Sermaye Piyasasında Güveni Kötüye Kullanma Suçu

Sermaye Piyasasında Güveni Kötüye Kullanma Suçu Sermaye Piyasası Kanunu’nun 110. maddesi ile yatırım kuruluşlarına, fon kurullarına veya teminat sorumlularına emanet edilen sermaye piyasası araçlarının, nakdin veya diğer kıymetlerin bu emanet ilişkisine aykırı biçimde kullanılmasını; halka açık ortaklıkların örtülü işlemlerle zarara uğratılmasını; kayıtların bozulmasını, yok edilmesini, değiştirilmesini veya erişilmez kılınmasını bağımsız ve ağır yaptırımlı bir suç olarak tanımlamıştır. Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesindeki genel güveni kötüye kullanma hükmünden farklı olarak SPK m.110, sermaye piyasasının kendine özgü güven ilişkisini korur ve TCK’daki cezayı esas alsa da alt sınırı üç yıldan aşağıya indirmeyerek genel hükmü ağırlaştırır. Bu makalede madde 110’un üç fıkrası ile soruşturma usulünü düzenleyen madde 115, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, Danıştay ve ilk derece mahkemesi kararları eşliğinde tek tek incelenmektedir.

SPK Madde 110’un Tam Metni

MADDE 110 – (1) Aşağıdaki fiiller güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hâlini oluşturur; ancak bu durumda 5237 sayılı Kanunun 155 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre hükmolunacak ceza üç yıldan az olamaz:
a) Yatırım kuruluşuna, 58 inci madde kapsamındaki fon kuruluna ve 59 uncu madde kapsamındaki teminat sorumlularına; sermaye piyasası faaliyetleri sebebiyle veya emanetçi sıfatıyla veya idare etmek için veya teminat olarak veya her ne nam altında olursa olsun, kayden veya fiziken tevdi veya teslim edilen sermaye piyasası araçları, nakit ve diğer her türlü kıymeti kendisinin veya başkasının menfaatine satmak, kullanmak, rehnetmek, gizlemek veya inkâr etmek
b) Yönetim, denetim veya sermaye bakımından dolaylı veya dolaysız olarak ilişkili bulunduğu diğer bir teşebbüs veya şahısla emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat, ücret ve bedel uygulamak örtülü işlemlerde bulunarak halka açık ortaklıkların kârını veya mal varlığını azaltmak
c) Halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının, yönetim, denetim veya sermaye bakımından doğrudan veya dolaylı olarak ilişkide bulundukları gerçek veya tüzel kişiler ile emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel, şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek gibi işlemlerde bulunarak kârlarını veya malvarlıklarını azaltmak veya kârlarının veya malvarlıklarının artmasını engellemek
(2) Yatırım kuruluşu, 58 inci madde kapsamındaki fon kurulu ve 59 uncu madde kapsamındaki teminat sorumluları bünyesinde tutulan kayıtları bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan kişiler, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar. Ancak 5237 sayılı Kanunun belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerinden mahkûmiyete bağlanan kanuni sonuçlar, bu suçtan mahkûm olanlar hakkında da uygulanır.
(3) Birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri kapsamına giren güveni kötüye kullanma suçunu işleyen kişi, etkin pişmanlık göstererek 21 inci maddenin dördüncü fıkrasında yer alan ödemenin yanı sıra bunun iki katı parayı Hazineye;
a) Henüz soruşturma başlamadan önce ödediği takdirde, hakkında cezaya hükmolunmaz,
b) Soruşturma evresinde ödediği takdirde, verilecek ceza yarısı oranında indirilir,
c) Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödediği takdirde, verilecek ceza üçte biri oranında indirilir.

Suçun Unsurları ve Korunan Hukuki Yarar

SPK m.110, klasik anlamda özgü suç yapısına tam olarak uymaz; ancak fiilen ancak belirli bir hukuki ilişki içinde bulunan kişiler tarafından işlenebilir. Birinci fıkranın (a) bendinde fail, kendisine sermaye piyasası aracı, nakit veya kıymet tevdi ya da teslim edilen yatırım kuruluşu, fon kurulu veya teminat sorumlusu çalışanı ya da yetkilisidir; (b) ve (c) bentlerinde ise fail, halka açık ortaklık veya kolektif yatırım kuruluşuyla yönetim, denetim veya sermaye bakımından ilişkili taraftır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/497 K. 2020/133 T. 25.02.2020 sayılı kararında, güveni kötüye kullanma suçunun temel unsurunun geçerli bir sözleşme ilişkisi çerçevesinde failin lehine zilyetlik tesis edilmiş olması olduğunu, bu unsurun SPK m.110/1-a bendindeki emanet ilişkisi bakımından da aynı şekilde arandığını ortaya koymuştur.

Korunan hukuki yarar iki katmanlıdır: bir yandan tevdi edenin veya halka açık ortaklığın bireysel malvarlığı, diğer yandan sermaye piyasasının bütünlüğüne duyulan kamu güveni korunur. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2019/30364 K. 2019/11098 T. 11.09.2019 sayılı kararında -manipülasyon suçu bağlamında olmakla birlikte, SPK’nın örtülü kazanç aktarımı suçlarına ilişkin doktrine doğrudan atıfla- geniş anlamda milli ekonominin ve piyasanın işleyişinin, dar anlamda ise bireysel yatırımcıların ve halka açık ortaklığın malvarlığının suçla korunan hukuki yarar olarak değerlendirildiğini belirtmiştir; bu tespit m.110/1-b,c bentleri bakımından da kıyasen geçerlidir. Anayasa Mahkemesi’nin E. 2013/24 K. 2013/133 T. 14.11.2013 sayılı norm denetimi kararı, maddenin bugünkü hâlini doğrudan şekillendirmiştir: Mahkeme, (b) bendinde o tarihte yer alan “…gibi…” ibaresini, hangi fiillerin suç oluşturacağını öngörülebilir şekilde belirlemediği, bu hâliyle kanunilik ilkesiyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiştir. Bu nedenle (b) bendi bugün sınırlı sayıda (numerus clausus) bir fiil listesi içerirken, aynı ibareyi hâlâ taşıyan (c) bendi -aşağıda ayrıca değinildiği üzere- açık uçlu bir fiil listesi olmaya devam etmektedir; bu, kanunilik ilkesi bakımından iki bent arasında dikkat çekici bir asimetri yaratmaktadır.

Manevi unsur bakımından suç, kasten işlenebilen bir suçtur; olası kastla işlenmesi mümkündür, ancak (a) bendindeki “inkâr etme” seçimlik hareketi doğrudan kastı gerektirir, zira inkâr iradi ve bilinçli bir beyanı ifade eder.

Emanetçi Sıfatıyla Tevdi Edilen Kıymetlerin Kötüye Kullanılması (m.110/1-a)

(a) bendi, kayden veya fiziken tevdi ya da teslim edilen sermaye piyasası araçları, nakit ve her türlü kıymetin satılması, kullanılması, rehnedilmesi, gizlenmesi veya inkâr edilmesini cezalandırır. “Her ne nam altında olursa olsun” ibaresi, tevdi ilişkisinin hukuki sebebini önemsiz kılar; sermaye piyasası faaliyeti, emanetçilik, idare yetkisi veya teminat ilişkisi eşit şekilde madde kapsamındadır. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2018/177 K. 2018/6961 T. 06.06.2018 sayılı kararında, mülga 2499 sayılı Kanunun 47/A maddesi ile 6362 sayılı Kanunun 110. maddesini karşılaştırarak emanetçi sıfatının kapsamını, yatırım kuruluşu nezdinde müşteri adına kayden tutulan sermaye piyasası araçlarını da içerecek şekilde geniş yorumlamıştır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2022/18087 K. 2023/2215 T. 14.04.2023 sayılı kararında ise kanun koyucunun sermaye piyasasında güven ilişkisinin ağırlığı nedeniyle ceza hukukuna son çare olarak başvurduğunu, bu nedenle madde 110’un TCK m.155’e göre daha ağır bir yaptırım öngördüğünü vurgulamıştır. Fon varlıklarını yöneten ve saklayan kuruluşların yatırımcıya karşı hukuki sorumluluğu ise portföy yönetim şirketinin sorumluluğu ve portföy saklama hizmeti yazılarımızda ele alınmıştır.

(a) bendindeki fiillerin TCK m.155’teki temel güveni kötüye kullanma fiilinden ayrıştığı nokta, emanet konusunun sermaye piyasası aracı, nakit veya kıymet olması ve failin sıfatının sermaye piyasası mevzuatınca tanımlanmış olmasıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2013/700 K. 2015/241 T. 23.06.2015 sayılı kararında bu ayrımı netleştirerek, TCK m.155’in genel norm, SPK’daki örtülü kazanç aktarımı hükmünün (110’un öncülü olan mülga 15. madde son fıkrası) özel norm olduğunu, iki normun unsurlarının farklılaştığını ve özel normun öncelikle uygulanması gerektiğini (lex specialis derogat legi generali) ortaya koymuştur.

Örtülü İşlemlerle Kâr veya Malvarlığının Azaltılması (m.110/1-b, c)

(b) bendi, ilişkili taraflarla emsallerine göre bariz farklı fiyat, ücret veya bedel uygulanan örtülü işlemler yoluyla halka açık ortaklığın kârının veya malvarlığının azaltılmasını; (c) bendi ise daha geniş bir seçimlik hareket listesiyle (farklı şartlı anlaşmalar, ticari uygulamalar, işlem hacmi üretme) aynı sonucu cezalandırır. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/4724 K. 2016/16728 T. 27.04.2016 sayılı kararında örtülü kazanç aktarımının üç şartını ortaya koymuştur: ilişkili taraf ilişkisinin varlığı, emsallerine göre bariz farklılık taşıyan bir işlem veya uygulama ve bu işlem sonucunda halka açık ortaklığın kârının veya malvarlığının azalması ya da artışının engellenmesi. Aynı kararda, (c) bendindeki “gibi” ibaresinin seçimlik hareketleri sınırlı sayı (numerus clausus) olmaktan çıkardığı, madde metninde sayılanlara benzer nitelikte başka örtülü işlemlerin de kapsama girebileceği belirtilmiştir. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2016/11171 K. 2016/21824 T. 25.10.2016 sayılı kararında ise (b) bendinin dar kapsamlı “fiyat/ücret/bedel” farklılığına, (c) bendinin ise anlaşma şartları ve işlem hacmi üretme gibi daha geniş bir fiil yelpazesine odaklandığı, bu nedenle iddianamede hangi bendin uygulandığının somut fiile göre ayrıca gösterilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Bu bentlerin cezai karşılığı, SPK m.21’de düzenlenen örtülü kazanç aktarımı yasağının (idari ve hukuki sonuçlar) cezai izdüşümüdür. m.21 hükmü halka açık ortaklıklara örtülü işlem yapma yasağı getirir ve m.94 uyarınca Kurul’a bu işlemlerin iadesi için dava açma yetkisi tanır; m.110/1-b,c ise aynı fiili suç olarak nitelendirir. İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/617 K. 2023/983 T. 15.11.2023 sayılı kararında (hukuk yargısı) bu ayrımı “aktif kazanç aktarımı” (ortaklığın doğrudan zarara uğratılması) ile “pasif kazanç aktarımı” (kâr artışının engellenmesi) olarak sınıflandırmış ve “bariz farklılık” ölçütünün m.21 metninde ayrıca yazılı olmasa bile emsal karşılaştırmasında belirleyici kriter olmaya devam ettiğini belirtmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/2919 K. 2025/7792 T. 24.12.2025 sayılı kararında (hukuk yargısı) somut bir örtülü işlem örneğine yer vermiş; ilişkili şirkete piyasa koşullarının belirgin şekilde altında finansman sağlanmasının, halka açık ortaklığın kârını %35 oranında azalttığı tespit edilen bir olayda örtülü kazanç aktarımının varlığını kabul etmiştir. Ceza yargılamasında bu tür hukuk mahkemesi kararları doğrudan mahkûmiyet delili oluşturmasa da, örtülü işlemin somutlaştırılması ve bilirkişi incelemesinin yöntemi bakımından yol gösterici niteliktedir.

Asgari Ceza Kuralı ve TCK m.155/2 ile İlişkisi

Madde 110/1 açıkça “5237 sayılı Kanunun 155 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre hükmolunacak ceza üç yıldan az olamaz” demektedir. TCK m.155/2 hizmet, meslek, sanat veya ticaret ilişkisi ya da başkasının mallarını idare etme yetkisi nedeniyle işlenen nitelikli güveni kötüye kullanmayı bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırır. SPK m.110/1 bu çerçeveyi korur, yalnızca alt sınırı üç yıla yükseltir; üst sınır TCK m.155/2’deki yedi yıl olarak kalır. Bu düzenleme tekniği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun E. 2013/700 K. 2015/241 sayılı kararında ortaya koyduğu özel norm niteliğiyle birlikte okunmalıdır: SPK m.110, TCK m.155’in bir alt hali değil, kendi unsurlarına sahip bağımsız bir suç tipidir; TCK m.155/2’ye yapılan atıf yalnızca ceza miktarının belirlenmesi tekniğine ilişkindir, suçun TCK m.155 kapsamında değerlendirilmesi anlamına gelmez.

Kayıtların Bozulması, Yok Edilmesi veya Değiştirilmesi Suçu (m.110/2)

İkinci fıkra, yatırım kuruluşu, fon kurulu veya teminat sorumluları bünyesinde tutulan kayıtları bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan kişileri iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırır; ayrıca TCK’nın belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerinden doğan kanuni sonuçların (TCK m.53 kapsamındaki hak yoksunlukları gibi) bu suçtan mahkûm olanlar hakkında da uygulanmasını öngörür. Adli para cezası hesabı bakımından güncel durum şudur: TCK m.52/2’de bir gün karşılığı adli para cezası miktarı, 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanunun 9. maddesiyle “yirmi ile yüz Türk Lirası” aralığından “yüz ile beş yüz Türk Lirası” aralığına yükseltilmiştir; buna göre m.110/2 kapsamında hükmedilecek adli para cezası, hâkimin gün sayısını (5.000-10.000 gün) ve bir gün karşılığı miktarı (100-500 TL) somut olayın ağırlığı ile failin ekonomik durumuna göre belirlemesi sonucu 500.000 TL ile 5.000.000 TL arasında değişebilir.

Bu fıkraya ilişkin doğrudan bir Yargıtay içtihadına şu an için rastlanmamaktadır; ancak fiil kalıbı (bozma, yok etme, değiştirme, erişilmez kılma), TCK m.244/2’deki bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçuyla neredeyse birebir örtüşmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/27 T. 24.01.2017 sayılı kararında TCK m.244/2’yi “bilişim sistemi üzerinde işlenen özel bir sahtecilik türü” olarak nitelendirmiştir; bu nitelendirme, madde 110/2’nin de neden ayrıca “belgede sahtecilik hükümlerinden doğan kanuni sonuçlara” atıf yaptığını açıklayan, evleviyetle uygulanabilecek bir yorum çerçevesi sunmaktadır: kayıt bütünlüğüne yönelik bu fiil de kanun koyucu tarafından bağımsız bir sahtecilik türü olarak tasarlanmıştır.

Etkin Pişmanlık (m.110/3)

Üçüncü fıkra, yalnızca (b) ve (c) bentleri kapsamındaki örtülü işlem fiillerini işleyen kişilere etkin pişmanlık imkânı tanır; (a) bendindeki emanet kıymetin kötüye kullanılması bu imkânın dışındadır. Kanun koyucunun bu ayrımı yapmasının nedeni, (b) ve (c) bentlerinin iadeye elverişli, miktarı somut olarak hesaplanabilen bir zarar unsuru içermesi, (a) bendinde ise emanet ilişkisinin doğrudan ihlalinin iadeyle telafi edilebilir görülmemesidir. Etkin pişmanlıktan yararlanmak için fail, SPK m.21/4’te öngörülen iade tutarına ek olarak bunun iki katı tutarında bir ödemeyi Hazineye yapmalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/140 K. 2021/477 T. 14.10.2021 sayılı kararında bu mekanizmayı ayrıntılı biçimde açıklamış; failin önce m.21/4 uyarınca örtülü kazanç aktarımına konu tutarı iade etmesi, ardından bu tutarın iki katını Hazineye ödemesi gerektiğini, iki ödemenin kümülatif olduğunu ve sırasıyla gerçekleşmesi gerektiğini belirtmiştir.

Ödemenin zamanına göre sonuç farklılaşır: soruşturma başlamadan önce ödeme yapılırsa ceza verilmez, soruşturma evresinde ödenirse ceza yarı oranında, kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödenirse üçte bir oranında indirilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun TCK m.168 genel etkin pişmanlık hükmüne ilişkin E. 2011/45 K. 2011/44 T. 12.04.2011 sayılı kararı, kısmi ödemenin tam ödeme sayılıp sayılmayacağı, ödemenin gönüllülük unsurunu taşıması gerektiği gibi genel ilkeler bakımından kıyasen yol göstericidir; SPK m.110/3 bakımından kısmi ödemenin -m.21/4 iadesi ile iki katı cezai ödemenin ayrı ayrı ve tam olarak yerine getirilmesi zorunlu olduğundan- kısmi ödemenin indirim hükmünü tam olarak tetiklemeyeceği, ancak somut olayda mahkemenin oranı takdir ederken bu genel ilkelerden yararlanabileceği değerlendirilmelidir.

Ceza Tablosu

Fıkra / FiilHapis CezasıAdli Para Cezası
m.110/1-a (emanet kıymetin kötüye kullanılması)3 yıldan 7 yıla kadar3.000 güne kadar (TCK m.155/2 yollamasıyla)
m.110/1-b, c (örtülü işlem)3 yıldan 7 yıla kadar3.000 güne kadar; etkin pişmanlıkla ceza verilmeyebilir veya 1/2-1/3 indirilebilir
m.110/2 (kayıt suçu)2 yıldan 5 yıla kadar5.000-10.000 gün (yaklaşık 500.000-5.000.000 TL)

İspat ve Delil Durumu

(a) bendi bakımından ispatın odağı, tevdi/teslim ilişkisinin varlığını gösteren sözleşme, hesap ekstresi veya kayden izleme sistemi (MKK/Takasbank) kayıtları ile failin bu kıymet üzerinde tasarrufta bulunduğunu gösteren işlem izidir. (b) ve (c) bentlerinde ispat, esas olarak emsal karşılaştırmasına dayanır: aynı dönemde, benzer koşullarda, ilişkisiz taraflarla yapılan işlemlerin fiyat/bedel/şartlarıyla ilişkili taraf işlemi kıyaslanır. Bu kıyaslama SPK denetleme raporlarında ve ceza yargılamasında görevlendirilen bilirkişi heyetlerince yapılır; Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin E. 2015/4724 K. 2016/16728 sayılı kararında ortaya konan üç şart (ilişkili taraf, bariz farklılık, kâr/malvarlığı azalması) bilirkişi raporlarının kapsamını da belirler. (2) fıkrası bakımından ise kayıt sisteminin adli bilişim incelemesiyle (log kayıtları, erişim izleri, yedekleme farkları) desteklenmesi gerekir.

İştirak, Teşebbüs ve İçtima

SPK m.110’da özel bir iştirak veya teşebbüs hükmü bulunmadığından TCK’nın genel hükümleri (m.37-41 iştirak, m.35 teşebbüs) uygulanır. (a) bendindeki “satmak, kullanmak, rehnetmek, gizlemek veya inkâr etmek” seçimlik hareketlerinden bazıları (özellikle satma ve rehnetme) icrai nitelikte olup teşebbüse elverişlidir; inkâr fiili ise anlık nitelikte olduğundan teşebbüsün pratik uygulama alanı sınırlıdır. (2) fıkrasındaki kayıt suçu ile TCK’daki belgede sahtecilik hükümlerinin “kanuni sonuçlar” yönünden birlikte anılması, iki suçun aynı fiilden doğduğu hallerde fikri içtima (TCK m.44) değerlendirmesini gerektirebilir; ancak kanun koyucu burada sahteciliğin ayrı bir suç olarak cezalandırılmasını değil, yalnızca mahkûmiyetin hukuki sonuçlarının (hak yoksunlukları) sahtecilik suçundaki gibi uygulanmasını öngörmüştür, bu nedenle tipik bir içtima değil, atıf yoluyla sonuç sirayeti söz konusudur.

Benzer Suçlarla Karşılaştırma

TCK m.155/1 uyarınca temel güveni kötüye kullanma, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezasını gerektirir ve şikâyete tabidir; TCK m.155/2 uyarınca nitelikli hâl (hizmet, meslek, sanat, ticaret ilişkisi veya idare yetkisi nedeniyle) bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezasını gerektirir ve resen kovuşturulur. SPK m.110/1, TCK m.155/2’nin ceza çerçevesini alıp alt sınırı üç yıla yükselten, ayrıca kendine özgü fail ve fiil tanımlarına sahip bağımsız bir suç tipidir; ikisi arasındaki temel fark, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun E. 2013/700 K. 2015/241 sayılı kararında vurguladığı gibi, SPK’nın emanet konusunu sermaye piyasası araçlarıyla sınırlaması ve (b), (c) bentlerinde tamamen farklı bir fiil tipi olan örtülü işlem yapısını düzenlemesidir. m.110/2’deki kayıt suçu ise TCK m.244/2’deki bilişim sistemi verilerini bozma/değiştirme suçuyla fiil kalıbı bakımından örtüşür; farkı, korunan verinin sermaye piyasası kayıtlarıyla sınırlı olması ve failin yatırım kuruluşu/fon kurulu/teminat sorumlusu bünyesinde bulunmasıdır. Son olarak SPK m.107’deki piyasa dolandırıcılığı (manipülasyon) suçundan farkı, m.107’nin piyasadaki fiyat oluşumunu doğrudan hedef alan aldatıcı işlem ve bilgi yayma fiillerini düzenlerken, m.110’un emanet ilişkisinin ve ilişkili taraf işlemlerinin ihlaline odaklanmasıdır; iki suç aynı olayda farklı fiillerle birlikte gerçek içtima hâlinde de işlenebilir. Kripto varlık hizmet sağlayıcılarında müşteri varlıklarının zimmete geçirilmesi ise ayrı ve daha ağır yaptırımlı kripto varlık zimmeti suçu (m.110/A) olarak düzenlenmiştir.

Zamanaşımı, Şikâyet ve Uzlaşma

Dava zamanaşımı süresi TCK m.66’daki genel kurala göre, suçun üst sınırına göre belirlenir. m.110/1 nitelikli hâli için üst sınır TCK m.155/2’deki yedi yıl olduğundan, TCK m.66/1-d bendi uyarınca (“beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda”) dava zamanaşımı on beş yıldır. Bu süre içtihatla da doğrudan doğrulanmıştır: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2025/11 K. 2025/568 T. 10.04.2025 sayılı kararında “güveni kötüye kullanma fiilinin nitelikli hali için zamanaşımı süresinin on beş yıl olduğu”nu açıkça tespit etmiş; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/2001 K. 2024/1497 T. 12.09.2024 sayılı kararında da aynı on beş yıllık süre, İzmir 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin SPK m.110 tatbikini esas alan ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi’nin E. 2022/2732 K. 2023/1037 sayılı kararıyla kesinleşen tespitine atıfla teyit edilmiştir. m.110/2 kayıt suçu bakımından ise üst sınır beş yıl olduğundan, TCK m.66/1-e bendi uyarınca (“beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda”) dava zamanaşımı sekiz yıldır; bu hesaplama doğrudan mevzuattan çıkmaktadır ve bu fıkraya özgü ayrı bir içtihada henüz rastlanmamıştır.

SPK denetleme sürecinin zamanaşımını durdurup durdurmadığı önemli bir pratik sorudur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2012/1329 K. 2014/178 T. 08.04.2014 sayılı kararında -mülga 2499 sayılı Kanun döneminde, ancak ilkesi hâlâ geçerli olmak üzere- Sermaye Piyasası Kurulu uzmanlarının denetleme yapmakla görevlendirilmesi ile Kurul karar organının suç duyurusunda bulunulmasına karar vermesi arasındaki sürede dava zamanaşımının durmadığına hükmetmiştir; bu ilke, m.115’teki yazılı başvuru öncesi denetleme/inceleme sürecinin de zamanaşımını durdurucu bir etkisinin bulunmadığını göstermektedir.

Şikâyet bakımından m.110 resen kovuşturulan bir suçtur; ancak soruşturmanın başlaması m.115 uyarınca Kurul’un yazılı başvurusu şartına bağlıdır (bu konu aşağıda ayrıca ele alınmıştır). Uzlaşma bakımından ise dikkatli bir ayrım gerekir: CMK m.253/1-b(5) bendi, “Türk Ceza Kanununda yer alan… Güveni kötüye kullanma (madde 155)” suçunu, fıkra ayrımı yapılmaksızın uzlaştırma kapsamına almıştır; nitekim TCK m.155/2’deki nitelikli hâlin dahi uzlaştırma işlemi yapılmadan hükme bağlanmasının bozma nedeni sayıldığı yerleşik uygulamadır. Ancak SPK m.110, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun E. 2013/700 K. 2015/241 sayılı kararında ortaya konduğu üzere TCK m.155’in bir alt hali değil, 6362 sayılı Kanunda düzenlenmiş bağımsız bir suç tipidir; CMK m.253/1-b(5)’in lafzı “Türk Ceza Kanununda yer alan madde 155” ile sınırlı olduğundan, sistematik yorumla SPK m.110’un bu listeye girmediği, dolayısıyla uzlaştırma kapsamı dışında kaldığı sonucuna varılması gerekir. Bu sonucu doğrudan teyit eden bir Yargıtay kararına şu an için rastlanmamıştır; bu nedenle konu, mevzuatın lafzından ve suçun bağımsız norm niteliğinden hareketle yapılan bir yorum olarak sunulmaktadır.

HAGB, Erteleme ve Görevli Mahkeme

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (CMK m.231) ve cezanın ertelenmesi (TCK m.51) bakımından SPK m.110’a özgü bir istisna yoktur; genel şartlar (iki yıl veya daha az süreli hapis cezası, sanığın daha önce kasıtlı suçtan mahkûm olmaması, zararın giderilmesi gibi) aynen uygulanır. Ancak m.110/1’deki üç yıllık asgari ceza sınırı, pratikte HAGB ve ertelemenin uygulama alanını daraltır; zira temel ceza doğrudan üç yıldan başladığından, temel cezada indirim sebebi (etkin pişmanlık, takdiri indirim, iştirak biçimi) bulunmadıkça iki yıl sınırının altına inilmesi güçtür. m.110/2 bakımından ise iki yıllık alt sınır, indirim sebepleriyle birlikte HAGB ve ertelemeyi daha olası kılar.

Görevli mahkeme, SPK m.116’da ayrıca ve özel olarak düzenlenmiştir:

MADDE 116 – (1) Bu Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlardan dolayı yargılama yapmaya Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği asliye ceza mahkemeleri yetkilidir.

Bu hüküm, ceza üst sınırına göre görevli mahkemeyi belirleyen genel CMK m.12 mantığından ayrı ve ona ek bir özel yetki kuralı getirir. m.110/1’in üst sınırı yedi yıl, m.110/2’nin üst sınırı beş yıl olduğundan, genel kurala göre zaten Asliye Ceza Mahkemesi görevli olurdu; ancak kanun koyucu m.116 ile bunu tesadüfe bırakmamış, yargı çevresindeki HER asliye ceza mahkemesini değil, yalnızca Hâkimler ve Savcılar Kurulunun SPK suçları için ihtisas mahkemesi olarak özel olarak görevlendirdiği asliye ceza mahkemesini yetkili kılmıştır. Bu nedenle SPK m.110 ve m.115’teki suçlara ilişkin bir iddianamenin ihtisaslaşmamış, sıradan bir asliye ceza mahkemesine gitmesi hâlinde görevsizlik itirazının gündeme gelmesi gerekir. Nitekim yukarıda anılan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi kararında atıf yapılan ilk derece kararının İzmir 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilmiş olması ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun m.110/3 etkin pişmanlığa ilişkin E. 2019/140 K. 2021/477 sayılı kararının kaynağının da bir asliye ceza mahkemesi hükmü olması, uygulamada bu ihtisas mahkemelerinin asliye ceza mahkemesi düzeyinde teşkil edildiğini doğrulamaktadır.

SPK Madde 115: Kurulun Yazılı Başvurusu ve Özel Soruşturma Usulü

MADDE 115 – (1) Bu Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlardan dolayı soruşturma yapılması, Kurul tarafından Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvuruda bulunulmasına bağlıdır. Bu başvuru muhakeme şartı niteliğindedir.
(2) Başvuru üzerine kamu davası açılması hâlinde iddianamenin kabulü ile birlikte, bir örneği Kurula tebliğ edilir ve Kurul aynı zamanda katılan sıfatını kazanır.
(3) Bu Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlardan dolayı yapılan soruşturmada Cumhuriyet savcısı, Kurul meslek personelinden yararlanabilir. Bu suçlardan dolayı şüpheli veya tanık sıfatıyla kişilerin ifadesinin alınması sırasında Kurul meslek personelinin de hazır bulunması sağlanabilir.
(4) Bu Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlardan dolayı yapılan soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığı kararının verilmesi hâlinde, Kurul bu karara karşı itiraza yetkilidir.
(5) 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesi, 109 uncu maddede yer alan suçlar bakımından da uygulanır.

Madde 115/1, Kurul’un yazılı başvurusunu açıkça bir muhakeme şartı olarak nitelendirir. Danıştay 13. Dairesi, E. 2019/142 K. 2023/4908 T. 20.11.2023 sayılı kararında maddenin gerekçesine atıfla, bu başvurunun kamu davası açılabilmesinin ön koşulu olduğunu ve Kurul’un başvurmama yönündeki kararlarına karşı idari yargı yolunun açık olduğunu belirtmiştir. Bu şartın gerçekleşmeden kamu davası açılmasının sonucu ağırdır: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/74 K. 2018/86 T. 13.03.2018 sayılı kararında, muhakeme şartı gerçekleşmeden açılan kamu davası sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının “yok hükmünde” olduğuna, dolayısıyla bu kararın kesin hüküm etkisi doğurmayacağına ve şart sonradan gerçekleştiğinde yeniden soruşturma yapılabileceğine hükmetmiştir. Antalya 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin E. 2015/615 K. 2018/785 T. 19.11.2018 sayılı kararı da muhakeme şartının hangi suç tipi bakımından (m.104 idari yaptırım gerektiren fiil mi, m.107 gibi cezai fiil mi) arandığının somut olayda ayrıca tespit edilmesi gerektiğini gösteren bir uygulama örneğidir. Buna karşılık Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2009/14618 K. 2010/2705 T. 12.03.2010 sayılı kararında, muhakeme şartı zaten gerçekleşmiş olan bir dosyada mahkemenin duruşmayı durdurma kararı vermesinin usul ve kanuna aykırı olduğuna, şart gerçekleştiğinde yargılamaya devam edilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Kurul’un bu süreçteki kararlarının idari yargı denetimine tabi olup olmadığı da ayrıca önem taşır. Danıştay 13. Dairesi, E. 2022/1429 K. 2024/5727 T. 19.12.2024 sayılı kararında, Kurul’un Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunma yönündeki kararının kesin ve yürütülebilir bir idari işlem niteliği taşımadığını, bu nedenle doğrudan iptal davasına konu edilemeyeceğini belirtmiştir; buna karşılık yukarıda anılan Danıştay 13. Dairesi’nin E. 2019/142 sayılı kararı, Kurul’un başvuruda bulunmama yönündeki olumsuz kararının (yani suç duyurusunda bulunmama kararının) idari davaya konu olabileceğini kabul etmiştir -iki karar birlikte okunduğunda, idari yargı denetiminin Kurul’un olumsuz (başvurmama) kararlarına açık olduğu, olumlu (suç duyurusu) kararlarına ise kapalı olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

Kurulun Katılan Sıfatı ve KYOK Kararına İtiraz

Madde 115/2 uyarınca Kurul, iddianamenin kabulüyle birlikte kendiliğinden katılan sıfatını kazanır; bu, CMK m.237’deki genel usulden -mağdurun veya suçtan zarar görenin davaya katılma talebinde bulunması gereken sistemden- ayrılan özel bir düzenlemedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, E. 2019/6 K. 2019/7 T. 13.12.2019 sayılı kararında, SPK m.115/2’deki bu kendiliğinden katılma mekanizmasını, Bankacılık Kanunu m.163’teki BDDK ve TMSF’nin katılan sıfatını kendiliğinden kazanmasına ilişkin benzer düzenlemeyle karşılaştırmış ve bu tür özel kanun hükümlerinin, kamu yararını temsil eden düzenleyici/denetleyici kurumlara CMK’nın genel usulünden ayrı, ayrıca talepte bulunma yükü getirmeyen bir katılma imkânı tanıdığını kabul etmiştir. Bu özel usul sayesinde Kurul, davaya katılma talebinde bulunmasa dahi kanunen katılan sıfatını taşır ve bu sıfatın sağladığı usuli haklardan (delil sunma, tanık dinletme, kanun yollarına başvurma) yararlanabilir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin E. 2010/12820 T. 14.07.2010 sayılı kararı ise -mülga kanun döneminden olmakla birlikte- Kurul’un katılan sıfatının usulüne uygun şekilde kaldırılabileceğini ve bu kaldırma kararına karşı Kurul’un temyiz yetkisinin bulunmadığını tespit ederek, katılan sıfatının kendiliğinden kazanılmasının mutlak ve geri alınamaz bir hak anlamına gelmediğini göstermiştir.

Madde 115/4, kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı Kurul’a itiraz yetkisi tanır. Bu düzenleme, CMK’nın genel itiraz sisteminden farklı olarak, Kurul’a -şikâyetçi sıfatı aranmaksızın- doğrudan bir itiraz hakkı verir; zira SPK suçları resen kovuşturulan suçlar olup mağdur sıfatı çoğu zaman doğrudan yatırımcılar ya da halka açık ortaklık olsa da, kamusal denetim makamı olarak Kurul’un bu sürece itiraz yoluyla müdahil olması amaçlanmıştır. Son olarak madde 115/5, 5651 sayılı Kanunun 8. maddesindeki içerik çıkarma ve erişimin engellenmesi hükümlerinin, yalnızca SPK m.109’da tanımlanan suçlar (usulsüz halka arz ve izinsiz sermaye piyasası faaliyeti) bakımından uygulanacağını öngörür; bu atıf m.110’daki güveni kötüye kullanma ve kayıt suçlarını kapsamaz, kapsamı bilerek m.109’daki suçlarla sınırlı tutulmuştur. Bu spesifik kesişime ilişkin bir içtihada rastlanmamış olup, hüküm doğrudan madde metninden yorumlanmıştır.

Ceza Tayininde Dikkat Edilecek Noktalar

Temel cezanın belirlenmesinde TCK m.61 uyarınca gerekçe gösterme zorunluluğu, m.110/1 bakımından özel bir önem taşır: alt sınır zaten üç yıl olduğundan, mahkemenin alt sınırdan uzaklaşarak ceza tayin etmesi hâlinde bu tercihin somut ve yeterli gerekçeyle desteklenmesi gerekir. (b) ve (c) bentleri arasındaki seçimin de iddianamede ve gerekçeli kararda ayrıca gösterilmesi gerektiği, Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin E. 2016/11171 K. 2016/21824 sayılı kararında vurgulanmıştır; zira iki bent farklı fiil tiplerini düzenlediğinden, hangi somut fiilin hangi bende girdiğinin belirsiz bırakılması bozma nedenidir. Etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasında da mahkemenin, ödemenin hangi evrede yapıldığını (soruşturma öncesi, soruşturma evresi, kovuşturma evresi) ve m.21/4 iadesi ile iki katı ödemenin ayrı ayrı gerçekleştiğini gerekçede göstermesi gerekir.

Sık Sorulan Sorular

SPK m.110 ile TCK m.155 arasındaki temel fark nedir?

SPK m.110, TCK m.155/2’nin ceza çerçevesini esas alsa da alt sınırı üç yıla yükselten ve emanet konusunu sermaye piyasası araçları, nakit ve kıymetlerle sınırlayan, ayrıca örtülü işlem yapısını (b, c bentleri) düzenleyen bağımsız bir suç tipidir; Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu ilişkiyi özel norm-genel norm ayrımı olarak nitelendirmiştir.

Örtülü işlem nasıl ispatlanır?

İspat, ilişkili taraf işleminin fiyat, bedel veya şartlarının, aynı dönemde ilişkisiz taraflarla yapılan benzer işlemlerle (emsal) karşılaştırılmasına dayanır; bu karşılaştırma genellikle SPK denetleme raporu ve bilirkişi incelemesiyle yapılır.

Etkin pişmanlık hangi fiiller için uygulanır?

Yalnızca m.110/1’in (b) ve (c) bentleri kapsamındaki örtülü işlem fiilleri için uygulanır; (a) bendindeki emanet kıymetin kötüye kullanılması etkin pişmanlık kapsamı dışındadır.

Etkin pişmanlıkta ne kadar ödeme yapılması gerekir?

Fail, SPK m.21/4’te öngörülen iade tutarına ek olarak bunun iki katı tutarında bir parayı Hazineye ödemelidir; ödeme soruşturma öncesinde yapılırsa ceza verilmez, soruşturma evresinde yarı oranında, kovuşturma evresinde üçte bir oranında indirim uygulanır.

m.110/2 kayıt suçu ile belgede sahtecilik suçu aynı fiil midir?

Hayır, m.110/2 kayıtların bozulması, yok edilmesi, değiştirilmesi veya erişilmez kılınmasını ayrı bir suç olarak düzenler; ancak kanun, belgede sahtecilik mahkûmiyetine bağlı kanuni sonuçların (hak yoksunlukları gibi) bu suçtan mahkûm olanlar için de uygulanmasını öngörmüştür.

m.110/2 kapsamında adli para cezası ne kadar olabilir?

Kanun beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası öngörür; bir gün karşılığı miktar TCK m.52/2 uyarınca güncel olarak yüz ile beş yüz Türk Lirası arasında takdir edildiğinden, toplam ceza yaklaşık 500.000 TL ile 5.000.000 TL arasında değişebilir.

Dava zamanaşımı süresi ne kadardır?

m.110/1 nitelikli hâli için üst sınır yedi yıl olduğundan zamanaşımı on beş yıldır; bu süre içtihatla da doğrulanmıştır. m.110/2 kayıt suçu için üst sınır beş yıl olduğundan zamanaşımı sekiz yıldır.

SPK m.110 uzlaşma kapsamında mıdır?

TCK m.155 CMK m.253’te uzlaştırma kapsamına alınmış olsa da, SPK m.110 ayrı bir kanunda düzenlenmiş bağımsız bir suç tipi olduğundan CMK m.253/1-b(5)’in lafzına göre bu kapsama girmediği değerlendirilmektedir; ancak bu noktada doğrudan bir Yargıtay kararı henüz bulunmamaktadır.

Kamu davası açılabilmesi için ne gerekir?

SPK m.115/1 uyarınca Kurul’un Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvuruda bulunması gerekir; bu başvuru bir muhakeme şartıdır ve başvuru olmadan açılan dava geçersizdir.

Muhakeme şartı gerçekleşmeden verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının hukuki durumu nedir?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre bu karar yok hükmündedir; kesin hüküm etkisi doğurmaz ve muhakeme şartı sonradan gerçekleştiğinde yeniden soruşturma yapılabilir.

Kurul davaya nasıl katılır?

Kurul, SPK m.115/2 uyarınca iddianamenin kabulüyle birlikte kendiliğinden katılan sıfatını kazanır; CMK m.237’deki genel usulün aksine ayrıca talepte bulunmasına gerek yoktur.

Kurul’un kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz hakkı var mıdır?

Evet, SPK m.115/4 Kurul’a bu karara karşı itiraz yetkisi tanır.

Görevli mahkeme hangisidir?

SPK m.116 uyarınca Hâkimler ve Savcılar Kurulunun bu suçlar için özel olarak ihtisas mahkemesi olarak görevlendirdiği asliye ceza mahkemesidir; sıradan/ihtisaslaşmamış bir asliye ceza mahkemesi görevli değildir.

5651 sayılı Kanun m.8 atfı m.110 suçlarını kapsar mı?

Hayır, SPK m.115/5’teki bu atıf yalnızca m.109’da tanımlanan suçlar (usulsüz halka arz ve izinsiz sermaye piyasası faaliyeti) bakımından uygulanır; m.110’daki güveni kötüye kullanma ve kayıt suçlarını kapsamaz.

Sonuç

SPK m.110, sermaye piyasasındaki emanet ilişkisini ve halka açık ortaklıkların malvarlığını, TCK’nın genel hükümlerinden daha ağır bir yaptırım rejimiyle korur; üç fıkrası (emanet kıymetin kötüye kullanılması, örtülü işlem, kayıt suçu) birbirinden farklı fiil tipleri ve ispat yöntemleri gerektirir. Madde 115’teki muhakeme şartı ve Kurul’un özel usuli konumu ise bu suçların soruşturma ve kovuşturma sürecini genel ceza muhakemesi usulünden belirgin şekilde ayırır. Gerek yatırım kuruluşu çalışanları ve yöneticileri, gerek halka açık ortaklıkların ilişkili tarafları bakımından bu düzenlemelerin doğru yorumlanması, hem soruşturma aşamasında hem de etkin pişmanlık gibi ceza indirimi imkânlarının zamanında ve usulüne uygun kullanılması bakımından belirleyicidir. Sermaye piyasası hukuku ve ceza hukukunun kesiştiği bu alanda somut olayın erken aşamada bir ceza avukatıyla değerlendirilmesi, hem etkin pişmanlık sürelerinin kaçırılmaması hem de muhakeme şartına ilişkin usuli itirazların zamanında ileri sürülmesi bakımından önem taşır. Sermaye Piyasası Kurulu’nun denetim yetkisine karşı işlenen bilgi/belge vermeme ve denetimin engellenmesi suçuna (SPK m.111) ilişkin ayrıntılı inceleme için Sermaye Piyasasında Bilgi ve Belge Vermeme, Denetimin Engellenmesi Suçu başlıklı makalemizi, yasal defter, muhasebe kaydı ve finansal tablo usulsüzlüğü suçuna (SPK m.112) ilişkin ayrıntılı inceleme için Sermaye Piyasasında Muhasebe ve Finansal Tablo Usulsüzlüğü Suçu başlıklı makalemizi, sermaye piyasası suçlarının genel çerçevesi için sermaye piyasası suçları ve cezaları yazımızı, diğer ceza hukuku konuları için Ceza Hukuku sayfamızı inceleyebilirsiniz. Fon, aracı kurum veya halka açık ortaklık kaynaklı soruşturmalarda Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu’nun savunma çalışması için sermaye piyasası ceza avukatı sayfamıza bakabilirsiniz.

Bu makale Av. Fatih Sefer tarafından hazırlanmıştır.

Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu, Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul