Boşanmada Kıdem Tazminatı ve Emekli İkramiyesi Paylaşılır mı?

Boşanmada kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve emekli ikramiyesi paylaşılır – ancak üçü aynı yönteme tabi değildir ve hiçbiri otomatik olarak tasfiyeye girmez. Kıdem tazminatı çalışmanın karşılığı olduğu için edinilmiş maldır ve 01.01.2002 öncesi ile sonrası dönemlere ayrıştırılır. Emekli ikramiyesi ise sosyal güvenlik kurumu ödemesi olduğundan ayrıca aktüeryal bir hesaba tabidir: mal rejiminin sona ermesinden sonraki yaşam süresine isabet eden kısım kişisel mal sayılıp düşülür. İhbar tazminatında belirleyici olan ise fesih tarihidir. Bu üç kalemin karıştırılması, uygulamada en sık rastlanan bozma sebeplerinden biridir. Aşağıda her birinin hangi kurala tabi olduğunu, hangi noktalarda içtihadın yerleşik, hangi noktalarda ise henüz belirsiz olduğunu ayrı ayrı ele alıyoruz. Katılma alacağının rakamsal hesabı bu yazının konusu değildir; onun ayrıntısı için boşanmada mal paylaşımı yazımıza bakabilirsiniz.

İçindekiler

  1. Kıdem Tazminatının Hukuki Niteliği
  2. Fesih Gerçekleşmemişse Kıdem Tazminatı Tasfiyeye Girer mi?
  3. 01.01.2002 Öncesi ve Sonrası Dönem Ayrımı
  4. Kıdem Tazminatına TMK 228/2 Uygulanmaz
  5. Evlilik Nedeniyle Alınan Kıdem Tazminatı
  6. İhbar Tazminatı: Belirleyici Olan Fesih Tarihidir
  7. Yıllık İzin Ücreti Alacağı
  8. İşe Başlatmama ve Kötüniyet Tazminatı
  9. Emekli İkramiyesi ve TMK 228/2 Hesabı
  10. Hesaplamada TRH 2010 Yaşam Tablosu
  11. OYAK ve Sandık Ödemeleri
  12. Memur Emekli İkramiyesi ile İşçi Kıdem Tazminatı Farkı
  13. Ödeme Dava Açıldıktan Sonra Yapılırsa
  14. Tazminatla Satın Alınan Mal Ne Olur?
  15. Dava Türü 228/2’nin Uygulanmasını Etkiler mi?
  16. Boşanma Protokolündeki Genel Feragat
  17. Alacağın Zamanaşımına Uğratılması
  18. İşsizlik Ödeneği
  19. Karşılaştırma Tablosu
  20. Sık Sorulan Sorular
  21. Sonuç

1. Kıdem Tazminatının Hukuki Niteliği

Kıdem tazminatı, işçinin bir işyerinde geçirdiği hizmet süresinin karşılığı olarak, iş sözleşmesinin kanunda sayılan belirli hâllerle sona ermesi üzerine ödenen bir tazminattır. Mal rejimi tasfiyesindeki konumu, Türk Medeni Kanunu’nun edinilmiş malları sayan hükmünden çıkar:

TMK m.219: “Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir.”

Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır: 1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler, 2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, 3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, 4. Kişisel mallarının gelirleri, 5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler.

Kıdem tazminatı, işverence ödenen ve doğrudan çalışmaya bağlı bir edinim olduğundan, maddenin ikinci fıkrasının birinci bendi kapsamındadır. Emekli ikramiyesi ise bir sosyal güvenlik kurumu tarafından ödendiğinden ikinci bent kapsamına girer. Bu ayrım teknik bir ayrıntı gibi görünse de, yazının ilerleyen bölümlerinde göreceğiniz üzere iki kalemin tasfiye yöntemini tamamen farklılaştırmaktadır.

Maddenin açılış cümlesindeki “bu mal rejiminin devamı süresince” ifadesi de en az bentler kadar önemlidir: bir edinimin edinilmiş mal sayılabilmesi için, karşılığının mal rejimi devam ederken verilmiş olması gerekir. Kıdem tazminatı bakımından bu, tazminatın hangi tarihte ödendiğinden çok, hangi çalışma dönemine karşılık geldiğinin belirleyici olduğu anlamına gelir.

2. Fesih Gerçekleşmemişse Kıdem Tazminatı Tasfiyeye Girer mi?

Uygulamada en çok sorulan, buna karşılık rakip kaynaklarda en az işlenen soru budur: boşanma davası açıldığında eş hâlâ çalışıyorsa, o güne kadar “birikmiş” kıdem tazminatı tasfiye hesabına katılabilir mi?

Cevap hayırdır ve dayanağı doğrudan kanun metnindedir. 1475 sayılı İş Kanunu’nun yürürlükteki 14. maddesi, kıdem tazminatına hak kazandıran fesih hâllerini sınırlı olarak saymaktadır: işverence 17. maddenin II numaralı bendindeki sebepler dışında yapılan fesih, işçinin haklı nedenle feshi, muvazzaf askerlik, yaşlılık-emeklilik-malullük aylığı veya toptan ödeme almak amacıyla ayrılma, kanunda öngörülen sigortalılık süresi ve prim gün sayısının tamamlanmasıyla kendi isteğiyle ayrılma, kadının evlenmesi ve işçinin ölümü. Bu hâllerden biri gerçekleşmedikçe kıdem tazminatı alacağı hiç doğmaz.

Buradaki mesele, alacağın muaccel olmaması değil, henüz doğmamış olmasıdır. Kıdem tazminatı geciktirici şarta bağlı bir alacaktır; şart olan fesih gerçekleşene kadar ortada hukuken bir malvarlığı değeri yoktur. TMK m.228/1 uyarınca eşlerin malları mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrıldığından, o anda var olmayan bir alacak tasfiye hesabına katılamaz.

Bu sonucu, boşanmada bireysel emeklilik birikimlerinin durumuyla karşılaştırmak öğreticidir. BES ve hayat sigortası birikimleri tasfiyeye dahil edilir, çünkü katılımcı dilediği anda sistemden ayrılabilir ve birikimini nakde çevirebilir; değer mal rejiminin sona erdiği tarihte fiilen mevcuttur. Kıdem tazminatında ise böyle bir imkân yoktur: işçi tek taraflı olarak istifa ederek kıdem tazminatı doğuramaz. Ölçüt her iki hâlde de aynıdır — mal rejiminin sona erdiği tarihte nakde çevrilebilir bir değerin bulunup bulunmaması — ancak sonuç zıttır.

Buna karşılık, mal rejimi sona ermeden önce fesih gerçekleşmiş fakat ödeme henüz yapılmamışsa durum tamamen değişir; bu ihtimali aşağıda ayrıca ele alıyoruz. Belirtmek gerekir ki, doğrudan kıdem tazminatının bu yönüne ilişkin yayımlanmış bir Yargıtay kararına erişilememiştir; yukarıdaki sonuç, 1475 sayılı Kanun’un 14. maddesinin açık hükmü ile TMK m.228/1’in birlikte uygulanmasından çıkarılmaktadır.

3. 01.01.2002 Öncesi ve Sonrası Dönem Ayrımı

Türk Medeni Kanunu 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe girmiş ve edinilmiş mallara katılma rejimini yasal mal rejimi hâline getirmiştir. Bu tarihten önce, aksi kararlaştırılmadıkça yasal rejim mal ayrılığıydı ve her eşin kendi çalışmasının karşılığı münhasıran kendisine aitti. Kıdem tazminatı geçmiş hizmetin birikimi olduğundan, uzun süreli çalışmalarda tazminatın bir kısmı kaçınılmaz olarak 2002 öncesi döneme sarkar.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 24.05.2016 tarihli ve 2015/2052 esas, 2016/9060 karar sayılı ilamında bu ayrım açıkça kurulmuştur: 743 sayılı Kanun’un mal ayrılığı hükümlerinin geçerli olduğu döneme ilişkin çalışma karşılığı hak edilen kıdem tazminatı kişisel mal, 01.01.2002 tarihinden sonraki çalışma karşılığında hak edilen kısım ise edinilmiş mal grubuna girer.

Ayrıştırma, oranlama yöntemiyle yapılır. Aynı Daire’nin 20.09.2017 tarihli ve 2017/12554 esas, 2017/11144 karar sayılı ilamında, çalışma süresinin her iki döneme yayılması hâlinde her bir döneme isabet eden çalışma süresi ve gelir durumu esas alınarak oranlama yapılması gerektiği belirtilmiştir. 2. Hukuk Dairesi’nin 08.02.2024 tarihli ve 2022/8319 esas, 2024/696 karar sayılı ilamında ise yöntemin somut uygulaması görülmektedir: işe başlama tarihi 01.12.1975 olan davalının 01.01.2002’ye kadarki 26 yıl 1 aylık çalışmasına karşılık gelen kıdem tazminatı kısmı kişisel mal olarak belirlenmiş ve bu oran, tazminatla edinilen malın değerine uygulanmıştır.

Burada sık yapılan bir hataya dikkat çekmek gerekir: bazı kaynaklar bu ayrımı yalnızca süre üzerinden kurgular. Oysa yukarıdaki 2017 tarihli karar, sürenin yanında o dönemlerdeki gelir durumunun da gözetilmesi gerektiğini söylemektedir. Ücretin dönemler arasında ciddi biçimde değiştiği dosyalarda bu fark hesaba yansır.

4. Kıdem Tazminatına TMK 228/2 Uygulanmaz

Bu, makalenin en pratik sonucudur ve uygulamada sürekli hataya yol açmaktadır. TMK m.228/2, belirli bir ödeme türü için özel bir hesap yöntemi öngörür:

TMK m.228, f.2: “Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılır.”

Hükmün muhatabı açıktır: sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılan toptan ödemeler ve iş gücü kaybı tazminatları. Kıdem tazminatını bir kurum değil, doğrudan işveren öder. Dolayısıyla kıdem tazminatı bu hükmün kapsamına girmez; aktüeryal irat kurgusuna tabi tutulmaz. 01.01.2002 sonrası döneme isabet eden kısmın tamamı artık değer hesabına dahil edilir.

Yargıtay bu ayrımı denetlemektedir. 8. Hukuk Dairesi, yukarıda anılan 2017/12554 esas sayılı ilamında, bankaya yatan kıdem tazminatının “emekli ikramiyesi gibi düşünülerek” hesaplanmasını hatalı bulmuş ve hükmü bozmuştur. Daha yakın tarihli bir örnek olarak 2. Hukuk Dairesi’nin 07.11.2024 tarihli ve 2023/9764 esas, 2024/8522 karar sayılı ilamında da, mahkemece emekli ikramiyesi olarak kabul edilen tutarın aslında kıdem tazminatı niteliğinde olduğu ve edinilmiş mal–kişisel mal oranının TMK m.228/2 gözetilerek hatalı belirlendiği tespit edilmiştir.

Pratik sonuç şudur: bir dosyada hem kıdem tazminatı hem emekli ikramiyesi varsa, bunlar tek bir “işten ayrılma parası” gibi toplanıp hesaplanamaz. Her kalem kendi yöntemine göre ayrı ayrı hesaplanmalıdır.

5. Evlilik Nedeniyle Alınan Kıdem Tazminatı

1475 sayılı Kanun’un 14. maddesi, kadın işçiye özgü bir fesih hakkı tanımaktadır:

1475 sayılı İş Kanunu m.14/1 (ilgili kısım): İş sözleşmesinin “kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi” hâlinde, işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir.

Bu hüküm, iş hukuku ile aile hukukunun doğrudan kesiştiği ilginç bir durum yaratır. Evlilik nedeniyle işten ayrılan kadın, tazminata evlendikten sonra — yani mal rejimi başladıktan sonra — hak kazanır. Ancak tazminatın karşılığı olan çalışmanın tamamı ya da büyük kısmı evlilik öncesine aittir.

TMK m.219’un açılış cümlesi, edinilmiş malı “bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri” olarak tanımladığına göre, burada belirleyici olan hakkın doğduğu an değil, karşılığın verildiği dönemdir. Evlilik öncesindeki çalışmanın karşılığı olan tazminat kısmı, TMK m.220 b.2 uyarınca mal rejiminin başlangıcında eşe ait bulunan bir değerin karşılığı niteliğinde olup kişisel mal sayılmalıdır. Yalnızca evlilik tarihi ile fesih tarihi arasındaki (çoğu olayda bir yılı geçmeyen) çalışma dönemine isabet eden kısım edinilmiş mal olacaktır.

Bu değerlendirmeyi olduğundan kesin göstermemek gerekir: evlilik nedeniyle feshe özgü, mal rejimi tasfiyesi bağlamında verilmiş yayımlanmış bir Yargıtay kararına erişilememiştir. Yukarıdaki sonuç, TMK m.219’un lafzı ile 2002 öncesi/sonrası ayrımında benimsenen oranlama mantığının birlikte uygulanmasından çıkarılmaktadır. Buna karşılık, karşı tarafın “tazminat evlilik içinde doğdu, o hâlde edinilmiş maldır” biçimindeki savunmasının kanun metniyle bağdaşmadığı açıktır.

6. İhbar Tazminatı: Belirleyici Olan Fesih Tarihidir

İhbar tazminatı, rakip kaynaklarda neredeyse istisnasız biçimde “kıdem tazminatı gibi düşünün, o da edinilmiş maldır” denilerek geçiştirilmektedir. Oysa 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. maddesi birbirinden farklı iki ödeme öngörmektedir ve bu ayrımın nitelendirmeye etkisi vardır:

4857 sayılı İş Kanunu m.17, f.4: “Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır.”

Aynı madde, f.5: “İşveren bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir.”

Dördüncü fıkradaki ödeme ihbar tazminatıdır; beşinci fıkradaki ise bildirim süresine ait ücrettir. İkisi hukuken farklı kalemlerdir, ancak mal rejimi bakımından aynı sonuca varılır ve bunun sebebi önemlidir: her iki hâlde de iş sözleşmesi fesih anında sona erer. Bildirim süresi boyunca sözleşme yaşamaya devam etmez; alacak fesih tarihinde bir bütün olarak doğar ve sonraki haftalara yayılmaz.

Bu tespit, bazı kaynaklarda savunulan “ihbar tazminatı geleceğe dönüktür, bu nedenle mal rejiminin sona ermesinden sonraki döneme sarkan kısmı kişisel mal sayılmalıdır” görüşünü geçersiz kılar. Bölünecek bir şey yoktur. Doğru soru şudur: fesih, mal rejiminin sona erdiği tarihten önce mi sonra mı gerçekleşmiştir?

Fesih boşanma davasının açılmasından önce gerçekleşmişse, alacak o tarihte doğmuş ve mevcut olduğundan tamamı edinilmiş mal olarak tasfiyeye girer. Fesih dava tarihinden sonra gerçekleşmişse, mal rejimi TMK m.225/2 uyarınca dava tarihinde sona ermiş olduğundan alacak hiç doğmamıştır ve tasfiyeye giremez. İhbar tazminatının “geleceğe dönük” niteliği kavramsal olarak doğru bir gözlemdir, ancak tek başına bu tazminatı kişisel mal hâline getirmez.

Belirtmek gerekir ki, ihbar tazminatının mal rejimi tasfiyesindeki nitelendirmesine ilişkin doğrudan bir Yargıtay kararına erişilememiştir; yukarıdaki çözüm, 4857 sayılı Kanun’un 17. maddesi ile TMK m.225 ve m.228/1’in birlikte okunmasından çıkmaktadır.

7. Yıllık İzin Ücreti Alacağı

Kıdem ve ihbarla birlikte ödenen üçüncü kalem, kullanılmayan yıllık izinlerin ücretidir. 4857 sayılı Kanun’un 59. maddesi uyarınca bu alacak, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücret üzerinden ödenir ve zamanaşımı da sona erme tarihinden itibaren işlemeye başlar.

Buradan iki sonuç çıkar. Birincisi, yıllık izin ücreti de tıpkı kıdem tazminatı gibi fesihle doğar; sözleşme devam ederken “birikmiş izin ücreti” bir malvarlığı değeri olarak tasfiyeye katılamaz. İkincisi, alacak sona erme tarihindeki ücret üzerinden hesaplandığından, mal rejiminin sona ermesinden sonra alınan ücret zamları alacağın miktarını büyütür. Bu, TMK m.235’in değerleme kuralıyla birlikte değerlendirilmesi gereken bir güçlük yaratır: mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılır, ancak buradaki artış eşin evlilik sonrası kendi çalışmasından kaynaklanmaktadır.

Niteliği bakımından yıllık izin ücreti, ertelenmiş bir ücret alacağıdır ve doğrudan çalışmanın karşılığı olduğundan TMK m.219/2 b.1 kapsamında edinilmiş maldır. Mal rejimi devam ederken çalışılan döneme isabet eden kısım tasfiyeye dahil edilir. Bu kaleme özgü, mal rejimi tasfiyesi bağlamında verilmiş bir Yargıtay kararına erişilememiştir.

8. İşe Başlatmama ve Kötüniyet Tazminatı

İşe başlatmama tazminatı, işe iade kararına rağmen işçinin işe başlatılmaması hâlinde ödenir. Kötüniyet tazminatı ise, 4857 sayılı Kanun’un 17. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca, iş güvencesi kapsamı dışındaki işçilerin sözleşmesinin fesih hakkı kötüye kullanılarak sona erdirilmesi hâlinde bildirim süresinin üç katı tutarında ödenir.

Bu iki kalemin ortak özelliği, belirli bir çalışma döneminin karşılığı olmamalarıdır; işverenin hukuka aykırı davranışına bağlanmış yaptırım niteliğindedirler. Buna karşılık her ikisini de işveren öder ve her ikisi de iş ilişkisinden doğar. Bu nedenle bunları sosyal güvenlik kurumu ödemesi sayan ve TMK m.219/2 b.2 kapsamına sokan değerlendirmeler yerinde değildir; ortada bir kurum ödemesi yoktur.

Kanaatimizce doğru yaklaşım, bu tazminatların iş ilişkisinin bir sonucu olarak TMK m.219/2 b.1 kapsamında değerlendirilmesi ve fesih tarihine göre mevcudiyet denetimine tabi tutulmasıdır. Ancak açıkça belirtmek gerekir: bu iki kalemin mal rejimi tasfiyesindeki nitelendirmesine ilişkin yayımlanmış bir Yargıtay kararına erişilememiştir. Doktrinde de konu tartışılmış değildir. Somut bir uyuşmazlıkta bu kalemler gündeme gelirse, nitelendirmenin tartışmalı olduğu bilinerek hareket edilmelidir.

9. Emekli İkramiyesi ve TMK 228/2 Hesabı

Emekli ikramiyesi, bir sosyal güvenlik kurumu tarafından yapılan toptan ödeme olduğundan TMK m.219/2 b.2 kapsamında edinilmiş mal grubundadır. Ancak edinilmiş mal grubunda olması, tamamının paylaşılacağı anlamına gelmez. Devreye TMK m.228/2 girer ve ödemenin geleceğe dönük kısmı ayrıştırılır.

Yöntem şudur: toptan ödeme, ömür boyu irat bağlanmış olsaydı hak sahibinin kalan yaşam süresine nasıl dağılacaktı sorusu sorulur; mal rejiminin sona erdiği tarihten sonraki döneme isabet eden iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri hesaplanır ve bu tutar kişisel mal sayılarak düşülür. Kalan miktar artık değer olarak tasfiyeye katılır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 19.02.2013 tarihli ve 2012/11114 esas, 2013/1764 karar sayılı ilamı bu yöntemi ayrıntılı biçimde açıklamakla kalmaz, aynı zamanda ters yöndeki hatayı da gösterir. O dosyada bilirkişi, peşin sermaye hesabı yapmaksızın ikramiyenin tamamını kişisel mal saymış; Yargıtay bu değerlendirmeyi usul ve yasaya aykırı bularak hükmü bozmuştur. Yani ikramiyenin tamamını edinilmiş mal saymak ne kadar hatalıysa, tamamını kişisel mal saymak da o kadar hatalıdır. Zorunlu olan, ikili ayrıştırmanın yapılmasıdır.

Bu çizginin geçmişi sanılandan eskidir. 2. Hukuk Dairesi’nin 01.11.2006 tarihli ve 2006/6845 esas, 2006/14701 karar sayılı ilamında da, alınan emekli ikramiyesinin edinilmiş mallardan olduğu, ancak kalan yaşam süresine isabet eden iradın peşin sermayeye çevrilmiş değerinin hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.

10. Hesaplamada TRH 2010 Yaşam Tablosu

Peşin sermaye hesabında kullanılacak yaşam tablosu konusunda içtihat zaman içinde değişmiştir ve rakip kaynakların çoğu bu değişimi görmeden iki tabloyu eşdeğermiş gibi yan yana anmaktadır.

Eski uygulamada PMF tabloları kullanılıyordu; 8. Hukuk Dairesi’nin 15.06.2010 tarihli ve 2010/2273 esas, 2010/3293 karar sayılı ilamı ile 2013 tarihli yukarıda anılan ilamı bu tabloya dayanmaktadır. Ancak Daire, 07.02.2019 tarihli ve 2016/20268 esas, 2019/1114 karar sayılı ilamında PMF tablosunun esas alınmasını açıkça bozma sebebi saymış ve ülkemize özgü güncel verileri içeren TRH 2010 yaşam tablosunun kullanılması gerektiğini belirtmiştir. Aynı yönde 13.02.2019 tarihli ve 2018/15467 esas, 2019/1405 karar sayılı ilam ile 15.11.2018 tarihli ve 2016/17189 esas, 2018/18691 karar sayılı ilam da TRH 2010’u esas almaktadır. Bugün itibarıyla PMF’ye dayalı bir bilirkişi raporu bozma riski taşır.

2019/1114 sayılı ilam ayrıca gözden kaçan bir ayrıntıyı da düzeltmektedir: iskonto oranı, ikramiyenin fiilen ödendiği tarih esas alınarak uygulanmalıdır. O dosyada bilirkişi, boşanma dava tarihinde ikramiye alınmış gibi hareket ederek iskonto oranını tatbik etmiş ve bu da bozma gerekçelerinden biri olmuştur.

Hesabın adım adım nasıl yapılacağı bu yazının kapsamı dışındadır; burada önemli olan, hesabın destekten yoksun kalma tazminatı ve yaşam tablosu konusunda uzman bir bilirkişiye yaptırılmasının zorunlu olduğudur.

11. OYAK ve Sandık Ödemeleri

Ordu Yardımlaşma Kurumu gibi özel kanunla kurulan yardım sandıklarının ödemeleri de TMK m.228/2 kapsamındadır. Ancak bunun gerekçesi, ödemenin “emeklilikle ilgili olması” değildir; Yargıtay somut bir ölçüt kullanmaktadır. 8. Hukuk Dairesi’nin 30.11.2015 tarihli ve 2015/16958 esas, 2015/21471 karar sayılı ilamında, OYAK emeklilik maaş sisteminde primlerin tahsilinde kamu gücü kullanıldığı ve kamusal amaç doğrultusunda sosyal rizikonun gerçekleşmesiyle ödeme yapıldığı için TMK m.228/2’nin uygulanacağı belirtilmiştir.

Bu ölçütün — kamu gücü ve kamusal amaç — pratik değeri büyüktür. Gönüllü katılıma dayalı özel emeklilik sözleşmelerinde bu iki unsur bulunmadığından, o birikimler 228/2 kapsamına girmez ve tamamen farklı bir yöntemle tasfiye edilir. Aynı Daire’nin 2015/13480 esas, 2015/18067 karar sayılı ilamında ise OYAK’a tevdi edilen emekli ikramiyesinin bir kısmı, ömür boyu irat bağlanması amacıyla ayrıldığı gerekçesiyle TMK m.228/2 uyarınca kişisel mal sayılmıştır.

Uygulamada sıkça yapılan bir hata daha vardır. 07.02.2019 tarihli 2019/1114 sayılı ilamda, davalıya hem Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan emekli ikramiyesi ödenmiş hem de OYAK’tan emeklilik yardımı yapılmıştı. Bilirkişi bu ikisini farklı alacak kalemleri olduğunu gözetmeden hesaplamış; Yargıtay bunu bozma sebebi saymıştır. Aynı dosyada birden fazla kurumdan ödeme varsa, her biri ayrı ayrı hesaplanmalıdır.

12. Memur Emekli İkramiyesi ile İşçi Kıdem Tazminatı Farkı

Memur statüsündeki eşe ödenen emekli ikramiyesi ile işçi statüsündeki eşe ödenen kıdem tazminatı, çoğu kaynakta aynı şeymiş gibi ele alınır. Oysa dayanakları ve tasfiye yöntemleri farklıdır. Memur emekli ikramiyesi 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre kurum tarafından ödenir ve TMK m.219/2 b.2 ile m.228/2’ye tabidir. Kıdem tazminatını ise işveren öder; TMK m.219/2 b.1 kapsamındadır ve 228/2 uygulanmaz.

İlginç olan, kanun koyucunun bu iki kalemi tamamen ayrı bırakmamış olmasıdır. 1475 sayılı Kanun’un 14. maddesi, toplu sözleşme ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarının, en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemeyeceğini öngörür. Aynı madde, kamu kuruluşlarında hizmet birleştirmesi hâlinde de benzer bir sınır getirmektedir. Yani iki kalem tavan yönünden birbirine bağlanmıştır; ancak bu bağ, mal rejimi bakımından nitelendirmelerini aynılaştırmaz.

Aynı madde ayrıca “aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenmez” kuralını içerir. Bu, hem kıdem tazminatı hem emekli ikramiyesi talep edilen dosyalarda mükerrer hesap yapılmasını önleyen bir denetim noktasıdır.

13. Ödeme Dava Açıldıktan Sonra Yapılırsa

Alacağın doğduğu an ile ödemenin fiilen yapıldığı an her zaman aynı değildir. Belirleyici olan, hakkın kazanıldığı tarihtir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 16.01.2019 tarihli ve 2019/71 esas, 2019/467 karar sayılı ilamında, emeklilik ikramiyesine mal rejiminin sona erdiği tarihten önce hak kazanılmış olması hâlinde, ödemenin bu tarihten sonra bankaya yatırılmış olmasının sonucu değiştirmeyeceği belirtilmiştir.

Aynı mantık kıdem tazminatı için de geçerlidir: fesih boşanma davasının açılmasından önce gerçekleşmişse, tazminat ödemesi sonradan yapılsa dahi alacak mal rejiminin sona erdiği tarihte mevcut sayılır ve tasfiyeye girer. Bu nedenle dosyada yalnızca banka hareketlerine değil, fesih bildirimi, işten ayrılış bildirgesi ve emeklilik dilekçesi gibi hakkın doğum anını gösteren belgelere de bakılmalıdır.

14. Tazminatla Satın Alınan Mal Ne Olur?

Uygulamada tazminat çoğu zaman nakit olarak durmaz; taşınmaz, araç veya başka bir yatırıma dönüşür. Bu durumda tasfiye, malın kendisi üzerinden yapılır ancak tazminatın kişisel mal–edinilmiş mal ayrımı malın değerine yansıtılır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 15.06.2010 tarihli ve 2010/2273 esas, 2010/3293 karar sayılı ilamı bu durumun tipik örneğidir. Davalı, dava konusu taşınmazın emekli ikramiyesi ve tasarruf teşvik ödemesiyle alındığını savunmuş; yerel mahkeme bu savunmayı ispatlanmamış sayarak taşınmazı bütünüyle edinilmiş mal kabul etmiştir. Yargıtay, banka kayıtları ve tanık beyanlarının savunmayı doğruladığını tespit ederek hükmü bozmuş ve ödemelerin ne kadarının kişisel, ne kadarının edinilmiş mal sayılacağının uzman bilirkişi aracılığıyla belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Karar ayrıca tasarruf teşvik ödemesini de aynı rejime tabi tutmaktadır.

Bu kararda TMK m.222’nin son fıkrasındaki karineye de dikkat çekilmiştir: bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Tazminatın kişisel mal niteliğini ileri süren taraf, paranın kaynağını zincirleme biçimde — ödeme, banka hesabına giriş, oradan satın alma — belgelemekle yükümlüdür.

15. Dava Türü 228/2’nin Uygulanmasını Etkiler mi?

Bu, hiçbir rakip kaynakta ele alınmayan ince bir noktadır. 2. Hukuk Dairesi’nin 22.02.2007 tarihli ve 2007/928 esas, 2007/2515 karar sayılı karar düzeltme kararına yazılan karşı oyda, davanın bir katılma alacağı davası değil de TMK m.227 kapsamında bir değer artış payı davası olması hâlinde, TMK m.228/2 çerçevesinde bir araştırmaya zaten gerek bulunmadığı savunulmuştur. Gerekçe şudur: 228/2, artık değerin ve dolayısıyla katılma alacağının hesaplanmasına ilişkin bir hükümdür; değer artış payı ise farklı bir alacak türüdür.

Bu görüşün karşı oyda kaldığını ve çoğunluk görüşü hâline gelmediğini vurgulamak gerekir. Yine de, açılacak davanın türü belirlenirken akılda tutulması gereken bir ayrımdır; talebin katılma alacağı mı değer artış payı mı olduğu, uygulanacak hesap yöntemini de etkileyebilir. İki alacak türü arasındaki farkı edinilmiş mal ve kişisel mal ayrımı yazımızda ayrıntılı olarak ele aldık.

16. Boşanma Protokolündeki Genel Feragat

Anlaşmalı boşanma protokollerinde sıkça yer alan “birbirimizden başka hak ve alacak talebimiz yoktur” türü genel ifadeler, mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacakları kural olarak kapsamaz.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 27.10.2015 tarihli ve 2014/11754 esas, 2015/19262 karar sayılı ilamı tam da bu konuya ilişkindir ve uyuşmazlık konusu OYAK ile SGK emeklilik ikramiyeleridir. Davacı, anlaşmalı boşanma duruşmasında nafaka ve manevi tazminat dışında mali konularda talebi olmadığını beyan etmiş; yerel mahkeme bunu kesin hüküm sayarak davayı reddetmiştir. Yargıtay hükmü bozmuş, davacının beyanının boşanmanın fer’i niteliğindeki mali konulara yönelik olduğunu ve mal rejiminin tasfiyesinin boşanma davasının eki niteliğinde bulunmadığını belirtmiştir. Karar oyçokluğuyla verilmiş olup, karşı oyda protokoldeki “mali konular” ibaresinin mal rejimi alacaklarını da kapsadığı savunulmuştur.

Bu nedenle mal rejimi haklarından vazgeçildiğinin kabul edilebilmesi için, protokolde katılma alacağı veya mal rejiminin tasfiyesi ibarelerinin açıkça yer alması aranmalıdır. Konunun protokol yazımına ilişkin boyutunu mal rejimi türleri yazımızda ayrıca ele aldık.

17. Alacağın Zamanaşımına Uğratılması

Eşlerden biri, diğerine pay vermemek için kıdem tazminatı alacağını hiç talep etmez ve zamanaşımına uğratırsa ne olur? Bu, pratikte karşılaşılan ancak hukuken tartışmalı bir durumdur.

Bazı kaynaklar bu davranışın TMK m.229 uyarınca doğrudan eklenecek değer sayılacağını ileri sürmektedir. Bu görüşe temkinli yaklaşmak gerekir. Madde iki hâli saymaktadır: mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan olağan dışı karşılıksız kazandırmalar ve mal rejiminin devamı süresince katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler. Bir alacağı talep etmemek, teknik olarak ne karşılıksız bir kazandırma ne de bir devirdir; olsa olsa bir ihmaldir.

Bu davranışın TMK m.2’deki dürüstlük kuralı üzerinden veya 229. maddenin kıyasen genişletilmesi yoluyla yaptırıma bağlanıp bağlanamayacağı tartışılabilir. Ancak açıkça belirtmek gerekir: bu konuda yayımlanmış bir Yargıtay kararına erişilememiş, doktrinde de tartışıldığına rastlanmamıştır. Somut bir dosyada bu iddia ileri sürülecekse, karşı tarafın kastının ayrıca ispatlanması gerekeceği hesaba katılmalıdır.

18. İşsizlik Ödeneği

İşsizlik ödeneği, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yapılan bir sosyal güvenlik ödemesi olduğundan TMK m.219/2 b.2 kapsamındadır. Mal rejimi sona ermeden önce alınmış ve o tarihte hâlâ mevcut olan (veya kendisiyle bir mal edinilen) ödenek tasfiyeye dahil edilir; mal rejiminin sona ermesinden sonra alınan ödenek ise TMK m.219’un açılış cümlesi gereği hiçbir hâlde edinilmiş mal olamaz. İşsizlik ödeneği sınırlı süreyle aylık olarak ödendiğinden, emekli ikramiyesindeki gibi bir toptan ödeme söz konusu değildir; bu nedenle TMK m.228/2’deki peşin sermaye kurgusu bu kaleme uygulanmaz. Bu kaleme özgü bir Yargıtay kararına erişilememiştir.

19. Karşılaştırma Tablosu

KalemÖdeyen / DayanakTasfiye yöntemi
Kıdem tazminatıİşveren — TMK 219/2 b.12002 öncesi/sonrası oranlama; 228/2 uygulanmaz
İhbar tazminatıİşveren — TMK 219/2 b.1Fesih tarihine göre ya tamamı girer ya hiç girmez
Yıllık izin ücretiİşveren — TMK 219/2 b.1Fesihle doğar; rejim dönemine isabet eden kısım girer
Emekli ikramiyesiSGK / kurum — TMK 219/2 b.2228/2: rejim sonrası döneme isabet eden peşin sermaye değeri düşülür
OYAK ve sandık ödemeleriSandık — TMK 219/2 b.2228/2 uygulanır (kamu gücü + kamusal amaç ölçütü)
İşsizlik ödeneğiİşsizlik Sigortası Fonu — TMK 219/2 b.2Rejim içinde alınıp mevcut olan kısım girer; 228/2 uygulanmaz

20. Sık Sorulan Sorular

Eşim hâlâ çalışıyor, ileride alacağı kıdem tazminatından pay isteyebilir miyim?

Hayır; kıdem tazminatı alacağı fesihle doğduğundan, boşanma davası açıldığında iş sözleşmesi devam ediyorsa ortada tasfiyeye girecek bir malvarlığı değeri yoktur.

Eşim 1990’dan beri aynı işyerinde çalışıyor, kıdem tazminatının tamamı paylaşılır mı?

Hayır; 01.01.2002 tarihinden önceki çalışmaya isabet eden kısım kişisel mal sayılır, yalnızca bu tarihten sonraki döneme isabet eden kısım paylaşıma girer.

Kıdem tazminatı da emekli ikramiyesi gibi mi hesaplanır?

Hayır; emekli ikramiyesinde uygulanan peşin sermaye değeri hesabı kıdem tazminatına uygulanmaz, bu iki kalemin aynı yöntemle hesaplanması bozma sebebidir.

Evlendiğim için işten ayrılıp kıdem tazminatı aldım, bu paylaşılır mı?

Tazminatın karşılığı olan çalışmanın evlilik öncesine ait kısmı kişisel malınız sayılmalıdır; yalnızca evlilik tarihi ile ayrılış tarihi arasındaki döneme isabet eden kısım paylaşıma girebilir. Bu konuda yayımlanmış bir Yargıtay kararı bulunamamıştır.

İhbar tazminatı hangi durumda paylaşılır?

Fesih boşanma davasının açılmasından önce gerçekleşmişse tamamı, sonra gerçekleşmişse hiçbir kısmı tasfiyeye girmez.

Kullanılmayan yıllık izin ücreti de paylaşılır mı?

Evet; ertelenmiş ücret niteliğinde olduğundan, mal rejimi devam ederken çalışılan döneme isabet eden kısım edinilmiş mal sayılır.

Emekli ikramiyesinin tamamı mı paylaşılıyor?

Hayır; mal rejiminin sona ermesinden sonraki yaşam süresine isabet eden iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri kişisel mal sayılarak düşülür, kalan kısım paylaşıma girer.

Bilirkişi PMF tablosu kullanmış, itiraz edebilir miyim?

Evet; güncel içtihat ülkemize özgü verileri içeren TRH 2010 yaşam tablosunun kullanılmasını aramakta ve PMF’ye dayalı hesabı bozma sebebi saymaktadır.

Eşim hem SGK’dan ikramiye hem OYAK’tan yardım aldı, tek hesapta toplanabilir mi?

Hayır; bunlar farklı alacak kalemleridir ve her biri ayrı ayrı hesaplanmalıdır, aksi hâlde hüküm bozulur.

İkramiye boşanma davası açıldıktan sonra ödendi, yine de paylaşılır mı?

Hakka mal rejiminin sona erdiği tarihten önce kazanılmışsa evet; ödemenin sonradan yapılmış olması sonucu değiştirmez.

Eşim kıdem tazminatıyla ev aldı, evin tamamı mı paylaşılır?

Hayır; tazminatın kişisel mal ve edinilmiş mal oranları belirlenir ve bu oran evin değerine yansıtılır, ancak paranın kaynağını ispat yükü kişisel mal iddiasında bulunan taraftadır.

Anlaşmalı boşanma protokolünde “başka talebim yok” dedim, hakkımı kaybettim mi?

Kural olarak hayır; bu tür genel ifadeler boşanmanın fer’i niteliğindeki mali konulara yönelik sayılır ve mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacakları kapsamaz.

Eşim kıdem tazminatını bana pay vermemek için hiç talep etmedi, ne yapabilirim?

Bu davranışın tasfiyede nasıl değerlendirileceği tartışmalıdır ve konuya ilişkin yerleşik bir Yargıtay kararı bulunamamıştır; iddia ileri sürülecekse kastın ayrıca ispatı gerekir.

İşsizlik maaşı da mal paylaşımına girer mi?

Mal rejimi sona ermeden önce alınıp o tarihte mevcut olan kısım girer; sonrasında alınan ödenek girmez.

Eşim vefat etti, kıdem tazminatı mal rejimi tasfiyesine mi girer?

Ölüm hâlinde kıdem tazminatı kanuni mirasçılara ödenir; mal rejimi de ölümle sona erdiğinden bu durumda tasfiye ile miras hukuku hükümleri birlikte değerlendirilir.

İşe başlatmama tazminatı paylaşılır mı?

Kanaatimizce iş ilişkisinden doğduğu için edinilmiş mal grubunda değerlendirilmelidir, ancak bu kaleme özgü bir Yargıtay kararı bulunamadığından nitelendirme tartışmalıdır.

21. Sonuç

Bu yazıda ele alınan kalemlerin ortak bir cevabı yoktur; her biri kendi kaynağına ve doğum anına göre değerlendirilir. Kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti fesihle doğar, çalışmanın karşılığıdır ve dönemsel oranlamaya tabidir; ihbar tazminatında belirleyici olan fesih tarihidir; emekli ikramiyesi ve sandık ödemeleri ise ayrıca peşin sermaye değeri hesabıyla ayrıştırılır. Bu kalemlerin birbirine karıştırılması, uygulamada en sık rastlanan bozma sebeplerindendir.

Yazının bazı bölümlerinde açıkça belirttiğimiz üzere, evlilik nedeniyle alınan kıdem tazminatı, işe başlatmama ve kötüniyet tazminatı ile alacağın zamanaşımına uğratılması gibi konularda yerleşik içtihat henüz oluşmamıştır. Bu alanlarda savunma stratejisi kurulurken belirsizliğin farkında olmak, olmayan bir içtihada güvenmekten daha güvenlidir. Somut dosyanızda hangi kalemin hangi rejime tabi olduğunun doğru belirlenmesi için İstanbul’da boşanma avukatı desteğiyle hizmet dökümü, fesih belgeleri ve ödeme kayıtlarının dava öncesinde birlikte incelenmesinde yarar vardır.


Av. Mehmet Sarıoğlu — Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu
Bakırköy, İstanbul
sarioglusefer.com