Sermaye Piyasası Kanunu’nun 111. maddesi, Kurul’un ve Kurul tarafından görevlendirilenlerin denetim yetkisini fiilen işlevsiz bırakan iki ayrı davranışı suç hâline getirir: istenen bilgi, belge veya elektronik kaydı hiç ya da istenen şekliyle vermemek (f.1) ve Kurul görevlilerinin görevini yapmasını engellemek (f.2). Madde, sermaye piyasası denetiminin temelini oluşturan bilgi akışını cebri bir yaptırımla güvence altına alır; ancak aynı zamanda denetlenen kişinin kendini suçlayacak beyanda bulunmaya zorlanamama hakkı ile bu yükümlülük arasındaki gerilimi de gündeme getirir. Bu makalede madde 111’in iki fıkrası, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Yargıtay 19. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararları eşliğinde incelenmektedir. Kanundaki diğer suçlarla birlikte genel bir bakış için sermaye piyasası suçları rehberimize bakabilirsiniz.
İçindekiler
- SPK Madde 111’in Tam Metni
- Suçun Unsurları ve Korunan Hukuki Yarar
- Bilgi, Belge ve Kayıt Vermeme Suçu (m.111/1)
- Kendini Suçlamama Hakkı (Nemo Tenetur) ile İlişkisi
- Denetimin Engellenmesi (m.111/2)
- Cebir veya Tehdit Kullanılması Hâlinde İçtima
- Ceza Tablosu
- İspat ve Delil Durumu
- Benzer Suçlarla Karşılaştırma
- İdari Para Cezası ile İlişki ve Non Bis in Idem
- Zamanaşımı, Şikâyet ve Uzlaşma
- Muhakeme Şartı ve Görevli Mahkeme
- HAGB ve Erteleme
- Sık Sorulan Sorular
- Sonuç
SPK Madde 111’in Tam Metni
MADDE 111 – (1) Kurul veya bu Kanuna göre görevlendirilenler tarafından istenen bilgi, belge ve elektronik ortamda tutulanlar dâhil kayıtları hiç veya istenen şekliyle vermeyen kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kurul veya bu Kanuna göre görevlendirilen kişilerin görevlerini yapmalarını engelleyen kişi altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu engelleme sırasında görevli kişilere karşı cebir veya tehdit kullanılmış olması hâlinde ayrıca 5237 sayılı Kanunun ilgili maddelerine göre cezaya hükmolunur.
Suçun Unsurları ve Korunan Hukuki Yarar
Madde 111 özgü bir suç değildir; fail, Kurul’un veya görevlendirilenlerin bilgi/belge talebinin veya denetim faaliyetinin muhatabı olan herkes olabilir. Uygulamada bu, çoğunlukla yatırım kuruluşu, halka açık ortaklık, fon kurulu veya teminat sorumlusu yetkilileri ve çalışanları olsa da, madde metninde fail “kişi” olarak genel tutulmuştur; denetimin muhatabı olan üçüncü kişiler (örneğin ilişkili taraf işleminde karşı taraf) de fail olabilir. Korunan hukuki yarar, Sermaye Piyasası Kurulu’nun denetim ve gözetim işlevinin etkinliğidir; Anayasa Mahkemesi, mülga 2499 sayılı Kanun döneminde verdiği E. 2000/8 K. 2003/104 T. 26.12.2003 sayılı norm denetimi kararında, Kurul’un sermaye piyasası kurumları üzerindeki nihai denetim mercii olduğunu ve bu denetim yetkisinin sermaye piyasasının güvenilirliği amacına hizmet ettiğini vurgulayarak denetim yetkisinin genişliğinin anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir.
Suç kasten işlenir; f.1 bakımından kast, istenen bilgi/belge/kaydın varlığını ve talebi bilerek buna rağmen vermemeyi kapsar. Danıştay 13. Dairesi’nin E. 2018/2182 K. 2022/1329 T. 30.03.2022 sayılı kararı -farklı bir düzenleyici denetim rejimine (5307 sayılı LPG Piyasası Kanunu) ilişkin olmakla birlikte- bu kast unsurunun somutlaştırılması bakımından yol göstericidir: davacının istenen faturaları, bunlar üçüncü bir kişide (muhasebecisinde) bulunduğu için ibraz edememesi olayında mahkeme, “denetimi engellemek kastıyla hareket etmediğinin sabit olduğu” gerekçesiyle idari yaptırımı hukuka aykırı bulmuştur. Bu ilke m.111/1 bakımından da kıyasen uygulanabilir: belgenin objektif olarak mevcut olmaması veya failin iradesi dışındaki bir nedenle sunulamaması, kastı ve dolayısıyla suçu ortadan kaldırır.
Bilgi, Belge ve Kayıt Vermeme Suçu (m.111/1)
Fıkra, üç tür veriyi kapsar: bilgi, belge ve elektronik ortamda tutulanlar dâhil kayıtlar. Fiil iki seçimlik hareketle tanımlanmıştır: “hiç vermeme” ve “istenen şekliyle vermeme”. İkinci hareket, eksik, kısmi, farklı formatta veya talebe uygun olmayan bir biçimde sunulan bilgi/belgeyi de suç kapsamına alır; bu nedenle fiilin tamamlanması için verinin tamamen yokluğu şart değildir, Kurul’un talebine gerçek anlamda cevap vermeyen her sunum bu kapsama girebilir. Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin E. 2015/4523 K. 2016/15294 T. 14.04.2016 sayılı kararı, madde 111/1’in doğrudan uygulandığı somut bir örnektir: manipülatif işlemler nedeniyle başlatılan incelemede, katılan kurumun (Kurul) art arda gönderdiği üç ayrı yazıyla istediği bilgileri vermeyen sanığın, yerel mahkemece yetersiz gerekçeyle beraat ettirilmesi bozma nedeni sayılmıştır; bu karar, mahkemelerin f.1 bakımından “yeterli gerekçe” standardını -Kurul’un talebinin somut içeriği ve failin bu talebe verdiği (veya vermediği) yanıtın ayrı ayrı değerlendirilmesini- ne denli ciddiye aldığını göstermektedir. Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin E. 2018/177 K. 2018/6961 T. 06.06.2018 sayılı kararında ise m.110 (kayıt suçu) ile m.111/1 aynı olayda -aracı kurum bünyesinde ikinci bir kayıt seti tutulması ve bu duruma ilişkin bilgi verilmemesi- birlikte değerlendirilmiş, madde metinleri doğrudan alıntılanarak iki suçun ayrı ayrı unsurlarının aynı fiil örgüsünde bir arada gerçekleşebileceği kabul edilmiştir.
Kendini Suçlamama Hakkı (Nemo Tenetur) ile İlişkisi
m.111/1’in pratikte en tartışmalı yönü, Kurul’un istediği bilgi veya belgenin failin kendisini bir suça bağlayabilecek nitelikte olduğu hâllerde ortaya çıkar. Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrası “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz” hükmünü içerir. Anayasa Mahkemesi, E. 2024/88 K. 2024/231 T. 25.12.2024 sayılı norm denetimi kararında bu güvencenin kapsamını netleştirmiş; susma hakkının yalnızca sözlü beyanları değil, “söz haricindeki belge ve delilleri de” kapsadığını açıkça belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin B. 2019/15907 T. 19.03.2024 sayılı bireysel başvuru kararında da kendini suçlamama ayrıcalığının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde açıkça yazılı olmamakla birlikte adil yargılanma hakkının merkezinde yer alan, uluslararası düzeyde tanınan bir güvence olduğu vurgulanmıştır.
Bu güvencenin idari/düzenleyici denetim bağlamında nasıl işlediği bakımından Rekabet Kurulu’nun K. 11-45/1034-354 T. 17.08.2011 sayılı kararı özellikle aydınlatıcıdır: Kurul, teşebbüs ve teşebbüs yetkililerinin de -tıpkı ceza muhakemesindeki şüpheli/sanık gibi- soru sorulduğunda susma hakkına sahip olduğunu, doğru cevap vermeye zorlanamayacaklarını ve bu hakkın idari soruşturma aşamasında da geçerli olduğunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 19.09.2000 tarihli kararına (şirket incelemesi yapan müfettişlere cezai yaptırım tehdidiyle verilen ifadelerin yargılamada kullanılmasının Sözleşme’yi ihlal ettiğine hükmedilen karar) atıfla kabul etmiştir. Bu ilke SPK m.111/1 bakımından şu sonucu doğurur: Kurul’un istediği bilgi/belge, denetlenen kişinin kendisini doğrudan bir SPK suçuyla ilişkilendirecek nitelikteyse, bu bilgiyi vermemenin m.111/1 kapsamında cezalandırılması anayasal susma hakkıyla gerilim yaratır; bu noktada mahkemelerin, istenen verinin niteliğine (nesnel ticari/muhasebe kaydı mı, yoksa doğrudan itiraf niteliğinde bir beyan mı) göre ayrım yapması gerektiği değerlendirilmelidir. Kurul’un rutin denetim faaliyeti kapsamında istediği defter, kayıt ve genel nitelikteki belgeler bu korumanın dışında kalır; zira bunlar failin iradi bir beyanı değil, önceden var olan nesnel kayıtlardır.
Denetimin Engellenmesi (m.111/2)
İkinci fıkra, f.1’den farklı olarak belirli bir veri talebine değil, Kurul veya görevlendirilenlerin görevini yapmasının genel olarak engellenmesine odaklanır. Bu, fiziksel engelleme (denetim elemanının işyerine girişinin engellenmesi, incelemeye konu evrakın veya sistemin erişime kapatılması) kadar, doğrudan doğruya f.1 kapsamına girmeyen pasif direniş biçimlerini de (oyalama, gereksiz geciktirme, denetim ekibiyle işbirliğinden kaçınma) kapsayabilir. Madde metninde f.2, f.1’e göre daha genel bir “koruma şemsiyesi” işlevi görür: f.1 belirli bir veri talebinin karşılıksız kalmasını, f.2 ise denetim faaliyetinin bütününün fiilen engellenmesini cezalandırır. Bu ayrımın uygulamadaki önemi, aynı somut olayda hangi fıkranın uygulanacağının -veya iki fıkranın gerçek içtima hâlinde birlikte mi uygulanacağının- iddianamede ve gerekçeli kararda ayrıca gösterilmesi gerekliliğidir.
“Engelleme” fiilinin kapsamının belirlenmesinde, TCK m.265’teki görevi yaptırmamak için direnme suçuna ilişkin içtihat kıyasen yol göstericidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/27 K. 2021/101 T. 11.03.2021 sayılı kararında, TCK m.265 suçunun oluşabilmesi için kamu görevlisinin icrai bir görevi yerine getirmekte olduğu sırada fiilin işlenmesi gerektiğini, bu suçla korunan hukuki yararın kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olduğunu, cebir veya tehdit kullanılması hâlinde ise ayrıca kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğünün de korunan değerler arasına girdiğini belirtmiştir. Bu çerçeve, m.111/2’deki “engelleme” kavramının da denetim faaliyetinin fiilen icra edildiği an ile sınırlı olması, denetim başlamadan önceki hazırlık aşamasındaki pasif tutumların ise ancak somut olayda f.1 kapsamına girip girmediğinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiği sonucunu desteklemektedir.
Cebir veya Tehdit Kullanılması Hâlinde İçtima
Madde 111/2’nin ikinci cümlesi, engelleme sırasında görevli kişilere karşı cebir veya tehdit kullanılması hâlinde TCK’nın ilgili hükümlerine göre “ayrıca” ceza verileceğini öngörür. Kanun burada belirli bir TCK maddesi göstermemiş, somut fiile göre uygulanacak hükmün (tehdit m.106, kasten yaralama m.86, veya kamu görevlisine karşı işlenmişse TCK m.265 gibi) belirlenmesini yargı organına bırakmıştır. “Ayrıca” ibaresi, burada bir seçimlik ceza değil, gerçek içtima (TCK m.44’ün aksine, iki farklı suçun bağımsız olarak cezalandırılması) öngörüldüğünü gösterir: fail hem m.111/2’den (denetimin engellenmesi) hem de kullandığı cebir/tehdidin niteliğine göre TCK’daki ilgili suçtan ayrı ayrı cezalandırılır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun TCK m.265’e ilişkin E. 2019/27 K. 2021/101 sayılı kararında ortaya konan unsurlar (icrai görev sırasında olma, cebir/tehditle korunan ek hukuki yarar) burada da kıyasen uygulama alanı bulur; zira kanun koyucunun m.111/2’de TCK’ya yaptığı atıf, işlevsel olarak TCK m.265’in genel yapısına paraleldir.
Ceza Tablosu
| Fıkra / Fiil | Hapis Cezası | Ek Ceza |
|---|---|---|
| m.111/1 (bilgi, belge, kayıt vermeme) | 1 yıldan 3 yıla kadar | — |
| m.111/2 (denetimin engellenmesi) | 6 aydan 2 yıla kadar | Cebir/tehdit hâlinde TCK’nın ilgili maddelerine göre ayrıca ceza (gerçek içtima) |
İspat ve Delil Durumu
f.1 bakımından ispatın odağı, Kurul’un veya görevlendirilenlerin talebinin tarihi, içeriği ve kapsamını gösteren yazışma (yazı, e-posta, tutanak) ile failin bu talebe verdiği yanıtın (veya yanıtsızlığın) karşılaştırılmasıdır; Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin E. 2015/4523 sayılı kararında olduğu gibi, birden fazla yazıyla tekrarlanan taleplere rağmen bilginin sunulmaması, kastın güçlü bir göstergesidir. f.2 bakımından ispat, denetim elemanlarının tuttuğu tutanaklar, varsa görüntü/ses kaydı ve tanık beyanlarına dayanır; cebir/tehdit iddiası varsa bu ayrıca somut olarak (fiziksel temas, sözlü tehdit içeriği) tutanağa geçirilmelidir, zira bu unsur hem m.111/2’nin ikinci cümlesinin hem de TCK’daki ilgili suçun ayrı ayrı ispatlanmasını gerektirir.
Benzer Suçlarla Karşılaştırma
TCK m.257’deki görevi kötüye kullanma suçu, “kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında” uygulanan tamamlayıcı (ikincil) bir normdur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2023/196 K. 2023/405 T. 12.07.2023 sayılı kararında bu maddenin bu ikincil niteliğini teyit etmiştir. m.111, Kurul’un denetim yetkisine karşı işlenen fiilleri ayrıca ve özel olarak suç saydığından, aynı fiil için TCK m.257’nin uygulanması söz konusu olmaz; m.111 bu bakımdan TCK m.257’ye göre özel normdur. TCK m.265’teki görevi yaptırmamak için direnme suçundan farkı ise, m.265’in yalnızca cebir veya tehdit içeren engelleme fiillerini kapsaması, buna karşılık m.111/2’nin cebir/tehdit içermeyen (fiziksel olmayan, pasif) engelleme fiillerini de -ayrı ve daha hafif bir ceza ile- suç saymasıdır; cebir/tehdit unsuru eklendiğinde ise madde 111/2’nin ikinci cümlesi devreye girerek TCK m.265’in (veya somut fiile uyan başka bir TCK hükmünün) ayrıca uygulanmasını sağlar. m.110’daki kayıt suçundan (f.2) farkı ise, m.110/2’nin kayıtların bizzat bozulması, yok edilmesi, değiştirilmesi veya erişilmez kılınmasını, m.111/1’in ise var olan bilgi/belge/kaydın Kurul’a sunulmamasını cezalandırmasıdır; iki suç aynı olayda -örneğin kayıt önce bozulup sonra da Kurul’a sunulmayarak- gerçek içtima hâlinde birlikte oluşabilir, nitekim Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin E. 2018/177 K. 2018/6961 sayılı kararı tam olarak bu türde bir olguyu değerlendirmiştir.
İdari Para Cezası ile İlişki ve Non Bis in Idem
SPK m.103, Kurulca alınan genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket eden kişilere idari para cezası öngörür; Kurul’un bilgi/belge talebine uyulmaması da bazı hâllerde bu genel idari yaptırım kapsamına girebilir. Bu durumda aynı fiile hem m.103 idari para cezasının hem m.111 hapis cezasının birlikte uygulanıp uygulanamayacağı sorusu, non bis in idem (aynı fiilden iki kez cezalandırılmama) ilkesi bakımından önem taşır. Danıştay 8. Dairesi, E. 2020/6996 K. 2025/882 T. 13.02.2025 sayılı kararında bu ilkenin idari cezalar için de geçerli olduğunu, ancak Kabahatler Kanunu m.15/1’in bunu yalnızca “aynı fiille birden fazla kabahatin işlenmesi” hâli için düzenlediğini belirtmiştir. Danıştay 13. Dairesi, E. 2023/933 K. 2024/4314 T. 31.10.2024 sayılı kararında ise bu ilkenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek 7 No’lu Protokol ve Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi m.14/7 ile uluslararası düzeyde de benimsendiğini vurgulamıştır.
Ancak bu içtihat, iki idari yaptırımın (kabahat-kabahat) çakışmasına ilişkindir; bir idari para cezası ile bir hapis cezasının (kabahat-suç) aynı fiile uygulanıp uygulanamayacağını doğrudan çözen bir Yargıtay veya Danıştay kararına rastlanmamıştır. Bu noktada İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin E. 2022/888 K. 2025/424 T. 24.06.2025 sayılı kararında (hukuk yargısı) benimsenen mantık kıyasen yol göstericidir: mahkeme, aynı davranış türünün (yapay piyasa işlemleri) hacim ve boyutuna göre SPK m.104’teki (piyasa bozucu eylem) idari para cezası ile m.107’deki piyasa dolandırıcılığı suçu arasında bir eşik ayrımı yapıldığını, küçük ölçekli ihlallerin idari, suç oluşturacak büyüklükteki ihlallerin cezai yaptırıma tabi olduğunu tespit etmiştir. Bu mantık m.103-m.111 ilişkisine de uyarlanabilir: kanun koyucunun asıl amacı aynı fiile çifte yaptırım uygulamak değil, ihlalin ağırlığına göre iki farklı yaptırım rejimi arasında bir eşik belirlemektir; Kurul’un tek seferlik, nitelik bakımından hafif bir bilgi eksikliğini m.103 kapsamında idari olarak değerlendirmesi, buna karşılık tekrarlanan, kasıtlı ve denetimi fiilen imkânsız kılan bir direnci m.111 kapsamında suç olarak nitelendirmesi beklenir. Bu konuda doğrudan bir ceza yargısı içtihadı bulunmadığından, husus emsalsiz bir yorum meselesi olarak burada değerlendirilmiştir. Kurul’un idari para cezası vermeden önce aldığı savunmanın süresi ve usulü ise SPK savunma yazısı yazımızda anlatılmıştır.
Zamanaşımı, Şikâyet ve Uzlaşma
Dava zamanaşımı, TCK m.66/1-e bendine göre belirlenir: “beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda” zamanaşımı sekiz yıldır. m.111/1’in üst sınırı üç yıl, m.111/2’nin üst sınırı iki yıl olduğundan, her iki fıkra da bu kategoriye girer ve dava zamanaşımı sekiz yıldır. Suç resen kovuşturulur; şikâyete tabi değildir, ancak m.115 uyarınca Kurul’un yazılı başvurusu muhakeme şartıdır (bu konu aşağıda ayrıca ele alınmıştır).
Uzlaşma bakımından m.111, CMK m.253/1’deki kapsamın dışında kalır: CMK m.253/1-a bendi yalnızca şikâyete bağlı suçları kapsar -m.111 şikâyete bağlı değildir- ve m.253/1-b bendi ise yalnızca orada tek tek sayılan belirli TCK maddelerini (hırsızlık, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık gibi) kapsar; m.111, TCK’da düzenlenmiş bir suç olmadığı gibi, bu sayılan maddelere de girmez. Dolayısıyla m.111 kapsamındaki suçlar için uzlaştırma usulü uygulanmaz; bu sonuç m.110’daki uzlaşma tartışmasından farklı olarak, doğrudan CMK m.253’ün lafzından çıkan açık bir sonuçtur.
Muhakeme Şartı ve Görevli Mahkeme
m.111 kapsamındaki suçlar da “bu Kanunda tanımlanan suçlar” arasında yer aldığından, SPK m.115 ve m.116 aynen uygulanır: kamu davası açılabilmesi için Kurul’un Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvuruda bulunması bir muhakeme şartıdır ve yargılama, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği asliye ceza mahkemesinde yapılır. Bu iki maddenin kapsamı, uygulanışı ve ilgili içtihat (muhakeme şartı gerçekleşmeden verilen KYOK kararının yok hükmünde olması, Kurul’un kendiliğinden katılan sıfatı kazanması, KYOK kararına itiraz yetkisi ve ihtisas mahkemesi zorunluluğu dâhil) yazılı başvuru şartı ve görevli mahkeme makalemizde ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
HAGB ve Erteleme
m.110’un aksine, m.111’in her iki fıkrası da alt sınırı düşük tutulmuş suçlardır (f.1’de bir yıl, f.2’de altı ay); bu nedenle hükmün açıklanmasının geri bırakılması (CMK m.231) ve cezanın ertelenmesi (TCK m.51) kurumlarının pratik uygulama alanı m.110’a kıyasla çok daha geniştir. Özellikle f.2’nin alt sınırı olan altı aylık hapis cezası, takdiri indirim sebepleri de eklendiğinde sıklıkla iki yıllık HAGB/erteleme eşiğinin altında kalabilir. Bununla birlikte tekerrür, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet veya zararın giderilmemesi gibi genel engeller aynen geçerlidir.
Sık Sorulan Sorular
m.111/1 ile m.111/2 arasındaki fark nedir?
m.111/1, Kurul’un somut olarak istediği bir bilgi, belge veya kaydın hiç ya da istenen şekliyle verilmemesini; m.111/2 ise Kurul veya görevlendirilenlerin denetim görevini yapmasının genel olarak engellenmesini cezalandırır. İkisi aynı olayda gerçek içtima hâlinde birlikte oluşabilir.
“İstenen şekliyle vermeme” ne anlama gelir?
Bilginin veya belgenin tamamen yokluğu şart değildir; eksik, kısmi, farklı formatta veya talebe gerçek anlamda cevap vermeyen bir sunum da bu kapsama girebilir.
Kurul’un istediği bilgiyi vermemenin nedeni belgenin üçüncü kişide olması ise suç oluşur mu?
Kastın bulunmadığı, yani failin iradesi dışındaki bir nedenle belgenin sunulamadığı hâllerde suç oluşmaz; bu, denetimi engelleme kastının aranmasının doğal bir sonucudur.
Kurul’a bilgi vermek, kendini suçlamama hakkıyla çelişir mi?
İstenen veri nesnel bir ticari/muhasebe kaydı ise bu koruma kapsamına girmez; ancak istenen bilgi doğrudan failin kendisini bir suçla ilişkilendirecek nitelikteyse, Anayasa m.38/5’teki susma hakkı gündeme gelir ve bu bilginin verilmemesi m.111/1 kapsamında cezalandırılamayabilir.
m.111/2’deki “engelleme” yalnızca fiziksel engellemeyi mi kapsar?
Hayır; fiziksel engelleme dışında oyalama, gereksiz geciktirme veya denetim ekibiyle işbirliğinden kaçınma gibi pasif davranışlar da, denetim faaliyetinin icrası sırasında gerçekleştiği ölçüde bu kapsama girebilir.
Cebir veya tehdit kullanılırsa ne olur?
Fail hem m.111/2’den hem de kullandığı cebir veya tehdidin niteliğine göre TCK’daki ilgili suçtan (tehdit, kasten yaralama veya görevi yaptırmamak için direnme gibi) ayrı ayrı, gerçek içtima hâlinde cezalandırılır.
m.111 ile TCK m.257 (görevi kötüye kullanma) birlikte mi uygulanır?
Hayır; TCK m.257 yalnızca kanunda ayrıca suç olarak tanımlanmayan hâllerde uygulanan tamamlayıcı bir normdur. m.111 bu fiili ayrıca ve özel olarak düzenlediğinden, TCK m.257 uygulanmaz.
Aynı fiile hem idari para cezası hem m.111 hapis cezası verilebilir mi?
Bu konuda doğrudan bir içtihat bulunmamaktadır; ancak kanun koyucunun amacının ihlalin ağırlığına göre bir eşik belirlemek olduğu, hafif/tek seferlik ihlallerin idari, kasıtlı ve denetimi fiilen imkânsız kılan ihlallerin cezai yaptırıma tabi olması gerektiği değerlendirilmektedir.
Dava zamanaşımı ne kadardır?
Her iki fıkra için de TCK m.66/1-e uyarınca sekiz yıldır.
m.111 uzlaşma kapsamında mıdır?
Hayır; m.111 şikâyete tabi olmadığından ve CMK m.253/1-b’de tek tek sayılan TCK maddeleri arasında da yer almadığından, uzlaştırma usulü uygulanmaz.
Kamu davası açılabilmesi için Kurul’un başvurusu gerekir mi?
Evet; m.115 uyarınca Kurul’un Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvurusu bir muhakeme şartıdır.
Görevli mahkeme hangisidir?
m.116 uyarınca Hâkimler ve Savcılar Kurulunun ihtisas mahkemesi olarak görevlendirdiği asliye ceza mahkemesidir.
HAGB veya erteleme uygulanabilir mi?
m.110’a kıyasla çok daha geniş bir uygulama alanı vardır; özellikle m.111/2’nin altı aylık alt sınırı, indirim sebepleriyle birlikte sıklıkla bu kurumların eşiğinin altında kalabilir.
Sonuç
SPK m.111, Kurul’un denetim yetkisinin fiilen işleyebilmesini iki ayrı fiil tipiyle -bilgi/belge/kayıt vermeme ve denetimi engelleme- güvence altına alır; ancak bu güvence, denetlenen kişinin kendini suçlamama hakkı ile bazı hâllerde gerilim yaratabilir ve bu gerilimin somut olayda dikkatle çözülmesi gerekir. Madde 110’daki daha ağır yaptırımlı suçlardan farklı olarak m.111’in düşük alt sınırları, savunma stratejisinde HAGB ve erteleme imkânlarını ön plana çıkarır. Sermaye piyasası denetimi kapsamında bilgi/belge talebiyle veya bir denetim sürecine ilişkin isnatla karşılaşan kişilerin, hem muhakeme şartına ilişkin usuli haklarını hem de kendini suçlamama hakkının sınırlarını erken aşamada bir ceza avukatıyla değerlendirmesi önem taşır. SPK m.110’daki güveni kötüye kullanma ve sahtecilik suçuna, m.115’teki muhakeme şartına ve m.116’daki görevli mahkeme kuralına ilişkin ayrıntılı inceleme için Sermaye Piyasasında Güveni Kötüye Kullanma ve Sahtecilik Suçu başlıklı makalemizi, yasal defter, muhasebe kaydı ve finansal tablo usulsüzlüğü suçuna (SPK m.112) ilişkin ayrıntılı inceleme için Sermaye Piyasasında Muhasebe ve Finansal Tablo Usulsüzlüğü Suçu başlıklı makalemizi, diğer ceza hukuku konuları için ise Ceza Hukuku sayfamızı inceleyebilirsiniz. SPK denetimi, bilgi ve belge talebi veya savunma istemi aldıysanız Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu’nun bu süreçteki çalışması için SPK soruşturmalarında avukat desteği sayfamıza bakabilirsiniz.
Bu makale Av. Fatih Sefer tarafından hazırlanmıştır.
Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu, Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul