Sermaye Piyasasında Muhasebe ve Finansal Tablo Usulsüzlüğü Suçu

Sermaye Piyasası Kanunu’nun 112. maddesi, sermaye piyasasının güvenilirliğinin dayandığı üç temel unsuru -yasal defterler, muhasebe kayıtları ve finansal tablo/raporlar- kasıtlı olarak bozan fiilleri  cezalandırır. Madde, kendi içinde farklı bir yaptırım tekniği kullanır: birinci fıkra kendi ceza miktarını doğrudan belirlerken, ikinci fıkra doğrudan Türk Ceza Kanunu’na yollama yapar ve özel belgede sahtecilik suçunun genel kuralından önemli bir istisna getirir; üçüncü fıkra ise yatırım kuruluşlarını TCK’nın bilişim suçları bakımından banka veya kredi kurumu sayarak ceza artırımına tabi kılar. Bu makalede madde 112’nin üç fıkrası, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Yargıtay Ceza Daireleri, Danıştay ve ilk derece mahkemesi kararları eşliğinde incelenmektedir. Kanundaki diğer suçlarla birlikte genel bir bakış için sermaye piyasası suçları rehberimize bakabilirsiniz.

SPK Madde 112’nin Tam Metni

MADDE 112 – (1) Kasıtlı olarak;
a) Kanunen tutmakla yükümlü oldukları defter ve kayıtları usulüne uygun tutmayanlar,
b) Saklamakla yükümlü oldukları defter ve belgeleri kanuni süresince saklamayanlar,
altı aydan iki yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar.
(2) Kasıtlı olarak;
a) Finansal tablo ve raporları gerçeği yansıtmayan şekilde düzenleyenler,
b) Gerçeğe aykırı hesap açanlar,
c) Kayıtlarda her türlü muhasebe hilesi yapanlar,
ç) Yanlış veya yanıltıcı bağımsız denetim ve değerleme raporu düzenleyenler ile düzenlenmesini sağlayan ihraççıların sorumlu yönetim kurulu üyeleri veya sorumlu yöneticileri,
5237 sayılı Kanunun ilgili hükümlerine göre cezalandırılır. Ancak, özel belgede sahtecilik suçundan dolayı cezaya hükmedebilmek için, sahte belgenin kullanılmış olması şartı aranmaz.
(3) Yatırım kuruluşları ile bu Kanunun Üçüncü Kısmının Dördüncü Bölümünde yer alan kurumlar, 5237 sayılı Kanunun 244 üncü maddesinde tanımlanan sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu açısından banka veya kredi kurumu sayılır.

Suçun Ortak Unsuru: Kasıt

Madde 112’nin her iki fıkrası da açıkça “kasıtlı olarak” ibaresiyle başlar; bu, suçun taksirle işlenmesinin mümkün olmadığını, salt bir muhasebe hatası veya ihmalin madde kapsamına girmediğini gösterir. Bu ayrım özellikle f.2(c)’deki muhasebe hilesi bakımından belirleyicidir. Danıştay 3. Dairesi, E. 2014/5545 K. 2018/3664 T. 28.06.2018 sayılı kararında -Vergi Usul Kanunu bağlamında olmakla birlikte- muhasebe hatası ile muhasebe hilesi kavramları arasındaki farkın tam olarak manevi unsurda yattığını tespit etmiştir: “muhasebe hataları; ihmal, dikkatsizlik ve bilgisizlik gibi nedenlerle, muhasebe hilesi ise bilinçli olarak, menfaat sağlamak amaçlı” ortaya çıkar; kastın varlığı hâlinde muhasebe hilesinden söz edilebilir. Bu ayrım, VUK bağlamında geliştirilmiş olsa da SPK m.112/2(c)’deki “kasıtlı olarak… muhasebe hilesi yapanlar” ibaresinin yorumlanmasında doğrudan yol göstericidir. Danıştay 3. Dairesi’nin çok daha eski tarihli E. 1995/4118 K. 1996/4360 T. 06.11.1996 sayılı kararı da muhasebe hilesi kavramının klasik çerçevesini çizmiş; kayıt dışı işlemler, uydurma hesaplar, belge sahtekârlığı, yüksek değerleme ve muvazaalı işlemler gibi yöntemlerle gerçekleştirilen fiilleri bu kapsamda saymıştır.

Fail bakımından f.1, kanunen defter/kayıt tutma ve saklama yükümlülüğü altında olan herkesi (ihraççı, yatırım kuruluşu, halka açık ortaklık yetkilileri) kapsar; bu yükümlülüğün kaynağı Türk Ticaret Kanunu’nun genel defter tutma hükümleridir (TTK m.64 vd.). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/4851 K. 2024/1852 T. 06.03.2024 sayılı kararında (hukuk yargısı) TTK m.617 ve m.625’teki şirket müdürünün defter ve kayıtların yasal mevzuata uygun tutulmasından sorumlu olduğunu, yevmiye kayıtlarının tarih/fiş numarası sırasına göre yapılmaması ve tek düzen muhasebe sistemine aykırı kayıt tutulmasının bu sorumluluğun ihlali anlamına geldiğini tespit etmiştir; bu tür somut ihlaller, ceza yargılamasında f.1(a)’nın “usulüne uygun tutmama” unsurunun neyi ifade ettiğinin belirlenmesinde örnek oluşturur.

Defter ve Kayıtları Usulüne Uygun Tutmama (m.112/1-a)

Bu bent, kanunen tutmakla yükümlü olunan defter ve kayıtların hiç tutulmamasını değil, tutulan defter ve kayıtların usule -yani TTK’nın ve ilgili muhasebe standartlarının öngördüğü şekil ve içerik kurallarına- aykırı tutulmasını cezalandırır. İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/459 K. 2026/92 T. 11.02.2026 sayılı kararında (hukuk yargısı) bu ilkeyi açıkça ortaya koymuştur: TTK m.64, VUK m.215 ve Türkiye Muhasebe/Finansal Raporlama Standartları’na göre tutulan muhasebe defterlerinin gerçeği yansıtması, işlemlerin açık, anlaşılır ve doğrulanabilir şekilde kaydedilmesi gerekir; belgesiz veya tek taraflı mahsup işlemleri bu “gerçeğe uygunluk ve güvenilirlik ilkesini” ihlal eder. Bu tür somut ihlaller -belgesiz kayıt, mahsup işlemlerinin tek taraflı yapılması, kayıtların doğrulanabilir olmaması- f.1(a) bakımından da örnek teşkil eder.

Saklama Yükümlülüğüne Aykırılık (m.112/1-b)

Bu bent, defter ve belgelerin usulüne uygun tutulmasından ayrı olarak, bunların kanuni süre boyunca saklanmasını güvence altına alır. Saklama süresi TTK’nın genel hükümlerine (TTK m.82 – on yıllık saklama süresi) göre belirlenir; SPK m.112/1-b bu genel yükümlülüğü sermaye piyasası kurumları bakımından cezai yaptırıma bağlar. Fiil, sürenin dolmasından önce defter veya belgenin imha edilmesi, kaybedilmesi (kasıtla) veya erişilemez hâle getirilmesiyle tamamlanır; sürenin dolmasından sonraki imha bu kapsama girmez.

Finansal Tablo ve Raporları Gerçeği Yansıtmayan Şekilde Düzenleme (m.112/2-a)

İkinci fıkranın yaptırım tekniği birinci fıkradan tamamen farklıdır: kanun kendi ceza miktarını belirlemez, “5237 sayılı Kanunun ilgili hükümlerine göre cezalandırılır” diyerek somut olaya göre TCK’daki uygun suç tipine (resmi belgede sahtecilik m.204, özel belgede sahtecilik m.207 veya somut olayda dolandırıcılık unsurları da varsa m.157/158 gibi) yollama yapar. Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin E. 2017/6538 K. 2018/2202 T. 28.02.2018 sayılı kararı, bu yaptırım tekniğinin mülga 2499 sayılı Kanun’un 47/B-2. maddesinden (“Gerçeğe aykırı defter ve kayıt tutan, hesap açan veya bunlarda her türlü muhasebe hilesi yapan ya da gerçeğe aykırı bağımsız denetleme raporu düzenleyenler ile düzenlenmesini sağlayanlar, Türk Ceza Kanununun belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerine göre cezalandırılır”) 6362 sayılı Kanun’un 112/2. maddesine aynen aktarıldığını göstererek hükmün sürekliliğini teyit etmiştir. Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin E. 2018/177 K. 2018/6961 T. 06.06.2018 sayılı kararında da aynı yollama tekniği, aracı kurumda ikinci bir kayıt seti tutulması olayında -m.110 ve m.111 ile birlikte- uygulama alanı bulmuştur; bu, üç maddenin (110, 111, 112) aynı somut olayda gerçek içtima hâlinde bir arada uygulanabildiğini göstermektedir. Halka açık ortaklıkların finansal raporlama yükümlülükleri ve süreleri finansal raporlama ve bağımsız denetim yazımızda, bu raporların KAP üzerinden kamuya açıklanması kamuyu aydınlatma yazımızda anlatılmıştır. Gerçeğe aykırı finansal bilgilerin fiyatı etkilemek amacıyla kamuya açıklanması ayrıca bilgiye dayalı piyasa dolandırıcılığı suçunu gündeme getirebilir; bu bilgiler nedeniyle zarar gören yatırımcıların hakları ise kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan tazminat kapsamında değerlendirilir.

Gerçeğe Aykırı Hesap Açma ve Muhasebe Hilesi (m.112/2-b, c)

(b) bendi, gerçekte var olmayan veya gerçek içeriğinden farklı bir hesabın muhasebe kayıtlarına işlenmesini; (c) bendi ise kayıtlarda her türlü muhasebe hilesi yapılmasını cezalandırır. Bu iki fiil pratikte iç içe geçebilir: gerçeğe aykırı bir hesap açmak, çoğu zaman daha geniş bir muhasebe hilesi planının parçasıdır. Yukarıda anılan Danıştay 3. Dairesi’nin E. 1995/4118 sayılı kararında sayılan yöntemler (kayıt dışı işlemler, uydurma hesaplar, yüksek değerleme, muvazaalı işlemler, işletme giderlerinin yükseltilmesi, özel giderlerin işletmeye aktarılması) hem (b) hem (c) bendinin somut görünüm biçimlerini oluşturur.

Yanlış veya Yanıltıcı Bağımsız Denetim ve Değerleme Raporu (m.112/2-ç)

(ç) bendi iki ayrı fail grubunu cezalandırır: raporu bizzat düzenleyen bağımsız denetçi/değerleme uzmanı ve bu raporun düzenlenmesini sağlayan ihraççının sorumlu yönetim kurulu üyeleri veya sorumlu yöneticileri. İkinci fail grubu, TCK’nın azmettirme (m.38) yapısına benzer şekilde, raporun içeriğini bizzat kaleme almasa da onun yanlış/yanıltıcı düzenlenmesini sağlayan kişileri de doğrudan madde kapsamına alarak sorumluluk alanını genişletir. Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, E. 2023/3269 K. 2024/357 T. 21.02.2024 sayılı kararında, bağımsız denetimin temel amacının finansal tabloların gerçeği yansıtıp yansıtmadığına dair makul güvence sağlamak olduğunu, somut olayda denetim kuruluşunun mizan ve muavin hesaplardan dahi tespit edilebilecek hileli muhasebe kayıtlarını standartlara uygun bir denetim yapmayarak gözden kaçırdığını ve finansal tablo kullanıcılarını yanılttığını tespit etmiştir; Danıştay 13. Dairesi’nin E. 2022/2881 K. 2022/4100 T. 09.11.2022 sayılı kararında da aynı olgusal örgü ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Bu kararların vurguladığı kritik ayrım -mesleki şüphecilik içinde hareket etmeme (ihmal) ile kasıtlı yanıltma arasındaki fark- m.112/2(ç)’nin “kasıtlı olarak” şartı bakımından belirleyicidir: salt mesleki özensizlik nedeniyle standartlara aykırı bir denetim raporu düzenlemek, tek başına m.112/2(ç) anlamında cezai sorumluluk doğurmaz; kastın (raporun yanlış/yanıltıcı olduğunu bilerek düzenleme) ayrıca ispatlanması gerekir. Özensiz denetimden doğan tazminat sorumluluğu ise ceza sorumluluğundan ayrıdır ve bağımsız denetim kuruluşlarının hukuki sorumluluğu yazımızda incelenmiştir.

Özel Belgede Sahtecilikte Kullanılma Şartının Aranmaması

Madde 112/2’nin son cümlesi, uygulamada en dikkat çekici istisnayı içerir: “özel belgede sahtecilik suçundan dolayı cezaya hükmedebilmek için, sahte belgenin kullanılmış olması şartı aranmaz.” Bu istisnanın önemini kavramak için TCK m.207’nin genel kuralını bilmek gerekir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2013/488 K. 2014/19409 T. 17.11.2014 sayılı kararında, sahte özel belgenin hukuki sonuç doğuracak şekilde kullanılmasının, TCK m.207’nin oluşması için “zorunlu kurucu unsur” olduğunu açıkça belirtmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2010/19936 K. 2011/822 T. 02.02.2011 sayılı kararında bu kullanmanın fiili değil, hukuki sonuç doğuracak nitelikte bir kullanma olması gerektiğinin doktrin ve uygulamada tereddütsüz kabul edildiğini vurgulamıştır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin E. 2019/4655 K. 2022/15989 T. 11.10.2022 sayılı kararında da, suça konu belgelerin başka bir soruşturma sırasında sanığın üzerinde ele geçirilmiş olması ancak hiçbir yere ibraz edilmemiş olması nedeniyle, kullanma unsuru gerçekleşmediğinden beraat gerektiği sonucuna varılmıştır. Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2020/149 K. 2025/434 T. 29.05.2025 sayılı kararında da (hukuk yargısı) bu genel kural -TCK m.207’nin düzenleme veya değiştirme ile kullanma hareketlerinin birlikte icra edilmesiyle oluştuğu- teyit edilmiştir.

SPK m.112/2’nin son cümlesi, bu yerleşik kuralı sermaye piyasasındaki sahte muhasebe belgesi, finansal tablo veya denetim raporu bakımından bertaraf eder: belge düzenlenip kayıtlara veya sisteme dâhil edilmesi yeterlidir, ayrıca üçüncü bir kişiye ibraz edilmiş veya hukuki bir işlemde fiilen kullanılmış olması aranmaz. Bu düzenlemenin amacı açıktır: sermaye piyasasında sahte bir finansal tablonun zarar doğurması için mutlaka “kullanılması” beklenemez, tablonun kamuya açıklanmaya hazır hâle getirilmiş olması bile piyasa güvenini sarsmaya yeterlidir. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, E. 2017/592 K. 2017/594 T. 26.04.2017 sayılı kararı, bu istisnanın uygulanmasında dikkat edilmesi gereken bir usul hatasını da ortaya koymuştur: ilk derece mahkemesi, bilirkişi raporunun “el defterlerinin şirket yetkilileri tarafından tutulduğu ve şirketin gerçekleştirdiği iş ve işlemleri yansıttığı” tespitini kabul ettiği hâlde, aynı zamanda sanıkların “usulüne uygun defter tutmadıkları” gerekçesiyle TCK m.207/1’den mahkûmiyet kurmuştur; bu çelişkili gerekçe bozma nedeni sayılmıştır. Karar ayrıca, hükümden önce yürürlüğe giren 6362 sayılı Kanun’un 139. maddesindeki geçiş hükmünün de değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmiştir.

Banka veya Kredi Kurumu Sayılma (m.112/3)

Üçüncü fıkra, yatırım kuruluşları ile SPK’nın Üçüncü Kısmının Dördüncü Bölümünde yer alan kurumları (borsa, merkezi takas kuruluşu, merkezi saklama kuruluşu, Merkezi Kayıt Kuruluşu gibi piyasa altyapı kuruluşları), TCK m.244’te tanımlanan bilişim sistemine müdahale suçu bakımından banka veya kredi kurumu sayar. Bu sayma işleminin pratik sonucunu görmek için TCK m.244’ün yapısını bilmek gerekir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi, E. 2018/1242 K. 2020/2109 T. 03.09.2020 sayılı kararında bu yapıyı özetlemiştir: birinci fıkra bilişim sisteminin işleyişini engelleme/bozmayı, ikinci fıkra sistemdeki verileri bozma/yok etme/değiştirme/erişilmez kılmayı, sisteme veri yerleştirmeyi veya verileri başka yere göndermeyi cezalandırır; üçüncü fıkra ise bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da kamu kurum/kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi hâlinde cezanın yarı oranında artırılacağını öngörür. SPK m.112/3’ün işlevi tam olarak burada devreye girer: yatırım kuruluşu veya sayılan diğer kurumların bilişim sistemine yönelik TCK m.244/1 veya m.244/2 kapsamındaki bir saldırı, bu kurumlar banka/kredi kurumu sayıldığından otomatik olarak TCK m.244/3’teki ağırlaştırılmış hâlle cezalandırılır.

Bu ağırlaştırmanın uygulama sınırı da içtihatla netleşmiştir. Yargıtay 23. Ceza Dairesi, E. 2016/1817 K. 2016/1324 T. 15.02.2016 sayılı kararında, TCK m.244/4’ün (bilişim sistemini araç kılarak haksız çıkar sağlama) tali/ikincil bir norm olduğunu, failin hedefinin bilişim sistemine zarar vermek değil, sistemi yalnızca bir araç olarak kullanarak malvarlığına yönelik bir sonuç elde etmek olduğu hâllerde TCK m.244/4 değil, daha ağır cezayı gerektiren ilgili malvarlığı suçunun (somut olayda TCK m.155/2 güveni kötüye kullanma) uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Bu ilke m.112/3 bakımından şu sonucu doğurur: yatırım kuruluşunun bilişim sistemi yalnızca başka bir suçun (örneğin dolandırıcılık veya hırsızlık) aracı olarak kullanılmışsa, m.112/3’ün atıfta bulunduğu TCK m.244 değil, o suçun kendi hükümleri uygulanır; m.112/3’ün ağırlaştırıcı etkisi yalnızca sistemin bizzat hedef alındığı, yani TCK m.244/1 ve m.244/2’deki fiillerin doğrudan işlendiği hâllerde devreye girer.

Ceza Tablosu

Fıkra / FiilCeza
m.112/1 (defter/kayıt usulsüzlüğü, saklama yükümlülüğüne aykırılık)6 aydan 2 yıla kadar hapis + 5.000 güne kadar adli para
m.112/2 (finansal tablo, hesap, muhasebe hilesi, denetim raporu)TCK’nın ilgili hükümlerine göre (somut olaya göre değişir; özel belgede sahtecilikte kullanma şartı aranmaz)
m.112/3 (yatırım kuruluşu bilişim sistemine müdahale)TCK m.244/1-2 cezası, m.244/3 uyarınca yarı oranında artırılmış

İspat ve Delil Durumu

f.1 bakımından ispat, defter ve kayıtların fiziki veya elektronik incelemesi, muhasebe standartlarına uygunluk denetimi ve saklama süresine ilişkin tarih tespitine dayanır. f.2 bakımından ispatın merkezinde bilirkişi (mali müşavir/bağımsız denetim uzmanı) incelemesi yer alır; Danıştay İDDK’nın E. 2023/3269 sayılı kararında olduğu gibi, mizan ve muavin hesap kayıtlarının detaylı incelemesi çoğu zaman hileyi ortaya çıkarmaya yeterlidir. Kastın ispatı bakımından, hilenin sistematik/tekrarlanan niteliği (tek seferlik bir hata değil, planlı bir kayıt düzeni) kastın en güçlü göstergesidir.

Benzer Suçlarla Karşılaştırma

m.112/2’nin yollama yaptığı TCK m.207 (özel belgede sahtecilik), yukarıda ayrıntılı incelendiği gibi normalde kullanma şartına tabidir; m.112/2 bu şartı bertaraf ederek TCK m.207’den daha geniş bir uygulama alanı yaratır. TCK m.204 (resmi belgede sahtecilik) ise finansal tablo veya raporun resmi bir kurum tarafından ya da resmi bir sıfatla düzenlenip düzenlenmediğine göre gündeme gelebilir; SPK’ya sunulan raporların resmi belge sayılıp sayılmayacağı somut olaya göre değerlendirilir. m.112/3’ün atıf yaptığı TCK m.244 ise, m.110/2’deki kayıt suçuyla (kayıtları bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan kişi) fiil kalıbı bakımından örtüşür; farkı, m.110/2’nin doğrudan yatırım kuruluşu/fon kurulu/teminat sorumlusu bünyesindeki kayıtları hedef alan bağımsız bir SPK suçu olması, m.112/3’ün ise TCK m.244’ü doğrudan uygulanabilir kılıp yalnızca fail kapsamını (banka/kredi kurumu sayma yoluyla) genişleten bir atıf hükmü olmasıdır. Somut bir olayda hangi hükmün uygulanacağı, fiilin SPK’nın kendi tanımına mı (m.110/2) yoksa TCK m.244’ün genel tanımına mı (m.112/3 ile genişletilmiş hâliyle) daha çok uyduğuna bağlı olarak değerlendirilmelidir.

Zamanaşımı, Şikâyet ve Uzlaşma

f.1 bakımından dava zamanaşımı, üst sınırın iki yıl olması nedeniyle TCK m.66/1-e uyarınca sekiz yıldır. f.2 bakımından zamanaşımı, somut olayda uygulanan TCK hükmünün cezasına göre değişir: örneğin TCK m.207 (özel belgede sahtecilik, üst sınır iki yıl) uygulanırsa sekiz yıl, TCK m.204/1 (resmi belgede sahtecilik, üst sınır beş yıl) uygulanırsa TCK m.66/1-e’ye göre yine sekiz yıl, TCK m.204/2 (kamu görevlisinin sahteciliği, üst sınır sekiz yıl) uygulanırsa TCK m.66/1-d’ye göre on beş yıldır. f.3 bakımından ise TCK m.244/3 ile ağırlaştırılmış cezanın üst sınırına göre hesaplama yapılır.

Şikâyet bakımından m.112’nin her üç fıkrası da resen kovuşturulur. Uzlaşma bakımından f.1 kendine özgü bir SPK suçu olup TCK’da tanımlı değildir; CMK m.253/1-b’de tek tek sayılan TCK maddeleri arasında yer almadığından ve şikâyete tabi olmadığından uzlaştırma kapsamına girmez. f.2 bakımından durum daha incelikli bir değerlendirme gerektirir: uygulanan TCK hükmü m.207 (özel belgede sahtecilik) veya m.204 (resmi belgede sahtecilik) olsa dahi, bu iki madde de CMK m.253/1-b’nin tek tek saydığı suçlar (kasten yaralama, taksirle yaralama, konut dokunulmazlığının ihlali, hırsızlık, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, suç eşyasının satın alınması, çocuğun kaçırılması, ticari sır açıklanması) arasında yer almadığından, m.112/2 kapsamında uygulanan TCK hükümleri de uzlaştırma kapsamı dışında kalır.

Muhakeme Şartı ve Görevli Mahkeme

SPK m.115 “bu Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlar” ifadesini kullanır; m.112/2 ve m.112/3 tam olarak bu “atıfta bulunulan suç” kategorisine örnektir, zira bu fıkralar kendi ceza miktarını belirlemek yerine TCK’daki mevcut suç tiplerine (m.204/207, m.244) yollama yapar. Dolayısıyla m.112’nin üç fıkrası da -doğrudan tanımlanmış olan f.1 dâhil- m.115’teki Kurul’un yazılı başvurusu muhakeme şartına ve m.116’daki Hâkimler ve Savcılar Kurulunun ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği asliye ceza mahkemesi kuralına tabidir. Bu iki maddenin kapsamı ve ilgili içtihat yazılı başvuru şartı ve görevli mahkeme makalemizde ayrıntılı olarak incelenmiştir.

Sık Sorulan Sorular

m.112/1 ile m.112/2 arasındaki temel fark nedir?

f.1 kendi ceza miktarını doğrudan belirler (6 ay-2 yıl hapis); f.2 ise kendi ceza miktarını belirlemez, somut olaya uygun TCK hükmüne (sahtecilik gibi) yollama yapar.

Muhasebe hatası ile muhasebe hilesi arasındaki fark nedir?

Fark manevi unsurdadır: hata ihmal, dikkatsizlik veya bilgisizlikten kaynaklanırken, hile bilinçli olarak ve menfaat sağlamak amacıyla yapılır. m.112/2(c) yalnızca kasıtlı, yani hile niteliğindeki fiilleri kapsar.

Yanıltıcı bağımsız denetim raporu düzenleyen herkes mi cezalandırılır?

Hayır; kastın (raporun yanlış/yanıltıcı olduğunu bilerek düzenleme) ayrıca ispatlanması gerekir. Salt mesleki özensizlik veya standartlara aykırı fakat kasıtsız bir denetim, tek başına cezai sorumluluk doğurmaz.

Raporu düzenlemeyen ama düzenlenmesini sağlayan yönetim kurulu üyesi de cezalandırılır mı?

Evet; m.112/2(ç) açıkça “düzenlenmesini sağlayan ihraççıların sorumlu yönetim kurulu üyeleri veya sorumlu yöneticileri”ni de madde kapsamına almıştır.

“Sahte belgenin kullanılmış olması şartı aranmaz” ne anlama gelir?

TCK m.207’nin genel kuralına göre özel belgede sahtecilik suçunun oluşması için sahte belgenin hukuki sonuç doğuracak şekilde kullanılması zorunlu kurucu unsurdur. SPK m.112/2 bu şartı bertaraf eder: sahte finansal tablo, hesap veya rapor düzenlenmiş olması yeterlidir, ayrıca kullanılmış (üçüncü kişiye ibraz edilmiş) olması aranmaz.

Yatırım kuruluşunun bilişim sistemine yapılan her saldırı m.112/3 kapsamında mı ağırlaştırılır?

Hayır; ağırlaştırma yalnızca TCK m.244/1 ve m.244/2’deki fiillerin (sistemin işleyişini bozma, verileri bozma/yok etme/değiştirme/erişilmez kılma) doğrudan işlenmesi hâlinde uygulanır. Bilişim sistemi yalnızca başka bir suçun (dolandırıcılık, hırsızlık gibi) aracı olarak kullanılmışsa, o suçun kendi hükümleri uygulanır.

m.112/3 hangi kurumları kapsar?

Yatırım kuruluşlarını ve SPK’nın Üçüncü Kısmının Dördüncü Bölümünde yer alan kurumları (borsa, merkezi takas kuruluşu, merkezi saklama kuruluşu, Merkezi Kayıt Kuruluşu gibi piyasa altyapı kuruluşlarını) kapsar.

Dava zamanaşımı ne kadardır?

f.1 için sekiz yıl. f.2 için, uygulanan TCK hükmüne göre değişir (genellikle sekiz yıl, resmi belgede sahtecilikte nitelikli hâl uygulanırsa on beş yıl). f.3 için TCK m.244/3 ile ağırlaştırılmış cezanın üst sınırına göre hesaplanır.

m.112 uzlaşma kapsamında mıdır?

Hayır; ne f.1 (kendine özgü SPK suçu, TCK’da tanımlı değil) ne de f.2 kapsamında uygulanan TCK hükümleri (m.204, m.207) CMK m.253/1-b’nin uzlaştırma listesinde yer alır.

Kamu davası açılabilmesi için Kurul’un başvurusu gerekir mi?

Evet; m.112’nin üç fıkrası da SPK’da “tanımlanan veya atıfta bulunulan suç” kategorisine girdiğinden, m.115 uyarınca Kurul’un yazılı başvurusu muhakeme şartıdır.

Görevli mahkeme hangisidir?

m.116 uyarınca Hâkimler ve Savcılar Kurulunun ihtisas mahkemesi olarak görevlendirdiği asliye ceza mahkemesidir.

Sonuç

SPK m.112, sermaye piyasasının güvenilirliğinin temelini oluşturan defter, kayıt ve finansal raporlama düzenini üç farklı yaptırım tekniğiyle korur: kendi ceza miktarını belirleyen doğrudan bir suç (f.1), TCK’ya yollama yapan ve özel belgede sahtecilik suçunun genel kuralından saparak kullanma şartını kaldıran bir hüküm (f.2) ve yatırım kuruluşlarını TCK’nın bilişim suçları bakımından banka/kredi kurumu sayarak ceza ağırlaştıran bir fail-genişletme hükmü (f.3). Bu üç farklı teknik, aynı maddenin fıkraları arasında dahi ayrı ayrı hukuki analiz gerektirir. Bağımsız denetim kuruluşları, sorumlu yönetim kurulu üyeleri ve muhasebe/finansal raporlama süreçlerinden sorumlu yöneticiler bakımından, kastın nasıl ispatlanacağı ve hangi TCK hükmünün somut olaya uygulanacağı erken aşamada bir ceza avukatıyla değerlendirilmelidir. SPK m.110’daki güveni kötüye kullanma ve sahtecilik suçuna ilişkin ayrıntılı inceleme için Sermaye Piyasasında Güveni Kötüye Kullanma Suçu, Kurul’un denetim yetkisine karşı işlenen suçlara ilişkin olarak ise Sermaye Piyasasında Bilgi ve Belge Vermeme, Denetimin Engellenmesi Suçu başlıklı makalelerimizi, diğer ceza hukuku konuları için ise Ceza Hukuku sayfamızı inceleyebilirsiniz. Finansal tablo veya denetim raporu nedeniyle hakkında SPK incelemesi ya da soruşturma başlatılan yöneticiler ve denetçiler için Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu’nun savunma çalışmasına sermaye piyasası ceza avukatı sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

Bu makale Av. Fatih Sefer tarafından hazırlanmıştır.

Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu, Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul