Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nedir? Şartları ve Sonuçları

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretmeyi üstlendiği, Türk Borçlar Kanunu’nun 611-619. maddelerinde düzenlenmiş, tam iki tarafa borç yükleyen, ivazlı ve sürekli borç doğuran bir sözleşmedir. Miras sözleşmesi şeklinde, yani resmî vasiyetname şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz; bakım borcuna aykırı davranılırsa fesih ve tapu iptali yolu açılır; kanun ayrıca edimler arasında oransızlık hâlinde önelli fesih ve bakım borçlusunun ölümü hâlinde bir yıllık fesih hakkı öngörür. Yaşlılık, hastalık veya bakıma muhtaçlık nedeniyle güvence arayan kişilerin başvurduğu bu sözleşme, mirasçılardan mal kaçırma iddialarına en sık konu olan işlemlerden biridir. Bu yazıda ölünceye kadar bakma sözleşmesinin tanımını, ivazlı ve sağlararası/ölüme bağlı niteliğini, şekil şartlarını, bakım borcunun kapsamını, yasal ipotek güvencesini, iptal ve tenkis hükümlerini, önelli ve önelsiz fesih rejimini, tarafların ölümünün sonuçlarını ve devredilemezlik, iflas, haciz hükümlerini, TBK m. 611-619 metniyle ve güncel Yargıtay kararlarıyla birlikte inceliyoruz.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Tanımı ve İvazlı Niteliği

TBK Madde 611 – Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir.

Bakım borçlusu, bakım alacaklısı tarafından mirasçı atanmışsa, ölünceye kadar bakma sözleşmesine miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır.

Bu tanımdan anlaşılacağı üzere ölünceye kadar bakma sözleşmesi, taraflardan her birinin diğerine karşı bir edim üstlendiği, karşılıklı borç doğuran, tam iki tarafa borç yükleyen ve ivazlı bir hukuki ilişkidir. Bakım alacaklısının üstlendiği edim, belirli bir malvarlığı değerinin mülkiyetini veya intifa gibi sınırlı ayni bir hakkı bakım borçlusuna devretmekten ibarettir. Bakım borçlusunun üstlendiği edim ise bakım alacaklısına hayatı boyunca kişisel olarak bakmak, onu gözetmek, barındırmak, beslemek, tedavi ettirmek ve manevi destek sağlamaktır. Taraflarca yüklenilen bu edimler birbirinin sebebini ve karşılığını oluşturur.

Sözleşmenin ivazlı karakteri, onu karşılıksız kazandırma niteliği taşıyan bağışlama sözleşmesinden ve ölüme bağlı tek taraflı bir irade beyanı olan vasiyetnameden ayırır. Bağışlamada bağışlayan, karşılığında bir ivaz istemeksizin malvarlığından bir değeri karşı tarafa kazandırır; oysa ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım alacaklısı, malvarlığı değerini ömrünün sonuna kadar bakılıp gözetilme taahhüdü ve bunun fiilen ifası karşılığında devreder. Tarafların ortak iradesi saf bir cömertlik değil, maddi ve manevi güvence sağlayan sürekli bir bakım ediminin elde edilmesidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/507, K. 2024/93, T. 14.02.2024 sayılı kararında sözleşmenin hukuki niteliğini ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur. Kurul, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin tam iki tarafa borç yükleyen, ivazlı, rızai ve sürekli borç doğuran bir sözleşme olduğunu belirtmiş; bakım borçlusunun asli edimi alacaklının ömrü boyunca bakılıp gözetilmesi olduğundan bu borcun süreklilik arz ettiğini, bakım alacaklısının asli edimini ise sağlararası ya da ölüme bağlı bir tasarrufla tek seferde ifa edebileceğinden onun borcunun ani edimli olduğunu vurgulamıştır. Aynı karar, sözleşmenin geçerliliği için bakım alacaklısının sözleşmenin düzenlendiği tarihte özel bakım gereksinimi içinde bulunmasının zorunlu olmadığını, bu gereksinimin sözleşmeden sonra doğmasının ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş olmasının da geçerliliği etkilemediğini kabul etmiştir. Karar, Hukuk Genel Kurulunda oy çokluğuyla verilmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2021/5375, K. 2022/5707, T. 03.10.2022 sayılı kararında da sözleşmenin tam iki tarafa borç yükleyen, ivazlı, rızai ve sürekli borç doğuran nitelikte olduğu belirtilmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin E. 2023/5214, K. 2024/4344, T. 07.10.2024 tarihli kararında ise ölünceye kadar bakım akdinin ivazlı olduğu vurgulanmış; somut olayda murisin yaşı ve hastalıkları dolayısıyla bakıma muhtaç olduğu, tüm mirasçılarıyla ilişkisinin iyi olduğu ve bu nedenle mal kaçırma kastıyla hareket etmesini gerektiren bir durumun bulunmadığı kabul edilmiştir.

Sözleşmenin ivazlı yapısının en önemli pratik sonuçlarından biri, saklı pay kuralları ve tenkis davaları karşısındaki konumudur. Tenkis kural olarak mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünü aşan, saklı paylı mirasçıların haklarını ihlal eden karşılıksız kazandırmalarına karşı başvurulan bir yoldur; ivazlı bir sözleşme olduğundan ölünceye kadar bakma sözleşmesi bu sebeple kural olarak tenkise tabi değildir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/24, K. 2025/314, T. 03.02.2025 sayılı kararında muris muvazaası ve tenkis iddialarıyla açılan asıl ve birleştirilen davada, muris muvazaası iddiasının kanıtlanamadığı gibi mal kaçırma kastı olmayan ivazlı akitlerde tenkis iddiasının da dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine ilişkin kararı onamıştır. Kararda yer alan “davalının murisin yasal mirasçısı olmaması” olgusu ilk derece mahkemesinin gerekçesinde geçmektedir; Yargıtay’ın onama gerekçesinde belirleyici olan, işlemin ivazlı olması ve mal kaçırma kastının bulunmamasıdır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2023/686, K. 2024/1301, T. 19.02.2024 sayılı kararında da davalı oğlun hastalık döneminde ve diğer zamanlarda murisin tüm ihtiyaçlarını karşıladığı, murisin sağlığında bakım koşulunun yerine getirilmediğine dair bir ihtarı veya davası bulunmadığı, bu hâlde murise bakıldığının bir bakıma kabulü gerektiği, ölünceye kadar bakma akdinin ivazlı olması nedeniyle mal kaçırma amacının bulunmadığı ve tenkis hükümlerinin de uygulanamayacağı sonucuna varılmıştır.

Bu ivazlı niteliğe karşın uygulamada mirasbırakanın, saklı paylı mirasçılarından mal kaçırmak için aslında bağışlamak istediği taşınmazı ölünceye kadar bakma sözleşmesi görünümü altında devrettiği iddiasıyla muris muvazaası davaları açılmaktadır. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/2512, K. 2025/4389, T. 17.10.2025 sayılı kararında bu sözleşmenin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılmasının mümkün olduğunu, ancak bunun hukuken ve yeterli delillerle ispatlanması gerektiğini, muris gerekmediği hâlde tüm malvarlığını veya büyük bölümünü devretmişse bunun diğer delillerle birlikte değerlendirilerek muvazaalı işlemin göstergesi sayılabileceğini belirtmiştir. Bakım borçlusu edimlerini fiilen ifa etmişse ve murisin gerçek bir bakım ihtiyacı varsa tasarruf karşılıksız bir bağışlama sayılamaz. Muris muvazaası davasının koşulları, ispat yükü ve sonuçları bu yazının kapsamını aşan ayrı bir konudur; muvazaa iddialarıyla karşı karşıya olan veya bu iddiayı ileri sürmek isteyen taraflar için muris muvazaası davası avukatı desteği, delillerin toplanması ve ispat stratejisi bakımından belirleyicidir.

Sağlararası İşlem mi, Ölüme Bağlı Tasarruf mu?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım alacaklısının malvarlığı değerini devretme borcunu hangi rejim altında ve ne zaman ifa edeceğine göre ikili bir ayrıma tabidir. TBK m. 611/1 kapsamında bakım alacaklısı malvarlığını veya belirli bir değerini bakım borçlusuna sağlığında devretmeyi taahhüt eder ve bu devir taraflar hayattayken tapuda tescil veya teslim yoluyla ifa edilirse sözleşme sağlararası bir işlem niteliğindedir. Mülkiyet, taşınmazın tapuda tescili veya taşınırın teslimi anında bakım borçlusuna geçer; borçlu mirasçı sıfatı kazanmaz, sağlararası bir tasarruf işleminin tarafı ve malik olur. Devredilen mal, alacaklının terekesinden sağlığında çıktığı için ölüm anında terekede yer almaz.

TBK m. 611/2 uyarınca ise bakım borçlusu bakım alacaklısı tarafından mirasçı atanmışsa sözleşmeye miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır. Bu olasılıkta bakım alacaklısı sağlığında mülkiyeti doğrudan devretmez; bakım borcuna karşılık bakım borçlusunu terekesinin tamamına veya belirli bir oranına mirasçı atar ya da ona belirli bir malı bırakma yükümlülüğü altına girer. Bu nitelikteki sözleşme, maddi anlamda ölüme bağlı tasarruf niteliği taşır ve Türk Medeni Kanunu’nun miras sözleşmesine ilişkin hükümlerine tabidir (TMK m. 527, 545-548).

İki tür arasındaki temel farklar şöyle özetlenebilir:

KriterSağlararası SözleşmeMirasçı Atamayı İçeren Sözleşme
Mülkiyetin geçişiDevir borcu alacaklının sağlığında ifa edilir; borçlu mülkiyetten doğan yetkileri hemen kullanmaya başlar.Mülkiyet alacaklının sağlığında geçmez; borçlu mülkiyeti ancak alacaklının ölümüyle, mirasçı sıfatıyla kazanır.
Terekedeki konumuDevredilen mal ölüm anında tereke aktifinde yer almaz.Malvarlığı alacaklının mülkiyetinde kalır; alacaklı eskisi gibi serbestçe tasarruf edebilir, ancak sözleşmedeki yükümlülüğüyle bağdaşmayan ölüme bağlı tasarruflarına veya bağışlamalarına itiraz edilebilir (TMK m. 527/2).
Bakım borçlusunun sıfatıSözleşme alacaklısı ve malik; mirasçı değildir.Mirasçı sıfatını da kazandığı için miras hukukunun genel hükümleri çerçevesinde tereke borçlarından sorumluluk riskiyle karşılaşabilir.
ŞekilTBK m. 612 gereği miras sözleşmesi, yani resmî vasiyetname şekli zorunludur.Aynı resmî şekil zorunludur; ayrıca miras sözleşmesinin ortadan kaldırılmasına ve sözleşmeden dönmeye ilişkin TMK m. 546-548 doğrudan uygulanır.

Mirasçı atamayı içeren sözleşmelerde TMK m. 546 uyarınca miras sözleşmesi tarafların yazılı anlaşmasıyla her zaman ortadan kaldırılabilir; mirasçı atanan kişinin mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturan davranışı hâlinde mirasbırakan sözleşmeyi tek taraflı kaldırabilir. TMK m. 547 uyarınca sağlararası edimleri isteme hakkı bulunan taraf, bu edimler sözleşmeye uygun yerine getirilmezse veya güvenceye bağlanmazsa borçlar hukuku kuralları uyarınca sözleşmeden dönebilir. TMK m. 548 ise mirasçı atanan kişinin mirasbırakanın ölümünde sağ olmaması hâlinde miras sözleşmesinin kendiliğinden ortadan kalkacağını düzenler.

Satış Sözleşmesinden Ayıran Unsurlar

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile satış sözleşmesi (TBK m. 207 vd.), ikisi de tam iki tarafa borç yükleyen ve ivazlı olduğundan ilk bakışta benzer görünür; ancak konu, edimlerin niteliği ve risk yapısı bakımından köklü biçimde ayrılırlar. Satışta alıcının borcu para ödemektir ve toplam parasal karşılık sözleşme anında bellidir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde ise bakım borçlusunun karşı edimi bir para ödemesi değil, bakım alacaklısına hayatı boyunca sağlanacak şahsi bakım, ihtimam, gözetim ve manevi destektir; borç, zamana yayılmış, sürekli ve kesintisiz bir yapma borcudur.

Bir diğer ayırt edici unsur, sözleşmenin talih ve tesadüf (riziko) karakteridir. Bakım alacaklısının ne kadar yaşayacağı, hangi hastalıklara yakalanacağı, ne ölçüde bakıma ve masrafa ihtiyaç duyacağı sözleşme anında bilinemez. Alacaklı sözleşmeden kısa süre sonra ölebileceği gibi onlarca yıl ağır bir bakım ihtiyacıyla yaşayabilir. Bu, sözleşmenin doğasından kaynaklanan meşru bir rizikodur; alacaklının kısa süre sonra ölmesi tek başına sözleşmenin ivazsız olduğunu göstermez, bakım süresinin uzun sürmesi de borçlunun ediminin satış bedeliyle kıyaslanmasını gerektirmez.

Ayrıca sözleşme, taraflar arasında yoğun bir kişisel güven ilişkisine dayanır. Satışta tarafların kişiliği kural olarak ifayı etkilemezken, burada bakım borçlusunun şahsı ve alacaklıya gösterdiği ihtimam borcun ifasının merkezindedir. Yargıtay uygulamasında bakım borçlusunun yalnızca alacaklının bir taşınmazda oturmasına katlanması borcun ifası sayılmaz; şahsi ihtimam, besleme, giydirme, tedavi ettirme ve manevi yardım sözleşmenin zorunlu unsurudur. Bakım alacaklısının sosyal durumuna uygun bir bakım elde etmek sözleşmenin hedefidir; bu hedef nafaka veya ahlaki görevler kadar bir maddi destek elde etmekten ibaret değildir.

Vasiyetnameden Farkı

Vasiyetname, mirasbırakanın tek taraflı irade beyanıyla kurulan, karşı tarafın kabulüne bağlı olmayan ve mirasbırakan hayattayken her zaman serbestçe geri alınabilen ölüme bağlı bir tasarruftur. Vasiyet lehtarı, mirasbırakanın ölümüne kadar bir edim yükümlülüğü altına girmez ve tasarruf karşılıksızdır. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ise iki taraflı bir akittir; kurulduğu andan itibaren bakım borçlusuna sürekli ve kapsamlı bir bakım borcu yükler, tek taraflı keyfi bir irade beyanıyla ortadan kaldırılamaz ve sona ermesi TBK m. 616-618’de düzenlenen özel şartlara bağlıdır.

Sözleşmenin Şekli ve Geçerlilik Şartları

TBK Madde 612 – Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, mirasçı atanmasını içermese bile, miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz.

Sözleşme, Devletçe tanınmış bir bakım kurumu tarafından yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılmışsa, geçerliliği için yazılı şekil yeterlidir.

TBK m. 612/1 uyarınca sözleşme, mirasçı atanmasını içermese bile miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz. TMK m. 545 uyarınca miras sözleşmesinin geçerli olması için resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir; sözleşmenin tarafları arzularını resmî memura aynı zamanda bildirir ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar. Resmî vasiyetnamenin hangi görevlilerce düzenlenebileceği TMK m. 532/2’de gösterilmiştir: sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli.

Kanunun aradığı resmî şekil bir ispat şartı değil, sözleşmenin geçerliliği için zorunlu olan kurucu bir şekil şartıdır. Adi yazılı yapılan, tanıkların hazır bulunmadığı veya yetkili görevli önünde usulüne uygun düzenlenmemiş sözleşmeler geçersizdir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/5611, K. 2024/3993, T. 19.09.2024 sayılı kararında ölünceye kadar bakma sözleşmesinin resmî şekilde yapılmadıkça geçerli olmadığını (TBK m. 612, TMK m. 545) belirtmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/4574, K. 2023/6313, T. 18.12.2023 sayılı kararında da bu sözleşmelerin TBK m. 612 ve TMK m. 545 gereğince resmî şekilde düzenlenmesi gerektiği teyit edilmiştir.

Şekle aykırılığın sonucu, sözleşmeye dayanılarak tapu iptali ve tescil istenememesidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2008/70, K. 2008/104, T. 06.02.2008 sayılı kararında bu ilkeyi benimsemiş; Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/59, K. 2023/1542, T. 16.03.2023 sayılı kararı da resmî şekilde düzenlenmeyen ölünceye kadar bakım sözleşmelerine değer verilerek tapu iptali ve tescil hükmü kurulamayacağını belirtmiştir. Geçersiz sözleşmeye dayanan devir hukuki sebepten yoksun kalır; bu durumda devredenin, mülkiyet hakkına dayanarak tapu iptali ve tescil davası açması gündeme gelir. Şekil eksikliği yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir ve hâkim tarafından resen gözetilir.

Hangi görevli sözleşmeyi düzenleyebilir? Konu, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun E. 1952/4, K. 1952/5, T. 10.12.1952 sayılı kararıyla çözülmüştür. Bu karar, taraflardan birinin ölünceye kadar bakmak ve gözetmek şartıyla diğerine bir gayrimenkul temlikini içeren sözleşmeleri düzenlemeye sulh hâkimlerinin, noterlerin ve tapu sicil muhafız veya memurlarının yetkili olduğuna hükmetmiştir. Yani taşınmaz devrini içeren sözleşme tapu müdürlüğünde düzenlenebileceği gibi noterde de düzenlenebilir; ayrıca tapu memuru önünde yapılan işlemde de miras sözleşmesine ilişkin şekil kurallarına (TMK m. 545) uyulması gerekir. Tapu Kanunu m. 26, tapu sicil müdürü veya görevlilerince tanzim edilecek resmî senetlere ilişkin genel düzenlemeyi içerir; bu maddede “kanunların tanık bulundurulmasını zorunlu kıldığı hükümler saklıdır” denmektedir. Taşınmaz dışındaki malvarlığı değerlerinin (taşınır, mevduat, hisse gibi) devrini içeren sözleşmeler ise tapu siciliyle ilgili olmadığından TMK m. 532/2’deki yetkili görevlilerden biri, uygulamada noter önünde düzenlenir.

Yazılı şekil istisnası: TBK m. 612/2 uyarınca sözleşme, Devletçe tanınmış bir bakım kurumu tarafından yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılmışsa yazılı şekil yeterlidir. Bu istisna, kurumsal bakım hizmeti sunan kuruluşlarla yapılan sözleşmelere yöneliktir. İstisnanın uygulanması için kurumun Devletçe tanınmış bir bakım kurumu olması ve sözleşmenin yetkili makamların belirlediği koşullara uygun yapılmış bulunması birlikte aranır; bu şartlardan biri eksikse TBK m. 612/1’deki genel kural uygulanır ve sözleşmenin resmî şekilde yapılması gerekir.

Bakım Borcunun Kapsamı Nasıl Belirlenir?

TBK Madde 614 – Bakım alacaklısı, sözleşmenin kurulmasıyla bakım borçlusunun aile topluluğuna katılmış olur. Bakım borçlusu, almış olduğu malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür.

Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi ettirmek zorundadır.

Kabul ettikleri kişilere ölünceye kadar bakma amacıyla kurulmuş olan kurumların bakım borcunun kapsamı ve ifası, kendilerince hazırlanarak yetkili makamların onayından geçen genel düzenlemelerle belirlenir. Bu düzenlemeler, sözleşmenin içeriğinden sayılır.

TBK m. 614/1’e göre bakım alacaklısı sözleşmenin kurulmasıyla bakım borçlusunun aile topluluğuna katılmış olur; bakım borçlusu, aldığı malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal duruma göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri ifa etmekle yükümlüdür. Bu ölçüt, bakım borcunun tekdüze bir edim olmadığını, her somut olayda devredilen malvarlığının büyüklüğüne ve alacaklının geçmiş yaşam standardına göre belirlenen hakkaniyete dayalı bir içeriğe sahip olduğunu gösterir. İkinci fıkra asgari unsurları somutlaştırır: uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve tedavi ettirmek. Üçüncü fıkra, kurumsal bakım ilişkilerinde borcun kapsamının kurumların hazırladığı ve yetkili makamlarca onaylanan genel düzenlemelerle belirleneceğini ve bu düzenlemelerin sözleşmenin içeriğinden sayılacağını hükme bağlar.

Birinci ölçüt devredilen malvarlığı değerlerinin kıymetidir. Devredilen değer yükseldikçe borçlunun sunması gereken bakımın düzeyi de yükselir; değerin mütevazı olduğu hâllerde bile borçlu, kanunun öngördüğü asgari barınma, beslenme ve tedavi standardının altına inemez. İkinci ölçüt alacaklının daha önce sahip olduğu sosyal durumdur: alacaklının mesleği, çevresi ve geçmiş yaşam tarzı borçlunun sunacağı bakımın kapsamını etkiler.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/1703, K. 2025/213, T. 13.01.2025 sayılı kararında bakım borcunun kapsamı şöyle ifade edilmiştir: alacaklı borçlunun ev topluluğuna girer; borçlu, aldığı malların kıymetine ve alacaklının evvelce sahip olduğu sosyal mevkiye göre hakkaniyetin gerektirdiği şeyleri, özellikle uygun gıda ve elbise vermeye, hastalığında gerekli ihtimamla bakmaya ve hekim getirmeye mecburdur. Hukuk Genel Kurulu’nun 2023/507 sayılı kararında da bakım borçlusunun bakıp gözetme yükümlülüğünün, aksi kararlaştırılmadıkça alacaklıyı ailesi içine alıp ikametgâh temini, besleme-giydirme, hastalığında tedavi ve manevi yönden her türlü yardım ve desteği sağlamayı kapsadığı belirtilmiştir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2026/224, K. 2026/598, T. 04.02.2026 sayılı kararı, bakım borcunun kapsamının mahkemelerce somut ve denetlenebilir verilerle belirlenmesi gerektiğini gösterir. Davada bakım alacaklısı, davalıya 1/2 payını devrettiği taşınmaz bakımından sözleşmenin feshini ve tapu iptalini istemiş, mahkemeler tapu iptali yerine irat bağlamıştır. Dairenin önceki bozma ilamında tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının araştırılması, bilirkişi incelemesiyle alacaklı lehine uygun bir irat bağlanması gerektiği belirtilmişti. Daire, bozmadan sonra bu hususlarda değerlendirme içermeyen yetersiz bilirkişi raporuyla yetinilmesini, hangi ölçüye göre takdir edildiğinin gerekçede gösterilmemesini, paranın alım gücü ve tarafların sosyo-ekonomik durumları gözetildiğinde belirlenen iradın düşük kalmasını ve artırım oranının (ÜFE/TÜFE) gösterilmemesini hatalı bularak hükmü bozmuştur. Karar oy çokluğuyla verilmiştir; karşı oyda, bakım borcunun davalı tarafından yerine getirilmediği olgusu karşısında TBK m. 617/2’deki irat bağlama şartlarının oluşmadığı, tapu iptali ve tescile karar verilmesi gerektiği görüşü savunulmuştur. Kararın fesih ve irat yönü aşağıda önelsiz fesih başlığında ele alınmaktadır.

Birlikte Yaşama Zorunlu mudur, Bakım Bizzat mı İfa Edilmelidir?

TBK m. 614/1’deki aile topluluğuna katılma kuralı tamamlayıcı niteliktedir. Bakım alacaklısı ile borçlunun aynı konutta yaşaması geçerlilik şartı değildir; taraflar alacaklının kendi konutunda yaşamaya devam etmesini, borçlunun düzenli olarak gelip bakım sağlamasını, fatura, alışveriş ve sağlık giderlerini karşılamasını kararlaştırabilir. Hukuk Genel Kurulu’nun 2023/507 sayılı kararında da, Bölge Adliye Mahkemesinin sözleşmenin aynı evde yaşama zorunluluğu gerektirmediği yönündeki gerekçesi anılmış; ancak Kurul, bakım alacaklısının beklediği manevi desteğin davalı tarafından sağlanmadığı olguları karşısında tapu iptali ve tescil talebinin kabulü gerektiği sonucuna varmıştır.

Ayrı yaşamanın kararlaştırılmış olması bakım ve gözetim edimlerinin fiilen ifa edilmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/1204, K. 2023/2066, T. 10.04.2023 sayılı kararında bakım borçlusunun devredilen payın bulunduğu yapıda bakım alacaklısının oturmasına rıza göstermesinin bakım borcunun yerine getirilmesi için yeterli olmadığı belirtilmiştir.

Bakım borcunun ifasında kural, edimin bizzat bakım borçlusu tarafından yerine getirilmesidir; çünkü alacaklı malvarlığını bizzat güvendiği borçlunun şahsi ilgisini elde etmek için devretmiştir. Bu kural katı değildir: ağır hastalık, sürekli hemşirelik gibi hâllerde uzman üçüncü kişilerden yararlanmak mümkündür ve özen borcunun gereğidir. Bu durumda bakım borçlusu, yardımcı kişilerin fiillerinden TBK m. 116 gereğince sorumludur ve genel gözetim ile manevi destek yükümlülüğünü sürdürmek zorundadır. Alacaklıyı tamamen profesyonel bakıcılara terk edip kişisel bağı koparmak borca aykırılık oluşturur.

Akrabalık ilişkisinden doğan mutat ziyaretler veya geçici ilgilenmeler de sözleşmesel bakım borcunun ifası sayılmaz. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/667, K. 2025/1349, T. 06.03.2025 sayılı kararında, davacının hastalık yaşayana kadar kendini idare ettiği, davalının ve eşinin bir süre onunla ilgilendiği, ancak bu ilgilenmenin ölünceye kadar bakıp gözetme borcunun kapsamına girdiğinden söz edilemeyeceği ve davalının bakım ve gözetim borcunu tapu devrinden sonra yerine getirmediği tespit edilmiştir. Bakım borcuna aykırılığın hukuki sonuçları önelsiz fesih başlığında anlatılmıştır.

Birden Fazla Bakım Borçlusu veya Alacaklısı Olabilir mi?

Uygulamada bir kişinin birden fazla kişiye karşı bakım borcu altına girdiği (anne ve babaya birlikte bakılması gibi) veya birden fazla kişinin tek bir bakım alacaklısına karşı birlikte bakım yükümlülüğü üstlendiği (kardeşlerin birlikte bakım borçlusu olması gibi) durumlar görülür.

Birden fazla bakım borçlusu: Müteselsil sorumluluk, TBK m. 162 uyarınca ancak borçlulardan her birinin borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirmesi hâlinde veya kanunda öngörülen hâllerde doğar; TBK m. 611-619 bakım borçlularının müteselsil sorumluluğunu ayrıca öngörmemiştir. Bu nedenle sözleşmede borçlulardan her birinin borcun tamamından sorumlu olacağının açıkça kararlaştırılması, bakım alacaklısı bakımından önemli bir güvencedir. Müteselsil sorumluluk kararlaştırılmışsa TBK m. 163 uyarınca alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir; borçlular kendi aralarında işbölümü yapmış olsalar da bu iç ilişki alacaklıyı bağlamaz. Müteselsil sorumluluk bulunmayan hâllerde borçların kapsamı sözleşmedeki paylaşım ve edimin niteliğine göre belirlenir. Bakım edimini yerine getirmeyen borçlunun kusuru nedeniyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelirse alacaklı TBK m. 617 çerçevesinde fesih yoluna gidebilir.

Birden fazla bakım alacaklısı: Birden fazla kişinin (karı-kocanın gibi) tek sözleşmeyle malvarlıklarını tek bir bakım borçlusuna devredip kendilerine bakılmasını şart koştuğu hâllerde her alacaklı kendi bakımının ifasını borçludan isteyebilir. Alacaklılardan birinin ölümü hâlinde sözleşmede aksi öngörülmedikçe sözleşme kendiliğinden sona ermez; borçlu sağ kalan alacaklıya bakmaya devam eder. Borçlu yalnızca bir alacaklıya karşı borca aykırı davranmışsa, devredilen malvarlığı değerinin bölünebilir olup olmadığı ve devrin nasıl yapıldığı, feshin ve tapu iptalinin hangi pay yönünden isteneceğini etkiler; bu hususlar somut sözleşmeye göre değerlendirilmelidir.

Malvarlığının Tamamını Devretmek Zorunlu mudur?

TBK m. 611/1 bakım alacaklısının “bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini” devretme borcunu üstlenmesinden söz eder; malvarlığının tamamının devri zorunlu değildir. Alacaklı mülkiyetindeki tek bir taşınmazı, bir taşınmazdaki payı, bir miktar parayı veya intifa gibi sınırlı bir ayni hakkı devrederek de geçerli sözleşme kurabilir. Sözleşme özgürlüğü (TBK m. 26) çerçevesinde taraflar devredilecek değeri serbestçe belirler.

Alacaklının malvarlığının yalnızca bir bölümünü devretmesi sözleşmenin geçerliliğini zedelemez; muris muvazaası incelemesinde ise murisin tüm malvarlığını veya büyük bölümünü gerekmediği hâlde devretmiş olması, diğer delillerle birlikte muvazaanın göstergesi sayılabilir (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/2512, K. 2025/4389). Devredilen değerin kapsamı, TBK m. 614 uyarınca borçlunun sunacağı bakımın standardını da belirler.

Bakım Alacaklısının Yasal İpotek Hakkı

TBK Madde 613 – Bakım borçlusuna bir taşınmazını devretmiş olan bakım alacaklısı, haklarını güvence altına almak üzere, bu taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahiptir.

Bakım alacaklısı taşınmazını sağlığında bakım borçlusuna devrettiğinde, bakım borcunun ömür boyu ifa edileceği inancıyla hareket eder. TBK m. 613, alacaklının bu süreçte güvencesiz kalmaması için ona, devrettiği taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek hakkı tanır.

TMK m. 893/1 uyarınca satıştan doğan alacağı için satılan taşınmaz üzerinde satıcı, kanunî ipotek hakkının tescilini isteyebilir. TBK m. 613’ün satıcıya yaptığı yollama nedeniyle bakım alacaklısının hakkı da bu nitelikte, yani tescili istenebilen yasal ipotek hakkıdır; kanun metni “tescilini isteyebilirler” dediği için ipotek kendiliğinden doğmaz, tapu sicil müdürlüğüne yapılacak talep ve tescil gerekir. Alacaklı bu talebi devir sırasında resmî senet düzenlenirken yapabilir. TMK m. 893 son cümlesi gereğince alacaklıların bu kanunî ipotek hakkından önceden feragat etmeleri geçerli değildir. Tescil edilen yasal ipotek, borca aykırılık veya sözleşmenin sona ermesi hâlinde doğacak iade, tasfiye ve irat alacaklarını taşınmazı üçüncü kişilere devredilse bile ayni bir güvenceye bağlar. Yasal ipoteğin kapsamı ve tescilinin usulü, tapu müdürlüğü uygulamasına göre somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.

Sözleşmenin İptali ve Tenkisi (TBK m. 615)

TBK Madde 615 – Bakım alacaklısı, ölünceye kadar bakma sözleşmesi yüzünden kanuna göre nafaka yükümlüsü olduğu kişilere karşı yükümlülüğünü yerine getirme imkânını kaybediyorsa, bundan yoksun kalanlar sözleşmenin iptalini isteyebilirler.

Hâkim, sözleşmenin iptali yerine, bakım borçlusunun ifa edeceği edimlerden mahsup edilmek üzere, bakım alacaklısının nafaka yükümlüsü olduğu kişilere nafaka ödemesine karar verebilir.

Mirasçıların tenkis ve alacaklıların iptal davası açma hakları saklıdır.

TBK m. 615 üç ayrı konuyu düzenler. Birinci fıkra, bakım alacaklısının ölünceye kadar bakma sözleşmesi yüzünden kanuna göre nafaka yükümlüsü olduğu kişilere (örneğin çocuklarına, eşine veya bakmakla yükümlü olduğu diğer yakınlarına) karşı yükümlülüğünü yerine getirme imkânını kaybetmesi hâlini ele alır. Alacaklı malvarlığını devrettiği için nafaka ödeyemez hâle gelmişse, bundan yoksun kalan kişiler sözleşmenin iptalini isteyebilir. Madde, iptal hakkını nafaka alacaklısı konumundaki kişilere tanımıştır; bu hak, sözleşmenin tarafı olan bakım alacaklısının fesih hakkından ayrı bir haktır.

İkinci fıkra hâkime esneklik tanır: hâkim, sözleşmeyi iptal etmek yerine, bakım borçlusunun ifa edeceği edimlerden mahsup edilmek üzere, bakım alacaklısının nafaka yükümlüsü olduğu kişilere nafaka ödenmesine karar verebilir. Böylece sözleşme ayakta kalırken nafaka alacaklısının korunması sağlanır; ödenen nafaka bakım borçlusunun yükümlülüğünden mahsup edilir.

Üçüncü fıkra, mirasçıların tenkis ve alacaklıların iptal davası açma haklarını saklı tutar. Tenkis, saklı paylı mirasçıların TMK’nın tenkise ilişkin hükümlerine (TMK m. 560 vd.) dayanarak açtığı davadır. Daha önce görüldüğü üzere Yargıtay, ivazlı niteliği nedeniyle ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin kural olarak tenkise tabi olmadığını kabul etmektedir (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/24, K. 2025/314; E. 2023/686, K. 2024/1301). Bakım alacaklısının alacaklıları ise, sözleşmenin kendilerine zarar vermek amacıyla yapıldığı iddiasıyla İcra ve İflas Kanunu’nun tasarrufun iptaline ilişkin hükümlerine (İİK m. 277 vd.) dayanabilir. Her iki hak da bu maddeyle saklı tutulmuştur; hangisinin somut olayda kullanılabileceği, işlemin ivazlı olup olmadığı ve edimler arasındaki dengeye göre belirlenir.

Önel Verilerek Fesih: Edimler Arasında Oransızlık (TBK m. 616)

TBK Madde 616 – Tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık bulunur ve fazla alan taraf kendisine bağışta bulunulma amacı güdüldüğünü ispat edemezse diğer taraf, altı ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Bu oransızlığın tespitinde, ilgili sosyal güvenlik kurumunca, bakım borçlusuna verilenin değerine denk düşen anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki fark esas alınır.

Sözleşmenin sona erdirilmesi anına kadar geçen sürede ifa edilmiş edimler, anapara ve faiziyle birlikte değerlendirilerek, denkleştirme sonucunda alacaklı çıkan tarafa geri verilir.

TBK m. 616, sözleşmenin kusur aranmaksızın sona erdirilebileceği bir yol öngörür. Tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık bulunuyorsa, bu oransızlıktan zarar gören taraf, altı ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Hak, her iki tarafa da tanınmıştır: bakım alacaklısı devrettiği değerin, bakım borçlusu ise üstlendiği bakımın karşılığına göre fazla olduğunu ileri sürebilir. Fazla alan tarafın, kendisine bağışta bulunulma amacı güdüldüğünü ispat etmesi hâlinde ise bu fesih hakkı doğmaz. Yani tarafların bilerek ve isteyerek bir bağışlama (karma sözleşme) kastıyla hareket ettikleri ispatlanırsa, oransızlık tek başına feshe imkân vermez; bu ispat yükü fazla alan taraftadır.

Oransızlığın nasıl tespit edileceği de kanun metninde belirlenmiştir: ilgili sosyal güvenlik kurumunca, bakım borçlusuna verilenin değerine denk düşen anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki fark esas alınır. Böylece oransızlık, devredilen değere denk düşen anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki farkın sosyal güvenlik kurumunca hesaplanmasıyla ölçülür; kanun bu konuda “önemli ölçüde” ifadesini kullanmış, sayısal bir oran öngörmemiştir.

İkinci fıkra tasfiyeyi düzenler. Sözleşmenin sona erdirilmesi anına kadar ifa edilmiş edimler, anapara ve faiziyle birlikte değerlendirilerek denkleştirilir ve denkleştirme sonucunda alacaklı çıkan tarafa geri verilir. Bu tasfiye, TBK m. 617’deki kusura dayalı fesihten farklıdır; m. 616 kapsamındaki fesihte kanun kusurlu bir taraf aramaz ve tazminat öngörmez, yalnızca ifa edilmiş edimlerin denkleştirilmesini düzenler.

Önel Verilmeksizin Fesih ve Ömür Boyu Irat (TBK m. 617)

TBK Madde 617 – Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelir veya başkaca önemli sebepler sözleşmenin devamını imkânsız hâle getirir ya da aşırı ölçüde güçleştirirse, taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. Sözleşme bu sebeplerden birine dayanılarak feshedildiği takdirde kusurlu taraf, aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa, bu yüzden uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur.

Hâkim, sözleşmenin önel verilmeksizin feshini yerinde bulabileceği gibi, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek, bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir.

Uygulamada ölünceye kadar bakma sözleşmesine ilişkin davaların büyük bölümü TBK m. 617’ye dayanır. Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması yüzünden sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelirse veya başka önemli sebepler devamı imkânsız ya da aşırı güç hâle getirirse, taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. En tipik örnek, bakım borçlusunun bakım ve gözetim borcunu yerine getirmemesidir.

Fesihten doğan sonuç: dönme. TBK m. 617’de “fesih” sözcüğü kullanılsa da hukuki sonucu geçmişe etkilidir; çünkü kusurlu taraf “aldığı şeyi geri verir”. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/507, K. 2024/93 sayılı kararında bu konuyu açıkça ele almıştır: fesih, sürekli bir borç ilişkisini ileriye etkili olarak sona erdiren bozucu yenilik doğuran bir haktır; ancak TBK m. 617 uyarınca ifa edilen edimlerin geri verilmesi gerektiğinden ölünceye kadar bakma sözleşmesi sürekli borç doğursa da kanunla bu kurala istisna getirilmiş ve ilişkinin geçmişe etkili olarak sona ereceği kabul edilmiştir. Kurula göre madde metnindeki fesih ifadesi “dönme” olarak anlaşılmalıdır. Sonuç olarak bakım alacaklısı, yükümlülüklerini yerine getirmeyen bakım borçlusuna karşı her zaman fesih hakkını kullanabilir ve verdiği şeyi de geri isteyebilir. Bu uyuşmazlıklarda devredilen taşınmaz için borçlu adına olan tapu kaydının iptali ve alacaklı adına tesciline karar verilir.

Hukuk Genel Kurulu’nun somut olayı. Anılan davada bakım alacaklısı, torunu olan bakım borçlusunun kendisiyle ilgilenmediğini, bayramlarda dahi gelmediğini ileri sürmüştür. Borçlu ise başka bir şehirde görev yapan bir polis memuruydu ve aile içi anlaşmazlıklar yüzünden görüşmenin engellendiğini savunmuştu. İlk derece mahkemesi davayı kabul etmiş, Bölge Adliye Mahkemesi reddetmiş, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi bu kararı bozmuş, Bölge Adliye Mahkemesinin direnmesi üzerine uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulu’na gelmiştir. Kurul, bakım alacaklısının sözleşme anında özel bakıma muhtaç olması gerekmediğini ve bakım borcunun kapsamının ne akdin başında ne de devamı sırasında belirli olmayıp alacaklının hayatı boyunca oluşacak şartlara göre belirlendiğini belirtmiştir. Kurul, alacaklının maddi yönden bakıma muhtaç olmadığını tespit etmesine rağmen, dinlenen tanık beyanlarına göre alacaklının beklediği manevi desteğin davalı tarafından sağlanmadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle tapu iptali ve tescil talebinin kabulü gerektiği, TBK m. 617/2’de düzenlenen şartların oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Karar oy çokluğuyla verilmiştir.

Yargıtay uygulamasından örnekler. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin E. 2024/4021, K. 2025/2495, T. 08.05.2025; E. 2024/1456, K. 2025/40, T. 06.01.2025; E. 2024/2569, K. 2025/1010, T. 24.02.2025 ve E. 2025/2052, K. 2025/5561, T. 23.12.2025 sayılı kararları ile Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E. 2024/722, K. 2025/153, T. 09.01.2025 sayılı kararı, bakım borcunun yerine getirilmemesi nedeniyle sözleşmenin devamının çekilmez hâle geldiği ve tapu iptaline ilişkin hükümlerin hukuka uygun bulunduğu örneklerdir. Taraflar anlaşarak sözleşmeyi karşılıklı feshederse devredilen taşınmazın tapu kaydı da dayanaksız kalır: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/7468, K. 2024/667, T. 07.02.2024 sayılı kararında, tarafların fesih senedinde sözleşmeyi karşılıklı feshedip birbirlerini ibra ettikleri olayda, devredilen taşınmaz üzerindeki tapu kaydının dayanaksız kaldığı sonucuna varılmıştır.

İspat ve süre bakımından dikkat edilecek hususlar. Bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasının ispatı, davayı açan bakım alacaklısına aittir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2023/686, K. 2024/1301 sayılı kararında olduğu gibi, alacaklının sağlığında bakım koşulunun yerine getirilmediğine dair bir ihtarı veya dava açmamış olması, mirasçılar tarafından açılan davalarda bakıldığının bir bakıma kabulü yönünde değerlendirilebilir. Hukuk Genel Kurulu’na konu davada Özel Dairenin bozma gerekçesinde ise, bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasıyla sözleşmenin feshini isteme hakkının bakım alacaklısının sağlığında kullanması gereken bir hak olduğu, bu nedenle bakım alacaklısı mirasçılarının, bakım borçlusunun edimini yerine getirmediği savunmasının bu davada dinlenemeyeceği belirtilmiştir. Bu nedenle borca aykırılık hâlinde alacaklının sağlığında ihtar çekmesi, tanık ve belge toplaması ve gerekirse sağlığında dava açması, hakkın korunması bakımından önemlidir.

Hâkimin ömür boyu irat bağlaması (TBK m. 617/2). İkinci fıkra hâkime, feshe karar vermek yerine, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlama yetkisi tanır. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2026/224, K. 2026/598 sayılı kararındaki olayda, ilk derece mahkemesi irat bağlamış, Bölge Adliye Mahkemesi önce tapu iptaline karar vermiş, Daire bozmuş ve bozma üzerine irat bağlanmıştır. Daire, irat miktarının tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının ve devredilen malın değerinin araştırılması, yeterli bilirkişi incelemesi yapılması ve artırım oranının gösterilmesi suretiyle belirlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Karşı oyda ise bakım borcunun hiç ifa edilmediği olgusu karşısında TBK m. 617/2 şartlarının oluşmadığı ve tapu iptali ve tescile karar verilmesi gerektiği savunulmuştur. Hukuk Genel Kurulu da 2023/507 sayılı kararında, bakım borcunun yerine getirilmediği olgusu karşısında TBK m. 617/2’deki şartların oluşmadığını belirterek tapu iptali ve tescile hükmetmiştir. Dolayısıyla feshe mi yoksa iradı mı karar verileceği, somut olayın olgularına ve kusur durumuna göre belirlenir.

Fesih davası, tapu iptali ve tescil talebiyle birlikte açılır. Tapu kaydında değişiklik talep edildiği için dava aynı zamanda gayrimenkul uyuşmazlığıdır; bakım borçlusunun taşınmazı üçüncü kişiye devretmesi hâlinde tasfiye yolları değişebilir. Tapu iptali ve tescil davalarına ilişkin genel esaslar ve uyuşmazlık sürecinin yönetimi için tapu iptali ve tescil davası avukatı desteği alınması, dava dilekçesinin ve delillerin doğru kurgulanması bakımından önem taşır.

Bakım Alacaklısı Ölürse Ne Olur?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım alacaklısının ölümüne kadar süren bir ilişkidir; alacaklının ölümüyle bakım ediminin konusu sona erer ve borçlunun asli borcu tamamlanmış olur. Alacaklının ölümünün sonuçları, devir borcunun alacaklının sağlığında ifa edilip edilmediğine göre değişir.

Devir alacaklının sağlığında yapılmış ve mülkiyet borçluya geçmişse, alacaklı sağlığında fesih hakkını kullanmamışsa mirasçıları, sağlararası ivazlı bu işlemin iptalini ancak muris muvazaası veya tenkis gibi miras hukukundan doğan hakları çerçevesinde isteyebilir. Yukarıda gösterildiği üzere bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasıyla sözleşmenin feshini isteme hakkı alacaklının sağlığında kullanması gereken bir hak olduğundan, mirasçıların bu iddiayı savunma olarak ileri sürmeleri dinlenmez.

Devir alacaklının ölümüne bırakılmışsa, yani tapu devri henüz yapılmamışsa, Hukuk Genel Kurulu’nun 2023/507 sayılı kararında aktarılan Yargıtay 7. Hukuk Dairesi bozma gerekçesine göre bakım borcuna karşılık bir taşınmazın devri kararlaştırıldığında, bakım alacaklısının ölümünden sonra onun mirasçıları mülkiyeti geçirme borcu ile yükümlüdür. Bakım borçlusu bakım görevlerini yerine getirmişse ve mirasçılar mülkiyeti geçirmezse, bakım borçlusu veya külli halefleri sözleşmeye dayanarak mirasçılara karşı tapu iptali ve tescil davası açabilir. Bu davanın da kabul edilebilmesi için sözleşmenin resmî şekilde yapılmış olması gerekir; resmî şekilde düzenlenmeyen sözleşmeye değer verilerek tapu iptali ve tescil hükmü kurulamaz.

Bakım Borçlusu Ölürse Ne Olur? (TBK m. 618)

TBK Madde 618 – Bakım borçlusu ölürse bakım alacaklısı, bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir. Bu durumda bakım alacaklısı, bakım borçlusunun iflası hâlinde, iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir paranın kendisine ödenmesini, bakım borçlusunun mirasçılarından isteyebilir.

Sözleşme borçlunun şahsına ve karşılıklı güvene dayandığından kanun, bakım borçlusunun alacaklıdan önce ölmesi hâlinde özel bir düzenleme getirmiştir: bakım alacaklısı, bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir. Alacaklı borçlunun mirasçılarıyla birlikte yaşamak veya onların bakımına katlanmak zorunda bırakılamaz. Bu bir yıllık süre, borçlunun ölümüyle işlemeye başlayan ve kullanılmazsa hakkı sona erdiren nitelikte bir süredir; alacaklının bu süre içinde fesih iradesini açıklaması ve gerekirse dava yoluyla hakkını kullanması gerekir.

Alacaklı fesih hakkını kullanırsa, TBK m. 618’in ikinci cümlesi gereğince, bakım borçlusunun iflası hâlinde iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir parayı bakım borçlusunun mirasçılarından isteyebilir. Bu miktarın hesaplanma yöntemi TBK m. 619/2’de gösterilmiştir: ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değeri esas alınır. Böylece alacaklı, borçlunun mirasçıları karşısında, borçlunun iflası hâlindeki konumuna eşdeğer bir alacak hakkı kazanır.

Alacaklı bir yıllık süre içinde fesih hakkını kullanmazsa sözleşme kural olarak ayakta kalır ve borçlunun mirasçıları sözleşmedeki bakım borcunu üstlenmeyi önerebilir. Bakım alacaklısının buna razı olması hâlinde ilişki borçlunun mirasçılarıyla devam eder; alacaklının rızası olmadan hiçbir mirasçı bakım edimini zorla ifa edemez.

Devredilemezlik, İflas ve Haciz Hükümleri (TBK m. 619)

TBK Madde 619 – Bakım alacaklısı, hakkını başkasına devredemez.

Bakım borçlusunun iflası hâlinde bakım alacaklısı, borçlunun ödemekle yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değerine eşit bir parayı, iflas masasına alacak kaydettirme hakkını elde eder.

Bakım alacaklısı, bu alacağını karşılamak üzere, üçüncü kişilerce borçluya karşı yürütülmekte olan hacze katılabilir.

TBK m. 619/1 uyarınca bakım alacaklısı, hakkını başkasına devredemez. Bu kural, sözleşmenin şahsa bağlı niteliğinin sonucudur: borçlu, belirli ve tanıdığı bir kişiye karşı bakım edimini ifa etmeyi üstlenmiştir; bakım alacağının üçüncü kişiye devri bu güven ilişkisini ortadan kaldırır.

İkinci fıkra, bakım borçlusunun iflası hâlindeki korumayı düzenler. Bakım alacaklısı, borçlunun ödemekle yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değerine eşit parayı iflas masasına alacak olarak kaydettirme hakkını kazanır. Böylece sürekli nitelikteki bakım edimi, iflas masasında somut ve tahsil edilebilir bir alacağa dönüşür. Üçüncü fıkra uyarınca bakım alacaklısı, bu alacağını karşılamak üzere üçüncü kişilerce borçluya karşı yürütülen hacze de katılabilir; bu sayede alacaklının güvencesi yalnızca iflas hâlinde değil, borçlunun malvarlığına yönelik bireysel icra takiplerinde de korunur.

Sıkça Sorulan Sorular

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi nedir?

Bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretmeyi üstlendiği, TBK m. 611-619’da düzenlenen, ivazlı ve sürekli borç doğuran sözleşmedir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi noterde mi yapılır?

Sözleşme miras sözleşmesi şeklinde, yani resmî vasiyetname şeklinde ve iki tanık huzurunda yapılmak zorundadır. Sulh hâkimi ve noter bu sözleşmeyi düzenleyebilir; taşınmaz devrini içeren sözleşmeyi tapu sicil memurları da düzenleyebilir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, E. 1952/4, K. 1952/5). Devletçe tanınmış bir bakım kurumunca yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılan sözleşmelerde ise yazılı şekil yeterlidir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi noterde yapılmazsa geçerli olur mu?

Hayır. Resmî şekil bir geçerlilik şartıdır; resmî şekilde yapılmayan sözleşmeye değer verilerek tapu iptali ve tescil hükmü kurulamaz (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2008/70, K. 2008/104).

Bakım alacaklısı ile bakım borçlusu aynı evde yaşamak zorunda mıdır?

Hayır. Aile topluluğuna katılma kuralı tamamlayıcıdır ve taraflarca aksi kararlaştırılabilir; ancak ayrı yaşama kararlaştırılsa da bakım borçlusu bakım ve gözetim edimlerini fiilen ifa etmekle yükümlüdür.

Bakım alacaklısının sözleşme anında bakıma muhtaç olması gerekir mi?

Hayır. Hukuk Genel Kurulu’na göre sözleşmenin geçerliliği için alacaklının sözleşme tarihinde özel bakım gereksinimi içinde bulunması zorunlu değildir; bu gereksinimin sözleşmeden sonra doğması veya alacaklının ölümüne kadar kısa bir süre sürmüş olması da geçerliliği etkilemez (E. 2023/507, K. 2024/93).

Bakım borcunu bir bakıcı veya sağlık personeli üzerinden yerine getirmek mümkün müdür?

Kural olarak bakım edimi bizzat bakım borçlusu tarafından ifa edilir; tıbbi uzmanlık gerektiren hâllerde üçüncü kişilerden yararlanılabilir. Bu durumda bakım borçlusu yardımcı kişilerin fiillerinden TBK m. 116 uyarınca sorumlu kalır ve genel gözetim ile manevi destek yükümlülüğünü sürdürmek zorundadır.

Malvarlığımın tamamını devretmek zorunda mıyım?

Hayır. Tek bir taşınmazı, bir taşınmazdaki payı veya belirli bir malvarlığı değerini devrederek de geçerli bir sözleşme kurabilirsiniz; ancak murisin tüm malvarlığını gerekmediği hâlde devretmesi, muris muvazaası incelemesinde diğer delillerle birlikte muvazaanın göstergesi sayılabilir.

Birden fazla bakım borçlusu müteselsilen mi sorumludur?

Kendiliğinden değil. TBK m. 162 uyarınca müteselsil borçluluk, borçluların her birinin borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirmesiyle veya kanunda öngörülen hâllerde doğar; bakım alacaklısının güvencesi için sözleşmede müteselsil sorumluluğun açıkça kararlaştırılması önerilir.

Taşınmazımı devrettikten sonra hakkımı nasıl güvence altına alabilirim?

TBK m. 613 uyarınca taşınmazını devreden bakım alacaklısı, satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahiptir. TMK m. 893 bu ipoteğin tescilinin istenebileceğini düzenler; hak kendiliğinden doğmaz, tapu sicil müdürlüğünden tescil talep edilmesi gerekir ve bu haktan önceden feragat geçerli değildir.

Bakım borcu yerine getirilmezse ne yapabilirim?

TBK m. 617 uyarınca sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir, devrettiğiniz malın iadesini ve uygun bir tazminatı isteyebilirsiniz; taşınmaz bakımından borçlu adına olan tapu kaydının iptali ve sizin adınıza tescili talep edilir. Hâkim feshe karar vermek yerine aile topluluğu içinde yaşamaya son vererek ömür boyu gelir de bağlayabilir (TBK m. 617/2).

Fesih TBK m. 617’ye göre geçmişe etkili midir?

Evet. Hukuk Genel Kurulu, TBK m. 617’deki fesih ifadesinin dönme olarak anlaşılması gerektiğini, ilişkinin geçmişe etkili olarak sona erdiğini ve tarafların verdiklerini geri isteyebileceğini kabul etmiştir (E. 2023/507, K. 2024/93).

Edimler arasında oransızlık varsa sözleşmeyi feshedebilir miyim?

TBK m. 616 uyarınca tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık varsa ve fazla alan taraf kendisine bağış amacı güdüldüğünü ispat edemezse, diğer taraf altı ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla sözleşmeyi her zaman feshedebilir; ifa edilmiş edimler anapara ve faiziyle denkleştirilir.

Bakım borçlusu benden önce ölürse ne olur?

TBK m. 618 uyarınca bakım alacaklısı, borçlunun ölümünden itibaren bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir; bu hâlde borçlunun iflası hâlinde iflas masasından isteyebileceği miktara eşit parayı borçlunun mirasçılarından isteyebilir. Süre içinde fesih istenmezse ve alacaklı razı olursa ilişki mirasçılarla devam edebilir.

Bakım alacaklısı ölürse ne olur?

Alacaklının ölümüyle bakım borcu sona erer. Devir alacaklının sağlığında yapılmışsa mülkiyet borçluda kalır; mirasçılar bakım borcuna aykırılığı ileri sürerek fesih isteyemez, ancak muris muvazaası veya tenkis gibi miras hukukundan doğan haklarını kullanabilir. Devir henüz yapılmamışsa mirasçılar mülkiyeti geçirme borcu altındadır.

Mirasçılar ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptalini isteyebilir mi?

Mirasçılar, sözleşmenin murisin mal kaçırma amacıyla yaptığı muvazaalı bir işlem olduğunu ispat ederek tapu iptali ve tescil isteyebilir; ivazlı niteliği nedeniyle tenkis kural olarak kabul edilmez. Mal kaçırma kastının ispatı, bakımın fiilen ifa edilip edilmediği ve murisin gerçek bir bakım ihtiyacının bulunup bulunmadığı gibi olgulara bağlıdır.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile vasiyetname arasındaki fark nedir?

Vasiyetname tek taraflı, karşılıksız ve her zaman geri alınabilen bir tasarruftur. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi iki taraflı, ivazlı bir akittir; bakım borçlusuna sürekli bir bakım borcu yükler ve ancak TBK m. 616-618’deki sebeplerle sona erdirilebilir.

Sözleşme mirasçı ataması içerebilir mi?

Evet. TBK m. 611/2 uyarınca bakım borçlusu bakım alacaklısı tarafından mirasçı atanmışsa sözleşmeye miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır; bu durumda mülkiyet alacaklının sağlığında geçmez, borçlu mirasçı sıfatıyla alacaklının ölümüyle kazanır.

Bakım alacaklısı alacağını başkasına devredebilir mi?

Hayır. TBK m. 619/1 uyarınca bakım alacaklısı hakkını başkasına devredemez.

Bakım borçlusu iflas ederse bakım alacaklısı ne yapabilir?

TBK m. 619/2 uyarınca bakım alacaklısı, ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değerine eşit parayı iflas masasına alacak kaydettirebilir; ayrıca üçüncü kişilerce borçluya karşı yürütülen hacze katılabilir.

Sonuç

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım alacaklısına ömür boyu güvence sağlarken bakım borçlusuna ağır ve kişisel yükümlülükler yükleyen, resmî şekle sıkı sıkıya bağlı bir sözleşmedir. Sözleşmenin geçerli kurulması, bakım borcunun kapsamının açıkça belirlenmesi, birden fazla borçlu varsa müteselsil sorumluluğun kararlaştırılması ve alacaklının yasal ipotek gibi güvencelerden usulüne uygun yararlanması, ileride doğabilecek fesih, tapu iptali ve muvazaa uyuşmazlıklarının önüne geçmenin temel yoludur. Sözleşmenin hazırlanması, bakım borcuna aykırılık iddiaları, edimler arasındaki oransızlık veya miras hukukundan doğan uyuşmazlıklarda süreç, hak düşürücü sürelere ve delillere dikkat edilerek yönetilmelidir; bu aşamada sözleşme hukuku ile gayrimenkul ve miras hukukunu birlikte değerlendiren bir ölünceye kadar bakma sözleşmesi avukatı ile çalışmak hak kayıplarının önlenmesi açısından belirleyicidir.

Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.

Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul