Lahey Tebligat Sözleşmesi: 1965 Sözleşmesi ve Türkiye Uygulaması

Lahey Tebligat Sözleşmesi, hukukî ve ticarî konulardaki adlî ve adlî olmayan belgelerin bir taraf devletten diğerine tebliğ edilmek üzere gönderilmesini düzenleyen, 15 Kasım 1965 tarihli uluslararası sözleşmedir. Sözleşmenin temel yöntemi, tebligat talebinin muhatabın bulunduğu devletin merkezî makamına iletilmesi ve tebliğ işleminin bu devletin yetkili makamları tarafından gerçekleştirilmesidir. Ancak merkezî makam yolu tek seçenek değildir: diplomatik ve konsolosluk kanalları ile doğrudan posta gibi alternatif yöntemlerin kullanılabilirliği, Sözleşme hükümlerine, ilgili devletlerin itiraz ve beyanlarına ve uygulanabilir iç hukuk kurallarına bağlıdır.

Türkiye bakımından 28 Nisan 1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 Sözleşmesi, özellikle yabancı ülkelerde yaşayan kişilere dava dilekçesi, duruşma davetiyesi ve mahkeme kararı gönderilmesinde önem taşır. Uygulamadaki temel sorun; taraf devlet statüsünün kontrol edilmemesi, 184 numaralı formun veya tercümelerin eksik hazırlanması, doğrudan posta yolunun yanlış kullanılması ve tebliğin tamamlandığına ilişkin belgenin incelenmeden yargılamaya devam edilmesidir. Bu eksiklikler, yalnız tebligatın geçerliliğini değil, savunma hakkını ve yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tenfiz edilebilmesini de etkileyebilir.

1965 Lahey Tebligat Sözleşmesi Nedir, Hangi İşlemleri Kapsar?

Sözleşmenin resmî adı, Hukukî veya Ticarî Mevzularda Adlî ve Mahkeme Dışı Evrakın Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşmedir. Sözleşme, 15 Kasım 1965 tarihinde Lahey’de kabul edilmiş ve uluslararası düzeyde 10 Şubat 1969 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Sözleşmenin 1. maddesi uyarınca uygulanabilmesi için üç temel şartın birlikte değerlendirilmesi gerekir:

  1. Hukukî veya ticarî konu: Tebliğ edilecek belge, Sözleşmenin maddi uygulama alanına girmelidir.
  2. Sınır ötesi gönderim: Bir belgenin başka bir devlete tebliğ amacıyla gönderilmesi gerekli olmalıdır.
  3. Bilinen muhatap adresi: Tebliğ yapılacak kişinin yabancı ülkedeki adresi bilinmelidir.

Sözleşme; dava dilekçeleri, mahkeme davetiyeleri, duruşma bildirimleri ve mahkeme kararları gibi adlî belgelerin yanında, 17. madde kapsamında yetkili makam veya görevlilerden kaynaklanan hukukî ya da ticarî nitelikteki adlî olmayan belgelerin gönderilmesine de uygulanabilir. Bununla birlikte her özel belge veya özel kişiler arasındaki her bildirim, sırf yabancı ülkeye gönderildiği için kendiliğinden Sözleşme kapsamına girmez.

Sözleşme bir milletlerarası tebligat iletim rejimidir. Bir davada hangi belgenin tebliğ edilmesi gerektiğini, davanın hangi mahkemede görüleceğini veya tebliğ sonrasında uygulanacak bütün yargılama sürelerini başlı başına belirlemez. Bu hususlar, ilgili usul hukuku ve uygulanabilir diğer milletlerarası düzenlemelerle birlikte değerlendirilir.

Muhatabın adresi bilinmiyorsa Sözleşme uygulanır mı?

Hayır. Sözleşmenin 1. maddesinin ikinci fıkrası, muhatabın adresinin bilinmediği durumları açıkça uygulama alanı dışında bırakmıştır. Ancak adresin bilinmiyor olması, mahkemenin doğrudan ilanen tebligata geçebileceği anlamına gelmez. Öncelikle uygulanabilir usul hukukundaki adres araştırması yükümlülüklerinin yerine getirilmesi gerekir.

Türkiye’deki bir yargılamada adresi belirlenemeyen yabancı ülke sakini bakımından ilanen tebligata başvurulabilmesinin araştırma ve son çare şartları, 1965 Sözleşmesi’nin uygulanmaması olgusundan bağımsız olarak incelenmelidir.

Ceza ve idarî işlemlerde Sözleşme uygulanır mı?

1965 Sözleşmesi’nin açık uygulama alanı hukukî ve ticarî meselelerdir. Ceza muhakemesine ilişkin belgeler, yalnız yabancı ülkedeki bir kişiye gönderildikleri için bu Sözleşmeye tabi olmaz. Vergi ve diğer kamu hukuku işlemlerinde de belgenin niteliği, ilgili uluslararası anlaşma ve özel tebligat hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Bir belgenin hangi devlet kurumundan çıktığı tek başına belirleyici değildir. Hukukî nitelendirmede tebliğin konusu ve Sözleşmenin maddi kapsamı esas alınır.

Taraf Devletler ve Türkiye Bakımından Yürürlük

Türkiye, 1965 Lahey Tebligat Sözleşmesi’ni 28 Şubat 1972 tarihinde onaylamış; Sözleşme Türkiye bakımından 28 Nisan 1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Onaylamanın uygun bulunmasına ilişkin 1483 sayılı Kanun ise 1971 yılında kabul edilmiştir. İç hukukta onay sürecinin tamamlanması ile uluslararası sözleşmenin Türkiye yönünden yürürlük kazanması birbirinden ayrı tarihlerdir.

Uluslararası bir tebligat işleminde yalnız Türkiye’nin Sözleşmeye taraf olması yeterli değildir. Tebligatın yapılacağı devletin de ilgili işlem tarihinde Sözleşmeye taraf olması ve Sözleşmenin iki devlet arasındaki ilişkide uygulanabilir bulunması gerekir.

Taraflık ve yürürlük tarihleri, Lahey Milletlerarası Özel Hukuk Konferansının 1965 Tebligat Sözleşmesi resmî taraf devlet tablosundan kontrol edilmelidir. Devletlerin sonradan taraf olması, bölgesel uygulama bildirimleri veya diğer statü değişiklikleri nedeniyle geçmiş tarihli işlemler bakımından güncel taraf listesini geriye dönük uygulamak doğru değildir.

Taraf devlet olmak bütün tebligat yöntemlerini kabul etmek anlamına gelir mi?

Hayır. Sözleşmeye taraflık ile belirli tebligat kanallarına izin verilmesi aynı şey değildir. Devletler, Sözleşmenin izin verdiği ölçüde bazı yöntemlere itiraz edebilir veya özel beyanlarda bulunabilir.

Bu sebeple bir devletin Sözleşmeye taraf olduğunun tespiti, araştırmanın ilk aşamasıdır. İkinci aşamada merkezî makam bilgileri, tercüme şartları, alternatif kanallara yönelik itirazlar ve tebligatın uygulanacağı yerin iç hukuk düzenlemeleri incelenmelidir.

Bu değerlendirme, tebligat hukukunun yetkili makam, muhatabın bilgilendirilmesi ve tebliğin belgelendirilmesine ilişkin genel ilkeleri ile birlikte yapılmalıdır. Uluslararası unsurun bulunması, tebligatın hukuki dinlenilme hakkını koruma işlevini ortadan kaldırmaz.

Merkezî Makam Sistemi Nasıl İşler?

1965 Sözleşmesi’nin en önemli yeniliği, taraf devletlerin kendilerine gelen tebligat taleplerini almak ve işlemleri yürütmek üzere birer merkezî makam belirlemesidir.

Sözleşmenin 2. maddesi merkezî makamın belirlenmesini, 3 ila 6. maddeleri ise tebliğ talebinin gönderilmesini, incelenmesini, yerine getirilmesini ve sonucunun belgelendirilmesini düzenler.

Türkiye’de merkezî makam hangisidir?

Türkiye’nin Sözleşme kapsamındaki merkezî makamı, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğüdür. Bu makam, yabancı ülkelerden Türkiye’ye gelen tebligat taleplerinin ilgili yetkili birimlere iletilmesinde ve Türkiye’den yurt dışına gönderilecek taleplerin yürütülmesinde görev almaktadır.

Türkiye’nin merkezî makam bilgileri, HCCH tarafından yayımlanan Türkiye yetkili makam kaydında gösterilmektedir.

Türkiye’den yabancı bir devlete tebligat talebi nasıl gönderilir?

Türkiye’den gönderilecek adlî tebligatta genel uygulama şu aşamalardan oluşur:

  1. Tebligatı çıkaracak yetkili merci, muhatabın yabancı ülkedeki açık adresini ve tebliğ edilecek belgeleri belirler.
  2. İlgili devletin taraflık durumu, merkezî makamı, kabul ettiği diller ve tebligat yöntemleri kontrol edilir.
  3. Sözleşmeye ekli modele uygun 184 numaralı form, gerekli belgeler ve tercümeler hazırlanır.
  4. Evrak, Türkiye’deki yetkili gönderim ve idarî sevk usulüne göre Adalet Bakanlığına iletilir.
  5. Talep, ilgili yabancı devletin merkezî makamına ulaştırılır.
  6. Yabancı merkezî makam, tebliği kendi mevzuatına ve Sözleşmeye uygun biçimde gerçekleştirir veya gerçekleştirilmesini sağlar.
  7. Tebliğin yapılıp yapılmadığını açıklayan tasdikname, talepte bulunan makama gönderilir.

Sözleşmenin 3. maddesi, gönderici devlet hukukuna göre yetkili makam veya adalet görevlisinin talebi doğrudan muhatap devletin merkezî makamına iletebilmesine imkân tanır. Bu nedenle Sözleşme, bütün taraf devletler bakımından zorunlu bir diplomatik sevk zinciri kurmaz. Bununla birlikte Türkiye’deki adlî makamların uyması gereken idarî gönderim usulleri ayrıca uygulanır.

Türk hukukundaki temel yabancı ülke tebligatı hükümleri ve sözleşme bulunmayan durumlarda izlenecek yollar, TK m. 25 kapsamındaki yabancı memlekette tebligat usulü bakımından ayrıca önem taşır.

184 Numaralı Form ve Gerekli Belgeler

1965 Sözleşmesi’nin merkezî makam kanalıyla uygulanmasında, Sözleşmeye ekli standart form kullanılır. Türk uygulamasında bu belge 184 numaralı form olarak adlandırılmaktadır.

Form üç temel bölüm içerir:

  • Talepname (Request): Tebligatı isteyen yetkili makamı, talep edilen merkezî makamı, muhatabı ve yapılması istenen işlemi gösterir.
  • Tasdikname (Certificate): Tebliğin yapılıp yapılmadığını, yapılmışsa hangi yöntemle, nerede, ne zaman ve kime yapıldığını belgelendirir.
  • Tebliğ edilecek belgenin özeti (Summary): Muhatabın belgenin kaynağını, niteliğini ve temel içeriğini anlayabilmesine yönelik bilgileri içerir.

184 numaralı formun talep ve tasdik bölümleri birbirinden farklı işlev görür. Talepname tebligatın yapılmasını sağlayan başvuru belgesidir; tasdikname ise işlemin sonucunu gösterir. Tebliğ edilecek belgenin özeti, asıl belge yerine geçmez.

Evrak kaç nüsha hazırlanmalıdır?

Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca merkezî makam yönteminde talepname ve tebliğ edilecek belge veya örneği ikişer nüsha olarak gönderilir. Sözleşmenin 20. maddesi kapsamında devletler arasında aksi yönde geçerli bir anlaşma bulunması ihtimali saklıdır.

Türkiye’deki uygulamada, ilgili adlî makam tarafından gönderilecek belgelerin imzalı, mühürlü ve gerektiğinde aslına uygunluğu onaylanmış şekilde hazırlanması gerekir. Yabancı dil tercümelerinin doğruluğuna ilişkin usule de uyulmalıdır.

Adalet Bakanlığının 63/3 sayılı Hukukî Alanda Uluslararası Adli Tebligat İşlemleri Genelgesi ve ekleri arasında, 184 numaralı form ile doldurulmuş örneklerine ulaşılabilmektedir.

Eksik veya hatalı form gönderilirse ne olur?

Sözleşmenin 4. maddesi gereğince, talebi alan merkezî makam başvurunun Sözleşme şartlarına uygun olmadığını değerlendirirse eksiklik veya itirazlarını belirterek başvuruda bulunan makamı gecikmeksizin haberdar eder.

Örneğin muhatabın açık adresinin bulunmaması, uygun dilde tercümenin eklenmemesi veya tebliğ edilecek belgelerin eksik gönderilmesi, talebin tamamlatılmasına ya da işlemin gerçekleştirilememesine yol açabilir.

Burada eksik evrakın iade edilmesi ile usulüne uygun hazırlanmış bir talebin muhataba tebliğ edilememesi birbirinden ayrılmalıdır. İlkinde başvuru evrakının uygunluğu, ikincisinde tebliğin fiilen gerçekleştirilmesi sorunu bulunmaktadır.

Tercüme ve Dil Şartları

1965 Sözleşmesi’nde tercüme zorunluluğu her devlet ve her tebligat yöntemi için değişmez, tek biçimli bir kural olarak düzenlenmemiştir.

Sözleşmenin 5. maddesinin üçüncü fıkrası, merkezî makamın kendi ülkesinde resmî usulle tebliğ edilecek belgenin ilgili devletin resmî dilinde hazırlanmasını veya bu dile tercüme edilmesini isteyebileceğini öngörür.

Bu nedenle tercüme yükümlülüğünün belirlenmesinde, tebligatın yapılacağı devletin talepleri ve seçilen tebliğ yöntemi esas alınır.

Türkiye’ye gönderilen belgeler Türkçeye çevrilmeli midir?

Türkiye’ye gelen bir tebligat talebinde, Sözleşmenin 5. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Türk iç hukukuna göre resmî tebliğ yapılması isteniyorsa, belgelerin Türkçe hazırlanması veya Türkçe tercümelerinin eklenmesi gerekir.

Türkiye’nin HCCH’ye bildirdiği uygulama bilgilerine göre, Türkçe tercümesi bulunmayan belgelerin muhataba rızasıyla teslim edilmesi yolu değerlendirilebilir. Ancak böyle bir durumda muhatabın belgeyi tercüme bulunmadığı gerekçesiyle kabul etmemesi mümkündür.

Rızaya dayalı teslim ile iç hukuk hükümleri uyarınca gerçekleştirilen resmî tebliğ aynı işlem değildir. Muhatabın yabancı dildeki belgeyi kabul etmediği durumda, kendisine hukuken zorlayıcı nitelikte bir teslim yapılmış gibi tebligat tarihi oluşturulamaz.

Türkiye’den gönderilen belgelerin tercümesi nasıl hazırlanır?

Türkiye’den yabancı ülkeye gönderilen belgelerde ilgili devletin dil talepleri dikkate alınmalıdır. Örneğin Almanya’ya yönelik tebligatlarda Almanca, Fransa’ya yönelik tebligatlarda Fransızca tercüme gereklilikleri Adalet Bakanlığının ülke bazlı uygulama açıklamalarında yer almaktadır.

Bununla birlikte çok resmî dilli veya bölgesel dil düzenlemeleri bulunan devletlerde, ülke adından hareketle tek bir tercüme dili belirlemek yeterli olmayabilir. Muhatabın bulunduğu bölgeye veya yetkili merkezî makama göre farklı dil şartları söz konusu olabilir.

Sözleşmenin 7. maddesi ayrıca standart formun basılı ifadeleri ile doldurulacak alanlara ilişkin dil kurallarını düzenler. Dolayısıyla form dili ile tebliğ edilecek asıl belgenin tercüme dili birbirinden ayrı denetlenmelidir.

Yabancı Devlette Tebligat Nasıl Yapılır?

Sözleşmenin 5. maddesi, talep edilen devletin merkezî makamının tebliğ işlemini iki temel yöntemden biriyle gerçekleştirmesine imkân tanır.

1. Talep edilen devletin iç hukukuna göre tebliğ

Merkezî makam, belgeyi kendi ülkesinde aynı nitelikteki davalarda uygulanan tebligat usulüne göre tebliğ eder veya yetkili bir makam aracılığıyla tebliğ ettirir.

Bu yöntemde tebliğin fiziksel olarak hangi görevli tarafından gerçekleştirileceği, belgeyi kimlerin kabul edebileceği ve teslim işleminin nasıl belgelendirileceği bakımından talep edilen devletin iç hukukuna başvurulur.

2. Talepte bulunan makamın istediği özel yöntem

Talepte bulunan makam, belirli bir tebligat yönteminin kullanılmasını isteyebilir. Ancak bu yöntem, tebliğin yapılacağı devletin hukukuyla bağdaşmalıdır.

Örneğin bir belgenin özellikle muhataba şahsen teslim edilmesinin istenmesi mümkündür. Bununla birlikte talep edilen devletin hukukuna aykırı bir teslim biçiminin sırf yabancı mahkeme tarafından istendiği için uygulanması zorunlu değildir.

Muhatabın belgeyi rızasıyla kabul etmesi

Sözleşmenin 5. maddesi, muhatabın gönüllü olarak kabul etmesi hâlinde belgenin teslimi suretiyle tebliği de düzenler. Ancak talep edilen belirli bir özel yöntem söz konusuysa, ilgili hükmün kapsamı ayrıca dikkate alınmalıdır.

Gönüllü kabul, özellikle tercümesi bulunmayan belgeler açısından önemlidir. Buna karşılık muhatabın teslimi reddetmesi hâlinde, rızaya dayalı yöntemin başarılı olduğu kabul edilemez.

Diplomatik, Konsolosluk ve Diğer Tebligat Kanalları

1965 Sözleşmesi merkezî makam sistemini temel yöntem olarak kurmakla birlikte, belirli şartlarda alternatif iletim ve tebliğ yöntemlerini de korumuştur.

Sözleşme hükmüYöntemTemel şart
m. 2–6Merkezî makamUsulüne uygun talep ve tebliğin yetkili makam aracılığıyla yapılması
m. 8Diplomatik veya konsolosluk görevlisiyle doğrudan tebliğZorlama kullanılmaması ve muhatap devletin itirazının dikkate alınması
m. 9Konsolosluk veya istisnaî diplomatik iletimBelgenin ilgili devletin yetkili makamına iletilmesi
m. 10Doğrudan posta veya yetkili kişiler aracılığıyla tebliğVarış devletinin ilgili yönteme itiraz etmemesi ve diğer uygulanabilir şartların karşılanması
m. 11Devletler arasında kararlaştırılan başka iletim yollarıİlgili devletler arasında geçerli anlaşma bulunması

Türk vatandaşına konsolosluk aracılığıyla tebligat

Sözleşmenin 8. maddesindeki diplomatik veya konsolosluk görevlileriyle doğrudan tebliğ imkânı ile Türk hukukundaki TK m. 25/a rejimi birbirine karıştırılmamalıdır.

TK m. 25/a, yabancı ülkede bulunan Türk vatandaşlarına Türkiye’nin büyükelçilik veya konsoloslukları aracılığıyla bildirim yapılmasını ve belirli koşullar gerçekleştiğinde otuz günlük sürenin sonunda tebligatın yapılmış sayılmasını düzenleyen özel bir iç hukuk hükmüdür.

Bu sistemin Türk vatandaşının otuz gün içinde konsolosluğa başvurması, bildirimin belgelendirilmesi ve tebellüğden kaçınmanın sonuçlarına ilişkin şartları, Sözleşmenin merkezî makam rejiminden farklıdır. Ayrıca muhatabın bulunduğu devletin hukuku ve ilgili uluslararası yükümlülükler göz ardı edilemez.

Yabancı temsilciliklerden Türkiye’ye gelen evrak

Türkiye’deki bir kişiye yabancı bir devletin elçilik veya konsolosluğundan gönderilen belgelerin işlem görmesi, kullanılan uluslararası kanala göre değerlendirilmelidir.

Sözleşmenin 9. maddesi ve diğer geçerli sözleşme yolları dışında gündeme gelen yabancı temsilciliklerden tevdi olunan tebligat evrakının TK m. 26 kapsamındaki işlemleri ayrı bir hukukî rejime dayanır.

Doğrudan Posta Yoluyla Tebligat ve Türkiye’nin İtirazı

Türkiye’de bulunan bir muhataba, 1965 Sözleşmesi’nin 10. maddesine dayanılarak yabancı ülkeden doğrudan posta yoluyla tebligat yapılamaz. Çünkü Türkiye, Sözleşmenin 10. maddesinde belirtilen yöntemlere itiraz ettiğini açıkça bildirmiştir.

Bu itiraz, Türkiye’nin onay sırasında yaptığı ve HCCH nezdinde kayıtlı bulunan resmî beyannamede yer almaktadır.

Sözleşmenin 10. maddesi üç farklı yöntemi düzenler:

  • 10/a: Adlî belgelerin başka bir ülkedeki kişilere posta yoluyla doğrudan gönderilmesi.
  • 10/b: Gönderici devletin yetkili makam veya görevlilerinin, talep edilen devletteki yetkili kişiler aracılığıyla doğrudan tebliğ yaptırması.
  • 10/c: Davayla ilgili kişilerin, talep edilen devletin tebligat yapmaya yetkili görevlileri aracılığıyla doğrudan tebliğ yaptırması.

Türkiye’nin itirazı yalnız posta yolunu değil, 10. maddedeki diğer yöntemleri de kapsar. Türkiye’nin resmî beyanları, HCCH’nin Türkiye’ye ilişkin itiraz ve beyan kayıtlarında yayımlanmaktadır.

Türkiye’den başka bir ülkeye doğrudan posta gönderilebilir mi?

Bu sorunun cevabı, muhatabın bulunduğu devlete göre değişir. Sözleşmenin 10/a maddesine itiraz etmeyen devletler bakımından doğrudan posta yöntemi milletlerarası sözleşme düzeyinde mümkün olabilir.

Ancak varış devletinin itiraz etmemesi tek başına yeterli değildir. Gönderen makamın uygulanabilir hukukuna göre bu yöntemi kullanmaya yetkili olması ve tebliğ işleminin diğer hukuki şartları da karşılaması gerekir.

Örneğin Almanya’nın 10. madde kapsamındaki posta yoluna itirazı bulunduğundan, Türkiye’den Almanya’ya yapılacak bir adlî tebligatta yalnız doğrudan posta yöntemine dayanılması uygun değildir. Buna karşılık aynı değerlendirme, itiraz durumları farklı olan bütün devletlere otomatik olarak uygulanamaz.

Yargıtay doğrudan posta yoluyla tebligatı nasıl değerlendirmektedir?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.12.2019 tarihli, E. 2019/272, K. 2019/1396 sayılı kararında, Türkiye ve Almanya’nın 1965 Sözleşmesi’nin 10. maddesine ilişkin itirazları açıklanmış; Türkiye’deki muhataba Alman mahkemesinden doğrudan posta yoluyla yapılan ve Sözleşmeye aykırı olan bir karar tebliğinin geçerli sayılamayacağı belirtilmiştir.

Karar, yabancı mahkeme kararının kesinleşmesi ve Türkiye’de tenfizi bakımından tebligat usulünün önemini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte kararın somut olayında, dava dilekçesi ve yabancı mahkeme kararı merkezî makam aracılığıyla tebliğ edilmişti. Hukuk Genel Kurulu, somut olayda savunma hakkının ihlal edilmediğini ve kesinleşme belgesine ilişkin eksikliğin yargılama sırasında giderilebildiğini değerlendirerek direnme kararının bozulmasına hükmetmiştir.

Dolayısıyla karardaki doğrudan posta yasağına ilişkin açıklama ile somut uyuşmazlığın nihai sonucu birbirinden ayrılarak okunmalıdır.

Tebligatın Yapıldığının Belgelendirilmesi ve Tebliğ Tarihi

1965 Sözleşmesi kapsamında tebligatın gerçekleştirilmesi, belgenin yabancı devlete gönderilmesinden farklıdır. Talebin merkezî makama ulaşması veya yabancı makam tarafından işleme alınması, tek başına muhataba tebligat yapıldığı anlamına gelmez.

Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca yetkili makam, tebliğin sonucunu gösteren bir tasdikname düzenler.

Bu belgede özellikle şu hususlar bulunmalıdır:

  • Tebligatın yapılıp yapılmadığı,
  • Tebliğde kullanılan yöntem,
  • Tebligatın yapıldığı yer ve tarih,
  • Belgenin teslim edildiği kişi,
  • Tebligat gerçekleştirilememişse bunun sebebi.

Tasdiknamenin düzenlenmesiyle tebliğ işleminin fiilen gerçekleştiği tarih aynı olmayabilir. Tebliğ tarihi, kullanılan yönteme göre hukuken tebliğin tamamlandığı tarihtir; tasdiknamenin daha sonra gönderilmesi tek başına bu tarihi değiştirmez.

Örneğin yabancı makam 10 Mart tarihinde usulüne uygun tebligat yapmış, tasdiknameyi 18 Mart tarihinde düzenlemiş ve Türk mahkemesine 25 Mart tarihinde göndermiş olabilir. Tebliğin 10 Mart tarihinde tamamlandığı tasdikname ve uygulanabilir hukukla doğrulanıyorsa, yalnız belgenin Türk mahkemesine ulaşma tarihinden hareketle yeni bir tebliğ tarihi oluşturulmaz.

Ancak mahkeme, tebliğin yapıldığını ve geçerli tarihini güvenilir biçimde tespit etmeden, sırf evrakın yabancı makama gönderilmiş olmasına dayanarak tarafın süreleri kaçırdığı sonucuna ulaşamaz.

Tebligat Tamamlanmadan Gıyapta Karar Verilebilir mi?

1965 Sözleşmesi’nin 15. maddesi, başka bir devlete tebliğ amacıyla gönderilen dava dilekçesi veya eşdeğer bir belgeyle çağrılan davalının yargılamaya katılmaması durumunda özel bir güvence sağlar.

Kural olarak, davalı duruşmaya katılmamışsa karar verilmeden önce, belgenin Sözleşmede belirtilen yöntemlerden biriyle usulüne uygun tebliğ edildiğinin veya teslim edildiğinin ve davalının savunmasını hazırlamasına yetecek sürenin bulunduğunun anlaşılması gerekir.

Bu nedenle yalnızca yabancı merkezî makama tebligat talebi gönderilmiş olması, davalının yokluğunda derhal hüküm kurulmasını haklı göstermez.

Tasdikname gelmemesine rağmen karar verilebilir mi?

Sözleşmenin 15. maddesinin ikinci fıkrası, ilgili devletin bu yönde beyanda bulunması şartıyla istisnaî bir imkân tanır. Türkiye bu hükmün uygulanabileceğine ilişkin beyanda bulunmuştur.

Bu istisnanın değerlendirilebilmesi için birlikte aranan şartlar şunlardır:

  1. Belgenin Sözleşmenin öngördüğü yöntemlerden biriyle gönderilmiş olması,
  2. Gönderim tarihinden itibaren hâkimin somut olay bakımından yeterli bulduğu ve altı aydan az olmayan bir sürenin geçmiş olması,
  3. Talep edilen devletin yetkili makamları aracılığıyla tasdiknamenin elde edilmesi için makul bütün çabalara rağmen herhangi bir tasdikname alınamamış olması.

Altı ay geçmesi, tebligatın otomatik olarak yapılmış sayılması anlamına gelmez. Madde 15/2, belirtilen şartlarla ve uygulanabilir devlet beyanı çerçevesinde hâkimin karar verebilmesine ilişkin bir istisnadır. Bu hüküm, tebliğ tarihini altı ay olarak belirleyen genel bir süre kuralı değildir.

Ayrıca Sözleşmenin 15. maddesi, acil durumlarda geçici veya koruyucu tedbirler alınabilmesine imkân tanır. Bu tedbir yetkisi, davalıya usulüne uygun tebliğ yapılması gerekliliğini bütünüyle ortadan kaldırmaz.

Karardan Haberdar Olmayan Davalının Kanun Yolu Güvencesi

Sözleşmenin 16. maddesi, kendisine karşı yokluğunda hüküm verilen davalının, belge veya karardan zamanında haberdar olamaması nedeniyle kanun yoluna başvuru süresini kaçırmasına ilişkin özel bir düzenleme içerir.

Bu hüküm uyarınca, davalının kusuru olmaksızın dava belgesini savunma yapabilecek zamanda veya kararı kanun yoluna başvurabilecek zamanda öğrenememesi ve uyuşmazlığın esasına ilişkin ilk bakışta savunulabilir bir itiraz ortaya koyması hâlinde, sürenin kaçırılmasının sonuçlarının giderilmesi gündeme gelebilir.

Başvurunun, kararın öğrenilmesinden itibaren makul süre içinde yapılması gerekir. Ayrıca Sözleşmenin 16/3 maddesi, taraf devletlerin belirli bir nihai başvuru sınırı ilan edebilmesine izin verir.

Türkiye’nin bir yıllık süre beyanı nedir?

Türkiye, Sözleşmenin 16/3 maddesi uyarınca, ilgili başvuruların karar tarihinden itibaren bir yıl geçtikten sonra kabul edilmeyeceğini beyan etmiştir.

Bu bir yıllık sınır, tebligatın her durumda bir yıl içinde yapılması gerektiği veya olağan istinaf ve temyiz sürelerinin bir yıl olduğu anlamına gelmez. Sözleşmenin 16. maddesindeki özel koruma mekanizmasına ilişkin nihai süre sınırıdır.

Ayrıca Sözleşmenin 16. maddesi, kişilerin statüsü veya ehliyetine ilişkin kararlara uygulanmaz. Bu istisna, özellikle aile ve kişi hukuku uyuşmazlıklarında göz önünde bulundurulmalıdır.

Yabancı ülkede bulunan taraf bakımından kanun yolu süresinin belirlenmesinde, gerekçeli kararın usulüne uygun tebliği ile kanun yolu başlangıcı arasındaki ilişki de ayrıca değerlendirilir. Sözleşmenin özel güvenceleri ile ilgili usul kanununun olağan süre hükümleri birbirinin yerine geçirilmemelidir.

Lahey Tebligat Sözleşmesi ve Yabancı Kararların Tenfizi

Yabancı bir mahkeme kararının Türkiye’de tenfizinin istenmesi hâlinde, tebligat işleminin Sözleşmeye uygunluğu özellikle iki yönden önem taşır: kararın verildiği devlet hukukuna göre kesinleşmiş olup olmadığı ve davalının savunma hakkının korunup korunmadığı.

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 50. maddesi, hukuk davalarına ilişkin yabancı mahkeme kararlarının ilgili devlet hukukuna göre kesinleşmiş olmasını tenfizin ön koşullarından biri olarak düzenler.

Aynı Kanun’un 54/ç maddesi, davalının hükmü veren mahkemeye usulüne uygun çağrılmaması, temsil edilmemesi veya o yer kanunlarına aykırı biçimde yokluğunda karar verilmesi hâllerinde, ilgili kişinin bu nedenlere dayanarak tenfiz istemine itiraz etmesini düzenler. Savunma hakkına yönelik ağır ihlaller ayrıca kamu düzeni bakımından önem taşıyabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.12.2019 tarihli kararı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2019/272, K. 2019/1396 sayılı kararına konu uyuşmazlıkta, Almanya’da verilen bir mahkeme kararının Türkiye’de tenfizi talep edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu, dava belgelerinin ve yabancı mahkeme kararının 1965 Sözleşmesi’ne uygun şekilde merkezî makam aracılığıyla tebliğ edildiğini tespit etmiştir. Davalının usulüne uygun çağrılmış olmasına rağmen Alman mahkemesinde savunma yapmaması üzerine yokluğunda verilen hükmün, tek başına savunma hakkını ihlal etmediği kabul edilmiştir.

Kararda ayrıca, yabancı mahkeme kararının dava tarihinden önce kesinleşmiş olması ve kesinleşme belgesine ilişkin eksikliğin yargılama sırasında giderilmesi dikkate alınarak tenfiz şartları değerlendirilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, yerel mahkemenin direnme kararını bozmuştur.

Bu kararın ortaya koyduğu temel ayrım şudur: Usulüne uygun çağrılan davalının yargılamaya katılmaması ile davalının usulsüz tebligat nedeniyle yargılamadan haberdar olamaması aynı hukuki durum değildir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30.12.2013 tarihli kararı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E. 2013/3157, K. 2013/23700 sayılı kararında da Almanya’da verilen bir mahkeme kararının tenfizi incelenmiştir.

Somut olayda dava dilekçesi ve ekleri 1965 Lahey Sözleşmesi’ne uygun biçimde tebliğ edilmiş, davalılar Alman usul hukukundaki savunma imkânlarını kullanmamış ve bunun sonucunda yokluklarında karar verilmiştir.

Daire, dava belgelerinin usulüne uygun tebliğ edilmiş olmasını ve yabancı mahkemenin kendi usul hukukuna göre karar vermesini dikkate alarak, yalnız sonraki duruşma çağrısının posta yoluyla yapılmış olduğu gerekçesiyle tenfiz şartlarının bulunmadığı sonucuna ulaşılmasını isabetli görmemiş ve kararı bozmuştur.

Karar, uluslararası tebligat uyuşmazlıklarında farklı belgelerin hukuki işlevlerinin ve somut savunma hakkı ihlalinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Her posta gönderiminin veya her usul farklılığının kendiliğinden aynı tenfiz sonucunu doğurduğu söylenemez.

Lahey Sözleşmesi’ne aykırılık her durumda tenfizin reddini gerektirir mi?

Her şekil farklılığının otomatik olarak tenfiz engeli oluşturduğu kabul edilemez. Yabancı mahkeme kararının kesinleşmesi, ilgili devlet hukuku, tebligatın hangi belgeye ilişkin olduğu, davalının savunma yapabilme imkânı ve MÖHUK’taki tenfiz şartları birlikte incelenir.

Bununla birlikte Türkiye’nin açıkça itiraz ettiği bir tebligat yönteminin kullanılması ve bunun kararın kesinleşmesini ya da savunma hakkını etkilemesi, tenfiz bakımından ciddi bir hukuki sorun oluşturur.

Bu nedenle tanıma veya tenfiz yargılamasında yalnız yabancı kararın kesinleşme şerhine bakılması yeterli olmayabilir. Özellikle usulsüz tebliğ itirazı bulunan dosyalarda, dava ve karar tebligatına ilişkin kayıtların ayrı ayrı incelenmesi gerekir.

Sözleşme Kapsamındaki Tebligat Masrafları

1965 Sözleşmesi’nin 12. maddesi, merkezî makamlar aracılığıyla gerçekleştirilen tebliğ işlemlerinde talep edilen devletin verdiği olağan hizmetler dolayısıyla kural olarak harç veya masraf alınmamasını öngörür.

Ancak belirli durumlarda masraf istenebilir. Özellikle talep edilen devletin hukukuna göre yetkili bir adalet görevlisinin veya başka bir kişinin müdahalesi ya da özel bir tebligat yönteminin kullanılması nedeniyle ortaya çıkan giderler, talepte bulunan tarafından karşılanabilir.

Bu düzenleme, uluslararası tebligat için hiçbir ödeme yapılmayacağı anlamına gelmez. Gönderim giderleri, tercüme giderleri ve talep edilen devletteki özel hizmet bedelleri ayrıca gündeme gelebilir.

Türkiye’den çıkarılan tebligatlarda uygulanacak yurt dışı posta giderleri, ülkeye özgü avanslar ve ödeme belgeleri, ilgili yılın Adalet Bakanlığı düzenlemelerine göre belirlenmelidir.

Uluslararası istinabe yoluyla delil toplanması ise tebligattan farklı bir adlî yardım işlemidir. Bu nedenle tebligat giderlerine ilişkin kurallar ile istinabe giderleri aynı başlık altında birbirinin yerine uygulanmamalıdır.

Sözleşmeye Aykırı Tebligatın Hukuki Sonuçları

1965 Sözleşmesi’ne aykırı bir tebligat işleminde hukuki sonucun belirlenmesi, yalnız hangi şekil şartının ihlal edildiğinin tespitinden ibaret değildir.

Öncelikle Sözleşmenin uygulanabilir olup olmadığı, kullanılan yönteme ilgili devletin itiraz edip etmediği ve tebligatın muhataba usulen ulaşıp ulaşmadığı değerlendirilmelidir.

Örneğin Türkiye’ye yapılacak bir tebligatın 10. maddeye rağmen doğrudan posta yoluyla gönderilmesiyle, merkezî makam üzerinden gönderilen ancak tercümesi eksik olduğu için iade edilen evrak aynı işlem değildir.

İlkinde Sözleşmenin izin vermediği bir kanalın kullanılması; ikincisinde uygun kanalla iletilen talebin belgesel veya dil yönünden eksik olması söz konusudur.

Usulsüz tebligat süreleri başlatır mı?

Usulüne uygun bir tebligat veya uygulanabilir hukuk bakımından tebliğin gerçekleşmiş sayılmasına imkân veren bir durum bulunmadan, yalnız gönderim tarihine dayanılarak süre başlatılamaz.

Türk hukukunda TK m. 32, usulüne aykırı tebliğin muhatap tarafından öğrenilmesi durumunda hangi tarihin tebliğ tarihi sayılacağını düzenler. Ancak uluslararası tebligat söz konusu olduğunda, Sözleşmenin uygulanabilirliği, tebligatın yapıldığı devletin hukuku ve ilgili yargısal işlem bakımından özel hükümler de incelenmelidir.

Bu nedenle usulsüz tebligatın öğrenmeyle geçerlilik kazanması ve öğrenme tarihinin hukuki sonuçları ile 1965 Sözleşmesi’ndeki milletlerarası iletim şartları ayrı aşamalarda ele alınmalıdır.

Yabancı makam tebligatı reddederse ne yapılmalıdır?

Sözleşmenin 13. maddesi uyarınca, Sözleşmeye uygun bir tebliğ talebinin yerine getirilmesi, talep edilen devletin egemenlik veya güvenliğini ihlal edecek nitelikte görülmesi hâlinde reddedilebilir.

Talep edilen devlet, yalnız uyuşmazlığın kendi mahkemelerinin münhasır yetkisinde bulunduğunu ileri sürerek veya kendi hukukunda aynı davaya imkân tanınmadığını belirterek Sözleşmeye uygun bir talebi reddedemez.

Ret hâlinde merkezî makamın gerekçeyi bildirmesi gerekir. Talebin reddedilmesi üzerine eksikliğin giderilmesi, yeni bir başvuru yapılması veya hukuken mümkün başka bir kanalın değerlendirilmesi söz konusu olabilir. Ancak ret kararı, kendiliğinden tebligatın gerçekleştiği sonucunu doğurmaz.

Türkiye’den ve Türkiye’ye Tebligat Örnekleri

Örnek 1: Türkiye’deki mahkemeden Almanya’da yaşayan davalıya dava dilekçesi

Türkiye’de açılan bir alacak davasının davalısı Almanya’da yaşıyor ve açık adresi biliniyorsa, taraf devlet statüsü ile Almanya’nın ilgili beyanları kontrol edilerek merkezî makam usulü uygulanabilir.

Mahkeme, gerekli belgeler ve Almanca tercümelerle 184 numaralı formu düzenler. Talep, ilgili idarî sevk usulüyle Alman merkezî makamına ulaştırılır. Tebliğ Almanya’da gerçekleştirilir ve sonuç tasdikname ile bildirilir.

Dava dilekçesinin yalnız Almanya’daki posta adresine adi mektupla gönderilmesi, belirtilen sözleşmesel usulün yerine geçtiği kabul edilerek değerlendirilmemelidir.

Örnek 2: Almanya’daki mahkemeden Türkiye’deki şirkete tebligat

Almanya’da açılan ticari davada Türkiye’deki bir şirkete tebligat yapılacaksa, Türkiye’nin 10. maddeye yönelik itirazı dikkate alınmalıdır.

Alman makamlarının tebligat talebini Türkiye’nin merkezî makamına iletmesi ve Türkiye’de ilgili usule göre tebligat yapılması, Sözleşmenin temel yöntemidir.

Belgenin Türkçe tercümesi ile şirketin hukuken tebligatı almaya yetkili kişileri ve uygulanabilecek tebligat yöntemi ayrıca incelenmelidir. Şirketin adresine doğrudan posta gönderilmiş olması, tek başına Sözleşmeye uygun tebliğin gerçekleştiğini göstermez.

Örnek 3: Yabancı ülkedeki Türk vatandaşına konsolosluk bildirimi

Türkiye’deki bir mahkeme, yabancı ülkede yaşayan Türk vatandaşına TK m. 25/a kapsamında Türkiye büyükelçiliği veya konsolosluğu aracılığıyla tebligat yapılmasını değerlendirebilir.

Bu durumda bildirim, ilgili ülkenin mevzuatının izin verdiği yöntemle gönderilir. Bildirimin muhataba tebliğ edildiği belgelendirildiğinde, kanundaki otuz günlük sistemin koşulları gündeme gelir.

Bu işlem, 1965 Sözleşmesi’nin merkezî makamla yapılacak olağan tebligatından ayrı usul şartlarına tabidir. Vatandaşlık durumu, ülke hukuku ve konsolosluk bildirimine ilişkin belgeler birlikte incelenmelidir.

Örnek 4: Yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tenfizi

Yabancı bir mahkeme kararının Türkiye’de icra edilebilmesi amacıyla tenfiz talep edildiğinde, davalı kendisine usulüne uygun çağrı yapılmadığını ileri sürebilir.

Bu durumda yabancı davadaki dava dilekçesi, duruşma bildirimi ve karar tebligatı kayıtları birbirinden ayrılarak incelenir. Kullanılan yöntemin 1965 Sözleşmesi’ne uygunluğu ve ilgili devletin hukukuna göre kararın kesinleşip kesinleşmediği belirlenir.

Yalnız yabancı mahkemenin karar üzerinde kesinleşme kaydı bulunması, somut ve hukuken önemli bir tebligat itirazının her durumda araştırılmadan reddedilebileceği anlamına gelmez.

Lahey Tebligat Sözleşmesi Hakkında Sık Sorulan Sorular

Lahey Tebligat Sözleşmesi Türkiye’de geçerli mi?

Evet. 1965 Lahey Tebligat Sözleşmesi, Türkiye bakımından 28 Nisan 1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Uygulanacak işlemde diğer devletin taraflık ve yürürlük durumu ayrıca kontrol edilmelidir.

Lahey Tebligat Sözleşmesi yalnız Türk vatandaşlarına mı uygulanır?

Hayır. Sözleşmenin uygulanması muhatabın Türk vatandaşı olmasına bağlı değildir. Hukukî veya ticarî konudaki belgenin bir taraf devletten diğerine tebliğ amacıyla gönderilmesi ve diğer uygulama şartlarının bulunması esas alınır.

184 numaralı form nedir?

184 numaralı form, 1965 Sözleşmesi’nin merkezî makam sistemi kapsamında kullanılan standart tebligat formudur. Talepname, tebliğ tasdiknamesi ve belgenin özetine ilişkin bölümler içerir.

Lahey Sözleşmesi’ne göre tebligat kaç günde tamamlanır?

Sözleşme bütün devletler için geçerli sabit bir tamamlanma süresi öngörmez. Süre; ilgili ülkenin uygulamasına, adresin doğruluğuna, belgelerin eksiksizliğine ve yetkili makamın işlemlerine bağlıdır. Sözleşmenin 15. maddesindeki altı aylık koşul, tebligatın altı ayda yapılmış sayılması kuralı değildir.

Yabancı ülkeye gönderilen her tebligat tercüme edilmeli mi?

Tercüme gerekliliği, Sözleşmenin 5 ve 7. maddeleri, talep edilen devletin dil şartları ve seçilen yöntem uyarınca belirlenir. Türkiye’den yapılan resmî başvurularda ilgili ülkenin belirttiği tercüme koşullarına uyulmalıdır.

Türkiye’ye yurt dışından doğrudan posta yoluyla tebligat yapılabilir mi?

1965 Sözleşmesi’nin 10. maddesine dayanılarak Türkiye’deki muhataba doğrudan posta yoluyla tebligat yapılamaz. Türkiye, 10. maddede belirtilen yöntemlere itiraz etmiştir. Başka bir bağımsız hukuki düzenlemenin uygulanabilirliği ise ayrı değerlendirilmelidir.

Lahey Sözleşmesi kapsamında tebligat yapılamazsa ilanen tebligata geçilebilir mi?

Tek bir tebligat talebinin sonuçsuz kalması otomatik olarak ilanen tebligata geçilmesini sağlamaz. Adresin bilinirliği, iade nedeni, uygulanabilecek diğer yöntemler ve ilgili usul hukukunun araştırma şartları değerlendirilmelidir.

Lahey Sözleşmesi yabancı mahkeme kararlarının tenfizini etkiler mi?

Evet. Sözleşmeye uygun tebligat yapılıp yapılmadığı, davalının savunma hakkı ve kararın yabancı devlet hukukuna göre kesinleşmesi bakımından önem taşıyabilir. Ancak tenfiz kararı, MÖHUK’taki diğer şartların da değerlendirilmesini gerektirir.

Sözleşmeye taraf olmayan ülkeye tebligat nasıl yapılır?

İlgili devletle Türkiye arasında uygulanabilir başka bir ikili veya çok taraflı anlaşma bulunup bulunmadığı araştırılır. Böyle bir düzenleme yoksa, TK m. 25 ve ilgili uluslararası adlî yardımlaşma esasları çerçevesinde uygun yöntem belirlenir.

Sonuç

1965 Lahey Tebligat Sözleşmesi, hukukî ve ticarî konularda bir devletten diğerine yapılacak resmî belge tebliğini kolaylaştırmak ve muhatabın dava veya işlemden zamanında haberdar edilmesini sağlamak amacıyla oluşturulmuş milletlerarası bir iletim sistemidir. Sistemin temelini merkezî makamlar aracılığıyla tebligat oluşturur; alternatif kanallar ise ancak ilgili sözleşme hükümleri ve devlet beyanlarının izin verdiği ölçüde kullanılabilir.

Türkiye’nin 10. madde yöntemlerine yönelik itirazı, özellikle Türkiye’deki muhataplara doğrudan posta yoluyla tebligat yapılması bakımından belirleyicidir. Buna karşılık Türkiye’den yabancı bir devlete gönderilecek belgeler açısından o devletin taraflık durumu, beyanları, iç hukuku ve tercüme şartları ayrıca kontrol edilmelidir.

Usulüne uygun 184 numaralı formun hazırlanması, tebligat belgelerinin ve tercümelerin eksiksiz gönderilmesi, tasdiknamenin incelenmesi ve tebliğ tarihinin doğru belirlenmesi, uluslararası tebligatın hukuki güvenilirliğini sağlar. Özellikle davalının yokluğunda verilen kararlar ile yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizinde, bu işlemlerin yalnız şeklen değil, savunma hakkının gerçek anlamda korunması bakımından da değerlendirilmesi gerekir.

Yazar Avukat Fatih SEFER