Tebligatta sürelerin hesaplanması, öncelikle hukuken geçerli tebliğ tarihinin belirlenmesini, ardından ilgili usul kanununda öngörülen sürenin bu tarihe göre hesaplanmasını gerektirir. Gün olarak belirlenen hukuki sürelerde tebliğin yapıldığı gün hesaba katılmaz; süre kural olarak ertesi gün işlemeye başlar. Hafta, ay ve yıl olarak belirlenen sürelerde ise takvimde karşılık gelen gün esas alınır. Sürenin son günü resmî tatile rastlarsa başvuru süresi, ilgili kanundaki özel hükümler saklı kalmak üzere, tatili izleyen ilk iş gününe uzar. Bununla birlikte fizikî tebligat, elektronik tebligat, muhtara teslim, geçici ayrılma ve ilanen tebligatta tebliğ tarihi aynı yöntemle belirlenmez. Dolayısıyla süre hesabında yapılacak ilk işlem, evrakın hangi tarihte hukuken tebliğ edilmiş sayıldığını tespit etmektir.
Tebliğ tarihi ile sürenin ilk günü arasındaki fark, tebligat hukukunun usul ve hukuki sonuçlara ilişkin temel kuralları bakımından önem taşır. Çünkü tebligatın usulüne uygun tamamlanması tek başına hangi hakkın kaç gün içinde kullanılacağını belirlemez. İtiraz, dava açma, istinaf, temyiz veya başka bir hukuki işlem için uygulanacak sürenin ayrıca ilgili kanundan tespit edilmesi gerekir.
Tebliğ Tarihi ile Sürenin Başlangıcı Aynı Şey midir?
Tebliğ tarihi, bildirimin hukuken yapılmış sayıldığı tarihtir; sürenin ilk günü ise ilgili usul kanununun hesaplama hükümlerine göre belirlenir. Gün olarak belirlenen sürelerde bu iki tarih birbirinden farklıdır. Tebligatın yapıldığı gün süre hesabına katılmaz ve ilk gün, kural olarak tebliğ tarihini izleyen gündür.
Örneğin 5 Ekim 2026 Pazartesi günü usulüne uygun tebligat yapılan bir kişiye yedi günlük başvuru süresi tanınmışsa, 5 Ekim hesaba katılmaz. Birinci gün 6 Ekim, yedinci ve son gün ise 12 Ekim 2026 Pazartesi olur.
Burada üç ayrı hukuki aşama bulunmaktadır:
- Tebliğ tarihi: Tebligat işleminin usulüne uygun gerçekleştirildiği veya kanun gereğince yapılmış sayıldığı gün.
- Sürenin hesaplanması: İlgili kanundaki gün, hafta, ay veya yıl esasına göre belirlenen zaman aralığı.
- Son başvuru tarihi: Süre hesabı, resmî tatil ve varsa özel uzama kuralları uygulandıktan sonra işlemin en geç tamamlanması gereken tarih.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 91, sürelerin taraflara tebliğ tarihinden veya kanunda öngörülen hâllerde tefhim tarihinden itibaren işlemeye başlayacağını düzenler. HMK m. 92 ise gün olarak belirlenen sürelerde tebliğ veya tefhim gününün hesaba katılmayacağını açıkça belirtir.
Bu nedenle her sürenin mutlaka yazılı tebligatla başlayacağı da söylenemez. Kanunun açıkça tefhimi esas aldığı hâllerde, kararın usulüne uygun açıklanması süre başlangıcı bakımından önem kazanabilir. Özellikle gerekçeli kararın tebliği ile kanun yolu süresinin başlangıcı değerlendirilirken ilgili usul kanununun özel hükümleri uygulanmalıdır.
Fizikî Tebligatta Süre Ne Zaman Başlar?
Fizikî tebligatta genel kural, tebliğ evrakının muhataba veya kanunen onun adına tebligatı almaya yetkili kişiye usulüne uygun teslim edildiği tarihin tebliğ tarihi olmasıdır. Gün olarak belirlenen başvuru süresi, bu tarihin ertesi günü hesaplanmaya başlanır.
7201 sayılı Tebligat Kanunu (TK), tebligatın her durumda bizzat muhataba teslim edilmesini zorunlu tutmaz. Kanunda belirlenen koşullarla muhatabın yerine başka kişilere yapılan tebliğ de hukuken sonuç doğurabilir.
Bu nedenle teslimin yapıldığı kişinin sıfatı, teslim tarihi ve işlemin tamamlanma biçimi önemlidir. Fizikî tebliğ işleminin gerçekleştiğini gösteren tebliğ mazbatasındaki teslim tarihi ve işlem kayıtları, sürenin başlangıcının belirlenmesinde temel delillerdendir.
Ancak tebligatın muhataba fiziken ulaşmış olması tek başına bütün şekil eksikliklerini ortadan kaldırmaz. Öncelikle uygulanması gereken tebligat usulü ve teslim koşulları incelenmelidir.
Muhatabın Bulunmaması ve Geçici Ayrılma Hâlinde Süre
TK m. 21/1 uyarınca muhtara teslim ve kapıya ihbarname yapıştırılması
TK m. 21/1 kapsamında tebligatın şartları oluştuğunda, tebliğ evrakının yetkili kişiye teslim edilmesi ve ihbarnamenin kapıya yapıştırılması yoluyla işlem tamamlanır. Kanun, ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihi tebliğ tarihi kabul eder.
Dolayısıyla muhatabın evrakı muhtarlıktan daha sonraki bir tarihte alması, usulüne uygun tamamlanan tebligatın tarihini kendiliğinden değiştirmez.
Örneğin ihbarname 5 Ekim 2026 tarihinde kapıya yapıştırılmış ve TK m. 21/1’in bütün şartları yerine getirilmişse, tebliğ tarihi 5 Ekim’dir. Yedi günlük bir süre 6 Ekim’de işlemeye başlar ve 12 Ekim’de sona erer.
Adreste bulunmama ile tebellüğden kaçınma hâllerinde aranan usul şartları ise aynı değildir. Özellikle adres araştırması, mazbata kayıtları ve muhtara teslimin koşulları, TK m. 21/1 uyarınca tebliğ imkânsızlığı ve tebellüğden imtina hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.
TK m. 21/2 uyarınca MERNİS adresine tebligat
TK m. 21/2’deki özel koşullarla adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine çıkarılan tebligatta da ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır. Muhatabın o adreste hiç oturmamış veya adresten sürekli ayrılmış olması, kanuni şartlarla yapılan işlemin sonucunu tek başına ortadan kaldırmaz.
Bununla birlikte bu usulün uygulanabilmesi için MERNİS adresine tebligatın kanuni ön koşulları yerine getirilmiş olmalıdır. Doğru adres ve doğru usul belirlenmeden yalnız mazbatadaki tarihe dayanılarak hak kaybı sonucu çıkarılamaz.
TK m. 20 uyarınca muhatabın geçici olarak ayrılması
TK m. 20, süre hesabı bakımından özellikle dikkat edilmesi gereken iki farklı sonuç öngörür.
Kanunda belirtilen kişiler muhatabın geçici olarak başka yere gittiğini bildirir ve evrakı usulüne uygun kabul ederse tebliğ, evrakın kendilerine verildiği tarihte yapılmış sayılır.
Buna karşılık geçici ayrılma beyanında bulunan kişinin beyanı imzalamaktan veya tebliğ evrakını kabulden kaçınması nedeniyle Kanunun öngördüğü şekilde m. 21 usulüne başvurulursa, m. 20’nin son cümlesi gereğince tebliğ, ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihten on beş gün sonra yapılmış sayılır.
Bu on beş günlük özel sonuç, olağan TK m. 21/1 tebligatıyla karıştırılmamalıdır. Muhatabın geçici olarak ayrılması hâlindeki tebligat bakımından uygulanan on beş günlük kural, başvuru süresinin kendisi değil, önce tebliğ tarihini belirleyen özel kanuni düzenlemedir.
Örneğin TK m. 20’nin bu özel hükmü gereğince ihbarname 5 Ekim 2026 tarihinde kapıya yapıştırılmışsa, tebligat 20 Ekim 2026 tarihinde yapılmış sayılır. Tebliğ tarihinden itibaren gün olarak hesaplanan yedi günlük bir süre ise 21 Ekim’de başlayıp 27 Ekim’de sona erer.
Elektronik Tebligatta Süre Nasıl Hesaplanır?
7201 sayılı Kanun’un 7/a maddesi uyarınca UETS üzerinden yapılan elektronik tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.
Bu hükümde, birbirinden ayrılması gereken iki tarih vardır: elektronik iletinin adrese ulaştığı tarih ve kanunen tebliğ edilmiş sayıldığı tarih. Muhatabın elektronik bildirimi daha erken okuması, kural olarak beşinci gün sonunda oluşan kanuni tebliğ tarihini öne çekmez.
Örneğin UETS iletisi 2 Ekim 2026 Cuma günü muhatabın elektronik adresine ulaşmışsa, takip eden beşinci gün 7 Ekim 2026 Çarşamba olur. Tebliğ 7 Ekim gününün sonunda gerçekleşmiş sayılır. Bu tebliğden itibaren yedi günlük bir başvuru süresi öngörülmüşse, ilk gün 8 Ekim, son gün 14 Ekim 2026’dır.
Bu hesaplamada ilk beş gün, başvuru süresinin bir parçası değildir. İlk aşama elektronik tebligatın hukuken tamamlanması, ikinci aşama ise o tebligata bağlı başvuru süresinin hesaplanmasıdır.
UETS’nin teknik delil kayıtları, adresin oluşturulması ve iletiye erişim koşullarından farklı olarak, elektronik tebligatın beşinci günün sonunda yapılmış sayılması tebliğ tarihinin belirlenmesine ilişkindir.
Burada belirtilen kural, 7201 sayılı Kanun kapsamındaki UETS tebligatları içindir. Vergi Usul Kanunu’na dayanan elektronik tebligat gibi özel rejimlerde ilgili mevzuat ayrıca değerlendirilmelidir.
İlanen Tebligatta Süre Ne Zaman Başlar?
TK m. 31 uyarınca ilanen tebliğ, son ilan tarihinden itibaren yedi gün sonra yapılmış sayılır. Tebligatı çıkaran merci gerekli görürse daha uzun bir süre belirleyebilir; ancak bu süre on beş günü geçemez.
Dolayısıyla ilan tarihi ile hukuken gerçekleşen tebliğ tarihi aynı değildir. Öncelikle son ilan tarihi ve merci tarafından belirlenmiş özel süre saptanır; ardından ilgili işlem için öngörülen başvuru süresi hesaplanır.
Örneğin son ilan tarihi 5 Ekim 2026 ise ve merci daha uzun bir süre belirlememişse, tebligat 12 Ekim 2026 tarihinde yapılmış sayılır. Yedi günlük bir başvuru süresi söz konusuysa 13 Ekim ilk gün, 19 Ekim ise son gündür.
İlan yoluna başvurulması da kanuni koşullara bağlıdır. Adres araştırması yapılmadan veya kanundaki ön şartlar gerçekleşmeden ilan yolunun seçilmesi, hesaplamanın dayandığı tebliğ tarihini tartışmalı hâle getirebilir. Bu nedenle ilanen tebligatın başvuru şartları ve ilan usulü ayrıca incelenmelidir.
İdari yargılama bakımından bir ayrım daha vardır. İYUK m. 7/3, adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hâllerde dava açma süresinin başlamasına ilişkin özel düzenleme içerir. Bu düzenleme, TK m. 31’deki genel ilanen tebliğ tarihi hesabıyla otomatik olarak özdeşleştirilemez.
Yurt Dışına Yapılan Tebligatta Süre Hesabı
Yurt dışındaki kişilere yapılan tebligatta başlangıç tarihi, uygulanan uluslararası veya özel tebligat usulüne bağlıdır. Tebliğ evrakının Türkiye’den gönderildiği tarih, tek başına tebliğ tarihi değildir.
TK m. 25 kapsamındaki yabancı ülke makamları aracılığıyla yapılan tebligatta, uygulanabilir uluslararası sözleşme ve ilgili mevzuat uyarınca tebligatın tamamlandığını gösteren kayıtların incelenmesi gerekir.
Yurt dışındaki Türk vatandaşlarına yönelik TK m. 25/a ise farklı bir usul düzenler. Bu maddede gerekli bildirimin yabancı ülke mevzuatına uygun biçimde tebliğ edildiği belgelendikten sonra, muhatap otuz gün içinde Türkiye Büyükelçiliğine veya Konsolosluğuna başvurmazsa tebligat otuzuncu günün bitiminde yapılmış sayılır.
Muhatap temsilciliğe başvurduğu hâlde evrakı almaktan kaçınırsa, buna ilişkin tutanağın düzenlendiği tarih tebliğ tarihi olur. Dolayısıyla otuz günlük sürenin her durumda tamamlanmasının bekleneceği söylenemez.
Her iki ihtimalde de dava veya başvuru süresi, ilgili usul kanununun başlangıç ve hesaplama hükümlerine göre belirlenir. Yabancı makama gönderim tarihi, konsolosluk bildiriminin tebliğ tarihi ve nihai hukuki tebliğ tarihi birbirinden ayrılmalıdır.
Usulsüz Tebligatta Öğrenme Tarihinin Etkisi
Usulsüz tebligatta süre hesabının dayanağı, TK m. 32’dir. Bu hükme göre tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatap tebliğe muttali olmuşsa tebligat geçerli sayılır ve muhatabın beyan ettiği tarih tebliğ tarihi kabul edilir.
Örneğin bir ödeme emrinin 5 Ekim’de usulsüz biçimde tebliğ edildiği, muhatabın ise tebligatı 10 Ekim’de öğrendiğini bildirdiği varsayılsın. TK m. 32’nin uygulanma koşulları gerçekleşmişse süre hesabında esas alınması gereken tarih, başlangıçta mazbataya yazılmış 5 Ekim değil, hukuken kabul edilen öğrenme tarihidir.
Ancak öğrenme tarihine dayanan iddianın hangi merci önünde, hangi sürede ve hangi delillerle ileri sürüleceği ayrıca değerlendirilmelidir. Usulsüz tebligatın öğrenme tarihi ve hukuki sonuçları bu nedenle yalnız matematiksel süre hesabından ibaret değildir.
Özellikle icra hukukunda ödeme emrinin tebliğ tarihinin düzeltilmesi ve şikâyet yoluna başvuru, takip türüne ve ileri sürülen usulsüzlüğe göre farklı sonuçlar doğurabilir. TK m. 32’nin uygulanması, her türlü başvuru süresinin sınırsız biçimde yeniden başladığı anlamına gelmez.
HMK, İİK, CMK ve İYUK’a Göre Sürelerin Hesaplanması
7201 sayılı Tebligat Kanunu, tebligatın hangi tarihte yapılmış sayılacağını belirleyen temel düzenlemeleri içerir. Ancak bir dava, itiraz veya kanun yolu başvurusunun kaç gün içinde ve nasıl gerçekleştirileceği ilgili usul kanununa tabidir.
Hukuk muhakemesinde süre hesabı: HMK m. 90–94
HMK m. 90 uyarınca süreler kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnalar dışında hâkim, kanuni süreleri artıramaz veya eksiltemez.
HMK m. 91–93 hükümlerine göre:
- Kanunda aksi öngörülmedikçe süreler tebliğ tarihinden, ilgili durumlarda tefhim tarihinden itibaren işlemeye başlar.
- Gün olarak belirlenen sürelerde tebliğ veya tefhim günü hesaba katılmaz.
- Hafta, ay veya yıl olarak belirlenen süreler karşılık gelen takvim gününde sona erer.
- Resmî tatiller süreye dâhildir; son gün resmî tatile denk gelirse süre sonraki ilk iş günü çalışma saatinin sonunda tamamlanır.
HMK m. 94 uyarınca kanunda belirlenen süreler kesindir. Hâkimin verdiği sürelerin kesinliği ve sonuçları ise maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında ayrıca düzenlenmiştir.
İcra ve iflas hukukunda süre hesabı: İİK m. 19
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 19. maddesi, icra hukukundaki sürelerin başlangıcını ve bitimini düzenler.
Gün olarak belirlenen sürelerde ilk gün hesaba katılmaz. Ay veya yıl olarak belirlenen süreler, ilgili ay veya yıldaki karşılık gelen günde sona erer. Son ayda aynı tarih bulunmuyorsa ayın son günü esas alınır.
2024 yılında yapılan önemli değişiklik: 7499 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle İİK m. 19’a hafta olarak belirlenen süreler için de açık hesaplama hükmü eklenmiştir. Buna göre hafta esaslı süre, başladığı güne son hafta içindeki karşılık gelen günde sona erer.
Bu değişiklik, 12 Mart 2024 tarihli ve 32487 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun yolu sürelerine ilişkin değişikliklerin zaman bakımından uygulanmasında ayrıca 7499 sayılı Kanun’un geçiş hükümleri dikkate alınmalıdır.
İcra takibinde genel başvuru süresiyle ilgili hesaplama yapılırken ödeme emrinin tebliği ve takip türüne bağlı süreler ayrıca belirlenmelidir. Ödeme emrine itiraz, hacze ilişkin şikâyet ve diğer takip işlemlerinin aynı süreye tabi olduğu varsayılamaz.
Ceza muhakemesinde süre hesabı: CMK m. 39
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 39, gün olarak belirlenen sürelerin tebligatın yapıldığı günü izleyen gün işlemeye başlayacağını düzenler.
Hafta esaslı süre, tebligatın yapıldığı günün son haftadaki isim karşılığı olan günün mesai saati bitiminde sona erer. Ay esaslı süre ise ilgili ayın aynı tarihli gününde; böyle bir gün bulunmuyorsa ayın son gününde biter.
Son günün tatile rastlaması hâlinde süre tatilin ertesi günü sona erer. Bununla birlikte ceza muhakemesinde hangi kararın hangi yolla bildirileceği, sanık ve müdafiye yönelik özel hükümler ve kanun yolu başlangıcı ayrıca incelenmelidir.
İdari yargıda süre hesabı: İYUK m. 7–8
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 8/1 uyarınca süreler, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar.
İYUK m. 7/1’e göre özel kanunlarda farklı bir süre öngörülmemişse dava açma süresi Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış gün, vergi mahkemelerinde otuz gündür.
İYUK m. 8/2 gereğince tatil günleri sürelere dâhildir. Sürenin son günü tatile rastlarsa, süre tatili izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar.
İdari işlemin tebliği ile dava süresinin belirlenmesi aynı inceleme değildir. İşlem bakımından özel bir dava açma süresi bulunup bulunmadığı ve bunun muhataba bildirilip bildirilmediği de önem taşır.
Gün, Hafta, Ay ve Yıl Olarak Belirlenen Süreler
Gün olarak belirlenen süreler
Gün esaslı hesaplamada tebliğ günü sıfırıncı gün olarak kabul edilir; ilk gün ertesi gündür. Araya giren hafta sonları ve resmî tatiller kural olarak hesaba katılır. Yalnız son günün tatile rastlaması hâlinde ilgili uzama hükmü uygulanır.
5 Ekim 2026 tarihinde tebliğ edilen ve yedi gün süre tanınan bir işlemde hesaplama şöyledir:
- 5 Ekim: Tebliğ tarihi, hesaba katılmaz.
- 6 Ekim: Birinci gün.
- 7 Ekim: İkinci gün.
- 8 Ekim: Üçüncü gün.
- 9 Ekim: Dördüncü gün.
- 10 Ekim: Beşinci gün.
- 11 Ekim: Altıncı gün.
- 12 Ekim: Yedinci ve son gün.
Hafta olarak belirlenen süreler
Hafta esaslı süreler yedi günlük blokların tek tek sayılması yerine, ilgili usul kanunundaki takvim karşılığı kuralıyla hesaplanır.
Örneğin 5 Ekim 2026 Pazartesi günü yapılan bir tebligattan itibaren HMK kapsamında iki haftalık süre verilmişse son gün 19 Ekim 2026 Pazartesi olur.
Başlangıç Pazartesi olduğundan son haftanın karşılık gelen günü de Pazartesi’dir. İlgili günün resmî tatile rastlaması hâlinde son gün ayrıca uzayabilir.
Ay olarak belirlenen süreler
Ay esaslı süre hesabında bir ay, her durumda otuz gün anlamına gelmez. Takvim ayındaki karşılık gelen tarih esas alınır.
Örneğin 10 Nisan tarihinde yapılan tebligattan itibaren bir aylık süre verilmişse son gün 10 Mayıs’tır. Ancak son günün resmî tatile rastlayıp rastlamadığı ayrıca kontrol edilir.
Ayın otuz birinde başlayan bir aylık sürenin izleyen ayda aynı tarihli günü bulunmayabilir. Bu durumda süre, ilgili ayın son gününde sona erer. Son gün tatilse resmî tatil uzaması ayrıca uygulanır.
Yıl olarak belirlenen süreler
Yıl esaslı sürelerde ilgili yılın aynı ay ve günü esas alınır. Karşılık gelen takvim gününün bulunmaması, özellikle 29 Şubat tarihinde başlayan sürelerde önem taşır. Bu gibi durumlarda ilgili usul kanununun karşılık gelen günün bulunmamasına ilişkin düzenlemesi dikkate alınır.
Süreyi gün yerine hafta, ay veya yıl olarak hesaplamak gerektiğinde, yalnız toplam gün sayısına bakılması yanlış sonuca yol açabilir.
Sürenin Son Günü Hafta Sonuna veya Resmî Tatile Rastlarsa Ne Olur?
Sürenin son günü kanunen resmî tatil olan bir güne rastlarsa süre, ilgili usul kanunundaki düzenlemeye göre tatili izleyen ilk çalışma gününe uzar. Buna karşılık sürenin ortasında kalan resmî tatiller, genel kural olarak süre hesabından çıkarılmaz.
Örneğin yedi günlük sürenin son gününün Cumartesi olduğu ve sonraki Pazartesi’nin resmî tatil olmadığı bir durumda, süre Pazartesi günü sona erer.
Son günün resmî tatil nedeniyle uzaması, başlangıçtaki tebliğ tarihinin değiştiği anlamına gelmez. Tebliğ tarihi aynı kalır; yalnız işlemin gerçekleştirilebileceği son tarih ileriye taşınır.
Bu ayrım, gece ve tatil günlerinde tebligat yapılabilmesine ilişkin TK m. 33 ile sürelerin bitimine ilişkin usul kanunları arasındaki farkı ortaya koyar. TK m. 33, resmî ve adli tatil günlerinde tebligat yapılmasına izin verir. Sürenin son gününün tatilden etkilenip etkilenmeyeceği ise ilgili usul kanununa göre belirlenir.
Öte yandan idari izin günleri ile kanuni resmî tatillerin birbirine karıştırılmaması gerekir. Süre uzaması, ilgili günün hukuki niteliği ve uygulanacak kanuni düzenleme esas alınarak değerlendirilmelidir.
Adli Tatil Süreleri Nasıl Etkiler?
Adli tatil, resmî tatil gününden farklı bir süre rejimidir. Bir işlemin adli tatil dönemine rastlaması, her durumda bütün başvuru sürelerinin durduğu veya adli tatil bitiminde yeniden başladığı anlamına gelmez.
Hukuk davalarında adli tatil
HMK m. 102 uyarınca adli tatil 20 Temmuz’da başlar ve 31 Ağustos’ta sona erer.
HMK m. 104’e göre adli tatile tabi dava ve işlerde, HMK’nın belirlediği sürelerin son gününün adli tatil dönemine rastlaması hâlinde bu süreler, ayrıca bir karar gerekmeksizin adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır.
Ancak HMK m. 103’te adli tatilde görülebilecek dava ve işler ayrıca düzenlenmiştir. Bu nedenle her hukuk davasına ilişkin süreye otomatik olarak adli tatil uzaması uygulanamaz.
İdari yargıda çalışmaya ara verme
İYUK m. 8/3 uyarınca Kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa süreler, çalışmaya ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır.
Bu hüküm HMK m. 104 ile benzer koruyucu amaca sahip olmakla birlikte, uygulama alanı ve ilgili yargısal faaliyetler bakımından kendi kanuni çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak adli tatil hesabında üç soru cevaplanmalıdır: işlem hangi yargı koluna aittir, ilgili iş adli tatil uzamasına tabi midir ve hesaplanan sürenin son günü çalışmaya ara verme dönemine rastlamakta mıdır?
Elektronik Başvurularda Süre Ne Zaman Sona Erer?
Fizikî başvuru ile elektronik ortamdan yapılan işlemde sürenin sona erdiği saat bakımından farklı hükümler uygulanabilir.
HMK m. 92 ve m. 93, sürelerin son günün tatil veya çalışma saati sonunda sona ermesine ilişkin genel kuralları içerir. Buna karşılık HMK m. 445/4 açık biçimde elektronik ortamda yapılan işlemlerde sürenin gün sonunda biteceğini düzenler.
Bu nedenle HMK kapsamındaki elektronik yargılama işlemlerinde, UYAP aracılığıyla yapılan başvurunun süresinde olup olmadığı değerlendirilirken ilgili son gün ve elektronik işlem kaydı esas alınır.
Ancak elektronik ortamda işlem yapılabilmesi için gerekli güvenli elektronik imza, sistem kaydı, harç veya diğer usuli şartların yerine getirilmesi gerekir. Dilekçenin bilgisayarda hazırlanmış olması ya da sisteme yüklenmeye başlanması, işlemin hukuken tamamlandığını kendiliğinden göstermez.
Ceza veya idari yargı işlemlerinde de ilgili mevzuat ve elektronik yargılama düzenlemeleri dikkate alınmalıdır. HMK m. 445/4, farklı yargı kollarına bütün özel hükümler göz ardı edilerek uygulanabilecek tek ve genel bir düzenleme olarak değerlendirilmemelidir.
Tebligat Türlerine Göre Başlangıç Tarihi Karşılaştırma Tablosu
| Tebligat türü | Hukuki tebliğ tarihi | İlgili düzenleme |
|---|---|---|
| Muhataba olağan fizikî tebliğ | Usulüne uygun teslim tarihi | TK genel hükümleri |
| Muhatabın yerine yetkili kişiye teslim | Kanuni şartlarla yapılan teslim tarihi | TK m. 13–18 |
| Muhtara teslim ve kapıya ihbarname | İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih | TK m. 21/1 ve 21/2 |
| Geçici ayrılma nedeniyle özel işlem | İlgili kişiye teslim tarihi veya m. 20’deki özel durumda kapıya yapıştırmadan 15 gün sonra | TK m. 20 |
| UETS elektronik tebligat | Elektronik adrese ulaşmayı izleyen beşinci günün sonu | TK m. 7/a |
| İlanen tebligat | Son ilandan 7 gün sonra; merci daha uzun süre belirlemişse en fazla 15 gün | TK m. 31 |
| Yurt dışındaki Türk vatandaşına konsolosluk yoluyla tebligat | Kanuni şartlarla 30. günün sonu veya tebellüğden kaçınma tutanağı tarihi | TK m. 25/a |
| Usulsüz tebligat | Kanuni koşullar gerçekleştiğinde kabul edilen öğrenme tarihi | TK m. 32 |
Tablonun kullanım sınırı: Bu tablo tebliğin hangi tarihte yapılmış sayıldığını göstermektedir. Dava açma, itiraz veya kanun yolu süresinin kaç gün olduğu ve son gününün nasıl hesaplanacağı ayrıca HMK, İİK, CMK, İYUK veya uygulanabilir özel kanun hükümlerine göre belirlenmelidir.
Somut Tarihlerle Süre Hesaplama Örnekleri
Örnek 1: Pazartesi günü tebliğ edilen yedi günlük süre
Tebliğ tarihi: 5 Ekim 2026 Pazartesi.
Süre: Yedi gün.
İlk gün: 6 Ekim 2026 Salı.
Son gün: 12 Ekim 2026 Pazartesi.
Bu hesapta tebliğ günü sayılmamış, takip eden günler kesintisiz sayılmıştır.
Örnek 2: İki haftalık süre
Tebliğ tarihi: 5 Ekim 2026 Pazartesi.
Süre: İki hafta.
Son gün: 19 Ekim 2026 Pazartesi.
Hafta esaslı süre, son haftanın tebliğ gününe karşılık gelen gününde sona erer.
Örnek 3: Ayın son gününde başlayan bir aylık süre
Tebliğ tarihi: 31 Ocak 2026 Cumartesi.
Süre: Bir ay.
Takvim hesabına göre son gün: 28 Şubat 2026 Cumartesi.
Şubat ayında 31. gün bulunmadığı için süre önce 28 Şubat’a göre hesaplanır. Ancak bu tarih Cumartesi olduğundan ve başka özel durum bulunmadığından, resmî tatil uzaması gereğince son gün 2 Mart 2026 Pazartesi olur.
Bu örnek, ay esaslı süreyi doğrudan otuz gün olarak hesaplamanın neden yanlış olduğunu gösterir.
Örnek 4: Elektronik tebligattan itibaren yedi günlük süre
UETS adresine ulaşma: 2 Ekim 2026 Cuma.
Hukuki tebliğ tarihi: 7 Ekim 2026 Çarşamba gününün sonu.
Başvuru süresinin ilk günü: 8 Ekim 2026 Perşembe.
Yedi günlük sürenin son günü: 14 Ekim 2026 Çarşamba.
Elektronik tebligatın yapılmış sayılması için geçen beş günlük süre, başvuru için tanınan yedi günlük süreden ayrıdır.
Bu örneklerin tamamı, belirtilen süreyi doğuran işlemin usulüne uygun olduğu ve örneği değiştiren özel bir kanuni hüküm bulunmadığı varsayımına dayanır.
Yargıtay ve Danıştay Kararlarında Süre Hesabı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu: Süre türü ve son günün belirlenmesi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.02.2025 tarihli, E. 2023/304, K. 2025/92 sayılı kararında, bir usuli işlemin süresinde yerine getirilip getirilmediğinin değerlendirilmesi kapsamında sürelerin belirlenmesi ve hesaplanmasına ilişkin HMK hükümleri ele alınmıştır.
Kararda, süre hesabı bakımından sürenin başlangıcının, sürenin uzunluğunun ve son günün doğru belirlenmesi gerektiği açıklanmıştır. Gün olarak belirlenen sürelerle hafta, ay ve yıl olarak belirlenen sürelerin farklı hesaplama yöntemlerine tabi olduğu; hafta ve ay esaslı sürelerde karşılık gelen takvim gününün önem taşıdığı belirtilmiştir.
Bu açıklamalar, HMK m. 92 ve 93’ün uygulanmasında önce süre türünün belirlenmesi, ardından son günün resmî tatil bakımından değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Kararın asıl uyuşmazlığı rücuan tazminat davasının usuli ve esas yönlerine ilişkin olduğundan, süre hesabına ilişkin açıklamalar somut yargılama bağlamında değerlendirilmelidir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi: Resmî tatilde biten icra süresi
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 28.03.2024 tarihli, E. 2024/852, K. 2024/3129 sayılı kararında, ödeme emrinin tebliğiyle başlayan otuz günlük sürenin son gününün hafta sonuna rastlamasının hukuki sonucu değerlendirilmiştir.
Kararda, İİK m. 19 uyarınca sürenin son gününün resmî tatil olması hâlinde sürenin tatili izleyen güne uzayacağı gözetilmiştir. Bu nedenle sürenin dolduğu kabul edilerek yapılan erken başvurunun hukuki sonuç doğurup doğurmayacağı tartışılmıştır.
Karar, sürenin son gününün uzamasının yalnız borçlunun başvurusunu değil, sürenin dolmasına bağlanan alacaklı işlemlerinin zamanlamasını da etkileyebileceğini göstermektedir.
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu: Dava açma süresinin bildirilmemesi
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15.03.2022 tarihli, E. 2021/2, K. 2022/1 sayılı ve 19.06.2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararı, idari işlemlerde dava açma süresinin belirtilmemesinin sonuçları bakımından önemlidir.
Kurul, yazılı olarak bildirilen özel veya genel dava açma süresine tabi idari işlemlerde dava açma süresinin belirtilmediği hâllerde genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği yönünde içtihatları birleştirmiştir.
Buna göre özel dava açma süresine tabi bir işlemde bu sürenin muhataba bildirilmemesi, süre hesabında özel dava açma süresinin doğrudan uygulanmasına engel olabilir. Vergi mahkemelerinde otuz günlük, Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış günlük genel dava açma süreleri bakımından Kurulun bağlayıcı içtihadı dikkate alınmalıdır.
Bu kararın konusu, tebliğ tarihinin nasıl hesaplandığı değil, hukuken uygulanması gereken dava açma süresinin hangisi olduğudur. Böylece doğru tebliğ tarihinin belirlenmesi kadar doğru kanuni sürenin tespiti de mahkemeye erişim hakkı bakımından önem taşımaktadır.
Sık Sorulan Sorular
Tebligatın yapıldığı gün süreye dâhil midir?
Gün olarak belirlenen usuli sürelerde tebligatın yapıldığı gün hesaba katılmaz. İlk gün kural olarak ertesi gündür. Ancak hafta, ay veya yıl esaslı sürelerde ilgili kanunun takvim karşılığı kuralı uygulanır.
Tebligat Cumartesi günü yapılırsa süre ne zaman başlar?
Cumartesi günü yapılan usulüne uygun fizikî tebligat, sırf tatil gününde gerçekleştirildiği için geçersiz değildir. Gün olarak belirlenen bir sürenin ilk günü kural olarak Pazar olur. Son günün resmî tatile rastlaması hâlinde ise süre uzaması ayrıca değerlendirilir.
Yedi günlük süreye hafta sonları dâhil edilir mi?
Evet. Genel usul kuralları gereğince hafta sonları ve resmî tatiller süreye dâhildir. Yalnız son gün resmî tatilse kanuni uzama hükmü uygulanır.
İki haftalık süre on dört gün sayılarak mı hesaplanır?
Hafta esaslı süre, ilgili usul kanunundaki karşılık gelen gün kuralına göre hesaplanır. HMK m. 92 ve İİK m. 19 çerçevesinde iki haftalık süre, başladığı güne ikinci haftada karşılık gelen günde sona erer.
Bir aylık süre her zaman otuz gün müdür?
Hayır. Ay esaslı sürelerde takvim ayı esas alınır. Bir aylık süre, ilgili ayın karşılık gelen gününde; o gün bulunmuyorsa ayın son gününde sona erer. Son gün tatilse kanuni uzama hükümleri ayrıca uygulanır.
Elektronik tebligat açıldığı gün başvuru süresi başlar mı?
7201 sayılı Kanun kapsamındaki UETS tebligatında mesajın okunması kural olarak tebliğ tarihini öne çekmez. Tebligat elektronik adrese ulaşmayı izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır; gün olarak belirlenen başvuru süresi de bunu izleyen günden itibaren hesaplanır.
Muhtardan alınan tebligatta süre evrakın teslim alındığı gün mü başlar?
TK m. 21 uyarınca usulüne uygun tamamlanan tebligatta kural olarak ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihidir. Evrakın muhtarlıktan daha sonra alınması bu tarihi kendiliğinden değiştirmez.
Tebligat usulsüzse itiraz süresi yine işlemeye başlar mı?
TK m. 32 uyarınca muhatap tebligatı öğrenmişse usulsüz tebliğ bu öğrenme üzerinden hukuki sonuç doğurabilir. Kabul edilen öğrenme tarihi tebliğ tarihi olarak esas alınır. Bunun ileri sürülme usulü, başvuru süresi ve ispat koşulları somut işlemin tabi olduğu mevzuata göre değerlendirilir.
Adli tatilde bütün dava süreleri durur mu?
Hayır. Adli tatilde bütün sürelerin durduğu veya yeniden başladığı söylenemez. HMK m. 104 ve İYUK m. 8/3, kendi kapsamlarına giren sürelerin son gününe ilişkin özel uzama hükümleri içerir. İşin adli tatil rejimine tabi olması gerekir.
Sürenin son günü resmî tatile rastlarsa ne olur?
HMK, İİK, CMK ve İYUK’un ilgili hükümleri uyarınca genel kural, sürenin tatili izleyen ilk iş gününe uzamasıdır. Süreyi doğuran özel mevzuatta farklı bir hüküm bulunup bulunmadığı ayrıca kontrol edilmelidir.
Sonuç
Tebligat sonrası süre hesabında ilk yapılması gereken işlem, evrakın hangi tarihte hukuken tebliğ edilmiş sayıldığını belirlemektir. Fizikî teslimde teslim tarihi, TK m. 21 kapsamında kapıya ihbarname yapıştırılması, TK m. 20’de geçici ayrılmanın özel sonucu, UETS’de beşinci günün sonu ve ilanen tebligatta son ilanı izleyen kanuni süre farklı tebliğ tarihleri oluşturabilir.
Bu tarih belirlendikten sonra ikinci aşamada ilgili usul kanunu uygulanır. HMK m. 91–93, İİK m. 19, CMK m. 39 ve İYUK m. 8, kendi uygulama alanlarında sürenin başlangıcını, gün veya takvim esaslı hesabını ve resmî tatilin etkisini düzenler. Adli tatil, elektronik başvuru, tefhim ve özel dava açma süreleri ayrıca değerlendirilmelidir.
Doğru süre hesabı, yalnız tebligat tarihine gün eklemek değildir. Hukuken geçerli tebliğ tarihinin, uygulanacak kanuni sürenin, sürenin hesaplama biçiminin ve son güne ilişkin istisnaların birlikte belirlenmesidir. Bu dört unsurun ayrı ayrı incelenmesi, özellikle süre aşımı nedeniyle itiraz veya dava hakkının kaybedilmesi riskini önlemek bakımından belirleyicidir.
Yazar Avukat Fatih SEFER