Tutuklulukta Makul Sürenin Aşılması

Tutuklulukta makul süre, CMK m.102’deki kanuni azami süreden farklı ve ondan bağımsız bir kavramdır. Kanuni azami süre henüz dolmamış olsa dahi, tutukluluk somut olayın koşullarına göre makul süreyi aşmış olabilir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.5/3, tutuklunun makul süre içinde yargılanma veya salıverilme hakkını güvence altına alır. Makul sürenin aşılıp aşılmadığı; davanın karmaşıklığı, sanık sayısı, yargı makamlarının gösterdiği özen ve şüphelinin tutumu gibi ölçütlerle her olayda ayrı ayrı değerlendirilir.

Bu ayrım kritiktir: “Azami süre dolmadı, o hâlde tutukluluk hukuka uygun” değerlendirmesi eksiktir. Bu makalede makul süre kavramını, azami süreden farkını, AİHS m.5/3 ve m.5/4 güvencelerini, İHAM ve Anayasa Mahkemesi’nin değerlendirme ölçütlerini ve hükmen tutuklulukta makul süre sorununu açıklıyoruz.

Makul Süre ile Azami Süre Aynı Şey midir?

Hayır. İkisi farklı işlevlere sahip, birbirinden bağımsız iki denetim ölçütüdür:

ÖlçütAzami Tutukluluk SüresiMakul Tutukluluk Süresi
KaynağıCMK m.102 (kanuni, sabit)Anayasa m.19, AİHS m.5/3 (olaya göre değişken)
Belirleniş biçimiKanunda önceden yıl olarak sayılmışSomut olayın koşullarına göre hâkim değerlendirmesi
Aşılmasının sonucuTutukluluğun kanuni dayanağı kalkar, derhâl salıvermeAnayasa m.19 ve AİHS m.5/3 ihlali, tazminat
Denetim anıSüre dolduğundaSüreç boyunca sürekli

Anayasa Mahkemesi, azami süre ile makul süreyi ilintili yorumlamamaktadır; isnat edilen suça ilişkin azami süre dolmadan da tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığını ayrıca değerlendirmektedir. Yani bir kişi, kanuni azami süre (örneğin ağır ceza işlerinde beş yıl) dolmamış olsa dahi, tutukluluğu makul süreyi aştığı gerekçesiyle serbest bırakılmayı talep edebilir. Azami sürelerin hesabı için tutukluluk süresi makalemize bakabilirsiniz.

Makul Süre Nasıl Hesaplanır?

Makul sürenin hesabında başlangıç ve bitiş anları İHAM içtihadıyla paralel biçimde belirlenir:

Başlangıç: Kişi daha önce yakalanıp gözaltına alınmışsa bu tarih; doğrudan tutuklanmışsa tutuklama tarihi.

Bitiş: İlk derece mahkemesinin verdiği mahkûmiyet kararı veya salıverilme anı. İlk derece mahkûmiyetiyle birlikte tutukluluk, “mahkûmiyete bağlı tutma” hâline dönüştüğünden, bu andan sonra geçen süre kural olarak makul süre hesabına dâhil edilmez.

Bu çerçevede tutuklulukta makul süre, AİHS m.5/3 kapsamında değerlendirilir. Bu, adil yargılanma hakkı kapsamındaki (AİHS m.6) yargılamanın makul sürede tamamlanması hakkından farklıdır: m.5/3 yalnızca tutuklu geçen süreye, m.6 ise yargılamanın tümüne ilişkindir.

Makul Sürenin Aşılıp Aşılmadığı Hangi Ölçütlere Göre Belirlenir?

Ne CMK’da ne de AİHS’te tutukluluk için kesin bir “makul süre” öngörülmüştür. İHAM ve Anayasa Mahkemesi bunu her somut olayın koşullarına göre değerlendirir. Değerlendirmede dikkate alınan başlıca ölçütler şunlardır:

Davanın karmaşıklığı: Hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasındaki engeller ve suçun organize/örgütlü nitelikte olup olmaması.

Sanık ve suç sayısı: Dosyadaki sanık sayısı, birleştirme kararı verilip verilmediği, isnat edilen suçların vasıf ve mahiyeti.

Yargı makamlarının özeni: Devlet, kendi idari ve yargısal organlarına atfedilebilecek gecikmelerden sorumludur. Yargılama faaliyetlerinde hareketsiz kalınan dönemler, dosyanın zamanında ele alınmaması veya dilekçelerin işleme konulmaması makul süreyi aşan gecikme sayılır.

Şüpheli veya sanığın tutumu: Kişinin usule ilişkin haklarını kullanırken özensiz davranarak yargılamayı bizzat uzatıp uzatmadığı. Ancak yasal hakların kullanılması (itiraz, tanık dinletme talebi vb.) tek başına kişiye yüklenebilecek bir gecikme sayılmaz.

Bu ölçütler bir bütün olarak değerlendirilir. Önemli bir nüans: tutukluluğa dayanak suçlamaların ifade özgürlüğü, siyasi faaliyet veya sendikal haklar gibi temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı eylemlere ilişkin olması hâlinde, makul süre denetimi daha da sıkı yapılır.

Tutukluluk Uzadıkça Gerekçe Neden Güçlenmelidir?

İHAM’ın yerleşik içtihadına göre, tutuklama işleminden bir süre geçtikten sonra kişiyi yalnızca makul şüphenin varlığına dayanarak tutmak mümkün değildir. Zaman geçtikçe, tutukluluğun devamı için “ilgili ve yeterli” gerekçelerin daha somut olgularla desteklenmesi gerekir.

Bu ilke, tutuklama nedenlerinin zamanla aşınmasının doğal sonucudur. Delil karartma tehlikesi deliller toplandıktan sonra sona erer; kaçma şüphesi sanığın uyumlu tutumu ve geçen süreyle zayıflar. Dolayısıyla ilk tutuklamada geçerli sayılan bir gerekçe, aylar sonra tek başına yetersiz kalır. İHAM, gerekçelerde yalnızca suçların niteliğinin belirtilmesini ve tutukluluk süresi vurgulanarak yapılan soyut incelemeyi ihlal saymaktadır.

Anayasa Mahkemesi de aynı çizgidedir: Anayasa m.19/7’nin ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken, esas olarak serbest bırakılma taleplerine ve tutukluluğa itiraz başvurularına verilen kararların yeterince gerekçelendirilip gerekçelendirilmediğine bakılır. Bu nedenle her re’sen inceleme ve tahliye talebi kararı, tutukluluğun devamını gerektiren meşru nedenleri güncel ve somut olgularla açıklamalıdır.

AİHS m.5/3 ve m.5/4 Güvenceleri Nelerdir?

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesi, tutukluluk bakımından iki ayrı güvence içerir:

AİHS m.5/3 — Makul sürede yargılanma veya salıverilme: Tutuklanan kişi, derhâl bir hâkim önüne çıkarılma ve makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama sürerken salıverilme hakkına sahiptir. Devlet, tutukluluğun devamını haklı kılan ilgili ve yeterli gerekçeler göstermedikçe, kişi dava devam ederken serbest bırakılmalıdır. Türkiye’nin İHAM’da en sık ihlal kararı aldığı alanların başında bu hüküm gelir.

AİHS m.5/4 — Tutukluluğun hukukiliğinin denetimi: Tutuklanan kişi, tutukluluğunun hukukiliği hakkında kısa sürede karar verilmesini sağlayacak bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. Bu, tutukluluğun yalnızca başlangıçta değil, devamı boyunca da yargısal denetime açık olmasını gerektirir. İç hukukta itiraz yolunun hiç bulunmaması, bulunduğu hâlde uygulanmaması veya etkisiz kılınması bu hükmün ihlalidir. İtiraz yolunun işleyişi için tutuklama kararına itiraz makalemize bakabilirsiniz.

Hükmen Tutuklulukta Makul Süre Sorunu

İlk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararından sonra istinaf ve temyizde geçen süre, kural olarak CMK m.102’deki azami süre hesabına dâhil edilmez; çünkü bu aşamada tutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmüdür. Ancak bu, üst mahkemede geçen sürenin hiçbir denetime tabi olmadığı anlamına gelmez.

Hükmen tutuklulukta dahi tutulmanın makul olması zorunluluğu ortadan kalkmaz. Dosya istinaf veya Yargıtay’da makul olmayan bir süre bekletilirse, CMK m.102 ihlali oluşmasa bile Anayasa m.19 ve AİHS m.5/3 kapsamında makul sürede yargılanma hakkı ihlal edilebilir. Ayrıca üst mahkeme kararı esastan bozarsa, kişi yeniden “suç isnadına bağlı tutma” statüsüne döner ve süre yeniden azami süre hesabına katılmaya başlar. Bu ayrımın ayrıntıları için tutukluluk süresi makalemize bakabilirsiniz.

Makul Süre Aşılırsa Ne Yapılabilir?

Tahliye talebi ve itiraz: Tutuklu, makul sürenin aşıldığını ileri sürerek her aşamada salıverilmesini isteyebilir (CMK m.104); talebin reddi kararına itiraz edilebilir.

Bireysel başvuru: Olağan kanun yolları tüketildikten sonra, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa m.19’un ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılabilir. Kişi hâlâ tutukluysa, makul süre şikâyeti bakımından tazminat yolu değil doğrudan bireysel başvuru etkili yoldur.

Tazminat: Tutukluluk süresi makul süreyi aşan kişi, CMK m.141/1-d uyarınca devletten maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, makul sürenin aşıldığı iddiasına dayalı tazminat taleplerinin asıl davanın kesinleşmesi beklenmeden incelenebileceğini belirtmiştir (Yargıtay CGK, E. 2017/544, K. 2022/123, 24.02.2022). Ayrıntılar için koruma tedbirleri nedeniyle tazminat makalemize bakabilirsiniz.

Emsal Kararlar

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, Buzadji/Moldova [BD], B. No: 23755/07, T. 05.07.2016: Tutuklama kararlarında ilgili ve yeterli gerekçe sunma yükümlülüğü ilk tutuklama anından itibaren geçerlidir. Devlet, tutukluluğun devamını haklı kılan ilgili ve yeterli gerekçeler göstermedikçe kişi dava devam ederken salıverilmelidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/862, K. 2022/829, T. 22.12.2022: Azami tutukluluk süresinin aşılması ve bu tarihten sonra tutuklu bulundurulmasının hukuki dayanağının bulunmaması, Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Suç ve sanık sayısı ile davanın karmaşıklığı, makul süre değerlendirmesinde ele alınabilecek faktörlerdir ancak kanuni azami süreyi büyütmez.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/544, K. 2022/123, T. 24.02.2022: Tutukluluk süresinin makul süreyi aştığı iddiasına dayalı tazminat talepleri, asıl davanın kesinleşmesi beklenmeden incelenebilir.

Anayasa Mahkemesi, B. No: 2020/39792, T. 14.01.2025: Tutukluluk uzadıkça mahkemelerin kaçma şüphesi veya delil karartma tehlikesi gibi gerekçeleri daha somut olgularla desteklemesi beklenir; suçun niteliği veya cezanın ağırlığı her zaman kaçma tehlikesini ortaya koymaz.

Sıkça Sorulan Sorular

Makul süre ile azami tutukluluk süresi aynı mıdır?

Hayır; azami süre CMK m.102’de kanunla belirlenmiş sabit bir sınırken, makul süre somut olayın koşullarına göre değişen ayrı bir ölçüttür ve azami süre dolmadan da aşılmış olabilir.

Tutuklulukta makul süre kaç yıldır?

Kanunda veya AİHS’te tutukluluk için kesin bir makul süre öngörülmemiştir; makullük, davanın karmaşıklığı, sanık sayısı, yargı makamlarının özeni ve sanığın tutumu gibi ölçütlerle her olayda ayrı değerlendirilir.

Azami süre dolmadan tahliye istenebilir mi?

Evet; tutukluluk kanuni azami süre dolmadan da makul süreyi aşabileceğinden, bu gerekçeyle her aşamada tahliye talebinde bulunulabilir.

AİHS’in 5/3 maddesi neyi güvence altına alır?

Tutuklanan kişinin makul bir süre içinde yargılanma veya yargılama sürerken salıverilme hakkını güvence altına alır; devlet tutukluluğun devamını ilgili ve yeterli gerekçelerle haklı kılmadıkça kişi serbest bırakılmalıdır.

İstinaf ve temyizde geçen süre makul süreye dâhil midir?

İlk derece mahkûmiyetiyle tutukluluk mahkûmiyete bağlı tutmaya dönüştüğünden bu süre kural olarak azami süre hesabına katılmaz; ancak üst mahkemedeki bekleme de makul olmalıdır ve esastan bozma hâlinde süre yeniden işlemeye başlar.

Makul süre aşılırsa tazminat alınabilir mi?

Evet; tutukluluğu makul süreyi aşan kişi CMK m.141 uyarınca tazminat talep edebilir ve bu talep asıl davanın kesinleşmesi beklenmeden incelenebilir.

İlgili Makalelerimiz

Makul sürenin aşılması, azami süre henüz dolmamış dosyalarda bile tahliye için başvurulabilecek güçlü bir dayanaktır; belirleyici olan, gecikmenin yargı makamlarına atfedilebilir olduğunun ve tutukluluğun devamına ilişkin gerekçelerin güncelliğini yitirdiğinin ortaya konulmasıdır. Ceza yargılamalarında savunma yürüten büromuz, uzun tutukluluk ve tazminat süreçlerinde hukuki destek sunmaktadır. Ofisimiz Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul adresinde hizmet vermektedir.

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.