Vergi Borcu Varken Mal Devri: Rehin ve İptal Şartları

Vergi borcu varken mal devri kendiliğinden geçersiz değildir. Ancak kamu alacağının tahsilini güçleştiren bazı rehin ve ödeme işlemleri, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 29. maddesi uyarınca; tahsilatı sonuçsuz bırakma amacıyla yapılan diğer işlemler ise 30. maddesi uyarınca, kamu alacaklısına karşı hükümsüz kılınabilir. Bu sonuç için vergi borcunun varlığı tek başına yeterli değildir: İşlemin tarihi, türü, borçlunun malvarlığı, kanuni takip koşulları ve gerektiğinde karşı tarafın bilgisi somut delillerle belirlenir. İptal, tahsil dairesinin tek taraflı beyanıyla değil, 6183 sayılı Kanun’un 24. maddesine göre genel mahkemede açılan davayla sağlanır.

Vergi borcu varken yapılan her satış veya devir iptal edilir mi?

Hayır. Kural, vergi borçlusunun malvarlığı üzerinde tasarruf edebilmesidir; istisna, kanunun kamu alacağının korunması için iptale tabi tuttuğu işlemlerdir. Bu koruma, 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacakları bakımından uygulanır. Bir taşınmazın, aracın, ticari işletme unsurunun veya alacağın devredilmiş olması; devrin muvazaalı olduğunu, bedelsiz yapıldığını yahut kamu alacağını tahsilsiz bırakma amacı taşıdığını tek başına göstermez.

Öte yandan işlemin tapuda resmî şekilde yapılmış veya noterde düzenlenmiş olması da tasarrufu kamu alacaklısının iptal talebinden korumaz. Şeklen geçerli bir özel hukuk işlemi, 6183 sayılı Kanun’daki koşullar gerçekleşmişse alacaklı kamu idaresine karşı etkisiz hale getirilebilir. Bu nedenle incelemede önce işlemin hangi iptal sebebine girdiği saptanmalıdır: bağışlama ve karşılıksız işlemler bakımından 27-28. maddeler, mevcut borç için rehin veya olağan dışı ödeme bakımından 29. madde, tahsilatı engellemeye yönelik diğer işlemler bakımından 30. madde.

Karşılıksız devir ve değerine göre çok düşük bedelli satışlara ilişkin ayrıntılar vergi borcu varken bağışlama ve ivazsız tasarruflar incelemesinin konusudur. Burada esas olarak 29-31. maddelerdeki rehin, ödeme, amaç ve üçüncü kişi sorumluluğu ele alınmaktadır.

6183 sayılı Kanun’un 29. maddesine göre hangi işlemler hükümsüzdür?

29. madde üç tasarruf türünü özel olarak düzenler. Bunların ortak özelliği, diğer alacaklıya sağlanan teminatın veya ödemenin kamu alacağının tahsil imkânını daraltabilmesidir. Ancak yalnız işlemin niteliği yetmez; maddede tarif edilen borçlu durumu ve zaman koşulu da gerçekleşmelidir.

İşlemKanuni değerlendirmeBelirleyici delil
Mevcut borca sonradan rehin veya ipotek verilmesiÖnceden teminat taahhüdü yoksa m. 29/1 kapsamında iptale tabidir.Kredi veya borç sözleşmesinin tarihi; önceden verilmiş teminat taahhüdü; rehin tescili.
Borcun olağan ödeme araçları dışında karşılanmasıPara veya mutat ödeme vasıtası yerine mal, hak ya da alacak devriyle ödeme m. 29/2 kapsamında incelenir.Mahsup ve borç kapama kayıtları; devir sözleşmesi; fatura ve muhasebe kayıtları.
Henüz vadesi gelmemiş özel borcun ödenmesiErken ödeme m. 29/3 kapsamında iptale tabidir.Asıl borcun vadesi; ödeme tarihi; ödeme dekontu ve ticari sözleşme.

1. Mevcut borcu güvenceye almak için sonradan verilen rehin ve ipotek

29. maddenin birinci bendinde, borçlunun mevcut bir borcu temin amacıyla kurduğu rehinler hedef alınır. Örneğin şirketin daha önce aldığı ve teminatsız bıraktığı bir borç için, vergi borcunun tahsilini zorlaştıracak biçimde sonradan taşınmaz ipoteği tesis etmesi iptal sebebi oluşturabilir. İpoteğin tapuda kurulmuş olması, kamu alacaklısı bakımından iptal incelemesini engellemez.

Kanunun açık istisnası, borçlunun teminat göstermeyi önceden taahhüt etmiş olmasıdır. Gerçek bir kredi ilişkisi kurulurken aynı anda kararlaştırılan rehin ile zaten mevcut ve teminatsız borcu sonradan güvenceye bağlayan rehin birbirine karıştırılmamalıdır. İstisnayı ileri sürenin, önceki taahhüdün varlığını ve tarihini sözleşme, yazışma ve diğer güvenilir belgelerle ortaya koyması gerekir. Rehin türlerinin kamu alacakları bakımından ayrı hukuki işlevi, kamu borçlarında kabul edilen teminat türleri konusuyla da ilişkilidir; tahsil dairesine verilen kanuni teminat ile üçüncü kişiye verilen ve iptale konu olabilen özel hukuk rehni farklı işlemlerdir.

2. Para yerine mal veya alacak devredilerek borcun kapatılması

İkinci bent, borca karşılık para veya mutat ödeme vasıtaları dışında yapılan ödemeleri kapsar. Borçlunun bankaya, tedarikçiye veya başka bir özel alacaklıya olan borcunu nakit ödemek yerine taşınmaz, taşıt, stok veya alacak hakkı devrederek kapatması bu kapsamda değerlendirilebilir. İşlemin “satış”, “devir”, “borca mahsuben teslim” yahut “temlik” olarak adlandırılması değil, gerçek ekonomik ve hukuki işlevi önemlidir.

Bununla birlikte borç kapatma amaçlı ayni ödeme ile piyasada gerçek bedelle yapılan olağan mal satışı aynı değildir. Satış bedelinin gerçekten ödendiği, işlemin daha önceki borcun kapatılması için kurgulanmadığı ve ticari gerekçesinin bulunduğu belgelenirse 29/2’de aranan ödeme niteliği tartışmalı hale gelir. Banka havalesi veya EFT ile gerçekleşen olağan para ödemesi sırf vergi borçlusunca yapılmış olduğu için bu bentten hareketle iptal edilemez. Somut sektörde kullanılan ödeme aracının mutat olup olmadığı da işlemin bütün koşulları içinde belirlenir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 25.04.2012 tarihli, E. 2012/4551, K. 2012/5148 sayılı kararında, alacağa mahsuben taşınmaz satışının 6183 sayılı Kanun’un 29/2. maddesindeki özel iptal sebebi kapsamında değerlendirilmesi yerinde bulunmuştur. Karar, görünen satış biçiminin tek başına belirleyici olmadığını ortaya koyar.

3. Vadesi gelmemiş özel borcun erkenden ödenmesi

Üçüncü bent, üçüncü kişiye olan borcun vadesinden önce ödenmesini düzenler. Borçlu kamu alacağı karşısında ödeme gücünü kaybederken, henüz talep edilebilir hale gelmemiş bir özel borcunu peşinen kapatıyorsa kamu alacaklısı aleyhine tercihli sonuç doğabilir. Örneğin ödeme vadesi 1 Aralık olan gerçek bir ticari borcun 1 Ekim’de ödendiği ve diğer kanuni şartların da bulunduğu durumda 29/3 tartışılır.

Burada “ödemenin erken yapıldığı” soyut iddiası yeterli değildir. Alacağın sözleşmeden veya kanundan doğan vadesi ile fiilî ödeme tarihi karşılaştırılmalıdır. Yeni bir mal veya hizmetin peşin bedelle satın alınması, her durumda önceden doğmuş ve vadesi gelmemiş borcun ödenmesi değildir. Böyle bir işlem bakımından gerekiyorsa 30. maddenin ayrı şartları araştırılır.

29. madde için borçlunun mali durumu ve iki yıllık süre nasıl belirlenir?

29. madde, amme alacağını ödemeyen ve süresinde veya hapsen tazyikine rağmen mal bildiriminde bulunmayan; malı bulunmadığını bildiren ya da bildirdiği malların borca yetmediği anlaşılan borçlunun tasarruflarını hedef alır. Borçlunun kamu borcu bulunması ile bu özel koşulların gerçekleşmesi aynı şey değildir. Vergi idaresi, takip ve malvarlığı araştırmasına ilişkin kayıtlarla uygulanacak koşulu ortaya koymalıdır.

İki yıllık geriye bakış süresi, kamu alacağının ödeme süresinin başladığı tarihten geriye doğru hesaplanır. Kanun, aynı zamanda ödeme süresinin başlamasından sonra yapılan işlemleri de kapsar. Dolayısıyla iki yıl, ödeme süresinin başlamasından sonraki bütün işlemler için geçerli bir üst sınır değildir; sonradan yapılan işlem yönünden ayrıca 26. maddedeki beş yıllık dava açma sınırı gözetilir.

Örnek olarak, kamu alacağının ödeme süresi 1 Temmuz 2025’te başlamışsa, 29. maddedeki özel işlem yönünden 1 Temmuz 2023 tarihinden itibaren başlayan geriye bakış aralığı söz konusudur. 2025 sonrasındaki işlemler de kendi tarihleri ve dava süresi koşullarıyla değerlendirilir. Bu örnek sadece tarih hesabını gösterir; kamu borcunun doğumu, takip durumu ve diğer kanuni şartların varlığı ayrıca aranır.

30. madde uyarınca diğer mal devirleri ne zaman iptal edilir?

29. maddede sayılmayan bir satış veya temlik de 30. madde kapsamında iptale tabi olabilir. Bunun için borçlunun malının bulunmaması veya borca yetmemesi ve işlemin kamu alacağının tamamının yahut bir kısmının tahsilini imkânsız bırakma amacıyla yapılması gerekir. Tek taraflı tasarruflar bu amaç yönünden değerlendirilir; başka kişilerle yapılan işlemlerde karşı tarafın bu amacı bilmesi veya bilmesi gerekmesi aranır.

Bu madde, 29. maddedeki iki yıllık geriye bakış düzenlemesine bağlı değildir; metindeki “tarihleri ne olursa olsun” ibaresi, işlemin tür ve zaman bakımından daha geniş değerlendirilmesini sağlar. Buna rağmen 6183 sayılı Kanun’un 26. maddesindeki tasarruf tarihinden itibaren beş yıllık dava açma süresi devam eder. Ayrıca Yargıtay uygulamasında tasarrufun, dava konusu kamu alacağının doğumundan sonra yapılmış olması ön koşulu dikkate alınır. “Tarihi ne olursa olsun” ifadesi, henüz doğmamış herhangi bir vergi borcuna dayanılarak sınırsız geriye yürüyen bir dava hakkı vermez.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15.04.2024 tarihli, E. 2021/27074, K. 2024/3297 sayılı kararında, satış bedeli ile gerçek değer arasındaki belirgin fark ve devralanın borçlunun mali durumunu bilebileceğini gösteren yakın çevre ilişkileri birlikte değerlendirilmiştir. Karar, sadece tapudaki düşük bedelin değil, gerçek ödeme ve bilgi durumunun da araştırılmasını gerektirir. 29. maddedeki kanuni işlem kategorileri ile 30. maddedeki amaç ve karşı tarafın bilgisi şartları birbirinin yerine geçirilmemelidir.

Vergi borcunun doğum tarihi mi, tahakkuk tarihi mi esas alınır?

Özellikle vergi incelemesi sonucunda daha sonra tarh ve tebliğ edilen borçlarda bu ayrım uyuşmazlığın sonucunu değiştirebilir. Bir verginin sonradan tahakkuk etmesi, vergiyi doğuran olayın da aynı tarihte meydana geldiği anlamına gelmez. Tasarrufun kamu alacağından önce mi sonra mı yapıldığını tespit ederken verginin ilgili vergilendirme dönemi, vergiyi doğuran olay ve somut tahakkuk belgeleri birlikte incelenmelidir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 21.04.2025 tarihli, E. 2024/12037, K. 2025/6242 sayılı kararında aktarılan önceki bozma gerekçesi, kamu alacağının doğumu bakımından sırf tahakkuk ve kesinleşme tarihine dayanılmasını yetersiz görmüş; vergi borcunun ait olduğu dönem itibarıyla değerlendirme yapılmasını istemiştir. Buna karşılık aynı Dairenin 26.03.2025 tarihli, E. 2022/9484, K. 2025/5001 sayılı kararında, somut tasarrufların ilgili borcun doğumundan önce yapıldığının saptanması üzerine ret kararı onanmıştır. Kararlar arasında zorunlu bir çelişki yoktur: Belirleyici husus her dosyada gerçek borç doğumunun ve tasarruf tarihinin doğru saptanmasıdır.

Bu sebeple “satış sırasında henüz ödeme emri yoktu” savunması tek başına yeterli değildir. Aynı şekilde idarenin “sonradan kesinleşmiş bir borç var” demesi de tasarruf tarihinde o borcun doğmuş olduğunu kendiliğinden kanıtlamaz.

Alıcı, akraba veya sonraki devralan hangi şartlarda sorumlu tutulur?

Üçüncü kişinin konumu, uygulanacak iptal sebebine göre değişir. 29. maddenin belirli işlem türleri bakımından öngördüğü sonuç, 30. maddenin karşı tarafın zarar verme amacını bilmesine veya bilmesi gerekmesine dayanan şartıyla aynı değildir. Ayrıca borçlunun taşınmazını yakın akrabasına devretmiş olması, tek başına bütün devirlerin otomatik olarak bağışlama sayılması anlamına gelmez.

Anayasa Mahkemesinin 22.06.2023 tarihli, E. 2022/134, K. 2023/116 sayılı kararıyla 6183 sayılı Kanun’un 28/1. maddesinin, belirli yakınlar arasındaki ivazlı işlemleri salt akrabalık nedeniyle bağışlama sayan bendi iptal edilmiş; iptal hükmü 16.06.2024’te yürürlüğe girmiştir. Bu değişiklikten sonra yakınlık, başka olgularla birlikte 30. madde kapsamında bilgi ve amaç yönünden delil değeri taşıyabilir; iptal edilmiş otomatik bağışlama karinesi canlandırılamaz.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 25.04.2012 tarihli, E. 2012/4551, K. 2012/5148 sayılı kararında, sonraki devralan bakımından borçlunun mali durumunu ve zarar verme amacını bildiğini gösteren somut emareler bulunmadığı için iptal hükmü bozulmuştur. Buna göre sonraki alıcının sırf devir zincirinde bulunması sorumluluk için yeterli değildir. Tapu veya araç sicili hareketleri, gerçek bedel ödemesi, tarafların ticari ve kişisel yakınlığı, fiilî kullanımın kimde kaldığı ve devrin ekonomik nedeni bir arada incelenmelidir.

İptal davası nereye açılır, beş yıllık süre ne zaman başlar?

6183 sayılı Kanun’un 24. maddesi, tasarrufun iptali davasının genel mahkemelerde açılacağını belirtir. Uygulamada bu davalar, özel bir görev kuralı bulunmadıkça asliye hukuk mahkemelerinde görülür. Dava, vergi tarhiyatına karşı vergi mahkemesinde açılan iptal davası veya ödeme emrine karşı idari yargı başvurusu değildir. Davanın tarafları ve talebi de bu ayrım gözetilerek belirlenir.

Kanunun 25. maddesi uyarınca dava; borçluyla işlem yapan, borçludan ödeme alan kişiler, bunların mirasçıları ve kötü niyetli diğer üçüncü kişiler aleyhine yöneltilebilir. Dava konusu tasarrufu gerçekleştiren borçlunun durumu ve taraf teşkili de somut davada değerlendirilir. Davanın amacı tapu sicilinde her durumda idare adına mülkiyet oluşturmak değil, tasarrufu alacaklı idare bakımından etkisiz kılarak gerektiğinde mal üzerinde cebri icra imkânı sağlamaktır. Dava açılmasının ön koşulları ve taraf yapısı hakkında ayrı değerlendirme için amme alacağında tasarrufun iptali davası incelemesine bakılabilir.

6183 sayılı Kanun’un 26. maddesindeki süre, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıldır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 03.12.2013 tarihli, E. 2013/18669, K. 2013/17082 sayılı kararında bu süre hak düşürücü nitelikte kabul edilerek hâkim tarafından kendiliğinden gözetilmesi gerektiği belirtilmiştir. Süre ödeme emrinin tebliğinden, haciz tarihinden veya idarenin devri öğrendiği günden başlatılamaz. 29. maddenin geriye bakış dönemi ile 26. maddenin dava süresi farklı hukuki işlevlere sahiptir.

Vergi borcuna ilişkin ayrı idari uyuşmazlıklar, vergi uyuşmazlıklarının idari ve yargısal çözüm yolları çerçevesinde değerlendirilir. Mal devrinin iptali davasında ise özel olarak 6183 sayılı Kanun’un 24-31. maddeleri uygulanır.

İptal için aciz belgesi ve kesinleşmiş kamu takibi gerekli midir?

Yargıtay uygulaması, 6183 sayılı Kanun’a dayalı tasarrufun iptali davalarında kamu borçlusu hakkında takip yapılmış ve bu takibin kesinleşmiş olması gerektiğini; buna karşılık özel icra hukukundaki anlamıyla aciz belgesinin zorunlu olmadığını kabul etmektedir. Asıl mesele, kamu alacağının tahsil edilememesi veya borçlunun ödeme gücünün yetersizliğinin takip ve malvarlığı kayıtlarıyla somutlaştırılmasıdır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15.04.2024 tarihli, E. 2021/27074, K. 2024/3297 sayılı kararı bu ayrımı açıkça yapar.

Ödeme emri, tebliğ, kesinleşme ve haciz süreci ayrı hukuki işlemlerdir. Vergi dairesi ödeme emrinin sonuçları ile iptal davasının dava şartları birbirine karıştırılmamalıdır. Yalnız idarenin bir mal devrinden şüphelenmesi, takip ve tahsil edilememe koşullarının yerine geçtiği anlamına gelmez.

İptal kararı verilirse tapu, rehin ve üçüncü kişinin sorumluluğu ne olur?

İptal davası kabul edildiğinde işlemin taraflar arasında her bakımdan yok sayılması değil, alacaklı idarenin kamu alacağını tahsil edebilmesi için tasarrufun kendisine karşı etkisizliği söz konusudur. Bu nedenle, devir konusu mal hâlen ilgili kişinin malvarlığındaysa alacak ve ferileriyle sınırlı olarak haciz ve satış yetkisi gündeme gelebilir. İşlem ipotek kurulmasıysa iptal hükmünün kapsamına göre bu rehnin kamu alacaklısı karşısındaki etkisi bertaraf edilir.

6183 sayılı Kanun’un 31. maddesine göre iptale tabi işlemden yararlananlar, elde ettiklerini; elden çıkarmışlarsa takdir edilecek bedelini vermekle yükümlüdür. Taşınmazın dördüncü kişiye devredilmiş olması her zaman davayı bütünüyle sonuçsuz bırakmaz. Sonraki devralanın kötü niyetinin kanıtlanamadığı hâllerde, koşulları varsa önceki yararlanana karşı bedel sorumluluğu gündeme gelebilir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 03.12.2013 tarihli, E. 2013/18669, K. 2013/17082 sayılı kararında, bedele dönüşen talepler yönünden üçüncü kişinin malı elden çıkardığı tarihteki gerçek değer ile takip konusu alacak ve ferileri sınırına dikkat çekilmiştir. Böyle bir değerlendirmede dava konusu malın tüm güncel piyasa bedelinin her koşulda istenebileceği ya da kamu alacağından bağımsız ek bir bedelin otomatik doğacağı söylenemez. Üçüncü kişi, verdiği karşılık nedeniyle doğrudan alacaklı kamu idaresinden talepte bulunamaz; kendi sözleşme tarafına yöneltebileceği özel hukuk talepleri ise ayrı değerlendirilir.

Vergi borcu olan şirketin taşınmaz devri ile şirket payı devri aynı mıdır?

Hayır. Bir limited şirketin kendi taşınmazını veya aracını devretmesi, şirketin malvarlığını doğrudan etkiler ve 29-30. maddelerin şartları bakımından incelenebilir. Şirket ortağının kendi payını başka kişiye devretmesi ise hukuken farklı bir işlemdir. Pay devirlerinin de olayın özelliklerine göre iptal davasına konu olması mümkündür; ancak şirket malının devri, ortaklık sıfatının değişmesi ve kamu borcundan kanuni sorumluluk birbirinin yerine kullanılamaz.

Özellikle şirketten tahsil edilemeyen kamu alacakları bakımından limited şirket ortağının kamu borcundan sorumluluğu 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesine, pay devrinde devreden ve devralanın müteselsil sorumluluğu aynı maddenin sonraki fıkralarına dayanır. Şirket müdürünün kanuni temsilci olarak şahsi sorumluluğu ve anonim şirket yönetim kurulu üyesinin kamu borcundan sorumlu tutulması ayrıca incelenir. Bu sorumlulukların hiçbiri yalnızca 29. maddede bir mal devrinin iptal edilmesi anlamına gelmez.

Mal devri öncesinde borcu yoktur belgesi alınması işlemi korur mu?

Tek başına korumaz. Belgenin düzenlenme tarihi, kapsadığı alacak türü, borçlu kişi ve belgenin hangi işlem için arandığı önemlidir. 6183 sayılı Kanun’un 22/A maddesinde düzenlenen borcu yoktur belgesi yükümlülüğü, 29-30. maddelerdeki tasarrufun iptali sebeplerinden farklı bir kamu alacağı koruma aracıdır. Örneğin tapuda belirli bir kamu borcu kontrolünün yapılması, sonradan ortaya çıkan işlemin gerçek mahiyetinin ve iptal koşullarının yargısal incelemesini otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Benzer biçimde kamu ödemelerinden vergi borcu kesintisi işlemleri de 22/A’ya dayanır. Bir kamu alacağının hakedişten kesilmesi ile borçlunun özel alacaklısına taşınmaz devrederek borcunu kapatmasının hükümsüzlüğü ayrı hukuki meselelerdir.

Somut uyuşmazlıkta hangi belgeler sonucu belirler?

Önce vergi borcunun hangi vergilendirme döneminden ve hangi vergiyi doğuran olaydan kaynaklandığı belirlenmeli; ardından tahakkuk, tebliğ, ödeme süresi, takip ve malvarlığı araştırması dosyası bir araya getirilmelidir. Mal devrinde tapu veya araç sicili kayıtları, satış sözleşmesi, banka transferleri, gerçek rayiç değer raporu ve tarafların ekonomik ilişkisi birlikte değerlendirilir. Rehinde kredi sözleşmesi ile önceki teminat taahhüdünün tarihi; erken ödemede asıl borcun vadesi; ayni ödemede malın neden ve hangi borca mahsuben devredildiği temel delillerdir.

Bir işlem için 29. madde şartları gerçekleşmiyorsa 30. maddedeki zarar verme amacı ve karşı tarafın bilgi durumu ayrıca araştırılabilir. Buna karşılık 30. maddede gerekli kast ve bilgi unsurları somutlaştırılamıyorsa yalnızca “vergi borcu vardı” gerekçesiyle iptal kararı kurulamaz. Davacı idarenin iddiası kadar, alıcının gerçek bedel ödemesini ve ekonomik gerekçeyi gösteren nesnel kayıtları da önemlidir.

Örnek olay: Vergi borçlusunun taşınmazı özel alacaklısına devretmesi

Bir şirketin 2025 yılında doğmuş vergi borcu bulunduğunu, malvarlığının kamu alacağını karşılamadığını ve şirketin 2026 yılında daha önceki bir tedarikçi borcunu kapatmak için taşınmazını tedarikçiye devrettiğini varsayalım. Bedel banka hesabına girmemiş, taraflar muhasebe kayıtlarında “borca mahsuben” kapama yapmıştır.

Bu olayda önce 29/2 kapsamında para veya mutat ödeme vasıtası dışında borç ödeme bulunup bulunmadığı; işlemin tarihi ile 29. maddedeki borçlu ve süre koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılır. Ayrıca tedarikçinin şirketin ödeme güçlüğünü bildiğini gösteren deliller varsa 30. madde bakımından ayrı değerlendirme yapılabilir. İşlem tarihinden itibaren beş yıl geçtikten sonra ise 26. maddeye dayalı iptal davası açılamaz. Devrin şeklen satış olarak yapılması, maddi değerlendirmeyi tek başına değiştirmez.

Sık sorulan sorular

Vergi borcu varken ev satmak suç mudur?

Sırf vergi borcu varken ev satılması, tek başına suç veya hükümsüz işlem değildir. Satışın 6183 sayılı Kanun’un 27-30. maddeleri kapsamındaki şartları karşılaması halinde hukuki tasarrufun iptali gündeme gelir. Olayda ayrıca sahtecilik veya başka bir suç iddiası bulunuyorsa ceza hukuku koşulları bağımsız değerlendirilir.

Vergi borcu varken arabayı eşe devretmek iptal edilir mi?

Otomatik olarak değil. 6183 sayılı Kanun’un 28/1. bendindeki salt akrabalığa dayalı bağışlama karinesi Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Devretme bedeli, fiilî ödeme, borçlunun ödeme gücü, tasarrufun tarihi ve karşı tarafın tahsilatı engelleme amacını bilip bilmediği somut koşullara göre incelenir.

Vergi borcu varken ipotek konulabilir mi?

İpotek tesis edilmesi hukuken mümkündür. Fakat mevcut borcu sonradan güvenceye almak için kurulmuşsa ve 6183 sayılı Kanun’un 29/1. maddesindeki diğer şartlar da oluşmuşsa kamu alacaklısına karşı iptali istenebilir. Önceden verilmiş gerçek bir teminat taahhüdü kanundaki istisnadır.

İki yıl geçince mal devri kesin olarak korunur mu?

Hayır. İki yıllık süre, 29. maddede ödeme süresinin başlangıcından geriye doğru uygulanacak zaman aralığıdır. 30. madde ayrıca değerlendirilebilir; her iki madde bakımından 26. maddedeki işlem tarihinden başlayan beş yıllık dava açma sınırı geçerlidir.

Malı alan kişi daha sonra satarsa vergi idaresi ne yapabilir?

31. maddenin koşulları gerçekleşirse, malı elden çıkaran ve iptale tabi işlemden faydalanan kişi aleyhine, devredilen malın ilgili tarihteki gerçek değeri ve kamu alacağı sınırı dikkate alınarak bedel sorumluluğuna gidilebilir. Sonraki devralanın iyi veya kötü niyeti ayrıca incelenir.

Sonuç

Vergi borcu varken mal devri konusunda doğru soru “borç var mı?” ile sınırlı değildir. İşlemin mevcut borcu güvence altına almak için verilen rehin mi, nakit dışı borç ödemesi mi, erken ödeme mi, yoksa tahsilatı engellemeye yönelik başka bir tasarruf mu olduğu belirlenmelidir. 6183 sayılı Kanun’un 29. maddesi özel işlemleri ve zaman koşulunu; 30. maddesi zarar verme amacı ile karşı tarafın bilgi durumunu; 31. maddesi de işlemlerden yararlanan üçüncü kişilerin mal veya bedel sorumluluğunu düzenler. Dava süresinin ve kamu alacağının doğum tarihinin yanlış belirlenmesi, maddi iddianın haklılığına rağmen davanın sonucunu değiştirebilir.

Vergi borcunun tahsili nedeniyle taşınmaz, araç, rehin veya şirket payı devri hakkında uyuşmazlık bulunan kişiler yönünden işlemlerin tarihsel sırasının ve tüm kayıtların birlikte incelenmesi gerekir. Bu kapsamda vergi tahsilatı ve dava süreçleri hakkında Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosunun vergi hukuku hizmet alanına ilişkin bilgiye ulaşılabilir.

Kaynakça

  • 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, özellikle m. 24-31; karşılaştırma bakımından m. 22/A, 35 ve mükerrer 35. Gelir İdaresi Başkanlığı 6183 sayılı Kanun m. 29 ve 6183 sayılı Kanun metni.
  • Anayasa Mahkemesi, 22.06.2023, E. 2022/134, K. 2023/116; 15.09.2023 tarihli ve 32310 sayılı Resmî Gazete; 6183 sayılı Kanun m. 28/1 yönünden iptal, 16.06.2024 tarihinde yürürlük.
  • Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 15.04.2024, E. 2021/27074, K. 2024/3297
  • Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 21.04.2025, E. 2024/12037, K. 2025/6242
  • Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 26.03.2025, E. 2022/9484, K. 2025/5001
  • Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 25.04.2012, E. 2012/4551, K. 2012/5148
  • Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 03.12.2013, E. 2013/18669, K. 2013/17082

Yazar: Av. Fatih SEFER