Pazarlamacılık Sözleşmesi Nedir? Şartları, Feshi ve Görevli Mahkeme

Pazarlamacılık sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 448 ila 460. maddeleri arasında düzenlenen, pazarlamacının sürekli olarak bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında işlemlere aracılık etmeyi, işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği, hizmet sözleşmesinin özel bir türüdür. Uygulamada en çok karıştırılan ve en fazla uyuşmazlığa yol açan nokta, bu sözleşmeye taraflarca “danışmanlık”, “bayilik”, “tali satıcılık” veya “serbest meslek sözleşmesi” gibi başka bir ad verilmiş olsa dahi, ilişkinin içeriği TBK m.448’deki unsurları taşıyorsa hukuken pazarlamacılık sözleşmesi sayılacağı ve doğan uyuşmazlıkların iş mahkemesinde görüleceğidir. Bu makalede pazarlamacılık sözleşmesinin tanımından fesih sonuçlarına, nitelendirme sorunundan görevli mahkemeye kadar konunun tamamını kanun metni ve Yargıtay/Bölge Adliye Mahkemesi kararlarıyla birlikte ele alıyoruz.

Pazarlamacılık Sözleşmesi Nedir? Unsurları Nelerdir?

Pazarlamacılık sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Hizmet Sözleşmesi” başlıklı altıncı bölümünün ikinci ayrımında, m.448-460 arasında düzenlenmiştir. Kanun koyucu bu sözleşmeyi genel hizmet sözleşmesinden ayrı, kendine özgü hükümlere tabi özel bir tür olarak kurgulamıştır.

TBK m.448 – Tanımı: Pazarlamacılık sözleşmesi, pazarlamacının sürekli olarak, bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme sahibi işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.

Bu tanımdan hareketle bir hukuki ilişkinin pazarlamacılık sözleşmesi olarak nitelendirilebilmesi için belirli kurucu unsurların birlikte gerçekleşmesi aranır. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’nin 04.11.2021 tarihli, E.2021/3072 ve K.2021/2389 sayılı kararında bu unsurlar; ticari işletmenin varlığı, süreklilik, işletme dışında faaliyet yürütme, ticari işletme sahibi işveren hesabına çalışma, aracılık ve sözleşme yapma, ücret (komisyon-prim) alma olarak altı başlık halinde açıkça ortaya konulmuştur. Bu altı unsurun somut olayda birlikte gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti, ilişkinin doğru hukuki zemine oturtulması bakımından zorunludur; bu konuya nitelendirme sorunu başlığı altında ayrıca dönülecektir.

Tanımdan çıkan ilk unsur, pazarlamacının faaliyetinin daimi (sürekli) nitelikte olmasıdır; tek seferlik veya geçici bir aracılık ilişkisi pazarlamacılık sözleşmesi sayılmaz. İkinci unsur, pazarlamacının işletmenin fiziki sınırları dışında, sahada ve gezici surette faaliyet göstermesidir. Üçüncü unsur, pazarlamacının kendi adına değil, münhasıran ticari işletme sahibi işveren hesabına hareket etmesidir. Dördüncü unsur, faaliyetin ya sözleşmelerin kurulmasına aracılık etmek (aracı pazarlamacı) ya da yazılı anlaşma varsa bizzat işlem yapmak (sözleşme yapmaya yetkili pazarlamacı) şeklinde ortaya çıkmasıdır; bu ayrımın kapsamı yetkiler başlığı altında ayrıca açıklanmaktadır. Son unsur ise işverenin buna karşılık ücret ödeme yükümlülüğüdür.

Pazarlamacılık Sözleşmesi Nasıl Kurulur? Yazılı Şekil Şartı Var mıdır?

TBK m.449 – Kurulması: Pazarlamacılık sözleşmesi, sözleşmenin süresini, sona ermesini, pazarlamacının yetkilerini, ücret ve masrafların nasıl ödeneceğini, taraflardan birinin yerleşim yeri yabancı ülkede ise uygulanacak hukukun ve yetkili mahkemenin hangisi olduğunu içerir. Yukarıdaki fıkra uyarınca sözleşmede yer alması öngörülen hususlar taraflarca belirlenmemişse, kanun hükümleri ve alışılmış hizmet koşulları uygulanır.

Pazarlamacılık sözleşmesinin kuruluşunda şekil serbestisi ilkesi geçerlidir. TBK m.449’da sözleşmenin içermesi öngörülen hususların sayılmış olması, sözleşmenin geçerliliğini resmi veya adi yazılı bir şekle bağlayan kurucu bir sıhhat şartı anlamına gelmez. TBK m.12’deki genel kural uyarınca kanunda aksine bir açıklık bulunmadıkça sözleşmeler herhangi bir şekle tabi değildir; TBK m.448-460 arasında da sözleşmenin bütünü için bir geçerlilik şekli öngörülmemiştir. Dolayısıyla taraflar arasında zımni veya sözlü olarak kurulan, fiilen ifasına başlanan bir pazarlamacılık ilişkisi hukuken tamamen geçerlidir; yazılı şekil kural olarak yalnızca bir ispat şartı işlevi görür.

Bu genel kuralın kanunda açıkça düzenlenen istisnaları vardır; aşağıdaki dört husus münhasıran yazılı şekle bağlıdır ve bunlar dışında sözleşmenin asıl unsurları yönünden yazılı metin bulunmaması sözleşmeyi geçersiz kılmaz:

  • Pazarlamacıya sadece aracılık etme değil bizzat işlem (sözleşme) yapma yetkisi verilmesi (TBK m.448, m.452)
  • Müşterilerin borçlarını ifa etmemesi rizikosunun kanuni sınırlar dahilinde pazarlamacı tarafından üstlenilmesi (TBK m.451/2-3)
  • Tahsis edilen tekel niteliğindeki pazarlama alanının veya müşteri çevresinin aksinin kararlaştırılması (TBK m.453/1)
  • Hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin rekabet yasağı taahhüdünde bulunulması (TBK m.444 vd.)

Sözleşmede TBK m.449/1’de sayılan hususların taraflarca belirlenmemiş olması halinde devreye giren kanuni ikame mekanizması TBK m.449/2’de “alışılmış hizmet koşulları” olarak ifade edilmiştir. Bu boşluklar üç aşamalı bir ölçütle doldurulur. İlk olarak taraflar arasındaki fiili tatbikat ve işyeri uygulamaları esas alınır: çalışma temposu, sahada izlenen mutat güzergâhlar, önceki masraf ödemeleri, avans verme periyotları, prim/komisyon hesaplama tabloları ve aynı işyerinde benzer pozisyondaki diğer pazarlamacılara uygulanan genel şartlar. İkinci olarak, böyle bir yerleşik uygulama yoksa sektörel teamüller ve ticari örf-âdet kuralları araştırılır; bu tespitte ilgili ticaret ve sanayi odalarının, meslek kuruluşlarının görüşlerine ve varsa tip sözleşmelere başvurulur. Üçüncü ve üst denetim normu ise Türk Medeni Kanunu m.2’deki dürüstlük kuralı ile iş hukukuna hâkim işçi lehine yorum ilkesidir: belirlenecek hizmet koşulları pazarlamacıyı aşırı ve tek taraflı külfetler altına sokamaz; işverenin tek taraflı olarak dayattığı keyfi uygulamalar alışılmış hizmet koşulu sayılmaz. Başka bir anlatımla TBK m.449/2 anlamındaki alışılmış hizmet koşulları, objektif hakkaniyet, sektörel örf-âdet ve işçinin korunması dengesi gözetilerek somutlaştırılan normatif kurallar bütünüdür.

Uygulamada bu boşluk doldurma mekanizması şöyle işler: sözleşmede çalışma süresi belirlenmemişse ilişki belirsiz süreli kabul edilir; fesih bildirim süreleri düzenlenmemişse TBK m.432 ve özel hâllerde TBK m.459 hükümleri uygulanır; ücret ve komisyon oranları tayin edilmemişse emsal ücretler, asgari ücret düzenlemeleri ve sektör teamülleri esas alınır; masrafların ödenmesi kararlaştırılmamışsa TBK m.414 gereği zorunlu harcamalar işverence karşılanır. Yazılı bir metnin bulunmaması veya metindeki eksiklikler, işverenin sözleşmesel ve kanuni yükümlülüklerini ortadan kaldıran bir savunma olarak ileri sürülemez.

Pazarlamacının Yükümlülükleri, Sadakat Borcu ve Sözleşme Süresince Rekabet Yasağı

TBK m.450 – Yükümlülükleri: Pazarlamacı, talimata uymamasını zorunlu kılan haklı bir sebep olmadıkça, kendisine verilen talimata uygun olarak müşterileri ziyaret etmekle yükümlüdür; işverenin izni olmadıkça, kendisi veya üçüncü kişiler hesabına işlem yapamaz, aracılık edemez. Pazarlamacı, işlem yapmaya yetkiliyse, talimatta öngörülen fiyatlara ve diğer işlem koşullarına uymak zorundadır; işveren razı olmadıkça, bunlarda değişiklik yapamaz. Pazarlamacı, pazarlama faaliyetleri ile ilgili olarak düzenli biçimde ayrıntılı bilgi vermek, aldığı siparişleri işverene derhâl ulaştırmak ve müşteri çevresini ilgilendiren önemli olayları bildirmekle yükümlüdür.

Pazarlamacılık ilişkisi güven temelli bir hizmet ilişkisidir ve pazarlamacı, kuruluşundan sona erme anına kadar işverene karşı sadakat borcu altındadır. Bu genel yükümlülük TBK m.396/1’de; işçinin, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorunda olduğu şeklinde ifade edilmiştir. Sadakat borcunun sözleşme süresince en somut görünümü rekabet etmeme yükümlülüğüdür. TBK m.396/3 hükmü, işçinin hizmet ilişkisi devam ettiği sürece bir ücret karşılığında üçüncü kişiye hizmette bulunamayacağını ve özellikle kendi işvereniyle rekabete girişemeyeceğini emretmektedir. Pazarlamacılık ilişkisinde bu genel kural, TBK m.450’de sözleşmeye özgü olarak somutlaştırılmıştır: pazarlamacı talimata uygun müşteri ziyareti yapmakla yükümlüdür ve işverenin izni olmadıkça kendisi veya üçüncü kişiler hesabına işlem yapamaz, aracılık edemez.

Bu çerçevede pazarlamacı; işverenin portföyündeki müşterileri kendi şahsi ticari faaliyetine yönlendiremez, işverenle aynı veya benzer sektörde faaliyet gösteren rakip firmaların ürünlerinin tanıtımını veya aracılığını üstlenemez, rakip bir şirkette ortak, yönetici veya danışman sıfatıyla yer alamaz ve işverenin belirlediği fiyat/satış koşullarını gizlice delerek kendisine veya üçüncü kişilere haksız kazanç sağlayamaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 30.06.2025 tarihli, E.2024/6897 ve K.2025/4677 sayılı kararında, pazarlama faaliyeti yürüten çalışanların görevleri gereği edindikleri bilgileri ve müşteri portföyünü dürüstlük kuralına aykırı şekilde kullanmalarının TBK m.396’daki özen yükümlülüğüne aykırı olduğu vurgulanmış; kararda ayrıca rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerde aykırı davranışlar ile ticari uygulamaların haksız ve hukuka aykırı olduğu tespit edilmiştir.

Sözleşme devam ederken bu yasaklara aykırı davranılması, iş ilişkisinin temelindeki güveni sarsan ağır bir ihlaldir. İşveren, sadakat borcunu ve talimatları ağır şekilde çiğneyen pazarlamacının sözleşmesini 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II-e ve TBK m.435 uyarınca haklı nedenle derhal feshedebilir; ayrıca uğradığı doğrudan/dolaylı zararların ve kâr mahrumiyetinin tazminini genel hükümlere göre talep edebileceği gibi, pazarlamacının bu yasak işlemlerden elde ettiği menfaatlerin kendisine devrini de isteyebilir.

Maddenin ikinci fıkrası, işlem yapmaya yetkili kılınmış pazarlamacıyı ayrıca bağlar: pazarlamacı talimatta öngörülen fiyatlara ve diğer işlem koşullarına uymak zorundadır, işveren razı olmadıkça bunlarda değişiklik yapamaz. Üçüncü fıkra ise bilgi verme, sipariş iletme ve müşteri çevresini ilgilendiren önemli olayları bildirme yükümlülüklerini düzenler; bu yükümlülükler pazarlamacının işletme dışında bağımsız hareket ediyor görünmesine rağmen fiilen işverenin denetim ve gözetimi altında çalıştığının en açık göstergelerindendir.

Müşterinin Ödeme Riskinin Pazarlamacıya Yüklenmesi (Garanti Yasağı)

TBK m.451 – Garanti: Pazarlamacının, müşterilerin ödememelerinden veya diğer yükümlülüklerini ifa etmemelerinden sorumlu olacağına ya da alacağın tahsili için yapılacak masrafları tamamen veya kısmen karşılayacağına ilişkin anlaşmalar, kesin olarak hükümsüzdür. Pazarlamacı, kendi müşteri çevresiyle işlem yapıyorsa, müşterilerin borçlarını ifa etmemesi durumunda, işverenin her bir işlemde uğrayacağı zararın dörtte birini geçmemek üzere karşılamayı, uygun bir ek komisyon kararlaştırılması koşuluyla yazılı olarak üstlenebilir. Sigorta sözleşmelerinde aracılık yapan pazarlamacılar, bir primin tamamının veya bir kısmının ödenmemesi sebebiyle, bunun tahsili için dava veya icra takibi yoluna başvurulması durumunda, bu amaçla yapılacak masrafların en çok yarısını karşılayacaklarını, yazılı olarak üstlenebilirler.

Hizmet sözleşmelerinin temel niteliği gereği, ticari işletmenin faaliyetinden doğan iktisadi riskler ve müşterilerin ödeme güçlüğü çekmesi tehlikesi münhasıran işveren üzerindedir; işçi konumundaki pazarlamacı, işverenin kâr-zarar dengesinin taşıyıcısı veya müşteri borçlarının kefili haline getirilemez. TBK m.451/1 bu ilkeyi emredici biçimde koruma altına alır: müşterinin mal bedelini ödememesi, temerrüde düşmesi, iflas etmesi, konkordato ilan etmesi veya çek/senedinin karşılıksız çıkması nedeniyle doğan zararların pazarlamacıdan tahsil edileceğine, ücretinden kesileceğine ya da kendisine rücu edileceğine dair sözleşme hükümleri ve sonradan imzalatılan taahhütnameler kesin hükümsüzdür. Aynı şekilde, ödenmeyen alacakların takibi için yapılan icra masrafları, avukatlık ücretleri ve harçların pazarlamacıya yükletilmesine dair klozlar da bu yaptırıma tabidir.

Kanun koyucu bu mutlak yasağa TBK m.451/2 ve m.451/3’te iki dar istisna tanımıştır. Birinci istisnanın (m.451/2) uygulanabilmesi için dört şartın birlikte gerçekleşmesi zorunludur:

  • Üstlenimde bulunulacak müşterilerin, işletmenin mevcut portföyünde yer alan değil, pazarlamacının bizzat kendi kişisel ilişkileriyle kazandırdığı kendi özel müşteri çevresi olması
  • Üstlenim anlaşmasının açık bir yazılı metinle yapılmış olması; sözlü veya zımni üstlenimler geçersizdir
  • Üstlenilecek azami sorumluluğun, işverenin her bir işlemde uğrayacağı zararın dörtte birini (%25) kesinlikle aşmaması; bu oranı aşan kısım kendiliğinden hükümsüzdür
  • Pazarlamacıya, üstlendiği bu riskin karşılığı olarak mutat ücret ve komisyona ilaveten müstakil ve hakkaniyete uygun bir ek komisyon (del credere primi) kararlaştırılması; ek komisyon öngörülmemişse veya sembolik derecede düşükse üstlenim geçersiz kalır

İkinci istisna (m.451/3) yalnızca sigorta sözleşmelerinde aracılık yapan pazarlamacılara özgülenmiştir: bu pazarlamacılar, primin ödenmemesi nedeniyle yapılacak dava veya icra takibi masraflarının en çok yarısını (%50) yazılı olarak üstlenebilirler; bu hüküm sigorta priminin asıl borcunu değil yalnızca tahsilat/takip masraflarının azami yarısını kapsar.

TBK m.451’in emredici niteliğine aykırı yapılan tüm anlaşmalar TBK m.27 uyarınca kesin hükümsüzdür. İşveren, hükümsüz klozlara dayanarak pazarlamacının ücret veya komisyon alacaklarından takas/mahsup yapamaz, pazarlamacıdan teminat senedi, bono veya kefalet talep edemez; yapılmış hukuka aykırı kesintiler pazarlamacı tarafından yasal faiziyle birlikte geriye dönük olarak talep ve tahsil edilebilir.

Pazarlamacının Yetkileri Ne Kadar Geniştir?

TBK m.452 – Yetkileri: Aksine yazılı anlaşma olmadıkça pazarlamacı, sadece işlemlere aracılık etmeye yetkilidir. Pazarlamacı, işlem yapmaya yetkili kılınmışsa yetkisi, bu işlerin icrası için gereken bütün olağan hukuki işlem ve fiilleri kapsar; özel yetki verilmedikçe müşterilerden tahsilat yapamaz ve ödeme günlerini değiştiremez.

Pazarlamacının kanuni karinesi aracılık yetkisiyle sınırlıdır. TBK m.452/1 uyarınca, aksine açık bir yazılı anlaşma yoksa pazarlamacı yalnızca işlemlere aracılık etmeye yetkilidir: müşterilerle müzakere yürütür, siparişleri toplar, teklifleri iletir ve sözleşmenin kurulmasına aracılık eder; ancak işveren adına bizzat satış sözleşmesi akdetme yetkisi yoktur ve topladığı siparişlerin bağlayıcılığı işverenin icazetine tabidir. Taraflar yazılı olarak pazarlamacıya işlem yapma yetkisi tanımışsa, bu yetki TBK m.452/2 gereği söz konusu işlerin icrası için gereken bütün olağan hukuki işlem ve fiilleri kapsar; pazarlamacı bu sınırlar içinde işveren adına satış sözleşmesi kurabilir ve rutin sözleşmesel beyanlarda bulunabilir.

Kanun koyucu, işletmenin mali güvenliğini korumak amacıyla genel işlem yetkisi tanınmış olsa bile iki işlem yönünden özel yetki şartı getirmiştir: pazarlamacı, özel yetki verilmedikçe müşterilerden tahsilat yapamaz ve ödeme günlerini (vadeleri) değiştiremez. Tahsilat yasağı bakımından; pazarlamacıya nakit tahsilat, çek/senet teslim alma veya kredi kartıyla ödeme kabul etme konusunda açık ve tercihen yazılı özel yetki verilmemişse, yapılan tahsilat kural olarak işvereni bağlamaz; üstelik tahsilat yetkisi olmaksızın tahsilat yapılması, hizmet sözleşmesinden doğan talimat ve sadakat borcunun ağır bir ihlalini oluşturur. Bununla birlikte işverenin bu duruma uzun süre göz yumması ve tahsil edilen paraları itirazsız kabul etmesi, yetkisiz temsile zımni icazet verildiği sonucunu doğurabilir. Vade değiştirme yasağı bakımından ise pazarlamacı, özel yetki tanınmadıkça fiyat listelerindeki vade sürelerini uzatamaz, ödeme günlerini erteleyemez veya indirim/iskonto oranlarını tek taraflı değiştiremez; yetkisiz tanınan vadeler işvereni bağlamaz ve işveren alacağını orijinal vadede talep etme hakkını korur.

Pazarlama Alanı ve Müşteri Çevresi Nasıl Korunur?

TBK m.453 – Faaliyet alanı: Pazarlamacıya belirli bir pazarlama alanında veya belirli bir müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi verilmiş ve aksine yazılı anlaşma da yapılmamışsa işveren, başkalarına aynı alan veya çevrede faaliyette bulunma yetkisi veremez; ancak, kendisi üçüncü kişilerle işlem yapabilir. Sözleşmenin pazarlama alanı veya müşteri çevresine ilişkin hükmünün değiştirilmesini gerektiren bir sebep varsa işveren, söz konusu hükmü, sözleşmede fesih bildirim süresi öngörülmüş olsa bile bu süreye uymadan tek taraflı olarak değiştirebilir; ancak, bu durumda pazarlamacının tazminat ve hizmet sözleşmesini haklı sebeple sona erdirme hakkı saklıdır.

Pazarlamacıya belirli bir bölgede veya müşteri çevresinde faaliyet yetkisi verilmiş ve aksi yazılı olarak kararlaştırılmamışsa, bu durum pazarlamacıya kanuni bir tekel hakkı sağlar: işveren aynı alan veya çevrede başka pazarlamacılara yetki veremez. Ancak işverenin kendisi bizzat o bölgedeki üçüncü kişilerle doğrudan işlem yapma hakkını korur; işverenin doğrudan yaptığı bu işlemlerden dahi TBK m.455/1 gereği pazarlamacıya komisyon ödeme yükümlülüğü devam eder.

İşveren, kararlaştırılan pazarlama alanını veya müşteri çevresini keyfi olarak daraltamaz. TBK m.453/2’ye göre bu hükmün değiştirilmesini gerektiren haklı ve objektif bir sebep varsa işveren, sözleşmede fesih bildirim süresi öngörülmüş olsa dahi bu süreye uymaksızın tek taraflı değişiklik yapabilir. Ancak bu yetki mutlak değildir: kanun koyucu, değişiklik nedeniyle pazarlamacının kazancında düşüş meydana gelmesi halinde tazminat talep etme hakkını ve çalışma şartlarındaki bu esaslı değişiklik nedeniyle sözleşmeyi haklı sebeple derhal feshetme hakkını açıkça saklı tutmuştur. İşverenin tek taraflı tasarrufu pazarlamacının komisyon/gelir kaybına yol açtığında, oluşan zararın işverence tam olarak tazmini yasal bir zorunluluktur.

İşverenin Ücret ve Komisyon Ödeme Yükümlülüğü

TBK m.454 – Ücret (Genel olarak): İşveren, pazarlamacıya sadece belirli bir miktardan veya bu miktarla birlikte komisyondan oluşan bir ücret ödemekle yükümlüdür. Ücretin tamamının veya önemli kısmının komisyondan oluşacağına ilişkin yazılı anlaşma, kararlaştırılan komisyonun, pazarlamacının faaliyetinin uygun karşılığını oluşturması koşuluyla geçerlidir. Deneme süresi için ödenecek ücret, serbestçe kararlaştırılabilir. Ancak, deneme süresi iki ayı geçemez.

TBK m.455 – Komisyon: Pazarlamacı, belirli bir pazarlama alanı veya belirli bir müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi sadece kendisine verilmişse, kendisinin veya işverenin bu alan veya çevrede yaptığı bütün işlerde kararlaştırılmış ya da alışılmış olan komisyonun ödenmesini isteyebilir. Belirli bir pazarlama alanı veya belirli müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi pazarlamacıyla birlikte başkalarına da verilmişse pazarlamacıya, sadece kendisinin aracılık ettiği veya bizzat yaptığı işler için komisyon ödenir. Komisyonun muaccel olması anında, yapılan işin değeri henüz kesin olarak belirlenemiyorsa komisyon, önce alışılmış olan en az değeri üzerinden, geri kalanı ise, en geç işin yerine getirilmesinde ödenir.

Kanun koyucu, pazarlamacıya ödenecek ücretin sabit tutar, salt komisyon veya ikisinin birleşiminden oluşabileceğini kabul etmiştir; ancak pazarlamacının iktisadi bağımlılığı gözetilerek ücretin tamamının veya önemli kısmının komisyondan oluşacağına dair yazılı anlaşmanın geçerliliği, kararlaştırılan komisyonun pazarlamacının faaliyetinin uygun karşılığını oluşturması koşuluna bağlanmıştır (TBK m.454/2). İşverenin işletme rizikosunu bütünüyle pazarlamacının üzerine yıkacak şekilde sembolik veya yetersiz bir komisyon sistemi kurması bu yolla engellenmiştir. TBK m.454’ün son fıkrası uyarınca deneme süresi kararlaştırılabilir; deneme süresince ödenecek ücret serbestçe belirlenebilirse de deneme süresi kesin olarak iki ayı geçemez, aşan kısım kendiliğinden hükümsüz kalır ve sözleşme iki ayın dolmasıyla kesinleşmiş bir hizmet akdine dönüşür.

Komisyon hakkının kapsamı TBK m.455’te düzenlenmiştir. Pazarlamacıya münhasır (tek başına) bir pazarlama alanı veya müşteri çevresi tahsis edilmişse, hem kendisinin hem işverenin o alan/çevrede yaptığı bütün işler için komisyon istenebilir. Aynı alan/çevrede başka pazarlamacılara da yetki verilmişse, pazarlamacıya yalnızca bizzat aracılık ettiği veya yaptığı işler için komisyon ödenir. Komisyonun muacceliyeti anında işin değeri henüz kesin olarak belirlenemiyorsa, komisyon önce alışılmış en az değer üzerinden ödenir, kalan kısım ise en geç işin ifasında tamamlanır. Komisyon ve prim ödemeleri geniş anlamda ücret kavramı içinde değerlendirildiğinden, muacceliyet ve zamanaşımı bakımından da ücretle aynı rejime tabidir; bu husus zamanaşımı başlığı altında ayrıca ele alınmaktadır.

Deneme süresi bakımından da şu sonuçlar doğar: deneme süresi içinde taraflardan her biri sözleşmeyi herhangi bir fesih bildirim süresine uymak zorunda kalmaksızın ve ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü altına girmeksizin derhâl feshedebilir. Ancak feshin deneme süresinde gerçekleşmiş olması, pazarlamacının bu süre zarfında ifa ettiği emeğin ve işletmeye kazandırdığı işlemlerin karşılıksız kalacağı anlamına gelmez; fiilen çalışılan günlerin ücreti ve TBK m.460 uyarınca komisyon hakkı saklıdır.

Pazarlama Faaliyetinin Engellenmesi Halinde Ücret ve Tazminat

TBK m.456 – Pazarlama faaliyetinin engellenmesi: Pazarlamacının pazarlama işlerini yürütmesi, kendi kusuru olmaksızın imkânsız hâle gelir ve sözleşme veya kanun gereği bu hâlde bile kendisine ücret ödenmesi gerekirse ücret, sabit ücrete ve komisyonun kaybı sebebiyle ödenebilecek uygun tazminata göre belirlenir. Ancak komisyon, ücretin beşte birinden az ise, komisyon kaybı sebebiyle tazminat ödenmeyeceği yazılı olarak kararlaştırılabilir. Pazarlamacı, pazarlama işlerini kendi kusuru olmaksızın yürütme imkânını bulamamasına karşın ücretinin tamamını almışsa, işverenin istemi üzerine, kendisinin yapabileceği ve kendisinden beklenebilecek işleri onun işletmesinde yapmakla yükümlüdür.

Pazarlamacının sahada yürüttüğü faaliyetin işverenin kusuruyla veya harici sebeplerle aksaması hâlinde ücret güvencesi TBK m.456 ile özel olarak korunur. Pazarlama işlerinin pazarlamacının kusuru olmaksızın imkânsız hâle gelmesi ve bu durumda dahi kendisine ücret ödenmesi gerekiyorsa, ödenecek tutar yalnızca sabit ücretten ibaret kalmaz; sabit ücrete ilaveten komisyon kaybı sebebiyle “uygun tazminat” da hesaplanır. Bu düzenleme; işverenin iş organizasyonunu yönetememesi, ürün tedarikini durdurması, sahada araç/yakıt sağlamaması, ziyaret rotalarını onaylamaması veya pazarlamacının faaliyetini fiilen engellemesi gibi durumlarda pazarlamacının komisyon gelirinden mahrum kalmasını önlemeyi amaçlar; aynı kural işverenin alacaklı temerrüdüne düştüğü hallerde de uygulanır. Uygun tazminatın belirlenmesinde, engelleme öncesindeki son bir yıllık veya makul bir dönemdeki ortalama komisyon kazancı, sektördeki dönemsel satış eğilimleri ve emsal pazarlamacıların aynı dönemdeki komisyon ortalamaları esas alınır.

Kanun koyucu, engelleme tazminatının ödenmeyeceğine dair sözleşme kayıtlarını kural olarak geçersiz saymış, tek bir istisna öngörmüştür: kararlaştırılan komisyon toplam ücretin beşte birinden (1/5) az ise, taraflar tazminat ödenmeyeceğini yazılı olarak kararlaştırabilir. Komisyonun sabit ücretin beşte birini aştığı durumlarda ise tazminat ödenmeyeceğine dair hükümler kesin hükümsüzdür. TBK m.456/2 ise menfaatler dengesini gözeterek, pazarlamacının faaliyetini kendi kusuru olmaksızın yürütememesine karşın sabit ücret ve engelleme tazminatını tam olarak alması hâlinde, işverenin talebi üzerine kendisinden dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenebilecek işleri işletme merkezinde yapmakla yükümlü olduğunu düzenler; bu yükümlülük pazarlamacının niteliğine aykırı veya onur kırıcı işleri kapsamaz; işverenin talep edebileceği işler, pazarlamacının uzmanlığına uygun idari veya operasyonel destek işleriyle sınırlıdır.

Harcamaların Paylaşımı

TBK m.457 – Harcamalar: Pazarlamacı, aynı zamanda birden fazla işveren hesabına faaliyette bulunuyorsa, aksi yazılı şekilde kararlaştırılmadıkça, her işveren, pazarlamacının harcamalarına eşit olarak katılmakla yükümlüdür. Harcamaların tamamen veya kısmen sabit ücrete veya komisyona dâhil edilmesine ilişkin anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür.

Pazarlamacının aynı anda birden fazla işveren hesabına faaliyet göstermesi mümkündür; bu durumda aksi yazılı kararlaştırılmadıkça her işveren, pazarlamacının harcamalarına eşit oranda katılmak zorundadır. Kanun koyucu ayrıca, ulaşım, konaklama ve temsil gibi zorunlu harcamaların tamamen veya kısmen sabit ücrete ya da komisyona dahil edilmesini kesin hükümsüzlükle yasaklamıştır; bu yolla işverenin harcama karşılama yükümlülüğünü örtülü biçimde pazarlamacının ücretine yıkması engellenmektedir. Bu hüküm, hizmet sözleşmelerinin genel kuralı olan TBK m.414 ile birlikte okunmalıdır: işveren, işin görülmesinin gerektirdiği her türlü harcamayı ve işçiyi işyeri dışında çalıştırdığı takdirde geçimi için zorunlu harcamaları ödemekle yükümlüdür; zorunlu harcamaların kısmen veya tamamen işçi tarafından karşılanmasına ilişkin anlaşmalar geçersizdir. Harcamalar için götürü günlük, haftalık veya aylık ödeme öngörülebilir; ancak bu ödeme zorunlu harcamaları karşılayacak miktardan az olamaz.

Pazarlamacının Hapis Hakkı

TBK m.458 – Hapis hakkı: Pazarlamacılık ilişkisinden doğan muaccel alacaklar ile işverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi durumunda, henüz muaccel olmayan alacakların güvence altına alınması için pazarlamacı, taşınırlar, kıymetli evrak ve tahsil yetkisine dayanarak müşterilerden almış olduğu paralar üzerinde hapis hakkına sahiptir. Pazarlamacı, araç ve taşıma belgelerini, fiyat tarifelerini, müşterilerle ilgili kayıtlar ile diğer belgeleri alıkoyamaz.

Pazarlamacının alacaklarını güvence altına almak için tanınan bu hak, Türk Medeni Kanunu m.950 vd.’nda düzenlenen genel hapis hakkı hükümleriyle uyumlu, ancak konusu itibarıyla sınırlandırılmış özel bir haktır. Pazarlamacı; muaccel alacakları için, işverenin ödeme güçsüzlüğüne düştüğü hallerde ise henüz muaccel olmayan alacakları için dahi, elinde bulunan taşınırlar, kıymetli evrak ve tahsil yetkisine dayanarak müşterilerden aldığı paralar üzerinde hapis hakkını kullanabilir. Buna karşılık kanun koyucu, işletmenin operasyonel sürekliliğini korumak amacıyla belirli belge ve kayıtları hapis hakkının kapsamı dışında bırakmıştır: pazarlamacı araç ve taşıma belgelerini, fiyat tarifelerini, müşterilerle ilgili kayıtları ve diğer belgeleri alıkoyamaz. Bu istisna, sözleşmenin sona ermesi hâlinde belge iade yükümlülüğüyle de doğrudan bağlantılıdır ve aşağıda ayrıca ele alınmaktadır.

Sözleşmenin Sona Ermesi ve Mevsimlik Faaliyette Özel Fesih Süresi

TBK m.459 – Özel fesih süresi: Komisyon, sabit ücretin en az beşte birini oluşturuyor ve önemli mevsimlik dalgalanmalardan etkileniyorsa işveren, bir önceki mevsimin sona ermesinden beri kendisiyle çalışmaya devam eden pazarlamacının sözleşmesini, yeni mevsim sırasında iki aylık fesih süresine uyarak feshedebilir. Aynı koşullar altında pazarlamacı da, kendisini bir önceki mevsim sonuna kadar çalıştırmış ve bundan sonra da çalıştırmaya devam eden işverene karşı, bir sonraki mevsimin başlamasına kadar olan dönemde, iki aylık fesih süresine uyarak sözleşmeyi feshedebilir.

Pazarlamacılık sözleşmelerinin sona erdirilmesinde kural olarak genel hizmet sözleşmesine ilişkin bildirim süreleri (TBK m.432) ve 4857 sayılı İş Kanunu m.17’deki kıdeme dayalı fesih süreleri uygulanır. Ancak mevsimlik nitelik taşıyan ticari faaliyetlerde tarafların menfaatlerini dengelemek amacıyla TBK m.459’da istisnai bir özel fesih bildirim süresi öngörülmüştür. Bu hükmün uygulanabilmesi için iki şartın kümülatif olarak gerçekleşmesi gerekir: komisyonun sabit ücretin en az beşte birini (%20) oluşturması ve pazarlama faaliyetinin/ilgili sektörün önemli mevsimlik dalgalanmalardan fiilen ve yoğun biçimde etkilenmesi. Komisyonun sabit ücretin beşte birinden az olduğu hallerde mevsimlik dalgalanma bulunsa dahi TBK m.459 uygulanamaz; genel fesih süreleri geçerliliğini korur.

Önemli mevsimlik dalgalanma kavramı; yılın belirli dönemlerinde talebin ve sipariş hacminin olağanüstü yoğunlaştığı, diğer dönemlerde faaliyetin durma veya asgariye inme noktasına geldiği iş kollarını ifade eder. Tarım ürünleri, tohum ve gübre pazarlaması, turizm ve otelcilik bağlantılı satışlar, kışlık/yazlık tekstil ve konfeksiyon sezonları, kırtasiye ve eğitim yayıncılığı sektörü gibi belirli takvim periyotlarında yoğunlaşan ticari alanlar bu kapsama girer. Şartların varlığı hâlinde fesih hakkı taraflar bakımından simetrik biçimde düzenlenmiştir: işveren, bir önceki mevsimin sonundan beri çalışmaya devam eden pazarlamacının sözleşmesini yeni mevsim sırasında iki aylık fesih süresiyle sona erdirebilir (bu hak, pazarlamacının mevsim dışı durgun dönemde de istihdam edilmiş ve ücretinin ödenmiş olmasına dayanır; işveren böylece sezonun açılmasıyla birlikte sözleşmeyi iki aylık önelle sona erdirme esnekliğine kavuşur); pazarlamacı da kendisini bir önceki mevsim sonuna kadar çalıştırmış ve sonrasında da istihdam etmeye devam eden işverene karşı, bir sonraki mevsimin başlamasına kadar olan durgun dönemde iki aylık fesih süresiyle sözleşmeyi feshedebilir; bu düzenleme, pazarlamacının sezon yoğunluğu bittikten sonra bir sonraki sezona kadar başka bir iş bularak ayrılabilmesine yasal zemin sağlar. TBK m.459’daki iki aylık süre nispi emredici niteliktedir; sözleşmeyle pazarlamacı aleyhine kısaltılamaz, ancak tarafların mutabakatıyla artırılabilir. Beşte birlik komisyon eşiğinin altında kalan sözleşmelerde taraflar bu hükme dayanamaz; fesih ve ihbar tazminatı hesapları İş Kanunu m.17 ve TBK m.432’deki genel kıdem kademelerine göre yürütülür.

Sözleşmenin Sona Ermesinin Özel Sonuçları

TBK m.460 – Özel sonuçları: Sözleşmenin sona ermesi hâlinde, pazarlamacının bizzat yaptığı veya yapılmasına aracılık ettiği bütün işlemler ile kabul ve yerine getirme zamanına bakılmaksızın, sözleşmenin sona ermesine kadar işverene iletilen bütün siparişler için komisyon ödenir. Sözleşmenin sona ermesi hâlinde pazarlamacı, pazarlamacılık faaliyetinde bulunması için kendisine verilen örnek ve modelleri, fiyat tarifelerini, müşterilerle ilgili kayıtları ve diğer belgeleri işverene geri vermekle yükümlüdür. Ancak, pazarlamacının hapis hakkı saklıdır.

Bu hüküm, deneme süresi içinde gerçekleşen fesihler dahil, sözleşmenin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde uygulanır: pazarlamacının bizzat yaptığı veya aracılık ettiği bütün işlemler ile fesih tarihine kadar işverene iletilen bütün siparişler için komisyon hakkı doğar; bu hakkın doğumu, siparişlerin kabul edilme veya ifa edilme zamanına bağlı değildir. Pazarlamacının işletmeden ayrıldığı tarihe kadar topladığı siparişlerin teslimatı, faturalandırılması veya bedelinin tahsili fesihten sonraki aylarda gerçekleşse dahi, işveren bu işlemlerin komisyonunu tam olarak ödemekle yükümlüdür.

Sözleşmenin sona ermesinin diğer sonuçları şunlardır: pazarlamacı deneme süresi içinde fiilen çalıştığı günlere ait temel ücretini eksiksiz alma hakkına sahiptir; TBK m.414 gereği işin görülmesinin gerektirdiği harcamalar ile işyeri dışında çalıştırılan pazarlamacının geçimi için zorunlu harcamalar (ulaşım, konaklama, temsil ve ağırlama gibi) işverence karşılanmalı, TBK m.416 uyarınca bu giderlerden doğan alacak, daha kısa bir süre kararlaştırılmamışsa her defasında ücretle birlikte ödenmelidir; pazarlamacı TBK m.460/2 uyarınca kendisine teslim edilen numuneleri, modelleri, fiyat listelerini, müşteri kayıtlarını ve işverene ait belgeleri iade etmekle yükümlüdür. Ancak maddenin son cümlesi pazarlamacının hapis hakkını açıkça saklı tutmuştur: işverenin ücret, komisyon, masraf ve tazminat borçlarını ödememesi hâlinde pazarlamacı, elinde bulunan işverene ait taşınır mallar ve kıymetli evrak üzerinde TMK m.950 vd. uyarınca hapis hakkını kullanarak alacaklarını güvence altına alabilir; hapis hakkının kapsam dışı bıraktığı belgeler (araç ve taşıma belgeleri, fiyat tarifeleri, müşteri kayıtları) yukarıda TBK m.458 başlığında belirtildiği gibi bu haktan istisnadır.

Pazarlamacılık Sözleşmesi mi, Başka Bir Sözleşme mi? Nitelendirme Sorunu

Uygulamada işverenler, işçilik haklarını bertaraf etmek, sosyal güvenlik yükümlülüklerinden kaçınmak ya da iş güvencesi hükümlerini etkisiz kılmak amacıyla, taraflar arasındaki ilişkiyi danışmanlık, aracılık, vekâlet, bayilik, tali satıcılık, komisyonculuk veya serbest meslek sözleşmesi gibi farklı adlar altında kurgulayabilmektedir. Ancak borçlar hukukunun ve iş hukukunun temel prensipleri gereğince bir hukuki ilişkinin nitelendirilmesinde, tarafların sözleşmeye verdiği isme veya metindeki şekli terimlere değil, edimlerin fiili ifa biçimine ve tarafların gerçek iradesine itibar edilir. Bu ilke TBK m.19/1’de; bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı kuralında doğrudan karşılığını bulur.

Bu doğrultuda bir hukuki ilişkinin pazarlamacılık sözleşmesi sayılıp sayılmayacağı, yukarıda açıklanan altı unsurun (Bursa BAM 3. HD, E.2021/3072, K.2021/2389, T.04.11.2021) somut olayda birlikte gerçekleşip gerçekleşmediğine göre belirlenir. Uygulamada bu unsurların varlığının tespitinde “pazarlamacı” sıfatını ve içeriği tayin eden en belirleyici kıstas bağımlılık unsurudur. 4857 sayılı İş Kanunu m.8’de iş sözleşmesi, bir tarafın bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşme olarak tanımlanmıştır. Bağımlılık; ekonomik bağımlılık, kişisel bağımlılık ve en önemlisi hukuki (şahsi) bağımlılık boyutlarıyla değerlendirilir. Pazarlamacı faaliyetlerini işletmenin fiziki sınırları dışında (sahada, müşteri ziyaretlerinde, seyahatlerde) yürütse dahi bu durum onu bağımsız kılmaz; pazarlamacının işverenin talimatlarına, rota ve müşteri ziyaret planlarına, satış politikalarına, fiyat listelerine ve raporlama yükümlülüklerine tabi olması hukuki bağımlılığı somutlaştırır.

Pazarlamacının kendi adına değil işveren nam ve hesabına hareket etmesi, ticari riskin işverene ait olması, kendisine araç, telefon, bilgisayar gibi iş araçlarının tahsis edilmesi ve düzenli bir temel ücret veya garanti edilmiş asgari kazanç sağlanması ise ekonomik bağımlılığın göstergeleridir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 14.02.2022 tarihli, E.2022/704 ve K.2022/1737 sayılı kararında, hâkimin davayı aydınlatma yükümü (HMK m.31) gereği, dosyadaki mail dökümlerinin, banka kayıtlarındaki ödemelerin, davacıya çek alımı konusunda verilen yetkilerin, davacıya tahsis edildiği iddia edilen aracın ve davacı adına düzenlenen kartvizitin, tarafların hukuki ilişkisinin niteliğini tayin etmede taraflara açıklattırılması ve eksik incelemeyle sonuca gidilmemesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu içtihat; unvan verilmesi, kartvizit basılması, araç tahsisi, ödeme trafiği ve e-posta yazışmalarındaki talimat ilişkisinin sözleşmenin gerçek niteliğini tayinde belirleyici olduğunu göstermektedir.

Nitelendirme yapılırken sözleşmenin adının değil içeriğinin esas alınacağı ilkesi, uygulamada birbirine zıt sonuçlar doğurabilmektedir: bir olayda kozmetik ürünleri “tali satıcılık sözleşmesi” adı altında yürütülen bir ilişki, içeriğindeki unsurlar (sürekli aracılık, işveren hesabına çalışma, komisyon karşılığı, fiyat ve satış şartlarının işverence belirlenmesi) itibarıyla tipik pazarlamacılık sözleşmesi sayılmış ve buna bağlı olarak uyuşmazlığın iş mahkemesinde görülmesi gerektiğine hükmedilmiştir; buna karşılık başka bir olayda mahkeme, ilişkiyi pazarlamacılık sözleşmesi olarak nitelendirmeyip iş mahkemesinin görevsizliğine karar verebilmektedir. Dolayısıyla her somut olayda altı unsurun ayrı ayrı denetlenmesi, davanın hem esası hem de görevli mahkemenin tespiti bakımından zorunludur.

Tarihsel açıdan bakıldığında, 6098 sayılı TBK’da düzenlenen pazarlamacılık sözleşmesi, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 347-352. maddelerinde yer alan seyyar tüccar memurluğu kurumunun günümüz ticari ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılmış hâlidir. Mülga kanun döneminde seyyar tüccar memurları, işletme dışında gezici olarak işveren hesabına müşteri bulan ve sözleşme akdeden yardımcılar olarak hizmet sözleşmesi çerçevesinde korunmaktaydı; yürürlükteki TBK m.448 vd. hükümleri bu müesseseyi terminolojik ve sistemsel olarak modernize etmiş, pazarlamacının hak ve borçlarını, komisyon güvencelerini, faaliyetin engellenmesi hâlindeki tazminat haklarını ve fesih rejimini çok daha ayrıntılı ve emredici kurallarla düzenlemiştir. Bu nedenle mülga kanundaki seyyar tüccar memurluğu ile yürürlükteki pazarlamacılık sözleşmesi aynı hukuki temele, yani işletmeye bağımlı gezici hizmet ilişkisine dayanmaktadır.

Nitelendirme uyuşmazlıklarında ispat yükü büyük önem taşır. Uygulamada bir ilişkinin pazarlamacılık sözleşmesi olduğunun ve buna bağlı hakların ispatında şu delil türlerine başvurulur: taraflar arasındaki yazılı/sözlü sözleşme kayıtları; banka hesap hareketleri, maaş ve komisyon ödeme dekontları; aylık komisyon hesap tabloları, prim bordroları ve ücret hesap pusulaları; müşteri sipariş formları, onaylanan/iptal edilen satış sözleşmeleri ve teklif mektupları; müşteri cari hesap ekstreleri, teslim tesellüm tutanakları ve fatura dökümleri; araç takip sistemi (GPS) kayıtları ve güzergâh dökümleri; seyahat, yakıt, konaklama ve ağırlama masraf formları ile avans makbuzları; taraflar arasındaki e-posta ve mesajlaşma dökümleri; pazarlamacı adına bastırılan kartvizitler, vekâletname ve yetki belgeleri; SGK tescil ve hizmet döküm cetvelleri; ticari işletme defter ve kayıtları; ilgili ticaret ve sanayi odalarından temin edilecek sektörel komisyon/ücret baremleri; tanık anlatımları ve bilirkişi incelemesi. Bu delillerin bütününden çıkan fiili tablo, sözleşmenin adından bağımsız olarak nitelendirmeyi belirler.

Pazarlamacılık Sözleşmesinden Doğan Uyuşmazlıklarda Görevli Mahkeme

Pazarlamacılık sözleşmesinin TBK’da özel bir sözleşme tipi olarak düzenlenmiş olması, bu sözleşmeden kaynaklanan ihtilafların genel mahkemelerde (Asliye Hukuk veya Asliye Ticaret Mahkemelerinde) görüleceği anlamına gelmez. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında mahkemece resen gözetilmek zorundadır; bir dava ancak görevli mahkemece incelenebilir ve mahkeme her şeyden önce görevli olmalıdır. Uygulamada taraflar arasındaki uyuşmazlığın hizmet ve pazarlamacılık ilişkisi barındırdığı tespit edildiğinde, uyuşmazlığın yanlış görülen bir ticaret mahkemesince görevsizlik kararı verilerek iş mahkemesine gönderilmesi gerekir; yerleşik uygulamaya göre taraflar arasında tipik pazarlamacılık sözleşmesinin unsurlarının bulunduğu ve aralarındaki ilişkinin hizmet ilişkisi/pazarlamacılık sözleşmesi olduğu toplanan delillerle anlaşıldığında mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekmektedir.

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca iş mahkemeleri; 4857 sayılı İş Kanununa veya 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına bakmakla görevlidir. Pazarlamacılık sözleşmesi tam olarak bu Altıncı Bölümün ikinci ayırımında (TBK m.448-460) hizmet sözleşmesinin özel bir türü olarak düzenlenmiştir; dolayısıyla kanun koyucu pazarlamacılık ilişkisini doğrudan iş mahkemelerinin görev alanına dahil etmiştir.

Yargıtay içtihatları da pazarlamacının İş Kanunu kapsamı dışında tutulmadığını tereddütsüz kabul etmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 08.11.2016 tarihli, E.2016/24670 ve K.2016/19553 sayılı kararında; pazarlamacılık sözleşmesinin İş Kanunu’nun 4. maddesindeki istisnalar arasında sayılmadığı için İş Kanunu kapsamında bir sözleşme olduğu tespit edilmiş ve pazarlamacılık sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda da iş mahkemesinin görevli olduğu açıkça hükme bağlanmıştır. Aynı doğrultuda Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 15.04.2013 tarihli, E.2013/10193 ve K.2013/6740 sayılı ilamında, 5521 sayılı (mülga) İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasındaki iş akdinden doğan uyuşmazlıkların çözüm yerinin iş mahkemeleri olduğu belirtilerek, TBK’daki düzenlemelerin genel nitelikte olduğu ve davacının yaptığı işin İş Kanunu m.4’teki istisnalar içinde yer almadığı gerekçesiyle uyuşmazlığın iş mahkemesinde çözümlenmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

Bu yasal düzenlemeler ve yerleşik yüksek yargı içtihatları çerçevesinde; pazarlamacılık sözleşmesine dayanan temel ücret alacakları, komisyon (prim) talepleri, harcırah ve gider avansları, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri, yıllık ücretli izin alacakları, ihbar ve kıdem tazminatları ile TBK m.456 uyarınca pazarlama faaliyetinin engellenmesi sebebiyle talep edilen tazminatlara ilişkin tüm bireysel uyuşmazlıklarda görevli merci iş mahkemeleridir. İş mahkemesinin bulunmadığı yerlerde bu davalar Asliye Hukuk Mahkemesince “iş mahkemesi sıfatıyla” görülüp karara bağlanır. Bu görev kuralının, sözleşme sona erdikten sonraki rekabet yasağı davalarına uygulanmadığına ve bu davalarda asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğuna aşağıda rekabet yasağı başlığı altında ayrıca değinilmektedir; iki görev kuralının birbirine karıştırılmaması önemlidir.

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3/1 – Dava şartı olarak arabuluculuk: Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları hakkında birinci cümle hükmü uygulanır.

Pazarlamacının ücret, komisyon, engelleme tazminatı, kıdem ve ihbar tazminatı gibi alacakları işçi alacağı niteliğinde olduğundan, bu davaları açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunludur. Arabulucuya başvurulmadan dava açılırsa dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir (7036 sayılı Kanun m.3/2). Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez (m.3/17); dolayısıyla zamanaşımı süresi dolmak üzere olan alacaklarda bile arabulucuya başvuru süreyi korur. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde son tutanağın aslı veya arabulucu tarafından onaylanmış örneği dava dilekçesine eklenmelidir.

Pazarlamacı ile Benzer Kurumlar Arasındaki Farklar

Pazarlamacılık sözleşmesinin doğru nitelendirilmesi, ticari hayatta benzer işlevleri icra eden diğer tacir yardımcıları ve aracılık sözleşmeleriyle sınırlarının net çizilmesini gerektirir. Pazarlamacı; acente, ticari temsilci, ticari vekil, simsar ve komisyoncudan bağımlılık derecesi, temsil yetkisi ve hukuki statüsü itibarıyla temel farklılıklar gösterir.

KurumTemel ayrım noktası
Acente (TTK m.102)Bağımsız bir tacirdir; kendi işletmesine, vergi levhasına ve ticaret unvanına sahiptir, masraflarını kendisi karşılar. Pazarlamacı ise işverenin işletmesine şahsen ve hukuken bağımlı bir çalışandır (işçidir), bağımsız işletmesi yoktur, işverenin doğrudan denetim ve talimatına tabidir.
Ticari Temsilci (TBK m.504 vd.)İşletmenin gayesine giren her türlü hukuki işlemi işveren adına yapmaya yetkilidir, en geniş temsil kudretine sahiptir ve faaliyetini genellikle işletme merkezinde icra eder. Pazarlamacı ise münhasıran işletme dışında faaliyet gösterir ve asıl edimi işlem yapmaktan çok aracılıktır.
Ticari Vekil (TBK m.515 vd.)Ticari temsilci sıfatı olmaksızın işletmenin veya belirli işlemlerin yönetimini üstlenir; temsil yetkisi mutat/olağan işlerle sınırlıdır. Pazarlamacının bizzat işlem yapabilmesi ve tahsilat/vade değişikliği yetkisi ise ancak açık yazılı anlaşmayla mümkündür (TBK m.448, m.452).
Simsar (TBK m.520)Belirli, tekil bir işlemin kurulmasına bağımsız olarak aracılık eder; işverenle sürekli hizmet/talimat bağı yoktur ve sözleşme kurulmadıkça ücrete hak kazanamaz. Pazarlamacının ilişkisi ise süreklidir ve işverenin emir/gözetimi altında yürütülür.
Komisyoncu (TBK m.532)Kendi adına fakat müvekkili hesabına işlem yapar; üçüncü kişilerle hukuki bağ doğrudan komisyoncu ile kurulur ve bağımsız çalışır. Pazarlamacı ise işlemleri kendi adına değil her hâlükârda işveren hesabına yürütür.

Pazarlamacı ile acente arasındaki en belirleyici ayrım hukuki ve idari bağımsızlıktır: acente, kendi bürosunu ve personelini yöneten, ticari kazanç saikiyle hareket eden bağımsız bir tacir yardımcısıdır; pazarlamacı ise işverenin ticari işletmesine şahsen ve hukuken bağımlı, temel ücret ve komisyon geliriyle çalışan bir işçidir. Ticari temsilci ve ticari vekilden farkı ise faaliyet yerinde ve temsil kudretinin genişliğindedir: ticari temsilci ve vekil işletme merkezinde/şubesinde ve geniş yetkilerle iş görürken, pazarlamacı münhasıran işletme dışında, sınırlı ve kural olarak sadece aracılık niteliğinde bir edim yerine getirir. Simsar ile arasındaki fark süreklilik ve bağımlılıktadır; pazarlamacı tacirin daimi yardımcısıyken simsar geçici olarak iş görür ve simsarın müvekkilini temsil yetkisi bulunmaz, oysa pazarlamacı TBK m.452 uyarınca bazı durumlarda temsil yetkisini de haiz olabilir. Komisyoncudan farkı ise işlemin kimin adına yapıldığıdır: komisyoncu kendi adına, pazarlamacı ise her zaman işveren adına ve hesabına hareket eder.

Sözleşme Sona Erdikten Sonra Rekabet Yasağı Geçerli midir?

TBK m.444 – Koşulları: Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.

TBK m.445 – Sınırlandırılması: Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.

TBK m.446 – Aykırı davranışların sonuçları: Rekabet yasağına aykırı davranan işçi, bunun sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlüdür. Yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu miktarı aşan zararı gidermek zorundadır. İşveren, ceza koşulu ve doğabilecek ek zararlarının ödenmesi dışında, sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutması koşuluyla, kendisinin ihlal veya tehdit edilen menfaatlerinin önemi ile işçinin davranışı haklı gösteriyorsa, yasağa aykırı davranışa son verilmesini de isteyebilir.

TBK m.447 – Sona ermesi: Rekabet yasağı, işverenin bu yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının olmadığı belirlenmişse sona erer. Sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse, rekabet yasağı sona erer.

Hizmet ilişkisi sona erdikten sonra pazarlamacının kural olarak rekabet etme özgürlüğü yeniden doğar; Anayasa m.48’de güvence altına alınan çalışma ve sözleşme hürriyeti gereğince herkes dilediği alanda çalışma ve mesleğini icra etme hakkına sahiptir. Fesihten sonraki dönemi kapsayan bir rekabet yasağı, ancak tarafların bu yönde açık, geçerli ve kanuni şartlara uygun bir rekabet yasağı sözleşmesi akdetmiş olmaları hâlinde istisnai olarak hüküm doğurabilir. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nin 11.06.2024 tarihli, E.2024/731 ve K.2024/994 sayılı kararında belirtildiği üzere, hizmet sözleşmesi içinde ayrı bir hüküm olarak rekabet yasağı kaydı bulunması hâlinde, taraflar arasında hem hizmet ilişkisinin devamı süresince geçerli bir hizmet sözleşmesinin, hem de hizmet ilişkisi sona erdikten sonraki döneme dair yükümlülükler içeren bir rekabet yasağı sözleşmesinin varlığı kabul edilir ve tarafların her iki sözleşmeyle de bağlı oldukları esas alınır.

Sözleşme sonrası rekabet yasağının geçerlilik koşulları TBK m.444 ve m.445’te emredici bir çerçeveye bağlanmıştır. Yerleşik uygulamaya göre rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için bir iş sözleşmesinin bulunması, işçinin fiil ehliyetine sahip olması, iş sahibinin (işverenin) menfaatinin bulunması, yasağın sınırlı olması, sözleşmenin yazılı olması ve rekabet yasağının zaman, yer ve konu bakımından sınırlandırılmış olması gerekir; bu şartların kümülatif olarak gerçekleşmemesi hâlinde rekabet yasağı kaydı mutlak surette hükümsüz kalır.

Kanun koyucu işverenin salt ticari rekabetten korunma arzusunu tek başına meşru bir hak olarak görmemiş, yasağın varlığını işçinin işletmede edindiği özel bilgilere ve bu bilgilerin işverene verebileceği somut zarar tehlikesine bağlamıştır. Yerleşik uygulamaya göre rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. Bu çerçevede geçerlilik denetiminde aranan temel kriterler şunlardır:

  • Müşteri çevresi veya ticari sırlara nüfuz edebilme: Pazarlamacının görevi sebebiyle işletmenin üretim sırlarına, gizli fiyatlandırma bilgilerine, özel iskonto baremlerine, tedarik kaynaklarına veya kritik müşteri verilerine muttali olması zorunludur; piyasada herkesçe bilinen veya kamuya açık rehberlerden ulaşılabilecek müşteri isimleri tek başına rekabet yasağının meşru sebebi olamaz.
  • Önemli zarar tehlikesinin varlığı: Elde edilen bilgilerin rakip bir işletmede kullanılması neticesinde eski işverenin pazar payında, müşteri portföyünde veya ticari operasyonlarında önemli ve somut bir zarara uğrama ihtimalinin bulunması gerekir; soyut ve varsayımsal zarar ihtimalleri yeterli değildir.
  • Zaman bakımından sınırlama: TBK m.445/1 gereğince rekabet yasağının süresi, özel durum ve zorunlu koşullar bulunmadıkça iki yılı aşamaz; aşan sözleşme kayıtları kanuni azami sınıra indirilir.
  • Yer (coğrafi alan) bakımından sınırlama: Rekabet yasağının geçerli olabilmesi için belirli bir il, bölge veya pazarlamacının fiilen sorumlu olduğu coğrafi alanla sınırlandırılmış olması zorunludur. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nin 20.11.2024 tarihli, E.2023/566 ve K.2024/1497 sayılı kararında, rekabet yasağına ilişkin hükmün yer itibarıyla sınırlama içermediği tespit edilerek sözleşmedeki rekabet yasağının geçersiz olduğuna hükmedilmiştir; tüm Türkiye’yi veya belirsiz yabancı ülkeleri kapsayan, yer sınırlaması içermeyen yasaklar geçersizdir.
  • İşlerin türü bakımından sınırlama: Yasak, ancak pazarlamacının önceki işveren nezdinde fiilen yürüttüğü uzmanlık alanı ve ürün gamıyla sınırlı olabilir; işçinin tüm sektördeki genel mesleki faaliyetini engelleyen geniş klozlar dürüstlük kuralına aykırıdır.

Rekabet yasağı anlaşmalarına bağlanan cezai şartlar da sıkı bir yargısal denetime tabidir. Cezai şartın miktarının sözleşme imzalanırken açık ve belirli olması şarttır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nin 23.01.2026 tarihli, E.2024/647 ve K.2026/192 sayılı kararında, cezai şartın şartın gerçekleşmesinden sonra alacaklı tarafından belirlenmesini öngören bir hükmün, cezai şartın miktarının taraflarca serbestçe belirleneceği ilkesine aykırı olduğu ve bu şekilde belirlenen cezai şart koşulunun geçersiz olduğu hükme bağlanmıştır. Cezai şartın yalnızca işçi aleyhine öngörülmüş olması ise tek başına geçersizlik sebebi değildir. TBK m.420 uyarınca hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir; ancak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 23.10.2025 tarihli, E.2023/393 ve K.2025/1701 sayılı kararında, somut olayda dayanılan şeyin hizmet sözleşmesi değil TBK m.444 vd. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesi olduğu, iş ilişkisinin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağı sözleşmelerinde kararlaştırılan ceza koşulunun karşılıklı olmasının gerekmediği ve yargı uygulamasında bu görüşün genel olarak kabul gördüğü belirtilmiştir. Aynı kararda, rekabet yasağı kaydı karşısında işverenin somut bir zarara uğramasının gerekmediği, işçinin işi nedeniyle edindiği bilgileri rakip işletmede kullanarak işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunmasının yeterli olduğu vurgulanmıştır. Bununla birlikte taraflar arasında geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesi bulunmasa dahi işçinin haksız rekabet eyleminde bulunamayacağı açıktır.

Rekabet yasağının ihlali hâlinde hâkimin cezai şartı hakkaniyete göre indirmesi uygulamada en sık karşılaşılan sonuçtur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi yukarıdaki kararında, işten ayrıldığında 10.010 TL brüt ücret alan ve altı aylık brüt ücrete denk gelen 60.060 TL cezai şarta mahkûm edilen çalışan bakımından bu tutarı fahiş bularak yüzde kırk oranında tenkis yapmış ve 36.036 TL’ye hükmetmiştir; aynı kararda, davalının sigorta brokerliği sektöründe müşteri portföy bilgilerine vakıf olduğu ve işten ayrıldıktan sonra rakip şirkette çalışırken işverenin portföyündeki şirketlerle iletişime geçtiği tespit edilmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nin 06.11.2024 tarihli, E.2023/2160 ve K.2024/1898 sayılı kararında ise, marka patent danışmanı olarak çalışan ve ayrıldıktan sonra kendi kurduğu şirketle aynı alanda ve aynı bölgede faaliyet göstererek eski işverenin müşteri çevresinden yararlanan çalışanın rekabet etmeme klozunu ihlal ettiği kabul edilmiş; dava tarihi, çalışanın aldığı maaş, ortak olduğu şirkette imza ve temsil yetkisinin bulunmaması ve ekonomik geleceği birlikte değerlendirilerek sözleşmedeki 30 aylık brüt ücret tutarındaki cezai şart yerine, ilk derece mahkemesince takdir edilen 20.000 TL’lik cezai şart hakkaniyete uygun bulunmuş, işverenin ispatlanamayan maddi zarar ve manevi tazminat talepleri ise reddedilmiştir. Bu kararlar, sözleşmede ne kadar yüksek bir cezai şart öngörülürse öngörülsün, hâkimin çalışanın ücreti, pozisyonu ve ekonomik durumunu gözeterek tutarı indirebildiğini göstermektedir.

Sözleşmedeki rekabet yasağı veya cezai şart aşırı nitelikteyse hâkimin doğrudan müdahale ve tenkis yetkisi devreye girer. TBK m.445/2 uyarınca hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir. Aynı şekilde TBK m.182/son gereğince fahiş cezai şartların resen indirilmesi zorunludur; cezai şartın fahiş olup olmadığı belirlenirken tarafların ekonomik durumu, borçlunun ödeme kabiliyeti, borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü alınarak hak, adalet ve nesafet kurallarına göre karar verilir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nin 17.10.2024 tarihli, E.2021/1024 ve K.2024/1474 sayılı kararında; davacının cezai şart talep etme hakkı bulunmakla birlikte TBK m.182/son uyarınca hâkimin fahiş bulduğu cezai şartı resen tenkis edebileceği vurgulanmış ve somut olayda davalının işyerindeki pozisyonu, son yıl aldığı ortalama ücret, gizlilik ve rekabet yasağına aykırılık nedeniyle davacının uğrayacağı zarar ihtimalinin boyutu ile davacı işverenin üstlendiği karşı bir edimin bulunmaması birlikte değerlendirilerek mahkemece belirlenen cezai şarttan 1/2 oranında tenkis yapılmasında isabetsizlik görülmemiştir.

Öte yandan iş akdinin feshinden sonraki rekabet yasağı ihlallerinden doğan davaların çözümünde görevli mahkeme, pazarlamacılık sözleşmesinin kendisinden doğan uyuşmazlıklardan farklı olarak, iş mahkemesi değil ticaret mahkemeleridir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nin 26.06.2025 tarihli, E.2024/1736 ve K.2025/882 sayılı ilamında, davanın rekabet yasağı sözleşmesiyle kararlaştırılan, iş akdinin feshinden sonra işçinin rekabet etmeme yasağına aykırı davranışları iddiasına dayalı zararın ve cezai şartın tahsili istemine ilişkin olduğu tespit edilerek, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 13.06.2025 tarihli, E.2023/1 ve K.2025/3 sayılı kararı ile TBK m.444 ve m.447 uyarınca rekabet yasağına aykırılık sebebiyle açılacak davalarda görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri olması gerektiğine karar verildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla pazarlamacılık ilişkisinin kendisinden doğan ücret, komisyon ve tazminat davalarında iş mahkemesi görevliyken, sözleşme sona erdikten sonraki rekabet yasağı ihlaline dayalı cezai şart ve tazminat davalarında görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir; bu iki görev kuralı birbirinden bağımsız değerlendirilmelidir.

Haksız Fesihte veya İşçinin Haklı Feshinde Rekabet Yasağı Sona Erer mi?

Sözleşme sonrası rekabet yasağı taahhütleri ve bunlara bağlı cezai şartlar mutlak ve her şartta ayakta kalan kayıtlar değildir. Bu borcun ayakta kalması, sözleşmenin hangi tarafça ve ne şekilde sona erdirildiği olgusuyla doğrudan bağlıdır. Kanun koyucu, işverenin kendi kusuru veya sözleşmeye aykırı haksız tutumu neticesinde iş ilişkisinin bozulması hâlinde, işçiyi rekabet yasağıyla bağlı tutmasını iş hukukunun temel koruma amacına aykırı bulmuştur.

Bu koruma prensibi TBK m.447’de emredici olarak düzenlenmiştir. TBK m.447/1 uyarınca rekabet yasağı, işverenin bu yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının olmadığı belirlenmişse sona erer; işletmenin tasfiye edilmesi, ilgili ürün gamından veya faaliyet alanından tamamen çekilmesi ya da ticari sırların güncelliğini yitirmesi hâllerinde yasağın hukuki zemini ortadan kalkar. TBK m.447/2 ise fesih türünün rekabet yasağı üzerindeki etkisini düzenler: sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse, rekabet yasağı sona erer.

Bu düzenlemeler gereğince rekabet yasağının kendiliğinden sona erdiği iki temel fesih hâli mevcuttur. Birincisi, sözleşmenin işveren tarafından haksız veya geçersiz olarak feshedilmesidir: işveren, sözleşmeyi 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II veya TBK m.435 anlamında haklı bir nedene dayanmaksızın tek taraflı feshettiğinde, fesih bildirimiyle birlikte sözleşmedeki rekabet yasağı maddesi ve buna bağlı cezai şart hükümleri kendiliğinden hükümsüz kalır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 05.03.2026 tarihli, E.2022/1774 ve K.2026/408 sayılı kararında, TBK m.447/2’deki düzenlemenin, iş akdinin işçi tarafından haklı nedenle feshi veya işveren tarafından haksız şekilde feshi hâlinde rekabet yasağının sona ereceği yönünde olduğu tespit edilmiş; somut olayda davacı işverenin iş akdini haksız feshettiği iş mahkemesince kesin hükümle belirlendiğinden davalının rekabet yasağının sona erdiğinin kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.

İkinci hâl, sözleşmenin işverenin kusurlu davranışları nedeniyle pazarlamacı tarafından haklı nedenle feshedilmesidir: temel ücretin, prim ve komisyonların ödenmemesi, geciktirilmesi veya eksik yatırılması, masraf ve avansların karşılanmaması, çalışma koşullarının tek taraflı ağırlaştırılması, müşteri çevresinin haklı sebep olmaksızın elinden alınması veya mobbinge maruz bırakılması gibi işverene yüklenebilen sebeplerle pazarlamacı sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğinde de rekabet yasağı kaydı anında hükümsüz hâle gelir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 02.07.2026 tarihli, E.2023/2328 ve K.2026/1352 sayılı kararında bu sonuç açıkça ortaya konulmuştur: davalının hizmet sözleşmesini davacı işverenden kaynaklanan sebeplerle haklı olarak feshettiği kesinleşmiş olup, TBK m.447/2 hükmü uyarınca rekabet yasağı sona erdiğinden, davacı işveren tarafından davalıdan rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davranıldığından bahisle cezai şart bedeli ile aşkın zarar talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

TBK m.447/2 gereğince rekabet yasağının sona ermesi geçmişe etkili değildir; feshin yapıldığı andan itibaren ileriye dönük olarak yasağın hukuken kalkması sonucunu doğurur. Yasağın sona ermesiyle birlikte pazarlamacı derhal aynı sektörde, aynı coğrafi bölgede başka bir rakip işletmede işe başlayabilir veya kendi adına bağımsız ticari işletme kurabilir; işverenin rekabet yasağı sözleşmesine dayanarak cezai şart talep etme hakkı tamamen düşer; işverenin rekabet yasağının ihlali iddiasıyla maddi-manevi tazminat veya munzam zarar talep etme imkânı ortadan kalkar; işverence talep edilebilecek muhtemel ihtiyati tedbir veya faaliyetin durdurulması istemleri de hukuki dayanaktan yoksun kalır. Hizmet ilişkisini kendi kusurlu eylemleriyle veya haksız feshiyle sona erdiren bir işverenin, iş akdi bittikten sonra çalışanının anayasal çalışma hürriyetini kısıtlamaya ve ondan cezai yaptırım talep etmeye hakkı bulunmamaktadır.

Pazarlamacılık Sözleşmesinden Doğan Alacaklarda Zamanaşımı Süresi

Pazarlamacılık sözleşmesi kapsamında doğan parasal hak ve alacakların zamanaşımı süresi, hem TBK hem de İş Kanunu bakımından yeknesak bir esasa bağlanmıştır. Pazarlamacının temel (sabit) ücreti, satış ve aracılık komisyonları, prim alacakları, harcırah ve gider karşılıkları ile TBK m.456 uyarınca talep edilen pazarlama faaliyetinin engellenmesi tazminatı dönemsel edim niteliğindedir. TBK m.147/1 hükmü kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler için beş yıllık zamanaşımı süresi öngörür; aynı doğrultuda 4857 sayılı İş Kanunu m.32’nin son fıkrasında ücret alacaklarında zamanaşımı süresinin beş yıl olduğu düzenlenmiştir. İş hukukunda ve borçlar hukukunda komisyon ve prim ödemeleri de geniş anlamda ücret kavramı içinde değerlendirildiğinden, pazarlamacılık ilişkisinden doğan tüm periyodik alacaklar beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

Zamanaşımı süresinin başlangıcı, her bir alacak kalemi bakımından o alacağın muaccel olduğu tarihtir (TBK m.149/1). Sabit ücret alacaklarında muacceliyet, sözleşmede kararlaştırılan ödeme gününde veya en geç ay sonunda doğar; beş yıllık süre her bir ayın ücreti için ayrı ayrı işlemeye başlar. Komisyon alacaklarında muacceliyet, TBK m.455 ve m.460 hükümleri uyarınca işlemin kurulduğu, siparişin işverene intikal ettiği veya en geç hesap döneminin sona erdiği anda gerçekleşir; yıllık veya dönemsel komisyon hesap özetlerinin çıkarılması gereken tarihten itibaren beş yıllık süre işler. Pazarlama faaliyetinin engellenmesi tazminatında muacceliyet, faaliyetin imkânsız hâle getirildiği veya engellemenin gerçekleştiği ilgili ücret ödeme döneminde doğar. Sözleşmenin sona ermesiyle birlikte muaccel hâle gelen bakiye komisyon, yıllık izin ücreti ve kıdem/ihbar tazminatlarında ise zamanaşımı süresi fesih tarihinden itibaren işlemeye başlar.

Alacak ve tazminat taleplerinin yargı mercileri önünde ileri sürülmesinde dava türünün doğru tayini usul ekonomisi bakımından önemlidir. 7589 sayılı Kanun’la 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası müessesesi 31 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik doğrultusunda, pazarlamacılık sözleşmesinden doğan sabit ücret, komisyon farkı, engelleme tazminatı ve sair işçilik haklarına ilişkin uyuşmazlıklarda alacaklar belirsiz alacak davası olarak değil, HMK m.109 uyarınca fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla kısmi dava şeklinde ikame edilmelidir. Bu yöntem, pazarlamacının hak kazandığı alacakların zamanaşımı def’i riski gözetilerek yargısal güvence altına alınmasını sağlar.

Sıkça Sorulan Sorular

Pazarlamacılık sözleşmesi nedir?

Pazarlamacılık sözleşmesi, TBK m.448 uyarınca pazarlamacının sürekli olarak bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında işlemlere aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği, hizmet sözleşmesinin özel bir türüdür.

Pazarlamacılık sözleşmesi yazılı yapılmak zorunda mıdır?

Hayır; sözleşme kural olarak şekil serbestisine tabidir ve yazılı olmayan bir pazarlamacılık ilişkisi de geçerlidir. Yazılı şekil yalnızca pazarlamacıya işlem yapma yetkisi verilmesi, garanti üstlenimi, tekelin aksinin kararlaştırılması ve sözleşme sonrası rekabet yasağı gibi istisnai kayıtlar için aranır.

Sözleşmenin adı “danışmanlık” veya “bayilik” olsa da pazarlamacılık sözleşmesi sayılır mı?

Evet; TBK m.19/1 uyarınca sözleşmenin niteliği tarafların verdiği isme değil gerçek içeriğine göre belirlenir. İlişki TBK m.448’deki altı unsuru (süreklilik, işletme dışında faaliyet, işveren hesabına çalışma, aracılık/işlem yapma, ücret) taşıyorsa, ad ne olursa olsun pazarlamacılık sözleşmesi olarak nitelendirilir.

Pazarlamacılık sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda hangi mahkeme görevlidir?

Kural olarak iş mahkemesi görevlidir; çünkü pazarlamacılık sözleşmesi TBK’nın hizmet sözleşmelerine ayrılan bölümünde düzenlenmiştir ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu bu tür sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkları iş mahkemelerinin görevine vermiştir.

Pazarlamacı, İş Kanunu anlamında işçi sayılır mı?

Evet; pazarlamacılık faaliyeti İş Kanunu m.4’teki istisnalar arasında sayılmadığından pazarlamacı İş Kanunu kapsamındadır ve bağımlılık unsurunun (talimatlara tabilik, ekonomik bağımlılık) somut olayda gerçekleşmesi hâlinde kıdem ve ihbar tazminatı gibi işçilik haklarına hak kazanabilir.

Pazarlamacının müşterinin ödememesinden sorumlu tutulması mümkün müdür?

Kural olarak hayır; TBK m.451/1 uyarınca bu yönde yapılan anlaşmalar kesin hükümsüzdür. Yalnızca pazarlamacının kendi getirdiği müşterilerle sınırlı, yazılı, zararın dörtte birini aşmayan ve karşılığında ek komisyon öngörülen dar kapsamlı bir üstlenim istisnai olarak geçerlidir.

Pazarlamacı müşteriden tahsilat yapabilir mi?

Hayır; TBK m.452/2 uyarınca özel bir yazılı yetki verilmedikçe pazarlamacı müşterilerden tahsilat yapamaz ve ödeme günlerini değiştiremez. Bu yetki olmadan yapılan tahsilat kural olarak işvereni bağlamaz.

Pazarlamacının komisyon hakkı sözleşme sona erdikten sonra da devam eder mi?

Evet; TBK m.460 uyarınca sözleşmenin sona ermesine kadar işverene iletilen tüm siparişler için komisyon ödenir; siparişin kabul veya ifa edilme zamanının fesihten sonraki bir tarihe denk gelmesi bu hakkı ortadan kaldırmaz.

Deneme süresi en fazla ne kadar olabilir?

TBK m.454’ün son fıkrası uyarınca deneme süresi en çok iki ay olabilir; bu süreyi aşan kısım kendiliğinden hükümsüz kalır ve sözleşme iki ayın dolmasıyla kesinleşmiş bir hizmet akdine dönüşür.

Mevsimlik faaliyette özel fesih süresi nasıl işler?

TBK m.459 uyarınca komisyonun sabit ücretin en az beşte birini oluşturması ve faaliyetin önemli mevsimlik dalgalanmadan etkilenmesi hâlinde, işveren ve pazarlamacı yeni mevsim sırasında veya bir sonraki mevsime kadar olan dönemde iki aylık fesih bildirim süresine uyarak sözleşmeyi feshedebilir.

Pazarlamacının hapis hakkı hangi mallar üzerinde kullanılabilir?

TBK m.458 ve m.460/2 uyarınca pazarlamacı, alacaklarını güvence altına almak için elindeki taşınırlar, kıymetli evrak ve tahsil ettiği paralar üzerinde hapis hakkını kullanabilir; ancak araç ve taşıma belgelerini, fiyat tarifelerini ve müşteri kayıtlarını alıkoyamaz.

Sözleşme sonrası rekabet yasağı her zaman geçerli midir?

Hayır; yazılı olması, işverenin gerçek bir menfaatinin (müşteri çevresi/ticari sır bilgisi ve önemli zarar tehlikesi) bulunması, süre bakımından iki yılı aşmaması, yer ve iş türü bakımından sınırlandırılmış olması gerekir. Bu şartlardan biri eksikse yasak hükümsüz kalır veya hâkim tarafından sınırlandırılır.

İşveren haksız feshederse rekabet yasağı geçerliliğini korur mu?

Hayır; TBK m.447/2 uyarınca sözleşme işveren tarafından haklı sebep olmaksızın feshedilirse veya işverene yüklenebilen bir nedenle pazarlamacı tarafından haklı nedenle feshedilirse, rekabet yasağı ve buna bağlı cezai şart kendiliğinden sona erer.

Rekabet yasağına aykırılık davalarında hangi mahkeme görevlidir?

Pazarlamacılık sözleşmesinin ifasından doğan davalardan farklı olarak, sözleşme sonrası rekabet yasağına aykırılığa dayalı cezai şart ve tazminat davalarında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 13.06.2025 tarihli kararı uyarınca asliye ticaret mahkemesi görevlidir.

Pazarlamacı alacak davası açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunda mı?

Evet; 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3/1 uyarınca işçi alacağı ve tazminatı davalarında arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır; başvuru yapılmadan açılan dava usulden reddedilir ve arabuluculuk süresince zamanaşımı durur.

Pazarlamacılık sözleşmesinden doğan alacaklarda zamanaşımı ne kadardır?

Sabit ücret, komisyon, prim ve engelleme tazminatı alacakları TBK m.147/1 ve İş Kanunu m.32 uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir; süre her alacak kaleminin muaccel olduğu tarihten itibaren ayrı ayrı işlemeye başlar.

Sonuç

Pazarlamacılık sözleşmesi, TBK m.448-460 arasında ayrıntılı ve büyük ölçüde emredici hükümlerle korunan, hizmet sözleşmesinin özel bir türüdür. Uygulamada en sık karşılaşılan uyuşmazlık, sözleşmeye verilen adın gerçek içerikle örtüşmemesidir: işverenler bu ilişkiyi danışmanlık, bayilik veya tali satıcılık gibi adlar altında kurgulasa dahi, TBK m.19/1 gereği gerçek irade ve fiili çalışma biçimi esas alınır ve unsurlar gerçekleşmişse ilişki pazarlamacılık sözleşmesi sayılır. Bunun en somut sonucu, doğan uyuşmazlıkların iş mahkemesinde görülmesi ve pazarlamacının kıdem/ihbar tazminatı dahil işçilik haklarına hak kazanabilmesidir. Sözleşme sona erdikten sonraki rekabet yasağı ise ayrı bir hukuki rejime tabidir; geçerliliği sıkı şartlara bağlıdır, işverenin haksız feshi veya pazarlamacının haklı feshi hâlinde kendiliğinden sona erer ve buna dayalı davalarda görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. Somut bir pazarlamacılık ilişkisinin doğru nitelendirilmesi, alacakların hesaplanması ve dava stratejisinin belirlenmesi teknik bilgi gerektiren bir süreç olduğundan, bu süreçte bir pazarlamacılık sözleşmesi avukatı ile çalışmak hak kayıplarının önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.

Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.

Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul