Geleneksel olmayan markalar; renk, ses, üç boyutlu ürün veya ambalaj biçimi, hareket ve pozisyon gibi klasik kelime ve logo markalarından farklı özelliklerle bir işletmenin mal veya hizmetlerini diğer işletmelerinkinden ayırt eden işaretlerdir. Bu işaretler, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m.4 uyarınca Türkiye’de marka olarak tescil edilebilir. Ancak tescil için işaretin ilgili mal veya hizmetler bakımından ayırt edici olması, koruma konusunun sicilde açık ve kesin biçimde gösterilebilmesi ve kanuni ret nedenlerinin bulunmaması gerekir. Özellikle renk ve ürün biçimi gibi çoğunlukla dekoratif veya işlevsel olarak algılanan unsurlarda, işaretin ticari kaynak gösterme niteliği belirleyicidir.
Geleneksel olmayan marka türlerinin her biri farklı gösterim yöntemleri ve ayırt edicilik sorunları doğurur. Tek bir rengin tescilinde renk kodu ve tüketici algısı, ses markasında elektronik kayıt, üç boyutlu markalarda ürünün doğası ve teknik zorunluluk, hareket markalarında hareket dizisinin bütünlüğü, pozisyon markalarında ise işaretin ürün üzerindeki belirli yerleşimi öne çıkar. Bu incelemede söz konusu türlerin tescil şartları, hukuki sınırları, ispat meseleleri ve birbirlerinden ayrıldıkları noktalar ele alınmaktadır.
Geleneksel Olmayan Markaların Hukuki Çerçevesi
Geleneksel olmayan marka kavramı, marka hukukunda bağımsız bir hak kategorisini değil, işaretlerin niteliklerine göre yapılan bir sınıflandırmayı ifade eder. Kelimeler, harfler, sayılar ve klasik iki boyutlu logolar geleneksel işaretler olarak değerlendirilirken; tek renkler, sesler, ürün biçimleri, hareketler ve belirli konumlandırmalar geleneksel olmayan işaretler arasında yer alır.
SMK m.4, marka olabilecek işaretleri sınırlı sayıda düzenlememiştir. Kanunda renkler, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimleri açıkça sayılmıştır. Diğer işaretlerin marka olarak tescili de kanuni şartları karşılamaları halinde mümkündür.
SMK m.4 — Marka olabilecek işaretler: Bir işaretin marka olarak korunabilmesi için bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini diğer teşebbüslerinkinden ayırt etmeye elverişli olması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması gerekir.
Bu hükümden iki temel şart ortaya çıkar:
- Ayırt edicilik: İşaret, ilgili tüketici kitlesinin mal veya hizmeti belirli bir ticari kaynakla ilişkilendirmesine elverişli olmalıdır.
- Sicilde açık ve kesin gösterilebilirlik: Tescil konusu işaretin ne olduğu, hak sahibinin hangi unsur üzerinde koruma talep ettiği ve bu korumanın sınırları üçüncü kişiler tarafından anlaşılabilmelidir.
Bu iki şartın yanında, SMK m.5’te yer alan mutlak ret nedenlerinin de bulunmaması gerekir. Bir işaretin teknik olarak sicile kaydedilebilmesi, ayırt edicilik veya diğer tescil engelleri yönünden olumlu sonuç doğurduğu anlamına gelmez.
Geleneksel olmayan markalara ilişkin özel gösterim esasları, Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m.7’de düzenlenmiştir. Yönetmelik; ses, üç boyutlu, renk ve hareket markalarına ilişkin başvuru yöntemlerini belirlemekte, ayrıca özel olarak sayılmayan işaretlerin niteliğine uygun gösterimine imkân tanımaktadır.
Marka olabilecek işaretlerin genel çerçevesi, soyut ve somut ayırt edicilik ile sicilde gösterilebilirlik kavramlarının temel niteliği marka olabilecek işaretler ve tescil koşulları başlıklı incelememizde ayrıca açıklanmaktadır.
Geleneksel Olmayan Marka Türleri
Geleneksel olmayan markalar arasında ortak olan temel unsur, işaretin mal veya hizmetlerin ticari kaynağını ayırt etmeye yönelik kullanılmasıdır. Buna karşılık işaretin algılanma biçimi, sicilde gösterimi ve tescil engelleri türüne göre değişir.
| Marka türü | Korunmak istenen unsur | Başlıca hukuki mesele |
|---|---|---|
| Renk markası | Tek renk veya belirli renk kombinasyonu | Renk kodu, gösterim ve ayırt edicilik |
| Ses markası | Belirli ses veya ses dizisi | Elektronik kayıt ve markasal algı |
| Üç boyutlu marka | Ürün veya ambalajın biçimi | Teknik zorunluluk, malın doğası ve ayırt edicilik |
| Hareket markası | Hareket veya görsel değişim dizisi | Hareketin bütünlüğü ve kaynak gösterme işlevi |
| Pozisyon markası | İşaretin ürün üzerindeki belirli yerleşimi | Konumun açıklığı ve dekoratif kullanımdan ayrılması |
Bu işaretlerin marka olarak korunabilmesi için mutlaka alışılmışın dışında veya estetik açıdan özgün olmaları yeterli değildir. Hukuki değerlendirme, ilgili mal veya hizmetler bakımından işaretin ticari kaynak gösterme niteliğine ve kanuni tescil şartlarına dayanır.
Renk Markaları ve Tescil Şartları
Tek bir rengin herhangi bir kelime, şekil veya belirli konturla sınırlandırılmaksızın marka olarak tescili mümkündür. Bununla birlikte renklerin ürünleri süslemek, özelliklerini çağrıştırmak veya sektörel kullanımlara hizmet etmek amacıyla yaygın şekilde kullanılması, tek renk markalarında ayırt ediciliğin değerlendirilmesini güçleştirir.
Bir rengin marka olarak korunmasında temel mesele, tüketicinin rengi belirli bir işletmenin mal veya hizmetlerini tanıtan işaret olarak mı yoksa ürünün dekoratif, işlevsel veya tanımlayıcı özelliği olarak mı algıladığıdır.
Tek rengin sicilde gösterilmesi
Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m.7/4 uyarınca renk markası başvurusunda:
- Başvurunun renk markası olduğunun açıkça belirtilmesi,
- İşareti oluşturan renk görselinin sunulması,
- Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından geçerliliği kabul edilen renk kodunun bildirilmesi
gerekir.
TÜRKPATENT’in geleneksel olmayan marka türlerine ilişkin resmî açıklamalarında, kabul edilen renk kodları bakımından Pantone renk sistemine yer verilmektedir. Yalnızca rengin adının veya yaklaşık bir tonunun bildirilmesi, koruma konusunun açık ve kesin biçimde belirlenmesi bakımından yeterli olmayabilir.
Renk kodunun bildirilmesi ise yalnızca gösterim şartıyla ilgilidir. Rengin ilgili mal veya hizmetler bakımından ayırt edici olup olmadığı ayrıca incelenir.
Tek renklerde ayırt edicilik sorunu
Bir rengin piyasada yaygın kullanılması, ilgili tüketicinin bu rengi doğrudan belirli işletmeyle ilişkilendirmesini zorlaştırabilir. Ayrıca bazı renkler, belirli sektörlerde malın niteliğini, kullanım amacını veya özelliklerini çağrıştırır.
Örneğin bir rengin yalnızca ürünün dekoratif görünümünü oluşturması ile aynı rengin uzun süreli ve istikrarlı kullanım sonucunda ilgili tüketici çevresinde belirli işletmenin işareti hâline gelmesi farklı hukuki durumlardır.
Bu nedenle tek renk marka başvurularında SMK m.5/1-b kapsamındaki ayırt edicilik eksikliği ve somut olaya göre m.5/1-c kapsamındaki tanımlayıcılık engeli gündeme gelebilir. İşaretin başvuru tarihinden önceki kullanımla ayırt edicilik kazandığı ise SMK m.5/2 şartları çerçevesinde ileri sürülebilir.
Ancak tek renk markalarının yalnızca kullanım sonucu kazanılmış ayırt edicilikle tescil edilebileceği biçiminde mutlak bir kural bulunmamaktadır. Başlangıçtan itibaren ayırt edicilik değerlendirmesi de somut işaret, sektör ve ilgili tüketici çevresi esas alınarak yapılır.
Tek renklerin korunması, renk kodu, tüketici algısı, renk kombinasyonları ve kullanım delillerine ilişkin ayrıntılı değerlendirme renk markası tescili ve ispat şartları başlıklı incelemenin konusudur.
Renk Kombinasyonları ve Karma Markalar
Birbirinden ayrılabilen iki veya daha fazla rengin belirli bir sistematik düzen içinde marka olarak tescili ile bir rengin kelime, şekil veya logo içinde kullanılması aynı hukuki durumu ifade etmez.
Belirli bir konturla sınırlandırılmayan renk kombinasyonlarında korunmak istenen unsur, renklerin başvuru kapsamında belirlenen düzenidir. Renklerin hangi oranlarda, hangi sırayla veya hangi yerleşimle bir araya geldiğinin açıklığı, tescilin konusunun belirlenmesi açısından önem taşıyabilir.
Buna karşılık renklerin belirli bir kelime, şekil, figür veya resim içinde kullanılması durumunda işaret, Yönetmelik m.7/4 uyarınca soyut renk markası olarak değil, m.7/1 kapsamında değerlendirilir.
Bu ayrımın önemli bir sonucu vardır: Belirli renklerdeki ayırt edici bir logonun tescili, marka sahibine o renklerin bütün kullanımları üzerinde kendiliğinden münhasır hak sağlamaz. Tescilin konusu, başvuru örneği ve korunan markanın bütünsel yapısı esas alınarak belirlenir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.02.2026 tarihli, E. 2025/4037 ve K. 2026/1129 sayılı kararında, üç boyutlu bir ürün görünümünde yer alan ayırt edici kelime unsurunun bütünsel markasal algıya katkısı değerlendirilmiştir. Kararda, somut başvurunun ürün biçimiyle birlikte taşıdığı kelime unsurunun görünürlüğü ve tüketici tarafından algılanma biçimi önem taşımıştır.
Bu karar soyut renk markasına ilişkin değildir; ancak karma işaretlerde ayırt edicilik değerlendirmesinin işaretin bütünsel yapısı üzerinden yapılmasına ilişkin somut bir örnektir. Karma markanın ayırt edici bulunması, onu oluşturan her unsurun bağımsız olarak aynı genişlikte korunduğu anlamına gelmez.
Ses Markalarının Tescili
Ses markaları, belirli bir sesin veya ses dizisinin bir işletmenin mal ya da hizmetlerini diğer işletmelerinkinden ayırt etmesi amacıyla korunmasını sağlar. SMK m.4 sesleri açıkça marka olabilecek işaretler arasında saymıştır.
Sesin bir melodi, kısa işitsel işaret veya farklı nitelikte bir ses kaydı olması mümkündür. Ancak sesin özgün veya akılda kalıcı olması, tek başına marka olarak ayırt edici olduğu anlamına gelmez.
Elektronik ses kaydı ve nota gösterimi
Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m.7/2, ses markasının gösteriminde özel bir usul öngörmektedir. Bu hükme göre başvurunun ses markasına ilişkin olduğu açıkça belirtilmeli ve işaretin elektronik ortamda dinlemeye ve saklamaya elverişli kaydı Kuruma sunulmalıdır.
Nota ile gösterimin mümkün olduğu durumlarda nota gösterimi de başvuruya eklenebilir. Ancak nota gösteriminin sunulması zorunlu değildir.
Yönetmelik m.7/2 bakımından temel ayrım: Ses markasında elektronik ortamda dinlenebilir ve saklanabilir kayıt zorunludur. Nota gösterimi ise mümkün olduğu durumlarda kullanılabilecek ek bir gösterim yöntemidir. Yalnızca nota sunulması, elektronik ses kaydına ilişkin yükümlülüğün yerine geçtiği anlamına gelmez.
Bu düzenleme, klasik müzik notasyonuyla ifade edilemeyen seslerin de sicilde gösterilmesine imkân tanır. Bununla birlikte ses kaydının, başvuruyla talep edilen korumanın konusunu açıkça ortaya koyması gerekir.
Sesin ayırt ediciliği nasıl değerlendirilir?
Ses markalarında temel soru, ilgili tüketicinin sesi bir ticari kaynak göstergesi olarak algılayıp algılamadığıdır. Sıradan bir uyarı sesi, ürünün olağan çalışma sesi veya yaygın kullanılan işitsel bir unsur, markasal ayırt edicilik bakımından sorun doğurabilir.
Sesin uzunluğu da somut olayın değerlendirilmesinde dikkate alınabilir. Ancak kanunda bütün ses markaları için geçerli sabit bir süre sınırı bulunmamaktadır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23.10.2024 tarihli, E. 2023/5631 ve K. 2024/7548 sayılı kararına konu uyuşmazlıkta, yaklaşık 58 saniyelik bir ses kaydının marka olarak tescili tartışılmıştır. İlk derece mahkemesi, başvurunun bir müzik parçası niteliği taşıdığını, ilgili sesin marka olarak ayırt ediciliğinin ve kullanım sonucu kazanılmış ayırt ediciliğinin ispatlanamadığını değerlendirerek davayı reddetmiştir. Bu sonuç kanun yolu incelemeleri sonunda korunmuştur.
Karar, belirli süreden uzun bütün seslerin tescil edilemeyeceği anlamına gelmez. Somut olayda sesin işlevi, bütünsel niteliği ve tüketici tarafından nasıl algılandığı değerlendirilmiştir.
Sesin markasal kullanımı, elektronik gösterim ve işitsel ayırt edicilik kriterleri ses markası tescili ve ayırt edicilik başlıklı yazımızda ayrıntılı olarak incelenmektedir.
Üç Boyutlu Markalar ve Teknik Zorunluluk
Üç boyutlu marka, bir ürünün veya ambalajın hacimsel biçiminin ticari kaynak gösteren işaret olarak korunmasını amaçlar. Şişe, kutu, ürün gövdesi veya ambalaj biçimi bu marka türüne konu olabilir. Ancak her özgün veya alışılmışın dışındaki ürün biçimi marka olarak tescil edilemez.
Üç boyutlu markalarda iki ayrı hukuki inceleme önem taşır: Birincisi biçimin ilgili tüketici tarafından marka olarak algılanıp algılanmadığı, ikincisi ise biçimin SMK m.5/1-e kapsamında bağımsız bir tescil engeli oluşturup oluşturmadığıdır.
Üç boyutlu markanın sicilde gösterilmesi
Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m.7/3 uyarınca, üç boyutlu marka başvurusunda işaretin tek yönden veya farklı açılardan görünümünü içeren gösterimler sunulabilir.
Gösterimler, en fazla altı farklı açıdan görünüm içermeli ve markanın bütünlüğünü bozmamalıdır. Ayrıca korunması istenen biçim, üçüncü kişiler tarafından açık ve kesin olarak anlaşılabilmelidir.
Bu şekli koşulların yerine getirilmesi, ürünün biçiminin mutlaka marka olarak tescil edilebileceği anlamına gelmez. İşaretin ayırt ediciliği ve kanuni ret engelleri ayrıca incelenir.
SMK m.5/1-e kapsamında tescil edilemeyen biçimler
SMK m.5/1-e, üç temel özellik nedeniyle bazı işaretlerin marka olarak tescil edilmesini engeller:
- Malın doğasından kaynaklanan biçimler: Ürünün kendi niteliği gereği ortaya çıkan şeklî veya diğer özelliklerini münhasıran içeren işaretler.
- Teknik sonucu elde etmek için zorunlu biçimler: Belirli teknik işlevi gerçekleştirmek için zorunlu olan şeklî veya diğer özellikleri münhasıran içeren işaretler.
- Mala asli değerini veren biçimler: Malın asli değerini sağlayan şeklî veya diğer özellikleri münhasıran içeren işaretler.
Bu düzenlemenin amacı, malların doğal veya teknik özellikleri üzerinde marka tescili yoluyla rekabeti sınırlayan münhasır haklar kurulmasını önlemektir.
Örneğin bir ürünün olağan geometrik biçimi veya teknik işlevi yerine getirmesi için zorunlu yapısı bakımından SMK m.5/1-e değerlendirmesi gündeme gelebilir. Ancak her işlevsel unsurun varlığı, işaretin tamamının otomatik olarak tescil edilemeyeceği anlamına gelmez. Koruma talep edilen işaretin esaslı özellikleri ve uygulanacak somut ret gerekçesi ayrı ayrı incelenmelidir.
Benzer şekilde bir ürün biçiminin estetik görünmesi, tek başına mala asli değer verme engelinin gerçekleştiğini göstermez. Şeklin ürünün değerindeki işlevi somut olayın koşulları altında değerlendirilmelidir.
Kullanım sonucu ayırt edicilik teknik zorunluluk engelini kaldırır mı?
SMK m.5/2, kullanım sonucu ayırt edicilik kazanılması istisnasını yalnızca m.5/1’in (b), (c) ve (d) bentlerinde düzenlenen tescil engelleri bakımından kabul etmektedir.
Bu nedenle m.5/1-e kapsamında bir engelin gerçekleştiği durumda, işaretin uzun süre kullanılması ve ticari kaynak göstergesi olarak tanınır hâle gelmesi tek başına bu engeli ortadan kaldırmaz.
SMK m.5/1-e ve m.5/2 ayrımı: Ayırt edicilik eksikliği ile malın doğasından, teknik zorunluluktan veya mala asli değer verme özelliğinden kaynaklanan tescil engelleri aynı değildir. Kullanım sonucu ayırt edicilik istisnası, m.5/1-e engelini kapsamamaktadır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.02.2025 tarihli, E. 2024/2920 ve K. 2025/1348 sayılı kararına konu uyuşmazlıkta, belirli bir terlik ve sandalet modelinin üç boyutlu şekil markası olarak tescili tartışılmıştır. İlk derece mahkemesi, işaretin ilgili mallar yönünden ayırt edici olmadığı, biçimin teknik işlev ve mala asli değer verme yönlerinden tescil engelleri taşıdığı ve Türkiye’de kullanım sonucu ayırt ediciliğin kanıtlanmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Ret kararı istinaf ve temyiz incelemeleri sonunda korunmuştur.
Buna karşılık Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.02.2026 tarihli, E. 2025/4037 ve K. 2026/1129 sayılı kararında, üç boyutlu bir viski bardağı biçimiyle birlikte yer alan ayırt edici kelime unsuru değerlendirilmiştir. Somut başvuruda kelime unsurunun görünürlüğü ve markanın bütünsel ayırt ediciliğine katkısı dikkate alınarak tescilin reddine ilişkin YİDK kararının iptalini uygun bulan hüküm onanmıştır.
Bu kararların karşılaştırılması, yalın ürün biçiminin marka olarak tescili ile üç boyutlu biçimin ayırt edici başka unsurlarla birlikte tescilinin farklı değerlendirmeler gerektirdiğini göstermektedir.
Üç boyutlu biçimlerin tescili, ilgili ret nedenleri ve ürün şekliyle sınırlanan korumanın kapsamı üç boyutlu marka tescili ve sınırları başlıklı incelememizde ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.
Üç Boyutlu Marka ile Tasarım Korumasının Farkı
Bir ürünün biçimi tasarım hukukuna konu olabilirken, aynı biçimin marka olarak korunabilmesi ayrı şartlara bağlıdır. Tasarım korumasında ürünün görünümü; marka korumasında ise işaretin ticari kaynak gösterme işlevi belirleyicidir.
SMK m.55 ve m.56 kapsamında tasarım koruması, ürün görünümünün yenilik ve ayırt edici nitelik koşullarını karşılamasına dayanır. Üç boyutlu marka bakımından ise ürün biçiminin marka işlevi taşıması ve SMK m.5’teki tescil engellerini oluşturmaması gerekir.
| Ölçüt | Üç boyutlu marka | Tescilli tasarım |
|---|---|---|
| Korunan değer | Ticari kaynak gösteren işaret | Ürünün görünümü |
| Temel değerlendirme | Markasal ayırt edicilik ve tescil engelleri | Yenilik ve tasarımsal ayırt edici nitelik |
| Koruma süresi | Başvuru tarihinden itibaren 10 yıl; onar yıllık dönemlerle yenilenebilir | Başvuru tarihinden itibaren 5 yıl; yenilemelerle toplam en fazla 25 yıl |
| Yasal dayanak | SMK m.4, 5 ve 23 | SMK m.55, 56 ve 69 |
Bir ürün biçiminin tasarım hukukunda korunması, onun marka olarak ayırt edici niteliğe sahip olduğunu kendiliğinden kanıtlamaz. Aynı şekilde tasarım korumasının sona ermesi de ürün biçiminin otomatik olarak marka tesciline uygun hâle geldiği anlamına gelmez.
Ürün biçimlerinin teknik işlev nedeniyle tasarım koruması dışında kalması ayrı bir hukuki meseledir. Bu konunun özel koşulları tasarımda teknik işlev zorunluluğu başlıklı incelemede ele alınmaktadır.
Ambalaj görünümü açısından ise ambalaj tasarımının tescili ile ambalajda marka, tasarım ve telif korumasının ayrılması konuları farklı hukuki değerlendirmeler gerektirir.
Hareket Markaları
Hareket markaları, belirli görsel unsurların zaman içinde değişmesi veya hareket etmesiyle oluşan işaretlerdir. Korunması istenen unsur, yalnızca tek bir durağan görüntü değil, başvuru kapsamında belirlenen hareketin veya görsel değişim dizisinin bütünüdür.
Örneğin belirli bir logonun kendine özgü biçimde hareket etmesi, görsel unsurların ayırt edici bir sırayla birleşmesi veya değişmesi hareket markası değerlendirmesine konu olabilir.
Hareket markasının sicilde gösterilmesi
Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m.7/5 uyarınca hareket markası başvurusunda, işareti oluşturan hareketi tasvir eden bir görüntünün veya hareketsiz ya da hareketli görüntü dizisinin Kuruma sunulması gerekir.
Gösterimler hareket markasının bütünlüğünü bozmamalıdır. Bu nedenle korunması talep edilen hareketin hangi unsurlardan oluştuğu ve bu unsurların nasıl değiştiği açık biçimde anlaşılmalıdır.
Hareket markasının mutlaka tek bir video formatıyla gösterilmesi gerektiğine ilişkin genel bir zorunluluk bulunmamaktadır. Yönetmelik, işaretin özelliğine uygun farklı görsel gösterim yöntemlerine imkân tanımaktadır.
Hareketin markasal işlevi
Bir animasyonun özgün veya dikkat çekici olması tek başına marka olarak ayırt edicilik kazandığını göstermez. Önemli olan ilgili tüketici çevresinin hareketi belirli bir işletmenin mal veya hizmetlerine ilişkin kaynak göstergesi olarak algılamasıdır.
Örneğin internet uygulamasındaki sıradan bir yükleme animasyonu, öncelikle teknik işlem hakkında bilgi verebilir. Buna karşılık belirli işletmenin tanıtımında kullanılan ve tüketici tarafından o işletmeyle ilişkilendirilen özgün bir hareket dizisi marka işlevi taşıyabilir.
Bu değerlendirmede hareketin bütünlüğü, sektördeki olağan kullanım biçimleri, ilgili tüketici kitlesi ve başvuru konusu mal veya hizmetler birlikte dikkate alınmalıdır.
Pozisyon Markaları
Pozisyon markası, belirli bir işaretin ürünün belirli ve sabit bir bölümünde konumlandırılmasının ticari kaynak göstergesi olarak korunmasını amaçlar. Bu marka türünde işaretin kendisi kadar ürün üzerindeki yeri ve sunum biçimi de önem taşır.
Örneğin ayakkabının belirli bölümünde kullanılan özel bir çizgi düzeni veya bir ürünün sabit noktasına yerleştirilen ayırt edici görsel unsur, ilgili tüketici tarafından belirli işletmeyle ilişkilendiriliyorsa pozisyon markası değerlendirmesine konu olabilir.
Pozisyon markasında gösterim şartı
Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m.7, pozisyon markaları için ses, renk ve hareket markalarında olduğu gibi ayrı bir özel fıkra öngörmemektedir. Bununla birlikte m.7/6, sayılanlar dışında kalan işaretlerin niteliğine uygun yöntemlerle gösterilebilmesine imkân tanır.
Başvuru sahibi, işaretin niteliğine uygun düştüğü ölçüde görsel gösterim, çizim, elektronik kayıt veya yazılı açıklama gibi yöntemlerden yararlanabilir. Belirleyici şart, korunmak istenen işaretin ve konumunun sicilde açık ve kesin olarak anlaşılmasıdır.
Uygulamada ürünün referans amacıyla gösterilen bölümlerinin kesikli çizgilerle, korunmak istenen unsurun ise belirgin çizgilerle gösterilmesi yararlı olabilir. Kesikli çizgilerin işlevi, hangi unsurların koruma konusu olmadığını açıklamaktır.
Ancak bu yöntem bütün pozisyon markaları için kanunda öngörülmüş tek zorunlu gösterim biçimi değildir. Somut işaretin özelliğine uygun başka bir gösterim de açık ve kesin olma şartını karşılayabilir.
Pozisyon ile dekoratif kullanım arasındaki fark
Bir işaretin ürünün belirli noktasında bulunması, tek başına markasal ayırt edicilik sağlamaz. Aynı yerleşimin sektörde yaygın olması veya yalnızca dekoratif işlev taşıması durumunda tüketici bunu ticari kaynak göstergesi olarak algılamayabilir.
Örneğin bir ayakkabı üzerinde bulunan sıradan dikiş çizgisi veya dekoratif şerit, yalnızca ürünün görünümünü tamamlıyor olabilir. Buna karşılık belirli konumlandırmanın tüketici çevresinde belli bir işletmeyle ilişkilendirilmesi, işaretin ayırt ediciliği bakımından önem taşıyabilir.
Hareket markası zaman içinde gerçekleşen bir görsel değişimi; pozisyon markası ise ürün üzerindeki belirli yerleşimi esas alır. Bu nedenle her iki türün sicilde gösterimi ve korunan unsurun belirlenmesi farklıdır.
Geleneksel Olmayan Markalarda Ayırt Edicilik ve Kullanımın İspatı
Geleneksel olmayan markalarda ayırt ediciliğin değerlendirilmesi, ilgili tüketicinin işareti hangi işlevle algıladığına dayanır. Bir rengin dikkat çekici, bir sesin akılda kalıcı veya ürün biçiminin özgün olması tek başına yeterli değildir.
Özellikle başlangıçta ayırt ediciliği bulunmayan işaretlerde, SMK m.5/2 kapsamında kullanım sonucu kazanılmış ayırt edicilik iddiası gündeme gelebilir.
Bu istisnanın uygulanabilmesi için işaretin başvuru tarihinden önce kullanılmış olması ve başvuruya konu mal veya hizmetler bakımından bu kullanım sonucunda ayırt edici nitelik kazanması gerekir.
Kullanımın hangi döneme ilişkin olması gerekir?
SMK m.5/2, kullanım sonucu kazanılmış ayırt edicilik bakımından başvuru tarihinden önceki kullanımı esas almaktadır. Bu nedenle yalnızca başvurudan sonra gerçekleşen tanıtım, satış veya reklam faaliyetleri, söz konusu hükmün aradığı önceki kullanım şartının yerine geçtiği şeklinde değerlendirilemez.
İspat bakımından işaretin hangi tarihten itibaren kullanıldığı, kullanımın hangi mal veya hizmetlerle bağlantılı olduğu ve ilgili tüketici çevresinde nasıl algılandığı önemlidir.
Hangi deliller kullanılabilir?
Somut uyuşmazlığın özelliklerine göre aşağıdaki deliller dikkate alınabilir:
- Satış ve pazar verileri: İşaretin kullanıldığı mal veya hizmetlerin satış hacmi, pazar payı ve ticari yaygınlığı.
- Reklam ve tanıtım kayıtları: İşaretin kullanım süresini, yoğunluğunu ve tanıtım kapsamını gösteren belgeler.
- Ürün ve ambalaj örnekleri: Rengin, biçimin veya konumlandırmanın ilgili dönemde nasıl kullanıldığını gösteren materyaller.
- Tüketici araştırmaları: İlgili tüketicilerin işareti belirli ticari kaynakla ilişkilendirip ilişkilendirmediğini değerlendirmeye elverişli araştırmalar.
- Ticari belgeler: Faturalar, kataloglar, dağıtım kayıtları ve işaretin piyasadaki kullanımını gösteren tarihli belgeler.
- Dijital kullanım kayıtları: Ses ve hareket markaları bakımından reklam yayınları, elektronik tanıtımlar ve ilgili dönemdeki kullanımın niteliğini gösteren kayıtlar.
Bu belgelerin tek başına mevcut olması, kullanım sonucu kazanılmış ayırt ediciliğin mutlaka ispatlandığı anlamına gelmez. Delillerin birlikte değerlendirilmesi ve doğrudan başvuru konusu işaretin ilgili tüketici çevresinde ticari kaynak gösterme niteliği kazandığını ortaya koyması gerekir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 08.12.2023 tarihli, E. 2021/1652 ve K. 2023/1624 sayılı kararında, SMK m.5/2 kapsamında kullanım sonucu ayırt edicilik kazanmanın ilgili ticaret alanında işaretin belirli işletmeye ait olduğunun kabul ettirilmesini gerektirdiği açıklanmıştır. Kararda, ilgili sektör bakımından Türkiye çapında ayırt edicilik kazanıldığı iddiasının ispatı üzerinde durulmuştur.
Bu karar, kullanım sonucu ayırt ediciliğe ilişkin genel ispat değerlendirmesi bakımından önem taşımaktadır. İlgili kararın konusu soyut tek renk markası değil, kelime ve şekil unsurları içeren bir başvurudur.
Örneğin belirli bir renk sürekli olarak büyük bir logo ile birlikte kullanılmışsa, bu kullanımın rengin tek başına ayırt edici hâle geldiğini ispatlayıp ispatlamadığı ayrıca değerlendirilmelidir. Aynı şekilde ayırt edici kelime markası taşıyan bir ürün biçiminin yaygın satışı, yalın ürün biçiminin bağımsız marka işlevini otomatik olarak kanıtlamaz.
Kullanımın zamanına, ilgili tüketici çevresine, delillerin ispat gücüne ve SMK m.5/2 istisnasına ilişkin ayrıntılı açıklamalar kullanım sonucu ayırt edicilik kazanılması ve ispatı başlıklı makalenin konusudur.
Başvuru, Gösterim Eksikliği ve Ret Kararları
Geleneksel olmayan bir işaretin tescili için başvuru yapılırken öncelikle işaretin niteliğinin doğru belirlenmesi ve sicilde gösteriminin ilgili düzenlemeye uygun hazırlanması gerekir. Bunun yanında başvurunun kapsadığı mal veya hizmetler ve mevcut tescillerle karşılaşabilecek hukuki engeller ayrıca değerlendirilmelidir.
Başvuru hangi mercie yapılır?
Marka tescil başvurusu Türk Patent ve Marka Kurumuna yapılır. Başvuru sahibi gerçek veya tüzel kişi olabilir. Başvurunun hazırlanmasında SMK m.11’deki genel şartlar ile geleneksel olmayan işaretin türüne göre Yönetmelik m.7’deki özel gösterim hükümleri birlikte uygulanır.
Örneğin renk markasında gerekli renk kodunun, ses markasında elektronik kaydın veya üç boyutlu markada koruma konusunu belirleyen görsellerin eksik olması başvurunun şekli incelemesini etkileyebilir.
Başvuru sahibinin, korunmasını istediği unsuru açık biçimde belirlemesi önemlidir. Sonradan işaretin özünü değiştiren bir gösterim sunulması, sıradan maddi hata düzeltmesi olarak değerlendirilemez. SMK m.11/6, başvuru kapsamında esaslı değişiklik yapılmasına genel bir imkân tanımamaktadır.
Marka tescil başvurusunun belgeleri, aşamaları ve başvuru tarihinin kesinleşmesi marka başvuru süreci başlıklı incelememizde açıklanmaktadır.
Gösterimde eksiklik varsa hangi süre uygulanır?
Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m.7/9 uyarınca sunulan gösterimlerin ilgili şartları taşımaması veya bilgi, gösterim ve açıklamalar arasında uyumsuzluk bulunması halinde başvuru sahibine eksiklikleri gidermesi için iki aylık süre verilir.
Eksikliklerin süresinde giderilmesi durumunda başvuru tarihi, eksiklikleri gideren bilgi veya belgelerin Kurum tarafından alındığı tarih, saat ve dakika itibarıyla kesinleşir. Eksikliklerin verilen sürede giderilmemesi halinde başvuru işlemden kaldırılır.
Bu nedenle gösterim eksikliği, yalnızca belge tamamlama sorunu değildir. Başvuru tarihinin kesinleşmesini etkilemesi nedeniyle öncelik değerlendirmesi bakımından da önem taşıyabilir.
Başvuru hangi nedenlerle reddedilebilir?
Geleneksel olmayan bir işaretin başvurusu, ilgili kanuni şartlara göre farklı gerekçelerle reddedilebilir. Özellikle:
- SMK m.4 kapsamında marka olma ve sicilde gösterilebilirlik koşullarının karşılanmaması,
- SMK m.5/1-b kapsamında ayırt ediciliğin bulunmaması,
- SMK m.5/1-c kapsamında tanımlayıcı işaret niteliği,
- SMK m.5/1-e kapsamında malın doğasından, teknik zorunluluktan veya mala asli değer verme özelliğinden kaynaklanan engeller,
- Önceki marka veya haklarla çatışma nedeniyle SMK m.5 veya m.6 kapsamında ortaya çıkabilecek diğer tescil engelleri
gündeme gelebilir.
Her ret gerekçesinin dayanağı ve buna karşı ileri sürülebilecek savunma aynı değildir. Bu nedenle değerlendirme, marka tescilinde mutlak ret nedenleri ve gerektiğinde nispi ret nedenleri çerçevesinde yapılmalıdır.
Başvurudan önceki sicil ve piyasa araştırması da önemlidir. Bu araştırmanın hukuki kapsamı marka tescili öncesi benzerlik araştırması ve hukuki risk analizi başlıklı yazımızda incelenmektedir.
Ret kararına karşı hangi hukuki yollar vardır?
TÜRKPATENT tarafından verilen ret kararına karşı, kararın niteliğine göre SMK’daki idari itiraz yolu kullanılabilir. SMK m.20 uyarınca Kurum tarafından verilen karardan zarar gören taraflar, kararın bildiriminden itibaren iki ay içinde karara itiraz edebilir.
İtirazın incelenmesi sonucunda verilen nihai YİDK kararına karşı ise SMK m.156 kapsamında görevli mahkemede dava açılması gündeme gelebilir. SMK m.25/3 uyarınca YİDK kararlarının iptali davaları, kararın ilgiliye bildiriminden itibaren iki ay içinde açılır.
Ret kararına karşı ileri sürülebilecek gerekçeler ve idari inceleme usulü marka reddine itiraz başlıklı makalede; nihai idari kararın yargısal denetimi ise YİDK kararının iptali davası başlıklı incelemede ele alınmaktadır.
Geleneksel Olmayan Markalarda Tescil Sonrası Korumanın Sınırları
Geleneksel olmayan bir işaretin tescili, marka sahibine tescil kapsamında münhasır hak sağlar. Ancak bu hak, işareti oluşturan bütün renk, ses, şekil veya hareket özelliklerinin her türlü kullanımının yasaklanabileceği anlamına gelmez.
SMK m.7 kapsamında marka sahibinin yetkileri, tescilli işaretin kapsamı, ilgili mal veya hizmetler ve üçüncü kişinin kullanımının niteliğine göre belirlenir.
Örneğin belirli bir renk kombinasyonunun marka olarak tescili, o renklerin birbirinden bağımsız her kullanımını kendiliğinden yasaklamaz. Bir üç boyutlu markanın tescili de bütün benzer ürün biçimleri üzerinde sınırsız bir hak sağlamaz.
Korunması istenen işaretin sicilde gösterilen unsurları, üçüncü kişi tarafından kullanılan işaretin bütünsel görünümü ve ilgili tüketici çevresindeki algı birlikte değerlendirilmelidir.
Ayrıca üçüncü kişilerin dürüst ticari kullanımlarının sınırları ve marka sahibinin haklarını kullanabileceği durumlar da önem taşır. Bu konular marka hakkının kapsamı ve sınırları ile marka hukukunda dürüst kullanım istisnası başlıklı incelemelerde açıklanmaktadır.
Ürün veya ambalaj biçiminin üçüncü kişiler tarafından taklit edilmesi durumunda ise ürün görünümünün benzerliği ile markasal kullanımın hukuki niteliği ayrılmalıdır. Bu mesele ürün ambalajının taklidi ve marka hakkı ihlali başlıklı incelemenin konusudur.
Gerçekleşmiş bir ihlalde marka sahibinin ileri sürebileceği talepler, şartları oluştuğunda marka hakkına tecavüz davası kapsamında değerlendirilebilir. Buna karşılık tescilin baştan itibaren hukuka uygun olup olmadığına ilişkin uyuşmazlıklar marka hükümsüzlüğü davası bakımından ayrı bir inceleme gerektirir.
Sıkça Sorulan Sorular
Tek bir renk marka olarak tescil edilebilir mi?
Evet. SMK m.4 renklerin marka olarak tesciline imkân tanır. Ancak başvurunun Yönetmelik m.7/4 kapsamındaki gösterim şartlarını karşılaması ve rengin ilgili mal veya hizmetler bakımından ayırt edici nitelik taşıması gerekir. Kullanım sonucu kazanılmış ayırt edicilik de şartları oluştuğunda SMK m.5/2 kapsamında ileri sürülebilir.
Ses markası başvurusunda nota sunulması zorunlu mudur?
Hayır. Yönetmelik m.7/2 uyarınca zorunlu olan, sesin elektronik ortamda dinlemeye ve saklamaya elverişli kaydının sunulmasıdır. Nota ile gösterimin mümkün olduğu hallerde bu gösterim ayrıca sunulabilir.
Üç boyutlu marka başvurusunda ürünün farklı açılardan gösterilmesi gerekir mi?
Yönetmelik m.7/3, işaretin tek yönden veya farklı açılardan gösterimine imkân tanır. Farklı açılardan gösterim kullanılacaksa en fazla altı açıdan görünüm sunulabilir. Koruma konusunun açık ve kesin biçimde anlaşılması ve markanın bütünlüğünün korunması gerekir.
Teknik işlevi bulunan bir ürün biçimi, yoğun kullanım sonucu marka olabilir mi?
Bu sorunun cevabı uygulanacak ret nedenine bağlıdır. Sorun yalnızca SMK m.5/1-b kapsamındaki ayırt edicilik eksikliğiyse m.5/2 şartları değerlendirilebilir. Ancak m.5/1-e kapsamındaki teknik zorunluluk engeli gerçekleşmişse kullanım sonucu ayırt edicilik istisnası bu engeli ortadan kaldırmaz.
Hareket markası için mutlaka video dosyası sunulmalı mıdır?
Yönetmelik m.7/5, hareketi tasvir eden görüntü veya hareketsiz ya da hareketli görüntü dizisi sunulmasına imkân tanımaktadır. Dolayısıyla bütün hareket markalarında tek bir video gösterim yöntemi zorunlu değildir. Önemli olan hareketin bütünlüğünü bozmadan açık ve kesin biçimde gösterilmesidir.
Pozisyon markasında kesikli çizgiler neyi gösterir?
Kesikli çizgiler, ürünün yalnızca işaretin konumunu açıklamak amacıyla gösterilen ve koruma kapsamı dışında bırakılmak istenen bölümlerini ayırt etmek için kullanılabilir. Ancak kesikli çizgi kullanılması, bütün pozisyon markaları için kanunda öngörülmüş tek zorunlu gösterim yöntemi değildir.
Geleneksel olmayan bir işaret hem marka hem tasarım olarak korunabilir mi?
Evet. Bir ürün biçimi hem tasarım hem de marka hukukunun şartlarını ayrı ayrı karşılıyorsa farklı koruma rejimleri gündeme gelebilir. Ancak tasarımın yenilik ve ayırt edici nitelik şartları, marka için gerekli ticari kaynak gösterme işlevinin yerine geçmez. Hakların birlikte korunmasına ilişkin genel çerçeve aynı üründe fikrî mülkiyet koruması başlıklı incelemede ele alınmaktadır.
Sonuç
Geleneksel olmayan markalar, klasik kelime ve logo markalarından farklı işaretlerin marka korumasına konu edilmesini sağlar. Bununla birlikte renk, ses, üç boyutlu biçim, hareket ve pozisyon markalarının tescili aynı gösterim ve ayırt edicilik şartlarıyla değerlendirilmez.
Renk markalarında rengin sicilde belirlenmesi ve ticari kaynak gösterme niteliği; ses markalarında elektronik kayıt ve işitsel ayırt edicilik; üç boyutlu markalarda ürünün doğası, teknik zorunluluk ve mala asli değer verme engelleri; hareket markalarında hareket dizisinin bütünlüğü; pozisyon markalarında ise ürün üzerindeki yerleşimin açık biçimde gösterilmesi önem taşır.
Başvurunun doğru işaret türüne göre hazırlanması, kanuni ret nedenlerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi ve gerektiğinde kullanım sonucu ayırt ediciliğin uygun delillerle ortaya konulması gerekir. İşaretin tesciline, korunmasına ve ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklara ilişkin hukuki değerlendirme, marka tescili ve marka haklarının korunmasına yönelik hukuki danışmanlık kapsamında yapılabilir.
Yazar Avukat Fatih Sefer