Yoksulluk nafakası, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan eşin, kusuru diğerinden daha ağır olmamak koşuluyla, diğer eşten mali gücü oranında isteyebileceği bakım nafakasıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde düzenlenmiştir. Bir tazminat değildir; boşanmadaki kusurun cezası da değildir. Amacı, evlilik birliğinin sona ermesiyle ekonomik olarak açığa düşen tarafın zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilmesini sağlamaktır. Bu yazıda yoksulluk nafakasının şartlarını, yoksulluğun nasıl ölçüldüğünü, miktarın nasıl belirlendiğini, artırım, azaltım ve kaldırma davalarını, zamanaşımını ve Anayasa Mahkemesi’nin “süresiz olarak” ibaresine ilişkin iptal kararının bugünkü durumunu uygulamadaki hâliyle ele alıyoruz.
Yoksulluk nafakası nedir?
Yoksulluk nafakası, evlilik birliği süresince eşler arasında bulunan karşılıklı yardım ve dayanışma yükümlülüğünün, birlik sona erdikten sonra sınırlı biçimde devam ettirilmesidir. Hukuki niteliği bir bakım yükümlülüğüdür. Bu nitelendirme akademik bir ayrıntı değildir; uygulamada doğrudan sonuç doğurur.
Birincisi, yoksulluk nafakası Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesindeki maddi ve manevi tazminattan farklıdır. Tazminat, boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen tarafın zararını giderir ve kusur, tazminatın hem varlığını hem miktarını belirler. Yoksulluk nafakasında ise nafaka yükümlüsünün kusuru hiç aranmaz. Boşanmada hiçbir kusuru olmayan eş dahi, diğer eşin yoksulluğa düşmesi hâlinde nafaka ödemekle yükümlü tutulabilir. Bu iki kurumun karşılaştırması için boşanma nedeniyle istenebilecek tazminat kalemlerini ayrıca inceleyebilirsiniz.
İkincisi, tazminat bir kez hükmedilip kesinleşen statik bir borçken, yoksulluk nafakası dinamiktir. Tarafların ekonomik durumu değiştikçe artırılabilir, azaltılabilir veya tamamen kaldırılabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/1204, K. 2023/1187 sayılı kararında kurumun amacını, boşanma sonucunda yoksulluğa düşecek ve boşanmada daha fazla kusuru bulunmayan eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması olarak tanımlamıştır. Buradan çıkan ölçü nettir: amaç nafaka alacaklısını zenginleştirmek değil, ekonomik boşluğu doldurmaktır.
Üçüncüsü, hâkim kararını yalnızca dava anındaki tabloya göre vermez. Aynı kararda vurgulandığı üzere hâkim, boşanma kararının verildiği anda, boşanma olgusuna dayalı olarak eşin yoksulluğa düşeceğini öngörüyorsa nafakaya hükmetmelidir. Yani değerlendirme ileriye dönüktür.
Kanun metni ve güncel durum
TMK m.175 – Yoksulluk nafakası: “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”
Güncel durum notu (Ağustos 2026): Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 4 Haziran 2026 tarihinde, Antalya 12. Aile Mahkemesi’nin itiraz başvurusu üzerine bu fıkradaki “süresiz olarak” ibaresini oyçokluğuyla iptal etmiştir. Gerekçeli karar bu satırların yazıldığı tarih itibarıyla Resmî Gazete’de yayımlanmamıştır; iptal hükmünün yayımdan dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi öngörülmektedir. Dolayısıyla madde bugün mevcut hâliyle uygulanmaya devam etmektedir. Ayrıntı için yazının son bölümüne bakınız.
Yoksulluk nafakasının şartları nelerdir?
Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için dört şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir:
- Boşanma kararı verilmiş olmalıdır. Yoksulluk nafakası boşanmanın mali sonucudur; evlilik devam ederken istenemez. Dava sürerken ödenen nafaka tedbir nafakasıdır.
- Talep bulunmalıdır. Hâkim yoksulluk nafakasına kendiliğinden hükmedemez. Talep edilen miktarın üzerine de çıkamaz.
- Talep eden taraf boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olmalıdır.
- Talep edenin kusuru diğer taraftan daha ağır olmamalıdır.
Nafaka yükümlüsü bakımından aranan tek ölçüt mali güçtür; onun kusurlu olup olmadığına bakılmaz.
Yoksulluk nasıl ölçülür?
Kanun “yoksulluk”u tanımlamamıştır. Ölçüt, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 07.10.1998 tarih ve 1998/2-656 E., 1998/688 K. sayılı kararında kurulmuş ve o tarihten bu yana istikrarla uygulanmıştır: yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür ve eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayan kişi yoksul kabul edilir. Aynı ölçüt Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/262, K. 2022/772 sayılı kararında da tekrarlanmıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: ölçüt, evlilik içindeki refah düzeyinin aynen sürdürülmesi değildir. Yoksulluk nafakası, eski yaşam standardını korumaya yarayan bir araç değil, zorunlu ihtiyaçların karşılanmasını sağlayan bir destektir. Evlilik içindeki yaşam düzeyi, yoksulluğun var olup olmadığında değil, nafakanın miktarının takdirinde etkili olur.
Asgari ücret düzeyinde gelir yoksulluğu ortadan kaldırır mı?
Kaldırmaz. Yargıtay’ın yerleşik uygulaması, asgari ücret seviyesinde gelire sahip olmanın yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olmadığı yönündedir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/652, K. 2015/9174 sayılı kararında bu ilkeyi bir adım ileri taşımış ve asgari ücretin üzerinde gelire sahip olmanın da tek başına nafakaya engel olmadığını, bu durumun ancak nafakanın miktarını tayin ederken dikkate alınacağını belirtmiştir.
Aynı yaklaşım 2. Hukuk Dairesi kararlarında da süreklidir. E. 2024/8385, K. 2024/8691 sayılı kararda kadının asgari ücret düzeyindeki gelirinin onu yoksulluktan kurtaracak düzeyde olmadığı, nafaka koşullarının gerçekleştiği kabul edilmiştir. E. 2024/2361, K. 2024/9651 sayılı kararda aynı gerekçeyle nafaka talebinin reddi bozma sebebi yapılmıştır. E. 2024/482, K. 2024/8264 sayılı kararda fabrikada asgari ücretle çalışan eş, E. 2025/8100, K. 2025/9205 sayılı kararda bir dükkânda tezgâhtar olarak çalışan eş bakımından da aynı sonuca varılmıştır. E. 2023/6081, K. 2025/1291 sayılı kararda ise yerel mahkemenin ret kararı bu gerekçeyle bozulmuştur.
Gelirin sürekli ve düzenli olması neden önemlidir?
Yoksulluğu ortadan kaldıran gelir, yalnızca miktarıyla değil güvencesiyle de tanımlanır. Geçici işler, mevsimlik çalışma veya gündelik kazançlar kişinin yaşamını planlamasına imkân vermediğinden yoksulluğu gidermiş sayılmaz. Buna karşılık sigortalı ve sürekli bir işte çalışmaya başlamak sonucu değiştirir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/295, K. 2025/7503 sayılı kararında, yargılama aşamasında sigortalı olarak çalışmaya başlayan ve düzenli, sürekli gelir elde eden eşin boşanma sebebiyle yoksulluğa düşmeyeceğini kabul etmiştir. E. 2024/10343, K. 2025/6475 sayılı kararda da aynı tespit yapılmış, ayrıca tarafların gelirlerinin birbirine denk olduğu vurgulanmıştır. E. 2025/3855, K. 2026/2110 sayılı kararda özel bir firmada aşçı olarak çalışan eş yönünden nafaka talebinin kabulü bozulmuştur.
Emekli aylığı, dul veya yetim aylığı yoksulluğu ortadan kaldırır mı?
Burada sık yapılan hata, aylığın varlığını tek başına belirleyici saymaktır. Doğru yaklaşım, aylığın miktarına ve nafakayla birlikte eline geçen toplam gelire bakmaktır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2010/13809, K. 2010/16240 sayılı kararında, boşanmadan sonra kendisine yetim aylığı bağlanan eş bakımından nafakanın kaldırılmasına karar verilmesini bozmuştur. Gerekçe açıktır: alınan aylık ile nafakanın toplamı asgari ücrete yakın olduğundan, bu tutar kişiyi yoksulluktan kurtaracak düzeyde değildir. Aynı yönde 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/652, K. 2015/9174 sayılı kararında da yetim aylığı bağlanmış olması nafakanın tümden kaldırılması için yeterli görülmemiş, olsa olsa azaltma sebebi sayılmıştır.
Buna karşılık aylığın düzeyi ve diğer gelirlerle birleşimi kişiyi zorunlu ihtiyaçlarını karşılar duruma getiriyorsa sonuç değişir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/6054, K. 2026/1946 sayılı kararında, hem SGK emeklisi olan hem de çalışan, ayrıca mal varlığı bulunan eş bakımından TMK 175 koşullarının gerçekleşmediğine hükmetmiştir. E. 2024/3220, K. 2024/10323 sayılı kararda tarafların gelirlerinin birbirine yakın ve denk olması, E. 2023/9023, K. 2024/187 sayılı kararda ise nafaka yükümlüsünün gelirinin asgari ücretin altında kalması, nafaka talebinin reddi sonucunu doğurmuştur.
Taşınmaz ve mal varlığının etkisi
Kişinin adına kayıtlı gelir getiren taşınmazların bulunması yoksulluk karinesini zayıflatır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/6054, K. 2026/1946 sayılı kararında iki ev, iki dükkân, bir depo ve tarla varlığı bulunan eş bakımından nafaka koşullarının gerçekleşmediği sonucuna varılmıştır. Aynı Daire, E. 2025/1889, K. 2025/9455 sayılı kararında ise mahkemelere yol göstermiştir: eşin sürekli ve düzenli gelirinin bulunup bulunmadığı, çalışıyorsa gelirinin diğer eşinkine yakın ve denk olup olmadığı, tarafların kirada oturup oturmadıkları, adına kayıtlı taşınmazların değerleri ile kira veya başka gelir getirip getirmediği araştırılmadan hüküm kurulması eksik incelemedir.
Bu araştırmanın kapsamına, boşanmayla birlikte görülen mal rejimi davalarının sonucu da girer. Tasfiyeden doğan katılma alacağı ya da ziynet alacağı kişinin eline geçtiğinde ekonomik tablosu değişebilir. Ancak dürüst olmak gerekirse, bu noktada bağlayıcı bir Yargıtay çoğunluk içtihadı bulunmamaktadır; konuya değinen bir daire kararı mevcutsa da ilgili değerlendirme kararın çoğunluk gerekçesinde değil karşı oy yazısında yer almaktadır. Bu nedenle uygulamada mal rejimi tasfiyesinden alınan pay, yoksulluğu kendiliğinden ortadan kaldıran bir olgu olarak değil, ekonomik durumun bütünü içinde değerlendirilen bir unsur olarak ele alınmalıdır. Mal rejiminin nasıl işlediği konusunda evlilikte uygulanan mal rejimlerine bakabilirsiniz.
Kusur durumu nafaka hakkını nasıl etkiler?
Kanun, nafaka isteyen tarafın kusurunun diğerinden daha ağır olmamasını arar. Bu ifade uygulamada sıklıkla yanlış aktarılır. Nafaka isteyenin kusursuz olması gerekmez; kusurunun az olması da şart değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/986, K. 2025/3736 sayılı kararında kanuni şart aynen bu şekilde hatırlatılmıştır.
Buradan üç sonuç çıkar:
- Kusursuz eş nafaka isteyebilir.
- Daha az kusurlu eş nafaka isteyebilir.
- Eşit kusurlu eş de nafaka isteyebilir. Çünkü eşit kusurlu olan taraf, diğerinden “daha ağır” kusurlu değildir. Eşit kusur hâlinde nafakanın reddi, kanunun lafzına aykırıdır.
Buna karşılık boşanmada ağır kusurlu veya tam kusurlu olduğu belirlenen eş, yoksulluğa düşecek olsa dahi yoksulluk nafakası alamaz. Bu, kurumun sosyal niteliğine getirilmiş bilinçli bir sınırdır: kendi ağır kusuruyla evliliğin sona ermesine yol açan tarafın bundan ekonomik menfaat sağlaması hakkaniyete aykırı görülmüştür.
Nafaka miktarı nasıl belirlenir?
Miktar iki değişkenin kesişiminde belirlenir: nafaka alacaklısının ihtiyacı ve nafaka yükümlüsünün mali gücü. Hâkim, yükümlünün gelirini, mal varlığını, bakmakla yükümlü olduğu diğer kişileri ve yaşam standardını bir bütün olarak değerlendirir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/7187, K. 2021/8366 sayılı kararında, erkeğin sosyal ve ekonomik durumu gözetilerek kadın yararına uygun miktarda nafaka takdiri gerektiği belirtilmiştir.
Ölçü, nafaka yükümlüsünü de yoksulluğa sürüklememektir. Yükümlünün işsiz olması veya gelirinin düşük olması nafakaya hükmedilmesine mutlak engel değildir; ancak bu durum miktarın ödeme gücüyle orantılı, gerektiğinde sembolik düzeyde tutulmasını gerektirir. Tarafların gelirleri birbirine yakın ve denk ise, kural olarak nafaka koşulları oluşmaz.
Uygulamada miktarın belirlenmesinde başvurulan başlıca deliller şunlardır: tarafların sosyal ve ekonomik durum araştırması raporları, SGK kayıtları ve maaş bordroları, tapu ve trafik tescil kayıtları, banka hesap hareketleri, kira sözleşmeleri ve tanık beyanları.
İrat mı, toptan ödeme mi?
TMK m.176/1 uyarınca yoksulluk nafakası kural olarak irat, yani aylık ödemeler biçiminde hükmedilir. Bu, nafakanın bakım yükümlülüğü niteliğine en uygun yöntemdir; yoksulluk süreklilik gösteren bir durumdur ve ihtiyacın periyodik olarak karşılanması gerekir. Somut olayın haklı kıldığı hâllerde toptan ödemeye de karar verilebilir.
Ödeme biçimi konusunda hâkim taleple bağlıdır (HMK m.26). Taraflar yalnızca irat biçiminde nafaka istemişse hâkim kendiliğinden toptan ödemeye hükmedemez.
Toptan ödemenin sonuçları irat nafakadan esaslı biçimde ayrılır. Toptan ödemede tek bir alacak doğar; taksitler hâlinde tahakkuk eden bir borç yoktur. Bunun icra hukukundaki yansıması için aşağıdaki zamanaşımı bölümüne bakınız. Toptan ödeme yapıldıktan sonra koşulların değişmesine dayanılarak yeniden nafaka istenmesi de kural olarak mümkün görülmemektedir; ancak bu konuda kesin ve yerleşik bir içtihat ortaya konulabilmiş değildir, bu nedenle toptan ödeme seçeneği somut dosyada dikkatle değerlendirilmelidir.
Hüküm fıkrasının yazımı kritiktir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2013/22147, K. 2014/13946 sayılı kararında, ilam hükmünde nafakanın irat biçiminde ödeneceğine dair bir kayıt bulunmadığından toptan ödemeye karar verildiğinin kabulü gerektiğine hükmetmiştir. İcra hâkimi ilamı yorum yoluyla değiştiremez, hüküm fıkrasına ilave yapamaz. Dolayısıyla kararda nafakanın aylık olarak ödeneceğinin açıkça yazılması, yıllar sonra doğacak bir uyuşmazlığı baştan önler.
Nafaka her yıl artar mı?
TMK m.176/4 uyarınca hâkim, gelecek yıllarda nafakanın hangi oranda artırılacağına karar verebilir. Uygulamada bu artış genellikle TÜİK’in yayımladığı ÜFE veya TÜFE oranına bağlanır. Kararda böyle bir endeksleme yer alıyorsa nafaka her yıl kendiliğinden güncellenir ve alacaklının yeniden dava açmasına gerek kalmaz.
İlk kararda endeksleme yapılmamışsa, nafaka alacaklısının değişen ekonomik koşullar nedeniyle artırım davası açma hakkı her zaman saklıdır. Endeksli bir karar bulunması da olağanüstü bir değişiklik hâlinde artırım davası açılmasına engel değildir.
Nafakanın artırılması davası
TMK m.176/4 iradın artırılması veya azaltılması için iki alternatif sebep öngörür: tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu gerektirmesi. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/10601, K. 2017/5893 sayılı kararında bu hükmün uygulanma yöntemi ayrıntılı biçimde ortaya konulmuştur.
Karara göre artırım davalarında bakılacak asıl mesele, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarındaki değişikliğin önceki nafaka takdirinde kurulan dengeyi bozup bozmadığıdır. Artırım, alacaklının ihtiyaçlarını karşılayacak ve yükümlünün gelir durumuyla orantılı olacak biçimde, hakkaniyet ölçüsünde yapılmalıdır.
Kararın uygulama açısından en önemli yanı şudur: tarafların gelir ve giderlerinde nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik yoksa, yoksulluk nafakası TÜİK’in yayımladığı ÜFE oranında artırılmalı ve önceki takdirde sağlanan denge korunmalıdır. Anılan dosyada, bir önceki artırım kararının kesinleşmesinden itibaren yaklaşık bir yıl iki ay geçmiş, olağanüstü bir değişiklik de ileri sürülmemişken aylık nafakanın 220 TL’den 500 TL’ye çıkarılması yüksek oranlı artış sayılarak bozulmuştur.
Buradan pratik iki sonuç çıkar. Nafaka alacaklısı iseniz, ÜFE’nin üzerinde bir artış talep ediyorsanız olağanüstü değişikliği (yükümlünün gelirinde ciddi artış, kendi giderlerinizde beklenmeyen yükselme gibi) somut delillerle ortaya koymanız gerekir. Nafaka yükümlüsü iseniz, iki takdir arasında geçen sürenin kısalığı ve olağanüstü değişiklik bulunmadığı, savunmanızın merkezine yerleştirilmelidir.
Nafakanın azaltılması davası
Azaltım davası, artırımın aynası olarak aynı hükme dayanır. Nafaka alacaklısının ekonomik durumunda yoksulluğu tümüyle ortadan kaldırmayan ancak kısmen iyileştiren bir değişiklik olduğunda, doğru sonuç nafakanın kaldırılması değil uygun oranda indirilmesidir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/652, K. 2015/9174 sayılı kararı bu ayrımın en açık örneğidir. Nafaka alacaklısına yetim aylığı bağlanmış, yerel mahkeme nafakayı tümden kaldırmıştır. Yargıtay, alacaklının eline geçen toplam gelirin onu yoksulluktan kurtaracak nitelikte olmadığını, ancak bağlanan aylığın nafakanın azaltılmasına etki edecek bir olgu olduğunu belirterek, TMK m.4’teki hakkaniyet ilkesi gereğince nafakanın uygun bir miktarda indirilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Nafaka yükümlüsünün gelirinde meydana gelen azalma da azaltım sebebi olabilir. Buna karşılık yükümlünün yeniden evlenmesi veya yeni bir çocuğunun olması gibi, bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısının artmasına ilişkin hâllerin azaltıma etkisi konusunda yerleşik bir Yargıtay ölçütü ortaya konulmuş değildir. Bu hâller TMK m.176/4’ün “mali durumların değişmesi” ölçütü içinde, her somut olayın özelliğine ve hakkaniyete göre değerlendirilmektedir; kesin bir kural olarak sunulması doğru olmaz.
Nafakanın kaldırılması ve sona ermesi
TMK m.176/3, sona erme hâllerini ikiye ayırır. Bu ayrım pratikte belirleyicidir.
| Kendiliğinden sona eren hâller | Mahkeme kararıyla kaldırılan hâller |
|---|---|
| Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi Taraflardan birinin ölümü | Alacaklının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması Yoksulluğunun ortadan kalkması Haysiyetsiz hayat sürmesi |
İlk sütundaki hâllerde ayrıca bir karara gerek yoktur; olgunun gerçekleşmesiyle nafaka son bulur. İkinci sütundaki hâllerde ise nafaka kendiliğinden ortadan kalkmaz, yükümlünün nafakanın kaldırılması davası açması ve iddiasını ispat etmesi gerekir. İspat yükü davacı yükümlü üzerindedir.
Fiilen evliymiş gibi yaşama, tarafların resmî bağ olmaksızın aynı konutu paylaşmaları ve ekonomik–sosyal hayatlarını birleştirerek karı koca gibi sürdürmeleridir. Süreklilik aranır; geçici veya arızi ilişkiler bu kapsamda değildir. İspatında sosyal doku araştırması, kolluk tespit tutanakları ve tanık beyanları kullanılır. Haysiyetsiz hayat sürme ise toplumun genel ahlak anlayışıyla bağdaşmayan ve süreklilik gösteren bir yaşam biçimini ifade eder; tek bir olay bu nitelendirmeye yetmez.
Kaldırma kararı hangi tarihten itibaren sonuç doğurur?
Bu soru uygulamada çok sorulur ve cevabı nettir. 28.11.1956 tarih ve 15/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, nafakaya hükmedilmesi, nafakanın artırılması veya kaldırılması taleplerinin kabulünde karar dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere verilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/11042, K. 2016/11889 sayılı kararında bu ilkeye dayanılarak, nafakanın hangi tarihten itibaren kaldırıldığının hükümde gösterilmemesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Ayrıca değerlendirme, dava tarihindeki koşullara göre yapılır (3. Hukuk Dairesi, E. 2010/13809, K. 2010/16240). Yargılama sırasında ortaya çıkan sonraki gelişmeler değil, davanın açıldığı andaki tablo esas alınır.
Ne zamana kadar talep edilebilir? (TMK 178)
Yoksulluk nafakası kural olarak boşanma davası içinde istenir. Boşanma davasında talep edilmemişse veya bu konuda bir karar verilmemişse, boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra bağımsız bir dava ile de istenebilir.
TMK m.178: “Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.”
Bu bir yıllık süre bir zamanaşımı süresidir, hak düşürücü süre değildir. Bunun pratik sonucu şudur: mahkeme süreyi kendiliğinden gözetemez. Süre geçtikten sonra açılan davada davalı taraf, süresinde ve usulüne uygun biçimde zamanaşımı def’i ileri sürmezse dava esastan incelenir ve nafakaya hükmedilebilir. Sürenin başlangıcı, boşanma kararının kesinleştiği tarihtir.
Boşanma davası içinde yoksulluk nafakası talebinden açıkça feragat edilmişse, bir yıllık süre içinde dahi yeni bir nafaka davası açılamaz. Feragat, talep hakkını kesin olarak sona erdirir.
Anlaşmalı boşanmada yoksulluk nafakası
Anlaşmalı boşanmada nafaka, tarafların hâkim tarafından onaylanan protokolüyle belirlenir. Protokolde nafakanın miktarı serbestçe kararlaştırılabileceği gibi, belirli bir tarihe kadar ödeneceği de öngörülebilir. Anlaşmalı boşanmanın işleyişi için anlaşmalı boşanma davasının şartlarını ayrıca inceleyebilirsiniz.
Protokolle kararlaştırılmış nafakanın sonradan kaldırılması veya azaltılması istendiğinde Yargıtay’ın yaklaşımı serttir. 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/11042, K. 2016/11889 sayılı kararında ortaya konulan ölçütler şunlardır:
- Nafaka iradı tarafların sözleşmesine dayansa bile indirilebilir ve hatta tamamen kaldırılabilir.
- Ancak sözleşmeyle kararlaştırılmış ve hâkim tarafından onaylanmış iradın, kanunda aranan şartlar gerçekleşmeden kaldırılmasını veya indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir.
- Sırf boşanmayı sağlayabilmek için bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde yükümlülük üstlenen ya da karşı tarafın nafakaya ihtiyacı olmadığını bilen kişinin sonradan kaldırma talebinde bulunması, iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleriyle bağdaşmaz.
- Buna karşılık edimler arasındaki denge umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulmuşsa, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması gündeme gelebilir. Ölçüt, tarafların gelişmeleri baştan öngörebilselerdi sözleşmeyi bambaşka koşullarla kuracak olmaları ve mevcut koşullara katlanmanın özveri sınırını aşmasıdır.
Anılan dosyada, protokolle 2029 yılına kadar aylık 5.000 TL nafaka ödemeyi kabul eden tarafın kaldırma talebi, karşı tarafın boşanmadan önce de aynı işte çalışıyor olması ve ekonomik durumunda öngörülemeyen bir değişiklik bulunmaması nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Protokolde nafakadan açıkça feragat edilmişse sonradan nafaka istenemez. Protokolde nafaka konusunda hiçbir hüküm bulunmuyorsa, TMK m.178’deki bir yıllık süre içinde bağımsız dava açılması yolu açıktır.
Ödenmemesi hâlinde icra ve zamanaşımı
Yoksulluk nafakası, boşanma kararının kesinleşmesiyle işlerlik kazanır. Dava sürerken ödenen tedbir nafakası, kararın kesinleşmesiyle yoksulluk nafakasına dönüşür. Her aylık taksit muaccel olduğu tarihte istenebilir hâle gelir ve ödenmemesi hâlinde ilamlı icra takibi yapılabilir.
Nafaka alacakları icra hukukunda ayrıcalıklı konumdadır. Maaş haczinde diğer alacaklar için geçerli olan dörtte bir sınırı, işleyen nafaka alacağı bakımından uygulanmaz. Bununla birlikte bu, “maaşın tamamı haczedilir” anlamına gelmez: kesinti, hükmedilen aylık nafaka miktarıyla sınırlıdır; birikmiş nafaka alacağı için ise genel sınırlar çerçevesinde ayrıca haciz uygulanır. Nafaka ödeme yükümlülüğünü ihlal eden borçlu hakkında ayrıca İcra ve İflas Kanunu m.344 uyarınca alacaklının şikâyeti üzerine tazyik hapsi kararı verilebilir.
Birikmiş nafaka alacağında zamanaşımı
Burada nafakanın ödeme biçimine göre ikili bir ayrım yapmak gerekir.
İrat biçimindeki nafakada süre kayar. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2019/9724, K. 2019/13231 sayılı kararında belirtildiği üzere, TBK m.156/2 uyarınca mahkeme kararına bağlanmış borçta zamanaşımı on yıldır; ancak nafaka ilamları bir borcun veya hakkın varlığını belirten ilamlar gibi değildir, nafaka alacağı zaman geçtikçe borçlunun zimmetinde tahakkuk eder. Bu nedenle takip tarihinden geriye doğru on yıldan önce işlemiş nafaka taksitleri zamanaşımına uğrar; on yıl içindeki taksitler istenebilir. İcra mahkemesi bu incelemeyi yapmadan takibi tümden iptal edemez.
Toptan ödemeye hükmedilen nafakada ise tek bir alacak söz konusudur ve İcra ve İflas Kanunu m.39 devreye girer: ilama dayanan takip, son işlem üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2013/22147, K. 2014/13946 sayılı kararında, ilamda irat kaydı bulunmadığından toptan ödemeye hükmedildiği kabul edilmiş ve takip tarihi itibarıyla on yıllık ilam zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Türk Borçlar Kanunu m.147’deki dönemsel edimlere ilişkin beş yıllık süre, ilama bağlanmış nafaka alacakları bakımından uygulanmaz.
Görevli ve yetkili mahkeme
Yoksulluk nafakasına ilişkin davalarda görevli mahkeme aile mahkemesidir; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde bu sıfatla asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Görev kamu düzenindendir ve mahkemece kendiliğinden gözetilir.
Boşanma davası içinde istenen nafakada yetki, boşanma davasının yetki kuralına tabidir. Boşanmadan sonra açılan bağımsız nafaka davalarında ise TMK m.177 uyarınca yetkili mahkeme, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesidir. Bu kural, ekonomik olarak zayıf durumdaki tarafın dava açmasını kolaylaştırmayı amaçlar. Kesin yetki kuralı olmadığından, yetki itirazının davalı tarafından süresinde ve usulüne uygun biçimde ileri sürülmesi gerekir.
Yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda 5718 sayılı MÖHUK m.19 uyarınca nafaka talepleri, nafaka alacaklısının mutad meskeni hukukuna tabidir.
Süresiz nafaka tartışması ve Anayasa Mahkemesi kararı
Kamuoyunda “süresiz nafaka” olarak anılan uygulama, TMK m.175/1’de yer alan “süresiz olarak” ibaresinden kaynaklanır. Bu ibare nedeniyle hâkim, yoksulluk nafakasına belirli bir süreyle sınırlı olarak hükmedemez; süre sınırlaması ancak tarafların anlaşmasıyla mümkündür. Kısa süreli evliliklerde dahi süresiz nafakaya hükmedilebilmesi yıllardır tartışma konusu olmuştur.
Anayasa Mahkemesi kararı ve bugünkü durum (Ağustos 2026): Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 4 Haziran 2026 tarihinde, Antalya 12. Aile Mahkemesi’nin somut norm denetimi yoluyla yaptığı itiraz başvurusu üzerine TMK m.175/1’deki “süresiz olarak” ibaresini oyçokluğuyla iptal etmiştir. Gerekçeli karar bu yazının hazırlandığı tarih itibarıyla Resmî Gazete’de yayımlanmamış olup, iptal hükmünün yayımdan dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi öngörülmektedir.
Bunun anlamı şudur: yoksulluk nafakası kaldırılmamıştır. İptal edilen, kurumun kendisi değil, nafakanın süre sınırı olmaksızın istenebilmesine imkân tanıyan ibaredir. İptal hükmü henüz yürürlüğe girmediğinden TMK m.175 mevcut hâliyle uygulanmaya devam etmektedir; mahkemeler bugün hâlâ yürürlükteki hükme göre karar vermektedir. Kesinleşmiş nafaka kararları da kendiliğinden sona ermez; Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca iptal kararları geriye yürümez. Ayrıca 31.07.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7589 sayılı Kanun’da (12. Yargı Paketi) nafakaya ilişkin bir düzenleme yer almamıştır.
Gerekçeli kararın yayımlanmasıyla birlikte esas ve karar numarası, gerekçe ve kesin yürürlük tarihi netleşecek, yasama organının bu süre içinde yeni bir düzenleme yapması beklenecektir. Bu bölüm, gelişmelere göre güncellenecektir.
Bu geçiş döneminde pratik tavsiyemiz açıktır. Nafaka ödeyen taraf iseniz, karara dayanarak ödemeyi tek taraflı kesmeyiniz; mevcut nafaka bağlayıcıdır ve ödememe icra takibi ile tazyik hapsi riski doğurur. Buna karşılık yoksulluğun ortadan kalkması, alacaklının yeniden evlenmesi veya fiilen evliymiş gibi yaşaması gibi mevcut kanuni sebepler varsa, bunlar için bugün de kaldırma veya azaltma davası açabilirsiniz. Nafaka alan taraf iseniz, kesinleşmiş kararınızın kendiliğinden ortadan kalkmayacağını bilmeniz yeterlidir.
Sıkça sorulan sorular
Yoksulluk nafakası sadece kadınlara mı bağlanır?
Hayır. TMK m.175 kadın erkek ayrımı yapmaz; şartları taşıyan hangi eşse nafaka onun lehine hükmedilir. Uygulamada talep çoğunlukla kadın tarafından geldiği için böyle bir algı oluşmuştur.
Eşit kusurlu olan eş yoksulluk nafakası alabilir mi?
Alabilir. Kanun kusursuzluk değil, kusurun diğer taraftan daha ağır olmaması şartını arar; eşit kusurlu eş diğerinden daha ağır kusurlu sayılmaz.
Asgari ücretle çalışıyorum, nafaka alabilir miyim?
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre asgari ücret düzeyinde gelire sahip olmak tek başına nafakaya engel değildir; hatta asgari ücretin üzerindeki gelir de tek başına engel sayılmamakta, yalnızca miktarın belirlenmesinde dikkate alınmaktadır.
Emekli maaşım var, nafaka talebim reddedilir mi?
Aylığın varlığı değil miktarı ve diğer gelirlerinizle toplamı belirleyicidir. Aylık ile nafakanın toplamı zorunlu ihtiyaçları karşılamaya yetmiyorsa yoksulluk devam ediyor sayılır.
Boşanma davasında nafaka istemedim, sonradan isteyebilir miyim?
Feragat etmediyseniz, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde bağımsız dava açabilirsiniz. Bu süre zamanaşımıdır ve karşı tarafça def’i olarak ileri sürülmedikçe mahkemece gözetilmez.
Nafaka her yıl kendiliğinden artar mı?
Kararda ÜFE veya TÜFE gibi bir artış oranı öngörülmüşse kendiliğinden artar. Öngörülmemişse artırım için dava açılması gerekir.
Artırım davasında ne kadar artış isteyebilirim?
Tarafların durumunda olağanüstü bir değişiklik yoksa artış, önceki takdirdeki dengeyi koruyacak biçimde ÜFE oranıyla sınırlı kalır. Daha yüksek bir artış için olağanüstü değişikliğin ispatı gerekir.
Nafaka alan kişi çalışmaya başlarsa nafaka kesilir mi?
Kendiliğinden kesilmez. Sürekli ve düzenli bir gelir elde etmeye başlamışsa nafakanın kaldırılması, gelir yoksulluğu kısmen gideriyorsa azaltılması için dava açılması gerekir.
Nafaka alan kişi başkasıyla birlikte yaşıyorsa ne olur?
Evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşama hâlinde nafaka mahkeme kararıyla kaldırılabilir. Bu durum kendiliğinden sona erme sebebi değildir; ispat yükü davayı açan yükümlüdedir.
Nafaka alacaklısı yeniden evlenirse dava açmam gerekir mi?
Hayır. Yeniden evlenme ve taraflardan birinin ölümü, nafakanın kendiliğinden kalktığı hâllerdir.
Kaldırma kararı hangi tarihten itibaren geçerli olur?
28.11.1956 tarih ve 15/15 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca dava tarihinden itibaren geçerli olur ve bu tarih hükümde gösterilmelidir.
Birikmiş nafakayı kaç yıl geriye dönük isteyebilirim?
İrat biçimindeki nafakada takip tarihinden geriye doğru on yıllık kısım istenebilir; daha eski taksitler zamanaşımına uğrar.
Nafaka ödenmezse hapis cezası verilir mi?
İcra ve İflas Kanunu m.344 uyarınca alacaklının şikâyeti üzerine tazyik hapsine karar verilebilir. Bu bir ceza değil, ödemeye zorlama amaçlı bir yaptırımdır.
Anlaşmalı boşanmada nafakayı süreli kararlaştırabilir miyiz?
Evet. Protokolde nafakanın belirli bir tarihe kadar ödeneceği kararlaştırılabilir ve hâkimin onayıyla bu hüküm bağlayıcı olur.
Süresiz nafaka kalktı mı?
Hayır. Anayasa Mahkemesi’nin “süresiz olarak” ibaresine ilişkin iptal kararı henüz yürürlüğe girmemiştir ve yoksulluk nafakası kurumu kaldırılmamıştır. Ayrıntı için yazının ilgili bölümüne bakınız.
Sonuç
Yoksulluk nafakası, kusur cezası değil bakım yükümlülüğüdür. Bu nedenle uyuşmazlıkların büyük çoğunluğu, tarafların ekonomik tablosunun ne kadar iyi ortaya konulduğuna göre sonuçlanır. Nafaka talep eden taraf bakımından, gelirinin süreklilik ve güvence taşımadığının; nafaka yükümlüsü bakımından ise karşı tarafın düzenli geliri, aylıkları ve mal varlığının somut kayıtlarla belgelenmesi belirleyicidir. Anayasa Mahkemesi kararının yürürlüğe gireceği geçiş döneminde ise erken ve hatalı adımlardan kaçınmak, mevcut yükümlülükleri sürdürerek kanuni sebeplere dayalı davaları doğru zamanda açmak önemlidir. Boşanmanın diğer mali sonuçlarıyla birlikte yürütülmesi gereken bu süreçte, dosyanızın aile hukuku alanında çalışan bir vekille planlanması, hem talep edilecek miktarın hem de delillerin baştan doğru kurulmasını sağlar. Çocuklar bakımından ayrıca istenecek nafaka için iştirak nafakası ve mal varlığının korunmasına ilişkin olarak boşanmada mal kaçırma yazılarımızı da inceleyebilirsiniz.
Bu yazı Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.
Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul