Velayetin Değiştirilmesi Davası

Ana Sayfa » İstanbul Boşanma Avukatı » Velayetin Değiştirilmesi Davası

Velayetin değiştirilmesi davası, kesinleşmiş bir velayet kararından sonra ortaya çıkan yeni olguların çocuğun üstün yararını tehlikeye düşürmesi halinde, velayetin bir ebeveynden alınıp diğerine verilmesi için aile mahkemesinde açılan davadır. TMK m.183 uyarınca değişiklik için üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir: yeni bir olgunun varlığı, bu olgunun değişikliği zorunlu kılması ve durumun süreklilik taşıması. Velayet kararları kesin hüküm teşkil etmediğinden bu dava, koşullar değiştikçe her zaman açılabilir.

Bu rehberde velayetin değiştirilmesinin şartlarını; yeniden evlenme, taşınma, ölüm ve çocuğu göstermeme gibi somut senaryoları, davanın usulünü ve sonuçlarını güncel Yargıtay içtihatlarıyla açıklıyoruz.

Velayetin Değiştirilmesinin Şartları Nelerdir?

TMK m.183, “ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde” hakimin resen veya istem üzerine gerekli önlemleri alacağını düzenler. Yargı pratiğinde bu hükümden üç kümülatif şart çıkarılır:

1. Yeni olgu: Önceki velayet kararının kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan, karar tarihinde mevcut olmayan veya bilinmeyen bir vakıa bulunmalıdır. Maddedeki evlenme, taşınma ve ölüm örnekleme niteliğindedir; çocuğun ihmali, eğitiminin aksatılması, bakımın üçüncü kişilere terki, kişisel ilişkinin engellenmesi gibi olgular da bu kapsamdadır. 2. Zorunluluk: Yeni olgunun tek başına varlığı yetmez; mevcut velayet düzenini çocuk açısından katlanılmaz kılması veya çocuğun menfaatini ciddi şekilde tehlikeye düşürmesi gerekir. 3. Süreklilik: Anlık öfke patlamaları, geçici taşınmalar veya kısa süreli sağlık sorunları yeterli değildir; olgunun ve olumsuz etkilerinin kalıcı nitelik taşıması aranır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu çerçeveyi şöyle çizer: “çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğurabileceği onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır” (YHGK, E. 2017/2410, K. 2021/346, T. 25.03.2021). Değişikliğin, çocuğun alıştığı düzenden koparılmasının yaratacağı sarsıntıdan daha büyük bir yarar sağlaması şarttır; hakim mevcut durumun riskleri ile değişikliğin faydaları arasında denge kurar.

Velayetin Değiştirilmesi ile Kaldırılması Aynı Şey mi?

Hayır; ikisi ağırlık dereceleri farklı iki ayrı müdahaledir. Değiştirmede (TMK m.183) velayet hakkı sona ermez, yalnızca sahibi değişir. Kaldırmada (TMK m.348) ise ebeveynin deneyimsizliği, hastalığı, ilgisizliği veya yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması nedeniyle velayet tamamen sona erdirilir; her iki ebeveynden de kaldırılırsa çocuğa vasi atanır. Ölçülülük ilkesi gereği hakim, çocuğun menfaati en hafif müdahaleyle korunabiliyorsa daha ağırına başvurmaz: sorun velayetin diğer ebeveyne verilmesiyle çözülebilecekse kaldırma yoluna gidilmez; kaldırma, diğer tüm önlemlerden sonuç alınamadığında başvurulan son çaredir. Nitekim TMK m.349 da bu kademelendirmeyi yansıtır: “çocuğun menfaati gerektirdiğinde velâyet sahibi değiştirilebileceği gibi durum ve koşullara göre velâyet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir” (Yargıtay 2. HD, E. 2023/8381, K. 2023/5844, T. 30.11.2023).

Velayet Sahibi Yeniden Evlenirse Velayet Değişir mi?

Tek başına değişmez. TMK m.349 açıktır: “Velâyete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi, velâyetin kaldırılmasını gerektirmez.” Yeniden evlenme, ancak çocuğun bakımının ihmal edildiği veya üvey ebeveyn ile çocuk arasında çocuğun güvenliğini tehlikeye atan bir durumun doğduğu ek olgularla birleştiğinde değiştirme sebebi olur. Mahkeme bu değerlendirmeyi sosyal inceleme raporuyla yapar: üvey ebeveynin çocukla iletişimi, evin koşulları ve çocuğun yeni düzendeki psikolojik uyumu resen araştırılır.

Üvey ebeveyn hakkında ağır iddialar varsa titiz araştırma zorunludur. Yargıtay, üvey baba tarafından çocuğa yönelik istismar iddiasının bulunduğu dosyada, ceza soruşturması evrakının getirtilmesini ve çocuğun görüşünü de içerecek şekilde üçlü uzman heyetinden yeni rapor alınmasını şart koşmuştur (Yargıtay 2. HD, E. 2024/7713, K. 2025/4409, T. 30.04.2025).

Başka Şehre veya Yurt Dışına Taşınma Velayeti Değiştirir mi?

Kural olarak hayır; yerleşim yerini seçmek ebeveynin anayasal özgürlüğüdür. Taşınma ancak iki halde değiştirme sebebine dönüşür: diğer ebeveynle kişisel ilişkinin kurulmasını fiilen imkansız hale getiriyorsa veya çocuğun alıştığı sosyal çevreden, okulundan koparılması telafisi güç zararlar doğuruyorsa. Mahkeme taşınmanın gerekçesini (iş, eğitim, güvenlik) ve çocuğun üstün yararına etkisini denetler; velayet sahibinin diğer ebeveynle bağı koparmak amacıyla, makul sebep olmaksızın taşınması ise hakkın kötüye kullanımı olarak değerlendirilebilir. Ölçülülük burada da geçerlidir: taşınma kaçınılmazsa hakim, velayeti değiştirmek yerine kişisel ilişki takvimini yeni duruma göre (örneğin uzun yaz dönemi görüşmeleri) revize etmeyi öncelikle değerlendirmelidir.

Çocuğu Göstermeyen Ebeveynden Velayet Alınır mı?

Evet; bu artık açık bir yasal sebeptir. 7343 sayılı Kanunla TMK m.324’e eklenen üçüncü fıkra uyarınca “velayet kendisine bırakılan ana veya baba, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmezse çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet değiştirilebilir” ve bu husus kişisel ilişki kararında taraflara ihtar edilir; mahkemeler aynı ihtarı TMK m.182/2 uyarınca boşanma kararına da yazar. Kararda ihtar bulunmasına rağmen kişisel ilişki sistematik olarak engellenmişse, mahkemenin değiştirme yönündeki takdiri güçlenir. Çocuğun “gitmek istemiyor” bahanesiyle teslim edilmemesi süreklilik kazanırsa, hakim çocuğun beyanının hür iradeye mi yoksa telkine mi dayandığını resen araştırır.

Ebeveyn Yabancılaştırması Velayetin Değiştirilmesi Sebebi mi?

Evet. Ebeveyn yabancılaştırması; velayet sahibinin çocuğu diğer ebeveyne karşı sistematik biçimde programlaması, kötülemesi ve çocukta haksız korku veya nefret oluşturmasıdır. Bu davranış, TMK m.324/1’deki “diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten kaçınma” yükümlülüğünün ihlali ve velayet hakkının kötüye kullanılmasıdır. Yargıtay’ın emsal kararı nettir: babalık duygularının tatmini ve çocuğun sağlıklı gelişimi için gerekli olan kişisel ilişkiyi engellemeye yönelik davranışlarda bulunan annenin “velayet hakkını kötüye kullandığı” tespitiyle velayet anneden alınıp babaya verilmiştir (Yargıtay 2. HD, E. 2016/11109, K. 2017/1492, T. 14.02.2017).

Yabancılaştırma iddialarında çocuğun “diğer ebeveyni görmek istemiyorum” beyanı, kendi özgür iradesi olarak değil, yabancılaştırmanın olası bir sonucu olarak uzmanlarca çözümlenmelidir; yüzeysel raporlarla yetinilemez, her iki ebeveyn ve çocukla görüşülerek kapsamlı inceleme yapılması gerekir (Yargıtay 2. HD, E. 2024/5917, K. 2025/4008, T. 21.04.2025). Beyan baskı altında verilmişse hakim, çocuğun üstün yararı gerektirdiğinde görüşün aksine karar verebilir.

Velayet Sahibi Ölürse Velayet Kime Geçer?

Yaygın kanının aksine, boşanma sonrasında velayet sahibi ebeveynin ölümü halinde velayet sağ kalan ebeveyne kendiliğinden geçmez. TMK m.336/3’teki “ölüm halinde velayet sağ kalana aittir” kuralı evlilik birliği içindeki ölümü düzenler; boşanma sonrası ölümde ise velayetin sağ kalana mı verileceği yoksa çocuğa vasi mi atanacağı, hakimin çocuğun üstün yararına göre kullanacağı takdirdedir. Sağ kalan ebeveyn çocukla ilişkisini sürdürmüşse ve velayete engel durumu yoksa velayetin ona verilmesi asıldır; ancak sağ kalanla çocuk arasında bağ yoksa ve çocuk örneğin büyükanne yanında istikrarlı bir düzen kurmuşsa vasi atanması gündeme gelir. Mahkeme bu değerlendirmeyi, tarafların ve çocuğun yaşadığı ortam görülerek hazırlanan uzman heyeti raporuyla yapmak zorundadır (Yargıtay 2. HD, E. 2023/9509, K. 2024/7304, T. 14.10.2024). Ölüm nedeniyle velayeti askıda kalan küçük, TMK m.404 uyarınca karar verilinceye kadar vesayet makamının koruması altındadır.

Davada Çocuğa Temsil Kayyımı Atanması

Velayetin değiştirilmesi davasında çocuk davanın konusu değil, öznesidir; ancak haklarını yasal temsilcisi olan velisi aracılığıyla kullanır. Davanın doğası gereği velayet sahibi ebeveyn ile çocuğun menfaatleri çoğu zaman çatışır — davanın açılış sebebi zaten velinin çocuğun menfaatine aykırı davrandığı iddiasıdır. Bu nedenle TMK m.426/2 uyarınca çocuğa temsil kayyımı atanması gerekir; kayyım atanması gereken hallerde bu eksikliğin giderilmemesi Yargıtay tarafından bozma sebebi kabul edilmektedir. Kayyım; çocuğun beyanının velinin baskısından arınmış biçimde alınmasını, uzman raporlarının çocuk adına denetlenmesini ve çocuğun mahkeme önünde bağımsız temsilini sağlar. Özellikle yabancılaştırma iddialarının yoğun olduğu dosyalarda kayyım, maddi gerçeğe ulaşmanın usuli güvencesidir.

Dava Nerede ve Nasıl Açılır?

Görevli mahkeme aile mahkemesidir; bulunmayan yerlerde aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesi bakar. Velayetin eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi, HMK m.382/2-b-13 uyarınca çekişmesiz yargı işidir; yetki, HMK m.384 gereği talepte bulunanın veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesine aittir ve kesin değildir. Uygulamada delillerin toplanması ve sosyal incelemenin sağlıklı yapılması için çocuğun fiilen yaşadığı yerde dava açılması en uygunudur. Davacı velayet sahibi olmayan ebeveyn, davalı velayet sahibidir; basit yargılama usulü uygulanır, resen araştırma ilkesi geçerlidir (HMK m.385/2) ve dava maktu harca tabidir. Hakim, koşullar zorunlu kılıyorsa talep olmaksızın resen de velayetin değiştirilmesine karar verebilir.

İspat Yükü ve Deliller

Yeni olgunun gerçekleştiğini ispat yükü, değişikliği talep eden taraftadır; ancak resen araştırma ilkesi nedeniyle hakim taraf delilleriyle bağlı değildir. Soyut iddialar (“daha iyi bakarım”, “daha iyi okula yazdırırım”) yeterli değildir; okula devamsızlık kayıtları, sağlık raporları, kişisel ilişkinin engellendiğini gösteren teslim tutanakları, ceza soruşturması evrakı, tanık beyanları gibi somut olgular aranır. Yargılamanın merkezinde sosyal inceleme raporu durur: güncel SİR alınmadan veya rapor tarafların güncel barınma, gelir ve psikolojik durumlarını yansıtmadan kurulan hükümler usul ve yasaya aykırıdır (Yargıtay 2. HD, E. 2024/2247, K. 2024/2259, T. 01.04.2024); raporlar arasında çelişki varsa giderilmeden karar verilemez. İdrak çağındaki çocuğun uzman eşliğinde dinlenmesi de zorunludur; beyanın esas alınmamasını gerektiren somut bir delil yoksa mahkemenin çocuğun görüşüne itibar etmesi beklenir (Yargıtay 2. HD, E. 2021/4855, K. 2021/6032, T. 14.09.2021).

Dava Sürerken Geçici Velayet

Velayetin değiştirilmesi davaları derinlemesine araştırma gerektirdiğinden zaman alabilir; bu süreçte çocuğun tehlike altında kalması ihtimaline karşı TMK m.169 kıyasen uygulanır ve hakim geçici önlemleri resen alır. Velayet sahibinin çocuğa şiddet uyguladığına veya çocuğu diğer ebeveynden tamamen kopardığına dair ciddi deliller varsa, mahkeme uzman görüşünün ara sonucuna dayanarak velayeti tedbiren diğer tarafa verebilir veya kişisel ilişkiyi yeniden düzenleyebilir. Geçici velayet kararı davanın esasına ilişkin ön kabul değildir; amacı yargılama süresince “onarılması güç sonuçları” önlemektir ve ara karar niteliğinde olduğundan kesinleşme beklenmeden uygulanır.

Kararın Sonuçları: Nafaka ve Kişisel İlişki

Velayetin değiştirilmesine karar verildiğinde iki fer’i sonuç kendiliğinden gündeme gelir. Birincisi, iştirak nafakası yükümlülüğü yer değiştirir: önceki velayet sahibinin lehine hükmedilen nafaka kararın kesinleşmesiyle sona erer; mahkeme, talep olmasa dahi yeni velayet sahibi yanındaki çocuk lehine, diğer ebeveynin gücü oranında iştirak nafakasına hükmeder. İkincisi, kişisel ilişki yeniden kurulur: önceki düzenleme ortadan kalkar ve velayeti kaybeden ebeveyn ile çocuk arasında, çocuğun gelişimini gözeten ve yabancılaştırmaya mahal vermeyecek yeni bir görüşme takvimi belirlenir. Aile hukukuna ilişkin nihai karar niteliğindeki değiştirme hükmü, kesinleşmeden icra edilemez.

Protokoldeki “Velayet Davası Açılamaz” Kayıtları Geçerli mi?

Geçersizdir. Anlaşmalı boşanma protokollerine konulan “taraflar ileride velayetin değiştirilmesi davası açamaz” veya “velayet sahibi yeniden evlenirse velayet kendiliğinden diğer tarafa geçer” türündeki kayıtlar, kamu düzenine ve çocuğun üstün yararına aykırı olduğundan hükümsüzdür. Velayet, ebeveynlerin serbestçe tasarruf edebileceği bir malvarlığı hakkı değil, çocuğun korunması için öngörülmüş kamusal bir görevdir: “Velayet, kamu düzenine ilişkin olup, bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur” (YHGK, E. 2017/2410, K. 2021/346). Velayet sahibi evlendiğinde protokolde “velayet geçer” yazsa dahi hakim, TMK m.349 çerçevesinde resen araştırma yaparak çocuğun güncel menfaatine göre karar verir; dava açma hakkından geleceğe yönelik feragat de usul hukuku bakımından sonuç doğurmaz.

Dava Reddedilirse Tekrar Açılabilir mi?

Evet. Velayet kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez; koşullar değiştiğinde karar da değişebilir. Değiştirme davası reddedilmiş olsa bile, redden sonra ortaya çıkan yeni vakıalar (ebeveynin ağır hastalığı, çocuğun okul başarısızlığı, istismar şüphesi, kişisel ilişkinin engellenmeye başlanması gibi) her zaman yeni bir dava açılmasına imkan verir. Yargıtay bu dinamik yapıyı şöyle ifade eder: “Velayet kamu düzenine ilişkin olup, resen araştırma ilkesi geçerlidir… yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin bile göz önünde tutulması gerekir” (Yargıtay 2. HD, E. 2022/2425, K. 2022/4163, T. 09.05.2022). Her yeni davada mahkeme, güncel durumu yeni uzman raporlarıyla yeniden değerlendirir.

Emsal Yargıtay Kararları

Yargıtay 2. HD, E. 2016/11109, K. 2017/1492, T. 14.02.2017 — Baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişkiyi engellemeye yönelik davranışlarda bulunan annenin velayet hakkını kötüye kullandığı; velayetin anneden alınarak babaya verilmesi gerektiği.

[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/11109, K. 2017/1492, T. 14.02.2017

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Velayetin Değiştirilmesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 14.02.2017 günü temyiz eden davacı … ile vekili Av. … ve karşı taraf davalı … ile vekili Av. … geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı baba, boşanma ile velayeti davalı anneye bırakılan ortak çocuk 04.07.2009 doğumlu …’nin velayetinin değiştirilerek kendisine verilmesini talep etmiş, mahkemece anne tarafından velayet görevinin gereği gibi yerine getirildiği ve velayetin değiştirilmesini gerektiren bir sebebin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Velayet düzenlemesinde: çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde asıl olan küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır. Çocuğun yararı ise; çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Çocuğun bu konulardaki üstün yararını belirlerken; çocuk yetişkin biri olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir olayda, kendi yararı için ne gibi bir karar verebilecekti ise, çocuk için karar verme makamındaki kişinin de, aynı yönde karar vermesi; yani çocuğun farazi düşüncesi esas alınacaktır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca velayet, çocukların bakım, eğitim, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsar.
Velayet, aynı zamanda ana babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin haklan, ödevleri, yetkileri ve yükümlülükleri de içerir.
Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri; özellikle çocukları şahıslarına, bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi tnlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir İnsan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.
Velayet, kamu düzenine ilişkin olup bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunlu olup, yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin bile göz önünde tutulması gerekir.
../….
Boşanma ile düzenlenen velayetin değiştirilebilmesi için velayet kendisine verilen tarafın ya da velayete konu çocuğun durumunda boşanma hükmünden sonra esaslı değişikliklerin olması şart olup, ayrıca esaslı değişikliğin önemli ve sürekli olması da gerekmektedir.
Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür (TMK m.324/1).
Buna göre velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğuracağı onarılması güç sonuçlar degerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır.
Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; ortak çocuk davalı anne ile birlikte yaşayan, davalı annenin davanın açılmasından sonra 24/05/2014 tarihinde evlendiği eşinin bir sosyal paylaşım sitesinde birden çok kez küfür ve cinsellik içeren paylaşımları yanında, davaya konu ortak çocuğun makyajlı ve bikinili fotoğraflarını paylaştığı, altlarında da özensiz veya olumsuz çağrışım oluşturabilecek yorumlarda bulunduğu, annenin de dava sürecinde babayı icra takibi yapmaya zorlayarak çocuk ile babanın kişisel ilişki kurma hakkını engellediği; anne ve çocuğun evde bulunmaması ya da anne tarafından yönlendirilen çocuğun istememesi sebepleriyle 24/01/2016, 30/01/2016 ve 23/01/2017 tarihlerinde icra yoluyla dahi kişisel ilişkinin kurulamadığı anlaşılnaktadır. Öncelikle; davalı annenin eşinin, herkese açık internet platformundaki görsel ve yazılı paylaşımlar ve çocuk ile ilgili yaptığı paylaşımlar dikkate alındığında, çocuğun bulunduğu mevcut ortam, fiziksel ve psikolojik yöndeki gelişimini olumsuz etkileyecek niteliktedir. Ayrıca davalı annenin de babalık duygularının tatmini ve çocuğun sağlıklı gelişimi bakımından gerekli olan, baba ve çocuk arasında kişisel ilişki kurma hakkını engellemeye yönelik davranışlarda bulunarak velayet hakkını kötüye kullandığı anlaşılmakla; yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde davanın kabulü ile dava konusu ortak çocuğun velayetinin değiştirilmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 14.02.2017 (Salı)]

Yargıtay HGK, E. 2017/2410, K. 2021/346, T. 25.03.2021 — Velayetin değiştirilmesinde çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz eden olguların aranacağı; velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu ve tarafların beyanlarından ziyade çocuğun menfaatinin esas alınacağı.

[Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2410, K. 2021/346, T. 25.03.2021

MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “velayetin değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 4. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 28.03.2014 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 06.09.2012 tarihinde evlendiklerini, bu evlikten 15.11.2013 tarihinde Mehmet Efe isimli ortak çocuklarının dünyaya geldiğini, sonrasında Ankara 11. Aile Mahkemesinin 25.02.2104 tarihli ve 2013/1752 E., 2014/203 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, kararın taraflarca temyiz edilmeyerek 24.03.2014 tarihinde kesinleştiğini, boşanma aşamasında müvekkilinin doğum izni nedeniyle maaş alamadığını, Türkiye’de kendisine yardımcı olabilecek bir yakınının bulunmadığını, erkek eşin kendisini ölümle tehdit etmesi nedeniyle ortak çocuğun velayetinin babaya verilmesini kabul etmek zorunda kaldığını, tehdit edilmesine dayanak olay nedeniyle davalının Ankara Sulh Ceza Mahkemesinde yargılanmasının devam ettiğini, boşanma kararının akabinde ortak çocuğun baba tarafından Malatya’da yaşayan annesine bırakıldığını, babanın ise Ankara’da yaşadığını, ortak çocuğa bakması için bırakılan babaannenin kuaför olarak çalıştığını, bu sebeple davalının velayet görevinin yükümlülüklerine aykırı davrandığını, müvekkilinin ise boşanma kararından sonra yeniden çalışmaya başladığını, gelirinin bulunduğunu, çocuğuna sağlıklı bir şekilde bakabileceğini, çocuğun henüz dört aylık olması nedeniyle anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğunu ileri sürerek velayetin değiştirilmesine ve ortak çocuk yararına 500,00TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı cevap dilekçesi sunmamış olup yargılama aşamasında davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Ankara 4. Aile Mahkemesinin 19.12.2014 tarihli ve 2014/432 E., 2014/1674 K. sayılı kararı ile; davalı baba tarafından velayetin değiştirilmesine karşı çıkılmadığı, dosya kapsamına göre davacı annenin Başbakanlığa bağlı Yurt Dışı Türkler Daire Başkanlığı’nda çalıştığı, annesiyle birlikte yaşadığı, davalının ise Malatya’da yaşadığı, ortak çocuğu annesine bırakıp zaman zaman Ankara’ya çalışmaya gitmek zorunda kaldığı, ortak çocuğun henüz bir yaşında olduğu, yaşı nedeniyle anne bakım ve sevgisine ihtiyaç duyduğu, dosyaya gelen bilgi ve belgelere göre velayetin değiştirilmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle velayetin davacı anneye verilmesine ve tarafların mali durumu gözetilerek çocuk yararına 300,00TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 28.04.2015 tarihli ve 2015/7631 E. ve 2015/8714 K. sayılı kararı ile;
“…Hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği düşünüldü:
Velayetin kaldırılması, eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi, kamu düzeniyle ilgili olup. hakimin re’sen harekete geçtiği ve re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu işlerdendir. (…m. 385/2) Aile mahkemesi, görev alanına giren konularda önüne getirilen uyuşmazlıklarda, küçükler hakkında, bakım ve gözetimine yönelik nafaka yükümlülüğü konusunda gerekli önlemleri almaya, bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunan veya manen terkedilmiş halde bulunan küçüğü, ana ve babadan alarak bir aile yanına ya da özel sağlık kurumuna veya eğitimi güç çocuklara mahsus kuruma yerleştirmeye, bu hususlarda bir talep olup olmadığına bakmaksızın kendiliğinden karar verebilir. (4787 s. K. m. 6 /2a-b) Bu bakımdan, hakimin, velayet hakkına sahip olan ebeveynin, bu görev ve sorumluluğunu yerine getirip getirmediğini re’sen araştırması esası itibariyle doğrudur.
Dosya kapsamına göre tarafların 24.03.2014 tarihinde anlaşmalı olarak boşandıkları ve velayetin babaya bırakıldığı annenin 300 TL iştirak nafakası ödemesine karar verildiği eldeki davanın ise 28.03.2014 tarihinde boşanma kararından 4 gün sonra açıldığı anlaşılmaktadır. Toplanan deliller, babanın velayet görevini gereği gibi yerine getirmediğini, çocuğa karşı yükümlülüklerini savsakladığını kabule yeterli değildir. Diğer bir ifade ile, Türk Medeni Kanununun 348’nci maddesindeki velayetin kaldırılmasını gerektiren ve Türk Medeni Kanununun 183,349,351/1. maddeleri gereğince velayet sahibinin değiştirilmesini gerektirecek sebepler olayda gerçekleşmemiştir. Bu bakımdan velayet hakkının babadan kaldırılmasına karar verilmesi doğru bulunmamıştır,..” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
8. Ankara 4. Aile Mahkemesinin 20.11.2015 tarihli ve 2015/1214 E., 2015/1509 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; anlaşmalı boşanmalarda çocuğun yaşının küçük olmasına rağmen boşanmanın sağlanması amacıyla çocuğun babaya verilmesinin hayatın bir gerçeği şeklinde ortaya çıktığı, ortak çocuğun 15.11.2013 doğumlu olup eldeki dava ile boşanma davalarının açıldığı tarihlerde henüz dört aylık olduğu, bu nedenle anne sevgisine tam anlamıyla muhtaç olduğu, velayetin kamu düzeni ile ilgili olduğu, velayet ile ilgili yapılacak değerlendirmede çocuğun üstün yararının gözetilmesi gerektiği, ortak çocuğun boşanmanın gerçekleştiği andan itibaren davalının Malatya’da yaşayan annesinin yanına bırakıldığı, dört aylık bir çocuğun anne dururken babaanne ile kalıyor olması, babanın görev yerinin Ankara olması nedeniyle çocuğun yanında bulunmaması durumlarının velayetin değiştirilmesi sebebi olduğu, dava açıldığı tarihte babanın görev yerinin Ankara olduğu hâlde, velayetin tedbiren anneye verilmesinden sonra tayinini Malatya’ya yaptırdığı, somut olayda ortak çocuğun eldeki davanın açıldığı tarihten itibaren fiilen anne yanında yaşadığı, annenin iş ve akademik anlamda başarılı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
9. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ortak çocuğun üstün yararı ve eldeki davanın boşanma kararından dört gün sonra açılmış olduğu hususları gözetildiğinde, taraflar arasında velayetin değiştirilmesinin yasal koşullarının oluşup oluşmadığı, burada varılacak sonuca göre velayet hakkının davalıdan alınarak davacıya verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
12. Bilindiği üzere velayet ile ilgili düzenlemeler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 335 ila 351. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır. Velayet: kavram olarak, küçüklerin ve bazı durumlarda kısıtlı çocukların gerek kişiliklerinin gerek mallarının korunması ve onların temsili konusunda kanunun ana babaya yüklediği ödevler ile bu ödevlerin gereği olan hakların tümünü ifade eder. Velayet düzenlemesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. Bu nedenledir ki, velayet bir hak olduğu kadar belki ondan fazla olarak bir yetkidir. Velayet hakkı bunu kullananın değil aslında çocuğun yararına bir haktır. Bu sebeple velayete bir yetki olarak bakılması kurumun niteliğinin doğal sonucudur.
13. Çocukların kişiliklerinin ve mallarının korunmasının yanı sıra onların temsili konusunda Türkiye’nin de taraf olduğu birçok sözleşme mevcuttur. Çocuk hakları konusunda en çok katılımın gerçekleştiği milletlerarası sözleşme ise Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesidir. Anılan Sözleşme, Birleşmiş Milletlerin 44. Genel Kurulu’nda 20 Kasım 1989 tarih ve 44/25 sayılı kararıyla kabul edilerek 02.09.1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir (ÇHS-1989). ÇHS Türkiye tarafından 14.09.1990 tarihinde imzalanmıştır. Türkiye bakımından Sözleşme, kanun olarak 27.01.1995 tarihinde yürürlüğe girmiş ve böylece Türkiye Sözleşme’ye taraf devlet konumuna gelmiştir. Sözleşme, çocuk haklarına yönelik olarak; ayrımcılık yapmama (m. 2), çocuğun üstün yararı (m. 3), yaşama ve gelişme (m. 6), son olarak da çocuğun görüşüne değer verme (m. 12) olmak üzere dört temel ilkeyi bünyesinde barındırmaktadır.
14. Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocuklara bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile çocuğu istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.
15. Velayet, kamu düzenine ilişkin olup, bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.
16. Belirtilmelidir ki, velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe, ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz.
17. Velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğurabileceği onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır.
18. Bu kapsamda, çocuğun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta olduğu, talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenemeyeceği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır.
19. Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır.
20. Mahkemece, açıklanan özellikler yanında mümkün oldukça çocuğun alıştığı ortamın değiştirilmemesine, kardeşlerin ayrılmamasına özen gösterilmeli, velayetin verileceği taraf yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olup olmayacağı yönünde ciddi ve inandırıcı delil olup olmadığı veya hemen meydana gelecek tehlikenin varlığının ispat edilip edilemediği ve maddi durumun iyiliğinin tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmeyeceği hususu da mutlaka değerlendirilmelidir.
21. Nitekim açıklanan ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2010 tarihli ve 2010/2-501 E., 2010/492 K.; 23.11.2011 tarihli ve 2011/2-547 E., 2011/695 K.; 16.03.2012 tarihli ve 2011/2-884 E., 2012/197 K. ile 06.03.2013 tarihli ve 2012/2-794 E., 2013/310 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
22. Eldeki davada; tarafların 06.09.2012 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten 15.11.2013 tarihinde Mehmet Efe isimli ortak çocuklarının dünyaya geldiği, sonrasında anlaşmalı olarak boşandıkları, protokol uyarınca velayetin babaya verildiği ve kararın 24.03.2014 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı bu tarihten dört gün sonra 28.03.2014 tarihinde TMK’dan doğan ve bir anne olarak kendisine tanınan velayet hakkının tarafına verilmesine karar verilmesi amacıyla velayetin değiştirilmesi davasını açmıştır. Mahkemece 06.06.2014 tarihli ön inceleme tensip tutanağı ile çocuğun yaşı gereği anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğu dikkate alınarak velayetin tedbiren anneye verildiği, davalı vekilinin 24.09.2014 tarihli duruşmada “…velayetin karşı tarafa verilmesi hususunda anlaşma yolundayız. Ancak nafakanın miktarında anlaşamıyoruz,…” şeklinde beyanda bulunduğu, özetle küçüğün tedbir tarihinden itibaren anne yanında yaşadığı anlaşılmaktadır.
23. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; tarafların her ikisinin de memur olduğu ve evlilik süresince Ankara’da yaşadıkları, küçük Mehmet Efe henüz dört aylıkken anne ve babasının boşandıkları, velayet hakkı kendisinde olan babanın işi nedeniyle ortak çocuğu Malatya’da bulunan annesinin yanına bıraktığı, ancak babaannenin çalışıyor olması nedeni ile çocuğa bir akrabanın baktığı, velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu ayrıca çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde kamusal veya özel sosyal yardım kurum ve kuruluşları da dahil olmak üzere tüm mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından çocuğun üstün yararının temel düşünce olması gerektiği, bu temel düşünce karşısında eldeki davanın anlaşmalı boşanma kararından dört gün sonra açılmasının bir öneminin bulunmadığı, yerel mahkemece verilen tedbir kararı ile anne sevgisine tam anlamıyla muhtaç olan küçüğün bakımının babaanne yerine annesi tarafından yerine getirilmesi gerektiği gözetilerek o tarihte henüz yedi aylık olan bebeğin annesine verildiği ve o tarihten itibaren küçük çocuğun anne ile birlikte yaşadığı, babanın velayet hakkına sahip olduğu üç aylık süre boyunca velayet görevinin yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmediği, annenin ekonomik ve sosyal statüsüne bakıldığında Azerbaycan uyruklu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu, Türkiye Orta Doğu Amme İdaresinde yüksek lisans ve doktora eğitimlerini tamamladığı, akademik unvan kapsamında yönetim bilimleri doktoru olduğu, aynı zamanda Polis Akademisi Uluslararası Güvenlik Ana Bilim Dalında ikinci bir yüksek lisans yaptığı, Başbakanlık Yurt Dışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığında uzman kadrosunda çalıştığı, Ankara’da yaşamını devam ettirdiği, küçüğün fiziksel, ruhsal ve ahlaki gelişimi için ihtiyaçlarını karşılayabileceği konusunda bir tereddüt bulunmadığı, bir anne olmanın sorumluluklarını yerine getirdiği anlaşılmaktadır.
24. Açıklanan nedenlerle küçüğün velâyetinin davacı babada bırakılması hâlinde yaşı ve alışageldiği ortamdan koparılmasının onun bedenî ruhî ve ahlakî gelişimine olumsuz etki yapacağı, sürdürdüğü tüm yaşamın bir başka ifade ile alıştığı ortamın değişeceği anlaşılmakla küçüğün üstün yararı için velayetinin anneye verilmesinin çok daha uygun olacağı sonucuna varılarak direnme kararı yerinde görülmüştür.
25. Ne var ki, davalı vekilinin ortak çocuk yararına hükmedilen iştirak nafakasının miktarına ilişkin sair temyiz itirazı Özel Dairece incelenmediğinden, bu yön hakkında gerekli inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Velayet kararına yönelik direnme uygun bulunduğundan, davalı vekilinin işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 2. Hukuk Dairesine Gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.03.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.]

Yargıtay 2. HD, E. 2024/7713, K. 2025/4409, T. 30.04.2025 — Üvey ebeveyn hakkındaki istismar iddiasının ceza soruşturması evrakı getirtilerek ve üçlü uzman heyetinden çocuğun görüşünü içeren yeni rapor alınarak titizlikle araştırılması gerektiği.

[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/7713, K. 2025/4409, T. 30.04.2025

MAHKEMESİ: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2021/1287 E., 2024/1460 K..
DAVA TÜRÜ: Karşılıklı Boşanma
İLK DERECE MAHKEMESİ: İzmir 1. Aile Mahkemesi
SAYISI: 2018/281 E., 2021/36 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-davacı erkek vekili tarafından velâyet düzenlemesi, iştirak nafakası yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Mahkemece, 2013 doğumlu ortak çocuk …’nın velâyeti davacı-davalı anneye verilmiştir. Velâyetin düzenlenmesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. Velâyet düzenlemesi yapılırken çocuğun üstün yararının belirlenmesi amacıyla psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan, her iki ebeveyn ve çocukla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip; tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre çocuğun sağlıklı gelişimi için velâyeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığının araştırılması, Mahkemece idrak çağındaki çocuğun görüşü alınıp ve diğer deliller de gözönüne alınmak suretiyle ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilerek velâyet konusunda bir karar verilmesi gerekir.
Velâyet kamu düzenine ilişkindir. Yargılama aşamasında meydana gelen olayların dahi göz önünde tutularak çocuğun üstün yararına belirlenmesi gerekir.
Somut olayda İzmir Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğü’nce 13.12.2019 tarihinde heyet tarafından düzenlenen sosyal inceleme raporunda; ortak çocuğun babasını sevmediğini ve istemediğini , annesinin yanında mutlu olduğunu söylediği, çocuğun baba ile görüşmede isteksiz olduğu göz önüne alınarak velâyetinin anneye verilmesine, danışmanlık tedbiri uygulanmasına, baba ile çocuk arasında öncelikle yatısız kişisel ilişki düzenlenmesine ilişkin görüş bildirilmiştir. Davalı-davacı erkek, temyiz dilekçesinde ortak çocuğun üvey babası tarafından cinsel istismara uğradığını ve bu nedenle önleyici tedbir kararı neticesinde çocuğun velâyetinin geçici süre ile babaya verildiğini ve çocuğun halen yanında kalmaya devam ettiğini belirtilmiştir.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, üvey baba tarafından çocuğa cinsel istismar uygulandığı iddiasına yönelik hazırlık ve varsa kovuşturma evraklarının getirtilmesi ile sonucu uyarınca çocuğun görüşünü de içerecek ve görüş bildirecek şekilde psikolog, pedagog ve sosyal hizmet uzmanından oluşacak 3’lü heyet tarafından yeniden rapor düzenlenmesinin istenmesi ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonuca göre velâyet hususunda yeniden karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortak çocuğun velâyetinin belirlenmesi yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının ortak çocuğun velâyetinin belirlenmesi yönünden BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı-davacı erkek vekilinin iştirak nafakasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]

Yargıtay 2. HD, E. 2023/9509, K. 2024/7304, T. 14.10.2024 — Velayet sahibinin ölümü halinde velayetin kaldırılması ve vasi atanması şartlarının, tarafların ve çocuğun yaşadığı ortam görülerek uzman heyeti incelemesiyle araştırılması gerektiği; velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu.

[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/9509, K. 2024/7304, T. 14.10.2024

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2023/1923 E., 2023/2624 K.
KARAR: Kararın kaldırılarak kısmen yeniden esas hakkında hüküm kurulması
İLK DERECE MAHKEMESİ: Zile Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
SAYISI: 2022/172 E., 2023/242 K.
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve karşı davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına ve boşanmanın ferilerine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulüyle kararın kaldırılarak yeniden kısmen esas hakkında hüküm kurulmasına, tarafların sair istinaf taleplerinin ise esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı-karşı davacı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı-karşı davalı erkek vekili dava dilekçesinde özetle: kadının ortak çocuklara fiziksel şiddet uyguladığını, ortak çocukların maddî ve manevî ihtiyaçları ile ilgilenmediğini, çocukların eğitim durumlarından bihaber olduğunu, güven sarsıcı davranışları olduğunu ve sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini, birlik görevlerini yerine getirmediğini ileri sürerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 162 nci maddesi uyarınca, bu talebin kabul edilmemesi halinde aynı kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetlerinin babaya verilmesi ile her biri için ayrı ayrı aylık 750,00’şer TL tedbir nafakasının dava tarihinden itibaren erkeğe ödenmesine, kararın kesinleşmesi ile birlikte iştirak nafakası olarak devamına, nafaka meblağının her yıl TÜFE oranında arttırılmasına karar verilmesine, erkek yararına 100.000,00 TL maddî, 200.000,00 TL manevî tazminatın yasal faizi ile birlikte kadından tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı-karşı davacı kadın vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle: 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına, ortak çocuklar için ayrı ayrı aylık 1.000,00’er TL tedbir ve iştirak nafakasına, nafakalara TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artış uygulanmasına, kadın yararına aylık 1.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ödenmesine, nafakaya TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artış uygulanmasına, kadın yararına 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminatın faiziyle erkekten tahsiline, ziynet eşyalarının aynen iadesine, aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde bilirkişi incelemesi sonucunda tespit edilecek bedelinin faiziyle birlikte erkekten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kadının erkeği aldattığı, birlik görevlerini yerine getirmediği ve ortak çocuklarla ilgilenmediği, erkeğin ise evin ihtiyaçlarını karşılamadığı, böylece evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda kadının ağır, erkeğin ise az kusurlu olduğu gerekçesiyle erkeğin asıl davasında 4721 sayılı Kanun’un 162 nci maddesinde düzenlenen boşanma isteminin reddine, asıl ve karşı davanın 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin anneye verilmesine, baba ile aralarında kişisel ilişki tesisine, kadın yararına aylık 750,00 TL tedbir ve 1.000,00 TL yoksulluk nafakasına, ortak çocuklardan her biri yararına aylık 600,00’er TL tedbir ve iştirak nafakasına, erkek yararına yasal şartları oluştuğu gerekçesiyle 50.000,00 TL maddî, 30.000,00 TL manevî tazminat ödenmesine, kadının maddî ve manevî tazminat talebinin reddine, kadının ziynet alacağına ilişkin davasının kabulüyle cins ve miktarı gerekçeli kararın (1) bendinde yer alan ziynetlerin kadına aynen iadesine, aynen iadesi mümkün değilse 32.882,40 TL’nin yasal faizi ile birlikte erkekten tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde; taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı-karşı davalı erkek vekili istinaf dilekçesiyle; kusur belirlemesi, nafaka ve tazminatların miktarı, velâyet ve ziynet alacağı yönünden kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı-karşı davacı kadın vekili istinaf dilekçesiyle; kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatlar, kendi tazminat taleplerinin reddi ve nafakaların miktarı yönünden kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; mahkemece taraflara yüklenen kusurlu davranışların yanında ayrıca kadının güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, ev işleri yapmayarak birlik görevlerini yerine getirmediği, çocuklarla ilgilenmediği, eşine hakaret ettiği, kocanın boşanalım demesi üzerine intihara teşebbüs ederek kocaya psikolojik şiddet uyguladığı, çocuklara şiddet uyguladığı, ayrıca eşini birden fazla kez aldattığı, erkeğin ise ihtiyaçları gidermeyerek birlik görevlerini yerine getirmediği, eşine ve çocuklara şiddet uyguladığı anlaşılmakla bu kusurlu davranışların da taraflara yüklenmesi gerektiği fakat bu kusurlu davranışların taraflara yüklenmesi durumunda dahi boşanmanın meydana gelmesindeki olaylarda yine de eşine hakaret eden, eşini aşağılayan, eşine ve çocuklara şiddet uygulayan, ihtiyaçları gidermeyerek birlik görevlerini yerine getirmeyen erkeğin az, eşini birden fazla kez aldatan, güven sarsıcı davranışlarda bulunan, ev işleri yapmayarak birlik görevlerini yerine getirmeyen, çocuklarla ilgilenmeyen, eşine hakaret eden, kocanın boşanalım demesi üzerine intihara teşebbüs ederek erkeğe psikolojik şiddet uygulayan, çocuklara şiddet uygulayan kadının ağır kusurlu olduğu, kusur gerekçesinin bu şekilde düzeltilmesi gerektiği, kadının ağır kusurlu olması nedeniyle yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu, ortak çocuklar yararına hükmedilen iştirak nafakası miktarlarının az olduğu, nafakalara ÜFE oranında artış uygulanmasına ilişkin talep olduğu halde bu konuda karar verilmemesinin hatalı olduğu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusur derecelerine nazaran erkek yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminat miktarlarının fazla olduğu, kadının ziynet eşyası alacağının 1.000,00 TL sine dava, kalanına ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekir iken tamamına dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle erkeğin kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası, ziynet alacağı yönünden, kadının ise kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatların miktarı ve iştirak nafakasının miktarı yönünden yapmış olduğu istinaf itirazlarının kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının bu yönlere ilişkin hüküm fıkralarının kaldırılmasına, yeniden kısmen esas hakkında hüküm kurulması suretiyle kusur gerekçesinin belirtilen şekilde düzeltilmesine, kadın yararına aylık 750,00 TL tedbir nafakası ödenmesine, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine, ortak çocuklar yararına 600,00’er tedbir, 1.000,00’er TL iştirak nafakası ödenmesine, nafakalara her yıl ÜFE oranında artış uygulanmasına, erkek yararına 20.000,00 TL maddî, 20.000,00 TL manevî tazminat ödenmesine, ziynet bedelinin 1.000,00 TL’sine dava tarihinden geri kalan miktarına ise ıslah tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, tarafların sair istinaf taleplerinin ise esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-karşı davacı kadın vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı-karşı davacı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; kadının boşanmaya nedne olan olaylarda kusuru olmadığını, erkeğin kadını sürekli aşağıladığını, hakaret ettiğini, hem fiziksel hem de manevî şiddet uyguladığını, çocuklarıyla ilgilenmediğini, ihtiyaçlarını karşılamadığını, erkeğin başka kadınla kaçarak kadını aldattığını, bu vakıanın cevap dilekçesi sunulduktan sonra ileri sürülmesinin hükme esas alınmaya engel teşkil etmeyeceğini, erkeğin bu vakıaya ilişkin itirazı olmadığını, erkeğin tam kusurlu olduğunu ya da tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen maddî ve manevî tazminatlar, kadının yoksulluk nafakası ve tazminat taleplerinin reddi ile kadın ve çocuklar yararına hükmedilen nafakaların miktarı yönünden bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davacı-karşı davalı erkek tarafından temyiz aşamasında sunulan 13.09.2020 tarihli dilekçe ile annenin çocukları yurda bıraktığını, yurdun kendisine teslim ettiğini, çocukların tekrar kendisinden annesine gittiklerini, çocuklardan haber alamadığını, annenin psikolojisi bozuk olup çocuklardan endişe ettiğini, bu nedenle çocukların yurda tekrar teslim edilmesini talep ettiği görülmüştür.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflarca karşılıklı olarak açılan boşanma davasında kusur belirlemesinin ve buna bağlı olarak erkek yararına tazminata hükmedilmesinin isabetli olup olmadığı, isabetli ise miktarların hakkaniyete uygun olup olmadığı ile nafaka miktarlarının az olup olmadığı, kamu düzenine ilişkin olan velâyet düzenlemesi noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci, 182 nci ve 330 uncu maddeleri. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddesi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci ve 51 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre kadının iştirak nafakası dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Taraflarca açılan boşanma davalarının yapılan yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince ortak çocukların velâyetinin anneye verildiği, babanın velâyete ilişkin istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği, her ne kadar baba tarafından velâyete yönelik temyiz talebinde bulunulmamış ise de temyiz aşamasında velâyete yönelik 13.09.2024 tarihli dilekçe verildiği görülmüştür. Velâyet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir. Çocuğun yararı ise; çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Çocuğun bu konulardaki üstün yararını belirlerken; çocuk yetişkin biri olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir olayda, kendi yararı için ne gibi bir karar verebilecekti ise, çocuk için karar veren makamındaki kişinin de aynı yönde vermesi gereken karar; yani çocuğun farazi düşüncesi esas alınacaktır.
3.Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12 inci maddesi ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 3 üncü ve 6 ncı maddeleri, iç hukuk tarafından yeterli idrake sahip olduğu kabul edilen çocuklara, kendilerini ilgilendiren davalarda görüşlerini ifade etmeye olanak tanınmasını ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür. velâyet hususu, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir.
4.Somut olayda, davacı-karşı davalı erkek dosya temyiz incelemesinde iken 13.09.2024 tarihli dilekçe ile velâyeti annede bulunan iki ortak çocuğun anneleri tarafından Niksar Çocuk Evleri Müdürlüğüne bırakıldığını, müdürlük tarafından da çocukların babalarına teslim edildiğini, daha sonra çocukların babayı istemeyip annelerine gittiklerini, çocuklarından haber alamadığını, annenin psikiyatrik ilaçlar kullanan bir kimse olduğunu, endişe ettiğini, çocukların yurda verilmesi gerektiğini beyan etmiştir. Velâyet kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle yargılamanın her aşamasında hakim tarafından ortaya çıkan koşulların değerlendirilmesi ve res’en dikkate alınması gerekir. Çocuğun menfaati gerektirdiğinde velâyet sahibi değiştirilebileceği gibi durum ve koşullara göre 4721 sayılı Kanun’un 349 uncu maddesi gereğince velâyet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir. Bu durumda Mahkemece yapılacak iş; çocuğun bedeni ve fikri gelişimi açısından velâyetin kaldırılması ve vasi atanması şartlarının bulunup bulunmadığı konusunda tarafların ve ortak çocukların yaşadıkları ortam ve sosyal çevre de görülmek suretiyle 4721 sayılı Kanun’un 347 nci maddesinde düzenlenen çocuğun bir kuruma yerleştirilmesi ihtimali de değerlendirilerek ortak çocukların velâyetine yönelik psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşturulacak heyete yeniden inceleme yaptırılarak delillerin birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar vermesinden ibaret olup hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının velâyet düzenlemesi yönünden BOZULMASINA, bozma sebebine göre kadının iştirak nafakalarının miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
2.Davalı-karşı davacı kadın vekilinin iştirak nafakalarının miktarı dışındaki temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]

Yargıtay 2. HD, E. 2024/2247, K. 2024/2259, T. 01.04.2024 — Güncel sosyal inceleme raporu alınmadan veya rapor tarafların güncel barınma, gelir ve psikolojik durumlarını yansıtmadan velayetin değiştirilmesine karar verilemeyeceği.

[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/2247, K. 2024/2259, T. 01.04.2024

MAHKEMESİ: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2023/2143 E., 2024/4 K.
…: … vekili Av. …
DAVALI-DAVACI: … vekili Av. …
DAVA TARİHİ: …,…
KARAR: Bozmaya uyularak kısmen kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen boşanma davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; bozmaya uyularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı- davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
… erkek vekili dava ve karşı davaya cevap dilekçelerinde özetle; Tarafların görücü usulü 2019 yılında evlendiklerini, davalı kadının kendisinden kaçtığını ve cinsel ilişkinin kurulamadığını, kadının doktora gitmeyi kabul etmediğini hatta bu nedenle erkeğe kızmaya tavır almaya cephe almaya başladığını, bu sıkıntılı süreç devam eder iken davalı- davacı kadının hamile olduğunun anlaşıldığını, davacı – davalı erkeğin çocuğun kendisinden olmadığını davalı kadına ilettiğini, davalı …’nin telefonunu elinden hiç bırakmadığını, sürekli olarak gizli gizli telefon ile görüşmeler yaptığını, davacı- davalı erkek, davalı- davacı kadına kim ile görüştüğünü sorduğunda … isimli bir kız arkadaşı ile konuştuğunu söylediğini, erkeğin bu kişinin telefon numarasını öğrendiğinde bu kişinin kadının amcası oğlu olan … olduğunu tespit ettiğini, kadının amcası oğlu … ile telefonda görüştüğünde ise A. Y.’ın ben M.’yi seviyorum, siz evlenmeseniz ben onu alacaktım dediğini, erkek evin içinde iken sürekli olarak kaçmaya devam ettiğini, zaman zaman kendisini yatak odasına kilitleyip hastayım rahatsızım diyerek odadan çıkmadığını, ancak davacı – davalı erkek işe gittiği zamanlarda ise ilk fırsatta evden dışarı çıktığını hatta davacı- davalı erkeğe haber vermediğini, aradıkları zaman davalı- davacı kadının telefonunun sürekli meşgul olduğunu, sorduklarında kız arkadaşları ile konuştuğunu söyleyerek konuyu geçiştirdiğini, bayram ziyaretlerine tek başına gittiğini, sıcak tencere yemeği yiyemediğini, davalı-davacı kadının, evlilik birlikteliği yükümlülüklerini yerine getirmediğini, sürekli olarak müvekkilinden kaçtığını ve evliliğin temelindeki güven ilişkisi defalarca yerle bir edecek şekilde gizli gizli sürekli olarak birileri ile telefonda görüştüğünü beyan ederek evlilik birlikteliğinin temelinden sarsılması nedeni ile tarafların boşanmalarına, erkek yararına 10.000,00 TL maddî tazminata, 50.000,00 TL manevî tazminata dava tarihinden itibaren işleyecek bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faiziyle birlikte hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı- davacı kadın vekili cevap ve ikinci cevap dilekçelerinde özetle; asıl dava dilekçesinde dayanılan vakaların gerçeği yansıtmadığını, erkeğin evlilik birliği içerisindeki mahrem konuları ailesine ve üçüncü kişilere anlattığını,evlilik hayatının gerektirdiği şekilde ve sıklıkta cinsel ilişkiye girdiklerini fakat davacının bu isteğini bir kez olsun reddettiğinde … erkeğin annesine, ailesine hiç ilişkiye girmedikleri , davalı-davacı kadının bakire olmadığı yönünde ithamlarda bulunduğunu, sürekli cinsel ilişkiye girmek istediği yönünde baskı yaptığını, hamile kalan çocuğun kendisinden olmadığını, davalı-davacı kadının bakire olmadığını, birlikte olmadıklarını iddia ettiği, seni boşayacağım dediğini, bu ağır ithamlara dayanamayarak babasının yanına gittiğini sonrasında … erkeğin ısrarları ile tekrar birlikte olduklarını ancak yine kadınlık vazifesini yapmadığı yönünde ithamlarda bulunduğunu, durduk yere alemlere akacağım, alemler beni bekliyor gibi sözler ettiğini, ortak konutun karşı binasında kızlar olduğunu söylemekte, birinin iş yerinde çalıştığını söyleyerek bir şeyler ima ettiğini, televizyon izlerken şu kızı çok beğeniyorum tarzında sözler ettiğini, gereksiz bir şekilde kıskandırmaya çalıştığını ve bunu yaparken evliliklerine zarar verdiğini, … erkeğin evin ihtiyaçlarını da düzenli bir şekilde karşılamadığını, evde ihtiyaç olan şeyleri söylediğinde bir gün alıp bir gün almadığını, sorunca param yok dediğini,kadından para istediği dahi olduğunu, davacı-davalının, kadının evden gittiğinden beri bir … fazladır arayıp sormamış, maddî- manevî yardım ve destekte bulunmadığını, ailesinin kadın ve bebeğinin ihtiyaçlarıyla ilgilenmediğini beyan ederek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 336 ncı ve 337 nci maddeleri gereğince adli yardım talebinin kabulüne açılmış bulunan asıl davanın reddi ile evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle karşılık davanın kabulü ile tarafların boşanmalarını, kadın yararına 1.500,00 TL tedbir, yoksulluk nafakasına karar verilmesini, kadın yararına 50.000,00 TL manevî, 50.000,00 TL maddî tazminata karar verilmesini müvekkiline düğünde takılan 1 tane 25 gram bilezik, 3 tane çeyrek altından ziynet eşyasının (şimdilik 100 TL) davacıdan alınarak müvekkile verilmesini, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kadının, evlilik birlikteliği yükümlülüklerini yerine getirmediğini, yemek yapmadığını, güven sarsıcı davranış ile sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini, davacı- davalı erkeğin evlilik sırlarını açıkladığı, ailesinin davalı -davacının bakire olmadığı şeklinde suçlamalarına sessiz kaldığını, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında ve fiilen sona ermesinde tarafların eşit kusurunun bulunduğu gerekçesiyle, her iki davanın da kabulü ile tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları hükmü uyarınca boşanmalarına, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda taraflar eşit kusurlu olduklarından tazminat taleplerinin reddine, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak kadın yararına aylık 300,00 TL tedbir 500,00 TL yoksulluk nafakasına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, baba ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına, ortak çocuk için aylık 250,00 TL tedbir, iştirak nafakasına, davalı-davacı kadının ziynet eşyası alacağına yönelik talebinin bu dosyadan tefrik edilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1…. erkek vekili, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakasının kabulü, kişisel ilişki, kendi tazminat taleplerinin reddi yönlerinden Mahkeme kararının bozulması için istinaf yoluna başvurmuştur.
2.Davalı-davacı kadın vekili, kusur belirlemesi, erkeğin davasının kabulü, hükmedilen nafakaların miktarı, kişisel ilişki, kendi tazminat taleplerinin reddi yönlerinden istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 26.10.2022 tarih, 2022/2338 Esas ve 2022/3256 Karar sayılı kararı ile; Mahkemece kadına davacının sadakatsiz davranış yönündeki iddiaları dosya içerisine alınan operatör kayıtları ispat edildiği, davalı- davacının güven sarsıcı davranış ile sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği şeklinde kusur yüklenmiş ise de dosya kapsamı, tanık beyanları, telefon kayıtlarına ilişkin erkeğin açıklayıcı beyanda bulunmaması dikkate alındığında kadının sadakat yükümlülüğüne uymama ve başka erkekle konuşarak güven sarsıcı davranışlarda bulunduğuna yönelik iddianın sübut bulmadığı bu kusurlu davranışın kadının kusurlarından çıkarılması gerektiği ancak kadının erkeği rahatsız edecek derecede sebebini açıklamadığı yoğun telefon görüşmeleri yaptığı, bu kusurlu davranışın kadına yüklenmesi gerektiği fakat yine de evlilik birlikteliğinin sona ermesinde tarafların eşit kusurlu olduğu, yoksulluk nafakası isteyen davalı-davacı kadının, çalıştığı, kendisini yoksulluktan kurtarmaya yetecek, aylık sürekli ve düzenli gelirinin olduğu, kadın yönünden boşanma yüzünden yoksulluğa düşme koşullarının oluşmadığından reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve hakkaniyet ilkesi dikkate alındığında çocuk için uygun miktarda iştirak nafakasına hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle kadının kusur belirlemesi, çocuk için hükmedilen tedbir ve iştirak nafakasına yönelik, erkeğin yoksulluk nafakasına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili hükmünün kaldırılmasına, kusur belirlemesine yönelik gerekçenin düzeltilmesine, kadın lehine 250,00 TL tedbir nafakasına, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine, ortak çocuk lehine aylık 250,00 TL tedbir ve 500,00 TL iştirak nafakasına, tarafların diğer istinaf taleplerinin ise ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı- davacı kadın vekili, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ile tazminat taleplerinin reddi, kişisel ilişki süresi, nafaka miktarları yönünden; davacı- davalı erkek vekili katılma yoluyla, kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi, velâyet ,kişisel ilişki süresi, hükmedilen nafaka miktarları yönünden temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Daire’nin 01.06.2023 tarih ve 2023/331 Esas, 2023/ 2862 Karar sayılı kararı kadının yükümlülüklerini-görevlerini yerine getirmediği, erkeği rahatsız edecek derecede sebebini açıklamadığı yoğun telefon görüşmeleri yaptığı, erkeğin evlilik sırlarını açıkladığı, ailesinin davalı- davacının bakire olmadığı şeklindeki suçlamalarına sessiz kaldığı, belirlenen ve gerçekleşen kusurlara göre erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulünün gerektiği; erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları da dikkate alınarak kadın yararına maddî ve manevî tazminata karar verilmesinin gerektiği; Tarafların ortak çocukları 2020 doğumlu …’nın velâyet düzenlemesi yapılırken; göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun yüksek yararı, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 3 üncü maddesi, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Ayrıca Sözleşmenin 1 inci maddesi, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 4 üncü maddesinin (b) bendinde belirtildiği, çocuğun yüksek yararını belirlerken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gerekli olduğu, ana ve babanın yararları, boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulacağı, velâyet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gerekli olduğu, yargılama sırasında ortak çocuk ile anne ve babanın yaşam koşullarının ve çocuk ile ebeveynlerin ilişkilerinin değerlendirilmesi kapsayacak nitelikte sosyal inceleme raporu alınmadığı, yargılama Usullerine Dair Kanun’un 5 inci maddesi gereğince psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzman veya her iki ebeveyn ve çocukla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre çocuğun sağlıklı gelişimi için velâyeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığı ve kişisel ilişkinin şekli ve süresi yönünden karar verilebilmesi için yaşanılan ortamında da inceleme yapmak sureti ile araştırılması ve diğer deliller de göz önüne alınmak suretiyle ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilerek tüm deliller birlikte değerlendirilip velâyet ve kişisel ilişki konusunda bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, kadının reddedilen tazminat talepleri ile velâyet ve kişisel ilişki düzenlemesi yönlerinden bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozmaya uyularak kararın gerekçesinin evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda dosya kapsamı, tanık beyanları, telefon kayıtlarına ilişkin erkeğin açıklayıcı beyanda bulunmaması dikkate alındığında kadının sadakat yükümlülüğüne uymama ve başka erkekle konuşarak güven sarsıcı davranışlarda bulunduğuna yönelik iddianın sübut bulmadığı bu kusurlu davranışın kadının kusurlarından çıkarılması gerektiği fakat kadının erkeği rahatsız edecek derecede sebebini açıklamadığı yoğun telefon görüşmeleri yaptığı anlaşılmakla bu kusurlu davranışın kadına yüklenmesi gerektiği bu itibarla boşanmanın meydana gelmesindeki olaylarda evlilik birliğinin yükümlülüklerini-görevlerini yerine getirmeyen, erkeği rahatsız edecek derecede sebebini açıklamadığı yoğun telefon görüşmeleri yapan kadının hafif, evlilik sırlarını açıklayan, ailesinin davalı- davacının bakire olmadığı şeklindeki suçlamalarına sessiz kalan erkeğin ağır kusurlu olduğu şeklinde düzeltilmesinin gerektiği, boşanmaya sebep olan olaylarda az kusurlu olan kadın yararına maddî ve manevî tazminata karar verilmesi gerektiği; ortak çocuğun velâyeti hususunda alınan sosyal inceleme raporunda, annenin velâyet hususunda çok istekli olmadığı, uzun çalışma saatlerinin olduğu değerlendirilerek çocuğun babaya verilmesinin yüksek yararına olacağı kanaati bildirilmiş ise de; annenin bilirkişi raporuna karşı sunduğu 26.12.2023 tarihli itiraz dilekçesi içeriği, çocuğun yaşı, cinsiyeti, doğduğu andan itibaren anne yanında yaşıyor olması, annenin velâyet hakkını kullanmasına engel bir durumunun bulunmadığı dikkate alınarak çocuğun velâyetinin davacı- davalı anneye verilmesinin ortak çocuğun üstün yararına olacağı; baba ile kişisel ilişki kurulmasına, velâyet kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine maddî gücü oranında katılmak zorunda olduğu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile hakkaniyet ilkesi gözetilerek çocuk yararına uygun miktarda iştirak nafakasına hükmedilmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile kusurun gerekçesinin düzeltilmesine, kadın yararına 50.000,00 TL maddî ve 50.000,00 TL manevî tazminata, 01.02.2020 doğumlu …’nın velâyetinin anneye verilmesine, çocuk yararına aylık 300,00 TL tedbir ve 500,00 TL iştirak nafakasına, çocuk ile baba arasında her ayın 1. ve 3. haftaları Cumartesi sabah saat 09.00’dan Pazar akşamı saat 17.00’a, her yıl 1 Temmuz saat 09.00’dan 31 Temmuz saat 17.00’a, sömestr tatilinin ikinci haftası Cumartesi Sabah saat 09.00’dan takip eden Cuma günü akşam saat 17.00’a, her yıl ilk ara tatilin birinci günü saat 09.00’dan son günü saat 17.00’a, ayrıca dini bayramların 2. günü saat 09.00’dan bayramın 3. gün saat 17.00’a, babalar günü sabah saat 09.00’dan aynı gün saat 17.00’a kadar olmak üzere, baba tarafından çocuğun anne yanından bizzat alınarak süre sonunda geri teslim edilmek üzere kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı- davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı- davalı erkek vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; kusur belirlemesinin ve buna bağlı olarak kadın yararına tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, sosyal inceleme raporuna aykırı velâyet düzenlemesinin doğru olmadığını ileri sürerek; kararın kusur belirlemesi, kadın yararına hükmedilen tazminatlar ile miktarları ve velâyet düzenlemesi yönünden bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kararın, bozma ilamına uygun olup olmadığı, kadın yararına hükmedilen tazminatların miktarı ile velâyet düzenlemesi noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi, 174 üncü maddesi, 335 inci vd. maddeleri. 6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 inci maddesi ile 371 inci maddesi. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 1 inci, 3 üncü, 9 uncu ve 12 nci maddeleri, Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 1 inci, 3 üncü, 4 üncü ve 6 ncı maddeleri.

3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, mahkemece bozmaya uygun işlem ve araştırma yapılmış olduğu, delillerin takdirinde bir yanlışlık bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
… erkek vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
01.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]

Sık Sorulan Sorular

Velayetin değiştirilmesi davası ne kadar sürer?

Dava basit yargılama usulüne tabi olduğundan görece hızlı ilerler; ancak sosyal inceleme raporunun hazırlanması, çocuğun dinlenmesi ve gerekirse kayyım atanması süreçleriyle birlikte uygulamada ortalama 6 ay ile 1,5 yıl arasında sürebilir.

Velayetin değiştirilmesi için ne kadar süre geçmesi gerekir?

Kanunda herhangi bir bekleme süresi yoktur; önceki kararın kesinleşmesinden sonra yeni bir olgu ortaya çıktığı anda dava açılabilir, belirleyici olan zamanın geçmesi değil değişikliği zorunlu kılan sürekli bir olgunun varlığıdır.

Anne evlenirse velayet babaya geçer mi?

Hayır, kendiliğinden geçmez; TMK m.349 uyarınca yeniden evlenme tek başına sebep değildir, ancak yeni evlilik çocuğun bakımının ihmaline yol açıyor veya üvey ebeveyn çocuğun güvenliğini tehlikeye atıyorsa açılacak davada velayet değiştirilebilir.

Çocuğu babasına göstermeyen anneden velayet alınır mı?

Evet; TMK m.324/3 uyarınca kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmeyen ebeveynden, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet alınabilir ve bu ihtar zaten velayet kararında yazılıdır, engellemenin süreklilik göstermesi davayı güçlendirir.

Velayet sahibi ölürse velayet otomatik olarak diğer ebeveyne geçer mi?

Hayır; boşanma sonrasında velayet sahibinin ölümü halinde velayet sağ kalana kendiliğinden geçmez, hakim sağ kalan ebeveynin durumunu ve çocuğun üstün yararını değerlendirerek velayeti ona vermek ile çocuğa vasi atamak arasında takdir kullanır.

Velayetin değiştirilmesi davasını kim açabilir?

Davayı kural olarak velayet sahibi olmayan anne veya baba açar; ayrıca çocuğun korunması gerektiren hallerde hakim resen harekete geçebilir ve ilgili kurumların ihbarı üzerine süreç başlatılabilir, üçüncü kişilerin velayeti kendilerine isteme hakkı ise yoktur.

Velayet değişince nafaka ne olur?

Önceki iştirak nafakası kararın kesinleşmesiyle sona erer ve bu kez velayeti kaybeden ebeveyn, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında iştirak nafakası ödemeye başlar; mahkeme buna talep olmasa dahi resen hükmeder.

Velayetin değiştirilmesi davasında çocuk dinlenir mi?

Evet; idrak çağındaki (uygulamada genellikle 8 yaş ve üzeri) çocuğun uzman eşliğinde dinlenmesi zorunludur, beyanın esas alınmamasını gerektiren somut bir delil yoksa mahkemenin çocuğun görüşüne itibar etmesi beklenir ancak yabancılaştırma şüphesinde beyanın arkasındaki dinamikler uzmanlarca çözümlenir.

Velayetin Değiştirilmesi Sürecinde Hukuki Destek

Velayetin değiştirilmesi davaları; yeni olgunun ispatı, kayyım atanması, uzman incelemesi ve geçici tedbir taleplerinin doğru zamanlamayla yönetilmesini gerektiren, hatalı kurgulandığında yıllar kaybettiren davalardır. Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu olarak velayet uyuşmazlıklarında ve boşanma sonrası ortaya çıkan tüm hukuki süreçlerde müvekkillerimize İstanbul genelinde destek sağlıyoruz.

Adres: Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Mehmet SARIOĞLU tarafından hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınız için hukuki danışmanlık alınız.