İş sözleşmesi eser sözleşmesi farkı, bir kişinin başkası için çalışırken hangi hukuki statüye sahip olduğunun belirlenmesinde önem taşır. Her iki sözleşmede de bir işin yapılması ve bunun karşılığında ödeme gerçekleştirilmesi söz konusudur. Ancak tarafların üstlendikleri borçlar, çalışma üzerindeki denetim yetkisi, ekonomik riskin dağılımı ve sözleşmenin hukuki sonuçları farklıdır.
Temel ayrım şudur: İş sözleşmesinde işçi, işverenin yönetim ve denetimi altında bağımlı olarak iş görmeyi üstlenir. Eser sözleşmesinde ise yüklenici, kural olarak iş sahibinden bağımsız biçimde belirli bir sonucu meydana getirmeyi taahhüt eder.
Bir ilişkinin iş sözleşmesi veya eser sözleşmesi olarak adlandırılması, hukuki niteliğinin belirlenmesi için tek başına yeterli değildir. Sözleşme hükümleriyle birlikte çalışmanın fiilen nasıl yürütüldüğü incelenir. Yanlış nitelendirme; işçilik alacakları, sözleşmeden doğan sorumluluk, görevli mahkeme ve sosyal güvenlik yükümlülükleri bakımından önemli uyuşmazlıklara neden olabilir.
İş Sözleşmesi Nedir?
4857 sayılı İş Kanunu’nun 8. maddesine göre iş sözleşmesi, işçinin bağımlı olarak iş görmeyi, işverenin ise bunun karşılığında ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 393. maddesinde de hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirsiz süreyle iş görmeyi, işverenin ise zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak düzenlenmiştir.
Bu düzenlemelerden hareketle iş sözleşmesinin üç temel unsuru bulunmaktadır:
- İş görme: İşçinin bedensel, zihinsel, teknik veya mesleki bir çalışma gerçekleştirmeyi üstlenmesi.
- Ücret: İşverenin iş görme ediminin karşılığında ücret ödeme borcu altına girmesi.
- Bağımlılık: İşçinin, işverenin iş organizasyonu içerisinde ve onun yönetim, gözetim veya denetimi altında çalışması.
İş sözleşmesini diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran temel unsur hukuki bağımlılıktır. İşçinin işverenin yönetim hakkına tabi olması, özellikle çalışma düzeni ve işin yürütülmesine ilişkin talimatlara uyma yükümlülüğünde kendisini gösterir.
Bu unsurların somut olaylarda nasıl değerlendirildiği, işçi sayılmanın şartları ve bağımlılık unsuru konusunda ayrıca ele alınmaktadır.
Eser Sözleşmesi Nedir?
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470. maddesine göre eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin ise bunun karşılığında bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
Eser sözleşmesinde yüklenicinin asli borcu, yalnızca belirli bir süre çalışmak değil, sözleşmede kararlaştırılan sonucu meydana getirmektir.
Örneğin bir binanın çatısının onarılması, bir makinenin belirli özelliklerde imal edilmesi veya bir yazılımın kararlaştırılan teknik özelliklerle tamamlanması, somut koşullara göre eser sözleşmesinin konusunu oluşturabilir.
Eserin mutlaka yeni ve maddi bir nesne olması gerekmez. Mevcut bir şeyin onarılması, değiştirilmesi veya geliştirilmesi de eser sözleşmesine konu olabilir. Maddi olmayan sonuçlar da hukuken eser niteliği taşıyabilir. Bununla birlikte her hizmetin veya fikrî faaliyetin kendiliğinden eser sözleşmesi sayılması mümkün değildir.
Eser sözleşmesinin belirleyici özelliği, yüklenicinin belirli veya belirlenebilir bir iş sonucunu meydana getirme borcu altında olmasıdır.
İş Sözleşmesi ile Eser Sözleşmesi Arasındaki Temel Farklar
İki sözleşmenin karşılaştırılmasında yalnızca yapılan işin türüne değil, borçlanılan edimin niteliğine ve taraflar arasındaki gerçek ilişkiye bakılmalıdır.
| Karşılaştırma ölçütü | İş sözleşmesi | Eser sözleşmesi |
|---|---|---|
| Hukuki dayanak | 4857 sayılı İş Kanunu m.8 ve TBK m.393 | TBK m.470 ve devamı |
| Taraflar | İşçi ve işveren | Yüklenici ve iş sahibi |
| Asli edim | Bağımlı olarak iş görme | Kararlaştırılan eseri meydana getirme |
| Bağımlılık | Hukuki bağımlılık belirleyicidir | Yüklenici kural olarak bağımsız çalışır |
| Yönetim ve denetim | İşveren işin yürütülmesine ilişkin talimat verebilir | İş sahibi sonuç ve sözleşmeye uygunluk bakımından denetim yapabilir |
| Ödeme | İş görme ediminin karşılığı ücret | Eserin meydana getirilmesinin karşılığı bedel |
| Ekonomik risk | İşletmenin olağan kâr ve zarar riski işverene aittir | Yüklenici sözleşmeye ve kanuna göre sonuç ve maliyet riskleri üstlenir |
| Araç ve gereçler | Çoğunlukla işveren tarafından sağlanır | Aksi kararlaştırılmadıkça yüklenici tarafından sağlanır |
| Ayıplı ifa | İşçinin sözleşmesel sorumluluğu ve iş hukuku kuralları uygulanır | TBK’nın eserde ayıptan sorumluluğa ilişkin özel hükümleri uygulanır |
| İşçilik hakları | Kanuni şartları gerçekleştiğinde işçilik hakları doğar | Yüklenici sırf eser sözleşmesi nedeniyle işçilik hakları kazanmaz |
| Sona erme | İş ve hizmet sözleşmesinin fesih hükümlerine tabidir | Eser sözleşmesine özgü sona erme ve fesih hükümleri uygulanır |
Tablodaki özellikler genel ayrımı göstermektedir. Özellikle çalışma yeri, araçların mülkiyeti, ödemenin şekli ve çalışma süresi tek başlarına kesin nitelendirme ölçütü değildir.
1. Bağımlılık Unsuru Bakımından Fark
İş sözleşmesi ile eser sözleşmesinin ayrımında en önemli ölçüt, işi yapan kişinin karşı tarafa hukuken bağımlı olup olmadığıdır.
İş sözleşmesinde hukuki bağımlılık
İşçi, işverenin yönetim hakkı kapsamında belirlediği çalışma organizasyonuna dahil olur. İşveren, kanuni sınırlar içerisinde işin ne zaman, nerede ve nasıl yürütüleceğine ilişkin talimat verebilir.
Hukuki bağımlılığa işaret edebilecek olgular şunlardır:
- Çalışma günlerinin ve saatlerinin işveren tarafından belirlenmesi.
- İşçinin günlük iş dağılımına ve görev değişikliklerine tabi olması.
- İşin işverenin organizasyonu ve hiyerarşik yapısı içinde yürütülmesi.
- İşverenin çalışma sürecini düzenli olarak gözetmesi ve denetlemesi.
- İşçinin işin yürütülmesine ilişkin yönetim talimatlarına uyma yükümlülüğünün bulunması.
- İşçinin bağımsız bir sonuç taahhüdü yerine işgücünü işverenin kullanımına sunması.
Bu olguların tamamının birlikte bulunması zorunlu değildir. Bağımlılığın yoğunluğu, işin niteliğine ve çalışanın mesleki konumuna göre değişebilir.
Örneğin uzman bir mühendisin teknik kararlarında geniş hareket alanı bulunması, işverenin organizasyonu içinde ve onun yönetim yetkisine tabi olarak çalışıyorsa işçi niteliğini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Eser sözleşmesinde bağımsız çalışma
Eser sözleşmesinde yüklenici, belirlenen sonuca ulaşmak için gerekli çalışma yöntemlerini kural olarak kendisi düzenler.
İş sahibi, meydana getirilecek eserin ölçülerini, teknik özelliklerini, teslim tarihini ve kabul koşullarını belirleyebilir. Ayrıca sözleşmeye uygunluğu denetleyebilir.
Ancak iş sahibinin eserin teknik özellikleri ve sonucu hakkında talimat vermesi, tek başına işverenin işçi üzerindeki yönetim hakkıyla aynı anlama gelmez.
Örneğin bir iş sahibinin yükleniciden belirli malzemeleri kullanmasını istemesi veya yapılan imalatı kontrol etmesi, diğer koşullar da bağımsız çalışmayı gösteriyorsa, ilişkinin eser sözleşmesi niteliğini ortadan kaldırmaz.
Buna karşılık iş sahibi görünüşte yüklenici olarak adlandırılan kişinin günlük mesaisini, iş dağılımını, çalışma biçimini ve devam durumunu sürekli yönetiyorsa bağımlı iş ilişkisi ihtimali araştırılmalıdır.
2. İş Görme Borcu ile Eser Meydana Getirme Borcu Arasındaki Fark
İş sözleşmesinde işçinin asli edimi, kararlaştırılan işi bağımlı biçimde yerine getirmektir. İşçi, sözleşmesel yükümlülüklerini özenle ifa etmek zorunda olmakla birlikte işletmenin ekonomik başarısını veya belirli bir ticari sonucu kural olarak garanti etmez.
Örneğin bir fabrikada ücret karşılığında çalışan kaynakçı, kendisine verilen kaynak işlerini işverenin yönetimi altında yerine getirir. Fabrikanın ürettiği ürünlerin satılamaması, tek başına kaynakçının ücret hakkını ortadan kaldırmaz.
Eser sözleşmesinde ise yüklenici, kararlaştırılan eserin ortaya çıkarılması sonucunu üstlenir.
Bir makinenin belirlenen teknik özelliklerde imal edilmesi için eser sözleşmesi yapan yüklenicinin borcu, yalnızca makine üzerinde belirli saatler çalışmak değildir. Sözleşmeye uygun makineyi meydana getirmesi ve teslim etmesi gerekir.
Bu ayrım, özellikle işin eksik yapılması, teslimin gecikmesi ve bedel alacağının doğması bakımından önemlidir.
3. Ücret ve Eser Bedeli Arasındaki Fark
Her iki sözleşme de karşılıklı edimler içermekle birlikte ödemenin hukuki sebebi farklıdır.
İş sözleşmesinde ücret
İş sözleşmesinde ücret, işçinin iş görme ediminin karşılığıdır. Ücretin saatlik, günlük, aylık, parça başına veya yapılan işin miktarına göre belirlenmesi mümkündür.
Bu nedenle parça başına ödeme yapılması, ilişkinin mutlaka eser sözleşmesi olduğu anlamına gelmez.
İşverenin gözetim ve denetimi altında çalışan bir kişinin tamamladığı parça sayısına göre ücret alması da iş sözleşmesi kapsamında değerlendirilebilir.
Ücretin açıkça rakamsal olarak kararlaştırılmamış olması da diğer kurucu unsurlar mevcutsa iş sözleşmesinin varlığını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Eser sözleşmesinde bedel
Eser sözleşmesinde iş sahibi, meydana getirilecek eserin karşılığında bedel öder.
TBK’nın 479. maddesine göre, aksini gerektiren sözleşmesel düzenlemeler ve özel durumlar saklı kalmak üzere, iş sahibinin bedel ödeme borcu eserin teslimi anında muaccel olur. Parça parça teslim ve her parça için ayrı bedel kararlaştırılması durumunda ise ilgili parçanın bedeli teslimle muaccel hâle gelir.
TBK’nın 480. maddesi götürü bedeli, 481. maddesi ise bedelin önceden belirlenmediği veya yaklaşık belirlendiği hâllerde bedel hesabını düzenler.
Eser sözleşmesinde avans, taksit veya işin ilerleme aşamalarına bağlı ödeme kararlaştırılması mümkündür. Böyle bir düzenleme sözleşmeyi tek başına iş sözleşmesine dönüştürmez.
Benzer şekilde düzenli veya aylık ödeme yapılması, diğer olgular dikkate alınmadan tek başına iş sözleşmesinin bulunduğunu kanıtlamaz. Ödemenin hangi edimin karşılığı olduğunun belirlenmesi gerekir.
4. Ekonomik Risk ve Sonuç Sorumluluğu Bakımından Fark
İş sözleşmesinde işletmenin olağan ekonomik riski işverene aittir. İşverenin zarar etmesi veya beklediği kârı elde edememesi, işçinin doğmuş ücret alacağını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
İşçinin kusurlu davranışından kaynaklanan sorumluluğu ise ayrı bir hukuki konudur. İşçinin hiçbir durumda sorumlu olmayacağı söylenemez.
Eser sözleşmesinde yüklenici, kararlaştırılan eseri meydana getirme borcu nedeniyle daha farklı bir sonuç ve maliyet riski üstlenir.
Örneğin götürü bedelli bir eser sözleşmesinde, eserin öngörülenden daha fazla emek veya gider gerektirmesi kural olarak yükleniciye kendiliğinden ek bedel isteme hakkı vermez. Bununla birlikte TBK’nın 480. maddesinde öngörülen olağanüstü durumlarda uyarlama ve sözleşmeden dönme veya fesih imkânları bulunabilir.
TBK’nın 483. maddesine göre eser, teslimden önce beklenmedik bir olay sonucunda yok olursa ve iş sahibi eseri teslim almada temerrüde düşmemişse, kural olarak yüklenici yaptığı işin ücretini ve giderlerinin ödenmesini isteyemez. Kanunda malzeme, iş sahibinin talimatı ve iş sahibine yüklenebilen sebepler bakımından özel hükümler bulunmaktadır.
Dolayısıyla eser sözleşmesinde riskin tamamının her durumda yükleniciye ait olduğu şeklinde mutlak bir değerlendirme yapılamaz.
5. Araç, Gereç ve Çalışmanın Organizasyonu Bakımından Fark
İş sözleşmesinde üretim araçlarının, işyerinin ve gerekli malzemelerin işveren tarafından sağlanması yaygın bir uygulamadır.
Eser sözleşmesinde ise TBK’nın 471. maddesi gereğince, aksine âdet veya anlaşma bulunmadıkça eserin meydana getirilmesi için kullanılacak araç ve gereçler yüklenici tarafından sağlanır.
Bununla birlikte araçların kime ait olduğu tek başına belirleyici değildir.
Kendi bilgisayarını veya mesleki ekipmanını kullanan bir kişi, işverenin yönetimi ve denetimi altında çalışıyorsa işçi olabilir. Buna karşılık iş sahibinin malzemelerini kullanarak bağımsız biçimde belirli bir eseri meydana getiren kişi yüklenici sıfatını taşıyabilir.
Değerlendirmede araçların mülkiyetinden çok, işin organizasyonunu kimin oluşturduğu ve çalışan kişinin bu organizasyondaki konumu önemlidir.
6. İşin Bizzat Yapılması ve Başkasına Yaptırılması
İş sözleşmesinde işçinin iş görme borcu kural olarak kişiseldir. İşçi, işverenle arasındaki sözleşmeden doğan iş görme yükümlülüğünü serbestçe başka bir kişiye devredemez.
Eser sözleşmesinde ise TBK’nın 471. maddesi uyarınca yüklenici, eseri doğrudan kendisi meydana getirmek veya kendi yönetimi altında yaptırmakla yükümlüdür. Ancak eserin meydana getirilmesinde yüklenicinin kişisel özellikleri önem taşımıyorsa işi başkasına yaptırabilmesi mümkündür.
Örneğin bağımsız bir onarım yüklenicisinin sözleşme ve kanunun izin verdiği koşullarda kendi ekibini görevlendirmesi, eser sözleşmesinin niteliğiyle bağdaşabilir.
Bununla birlikte yüklenicinin yardımcı kişiler kullanması, iş sahibi ile yüklenici arasında hiçbir iş hukuku sorumluluğu doğmayacağını göstermez. Somut ilişkinin ayrıca asıl işveren-alt işveren niteliği taşıyıp taşımadığı veya başka bir hukuki sorumluluk doğurup doğurmadığı değerlendirilmelidir.
Bu nedenle bağımsız yüklenicilik ile iş hukukuna özgü alt işverenlik ilişkisinin aynı kavramlar olmadığı gözetilmelidir. Alt işverenlik ilişkisinin sözleşmesel koşulları, alt işverenlik sözleşmesinin geçerlilik ve içerik şartları başlığında ayrıca incelenebilir.
7. Eserin Ayıplı Olması ile İşçinin Hatalı Çalışması Arasındaki Fark
İş sözleşmesinde işçi, işini özenle yerine getirmekle yükümlüdür. İşçinin kusurlu davranışı iş sözleşmesinden doğan sorumluluğa, somut olayın koşullarına göre disiplin işlemlerine veya kanuni fesih sebeplerine yol açabilir.
Ancak işçinin yaptığı çalışmada hata bulunması, kendiliğinden eser sözleşmesinin ayıba ilişkin hükümlerinin uygulanmasını gerektirmez.
Eser sözleşmesinde yüklenicinin ayıptan doğan sorumluluğu özel olarak düzenlenmiştir.
TBK’nın 474. maddesi, eserin tesliminden sonra iş sahibinin gözden geçirme ve ayıp bildirimine ilişkin yükümlülüklerini düzenler.
TBK’nın 475. maddesine göre yüklenicinin ayıptan sorumlu olduğu durumlarda, kanuni şartlara bağlı olarak iş sahibi şu haklardan yararlanabilir:
- Ayıbın ağırlığı kanuni koşulları karşılıyorsa sözleşmeden dönme.
- Eseri alıkoyarak ayıp oranında bedel indirimi isteme.
- Aşırı masraf gerektirmemesi koşuluyla eserin ücretsiz onarılmasını isteme.
- Genel hükümlerin şartları gerçekleşmişse ayrıca tazminat talep etme.
Bu hakların uygulanmasında ayıbın niteliği, iş sahibinin talimatları, eserin kabul edilip edilmediği, bildirim yükümlülükleri ve ilgili zamanaşımı hükümleri önem taşır.
Dolayısıyla işçinin hatalı çalışması ile yüklenicinin ayıplı eser meydana getirmesi, aynı hukuki değerlendirmeye tabi değildir.
8. Sözleşmenin Sona Ermesi Bakımından Fark
İş sözleşmesinin sona ermesi, sözleşmenin türüne ve fesih sebebine göre İş Kanunu’nun veya uygulanabilir özel hizmet sözleşmesi hükümlerinin kurallarına tabidir.
Belirsiz süreli iş sözleşmelerinde bildirimli fesih, haklı nedenle fesih ve iş güvencesine ilişkin hükümler, kendi koşulları çerçevesinde değerlendirilir.
İş sözleşmesinin sona ermesi sonucunda işçi, şartları gerçekleştiğinde kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kullanılmayan yıllık izin ücreti veya diğer işçilik alacaklarını talep edebilir.
Eser sözleşmesinde ise sona erme, eserin tamamlanması ve teslimi ile sözleşmeden dönme veya feshe ilişkin Türk Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.
Örneğin TBK’nın 484. maddesine göre iş sahibi, eser tamamlanmadan önce yapılmış kısmın karşılığını ödemek ve yüklenicinin bütün zararlarını gidermek koşuluyla sözleşmeyi feshedebilir.
Bu hüküm, iş sözleşmesindeki ihbar tazminatı veya kıdem tazminatı rejimiyle aynı değildir.
Bağımsız yüklenici, yalnızca eser sözleşmesinin sona ermesi nedeniyle işçiye özgü kıdem veya ihbar tazminatına hak kazanmaz. Bununla birlikte eser sözleşmesinden kaynaklanan bedel, gider veya tazminat talepleri gündeme gelebilir.
İş Sözleşmesi ile Eser Sözleşmesi Somut Olayda Nasıl Ayırt Edilir?
Taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken sözleşmenin başlığından çok, fiilen yürütülen çalışma dikkate alınmalıdır.
Özellikle şu sorular önem taşır:
- İşi yapan kişi belirli bir sonucu mu, yoksa sürekli veya dönemsel iş görme edimini mi üstlenmiştir?
- Çalışma saatlerini ve işin günlük organizasyonunu kim belirlemektedir?
- İşi yapan kişi karşı tarafın hiyerarşik yönetimine ve denetimine tabi midir?
- Yapılacak işlerin kapsamı ve görev dağılımı sürekli olarak iş sahibi tarafından mı belirlenmektedir?
- İşi yapan kişi sözleşme ve kanunun izin verdiği ölçüde kendi yardımcılarını görevlendirebilmekte midir?
- Ödeme, bağımlı çalışmanın karşılığı olarak mı, yoksa belirli bir eserin gerçekleştirilmesi karşılığında mı yapılmaktadır?
- İşin maliyet artışı, tamamlanmaması ve beklenen sonucun ortaya çıkmaması riskleri nasıl paylaşılmıştır?
- İşi yapan kişinin bağımsız bir iş organizasyonu veya başka müşterileri var mıdır?
- Tarafların sözleşmede belirttikleri koşullarla fiilen uyguladıkları çalışma düzeni birbiriyle uyumlu mudur?
Bu soruların cevapları birlikte değerlendirilmelidir. Tek bir ölçütün bulunması veya bulunmaması çoğu durumda yeterli değildir.
Örnek 1: Şirket bünyesinde çalışan yazılım geliştirici
Bir yazılım geliştiricinin şirketin ekip toplantılarına katıldığı, günlük görevlerinin yöneticisi tarafından belirlendiği, çalışma performansının şirketin organizasyonu içerisinde denetlendiği ve düzenli ücret aldığı varsayılsın.
Yazılım geliştiriciye belirli projeler tamamlama görevi verilmesi, iş sözleşmesinin varlığını ortadan kaldırmaz. Gerçek çalışma ilişkisinde hukuki bağımlılık bulunuyorsa iş sözleşmesi söz konusu olabilir.
Örnek 2: Belirli bir yazılımın teslimini üstlenen yüklenici
Bir kişinin belirli teknik özelliklere sahip yazılımı kararlaştırılan bedel karşılığında teslim etmeyi üstlendiği; çalışma saatlerini, yöntemlerini ve kendi organizasyonunu bağımsız belirlediği varsayılsın.
Bu durumda, diğer sözleşme koşulları da destekliyorsa eser sözleşmesi söz konusu olabilir.
Yazılımın teslim tarihinin kararlaştırılmış olması veya iş sahibinin teknik test yapması, tek başına hukuki bağımlılık oluşturmaz.
Örnek 3: Çatı onarımı yapan kişi
Bir kişinin belirli bir çatıyı kararlaştırılan bedelle onarması, kendi ekipmanını kullanması ve çalışma yöntemini bağımsız belirlemesi eser sözleşmesine işaret edebilir.
Ancak kişinin aynı işletme tarafından ihtiyaç duyuldukça işe çağrılması, işverenin çalışma organizasyonu içinde görev yapması ve çalışma biçiminin işveren tarafından yönlendirilmesi farklı bir değerlendirmeyi gerektirebilir.
Bu nedenle çatı onarımı veya kaynak işi gibi belirli bir sonuca yönelik faaliyetlerin her durumda eser sözleşmesi sayılması doğru değildir.
Sözleşmede “Eser Sözleşmesi” Yazması İşçi Statüsünü Ortadan Kaldırır mı?
Hayır. Sözleşmenin eser sözleşmesi olarak adlandırılmış olması, taraflar arasında gerçekte iş ilişkisi bulunuyorsa işçi statüsünü kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca sözleşmelerin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde tarafların gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Kullanılan sözcükler veya gerçek amacı gizlemeye yönelik ifadeler tek başına belirleyici değildir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesine göre hâkim, Türk hukukunu resen uygular. Bu nedenle uyuşmazlıkta ileri sürülen ve ispatlanan maddi olguların hukuken hangi sözleşme türüne karşılık geldiği, tarafların seçtiği başlıkla sınırlı olmadan değerlendirilir.
Örneğin bir şirketin fiilen bağımlı çalıştırdığı kişiden fatura alması veya kendisiyle “bağımsız yüklenici sözleşmesi” imzalaması, iş sözleşmesinin bulunmadığını tek başına kanıtlamaz.
Bunun tersi de geçerlidir. Düzenli ödeme yapılması, bir işyerinde bulunulması veya iş sahibinin kalite kontrolü yapması, bağımlılık ve diğer koşullar gerçekleşmiyorsa tek başına iş sözleşmesi kurulduğunu göstermez.
Özellikle bağımsız çalışanların genel hukuki konumu, işçi ile bağımsız çalışan arasındaki hukuki farklar kapsamında ayrıca değerlendirilmelidir.
Yargıtay İş Sözleşmesi ile Eser Sözleşmesini Nasıl Ayırıyor?
Yargıtay’ın sözleşme türünün belirlenmesine ilişkin kararlarında, hukuki bağımlılığın varlığı ve çalışmanın fiili özellikleri önem taşımaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19.11.2025, E.2024/403, K.2025/732
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19 Kasım 2025 tarihli, 2024/403 Esas ve 2025/732 Karar sayılı kararı, iş sözleşmesi ile eser sözleşmesinin ayrımı bakımından somut bir örnektir.
Uyuşmazlık, çatı onarımı kapsamında kaynak işi yaparken hayatını kaybeden kişinin işçi mi yoksa bağımsız yüklenici mi olduğu tartışmasına bağlı olarak Sosyal Güvenlik Kurumunun açtığı rücuan tazminat davasından kaynaklanmıştır.
İlk derece mahkemesi taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu kabul etmiş, ancak Hukuk Genel Kurulu yapılan değerlendirmenin sonucunda farklı bir hukuki sonuca ulaşmıştır.
Kararda özellikle şu maddi olgular dikkate alınmıştır:
- Kaynak işi yapan kişinin davalı şirket tarafından ihtiyaç oldukça çalışmaya çağrılması.
- Önceki çalışmalarının 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmiş olması.
- Kendi adına ve hesabına bağımsız çalıştığını gösteren sigorta kaydı, fatura veya başka resmî belgelerin bulunmaması.
- Onarım işini üstlenen şirketin alt yüklenici çalıştırmama taahhüdü ve dosyadaki diğer maddi olgular.
Hukuk Genel Kurulu, bu olgular ve dosyanın bütünü kapsamında taraflar arasında hizmet akdi bulunduğunu kabul ederek direnme kararını oy çokluğuyla bozmuştur.
Karar, fatura veya sigorta kaydının tek başına ve her uyuşmazlıkta kesin sonuç doğurduğu anlamına gelmez. Önemli olan, bağımsız çalışmaya veya bağımlı iş ilişkisine işaret eden delillerin somut olayın bütünü içinde değerlendirilmesidir.
Ayrıca söz konusu karar, iş kazası nedeniyle açılmış bir işçilik alacağı davası değil, Kurumun rücuan tazminat talebine ilişkin bir uyuşmazlıkta verilmiştir. Karardan çıkarılacak değerlendirme, bu somut uyuşmazlık bağlamında ele alınmalıdır.
Kararın resmî metni: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2024/403, K.2025/732, 19.11.2025.
İş Sözleşmesi Yerine Eser Sözleşmesi Yapılmasının Hukuki Sonuçları
Tarafların eser sözleşmesi kurması hukuken mümkündür. Anayasa’nın 48. maddesi çalışma ve sözleşme özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Bununla birlikte sözleşme özgürlüğü, gerçekte mevcut bir iş ilişkisinin emredici iş hukuku hükümlerinden kaçınmak amacıyla farklı adlandırılmasını hukuken geçerli hâle getirmez.
Bir kişinin gerçekten bağımsız yüklenici mi yoksa işçi mi olduğu, uygulanacak hak ve borçların belirlenmesinde önemlidir.
Gerçekte iş sözleşmesi bulunuyorsa
Fiili ilişkinin iş sözleşmesi olduğu belirlendiğinde, çalışmanın tabi olduğu kanun ve diğer koşullar çerçevesinde şu sonuçlar gündeme gelebilir:
- Ödenmeyen ücret ve diğer işçilik alacaklarının talep edilmesi.
- Çalışma süreleri, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil hükümlerinin uygulanması.
- Yıllık ücretli izin ve diğer koruyucu çalışma hükümlerinden yararlanılması.
- İş sözleşmesinin sona erme nedenine ve kanuni koşullara göre kıdem veya ihbar tazminatı taleplerinin değerlendirilmesi.
- İş güvencesi şartları varsa ilgili koruyucu hükümlerin uygulanması.
- Çalışmanın hukuki niteliğine uygun sosyal güvenlik yükümlülüklerinin incelenmesi.
Bu hakların tamamının her iş ilişkisinde kendiliğinden ve koşulsuz doğduğu söylenemez. Uygulanabilir kanun, çalışma süresi, sözleşmenin niteliği ve sona erme nedeni ayrıca değerlendirilmelidir.
Gerçekten eser sözleşmesi bulunuyorsa
Bağımsız yüklenici, iş sahibine karşı eser sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini yerine getirir ve kanuni koşullara göre eser bedelini talep edebilir.
İş sahibi ise sözleşmeye uygun teslimi isteme, eksik veya ayıplı ifadan kaynaklanan haklarını kullanma ve şartları gerçekleştiğinde tazminat talep etme imkânına sahip olabilir.
Yüklenicinin başka kişileri çalıştırması hâlinde bu kişilerle arasındaki iş ilişkisi ayrıca değerlendirilir. Bir kişinin iş sahibine karşı yüklenici olması, kendi çalışanlarına karşı işveren olmasına engel değildir.
İş sağlığı ve güvenliği ile üçüncü kişilere verilen zararlardan doğan sorumluluklar da yalnızca sözleşmenin adına bakılarak ortadan kalkmaz. İlgili yükümlülüklerin kapsamı ve sorumlu kişiler ayrı hukuki değerlendirmeyi gerektirir.
İş ve Eser Sözleşmesi Ayrımında İspat Yükü Kime Aittir?
Taraflar arasında sözleşmenin niteliği konusunda uyuşmazlık çıkarsa, ileri sürülen maddi olguların ispatı önem kazanır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesine göre ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
İş sözleşmesinin bulunduğunu ileri süren kişi, bağımlı çalışmaya ilişkin maddi olguları ortaya koymalıdır. Karşı taraf da ilişkinin bağımsız eser sözleşmesi niteliğini destekleyen deliller sunabilir.
Uyuşmazlıkta önem taşıyabilecek deliller arasında şunlar bulunmaktadır:
- Taraflar arasında imzalanan sözleşme ve ekleri.
- İş tanımı, proje kapsamı ve teknik şartnameler.
- Çalışma saatlerini ve görev dağılımını gösteren kayıtlar.
- E-posta, yazışma ve iş organizasyonuna ilişkin talimatlar.
- Ücret bordroları, banka hareketleri, faturalar ve ödeme belgeleri.
- İşyeri giriş-çıkış kayıtları ve puantaj belgeleri.
- SGK kayıtları ve iş ilişkisiyle bağlantılı resmî belgeler.
- Araç, malzeme ve ekipman teminine ilişkin kayıtlar.
- Eserin teslimi, kabulü ve ayıplarına ilişkin tutanaklar.
- Çalışma düzenini doğrudan bilen tanıkların beyanları.
Delillerin ispat gücü, uyuşmazlığın konusuna ve uygulanacak usul hükümlerine göre değişebilir. Hukuki işlemlerde senetle ispat kuralları ile çalışma olgusunun ispatına ilişkin değerlendirmeler birbirinden ayrılmalıdır.
Özellikle yalnızca sözleşmenin adına, ödeme dekontunun açıklamasına veya bir faturaya dayanılarak kesin nitelendirme yapılması isabetli olmayabilir.
İş Sözleşmesi ile Eser Sözleşmesi Uyuşmazlığında Hangi Mahkeme Görevlidir?
Görevli mahkemenin belirlenmesinde taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliği ve uyuşmazlığın konusu önemlidir.
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi, ilgili iş ve hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında iş ilişkisi nedeniyle doğan kanuni veya sözleşmesel uyuşmazlıklarda iş mahkemelerinin görev alanını düzenlemektedir.
İlişkinin iş sözleşmesine dayandığı ve uyuşmazlığın bu görev kapsamında bulunduğu hâllerde iş mahkemesi görevli olabilir.
Gerçek bir eser sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkta ise tarafların sıfatlarına ve uyuşmazlığın niteliğine göre asliye hukuk mahkemesi, asliye ticaret mahkemesi veya ilgili özel görevli mahkeme gündeme gelebilir. Eser sözleşmesinden doğan bütün davaların istisnasız aynı mahkemede görüleceği söylenemez.
İşçi veya işveren alacağı ve tazminatına ilişkin davalarda, 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinde düzenlenen dava şartı arabuluculuğun kapsamı da dikkate alınmalıdır. Kanuni istisnalar saklıdır.
Dolayısıyla dava açılmadan önce hem sözleşmenin niteliğinin hem de ileri sürülecek talebin doğru belirlenmesi gerekir. Yanlış hukuki nitelendirme görev itirazlarına, usuli uyuşmazlıklara ve yargılamanın uzamasına neden olabilir.
Özellikle çalışma şeklinin eser sözleşmesi olarak gösterildiği ancak bağımlı çalışmanın bulunduğunun ileri sürüldüğü durumlarda, İstanbul iş hukuku avukatı aracılığıyla sözleşme, çalışma kayıtları ve talep edilebilecek hakların birlikte değerlendirilmesi mümkündür.
İş Sözleşmesi ile Eser Sözleşmesi Hakkında Sık Sorulan Sorular
Eser sözleşmesi yapan kişi işçi sayılır mı?
Gerçekten bağımsız biçimde eser meydana getirmeyi üstlenen kişi, sırf bu sözleşme nedeniyle işçi sayılmaz. Ancak eser sözleşmesi adı altında fiilen bağımlı çalışma yürütülüyorsa iş sözleşmesinin varlığı tartışılabilir.
Eser sözleşmesinde sigorta yapılması zorunlu mudur?
Sigortalılık yükümlülüğü, sözleşmenin yalnızca adına göre değil, fiili çalışmanın hukuki niteliğine ve sosyal güvenlik mevzuatına göre belirlenir. Gerçek iş ilişkisi bulunuyorsa sırf sözleşmeye eser sözleşmesi denilmesi sigortalılığa ilişkin yükümlülükleri ortadan kaldırmaz. Bağımsız çalışanların sigortalılık statüsü ise kendi hukuki koşullarına göre değerlendirilir.
Eser sözleşmesi yapan kişi kıdem tazminatı alabilir mi?
Gerçek bir eser sözleşmesindeki bağımsız yüklenici, yalnızca bu ilişki nedeniyle kıdem tazminatına hak kazanmaz. Ancak eser sözleşmesi görünümü altındaki ilişkinin gerçekte iş sözleşmesi olduğu belirlenirse, 1475 sayılı İş Kanunu’nun yürürlükteki 14. maddesi ve diğer ilgili hükümler kapsamında kıdem tazminatı şartları ayrıca incelenebilir.
Eser sözleşmesinde aylık ödeme yapılabilir mi?
Evet. Taraflar sözleşme özgürlüğü çerçevesinde aylık, taksitli veya işin aşamalarına bağlı ödeme kararlaştırabilir. Ancak düzenli ödeme yapılması, fiili bağımlılık olgularıyla birlikte iş sözleşmesi yönünden değerlendirilebilecek bir emaredir.
İş sahibinin yükleniciye talimat vermesi iş sözleşmesi oluşturur mu?
Her talimat iş sözleşmesi oluşturmaz. İş sahibinin eserin teknik özelliklerini ve teslim koşullarını belirlemesi ile kişinin günlük çalışmasını işveren gibi yönetmesi farklıdır. Hukuki bağımlılık, talimatın niteliği ve fiili çalışma düzeni birlikte değerlendirilerek belirlenir.
Belirli bir işin bitirilmesi kararlaştırılmışsa mutlaka eser sözleşmesi mi vardır?
Hayır. Belirli bir işin tamamlanmasına yönelik çalışma, koşullarına göre iş sözleşmesine de dayanabilir. Belirleyici olan yalnızca işin süreli veya sonuç odaklı olması değil, bağımlı iş görme ile bağımsız eser taahhüdü arasındaki hukuki ayrımdır.
İş sözleşmesi ve eser sözleşmesi yazılı yapılmak zorunda mıdır?
Her iki sözleşme bakımından da kanuni şekil hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir. İş Kanunu’nun 8. maddesi, süresi bir yıl ve daha fazla olan iş sözleşmelerinin yazılı yapılmasını öngörmektedir. Genel eser sözleşmeleri ise kural olarak özel bir geçerlilik şekline bağlı değildir; ancak bazı işlemler veya sözleşme türleri için özel şekil kuralları bulunabilir.
İş sözleşmesinin kurulması ve yazılı şekil koşulları hakkında ayrıntılı değerlendirme için iş sözleşmesinin kurulması ve geçerliliği konusuna bakılabilir.
İş sözleşmesi ile vekâlet sözleşmesi aynı mıdır?
Hayır. Vekâlet sözleşmesi de iş görme borcu doğurabilmekle birlikte farklı hukuki özelliklere sahiptir. Bu ayrım, iş sözleşmesi ile vekâlet sözleşmesi arasındaki farklar başlığında ayrıca incelenmektedir.
Sonuç: Sözleşmenin Adı Değil, Gerçek Hukuki İlişki Belirleyicidir
İş sözleşmesi ile eser sözleşmesi arasındaki temel fark, işçinin bağımlı iş görme borcu ile yüklenicinin belirli bir eseri meydana getirme borcu arasındadır.
İş sözleşmesinde işçinin işverenin organizasyonuna bağlı olarak çalışması, işverenin yönetim ve denetimi ile ücret ödeme yükümlülüğü ön plandadır. Eser sözleşmesinde ise belirli bir sonucun meydana getirilmesi, yüklenicinin bağımsızlığı ve eserle bağlantılı sözleşmesel sorumluluklar önem taşır.
Tarafların sözleşmeye verdikleri isim, ödeme yöntemi, fatura düzenlenmesi veya kullanılan araçların kime ait olduğu tek başına kesin sonuç doğurmaz. Gerçek ilişki; işin yürütülme şekli, bağımlılık, sonuç taahhüdü, ekonomik risk ve bütün deliller birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.
İşçi ve işveren bakımından uygulanacak kanuni hakların, yükümlülüklerin ve başvuru yollarının doğru belirlenebilmesi için bu hukuki ayrımın sözleşme kurulurken ve uyuşmazlık ortaya çıktığında dikkate alınması gerekir.
Hukuki Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.48 ve m.49.
- 4857 sayılı İş Kanunu, m.2 ve m.8.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m.19, m.393, m.470, m.471, m.474, m.475, m.479, m.480, m.481, m.483 ve m.484.
- 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu, m.3 ve m.5.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.33 ve m.190.
- 1475 sayılı İş Kanunu, yürürlükteki m.14.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19.11.2025 tarihli, E.2024/403, K.2025/732 sayılı karar.
Yazar: Avukat Mehmet Sarıoğlu