Mal Rejimi Türleri: Evlilikte Mal Rejimleri Nelerdir? (2026)

Türk hukukunda dört mal rejimi türü vardır: edinilmiş mallara katılma rejimi, mal ayrılığı rejimi, paylaşmalı mal ayrılığı rejimi ve mal ortaklığı rejimi. Bunlardan edinilmiş mallara katılma rejimi yasal mal rejimidir; eşler noterde mal rejimi sözleşmesi yapmadıkları sürece evlenmeyle birlikte kendiliğinden bu rejime tabi olurlar. Diğer üçü seçimlik rejimlerdir ve ancak geçerli bir mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilebilir. Eşlerin kanunda sayılan bu dört rejim dışında kendi kurguladıkları karma bir model oluşturmaları mümkün değildir.

Uygulamada boşanma davası açıldıktan sonra tarafların en çok şaşırdığı nokta, hangi rejime tabi olduklarını hiç düşünmemiş olmalarıdır. Oysa mal rejimi türü, boşanmada kimin neyi alacağını belirleyen ilk ve en belirleyici veridir. Bu yazıda dört rejimin tamamını Türk Medeni Kanunu hükümleri ve Yargıtay uygulaması ışığında ele alıyor, özellikle 1 Ocak 2002 öncesinde evlenen çiftler bakımından ortaya çıkan iki dönemli tasfiye sorununu ayrıntılı olarak açıklıyoruz.

Mal rejimi nedir?

Mal rejimi, eşlerin evlilik birliği süresince edindikleri veya evliliğe getirdikleri malvarlığı değerleri üzerindeki mülkiyet, yönetim ve yararlanma ilişkilerini düzenleyen; evlilik sona erdiğinde bu değerlerin nasıl tasfiye edileceğini belirleyen hukuki statüdür. Kısaca, evlilikte malların kime ait olduğunu ve boşanmada nasıl paylaşılacağını gösteren kurallar bütünüdür.

Mal rejimi yalnızca eşleri ilgilendiren bir iç mesele değildir. Eşlerin alacaklıları, mal alıp satan üçüncü kişiler ve mirasçılar da bu statünün doğrudan muhatabıdır. Bu nedenle kanun koyucu, borçlar hukukundaki geniş sözleşme serbestisinden farklı olarak, mal rejimleri alanını emredici kurallarla çevrelemiştir.

Mal rejiminin belirlenmesindeki temel kural Türk Medeni Kanunu’nun 202. maddesinde yer alır ve son derece açıktır.

TMK m. 202 — Yasal mal rejimi
Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır.
Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler.

TMK m. 203 — Sözleşmenin içeriği
Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler.

Bu iki hükümden çıkan sonuç şudur: hangi rejime tabi olunduğunun ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Eşler noterde bir mal rejimi sözleşmesi yapmamış veya evlenme başvurusu sırasında yazılı bir seçim bildirmemişlerse, evlenme tarihinden itibaren edinilmiş mallara katılma rejimine tabidirler. Bu, bir varsayım değil, kanunun doğrudan sonucudur. Uygulamada bakılacak tek şey, geçerli bir mal rejimi sözleşmesinin bulunup bulunmadığıdır.

Türk hukukunda kaç mal rejimi türü vardır?

Türk Medeni Kanunu’nda dört mal rejimi düzenlenmiştir. Bunlardan biri yasal, üçü seçimliktir:

RejimNiteliğiKanuni dayanakNasıl uygulanır?
Edinilmiş mallara katılmaYasal mal rejimiTMK m. 218-241Sözleşme yoksa kendiliğinden
Mal ayrılığıSeçimlikTMK m. 242-243Sözleşmeyle veya hâkim kararıyla
Paylaşmalı mal ayrılığıSeçimlikTMK m. 244-255Yalnızca sözleşmeyle
Mal ortaklığıSeçimlikTMK m. 256-281Yalnızca sözleşmeyle

Bu sayı tahdidîdir. Kanun koyucu mal rejimleri bakımından sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesini benimsemiştir. Eşler bir kısmı mal ayrılığı, bir kısmı mal ortaklığı hükümlerinden oluşan melez bir rejim kurgulayamazlar; kendilerine özgü, kanunda karşılığı bulunmayan bir model de yaratamazlar. TMK m. 203’ün “ancak kanunda yazılı sınırlar içinde” ifadesi bu sınırlamanın açık dayanağıdır.

Uygulamada mal ortaklığı ve paylaşmalı mal ayrılığı rejimleri çok az tercih edilmektedir. Mal rejimi sözleşmesi yapan çiftlerin büyük çoğunluğu mal ayrılığını seçmektedir. Dolayısıyla Türkiye’deki evliliklerin ezici çoğunluğu, hiçbir sözleşme yapılmadığı için yasal rejime, yani edinilmiş mallara katılmaya tabidir.

Edinilmiş mallara katılma rejimi (yasal mal rejimi)

Edinilmiş mallara katılma rejimi, TMK m. 218-241 arasında düzenlenmiştir. Rejimin temel mantığı şudur: evlilik süresince her eşin emeğinin karşılığı olarak elde ettiği değerler üzerinde, diğer eşin tasfiye anında yarı oranında bir alacak hakkı doğar. Bu, malın mülkiyetinin ortak olması anlamına gelmez; doğan hak aynî değil, kişisel nitelikte bir alacak hakkıdır.

Rejimin kapsamı: edinilmiş mallar ve kişisel mallar

TMK m. 218 uyarınca rejim, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar. Yani tasfiyede iki ayrı mal kesimi karşımıza çıkar ve bunların doğru ayrılması hesabın ilk adımıdır.

TMK m. 219’a göre edinilmiş mal, her eşin rejimin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Kanun, edinilmiş malları örnekleyici olarak sayar: çalışmanın karşılığı olan edinimler; sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarının yaptığı ödemeler; çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar; kişisel malların gelirleri; edinilmiş malların yerine geçen değerler.

Buna karşılık TMK m. 220 kişisel malları sayar: eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya; rejimin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri; manevî tazminat alacakları; kişisel mallar yerine geçen değerler.

Burada sık gözden kaçan iki incelik vardır. Birincisi, kişisel malın geliri kişisel mal değil, edinilmiş maldır (m. 219/4). Evlilik öncesinden gelen bir dairenin kirası tasfiyeye girer. İkincisi, manevî tazminat kişisel mal sayılırken, çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen maddi tazminat edinilmiş maldır.

TMK m. 221 uyarınca eşler, mal rejimi sözleşmesiyle bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan ve normalde edinilmiş mallara dahil olması gereken değerlerin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler. Aynı şekilde kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler. Bu, rejimi tümüyle değiştirmeden içeriğini kanunun izin verdiği ölçüde uyarlama imkânıdır ve yalnızca noterde yapılacak bir sözleşmeyle mümkündür.

İspat karinesi: şüphe hâlinde mal edinilmiş sayılır

TMK m. 222 — İspat
Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.
Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır.
Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.

Maddenin son fıkrası tasfiye davalarının seyrini belirleyen karinedir. Bir malın kişisel mal olduğunu iddia eden eş bunu ispatlamak zorundadır; ispatlayamazsa mal edinilmiş kabul edilir ve tasfiyeye girer. Bu karine, özellikle bankadaki paranın kaynağının, aracın alım bedelinin veya taşınmazın peşinatının nereden geldiğinin tartışıldığı dosyalarda belirleyici olur.

Yönetim, yararlanma ve tasarruf

TMK m. 223 uyarınca her eş, yasal sınırlar içinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Yani bu rejim, evlilik devam ederken malların yönetimine karışmaz; kimin adına kayıtlıysa onun tasarrufundadır. Aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.

TMK m. 224’e göre eşlerden her biri kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur. Bir eşin borcu nedeniyle diğer eşin malvarlığına gidilemez.

Rejim ne zaman sona erer?

TMK m. 225 — Sona erme anı
Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer.
Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.

İkinci fıkra tasfiyenin zaman kesitini belirler: boşanma, iptal veya mal ayrılığına geçiş kararı verildiğinde rejim, kararın kesinleştiği tarihte değil, davanın açıldığı tarihte sona ermiş sayılır. Bu kural, dava sürerken mal kaçırılmasını ve dava sonrası edinimlerin paylaşıma sokulmasını önler. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/10419, K. 2024/637, T. 07.02.2024 tarihli kararında, tarafların arasındaki mal rejiminin boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla tasfiyeye girdiğini belirterek hesabın esas alınacağı anı netleştirmiştir.

Bu kuralın pratik yansımaları şunlardır:

  • Boşanma davası reddedilirse: Rejimi sona erdiren bir mahkeme kararı doğmadığından rejim kesintisiz devam eder. Reddedilen davanın tarihi tasfiye bakımından hüküm ifade etmez.
  • Ayrılık kararı verilirse: Ayrılık, m. 225’te sayılan sona erme sebepleri arasında değildir; rejim ayrılık süresince de devam eder. Ancak hâkim, koşulları varsa eşlerden birinin istemi üzerine mal ayrılığına geçilmesine karar verebilir.
  • Evliliğin butlanına karar verilirse: Madde iptal hâlini açıkça saydığından rejim, iptal davasının açıldığı tarihte sona erer.
  • Fiilî ayrılık: Eşlerin dava açmadan yıllarca ayrı yaşaması rejimi sona erdirmez. Bu dönemde edinilen mallar, dava açılana kadar edinilmiş mal statüsünü korur. Hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuyorsa çare, TMK m. 206 uyarınca haklı sebeple mal ayrılığına geçilmesini istemektir.

Rejimin sona erdiği anda mevcut olmayan malların tasfiyeye sokulması bozma sebebidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/8558, K. 2024/170, T. 11.01.2024 tarihli kararında, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların tasfiye edilmesi gerektiğini, buna aykırı biçimde bir taşınmazın tasfiyeye dahil edilerek alacak belirlenmesini hatalı bulmuştur.

Tasfiye: değer artış payı, eklenecek değerler ve artık değer

Tasfiye, TMK m. 226 vd. hükümlerine göre yapılır ve birbirini izleyen adımlardan oluşur.

Malların geri alınması (m. 226): Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır. Paylı mülkiyete konu bir mal varsa, üstün yararı olduğunu ispat eden eş, diğerinin payını ödemek suretiyle malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir.

Değer artış payı (m. 227): Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiyede bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur. Bu alacak, malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; değer kaybı varsa katkının başlangıçtaki değeri esas alınır. Mal daha önce elden çıkarılmışsa hâkim alacağı hakkaniyete göre belirler. Eşler yazılı anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilir veya oranı değiştirebilirler.

Eklenecek değerler (m. 229): Rejimin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yapılan karşılıksız kazandırmalar ile rejim süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler, edinilmiş mallara değer olarak eklenir. Bu, mal kaçırmaya karşı en önemli koruma mekanizmasıdır. Kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilmesi, davanın onlara ihbar edilmiş olması koşuluna bağlıdır.

Denkleştirme (m. 230): Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmişse denkleştirme istenebilir. Hangi kesime ait olduğu anlaşılamayan borç, edinilmiş mallara ilişkin sayılır.

Artık değer (m. 231): Artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. Değer eksilmesi göz önüne alınmaz; yani artık değer eksi çıkamaz, en fazla sıfır olur.

Değerin belirlenmesi (m. 232-235): Tasfiyede kural olarak malların sürüm değeri esas alınır. Rejimin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılır. Buna karşılık hesaba eklenecek değerlerin (m. 229) değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır. Tarımsal işletmelerde m. 233-234 uyarınca sürüm değeri yerine gelir değeri esas alınabilir.

Artık değere katılma (m. 236): Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olur; alacaklar takas edilir. Maddenin ikinci fıkrası önemli bir istisna getirir: zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. Bu, yalnızca bu iki sebebe özgüdür; her kusurlu davranış payı azaltmaz.

Sözleşmeyle farklı esas (m. 237-238): Artık değere katılmada mal rejimi sözleşmesiyle başka bir esas kabul edilebilir; ancak bu anlaşmalar eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının saklı paylarını zedeleyemez. Üstelik iptal, boşanma veya mahkeme kararıyla mal ayrılığı hâllerinde kanundaki düzenlemeden farklı anlaşmalar, ancak mal rejimi sözleşmesinde bunun açıkça öngörülmüş olması hâlinde geçerlidir. Yani “boşanırsak katılma alacağı istemeyeceğiz” iradesi, ancak noterdeki mal rejimi sözleşmesinde açıkça yazılıysa hüküm doğurur.

Ödeme ve aile konutu (m. 239-240): Katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir. Derhâl ödeme borçlu eş için ciddî güçlük doğuracaksa erteleme istenebilir. Aksine anlaşma yoksa tasfiyenin sona ermesinden başlayarak faiz yürütülür. Sağ kalan eş, birlikte yaşadıkları konut üzerinde katılma alacağına mahsuben intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir.

Üçüncü kişilere karşı dava (m. 241): Borçlu eşin malvarlığı katılma alacağını karşılamıyorsa, alacaklı eş veya mirasçıları, hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir. Bu dava hakkı, hakların zedelendiğinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl ve her hâlde rejimin sona ermesinden itibaren beş yıl geçmekle düşer.

Mal ayrılığı rejimi

Mal ayrılığı rejimi TMK m. 242-243’te yalnızca iki maddeyle düzenlenmiştir. Bu kısalık tesadüf değildir: rejimin mantığı, eşlerin malvarlıklarının tümüyle ayrı kalmasıdır.

TMK m. 242 uyarınca eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur. Evlilik süresince kim ne edinmişse onundur; rejim sona erdiğinde paylaşılacak ortak bir kütle oluşmaz.

TMK m. 243 ise ispat, borçlardan sorumluluk ve paylı mülkün özgülenmesi konularında paylaşmalı mal ayrılığı rejimine ilişkin hükümlere yollama yapar. Bu yollamanın kapsamı dikkatle okunmalıdır: madde yalnızca bu üç konuya atıf yapmakta, paylaşmalı mal ayrılığındaki katkıdan doğan hakka (m. 249) ve aileye özgülenen malların paylaşımına (m. 250) atıf yapmamaktadır. Dolayısıyla saf mal ayrılığı rejiminde, aileye özgülenmiş mallar üzerinden bir paylaşım talebi doğmaz.

Bu rejimi seçen çiftlerin çoğu, sözleşmeyi imzalarken sonucun ne kadar keskin olduğunun farkında değildir. Evlilik boyunca çalışmayan ve tüm birikimin diğer eşin adına toplandığı bir evlilikte mal ayrılığı seçilmişse, boşanmada paylaşılacak bir şey bulunmaz. Bu nedenle mal ayrılığı sözleşmesi, ekonomik olarak zayıf konumdaki eş bakımından ciddi sonuçlar doğuran bir tercihtir ve imzalanmadan önce mutlaka hukuki değerlendirme yapılmalıdır.

Paylaşmalı mal ayrılığı rejimi

TMK m. 244-255 arasında düzenlenen paylaşmalı mal ayrılığı rejimi, yönetim bakımından mal ayrılığına benzer ancak tasfiye aşamasında hakkaniyeti önceleyen özel bir paylaşım modeli sunar. Rejimin karakteristik unsuru, m. 250’de düzenlenen aileye özgülenmiş mal kavramıdır.

Yönetim bakımından m. 244 uyarınca her eş kendi malvarlığı üzerindeki haklarını korur. İspat konusunda m. 245, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia edenin bunu ispatlaması gerektiğini, ispat edilemeyen malların paylı mülkiyette sayılacağını düzenler. Dikkat edilmelidir ki burada yasal rejimdeki “aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal sayılır” karinesi yoktur. Borçlardan sorumluluk bakımından m. 246’ya göre her eş kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.

Aileye özgülenen mallar

TMK m. 250 uyarınca, eşlerden biri tarafından bu rejimin kurulmasından sonra edinilmiş olup ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş mallar ile ailenin ekonomik geleceğini güvence altına almaya yönelik yatırımlar veya bunların yerine geçen değerler, rejim sona erdiğinde eşler arasında eşit olarak paylaşılır. Paylaştırmada işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir.

Özgülenme ölçütü, malın tapu kaydından veya kimin adına kayıtlı olduğundan bağımsızdır; belirleyici olan malın fiilen ailenin ortak yaşamına hizmet edip etmediğidir. Ailenin birlikte oturduğu konut, hafta sonları kullanılan yazlık veya ailenin ulaşım ihtiyacını karşılayan araç, mülkiyeti hangi eşe ait olursa olsun bu kapsamdadır. Bireysel emeklilik hesapları ve hayat sigortaları gibi ailenin ekonomik geleceğini güvenceye alan yatırımlar da doğrudan ortak kullanımda olmasalar bile paylaşıma dahil edilir.

Maddenin ikinci fıkrası sınırı çizer: manevî tazminat alacakları, miras yoluyla edinilen mallar ile karşılıksız kazandırmada bulunanın açık iradesinden aksi anlaşılmadıkça sağlararası veya ölüme bağlı tasarruflarla edinilen mallar bu paylaşımın dışındadır.

Katkıdan doğan hak ve paylaşmaya aykırı davranışlar

TMK m. 249 uyarınca eşlerden biri, diğerine ait olup paylaştırma dışı kalan bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, katkısı oranında hakkaniyete uygun bir bedel ödenmesini isteyebilir. Aynı istem, paylaştırma dışı kalan malın yerine geçen değerler için de geçerlidir.

Katkı oranının somut delillerle tespit edilemediği durumlarda hâkimin takdir yetkisi devreye girer. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2015/22109, K. 2016/3833, T. 03.03.2016 tarihli kararında, katkı payı oranının tespit edilemediği hâlde TMK m. 4 ve TBK m. 50 hükümleri göz önüne alınarak hakkaniyet ilkesi uyarınca takdir edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

TMK m. 251, mal kaçırmaya karşı koruma getirir: eşlerden biri diğerinin payını azaltmak kastıyla paylaşmadan önce bir malı karşılıksız olarak elden çıkarırsa hâkim, denkleştirme bedelini hakkaniyete uygun belirler. Rejimin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan olağan dışı karşılıksız kazandırmaların, payı azaltma kastıyla yapıldığı varsayılır. Bu, ispat yükünü tersine çeviren güçlü bir karinedir.

TMK m. 252 uyarınca zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin payının hakkaniyete uygun azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. Paylaştırmanın ayın olarak yapılması asıldır (m. 253); buna olanak yoksa bedel eklenerek paylar denkleştirilir ve hesaplamada malların tasfiye anındaki sürüm değerleri esas alınır.

Rejimin bir başka özelliği, m. 254’te aile konutu ve ev eşyası bakımından getirilen düzenlemedir: iptal veya boşanma hâlinde konutta kimin kalmaya devam edeceği konusunda eşler anlaşabilir; anlaşamazlarsa hâkim, hakkaniyet gerektiriyorsa olayın özelliklerini, eşlerin ekonomik ve sosyal durumlarını ve varsa çocukların menfaatlerini gözeterek re’sen karar verir ve süreyi belirleyerek tapu kütüğüne şerh için bildirir. Konutta kira ile oturuluyorsa hâkim, kiracı sıfatı taşımayan eşin kalmasına karar verebilir.

Mal ortaklığı rejimi

TMK m. 256-281 arasında düzenlenen mal ortaklığı, eşlerin malvarlıklarının büyük bölümünün ortak bir kütle oluşturduğu en kapsamlı rejimdir. Rejim, ortaklık malları ile eşlerin kişisel mallarını kapsar (m. 256).

Genel ve sınırlı mal ortaklığı

TMK m. 257 uyarınca genel mal ortaklığında, kanun gereğince kişisel mal sayılanlar dışındaki tüm mallar ve gelirler ortaklık mallarını oluşturur. Eşler bu mallara bölünmemiş bir bütün olarak sahip olurlar ve hiçbir eş ortaklık payı üzerinde tek başına tasarruf edemez. Bu, elbirliği mülkiyetine benzer bir yapıdır ve rejimi diğerlerinden köklü biçimde ayırır.

Eşler sözleşmeyle ortaklığın kapsamını daraltabilir. TMK m. 258 uyarınca sadece edinilmiş mallardan oluşan bir ortaklık kabul edilebilir; bu hâlde kişisel malların gelirleri de ortaklığa dahildir. TMK m. 259 uyarınca ise belirli malvarlığı değerleri veya türleri, özellikle taşınmazlar, bir eşin kazancı ya da meslek icrası için kullandığı mallar ortaklık dışında tutulabilir.

Kişisel mallar m. 260’a göre sözleşme, üçüncü kişinin karşılıksız kazandırması veya kanunla belirlenir; eşlerin yalnızca kişisel kullanımına ayrılmış eşya ile manevî tazminat alacakları kanundan dolayı kişisel maldır. İspat bakımından m. 261 çok güçlü bir karine getirir: bir eşin kişisel malı olduğu ispatlanmadıkça tüm malvarlığı değerleri ortaklık malı sayılır.

Olağan ve olağanüstü yönetim ayrımı

TMK m. 262 — Olağan yönetim
Eşler, ortaklık mallarını evlilik birliğinin yararına uygun olarak yönetirler.
Olağan yönetim sınırları içinde her eş, ortaklığı yükümlülük altına sokabilir ve ortak mallarda tasarrufta bulunabilir.

TMK m. 263 — Olağanüstü yönetim
Olağan yönetim dışında kalan konularda eşler, ancak birlikte veya biri diğerinin rızasını almak suretiyle ortaklığı yükümlülük altına sokabilir veya mallarda tasarrufta bulunabilir.
Rızanın bulunmadığını bilmeyen veya bilecek durumda olmayan üçüncü kişiler için bu rıza var sayılır.

Ayrım pratikte şöyle işler: ailenin günlük ihtiyaçlarının karşılanması, ortak malların korunması ve rutin harcamalar olağan yönetimdir ve her eş tek başına yapabilir. Ortaklık mallarının devri, rehnedilmesi veya üzerlerinde sınırlı aynî hak kurulması gibi mülkiyet yapısını değiştiren işlemler olağanüstü yönetimdir ve birlikte hareket veya açık rıza gerektirir. İkinci fıkradaki iyiniyet koruması, rızanın bulunmadığını bilmeyen üçüncü kişiler bakımından işlemi ayakta tutar.

TMK m. 264 uyarınca bir eş diğerinin rızasıyla ortaklık mallarını kullanarak tek başına meslek veya sanat icra ederse, buna ilişkin bütün hukuki işlemleri yapabilir. TMK m. 265’e göre bir eş, diğerinin rızası olmaksızın ortaklık mallarına girecek bir mirası reddedemez; tereke borca batıksa mirası kabul de edemez.

Üçüncü kişilere karşı sorumluluk

TMK m. 268, eşlerin hem kişisel malları hem ortaklık mallarıyla sorumlu oldukları borçları sayar: evlilik birliğini temsil veya ortaklık mallarını yönetme yetkisine dayanarak yapılan borçlar; ortaklık mallarını veya gelirlerini kullanarak meslek ya da sanat icrası nedeniyle yapılan borçlar; diğer eş için de kişisel sorumluluk doğuran borçlar; eşlerin üçüncü kişilerle anlaşarak ortaklık mallarının da sorumlu olacağını kararlaştırdıkları borçlar.

TMK m. 269 uyarınca her eş, diğer bütün borçlardan kendi kişisel mallarıyla ve ortaklık mallarının değerinin yarısı kadarıyla sorumlu tutulur.

Sona erme ve paylaşma

TMK m. 271 uyarınca mal ortaklığı, eşlerden birinin ölümü, başka bir mal rejiminin kabulü veya eşlerden biri hakkında iflâsın açılmasıyla sona erer. İflâs, yalnızca bu rejime özgü bir sona erme sebebidir. Mahkeme kararıyla sona erme hâllerinde rejim yine dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.

Paylaşma bakımından kanun ikili bir ayrım yapar. TMK m. 276 uyarınca ölüm veya başka bir mal rejiminin kabulü sebebiyle sona erme hâlinde her eşe veya mirasçılarına ortaklık mallarının yarısı verilir; sözleşmeyle başka bir oran kararlaştırılabilir ancak bu anlaşmalar altsoyun saklı paylarını zedeleyemez. TMK m. 277 uyarınca boşanma, evliliğin iptali ya da mal ayrılığına geçiş hâllerinde ise her eş, edinilmiş mallara katılma rejiminde kendi kişisel malı sayılacak olanları ortaklık mallarından geri alır; kalan ortaklık malları yarı yarıya paylaşılır.

Bu ayrım, mal ortaklığı rejiminin sanılanın aksine boşanmada “her şeyin ikiye bölünmesi” anlamına gelmediğini gösterir. Boşanmada önce kişisel mal niteliğindeki değerler çekilip alınır, paylaşım geri kalan üzerinden yapılır.

Cebrî icra hâlinde mal ayrılığına dönüşme

Mal ortaklığını kabul eden eşler bakımından kanun, alacaklıları korumak için özel hükümler öngörmüştür. TMK m. 209 uyarınca eşlerden birinin iflâsına karar verilirse ortaklık kendiliğinden mal ayrılığına dönüşür. TMK m. 210 uyarınca eşlerden birine karşı icra takibinde bulunan alacaklı, haczin uygulanmasında zarara uğrarsa hâkimden mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir; istem her iki eşe yöneltilir ve yetkili mahkeme borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir. TMK m. 211 uyarınca alacaklı tatmin edilirse hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine mal ortaklığının yeniden kurulmasına karar verebilir.

Olağanüstü mal rejimi: hâkim kararıyla mal ayrılığına geçiş

Eşlerden biri, haklı bir sebep varsa mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüşmesini mahkemeden isteyebilir. TMK m. 206, haklı sebebin varlığının özellikle kabul edileceği hâlleri sayar:

  • Diğer eşe ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmiş olması
  • Diğer eşin, istemde bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş olması
  • Diğer eşin, ortaklık malları üzerinde tasarruf için gereken rızasını haklı sebep olmadan esirgemesi
  • Diğer eşin, malvarlığı, geliri, borçları veya ortaklık malları hakkında bilgi vermekten kaçınması
  • Diğer eşin sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması

Yetkili mahkeme, eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir (m. 207). Bu yola başvurulduğunda rejim, TMK m. 225/2 uyarınca kararın kesinleşme tarihinde değil, davanın açıldığı tarihte sona erer. TMK m. 208 uyarınca eşler her zaman yeni bir sözleşmeyle önceki veya başka bir rejimi kabul edebilirler; mal ayrılığına geçişi gerektiren sebep ortadan kalkarsa hâkim, istem üzerine eski rejime dönülmesine karar verebilir.

Uygulamada bu yol, özellikle uzun süren fiilî ayrılık dönemlerinde ve borca batık eşin malvarlığını eritmeye başladığı hâllerde işlevseldir. Boşanma davası açmak istemeyen ancak malvarlığını korumak isteyen eş için başvurulabilecek en doğrudan çaredir.

Mal rejimi sözleşmesi: sınırlı sayı, şekil ve ehliyet

Yasal rejimden ayrılmanın tek yolu geçerli bir mal rejimi sözleşmesidir. Kanun bu sözleşmeyi hem içerik hem şekil bakımından dar bir koridora yerleştirmiştir.

İçerik sınırı: sınırlı sayı ilkesi

Eşler yalnızca kanunda düzenlenmiş dört rejimden birini seçebilirler. Bir kısmıyla mal ayrılığı, bir kısmıyla mal ortaklığı hükümlerini içeren melez bir model kurgulanamaz; kanunda karşılığı bulunmayan sui generis bir rejim yaratılamaz. Kanunun izin verdiği tek esneklik, TMK m. 221 ve m. 237 gibi hükümlerin çizdiği sınırlar içinde rejimin içeriğine dokunmaktır. Bu sınırların aşıldığı sözleşmeler emredici hukuk kurallarına aykırılık nedeniyle geçersizdir.

Şekil şartı

TMK m. 205 — Sözleşmenin şekli
Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak, taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirebilirler.
Mal rejimi sözleşmesinin taraflarca ve gerektiğinde yasal temsilcilerince imzalanması zorunludur.

Buradaki şekil bir geçerlilik şartıdır. Adi yazılı olarak, el yazısıyla veya tanıklar huzurunda yapılan “evlilik sözleşmesi” başlıklı metinler hukuken hiçbir sonuç doğurmaz. Bu nedenle uygulamada sözleşmenin varlığı ayrı bir ispat sorunu yaratmaz: ortada noter senedi veya evlenme kütüğüne işlenmiş bir bildirim yoksa, sözleşme de yok demektir ve eşler yasal rejime tabidir.

Noterde yapılan sözleşme ile evlenme başvurusundaki bildirim arasında kapsam farkı vardır. Evlenme başvurusundaki bildirim, seçilen rejimin adının belirtilmesiyle sınırlıdır; eşler bu yolla rejimin içeriğine dair özel kayıtlar ekleyemez, katılma oranlarını değiştiremez veya hangi değerlerin kişisel mal sayılacağını ayrıntılandıramazlar. Noterde yapılan sözleşme ise kanunun izin verdiği sınırlar içinde bu ayrıntıların düzenlenmesine imkân tanır.

Ehliyet ve yasal temsilci rızası

TMK m. 204 uyarınca mal rejimi sözleşmesi ancak ayırt etme gücüne sahip olanlar tarafından yapılabilir; küçükler ile kısıtlılar yasal temsilcilerinin rızasını almak zorundadır. TMK m. 205’in son fıkrası bu rızayı imza zorunluluğuna bağlar.

Buna göre, mahkeme kararıyla evlenmesine izin verilen bir küçüğün yaptığı mal rejimi sözleşmesi, tek başına onun imzasıyla geçerlilik kazanmaz; yasal temsilcinin rızası ve imzası aranır. Ayırt etme gücü hiç bulunmayan bir kişinin yaptığı sözleşme ise yasal temsilci imzalasa dahi geçerli olmaz, zira rejim seçimi kişinin bizzat ayırt etme gücüne sahip olmasını gerektirir. Geçerli bir sözleşmenin bulunmadığı her hâlde eşler arasında kanun gereği yasal mal rejimi uygulanır.

Nişanlılık döneminde yapılan sözleşme

TMK m. 203 uyarınca mal rejimi sözleşmesi evlenmeden önce de yapılabilir. Nişanlılar notere giderek sözleşme düzenleyebilirler; ancak bu sözleşme hükümlerini evlenmenin gerçekleşmesiyle doğurur. Evlenme herhangi bir sebeple gerçekleşmezse sözleşme hüküm ifade etmez ve buna dayalı bir tasfiye işletilemez.

Mal rejimi sözleşmesi geçmişe etkili yapılabilir mi?

Kural olarak hayır. Mal rejimi sözleşmeleri ileriye etkili sonuç doğurur; eşler sözleşme tarihinden önceki dönemi kapsayacak şekilde rejim değişikliği yapamazlar. Bunun tek istisnası, aşağıda ele alınan 4722 sayılı Kanun m. 10’daki bir yıllık geçiş penceresidir.

Yargıtay bu ilkeyi istikrarlı biçimde uygulamaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/7024, K. 2024/6794, T. 03.10.2024 tarihli kararında, eşlerin ancak kanunda yazılı sınırlar içinde mal rejimini düzenleyebilecekleri gerekçesiyle, 4722 sayılı Kanun’un 10. maddesindeki istisnalar dışında geçmişe etkili sözleşme düzenlenemeyeceğini belirtmiştir. Aynı kararda mahkeme, 20.07.2015 tarihinde noterde “Mal Rejimi Değişikliği Sözleşmesi” başlığıyla yapılan sözleşmede yalnızca sözleşme tarihinden itibaren mal ayrılığı rejiminin uygulanmasına ilişkin düzenlemeyi geçerli saymıştır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2012/13166, K. 2013/7003, T. 13.05.2013 tarihli kararında da aynı sonuca varmış; eşlerin geçmişe etkili biçimde, edinilmiş mallara katılma rejimi dışında kanunun tanıdığı başka bir seçimlik rejimi evlenme tarihinden itibaren geçerli olmak üzere seçemeyecekleri ve belirleyemeyecekleri vurgulanmıştır.

Bunun pratik anlamı şudur: bugün notere gidip “evlendiğimiz tarihten itibaren mal ayrılığına tabi olduğumuzu kabul ediyoruz” şeklinde bir sözleşme yapan eşlerin bu iradesi, geçmiş dönem bakımından sonuç doğurmaz. Sözleşme yalnızca imza tarihinden sonrası için hüküm ifade eder ve o tarihe kadarki dönem, tabi olunan rejimin hükümlerine göre tasfiye edilir.

Nitekim TMK m. 212, mal ayrılığına geçildiği takdirde kanunda aksine hüküm bulunmadıkça önceki mal rejiminin tasfiyesinin bu rejime ilişkin hükümlere göre yapılacağını açıkça düzenlemektedir. Rejim değiştirmek, geçmişi silmek değildir; yalnızca ileriye dönük yeni bir düzen kurmaktır.

1 Ocak 2002 dönümü ve iki dönemli tasfiye

Türk mal rejimi hukukunda 1 Ocak 2002 tarihi bir milattır. Bu tarihte yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 1926 tarihli 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin yerini almış ve yasal mal rejimini kökten değiştirmiştir. 743 sayılı Kanun döneminde yasal rejim mal ayrılığı idi; 4721 sayılı Kanun ile yasal rejim edinilmiş mallara katılma olmuştur.

Geçiş, 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10. maddesiyle düzenlenmiştir. Buna göre 4721 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında, bu tarihe kadar tabi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler kanunun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar.

Sonuç şudur: 1 Ocak 2002’den önce evlenmiş ve hiç sözleşme yapmamış çiftlerde evlilik ikiye bölünür. Evlenme tarihinden 31 Aralık 2001’e kadar mal ayrılığı, 1 Ocak 2002’den itibaren edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır. Bu, Türkiye’deki uzun süreli evliliklerin çok büyük kısmını ilgilendiren bir durumdur ve tasfiye hesabını tek başına belirler.

Bir yıllık geçmişe etki penceresi

4722 sayılı Kanun m. 10’un son fıkrası, eşlere bu bir yıllık süre içinde mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejiminin evlenme tarihinden geçerli olacağını kabul etme imkânı tanımıştı. Yani 1 Ocak 2002 ile 1 Ocak 2003 arasında notere gidip böyle bir sözleşme yapan eşlerde, 2002 öncesi edinilen mallar da yasal rejim tasfiyesine dahil edilir.

Ancak bu süre hak düşürücü niteliktedir. Süre geçtikten sonra yapılan sözleşmelerle rejimin evlenme tarihine kadar geriye götürülmesi mümkün değildir. Pratikte bu pencereden yararlanan çift sayısı son derece azdır; dolayısıyla 2002 öncesi evliliklerin neredeyse tamamı iki dönemli tasfiyeye tabidir.

2002 öncesi dönem: katılma alacağı değil, katkı payı alacağı

Mülga 743 sayılı Kanun, mal ayrılığı rejiminin sona ermesi hâlinde eşlerin birbirlerinden isteyebilecekleri alacaklara ilişkin bir tasfiye mekanizması öngörmemişti. Bu boşluk, Yargıtay uygulamasında Türk Medeni Kanunu’nun 5. maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu genel hükümlerine başvurularak doldurulmaktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/4622, K. 2024/5366, T. 04.07.2024 tarihli kararında bu dayanağı açıkça ortaya koymuş; 743 sayılı Kanun’da mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme bulunmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlığın aynı kanunun 5. maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu genel hükümleri göz önünde bulundurularak katkı payı alacağı hesaplama yöntemi kurallarına göre çözülmesi gerektiğini belirtmiştir. Aynı yönde Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/8907, K. 2017/13049, T. 17.10.2017 tarihli kararında da 1 Ocak 2002’den önce eşler arasında yasal mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu ve bu döneme ilişkin uyuşmazlıkların katkı payı alacağı kurallarına göre çözüleceği vurgulanmıştır.

Buradaki talep teknik anlamda katılma alacağı değil, katkı payı alacağıdır ve şartları çok daha ağırdır. Mülkiyet sahibi olmayan eşin, malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına somut bir maddi değerle katılmış olması gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/2919, K. 2024/3330, T. 09.05.2024 tarihli kararında, yasal mal ayrılığının geçerli olduğu dönemde eşlerden birinin diğerinden katkı payı karşılığında tazminat isteyebilmesi için mutlaka parasal veya para ile ölçülebilen maddi bir değer koymak suretiyle katkısının bulunması gerektiğini belirtmiştir.

Bu, yasal rejimdeki durumla arasındaki en keskin farktır. Edinilmiş mallara katılma rejiminde eşin ayrıca katkı ispat etmesine gerek yoktur; artık değerin yarısı üzerinde kanundan doğan bir hak vardır. 2002 öncesi dönemde ise katkının varlığı ve oranı ispat edilmedikçe talep sonuçsuz kalır ve ispat yükü katkıda bulunduğunu iddia eden taraftadır.

Katkı oranı nasıl hesaplanır?

Katkı oranının belirlenmesinde eşlerin gelirleri, harcama alışkanlıkları ve tasarruf kapasiteleri esas alınır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2020/4366, K. 2021/4795, T. 07.06.2021 tarihli kararında hesabın parametrelerini ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur: her bir eşin alışkanlıkları ile ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ve ayrıca kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama kendi gelirlerinden düşülür; kalan tasarruf edilebilir kısım bulunur ve toplam tasarruf içinde her eşin katkı oranı belirlenir.

Bu yöntemin sonucu şudur: kocanın evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle tasarruf kapasitesi görece düşük hesaplanırken, çalışan kadının gelirinin daha büyük bölümünü tasarruf edebileceği kabul edilir. Bu da katkı oranını kadın lehine yükseltebilir.

Hesabın denetime elverişli olması zorunludur. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2020/540, K. 2021/502, T. 26.01.2021 tarihli kararında gerekçesiz oran belirlemelerini eleştirerek, konunun uzmanı bilirkişiden rapor alınmak suretiyle tarafların evlenme tarihinden 1 Ocak 2002 tarihine kadar olan tüm gelirleri göz önünde bulundurularak katkı oranının belirlenmesi gerektiğine işaret etmiştir.

Aynı taşınmazda iki dönemli hesap

Uygulamadaki en karmaşık uyuşmazlıklar, edinimi 2002 öncesinde başlayan ancak ödemeleri bu tarihten sonra da devam eden taşınmazlarda çıkar. Kooperatif ödemeleri, banka kredili alımlar ve taksitli satışlar tipik örneklerdir. Yargıtay bu hâllerde iki dönemli hesaplama yöntemini benimsemiştir: taşınmazın 2002 öncesine tekabül eden ödemeleri için katkı payı kuralları, 2002 sonrasına tekabül eden ödemeleri için katılma alacağı kuralları uygulanır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2013/22286, K. 2014/6567, T. 10.04.2014 tarihli kararı bu ayrımı somutlaştırmıştır. Karara konu olayda kooperatife 1 Ocak 2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar yapılan ödemeler yönünden davacının katılma alacağının söz konusu olacağı belirtilmiş; buna karşılık mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde, yani 1 Ocak 2002 tarihinden önce edinilen mallara ilişkin katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için malların edinilmesinde maddi katkı sağlamasının zorunlu olduğu vurgulanmıştır.

Hesap pratikte şu adımlarla yürür:

  1. Taşınmazın toplam edinim bedeli içinde 1 Ocak 2002 öncesi yapılan ödemelerin oranı bulunur. Bu oran, taşınmazın dava tarihindeki sürüm değeriyle çarpılarak 2002 öncesi döneme ait matrah belirlenir. Bu matrah üzerinden davacının ispatladığı katkı oranı uygulanarak katkı payı alacağı hesaplanır.
  2. 1 Ocak 2002 sonrası yapılan ödemeler edinilmiş mal kabul edilir. Bu ödemelerin toplam ödeme içindeki oranı bulunur ve taşınmazın güncel değerine uygulanarak artık değer tespit edilir. Davacı, bu artık değerin yarısı üzerinde katılma alacağı hakkına sahip olur.

Böylece aynı taşınmaz üzerinde hem Borçlar Kanunu hükümlerine dayalı bir katkı payı alacağı hem de Medeni Kanun’un emredici hükümlerine dayalı bir katılma alacağı birlikte hüküm altına alınabilir. Bu hesabın yapılabilmesi için kooperatif kayıtlarının, kredi ödeme planlarının ve banka dökümlerinin dosyaya eksiksiz kazandırılması şarttır.

2002 öncesi dönemin ayrı tutulmasının gerekçesi, mülkiyet hakkının korunması ve hukuki güvenliktir. Eşler o dönemde mallarını edinirken yürürlükteki mal ayrılığı rejimine güvenerek hareket etmişlerdir; bu mülkiyet yapısının sonradan çıkan bir kanunla geriye dönük olarak değiştirilmesi, kanunların geriye yürümezliği ilkesiyle bağdaşmaz. Anayasa Mahkemesi de 4722 sayılı Kanun’un 10. maddesine yöneltilen itirazı bu çerçevede değerlendirerek düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bulmamıştır.

Boşanma protokolündeki feragat mal rejimi haklarını sona erdirir mi?

Genel nitelikli feragat beyanları mal rejimi alacaklarını sona erdirmez. Bu, uygulamada en çok hak kaybına yol açan konulardan biridir ve Yargıtay’ın yaklaşımı nettir.

Mal rejiminin tasfiyesi, boşanmanın fer’îsi (eki) niteliğinde değildir. Kendine özgü dava şartları ve zamanaşımı süreleri olan bağımsız bir taleptir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/7, K. 2025/498, T. 10.09.2025 tarihli kararında, mal rejiminin tasfiyesinin boşanmanın fer’îsi niteliğinde olmadığını; eşlerin tasfiyeyi anlaşmalı boşanma ile birlikte yapabilecekleri gibi bu yöndeki haklarını zamanaşımı süresi içinde daha sonra da kullanabileceklerini belirtmiştir. Aynı kararda, eşlerin salt anlaşmalı boşanma duruşmasındaki beyanlarından hareketle rejim süresince edindikleri malvarlıklarını paylaştıkları veya tasfiyeye yönelik haklarından feragat ettikleri sonucuna varılamayacağı vurgulanmıştır.

Dolayısıyla protokolde veya duruşmada dile getirilen “birbirimizden herhangi bir hak ve alacağımız yoktur” ya da “tüm taleplerimizden feragat ediyoruz” gibi beyanlar, mal rejimi tasfiyesini kapsayan bir irade açıklaması sayılmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/335, K. 2022/850, T. 07.06.2022 tarihli kararında protokol dilinin nasıl olması gerektiğini de ortaya koymuştur: anlaşma metninde soyut, muğlak, her anlama gelebilen ve farklı şekilde yorumlanmaya açık ifadeler kullanılmamalıdır. Böyle ifadeler içeren metinler, sonradan açılan davanın görülmesine engel teşkil etmez. Aynı kararda, protokollerde sıkça geçen “boşanmanın mali sonuçları” ibaresinin mal rejiminin tasfiyesini kapsamadığı; bu kavramla anlaşılması gerekenin TMK m. 174’te düzenlenen maddi ve manevi tazminat, m. 175’te düzenlenen yoksulluk nafakası ve m. 182’de düzenlenen iştirak nafakası olduğu belirtilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/2985, K. 2025/2445, T. 06.03.2025 tarihli kararında da boşanma dosyasındaki beyanların mal rejimi davası yönünden bağlayıcı olmadığını teyit etmiş; erkeğin beyanının TMK m. 202 ve devamı maddeleri uyarınca mal rejiminin tasfiyesini kapsamadığı ve o dava yönünden bağlayıcılığının bulunmadığı sonucuna varmıştır.

Bunun iki yönlü pratik sonucu vardır. Tasfiyeden gerçekten feragat etmek isteyen taraf bakımından, protokolde “mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı, değer artış payı ve katkı payı alacaklarından feragat ediyorum” gibi açık ve ismen belirtilmiş bir ifade kullanılmalı, mümkünse tasfiyeye konu mallar tek tek sayılmalıdır. Boşanmış ancak protokolde yalnızca genel ifadeler bulunan taraf bakımından ise, mal rejimi davası açma hakkının hâlâ ayakta olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle anlaşmalı boşanma protokolünün hazırlanması aşamasında mal rejimi başlığının ayrıca ve açıkça düzenlenmesi büyük önem taşır.

Muvazaalı sözleşmeler ve alacaklıların korunması

Rejim seçme ve değiştirme özgürlüğü, üçüncü kişilerin haklarını ihlal edecek şekilde kullanılamaz.

TMK m. 213 — Alacaklıların korunması
Mal rejiminin kurulması, değiştirilmesi veya önceki rejimin tasfiyesi, eşlerden birinin veya ortaklığın alacaklılarının, üzerinden haklarını alabilecekleri malları sorumluluk dışında bırakamaz.
Kendisine böyle mallar geçmiş olan eş, borçlardan kişisel olarak sorumludur; ancak, söz konusu malların borcu ödemeye yetmediğini ispat ettiği takdirde, bu ölçüde kendisini sorumluluktan kurtarabilir.

Bu hüküm uyarınca, hakkında icra takibi bulunan bir eşin malvarlığını mal rejimi sözleşmesiyle diğer eşe aktarması alacaklılara karşı ileri sürülemez. Alacaklılar İcra ve İflâs Kanunu m. 277 vd. uyarınca tasarrufun iptali davası açabilecekleri gibi, işlemin muvazaalı olduğu iddiasıyla genel hükümlere de başvurabilirler.

Eşler arasındaki ilişkide de mal kaçırma şüphesi uyandıran işlemler denetlenir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2020/540, K. 2021/502, T. 26.01.2021 tarihli kararında, edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde satın alınıp boşanma dava tarihinden kısa süre önce elden çıkarılan taşınmazların edinilmiş mal niteliğinde olduğuna ve aksinin davalı tarafından ispat edilmesi zorunluluğuna işaret etmiştir. Bu yaklaşım, tasfiye alacağını azaltmak amacıyla yapılan devirlerin TMK m. 229 uyarınca eklenecek değer olarak hesaba katılmasını sağlar.

Eşler arasındaki devirlerin bağış sayılıp sayılmayacağı da titizlikle incelenir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/10993, K. 2023/2709, T. 25.05.2023 tarihli kararında, duraksamaya yer vermeyecek şekilde bağış iradesini ortaya koyan beyan ve davranış yoksa, salt satış yoluyla taşınmazın diğer eş adına devredilmesi işleminin tek başına bağış olarak kabul edilmesi için yeterli olmadığını belirtmiştir. Bu ayrım önemlidir, çünkü bağış kişisel mal sayılırken (m. 220/2), karşılığı verilerek edinilen değer edinilmiş maldır.

Yabancılık unsuru taşıyan evliliklerde hukuk seçimi

Eşlerden birinin yabancı olması veya çiftin yurt dışında yaşaması hâlinde hangi ülke hukukunun uygulanacağı, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 15. maddesine göre belirlenir.

MÖHUK m. 15 uyarınca eşler, evlenme anındaki mutad mesken veya millî hukuklarından birini açık olarak seçebilirler. Hukuk seçimi yapılmamışsa evlilik malları hakkında eşlerin evlenme anındaki müşterek millî hukuku, bu yoksa müşterek mutad mesken hukuku, o da yoksa Türk hukuku uygulanır. Taşınmazlar bakımından ise taşınmazın bulunduğu ülke hukuku uygulanır.

Yargıtay, yabancı ülkede ve yabancı hukuka göre yapılan mal rejimi sözleşmelerinin geçerliliğini bu çerçevede incelemektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/4396, K. 2024/5365, T. 04.07.2024 tarihli kararında, tarafların Almanya’da noter huzurunda imzaladıkları evlilik sözleşmesiyle mal ayrılığı rejimini seçtikleri ve edinilen malların müşterek olmasından feragat ettikleri, bu sözleşmeyle Alman hukukunun uygulanmasını seçtikleri ve önceki mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan haklarından açıkça feragat ettikleri sonucuna varmıştır.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: iç hukukta geçerli olan geçmişe etki yasağı ile bu sonuç çelişmez. Yabancılık unsuru bulunan uyuşmazlıkta önce uygulanacak hukuk belirlenir; seçilen hukuk geçmişe etkili feragate imkân tanıyorsa, sonuç o hukukun kurallarına göre doğar. Bu tür sözleşmelerin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve şekil şartlarını taşıması gerekir.

Dört mal rejiminin karşılaştırılması

ÖlçütEdinilmiş mallara katılmaMal ayrılığıPaylaşmalı mal ayrılığıMal ortaklığı
Evlilikte mülkiyetHer eş kendi malının malikiHer eş kendi malının malikiHer eş kendi malının malikiOrtaklık mallarına bölünmemiş bütün olarak sahiplik
Boşanmada paylaşımArtık değerin yarısı üzerinde katılma alacağıPaylaşım yokAileye özgülenmiş mallar eşit paylaşılırKişisel mallar geri alınır, kalan yarı yarıya
Kişisel malın geliriEdinilmiş mal (sözleşmeyle değiştirilebilir)MalikinMalikinKural olarak ortaklığa dahil
İspat karinesiAksi ispat edilmedikçe edinilmiş mal (m. 222)İspat edilemeyen mal paylı mülkiyetteİspat edilemeyen mal paylı mülkiyette (m. 245)Kişisel olduğu ispatlanmadıkça ortaklık malı (m. 261)
Nasıl uygulanırKendiliğindenSözleşme veya hâkim kararıSözleşmeSözleşme

Hangi mal rejimi seçilmeli?

Bu sorunun herkes için geçerli tek bir cevabı yoktur; tercih, eşlerin gelir yapısına ve evliliğin fiilî işleyişine göre değişir. Yine de uygulamadan çıkan bazı yönlendirici ölçütler vardır.

Eşlerden biri çalışmayacak veya kariyerine ara verecekse, mal ayrılığı bu eş bakımından ciddi risk taşır; yasal rejimde kalmak koruyucudur. Buna karşılık evlilik öncesinde kurulmuş bir işletmesi veya şirket payı olan eş bakımından, rejimi tümüyle değiştirmek yerine TMK m. 221’in tanıdığı imkândan yararlanarak mesleğin icrası veya işletme faaliyeti sebebiyle doğan değerlerin kişisel mal sayılacağını kararlaştırmak daha ölçülü bir çözüm olabilir.

İkinci evliliklerde ve önceki evlilikten çocuğu bulunan eşlerde miras dengesi gözetilmelidir; TMK m. 237/2 uyarınca artık değere katılmaya ilişkin anlaşmalar ortak olmayan çocukların saklı paylarını zedeleyemez. Boşanma ihtimaline özgü farklı bir düzen kurulacaksa, TMK m. 238 gereği bunun mal rejimi sözleşmesinde açıkça öngörülmesi zorunludur; sonradan protokole yazılacak genel ifadeler bu işlevi görmez.

Sıkça sorulan sorular

Mal rejimi sözleşmesi yapmadık, hangi rejime tabiyiz?

TMK m. 202 uyarınca edinilmiş mallara katılma rejimine tabisiniz. Sözleşme yapılmadığı sürece yasal rejim kendiliğinden uygulanır; ayrıca bir işlem yapmanıza veya bildirimde bulunmanıza gerek yoktur.

Türkiye’de kaç çeşit mal rejimi vardır?

Dört çeşit mal rejimi vardır: edinilmiş mallara katılma, mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı. Bunlardan yalnızca edinilmiş mallara katılma yasal rejimdir, diğer üçü ancak mal rejimi sözleşmesiyle seçilebilir.

Mal rejimi sözleşmesi nerede yapılır?

Noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Alternatif olarak evlenme başvurusu sırasında hangi rejimin seçildiği yazılı olarak bildirilebilir; ancak bu bildirim yalnızca rejimin adını belirtmekle sınırlıdır, içeriğe ilişkin özel kayıtlar eklenemez.

Evde el yazısıyla yaptığımız evlilik sözleşmesi geçerli mi?

Hayır. TMK m. 205’teki şekil bir geçerlilik şartıdır; noterde yapılmayan veya evlenme başvurusunda bildirilmeyen sözleşmeler hüküm doğurmaz. Böyle bir belge varsa eşler yine yasal mal rejimine tabi sayılır.

Eşler kendi istedikleri gibi karma bir mal rejimi oluşturabilir mi?

Hayır. Mal rejimlerinde sınırlı sayı ilkesi geçerlidir; eşler yalnızca kanunda düzenlenen dört rejimden birini seçebilirler. Bir kısmı mal ayrılığı, bir kısmı mal ortaklığı hükümlerinden oluşan melez bir model kurulamaz.

2002’den önce evlendik, hangi rejime tabiyiz?

Evliliğiniz ikiye bölünür: evlenme tarihinden 31 Aralık 2001’e kadar mal ayrılığı, 1 Ocak 2002’den itibaren edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır. Bu iki dönem tasfiyede ayrı ayrı hesaplanır.

2002 öncesi edinilen mallar için hiçbir şey talep edemez miyim?

Talep edebilirsiniz, ancak dayanağınız katılma alacağı değil katkı payı alacağıdır. Bunun için malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına parasal ya da parayla ölçülebilen maddi bir katkı sağladığınızı ispat etmeniz gerekir.

Şimdi notere gidip evlenme tarihimizden itibaren mal ayrılığı yapabilir miyiz?

Hayır. Mal rejimi sözleşmeleri ileriye etkilidir; 4722 sayılı Kanun m. 10’daki bir yıllık geçiş penceresi dışında geçmişe etkili sözleşme yapılamaz. Bugün yapacağınız sözleşme yalnızca imza tarihinden sonrası için hüküm doğurur.

Boşanma protokolünde “hiçbir hak talebim yoktur” yazdım, mal rejimi davası açabilir miyim?

Yargıtay uygulamasına göre genel ve muğlak feragat ifadeleri mal rejiminin tasfiyesini kapsamaz; bu nedenle dava açma hakkınız kural olarak devam eder. Ancak protokolde tasfiyeden ismen ve açıkça feragat edilmişse sonuç değişir, bu yüzden metnin somut olarak incelenmesi gerekir.

Mal rejimi ne zaman sona erer?

Ölüm veya başka bir rejimin kabulüyle; boşanma, evliliğin iptali ya da mal ayrılığına geçiş hâllerinde ise TMK m. 225/2 uyarınca kararın kesinleşme tarihinde değil davanın açıldığı tarihte sona erer.

Boşanma davası reddedilirse mal rejimi sona ermiş olur mu?

Hayır. Rejimi sona erdiren bir mahkeme kararı doğmadığı için rejim kesintisiz devam eder ve reddedilen davanın tarihi tasfiye bakımından sonuç doğurmaz.

Yıllardır ayrı yaşıyoruz, bu süre içinde eşimin aldığı mallar paylaşıma girer mi?

Evet. Fiilî ayrılık TMK m. 225’te sayılan sona erme sebepleri arasında değildir; dava açılana kadar edinilen mallar edinilmiş mal statüsünü korur. Bunu önlemek isteyen eş TMK m. 206 uyarınca mal ayrılığına geçilmesini isteyebilir.

Eşim borca battı, malvarlığımı nasıl korurum?

TMK m. 206 uyarınca diğer eşin borca batık olması haklı sebep sayılır ve mahkemeden mevcut rejimin mal ayrılığına dönüştürülmesi istenebilir. Yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.

Mal rejimini değiştirirsek geçmiş dönem ne olur?

TMK m. 212 uyarınca önceki rejimin tasfiyesi, o rejime ilişkin hükümlere göre yapılır. Rejim değiştirmek geçmişi silmez; yalnızca ileriye dönük yeni bir düzen kurar.

Aldatan eş mal paylaşımından pay alabilir mi?

Kural olarak kusur mal paylaşımını etkilemez. Ancak TMK m. 236/2 uyarınca zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya tamamen kaldırabilir.

Eşim yurt dışında ve orada evlilik sözleşmesi yaptık, Türkiye’de geçerli mi?

MÖHUK m. 15 uyarınca eşler evlenme anındaki mutad mesken veya millî hukuklarından birini seçebilirler; usulüne uygun yapılmış ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmayan sözleşmeler dikkate alınır. Taşınmazlar bakımından ise taşınmazın bulunduğu ülke hukuku uygulanır.

Sonuç

Mal rejimi türleri arasındaki tercih, evliliğin en başında yapılan ve sonuçları ancak boşanma veya ölüm anında görülen bir tercihtir. Türk hukukunda kural bellidir: aksi kararlaştırılmadıkça edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır ve bu rejim, evlilik süresince emeğin karşılığı olarak edinilen değerler üzerinde diğer eşe artık değerin yarısı oranında alacak hakkı tanır. Mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı ise ancak noterde yapılacak geçerli bir sözleşmeyle devreye girer.

Uygulamadaki asıl zorluk, 1 Ocak 2002 öncesinde kurulmuş evliliklerde ortaya çıkmaktadır. Bu evliliklerde tasfiye ikiye bölünmekte, 2002 öncesi dönem için ispat yükü ağır olan katkı payı alacağı, sonrası için katılma alacağı hesaplanmaktadır. Kooperatif ödemeleri veya kredili alımlarda aynı taşınmaz her iki dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmekte, bu da uzman bilirkişi incelemesini ve belgelerin eksiksiz toplanmasını zorunlu kılmaktadır. Benzer şekilde, boşanma protokolünde kullanılan genel feragat ifadelerinin tasfiyeyi kapsamadığının bilinmesi, hem hak kaybını hem de yıllar sonra açılacak sürpriz davaları önler.

Mal rejimi tasfiyesi, hesap tekniği ve delil toplama yönü ağır basan teknik bir alandır. Süreci başlatmadan önce boşanmada mal paylaşımının genel işleyişini incelemenizi, ayrıca somut durumunuza göre evlilik sözleşmesi düzenlenmesi ve ziynet eşyası alacağı gibi bağlantılı başlıkları da değerlendirmenizi öneririz. Malvarlığınızın yapısına uygun bir strateji belirlemek için aile hukuku alanında çalışan bir vekille görüşmeniz yerinde olacaktır.

Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.

Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul