma sebebi değildir; yetersizliğin kalıcı ve telafi edilemez nitelikte olması aranır.

Son Çare İlkesi: Önce Hangi Önlemler Denenir?

Kanun, çocuğun korunması için kademeli bir önlem mimarisi kurar ve kaldırma bu merdivenin en üst basamağıdır:

Birinci basamak — uygun önlemler (TMK m.346): Çocuğun menfaati tehlikeye düştüğünde hakim; uyarı, denetim, danışmanlık ve eğitim tedbirleri gibi duruma uygun önlemleri alır. İkinci basamak — çocuğun yerleştirilmesi (TMK m.347): Bedensel ve zihinsel gelişme tehlikedeyse veya çocuk manen terk edilmişse, hakim çocuğu ana babadan alarak bir aile yanına veya kuruma yerleştirebilir; velayet hukuken ebeveynde kalır, fiili kullanım kısıtlanır. Üçüncü basamak — kaldırma (TMK m.348): Ancak önceki basamaklardan sonuç alınamazsa veya yetersiz kalacakları baştan belliyse gündeme gelir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu hiyerarşiyi şart olarak formüle eder: “velayetin kaldırılabilmesi için çocuğun korunmasıyla ilgili diğer tüm önlemlerin uygulanmış ve bundan bir sonuç alınmamış ya da bu önlemlerin daha başlangıçta yetersiz kalacağının anlaşılmış olması gerekir” (YHGK, E. 2017/1587, K. 2018/1147, T. 30.05.2018). Ara basamağın tartışılmaması dahi bozma sebebidir: Yargıtay, çocukların m.347 uyarınca bir aile yanına veya kuruma yerleştirilip yerleştirilmeyeceği konusunda karar verilmemesini hükmün bozulması için yeterli görmüştür (Yargıtay 2. HD, E. 2024/6817, K. 2025/2743, T. 17.03.2025). İstisna, olayın vehametidir: istismar veya çocuğun tamamen terki gibi hallerde önlemlerin “başlangıçta yetersiz kalacağı” kabul edilerek doğrudan kaldırmaya gidilebilir.

Velayetin Kaldırılması ile Değiştirilmesi Arasındaki Fark

İki kurum, aranan olgunun ağırlığı ve sonuçları bakımından ayrılır:

KriterVelayetin değiştirilmesiVelayetin kaldırılması
Yasal dayanakTMK m.183, 349TMK m.348
Aranan olguYeni bir olayın velayet görevini aksatmasıGörevin ağır biçimde kötüye kullanılması veya aşırı ihmali
SonuçVelayet diğer ebeveyne geçerVelayet tamamen sona erer; gerekirse vasi atanır
İspat standardıDenge testi (istikrar / yarar)Yüksek; şüpheye yer bırakmayan ispat
NitelikDüzenleyici önlemSon çare (ultima ratio)

Yargıtay ayrımı şöyle kristalize eder: “Velayetin kaldırılması için velayet görevinin ağır bir şekilde kötüye kullanılması veya aşırı bir şekilde ihmal edilmiş olması gerekir. Bu durum velayetin kaldırılmasını velayetin değiştirilmesinden ayırır. Çünkü velayetin değiştirilmesinde yeni bir olayın olması ve bu durumun velayet görevini aksatmış olması aranır” (Yargıtay 2. HD, E. 2016/1902, K. 2016/3287, T. 24.02.2016). Pratik sonucu önemlidir: toplanan deliller kaldırma için yeterli ağırlıkta değilse ancak çocuğun menfaati velayetin el değiştirmesini gerektiriyorsa, mahkeme kaldırmaya değil değiştirmeye hükmetmelidir; buna rağmen verilen kaldırma kararları Yargıtay tarafından bozulmaktadır. Aynı denetim tersinden de işler: kaldırma kararı verilmeden önce “velayetin değiştirilip diğer tarafa verilmesiyle yetinilip yetinilemeyeceği konusunda gerekli tüm araştırmaların yapılması” zorunludur (Yargıtay 2. HD, E. 2011/5618, K. 2012/2686, T. 14.02.2012). Değiştirme davasının şartlarını ayrı bir makalede ayrıntılı incelemiştik.

Uygulamada Kaldırma Sebebi Sayılan Somut Haller

Şiddet ve istismar: Çocuğun bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik saldırılar ile ebeveynin istismara göz yumması, velayet hakkının varlık sebebiyle tamamen çelişir ve doğrudan yeterli ağırlıkta olgu kabul edilir. Bu vakalarda davranış süreklilik göstermese dahi, olayın vehameti ve çocukta yarattığı onarılmaz hasar gözetilerek önlemlerin baştan yetersiz kalacağı kabul edilebilir. Madde ve alkol bağımlılığı: Bağımlılığın çocuğun yaşam alanına sirayet etmesi, bakım ve gözetim yükümlülüğünün ifasını imkansız kılan ağır savsaklama halidir; mahkeme bağımlılığın ebeveynlik becerilerine etkisini uzman raporlarıyla denetler ve odak, ebeveynin kusurundan çok çocuğun maruz kaldığı risk düzeyidir. Çocuğun terki ve velayeti ifadan kaçınma: Ebeveynin çocuğa bakmaktan açıkça imtina etmesi de kaldırma sebebidir. Yargıtay, annenin “ikinci eşinin çocuğu istemediğini ileri sürerek velayetin kendisinden alınmasını” istemesini, “çocuğa karşı yükümlülüklerini yerine getiremeyeceğinin ifadesi” ve velayeti ifadan kaçınma olarak nitelendirmiştir (Yargıtay 2. HD, E. 2012/13708, K. 2013/5935, T. 06.03.2013). Ağır ve kalıcı yetersizlik: Çocuğun temel ihtiyaçlarının (beslenme, barınma, sağlık, eğitim) karşılanmasını imkansız kılan ve sürdürülebilir olmayan hastalık veya yetersizlik halleri.

Velayetin Kaldırılması Davasını Kim Açabilir?

Bu dava, değiştirme davasından farklı olarak yalnızca ebeveynler arasındaki bir uyuşmazlık değildir; devletin çocuğu koruma yükümlülüğünün yargısal aracıdır. Davayı diğer ebeveyn açabileceği gibi; çocuğun menfaatinin tehlikede olduğunu gören hısımlar, vasi, kayyım veya herhangi bir üçüncü kişi durumu mahkemeye ihbar edebilir ve mahkeme bu ihbar üzerine resen harekete geçmekle yükümlüdür. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı risk altındaki çocuklar için bizzat dava açabilir veya açılmış davaya katılabilir; sosyal hizmet birimlerinin risk tespitleri yargısal süreci tetikler (Yargıtay 2. HD, E. 2023/6079, K. 2023/4514, T. 04.10.2023). Cumhuriyet savcısı da kamu yararını gözeterek süreci başlatabilir. Kamu kurumlarının katılımı ispat bakımından da kritiktir: bireylerin ulaşamayacağı sosyal inceleme kayıtları, sağlık raporları ve kolluk verileri bu kanalla dosyaya girer.

Görevli Mahkeme, Yetki ve Yargılama Usulü

Görevli mahkeme aile mahkemesidir. Velayetin kaldırılması ve kaldırılan velayetin geri verilmesi, HMK m.382/2-b-13 uyarınca çekişmesiz yargı işidir; yetki, HMK m.384 gereği talepte bulunanın veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesine aittir. Basit yargılama usulü uygulanır ve resen araştırma ilkesi geçerlidir: hakim taraf delilleriyle bağlı olmadığı gibi, taraflar delil bildirmese dahi gerekli her delili kendiliğinden toplar ve “yargılamanın her aşamasında ortaya çıkan koşulları resen dikkate alır” (Yargıtay 2. HD, E. 2025/4554, K. 2025/12097, T. 29.12.2025). Dava sürecinde çocuğun güvenliği için geçici koruma tedbirleri de resen alınır; geçici velayet mekanizmasının işleyişini velayetin değiştirilmesi makalesinde ayrıntılı anlatmıştık.

İspat Standardı ve Sosyal İnceleme Raporu

Kaldırma, ebeveyn ile çocuk arasındaki hukuki bağı en ağır biçimde zedeleyen müdahale olduğundan ispat standardı yüksektir; yaklaşık ispat yetmez, mahkemenin tam vicdani kanaate ulaşması gerekir. Bu kanaatin bilimsel temeli sosyal inceleme raporudur: 4787 sayılı Kanun m.5 uyarınca psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan heyet; ebeveynin barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumunu inceleyerek “velayeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığını” raporlamalıdır (Yargıtay 2. HD, E. 2011/5618, K. 2012/2686). Raporun kağıt üzerinde kalmaması, tarafların ve çocuğun yaşadığı ortamın bizzat görülerek hazırlanması şarttır (Yargıtay 2. HD, E. 2023/8381, K. 2023/5844, T. 30.11.2023); yüzeysel veya güncelliğini yitirmiş raporlarla kurulan kaldırma hükümleri eksik inceleme nedeniyle bozulur. Uzman raporu hakimi bağlamaz; ancak rapordan ayrılan hakim, somut ve hukuki gerekçesini kararında göstermek zorundadır.

Çocuğun Dinlenmesi ve Temsil Kayyımı

İdrak çağındaki (uygulamada genellikle 8 yaş ve üzeri) çocuğun görüşünün alınması, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi uyarınca usuli zorunluluktur; çocuk, ebeveyn baskısından uzak biçimde, uzman refakatinde ve adli görüşme odalarında dinlenmelidir. Kaldırma davasının doğası gereği çocuk ile velayet sahibi ebeveyn arasında menfaat çatışması kaçınılmazdır — dava zaten o ebeveynin görevini kötüye kullandığı iddiasına dayanır. Bu nedenle TMK m.426/2 uyarınca çocuğa temsil kayyımı atanması zorunludur; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, “çocuk ile velayet sorumluluğuna sahip kişiler arasında çıkar çatışmasının söz konusu olması hâlinde” çocuğa temsilci atanması gerektiğini, aksi halde kurulan hükümlerin bozulacağını açıkça ortaya koymuştur (YHGK, E. 2017/1587, K. 2018/1147). Kayyım, çocuğun üstün yararını ebeveynlerin sübjektif iddialarından bağımsız olarak savunan usuli güvencedir.

Kaldırma Kararı Bütün Çocukları Kapsar mı?

Evet, kural olarak kapsar. TMK m.348/son uyarınca “kararda aksi belirtilmedikçe, velâyetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar.” Bu hüküm, kaldırma sebebinin niteliğine dayanan bir karinedir: bir çocuğuna karşı görevini ağır biçimde savsaklayan veya istismarda bulunan ebeveynin, diğer ve gelecekte doğacak çocuklar için de risk oluşturduğu kabul edilir. Mahkeme somut olayın özelliklerine göre kapsamı daraltabilir; ancak bu istisnai tercih kararda açıkça gerekçelendirilmelidir.

Velayet Kaldırılırsa Çocuk Kime Verilir?

Velayet yalnızca bir ebeveynden kaldırılmışsa ve diğer ebeveyn velayeti üstlenmeye elverişliyse, çocuk onun velayetine bırakılır. Velayet her iki ebeveynden kaldırılmışsa veya diğer ebeveynin de velayeti üstlenmesi mümkün değilse, çocuk yasal temsilcisiz bırakılamaz: TMK m.404 uyarınca “velâyet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır.” Uygulamada aile mahkemesi önce kaldırma hükmünü kurar, ardından vasi tayini için sulh hukuk mahkemesine (vesayet makamına) ihbarda bulunur; Yargıtay hüküm şablonunu bu sırayla tarif etmektedir (Yargıtay 2. HD, E. 2023/7805, K. 2024/5509; E. 2023/6079, K. 2023/4514). Vasi atanana kadar geçecek sürede çocuğun korunması için geçici önlemler alınması da mahkemenin resen yükümlülüğüdür.

Kaldırmanın Sonuçları: Nafaka ve Kişisel İlişki

Nafaka yükümlülüğü devam eder: TMK m.350 açıktır: “Velâyetin kaldırılması hâlinde ana ve babanın çocuklarının bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülükleri devam eder.” Kaldırma, mali sorumluluktan kaçış yolu değildir; mahkeme kaldırma kararıyla birlikte çocuk lehine iştirak nafakasını da hükme bağlar. Ana babanın ödeme gücü yoksa giderler Devletçe karşılanır.

Kişisel ilişki kural olarak sona ermez: Velayeti kaldırılan ebeveyn ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulması kural olarak mümkündür. Ancak kaldırma sebebi çocuğun bedensel veya ruhsal güvenliğine yönelik ağır bir tehditse (istismar, ağır şiddet), kişisel ilişki TMK m.324/2 uyarınca kısıtlanabilir veya tamamen kaldırılabilir. Uygulamada riskin derecesine göre refakatçi eşliğinde veya belirli merkezlerde görüşme gibi ara formüller de uygulanmaktadır; ölçüt her zaman çocuğun üstün yararıdır.

Evlilik Dışı Çocukta Velayetin Anadan Kaldırılması

Evlilik dışı doğan çocuğun velayeti TMK m.337 uyarınca anaya aittir. Velayetin anadan kaldırılması halinde kanun hakime ikili seçenek sunar: “hâkim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velâyeti babaya verir” (m.337/2). Kritik nokta şudur: soybağının kurulmuş olması babaya otomatik velayet hakkı doğurmaz; velayetin babaya verilmesi, babanın bakım kapasitesinin ve çocukla duygusal bağının uzman incelemesinden geçmesine bağlıdır. Baba çocukla hiç ilgilenmemişse veya velayet görevini yerine getiremeyeceği anlaşılıyorsa, mahkeme vasi atanmasını tercih etmelidir.

Kaldırılan Velayetin Geri Verilmesi (TMK m.351)

Kaldırma kararı kesin hüküm teşkil etmez. TMK m.351/2 uyarınca “velâyetin kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hâkim, re’sen ya da ana veya babanın istemi üzerine velâyeti geri verir.” Geri vermenin temel şartı, kaldırma kararının dayandığı somut olguların tamamen ortadan kalkmasıdır: velayet madde bağımlılığı nedeniyle kaldırılmışsa ebeveynin tedaviyi başarıyla tamamladığını, hastalık nedeniyle kaldırılmışsa iyileştiğini ve çocuğun bakımını üstlenebilecek olgunluğa eriştiğini somut verilerle ortaya koyması gerekir.

İspat yükü velayetin iadesini isteyen ebeveyndedir; ancak velayet kamu düzenine ilişkin olduğundan hakim, ebeveynin güncel yaşam koşullarını ve rehabilitasyon sürecini resen inceletir. Geri verme yargılamasında da sosyal inceleme raporu belirleyicidir: uzman heyeti, iadenin çocuk üzerinde travmatik etki yaratıp yaratmayacağını raporlamalı, idrak çağındaki çocuğun görüşü alınmalıdır. Geri verme kararıyla vesayet ilişkisi kendiliğinden sona erer ve ebeveynin çocuk üzerindeki tüm hak ve yükümlülükleri eski haline döner.

Emsal Yargıtay Kararları

Yargıtay HGK, E. 2017/1587, K. 2018/1147, T. 30.05.2018 — Velayetin kaldırılabilmesi için diğer tüm koruma önlemlerinin uygulanıp sonuç alınamamış veya baştan yetersiz kalacağının anlaşılmış olması gerektiği; çocuk ile velayet sahibi arasında çıkar çatışması halinde temsil kayyımı atanmasının zorunlu olduğu.

[Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1587, K. 2018/1147, T. 30.05.2018

MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi
Taraflar arasındaki asıl davada “çocuğun babada olan velayetinin kaldırılarak küçüğün vesayetinin dedeye verilmesi”; birleşen davada “dede ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Kayseri 4. Aile Mahkemesince asıl davanın kabulüne; birleşen davada ise karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 21.01.2015 gün ve 2014/518 E., 2015/47 K. sayılı karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.10.2015 gün ve 2015/16645 E., 2015/17896 K. sayılı kararı ile;
“…1-Harca tabi olan temyiz dilekçesi harç alınmadan temyiz defterine süresi içinde kayıt edilmiş ise sonradan harcı tamamlanmak koşuluyla geçerli olur. (Y.İ.B.K. 25.1.1985 gün 5/1 sayılı) Bu durumda temyiz isteği dilekçenin temyiz defterine kayıt edildiği tarihte yapılmış sayılır. Davalıya gerekçeli karar 13.05.2015 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı kararı on beş günlük yasal temyiz süresi içinde temyiz etmiş, temyiz dilekçesi de 28.05.2015 tarihinde temyiz defterine kaydedilmiştir. Temyiz isteği süresindedir. Davalı vekiline, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 434/3. maddesi gereğince, temyiz harç ve giderlerini yatırması için muhtırada tebliğ edilmediğinden, temyiz harcının daha sonra yatırılmış olması sonuç doğurmaz. Temyiz süresinde olduğundan, mahkemenin 08.06.2015 tarihli temyiz dilekçesinin reddine ilişkin ek kararının kaldırılarak temyiz dilekçesinin incelenmesine karar verilmiştir.
2-Dava, velayetinin babadan kaldırılması talep edilen 14.05.2013 doğumlu …’in dedesi tarafından açılmıştır. …’in anne ve babası evli iken, ayrı yaşamaya başlamışlar, …; annesi, anneanne ve dedesi ile birlikte yaşarken, annesi 13.05.2014 tarihinde vefat etmiştir. Bu dava ise 30.06.2014 tarihinde açılmış ve mahkemece de kabul edilmiştir. Davalı baba, dava tarihinde astsubay olarak Uludere ilçesinde görev yapmaktadır. …’in yaşı, davalı babanın mesleği ve küçüğün annesinin ölüm tarihi ile dava tarihi arasındaki kısa süre dikkate alındığında, babanın çocuğunu hemen yanına almasının mümkün olmadığının kabulü gerekir. Bu sebeple davalı babanın küçüğü anneanne yanında bırakmış olması velayet görevinin ihmal edildiği sonucunu doğurmaz. Davalı, temyiz dilekçesinde Uludere’deki görev süresinin dolmasına dört ay süre kaldığını da ileri sürmüştür. Türk Medeni Kanununun 348. maddesi koşulları gerçekleşmemiştir. Davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir…”
gerekçesiyle ikinci bentte gösterilen nedenlerle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Asıl dava çocuğun babada olan velayetinin kaldırılarak küçüğün vesayetinin dedeye verilmesi, birleşen dava ise dede ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulması istemine ilişkindir.
Davacı vekili asıl dava dosyasında müvekkilinin kızı olan Berrin Denizhan’ın eşinden boşanmadığını ancak eşinden ayrı olarak davacıya ait evde çocuğu ile yaşamaya başladığını, 13.05.2014 günü Berrin’in intihar etmek suretiyle hayatına son verdiğini, müteveffanın geriye 14.05.2013 doğumlu … isimli bir kız çocuğunun kaldığını, intihar olayından sonra çocuğa müvekkil tarafından bakıldığını, çocuğun tüm tedavisinin uzun zamandır müvekkili tarafından takip edildiğini, davacı dedenin ekonomik ve sosyal anlamda çocuğun bütün ihtiyacını karşılayabilecek yeterlilikte olduğunu ve müvekkilinin, eşi ile birlikte çocuğa bakmak ve gözetmek istediklerini, …’in babası olan davalı …’in asker olduğunu ve çocuğa çalıştığı bölgede bakmasının güç bulunduğunu ileri sürerek, 13 aylık torun …’in davalı üzerinde bulunan velayetinin kaldırılmasını ve çocuğun vesayetinin müvekkiline verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili birleşen dava dosyasında müvekkilinin vefat eden kızı Berrin’in çocuğu kendisinin ise torunu olan … ile şahsi münasebet kurulmasını istemiştir.
Davalı vekili asıl dava dosyasında, davalı ile Berrin Denizhan’ın 9 yıllık bir evliliklerinin bulunduğunu, evliliğin ilk 7 yılı çocuklarının olmadığını bu nedenle tedavi gördüklerini, tedavi sürecinde müteveffa Berrin’in psikolojik sorunlarının başladığını, eşine ve ailesine hayatı çekilmez hale getirdiğini, bir süre sonra tüp bebek tedavisi ile küçük Aylin’in dünyaya geldiğini, ancak Berrin’in sağlığının düzelmediğini, Berrin’in vefatından sonra belli bir süre geçmesine rağmen davacının müvekkiline çocuğu vermediğini ve davalıyı evden kovduğunu, müvekkilinin çocuğuna bakabilecek maddi durumunun ve sigortasının bulunduğunu, aylık maaşının yaklaşık 4000 TL olduğunu belirterek davanın reddi ile küçük Aylin Denizhan’ın velayetinin asli velayet hakkı olan davalı babada kalması gerektiğini savunmuştur.
Davalı vekili birleşen dava dosyasında cevap dilekçesi sunmamıştır.
Mahkemece müşterek çocuğun davalı babadan yeterli ilgiyi görmediği, yargılamanın devamı sırasında çocuğu teslim almasına karşın çocuğu kendi akrabalarına bırakarak görev yerine gittiği, dolayısıyla davalının çocuğu ile yeterli derecede ilgilenmediği ve ilgilenmeyeceğinin de açık olduğu gerekçesiyle asıl dava yönünden 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 348. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca müşterek çocuk …’ın üzerindeki velayetin kaldırılmasına, çocuğun bu aşamada tedbiren davacı yanında kalmasına, karar kesinleştiğinde çocuğa vasi tayin edilmesi için Nöbetçi Sulh Hukuk Mahkemesine ihbarda bulunulmasına, birleşen dava yönünden ise her ne kadar davacının çocukla şahsi münasebet kurulması hakkında bir talebi bulunmakta ise de çocuk hakkında koruma kararı verilerek çocuğun bakım ve gözetim yetkisinin ve sorumluluğunun davacıya bırakıldığı dikkate alındığında bu konuda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece, yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece küçüğün annesi ile babasının intihar olayından önce ayrı yaşamaya başladıkları, çocuk …’in doğuştan gelen bir rahatsızlığının bulunduğu, annesinin sağlığı döneminde ve annesi öldükten sonra bu rahatsızlığının devam ettiği, söz konusu rahatsızlık ile anneannesi ve dedesinin ilgilendiği, velayetin kaldırılması davasının açılmasından sonra davalının, müşterek çocuğu dedesinden ve anneannesinden aldığı ve kendi kardeşlerinin yanına bıraktığı, kendisinin de doğuda görev yaptığı yere gittiği, bu esnada davalının kardeşlerinin çocuğa bakamayacaklarını bildirdikleri, devamında da çocuğu anneanneye ve dedeye teslim ettikleri, davalının daha önceki evliliğinden de bir kız çocuğunun bulunduğu, bu çocuğun velayet hakkının boşandığı eşinde olduğu, …’in yaşının küçük olması, sağlık problemlerinin bulunması ve sağlık problemlerinin düzenli takip gerektirmesi dikkate alındığında, davalının gerekli özeni gösteremeyeceği kanaatine varıldığı, bu kanaate ulaşılırken sadece davalının askeri personel olup doğuda görev yapıyor olmasının değil aynı zamanda çocuğun yaşı ve sağlık problemleri itibariyle özellikle bir annenin sevgi ve şefkatine ihtiyaç duyacağının da düşünüldüğü, tedavisinin geciktirilmesinin …’in sağlığında geriye dönülmez problemlere de sebebiyet vereceği, davalının evliliğin devamı sırasında eşi ve çocuğu ile ilgilenmemesi, çocuğun tedavisinin anneannesi ve dedesi tarafından yaptırıldığı esnada çocuğu alarak kendi kardeşlerinin yanına bırakması ve bu kişilerin çocukla yeterince ilgilenmemeleri, davalı babanın çocuğun sağlığını bu durumda yeterince düşünmemiş olması birlikte değerlendirildiğinde, davalının bir baba olarak çocukla yeterince ilgilenemeyeceğinin de açık olduğu, kaldı ki davalının TMK’nın 348. maddesinin birinci fıkrası anlamında çocuğun sorunları ve sağlık problemleri hususunda deneyimsiz olduğu, öte yandan TMK’nın 348. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında da çocuğuna yeterli ilgiyi göstermediği belirtilerek direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: somut olayda velayeti davalı babada bulunan 14.05.2013 doğumlu çocuk … hakkında TMK’nın 348. maddesi uyarınca velayetin kaldırılması koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce çocukları ilgilendiren davalarda çocuk ile velayet sorumluluğuna sahip kişiler arasında çıkar çatışmasının söz konusu olması hâlinde adli merci önünde çocuğu ilgilendiren davalarda çocuğa bir temsilci atanmasının gerektiği, eldeki davada da küçük ile davalı baba arasında menfaat çatışmasının bulunduğu, bu durum dikkate alındığında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 426. maddesinin ikinci fıkrası gereğince çocuğu bu davada temsil etmek üzere temsil kayyımı atanması için vesayet makamına ihbarda bulunulmasının gerekip gerekmediği hususu öncelikli olarak tartışılıp, değerlendirilmiştir.
Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle velayet ve velayetin sona ermesine ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
Velâyet ilişkisinde iki taraf (ebeveyn ve çocuklar) söz konusudur (ÇETİNER, BAKTIR, S.: Velâyet Hukuku, Ankara 2000, s. 32). Velâyet bu edenle iki kutupludur.
Velayet, küçüklerin ve bazen de kısıtlı ergin çocukların gerek kendilerine gerek mallarına özen gösterme ve onları temsil etme konusunda kanunun ana ve babaya yüklediği yükümlülükler ile bu yükümlülüklerin iyi bir şekilde yerine getirilmesini sağlamak üzere onlara tanıdığı hakların tümüdür (AKINTÜRK, T.: Türk Medeni Hukuku Yeni Kanuna Uyarlanmış Aile Hukuku, 2. Cilt, 9. Baskı, Ankara 2004, s.394).
Velayetin kaldırılmasına ilişkin şartlar TMK’da açıkça düzenlenmiştir.
TMK’nın “Velayetin kaldırılması” başlıklı 348. maddesinde;
“Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim aşağıdaki hâllerde velâyetin kaldırılmasına karar verir:
1.Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.
2. Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması.
Velâyet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır.
Kararda aksi belirtilmedikçe, velâyetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar.”
hükmüne yer verilmiştir.
Maddenin birinci fıkrası, velayetin bu maddede öngörülen sebeplerle kaldırılabilmesinin ana şartını hüküm altına almıştır. Buna göre, velayetin kaldırılabilmesi için çocuğun korunmasıyla ilgili diğer tüm önlemlerin uygulanmış ve bundan bir sonuç alınmamış ya da bu önlemlerin daha başlangıçta yetersiz kalacağının anlaşılmış olması gerekir.
Maddenin ilk fıkrasının (1) numaralı bendine göre, anne veya babanın velayet görevini bazı sebeplerle gereği gibi yerine getirememesi gerekir. Görevin gereği gibi yerine getirilememesi; ana ve babanın deneyimsizliği veya hastalığı ya da özürlü olması yahut başka bir yerde bulunması sebebiyle meydana gelebileceği gibi, başka bir sebeple de meydana gelebilir. Bu durumda bentte sayılan hususlar sınırlı sayıda değildir. Burada yer alan se¬beplerin ortak özelliği, velayet görevinin gereği gibi yerine getirilmesini engelleyen ve belli bir süreklilik arz eden sebepler olmasıdır.
Velayetin kaldırılması için velayet görevinin ağır bir şekilde kötüye kullanılması veya aşırı bir şekilde ihmal edilmiş olması gerekir. Bu durum velayetin kaldırılmasını velayetin değiştirilmesinden ayırır. Çünkü velayetin değiştirilmesinde yeni bir olayın olması ve bu durumun velayet gö¬revini aksatmış olması aranır.
Velayetin kaldırılmasının sebepleri olarak anne ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, özürlü olması, anne ve babanın başka bir yerde bulunması, anne ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi ve ihmalkârlığı velayet hak ve görevinin ağır şekilde kötüye kulllanılması, velayet hak ve görevinin aşırı derecede savsaklanması, anne-babanın tutuklu bulunması ya da gözaltında olması, anne ve babanın uyuşturucu kullanması ve uyuşturucunun bağımlısı olması sayılabilir.
Velayetin yukarıda sayılan sebeplerin gerçekleşmesi durumunda kaldırılmasının bir takım sonuçları da ortaya çıkmaktadır. Velayetin kaldırılması ile birlikte velayeti kendisinden alınan annenin ve babanın velayeti kaldırılan çocuğun bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülükleri devam eder. Yine velayetin anne ve babadan kaldırılması durumunda çocuğa bir vasi atanır. Bununla birlikte velayetin kaldırılmasına karar verilmesi hâlinde çocuğun üstün yararını ve güvenliğinin tehdit eder mahiyette bir durum yok ise anne ve baba ile kişisel ilişki kurulmasına da karar verilir.
Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocukların şahıslarına bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlâk sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.
Velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz.
Öte yandan, ayrılık ve boşanma durumunda velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır. Eş söyleyişle, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır.
Velayet, kamu düzenine ilişkin olup bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.
Buna göre velayete ilişkin değerlendirme yapılırken göz önünde tutulması gereken temel ilke çocuğun “üstün yararı”dır.
TMK’nın “Velayetin Kapsamı” başlıklı 339. maddesinin birinci fıkrasındaki;
“Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar…”
şeklindeki yasal düzenleme ile,
Aynı Kanunun “çocuğun fiil ehliyeti” başlıklı 343. maddenin birinci fıkrasındaki;
“Velâyet altındaki çocuğun fiil ehliyeti, vesayet altındaki kişinin ehliyeti gibidir…” yönündeki hüküm ile “Koruma Önlemleri” başlıklı 346. maddesindeki “Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır.”
şeklindeki hüküm de üstün yarara ilişkin temel noktaları içermektedir.
Kaldı ki Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesinde, kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşlarının, mahkemelerin, idari makamların veya yasama organlarının yaptığı ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde çocuğun yararının temel düşünce olduğu; taraf devletlerin çocuğun ana-babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstleneceği ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alacağı ve taraf devletlerin, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların hizmet ve faaliyetlerinin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt edeceğinin belirtildiği,
Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 1. maddesinde, Sözleşmenin 18 yaşına ulaşmamış çocuklara uygulanacağı; Sözleşmenin amacının çocukların yüksek çıkarları için haklarını geliştirmek, onlara usule ilişkin haklar tanımak ve bu hakların, çocukların doğrudan ve diğer kişiler veya organlar tarafından bir adli merci önündeki kendilerini ilgilendiren davalardan bilgilendirilmelerini ve bu davalara katılmalarına izin verilmesini teminen kullanılmasını kolaylaştırmak olduğu; Sözleşmenin amaçları açısından bir adli merci önündeki çocukları ilgilendiren davaların, özellikle çocukların ikameti ve çocuklarla şahsî ilişki kurulması gibi velayet sorumluluklarına ilişkin davalar olduğu; her devletin, imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma ve katılma belgesinin tevdii sırasında, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yönelik bir beyanla, bir adli merci önünde bu sözleşmenin uygulanacağı en az üç çeşit aile uyuşmazlığını belirlemesi gerektiği; tarafların herbirinin, ek bir beyanla sözleşmenin uygulanacağı ilave aile uyuşmazlıklarını belirtebileceği veya 5. madde, 9. maddenin ikinci paragrafı, 10. maddenin ikinci paragrafı ve 11. madde ile ilgili bilgi verebileceği; Sözleşmenin tarafların çocuk haklarının geliştirilmesi ve kullanılmasında daha elverişli kurallar uygulamalarını engellemeyeceği,
Aynı Sözleşmenin 3. maddesinde, yeterli idrake sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen bir çocuğa, bir adli merci önündeki kendisini ilgilendiren davalarda, yararlanmayı bizzat da talep edebileceği hakların verildiği, bu hakların ilgili tüm bilgileri almak, kendisine danışılmak ve kendi görüşünü ifade etmek ve görüşlerinin uygulanmasının olası sonuçlarından ve her tür kararın olası sonuçlarından bilgilendirilmek olduğu,
Yine Sözleşmenin 6. maddesinde, bir çocuğu ilgilendiren davalarda adli merciin, bir karar almadan önce çocuğun yüksek çıkarına uygun karar almak için yeterli bilgiye sahip olup olmadığını kontrol etmesi ve gerektiğinde özellikle velayet sorumluluğunu elinde bulunduranlardan ek bilgi sağlaması, çocuğun iç hukuk tarafından yeterli idrak gücüne sahip olduğunun kabul edildiği durumlarda, çocuğun gerekli bütün bilgiyi edindiğinden emin olması, çocuğun yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde gerekirse kendine veya diğer şahıs ve kurumlar vasıtasıyla çocuk için elverişli durumlarda ve onun kavrayışına uygun bir tarzda çocuğa danışması, çocuğun görüşünü ifade etmesine müsaade etmesi ve çocuğun ifade ettiği görüşe gereken önemi vermesinin gerektiği,
Sözleşmenin 9. maddesinde, bir çocuğu ilgilendiren davalarda iç hukuk gereğince çocukla olan çıkar çatışması sonucunda velayet sorumluluğuna sahip kişilerin çocuğu temsil etme yetkisinden men edildiklerinde, mahkemenin bu davalarda çocuk için bir özel temsilci atama yetkisinin bulunduğu; tarafların, bir çocuğu ilgilendiren davalarda adlî merciin çocuğu temsil etmek için başka bir temsilciyi, gerekli olduğu takdirde bir avukatı tayin etmek yetkisine sahip olduğunu sağlama olanağını göz önünde bulunduracakları,
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun “Temel İlkeler” başlıklı 4. maddesinin (b) bendinde bu Kanunun uygulanmasında, çocuğun haklarının korunması amacıyla çocuğun yarar ve esenliğinin gözetilmesi ilkesinin esas alınacağı,
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesinde, taraf devletlerin, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanıyacakları; bu amaçla çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatının, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa özellikle sağlanacağı,
açıkça ifade edilmiştir.
Çocuğun üstün yararını belirlerken onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesinin gerektiği unutulmamalıdır. Anne ve babanın yararı, tarafların boşanmadaki kusurları, ahlâki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Çocuğun üstün yararının anne ve baba karşısında etkilenmesi durumunda ise çocuğun yararını koruyacak ve menfaat çatışmasını engelleyecek düzenlemeler devreye girecektir.
Tam bu noktada “kayyım” ve “temsil kayyımı” kavramları karşımıza çıkmaktadır.
Kayyım, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 403. maddesinin ikinci fıkrasında da düzenlendiği üzere sadece belirli işleri görmek veya mal varlığını yönetmek için görevlendirilen kişidir. Kayyım olarak atanan kişi, bunun dışındaki işleri yapamayacağı gibi, temsil konusu olan belli olayın dışında kendisine atanmış olduğu kişinin genel temsil yetkisine sahip yasal temsilcisi durumunda da değildir (AKINTÜRK, T.: Türk Medeni Hukuku, Aile Hukuku, İkinci Cilt, s. 485).
Temsil kayyımı ise bir kimsenin belli bir işini görmek, başka bir anlatımla belli bir işte kayyım atandığı gerçek veya tüzel kişiyi temsil etmek için görevlendirilen kişidir.
TMK’nın “kayyımlığı gerektiren haller” başlıklı 426. maddesine göre;
“Vesayet makamı, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hâllerde ilgilisinin isteği üzerine veya re’sen temsil kayyımı atar:
1. Ergin bir kişi, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse,
2. Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa,
3. Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa.”
ilgiliye kayyım atanacağı açıkça belirtilmiştir.
Madde metninden de anlaşıldığı üzere temsil kayyımlığı sadece yukarıda sayılan hâllerde değil, aynı zamanda Kanunun gösterdiği başka durumlarda da (TMK m. 291, 301, 345, 360. ve 880) atanabilmektedir.
Eldeki dava açısından yukarıda bahsi geçen TMK’nın 426. maddesinin ikinci fıkrasının değerlendirilmesi gerekmektedir. TMK’nın 426. maddesinin ikinci fıkrasının uygulamasında yasal temsilci, küçük veya kısıtlının vasisi ya da küçük (veya kısıtlı) üzerinde velayet hakkına sahip olan kimsedir. Anılan fıkraya göre, bir küçüğün veya kısıtlının velisi, vasisi, yasal danışmanı veya geçici temsilcisinin bir işi görmesi sırasında, kendi menfaati temsil ettiği küçük ve kısıtlının menfaati ile çatışıyorsa, “zarar uğrama tehlikeleri nedeniyle” söz konusu küçük ve kısıtlının belirli işini görmek için “temsilen” bir kayyım atanacaktır (DURAL, M./ ÖĞÜZ, T. /GÜMÜŞ, M.A.: Türk Özel Hukuku, Aile Hukuku, C.III, İstanbul 2012, s. 450).
Temsil kayyımlığını gerektiren durumların başında; yasal temsilci ile küçüğün veya kısıtlının menfaatlerinin çatışması hâlinde söz konusu işin nihayete erdirilmesi için küçük veya kısıtlının menfaatlerinin korunması amaçlı temsil kayyımı atanması yer almaktadır.
Temsil kayyımı atanmaksızın menfaat çatışması içerisinde yapılan hukuki işlemler kesin hükümsüzdür.
Bu durumda menfaat çatışması kavramına da kısaca değinmekte fayda bulunmaktadır. İsviçre ve Türk Hukuk öğreti ve uygulamasında baskın biçimde hâkim olan görüşe göre; temsil olunanın menfaatinin ihlaline yönelik salt soyut bir tehlike olasılığının varlığı menfaat çatışmasının varlığının kabulü için yeterlidir (GÜMÜŞ, M.A.: Türk Medeni Hukukunda Kayyımlık, İstanbul 2006, s. 46).
Bununla birlikte velayet kamu düzenine ilişkin olup, bu hususta anne ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.
Görüldüğü üzere velayetin kaldırılmasına ilişkin davalar çocuğun güvenliğini doğrudan ilgilendiren davalardır. Bu kadar önemli bir davada, velayet hakkına sahip anne ya da babanın, kural olarak temsil olunanın menfaatine hareket ettiği kabul edilse dahi, her zaman çocuğun yararına davranmayacağı, herhangi bir sebeple çocuk aleyhine hareket ederek onun zararına bir durum yaratma ihtimali olduğu da kaçınılmazdır. Olağandır ki, bu tür davalarda davanın açılış amacı da diğer tarafın çocuğun menfaatine aykırı davrandığı iddiasıdır. O hâlde çocuk ile yasal temsilcisi arasında bir menfaat çatışmasının olduğu kabul edilerek TMK’nın 426. maddesinin ikinci fıkrası gereğince küçüğe bir temsil kayyımı atanması gerekmektedir.
Somut olayda davacının kızı ile davalının evlilik birliklerinin devam etmesine karşın ayrı yaşadıkları, müşterek çocuk …’ın anne yanında kaldığı, ancak annenin intihar etmek suretiyle hayatına son verdiği, davacı dedenin ise kızının vefatından sonra torununa baktığı ve çocuğun tüm tedavisi ile ilgilendiği, bir süre sonra da …’in babası olan davalının asker olduğunu ve çocuğa çalıştığı bölgede bakmasının güç bulunduğunu belirterek dava açtığı anlaşılmaktadır. Bu durumda küçük ile davalı baba arasında menfaat çatışmasının bulunduğu açıktır.
Buna göre küçüğü davada temsil etmek üzere kayyım atanması için (TMK m. 426/2) yetkili vesayet makamına ihbarda bulunulması, atanacak kayyımın duruşmaya çağrılması ve göstermesi hâlinde delillerinin toplanması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi yerinde olacaktır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında velayetin kaldırılması davasının boşanan eşler arasında olmadığı, davacısının dede, davalısının baba olduğu eldeki davada çocuk ile babası arasında herhangi bir menfaat çatışmasının da bulunmadığı, dede veya herhangi bir ilgili tarafından da açılabilecek bu davada çocuğa kayyım atanmasını gerektirecek bir durumun olmadığı, böyle bir uygulamanın gelişmesinin, kötü niyetli davacılara karşı çocuğu, anne veya babanın velayetinin korumasından mahrum bırakabileceği, dolayısıyla yerel mahkeme kararının sadece Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir.
Hâl böyle olunca yerel mahkeme direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, tebliğ tarihinden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30.05.2018 gününde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava konusu olayda, eşler ayrı yaşarlarken annenin ölmesi üzerine müşterek çocuğun velayeti sadece babasına ait hale gelmiş ve annenin babası olan dede babaya karşı velayetin kaldırılması davası açılmıştır.
Yerel mahkeme tarafından verilen ilk karar özel daire tarafından bozulmuş ve yerel mahkeme tarafından verilen direnme kararı tekrar temyiz edilmiştir.
Yerel mahkemece özel dairece gösterilen bozma nedenlerine göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle direnilmesini doğru bulmadığımdan, yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşündeyim.
Ancak velayetin kaldırılması davası boşanmış eşler arasında olmadığından ve çocuk ile babası arasında herhangi bir menfaat çekişmesi de bulunmadığından, somut olaydaki gibi dede veya herhangi bir ilgili tarafından da açılabilecek bu tür bir davada çocuğa kayyum atanmasını gerektirecek bir durum yoktur.
Böyle bir uygulamanın gelişmesi, kötü niyetli davacılara karşı çocuğu, anne veya babasının velayetinin korumasından mahrum bırakabilir.
Bu itibarla yerel mahkeme kararının sadece özel dairenin bozma gerekçesiyle bozulması gerekirken, çocuğa kayyum da atanması şeklinde değişik bozma yapılmasını doğru bulmadığımdan saygıdeğer çoğunluğun bu şekilde oluşan kararına muhalifim.]

Yargıtay 2. HD, E. 2016/1902, K. 2016/3287, T. 24.02.2016 — Kaldırma için görevin ağır biçimde kötüye kullanılması veya aşırı ihmali gerektiği; deliller bu ağırlığa ulaşmıyorsa velayetin değiştirilmesiyle yetinilmesi gerektiği, aksine kurulan kaldırma hükmünün bozulacağı.

[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/1902, K. 2016/3287, T. 24.02.2016

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Velayetin Değiştirilmesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı baba tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Tüm dosya kapsamından tarafların 18.02.2014 tarihinde kesinleşen karar ile boşandıkları, ortak çocuklar 10.01.2001 doğumlu… ile 08.06.2004 doğumlu … ‘nin velayetlerinin babaya bırakıldığı anlaşılmıştır. Dava, anne tarafından ortak çocukların velayetinin davalı babadan alınarak kendisine verilmesine yöneliktir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda “ortak çocukların velayetlerinin Türk Medeni Kanununun 348. maddesi uyarınca kaldırılmasına, velayeti babadan kaldırılan ortak çocuk …’nin velayetinin davacı anneye bırakılmasına, ortak çocuk …. hakkkında ise Çocuk Koruma Kanunu 5/1-c-e maddesi uyarınca bakım ve barınma tedbiri uygulanmasına, yaşına ve eğitim durumuna uygun sosyal hizmet kurumunda bakım altına alınmasına, vesayet altına alınması için yetkili vesayet makamı … Sulh Hukuk Mahkemesine gerekli ihbarın yapılmasına” karar verilmiştir. Hüküm davalı baba tarafından her iki ortak çocuğun velayetine yönelik temyiz edilmiştir.
1-Anne ve babanın, deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi; ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklamaları halinde hakim velayet hakkını kaldırabilir (TMK m. 348). Toplanan deliller yukarıda açıklanan şekilde bir durumun varlığına yeterli olmayıp, velayetin değiştirilmesine yol açarr (TMK m. 183, 349, 351/1) öyle ise kanun hükmünün uygulanmasında hata yapılarak yukarıda yazılı şekilde ortak çocukların velayetlerinin kaldırılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmektedir.
2-Velayet kamu düzeni ile ilgili olup, çocuğun üstün yararı da dikkate alınarak, değişen şartlara göre her zaman yeniden değerlendirilmesi mümkündür. Toplanan delillerden davalı babanın ortak çocukları okula göndermediği, uzun sürekli yurt dışına çıktığında … ‘i yanında götürdüğü, ortak çocuk … ‘yi babaanne ve halanın bakımına bıraktığı, …’nin de okula devamsızlığının bulunduğu, çocuklara anne hakkında olumsuz düşünceler telkin etmeye çalıştığı, anne ile çocukların görüşmelerinde zorluk çıkarttığı ve velayetle ilgili görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Annenin velayet görevini gereğince yapamayacağına ilişkin bir delil ve olgu ise belirlenememiştir. Bu halde Türk Medeni Kanununun 183. ve 349. maddelerine göre velayetin değiştirilmesi koşulları oluşmaktadır. Velayete tabi birden fazla çocuk olduğu taktirde yararları gerektirmedikçe kardeşlik duygusunun gelişimi için velayetlerin aynı ebeveyne verilmesi gerekir. Açıklanan ilkeler ve toplanan deliller göz önüne alındığında, çocukların her ikisinin babada olan velayetleri değiştirilerek, velayetlerin davalı annelerine verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.24.02.2016(Çrş.)]

Yargıtay 2. HD, E. 2011/5618, K. 2012/2686, T. 14.02.2012 — Kaldırma kararı verilmeden önce velayetin değiştirilmesiyle yetinilip yetinilemeyeceğinin araştırılması ve uzman heyetinden ebeveynin velayeti üstlenmeye engel durumu bulunup bulunmadığına ilişkin rapor alınması zorunluluğu.

[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2011/5618, K. 2012/2686, T. 14.02.2012

MAHKEMESİ :İzmir 6. Aile Mahkemesi TARİHİ :16.02.2011 NUMARASI :Esas no:2010/1233 Karar no:2011/161
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm velayet yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Mahkemece, ortak çocuğun anne tarafından İzmir İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne bırakıldığı; tarafların çocuğu arayıp sormadığı gerekçe gösterilerek; ana/babanın velayetinin kaldırılması, vasi atanmak üzere durumun sulh mahkemesine ihbarına karar verilmiştir. Dava 27.12.2010 tarihinde açılmış; ortak çocuk yargılama sırasında 18.01.2011 tarihinde doğmuş; doğumdan kısa bir süre sonra çocuğun ilgili devlet kurumunun korumasına bırakıldığı davacı anne tarafından bildirilmiştir. Velayetin kaldırılması kararı ana/baba için ağır sonuçlar doğuran bir karardır. Bu nedenle, velayetin kaldırılması kararı verilmeden önce velayetin değiştirilip, velayetin diğer tarafa verilmesiyle yetinilip yetinelemeyeceği konusunda gerekli tüm araştırmaların yapılması; başka çözüm kalmadığı takdirde ise velayetin kaldırılması gerekir. Mahkemece davacı annenin çocuğu kuruma terkettiği beyanının gerçek olup olmadığı üzerinde durularak; öncelikle çocuğun varlığının, sağlığının ve halen nerede olduğunun kesin olarak belirlenmesi gerekir. Velayeti üstlenmek istemeyen davacı anne karşısında davalı babanın velayetin kendisine verilmesi isteği gözönüne alınarak; mahkemece 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi gereğince Aile Mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı niteliğindeki uzmanlardan inceleme ve rapor istenip; davalı babanın barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumuna göre çocuğun sağlıklı gelişimi için velayeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığının araştırılması ve diğer deliller de gözönüne alınarak velayet konusunda bir karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş; bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 14.02.2012 (Salı.)]

Yargıtay 2. HD, E. 2023/6079, K. 2023/4514, T. 04.10.2023 — Velayetin her iki ebeveynden kaldırılması halinde çocukların velayetsiz kalması nedeniyle, karar kesinleştiğinde vasi tayini için sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunulması gerektiği.

[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/6079, K. 2023/4514, T. 04.10.2023

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ: Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2023/657 E., 2023/712 K.
KARAR: Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ: Vakfıkebir Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
SAYISI: 2022/39 E., 2023/129 K.
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince boşanma davasının kabulüne, tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.
Kararın davalı erkek tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun sair istinaf sebepleri incelenmeksizin çekişmeli boşanma davası olarak görülmesi gerektiği gerekçesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ( 6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin, birinci fıkrasının (a) bendinin (6) ıncı alt bendi uyarınca re’sen kaldırılmasına ve mahal mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince kaldırma kararı sonrasında yeniden yapılan yargılamada, boşanma davasının kabulüne, tarafların boşanmalarına ve birleşen velâyetin kaldırılması davasında velâyetin kaldırılmasına karar verilmiştir.
Kararın davalı erkek vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı kadın vekili dava dilekçesinde; davanın kabulüne, tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ( 4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin anneye bırakılmasına, ortak çocuklar için ayrı ayrı aylık 250,00 TL tedbir ve iştirak, kadın için 500,00 TL tedbir ve yoksulluk, 10.000,00 TL maddî ve 10.000,00 manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
2.Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Vakfıkebir Sosyal Hizmetler Müdürlüğünün birleşen dava dilekçesinde; çocuklar 2016 doğumlu … ve 2017 doğumlu … ‘nin anne ve babasından kaynaklı sorunlar nedeniyle risk içerisinde olduklarını, mevcut süreçteki boşanma davası ve çocukların üstün yararı gözetilerek taktir mahkemenin olmakla birlikle çocukların geçiçi velâyetinin 6284 sayılı Kanun’un 5 inci maddesi üçüncü bendine göre anneanne … ‘ya verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı erkek cevap dilekçesinde; asıl ve birleşen davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 22.10.2021 tarihli kararı ile davanın kabulüne tarafların 4721 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, tarafların birbirlerinden her hangi bir mahkeme masrafı talebi olmadığına dair protokol hükmünün aynen onaylanmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Gönderme Kararı
1.İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı erkek vekili tarafından hükmün tamamı yönünden istinaf talebinde bulunulmuştur.
2. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda 07.01.2022 tarihli kararı ile davanın çekişmeli boşanma davası olarak görülmesi gerektiğinden bahisle kararının 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (6) ncı altbendi uyarınca re’sen kaldırılmasına ve mahal mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
C. İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda başlık kısmında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, tarafların eşit kusurlu olduğundan bahisle asıl davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince boşanmalarına ve velâyete ilişkin birleşen dosya üzerinden hüküm kurulacağından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davada ise; davanın velâyetin taraflardan kaldırılmasına ilişkin olduğu, davanın kabulüne, tarafların ortak çocukları … ile … ‘nin velâyetinin kaldırılmasına, çocuklar üzerinde tarafların velâyeti kaldırılmakla çocuklar velâyetsiz kaldığından karar kesinleştiğinde vasi tayini amacı ile Vakfıkebir Sulh Hukuk Mahkemesine ihbarda bulunulmasına, anne ve baba ile çocuklar arasında kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı erkek vekili hükmün usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek, her iki dava yönünden de kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre usul ve kanuna uygun olması gerekçesi ile 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince davalı erkeğin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı erkek vekili, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek velâyetin kaldırılması yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, açılan boşanma ve birleşen velâyetin kaldırılması davasında; velâyetin kaldırılması için gerekli şartların gerçekleşip gerçekleşmediği ve velâyetin kaldırılmaması halinde çocukların üstün yararı uyarınca velâyetin belirlenmesi noltasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun’un 4 üncü, 335 inci ila 351 inci maddeleri. 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü, 369 uncu, 370 inci ve 371 inci maddeleri. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 3 üncü maddesi. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 12 nci maddesi. Çocuk Haklarının Kullanılmasına dair Avrupa Sözleşmesi 3 üncü ve 6 ncı maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen …, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı erkek vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Adli yardımdan yararlanması sebebiyle başlangıçta alınmamış olan aşağıda yazılı karar ve ilam harcı ile temyiz başvuru harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,04.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]

Yargıtay 2. HD, E. 2012/13708, K. 2013/5935, T. 06.03.2013 — Velayet sahibinin, ikinci eşinin çocuğu istemediğini ileri sürerek velayetin kendisinden alınmasını istemesinin, yükümlülüklerini yerine getiremeyeceğinin ifadesi ve velayeti ifadan kaçınma anlamına geldiği.

[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2012/13708, K. 2013/5935, T. 06.03.2013

MAHKEMESİ :Kayseri 4. Aile Mahkemesi TARİHİ :8.2.2012 NUMARASI :Esas no:2011/607 Karar no:2012/93 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, velayet hakkına sahip olan baba tarafından açılmıştır. Davacı, dava dilekçesinde; çocuğunun annesiyle üç yıl önce anlaşarak boşandıklarını, müşterek çocuk 1999 doğumlu … velayetinin boşanma kararıyla kendisine verildiğini, ikinci evliliğini yaptığını, velayetin kendisinde olmasının ikinci evliliğinde sorun çıkardığını, eşinin bu çocuğu istemediğini ileri sürerek, … velayetinin kendisinden alınıp davalı anneye verilmesini istemiş, davalı ise “sara hastası olduğunu, velayeti ifa edemeyeceğini ” belirterek velayeti üstlenmekten kaçınmıştır. Mahkemece dava reddedilmiş, kararı davacı temyiz etmiştir.
Velayete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi tek başına velayetin kaldırılmasını gerektirmez ise de, velayet sahibinin dava dilekçesinde, bu çocuğun ikinci evliliğinde sorun çıkardığını ve ikinci eşinin çocuğu istemediğini ileri sürerek velayetin kendisinden alınması isteği, çocuğa karşı yükümlülüklerini yerine getiremeyeceğinin ifadesi demek olup, velayeti ifadan kaçınma anlamına gelir. Davalı anne de hastalığını ileri sürerek velayet görevini ifa edemeyeceğini bildirdiğine ve bu husus dosyaya sunduğu raporlarla teyit edildiğine göre, bu şartlarda çocuğun baba yanında bırakılması menfaatine açıkça aykırı olacaktır. Bu durumda Türk Medeni Kanununun 349’uncu maddesi gereğince velayetin babadan kaldırılmasına karar verilmesi ve idrak çağındaki çocuğun görüşü de alınarak gerektiğinde aile mahkemesi nezdindeki uzmanlardan ayrıntılı rapor istihsal edilerek çocuğun menfaatine uygun çözüm yolu bulunmalı, vasi atanması için yetkili vesayet makamına ihbar yapılmalıdır. Bu hususlar nazara alınmadan davanın reddi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.06.03.2013 (Çar.)]

Sık Sorulan Sorular

Velayetin kaldırılması için hangi şartlar aranır?

TMK m.348 uyarınca ya ebeveynin deneyimsizlik, hastalık veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi ya da çocuğa yeterli ilgiyi göstermeyip yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması gerekir; her iki halde de diğer koruma önlemlerinden sonuç alınamayacağının anlaşılmış olması ön şarttır.

Velayetin kaldırılması ile velayetin alınması aynı şey mi?

Günlük dilde “velayetin alınması” çoğu zaman velayetin değiştirilmesini (velayetin diğer ebeveyne geçmesini) ifade eder; kaldırma ise velayet hakkının tamamen sona erdirilmesidir ve ancak ağır kötüye kullanma veya aşırı ihmal hallerinde son çare olarak uygulanır.

Velayeti kaldırılan anne veya baba nafaka öder mi?

Evet; TMK m.350 uyarınca velayetin kaldırılması ana babanın çocuğun bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz, mahkeme kaldırma kararıyla birlikte iştirak nafakasına da hükmeder ve ödeme gücü yoksa giderler Devletçe karşılanır.

Velayeti kaldırılan ebeveyn çocuğunu görebilir mi?

Kural olarak evet; kaldırma kararı kişisel ilişki hakkını kendiliğinden sona erdirmez, ancak kaldırma sebebi istismar veya ağır şiddet gibi çocuğun güvenliğine yönelik bir tehditse görüşme kısıtlanabilir, refakatçi eşliğine bağlanabilir veya tamamen kaldırılabilir.

Velayet kaldırılırsa çocuğa kim bakar?

Velayet tek ebeveynden kaldırılmışsa ve diğeri elverişliyse çocuk onun velayetine bırakılır; her ikisinden kaldırılmışsa TMK m.404 uyarınca çocuğa vasi atanması için sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunulur ve çocuk vesayet altına alınır.

Kaldırılan velayet geri alınabilir mi?

Evet; TMK m.351 uyarınca kaldırmayı gerektiren sebep tamamen ortadan kalkmışsa ebeveynin talebi veya hakimin resen kararıyla velayet geri verilir, iadeyi isteyen ebeveyn iyileşmesini ve bakım kapasitesini somut verilerle ispatlamalı, süreç yeni bir sosyal inceleme raporuyla denetlenmelidir.

Velayetin kaldırılması davasını akrabalar açabilir mi?

Çocuğun menfaatinin tehlikede olduğunu gören hısımlar ve üçüncü kişiler durumu mahkemeye ihbar edebilir ve mahkeme resen harekete geçer; ayrıca Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Cumhuriyet savcısı bizzat süreci başlatabilir.

Velayetin kaldırılması kararı diğer çocukları da etkiler mi?

Evet; TMK m.348/son uyarınca kararda aksi belirtilmedikçe kaldırma, ebeveynin mevcut ve doğacak bütün çocuklarını kapsar, mahkeme kapsamı daraltacaksa bunu kararında açıkça gerekçelendirmek zorundadır.

Velayetin Kaldırılması Sürecinde Hukuki Destek

Velayetin kaldırılması davaları; yüksek ispat standardı, kademeli önlemlerin tartışılması zorunluluğu, kayyım atanması ve vesayet makamıyla koordinasyon gerektiren, hem çocuk hem ebeveyn için sonuçları en ağır aile hukuku davalarıdır. Doğru nitelendirme (kaldırma mı, değiştirme mi) davanın kaderini belirler. Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu olarak velayet uyuşmazlıklarında ve boşanmanın çocuklara ilişkin tüm sonuçlarında müvekkillerimize İstanbul genelinde hukuki destek sağlıyoruz.

Adres: Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Mehmet SARIOĞLU tarafından hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınız için hukuki danışmanlık alınız.