Kötü Niyetli Marka Tescili: İtiraz, İspat ve Hükümsüzlük

Kötü niyetli marka tescili, bir işaretin marka olarak korunması amacından sapılarak başkasının ticari birikiminden haksız yararlanmak, gerçek hak sahibini engellemek veya tescili baskı aracına dönüştürmek amacıyla başvuru yapılmasıdır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m.6/9 uyarınca kötü niyetli başvuru, ilgili kişinin itirazı üzerine reddedilebilir; marka tescil edilmişse m.25/1 uyarınca hükümsüzlük davasına konu edilebilir. Ancak aynı veya benzer marka için başvuru yapılması, önceki markanın bilinmesi ya da taraflar arasında eskiden ticari ilişki bulunması tek başına kötü niyeti ispatlamaz. Başvuru tarihindeki amaç, somut vakıalar ve birbirini destekleyen deliller üzerinden belirlenir.

Bu incelemenin odağı kötü niyetin hangi davranışlardan anlaşılacağı, hangi delillerle ispatlanacağı ve kötü niyet iddiasının idari itiraz ile hükümsüzlük davasındaki sonucudur. Yayıma itirazın genel usulü, ticari temsilcinin izinsiz başvurusu ve hükümsüzlüğün bütün sebepleri kendi uzmanlık başlıklarında ayrıca ele alınır.

Kötü Niyetli Marka Tescilinin Hukuki Dayanağı

Kötü niyet, SMK m.6/9’da bağımsız bir nispi ret sebebidir; tescil gerçekleştikten sonra da SMK m.25/1 yoluyla hükümsüzlük sebebi oluşturur. Kötü niyetin varlığı, yalnız önceki markaya benzerlik bulunmasına değil, başvurunun dürüst ticari davranışlarla bağdaşmayan amacına dayanır.

SMK m.6/9: “Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.”

SMK m.25/1: 5 veya 6. maddede sayılan hâllerden birinin bulunması durumunda mahkeme markanın hükümsüzlüğüne karar verir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.2’deki dürüst davranma ve hakkın açıkça kötüye kullanılmasının korunmaması ilkeleri, kötü niyetin değerlendirilmesinde genel çerçeveyi oluşturur. Bunun karşısında TMK m.3’te iyiniyetin esas olması, her başvurunun peşinen kötü niyetli kabul edilemeyeceğini gösterir. İddiayı ileri süren kişi, dayandığı vakıaları ispatlamalıdır.

Önceki işaretle benzerlik ve mal veya hizmetlerin yakınlığı, marka tescilinde nispi ret nedenleri kapsamında başka itiraz sebepleri de oluşturabilir. Ancak SMK m.6/1’deki karıştırılma ihtimali ile m.6/9’daki kötü niyet birbirinin yerine geçmez. İşaretlerin benzerlik incelemesi marka benzerliği ve karıştırılma ihtimali başlığında ayrıntılı olarak değerlendirilir.

Kötü Niyet Nasıl Belirlenir? Önceki Markayı Bilmek Yeterli midir?

Önceki markanın bilinmesi kötü niyeti destekleyebilir, fakat tek başına kesin delil değildir. Asıl soru, başvuru sahibinin bu bilgiyi hangi amaçla kullandığı ve işaretin seçilmesi için dürüst ticari hayatta kabul edilebilir bir açıklaması bulunup bulunmadığıdır.

Başvuru tarihindeki koşullar esas alınır. Önceki ve sonraki davranışlar da bu tarihteki iradeye ışık tutabilir. İncelemede şu hususlar birlikte önem kazanır:

  • Bilgi: Başvuru sahibinin önceki işareti bilmesi veya somut koşullarda bilmesinin beklenmesi.
  • İlişki: Taraflar arasında çalışanlık, ortaklık, bayilik, distribütörlük, ticari görüşme ya da uyuşmazlık geçmişi bulunması.
  • İşaret seçimi: Önceki markanın özgün kelime, şekil veya sunum unsurlarına bilinçli şekilde yaklaşılması; ortak unsurun sektörde yaygın olup olmaması.
  • Ticari amaç: Bağımsız bir faaliyet ve kullanım planı yerine, önceki kullanıcıyı durdurma veya ondan haksız bedel elde etme yönünde veriler bulunması.
  • Davranışların bütünlüğü: Başvuruların zamanlaması, önceki retler, ihtarlar, yazışmalar ve sonradan ileri sürülen taleplerin birbirini açıklaması.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m.18/2’deki basiretli tacir yükümlülüğü de somut olayda gözetilebilir. Bununla birlikte aynı sektörde faaliyet göstermek veya başvuru öncesi araştırma yapmamış olmak, tek başına kötü niyetin kanıtı değildir. Başvuru öncesi marka araştırması hukuki riski azaltabilir; olumlu araştırma sonucu da mutlak tescil güvencesi sağlamaz.

Kötü Niyetli Marka Başvurusunun Başlıca Görünümleri

Gerçek kullanıcıyı engelleme ve hak sahipliğini ele geçirme

Başka bir işletmenin işaretini daha önce kullandığını bilen kişinin, o işareti kendisi için tescil ettirerek önceki işletmenin faaliyetini durdurmasını istemesi, delillerle desteklendiğinde kötü niyet oluşturabilir. Özellikle başvuru öncesindeki görüşmeler, işaretin özgün niteliği ve sonradan ileri sürülen engelleme talepleri bir arada ele alınır.

Varsayımsal örnek: Bir dağıtıcı, yıllardır pazarladığı üreticinin özgün markası için kendi adına başvuruda bulunur ve üreticiye markayı ancak yüksek bir bedel karşılığında kullanabileceğini bildirir. Distribütörlük sözleşmesi, önceki yazışmalar ve başvuru zamanı, kötü niyet iddiasını destekleyebilir. Örneğin sonucu, dağıtıcının haklı bir sebebi veya geçerli izni bulunup bulunmadığına bağlıdır.

Önceki kullanımın sağladığı bağımsız hukuki koruma ile kötü niyet aynı şey değildir. Özellikle tescilsiz kullanım iddialarında önceki hak kazanımının şartları ayrıca değerlendirilir.

Markayı baskı, yedekleme veya haksız kazanç aracı olarak kullanma

Başvurunun olağan bir marka portföyü oluşturmak yerine, başka işletmeleri hukuki baskı altında tutmak veya onların ticari itibarından haksız yararlanmak amacı taşıması kötü niyet iddiasına konu olabilir. Buna karşılık çok sayıda markaya sahip olmak, marka lisansı vermek veya markayı devretmeyi önermek tek başına hukuka aykırılık değildir. Belirleyici olan tescilin elde ediliş amacı ile somut davranışlardır.

Yurt dışında kullanılan markayı Türkiye’de başvuruya konu etme

Yabancı bir işaretin Türkiye’de henüz tescilli olmaması, o işareti bilen herkesin dürüstlük kuralına aykırı biçimde tescil ettirebileceği anlamına gelmez. Önceki yabancı marka sahibiyle yapılan görüşmeler, Türkiye pazarı için alınan distribütörlük teklifleri ve markanın özgün tasarımının bilinçli olarak alınması kötü niyetin ispatına katkı sağlayabilir.

Bununla birlikte yabancı markanın varlığı, tanınmışlığı veya aynı sektörde çalışma tek başına kötü niyet karinesi değildir. Türkiye’deki özel koruma şartları yabancı markaların Türkiye’de korunması konusunda ayrıca incelenir.

Tekrar Marka Başvurusu Kötü Niyetli midir?

Aynı markaya tekrar başvurmak kendiliğinden kötü niyet değildir. Bununla birlikte yeni başvuru, eski tescilin kullanmama nedeniyle iptalinin sonuçlarını etkisizleştirme veya önceki hak sahiplerini engelleme amacıyla yapılıyorsa kötü niyet incelemesi gerektirir.

SMK m.9 ve m.26/1-a çerçevesindeki kullanmama nedeniyle iptal mekanizması ile kötü niyetli başvurunun reddi ayrı hukuki kurumlardır. Yeni başvurunun varlığı tek başına önceki markanın ciddi kullanıldığını göstermez; önceki markanın kullanılıp kullanılmadığı da her yeni başvurunun kötü niyetli olduğunu kanıtlamaz.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.01.2020 tarihli, E.2019/2447, K.2020/494 sayılı kararında, önceki marka hakkında hükümsüzlük uyuşmazlığı bulunmasına rağmen yeni başvuru yapılmasının, başka bir kötü niyet emaresi yoksa tek başına yeterli olmadığı belirtilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 07.10.2024 tarihli, E.2023/5413, K.2024/7121 sayılı kararında da, kullanmama uyuşmazlığıyla bağlantılı tekrar başvuruda kötü niyetin kanıtlanmadığı yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi kararı onanmıştır.

Mevcut markayı güncelleme veya seri marka oluşturma iddiaları da ayrı bir test gerektirir. Önceki tescilin kendiliğinden her yeni başvuru için kazanılmış hak yaratmadığı hususu müktesep hak ve seri markalar incelemesinin konusudur.

Eski Çalışan, Distribütör ve Ticari Temsilcinin Başvurusu

Önceki ticari ilişki, başvuru sahibinin markadan haberdar olduğunu gösterebilir; ancak kötü niyetin ispat yükünü otomatik olarak tersine çevirmez. İlişkinin niteliği, öğrenilen bilgiler, markanın kime ait olduğu, izin verilip verilmediği ve başvurunun gerekçesi birlikte araştırılır.

Örneğin eski çalışanın işveren markasını bilmesi, sonradan aynı sektörde faaliyet göstermesi ve benzer işareti seçmesi önemli veriler olabilir. Fakat geçmişte çalışan olmak başlı başına hak gaspı oluşturmaz. Sözleşmeler, önceki ihtarnameler ve taraf davranışları somutlaştırılmalıdır.

SMK m.6/2 ve m.10’da ticari vekil veya temsilcinin izinsiz tesciline özgü kurallar bulunmaktadır. Bu özel rejimde temsilcilik sıfatı, markanın aynılığı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerliği, izin ve haklı sebep ayrı ayrı ele alınır. Konunun özel itiraz, kullanımın yasaklanması ve devir talepleri ticari vekilin izinsiz marka tescili makalesine aittir; genel kötü niyet bu koşulların yerine geçmez.

Hak sahipliği gaspı farklı sınai mülkiyet türlerinde de gündeme gelebilir. Bununla birlikte tasarım gaspı davası ve kötü niyetli tasarım tescili, marka başvurularından ayrı hukuki koşullara tabidir.

Kötü Niyetin İspatı: Hangi Deliller Önem Taşır?

Kötü niyeti ileri süren taraf, başvuru tarihindeki dürüstlük kuralına aykırı amacı gösterebilen somut vakıaları ispatlamalıdır. İçsel bir amacın her zaman doğrudan belgelenmesi beklenemez; ancak yalnız şüpheye veya marka benzerliğine dayanılması da yeterli değildir. Deliller bir bütün olarak değerlendirilir.

DelilHangi vakıayı açıklayabilir?
Önceki tarihli faturalar, kataloglar, reklamlar, satış kayıtlarıİşaretin başvuru öncesi kullanımı, piyasadaki görünürlüğü ve ticari bağlamı
İş, bayilik, distribütörlük ve ortaklık sözleşmeleriBaşvurucunun önceki işaretle hangi ilişki içinde karşılaştığı ve izin sınırları
E-posta, mesaj, toplantı ve sipariş yazışmalarıÖnceki markadan bilgi sahibi olma, başvurunun amacı ve tarafların gerçek iradesi
İhtarnameler, önceki başvuru ve dava dosyalarıBaşvuru öncesinde bilinen hak çatışması, uyarılar ve buna rağmen izlenen yol
Marka örnekleri, tasarım dosyaları ve tarihli görsellerÖzgün unsurlara bilinçli yaklaşma veya bağımsız oluşturma ihtimali
Başvurucunun marka portföyü ve tekrar başvuru kronolojisiBaşvuruların zamanlaması, engelleme veya yedekleme amacını destekleyen örüntüler
Sektörel veriler ve uygun yöntemle hazırlanmış araştırmalarÖnceki işaretin ilgili çevrede bilinirliği ve başvurucunun bilgisine ilişkin dolaylı göstergeler

Delilin tarihi ve ispat gücü

İlgili belgelerin markanın başvuru tarihiyle ilişkisinin kurulması gerekir. Başvurudan sonraki ihtar veya markayı yüksek bedelle devretme teklifi, başvuru anındaki amacı aydınlatabilir; fakat her sonraki anlaşmazlık başlangıçtan itibaren kötü niyet bulunduğunu göstermez. İnternet kayıtlarında tarih, kaynak ve bütünlük; yazışmalarda taraf aidiyeti ve içerik; ticari belgelerde işaretle gerçek bağlantı değerlendirilmelidir.

Başvurucu, önceki markadan bağımsız oluşturma sürecini, kendi kullanımını, sözleşmeyle verilen izni veya işareti seçmesinin meşru nedenlerini ortaya koyabilir. Bu karşı deliller, kötü niyet iddiasını ileri sürenin kural olarak taşıdığı ispat yükünü ortadan kaldırmaz.

Farklı haklara dayalı itirazın sınırı

Başvuruya konu işaretin başkasına ait eser, logo veya diğer fikri hakları içerdiği iddiası, kötü niyetten ayrı bir ret sebebine de dayanabilir. Telif hakkına özgü önceki hak iddiasının usulü telif hakkına dayanarak marka itirazı konusunda ele alınır. Bu hakların varlığı veya devri, sırf bir işaretin benzer olmasından çıkarılamaz.

Yargı Kararları Kötü Niyetin İspatında Neyi Gösteriyor?

Doğrulanan kararlar, kötü niyetin şekli bir benzerlik testine indirgenemeyeceğini; başvurunun amacı ile somut delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 17.06.2021, E.2017/25, K.2021/778

Kararda kötü niyetli başvuruların tanımı ve engelleme, haksız yararlanma, baskı veya yedekleme amaçlarının önemi tartışılmıştır. Somut uyuşmazlık, taraflar arasındaki sulh sözleşmesinin marka başvurusuna etkisiyle ilgilidir. Hukuk Genel Kurulu, direnme kararını uygun bulup diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyayı ilgili daireye göndermiştir. Dolayısıyla bu karar, somut başvurunun nihai olarak kötü niyetli bulunduğu şeklinde sunulamaz.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 07.10.2024, E.2023/5413, K.2024/7121

Önceki markayla ilgili kullanmama uyuşmazlığı sonrasında yapılan yeni marka başvurusunda, kötü niyetin varlığını kanıtlayan başka emare olmaksızın yalnızca tekrar başvuru olgusuna dayanılmasını yeterli görmeyen Bölge Adliye Mahkemesi kararı onanmıştır. Karar, tekrar başvurunun somut amacının araştırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 02.05.2024, E.2023/262, K.2024/3472

Eski çalışanlık ilişkisi, önceden gönderilmiş ihtarname ve diğer yargılama dosyaları birlikte ele alınarak kötü niyet bulunduğu kabul edilmiştir. Yargıtay, kötü niyetli tescilde beş yıllık sessiz kalma savunmasının uygulanamayacağını ve somut olayda kötü niyetin bölünmezliği ilkesi gereği tescilin tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğünün değerlendirilmesi gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur. Bu karar, çalışanlık ilişkisinin tek başına kesin karine sayılması anlamına gelmez.

Kötü Niyetli Başvuruya TÜRKPATENT Nezdinde Nasıl İtiraz Edilir?

Marka henüz tescil edilmemiş ve başvuru bültende yayımlanmışsa kötü niyet, SMK m.18 kapsamında yayıma itiraz gerekçesi olarak ileri sürülebilir. İlgili kişi, yayımdan itibaren iki ay içinde yazılı ve gerekçeli itirazını Kuruma sunmalı; itiraz ücretine ilişkin kanuni işlemleri de bu sürede tamamlamalıdır.

İtirazda m.6/9 kapsamında hangi somut davranışın kötü niyet sayıldığı, bunun başvuru tarihiyle ilişkisi ve deliller açıkça gösterilmelidir. Yalnızca “önceki markayı biliyordu” veya “markalar benzerdir” demek, kötü niyet gerekçesinin kurulması için yeterli olmayabilir.

Yayıma itirazın tarafları, ücret ve süre şartları ile üçüncü kişi görüşünden ayrımı marka başvurusuna itiraz yazısının konusudur. Başvuru sahibinin karşı delillerini sunma biçimi ise marka itirazına cevap incelemesinde açıklanır.

Kurum kararından zarar gören kişinin SMK m.20 uyarınca bildirimden itibaren iki ay içinde karara itiraz etmesi mümkündür. Kurumun nihai YİDK kararının yargısal denetimi ayrıca YİDK kararının iptali davası kapsamındadır. Burada dava konusunun Kurum kararı mı, yoksa tescil edilmiş markanın geçerliliği mi olduğu birbirinden ayrılmalıdır.

Tescil Edilmiş Kötü Niyetli Markaya Karşı Hükümsüzlük

Kötü niyetli başvuru tescille sonuçlanmışsa SMK m.25/1 uyarınca hükümsüzlük davası açılabilir. Yayıma süresinde itiraz edilmemiş olması, tek başına tescil sonrasında kötü niyet nedeniyle hükümsüzlük istenmesini engellemez.

SMK m.25/2 uyarınca menfaati olanlar, Cumhuriyet savcıları veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları hükümsüzlük talep edebilir. Dava, m.25/3 gereğince dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişi veya hukuki halefine yöneltilir; hükümsüzlük davasında TÜRKPATENT taraf gösterilmez.

Görevli mahkeme, SMK m.156’da öngörülen fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesidir; bu mahkemelerin bulunmadığı yerlerde kanuna göre görevlendirilen asliye hukuk mahkemesi görev yapar. Yetki de SMK m.156’daki somut taraf ve yerleşim yeri koşullarına göre belirlenir.

Davanın bütün hükümsüzlük sebepleri ve ayrıntılı usulü marka hükümsüzlüğü davası başlıklı incelemenin konusudur. Bu makalede belirleyici olan, m.6/9 anlamındaki başvuru anı kötü niyetinin hangi delillerle ispatlanabildiğidir.

Kötü Niyetli Tescilde Beş Yıllık Sessiz Kalma Hak Kaybına Yol Açar mı?

Hayır. Sonraki tescilin kötü niyetli olduğu ispatlanmışsa SMK m.25/6’daki beş yıllık sessiz kalma yoluyla hak kaybı bu tescile uygulanmaz. Kötü niyet bulunmadığında ise önceki marka sahibinin sonraki markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde birbirini izleyen beş yıl sessiz kalması, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri sürmesini engelleyebilir.

SMK m.25/6: “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.”

Buradaki beş yıllık sessiz kalma ölçütü, her kötü niyet iddiası için başvuru veya tescil tarihinden itibaren işleyen genel bir dava açma süresi değildir. Ayrıca hükümsüzlük davası ile tazminat alacaklarının zamanaşımı aynı kurumlar değildir. Kötü niyetin ileri sürülmüş olması değil, somut olgularla kanıtlanması istisnanın uygulanması bakımından önem taşır.

Örneğin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E.2023/262, K.2024/3472 sayılı kararında somut delillerle kötü niyet kabul edildiği için sessiz kalma savunmasına dayanılması mümkün görülmemiştir.

Kötü Niyet Nedeniyle Hükümsüzlük Kararının Sonuçları

SMK m.27/1 uyarınca markanın hükümsüzlüğü kural olarak başvuru tarihinden itibaren etkilidir; tescilin sağladığı koruma hiç doğmamış sayılır. Bununla birlikte geçmişe etki mutlak değildir. SMK m.27/3, önceden kesinleşmiş ve uygulanmış marka tecavüzü kararları ile önceden kurulmuş ve uygulanmış sözleşmeler bakımından özel istisnalar içerir. Ağır ihmal veya kötü niyet nedeniyle zarar görenlerin tazminat talepleri de saklıdır.

Kötü niyetin başvurunun bütününe ilişkin bulunduğu olaylarda yargısal uygulamada “kötü niyetin bölünmezliği” ilkesi önem kazanabilir. Yargıtay’ın E.2023/262, K.2024/3472 sayılı kararında tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlük sonucuna bu ilke kapsamında işaret edilmiştir. Ancak yalnızca belirli mal veya hizmetlere ilişkin başka bir ret sebebinin varlığı, her durumda aynı sonucu doğurmaz; SMK m.25/5’te kısmi hükümsüzlük ayrıca düzenlenmiştir.

Kötü niyetli tescilin ticari hayattaki kullanımı, koşullarına göre marka tecavüzü veya haksız rekabet iddialarıyla bağlantılı olabilir; ancak hükümsüzlük kararı kendiliğinden tazminat ödenmesini veya geçmişte verilmiş bütün yargı kararlarının ortadan kalkmasını sağlamaz. Marka ihlali ile TTK haksız rekabet taleplerinin ayrımı marka ihlali ve haksız rekabet; sonraki tescilin önceki hak sahibine karşı savunma olarak ileri sürülmesinin sınırı ise tescilli marka sahibi olmanın tecavüz sorumluluğuna etkisi kapsamında değerlendirilir.

Hükümsüzlük ile kullanmama gibi tescilden sonraki nedenlere dayanan iptal arasındaki fark, marka hükümsüzlüğü ve iptali farkı başlıklı incelemede açıklanır.

Kötü Niyetli Marka Tescili Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

1. İki markanın benzer olması kötü niyet için yeterli midir?

Hayır. Benzerlik, karıştırılma ihtimalini destekleyebilir; fakat kötü niyet için başvurunun dürüstlük kuralına aykırı amacını ortaya koyan başka somut vakıalar değerlendirilmelidir.

2. Başvuru sahibinin önceki markayı bilmesi kötü niyeti kanıtlar mı?

Tek başına kanıtlamaz. Bilginin nasıl edinildiği, başvuru sahibinin markayı seçmekteki gerekçesi ve önceki hak sahibini engelleme ya da haksız yararlanma amacıyla ilgili veriler birlikte incelenir.

3. Eski çalışan veya distribütörün marka başvurusu her zaman kötü niyetli midir?

Hayır. Önceki ilişki, markanın bilindiğini gösterebilir; ancak başvuru sahibinin izni, meşru gerekçesi, sözleşme kapsamı ve diğer deliller incelenmeden kesin sonuca varılamaz. Ticari temsilci için SMK m.6/2 ve m.10’daki özel düzenlemeler ayrıca uygulanabilir.

4. Kötü niyetli marka başvurusuna itiraz süresi nedir?

SMK m.18 kapsamında yayımdan itibaren iki aydır. İtirazın yazılı, gerekçeli ve gerekli ücret işlemleri tamamlanmış olması gerekir. Kurum kararına itiraz ve YİDK kararına karşı dava farklı aşamalardır.

5. Tescilden önce itiraz etmemişsem hükümsüzlük isteyebilir miyim?

Evet. İdari yayıma itiraz, tescil sonrası kötü niyet nedeniyle hükümsüzlük davasının zorunlu ön koşulu değildir. Davada kötü niyetin somut delillerle ispatlanması gerekir.

6. Aynı marka için yeniden başvurulması kötü niyet midir?

Kendiliğinden değildir. Yeni başvurunun eski tescilin kullanmama nedeniyle iptalini dolanma veya rakibi engelleme amacı taşıdığı iddiası, başvuru geçmişi ve diğer delillerle incelenir.

7. Beş yıl geçerse kötü niyetli tescil korunur mu?

SMK m.25/6, kötü niyetli sonraki tescili beş yıllık sessiz kalma yoluyla hak kaybı kuralından istisna tutar. Bununla birlikte kötü niyetin ispatı ve somut davanın diğer usuli koşulları ayrıca değerlendirilir.

8. Hükümsüzlük kararı geçmişteki tüm işlemleri ortadan kaldırır mı?

Hayır. Kural olarak başvuru tarihine geriye etkili olsa da SMK m.27/3’te belirli kesinleşmiş ve uygulanmış kararlar ile sözleşmeler için istisnalar vardır. Tazminat talepleri de kendi şartlarına bağlıdır.

Sonuç

Kötü niyetli marka tescili bakımından belirleyici olan, başvuru sahibinin niyetine ilişkin soyut bir kanaat değil, başvuru tarihindeki dürüstlük kuralına aykırı amacı gösterebilen somut olguların bütünüdür. Önceki markayı bilme, iş ilişkisi, benzerlik veya tekrar başvuru tek başına kesin sonuç doğurmaz; sözleşmeler, yazışmalar, başvuru kronolojisi ve diğer delillerle birlikte değerlendirilir. İtiraz aşamasında SMK m.6/9, tescilden sonra m.25/1 uygulanır; kötü niyetli sonraki tescillerde m.25/6’daki sessiz kalma koruması işletilmez.

Somut başvuru veya tescil dosyasında ileri sürülebilecek itiraz ve dava nedenlerinin değerlendirilmesi için marka hukukuna ilişkin hukuki danışmanlık ve uyuşmazlık takibi çerçevesinde delillerin ve uygulanacak sürecin birlikte incelenmesi gerekir.

Yazar Avukat Fatih Sefer