Çocukların Cinsel İstismarı Suçu ve Cezası (TCK 103)

Çocukların cinsel istismarı suçu, TCK m. 103’te düzenlenir ve on beş yaşını tamamlamamış çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışı, diğer çocuklara karşı ise cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı cinsel davranışları kapsar. Temel hâlde ceza sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis, sarkıntılık düzeyinde kalan eylemlerde üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir. Vücuda organ veya sair cisim sokulması hâlinde ceza on altı yıldan aşağı olamaz. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması bu sınırları sırasıyla on, beş ve on sekiz yıla yükseltir. On beş yaşını tamamlamamış çocuğun rızası hukuken yok hükmündedir.

Bu makalede çocukların cinsel istismarı suçu; yaş kademeleri, rızanın hukuki değeri, sarkıntılık sınırı, nitelikli hâller, Çocuk İzlem Merkezi usulü, ispat standartları, zamanaşımı ve failin de çocuk olduğu davalar bakımından madde metni ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihadı ışığında ele alınmaktadır. Uygulamada en çok hataya düşülen üç nokta öne çıkıyor: mülga bir hükme dayanılarak “ruh sağlığının bozulması” nitelikli hâlinin hâlâ uygulanmaya çalışılması, sarkıntılıkta failin çocuk olması hâlindeki şikâyet istisnasının atlanması ve ÇİM’de alınan beyanın duruşmada izlenmemesi.

Kanun Metni

Çocukların cinsel istismarı — TCK Madde 103 (Değişik: 18/6/2014-6545/59 md.)

(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden; a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır.

(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.

(3) Suçun; a) Birden fazla kişi tarafından birlikte, b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından, d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından, e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Çocukların Cinsel İstismarı Suçu Nedir?

Çocukların cinsel istismarı suçu, TCK m. 103/1’de iki ayrı eylem biçimi üzerinden tanımlanır. Birinci biçim, on beş yaşını tamamlamamış çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranıştır; bu yaş grubunda mağdurun rızası hukuken hiçbir değer taşımaz. İkinci biçim, on beş yaşını tamamlamış olmakla birlikte on sekiz yaşını doldurmamış çocuklara karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenle gerçekleştirilen cinsel davranışlardır.

Suçla korunan hukuki değer çocukların cinsel dokunulmazlığı ve sağlıklı cinsel gelişimidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu tanımı 2014/678 E., 2015/267 K., 30.06.2015 ve 2020/174 E., 2022/602 K., 04.10.2022 sayılı kararlarında istikrarlı biçimde uygulamıştır.

TCK 103’ün TCK 102’den temel farkı rızanın hukuki değerindedir. Yetişkinlerde geçerli rıza suçu ortadan kaldırırken, on beş yaşından küçük çocuklarda rıza mutlak biçimde geçersizdir. Fiziksel temas ölçütü bakımından ise sınır TCK 105 ile çizilir: mağdurun vücuduna temas içermeyen cinsel amaçlı söz ve davranışlar istismar değil, cinsel taciz suçunu oluşturur.

Suçun Unsurları

Fail Kimdir?

Kanun failde özel bir sıfat aramaz; herkes bu suçun faili olabilir. Failin kadın ya da erkek olması, mağdurla aynı cinsiyetten bulunması suçun oluşumunu etkilemez. Failin belirli bir konumda bulunması — hısımlık, vesayet, eğiticilik, kamu görevi — TCK m. 103/3 kapsamında cezayı artıran unsur olarak değerlendirilir. Failin de çocuk olduğu davalar ayrı bir rejime tabidir ve aşağıda ayrıca ele alınmıştır.

Mağdur Kimdir?

Mağdurun suç tarihinde on sekiz yaşını doldurmamış olması zorunludur. Yaşın gün, ay ve yıl olarak kesin tespiti uygulanacak fıkrayı belirlediğinden hayati önemdedir. Nüfus kaydı birincil kaynaktır; kayıt yoksa hastane kayıtları ile Adli Tıp Kurumu veya üniversite hastanelerinden alınan kemik grafileri kullanılır.

Fiil Nedir?

Suç serbest hareketli bir suç tipidir. On beş yaşını tamamlamamış çocuklar bakımından “her türlü cinsel davranış” ifadesi kapsamı geniş tutar; eylemin yoğunluğu suçun oluşup oluşmadığını değil, sarkıntılık ile temel şekil arasındaki nitelendirmeyi belirler. Fiziksel temas bulunmaması hâlinde ise TCK 103 değil TCK 105 uygulanır.

Manevi Unsur Nedir?

Suç yalnızca kasten işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin cinsel arzularını tatmin amacı taşıması aranmakla birlikte bu amacın eylemden nesnel olarak anlaşılabilir olması yeterlidir. Vücuda organ veya cisim sokulması bakımından Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2020/257 E., 2022/652 K., 20.10.2022 sayılı kararında nitelikli hâlin oluşması için eylemin cinsel tatmin amacına yönelik olmasının şart olmadığını belirlemiştir.

Yaş Kademeleri ve Koruma Sistemi

Kanun koyucu çocukları üç yaş kademesinde korumaya almıştır ve her kademe farklı bir koruma yoğunluğu içerir.

On iki yaşını tamamlamamış çocuklar en güçlü korumadan yararlanır. Bu yaş grubunda verilecek ceza istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan, organ veya cisim sokulması hâlinde ise on sekiz yıldan az olamaz. Bu alt sınırlar 6763 sayılı Kanun’la 2016 yılında getirilmiştir ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2021/109 E., 2023/301 K., 24.05.2023 sayılı kararında teyit edilmiştir.

On beş yaşını tamamlamamış çocuklar bakımından her türlü cinsel davranış suç oluşturur. Çocuğun rızası, teşvik edici davranışı veya sonradan verdiği “ben istedim” beyanı suçu ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2021/4653 E., 2023/6269 K.).

On beş ile on sekiz yaş arasındaki çocuklar cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden bulunmadıkça TCK 103 kapsamında değil, reşit olmayanla cinsel ilişki suçu kapsamında korunur. Anayasa Mahkemesi’nin 2016/2470 başvurusunda verdiği karar ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2019/216 E., 2023/591 K., 08.11.2023 sayılı kararı bu ayrımı teyit etmektedir.

Özel bir durum olarak, on beş yaşını tamamlamış ancak fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklar — hafif mental retardasyon, sınır zekâ gibi tablolar — on beş yaş altı çocuklarla aynı mutlak koruma altındadır. Bu belirleme psikiyatri ve pedagoji alanında uzman raporuyla yapılır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2017/173 E., 2018/556 K., 22.11.2018; Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2023/7493 E., 2023/6204 K., 11.10.2023).

Çocuğun Rızası Suçu Ortadan Kaldırır mı?

On beş yaşını tamamlamamış çocuklar bakımından hayır, kaldırmaz. Bu yaş grubundaki çocukların cinsel dokunulmazlıkları üzerinde mutlak surette tasarruf edebilecekleri bir hakları bulunmadığından rızaları hukuken yok hükmündedir ve fiili hukuka uygun hâle getirmez. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu ilkeyi 2013/551 E., 2014/311 K., 10.06.2014 ve 2014/678 E., 2015/267 K., 30.06.2015 sayılı kararlarında kesin dille hükme bağlamıştır. Anayasa Mahkemesi de 2015/17914 başvurusunda, 10.10.2019 tarihinde aynı ilkeyi Anayasa güvencesi altında teyit etmiştir.

On beş yaşını tamamlamış çocuklarda ise rıza, suçun TCK 103 kapsamında mı yoksa TCK 104 kapsamında mı değerlendirileceğini belirler. Burada kritik olan rızanın gerçek olup olmadığıdır. İradenin fesada uğratıldığı hâllerde ortada geçerli bir rıza bulunmadığı kabul edilir ve eylem TCK 103’e döner.

Bu “görünüşte rıza” tartışmasının en belirgin örneği dini duyguların istismar edildiği yapılanmalarda ortaya çıkmaktadır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2022/13166 E., 2024/3654 K., 25.04.2024 ve 2022/1965 E., 2022/10232 K., 10.11.2022 sayılı kararlarında manipülasyon yoluyla alınan rızanın geçersiz sayıldığını ve eylemin nitelikli cinsel istismar kapsamında değerlendirildiğini belirlemiştir. Benzer biçimde mağdurun sessiz kalması, pasif durması veya faile engel olmaması zımni rıza sayılamaz; rızanın açık, somut ve bilinçli olması şarttır (Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2019/5092 E., 2021/2392 K.).

Sarkıntılık ile Cinsel İstismar Arasındaki Fark Nedir?

Sarkıntılık, TCK m. 103/1’in ikinci cümlesinde daha hafif cezayı gerektiren bir hâl olarak düzenlenmiştir. Ayrım hem ceza miktarını hem de aşağıda görüleceği üzere failin çocuk olduğu hâllerde şikâyet rejimini doğrudan etkilediğinden uygulamanın en tartışmalı meselelerinden biridir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2021/109 E., 2023/301 K., 24.05.2023 sayılı kararında sarkıntılığı şöyle tanımlamıştır: cinsel istismar yoğunluğuna ulaşmayan, devamlılık göstermeyen, ani ve kesintili davranışlar. Belirleyici ölçütler failin kastı, eylemin yöneldiği vücut bölgesi, temas sayısı ve süresidir.

Sarkıntılık kapsamında değerlendirilen somut eylemler arasında kalçaya dokunup kaçma, yanağı öpme ve kısa süreli ani temaslar sayılmaktadır (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2023/12508 E., 2024/129 K., 10.01.2024). Buna karşın arkadan sarılma, birden fazla kez yüzden öpme, dakikalarca süren şehevi eylemler ve vücudu okşayarak cinsel organ sürtme basit cinsel istismar düzeyine ulaşmaktadır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2021/109 E., 2023/301 K.; Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2021/26913 E., 2022/3786 K., 21.04.2022).

Anayasa Mahkemesi, 2018/151 E., 2019/36 K., 15.05.2019 sayılı norm denetimi kararında sarkıntılık düzeyinin fiziksel temas ve ani hareket içermesiyle cinsel tacizden ayrıldığını, kanun koyucunun bu eylemler için kademeli bir ceza öngördüğünü belirlemiştir. Aynı ayrımın yetişkin mağdurlar bakımından nasıl kurulduğu için cinsel saldırı suçu ve cezası başlıklı çalışmamıza bakılabilir.

Çocukların Cinsel İstismarı Suçunun Cezası Nedir?

Suç ŞekliMaddeCeza12 Yaşını Tamamlamamış MağdurTakip
Sarkıntılık düzeyinde istismar103/1 (2. cümle)3–8 yıl hapis5 yıldan az olamazRe’sen (fail çocuksa şikâyete bağlı)
Basit cinsel istismar103/1 (1. cümle)8–15 yıl hapis10 yıldan az olamazRe’sen
Vücuda organ veya sair cisim sokulması103/216 yıldan aşağı olamaz18 yıldan az olamazRe’sen
Nitelikli hâller103/3Yukarıdaki cezalar yarı oranında artırılırRe’sen
Cebir/tehdit ya da silah kullanılması103/4Yukarıdaki cezalar yarı oranında artırılırRe’sen
Bitkisel hayat veya ölüm103/6Ağırlaştırılmış müebbet hapisRe’sen

Tabloda temel cezalar gösterilmiştir. 103/3 ve 103/4 artırımlarının bir arada gerçekleşmesi hâlinde her iki artırım da sırasıyla uygulanır; bu durumda ortaya çıkan ceza, suçun temel şeklinin çok üzerine çıkabilmektedir.

Vücuda Organ veya Cisim Sokulması (TCK 103/2)

TCK m. 103/2, cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi hâlinde cezayı on altı yıldan aşağı olmamak üzere belirlemekte, mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde bu sınırı on sekiz yıla çıkarmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2020/257 E., 2022/652 K., 20.10.2022 sayılı kararında bu nitelikli hâlin oluşabilmesi için eylemin cinsel tatmin amacına yönelik olmasının şart olmadığını belirlemiştir. Failin kastı organ sokmaya yönelik olduğu hâlde eylem tamamlanamamışsa suç, organ sokmak suretiyle cinsel istismara teşebbüs olarak nitelendirilir (Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2011/1688 E., 2012/1460 K., 13.02.2012).

Uygulamada gözden kaçan önemli bir ayrım, eylemin yönüdür: failin mağdur çocuğa kendi vücuduna organ veya cisim sokturması hâlinde TCK m. 103/2’deki nitelikli hâl değil, suçun temel şekli oluşur (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2022/12511 E., 2023/2389 K., 24.04.2023). Buna karşılık on beş yaş altı mağdurun ağzına organ sokulması eylemi TCK m. 103/2 kapsamında nitelikli istismar sayılmaktadır (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2023/10468 E., 2023/6901 K., 30.10.2023).

Nitelikli Hâller (TCK 103/3)

TCK m. 103/3 beş nitelikli hâl düzenlemekte ve varlığı hâlinde yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezanın yarı oranında artırılmasını öngörmektedir.

Birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi (a bendi): Her failin bizzat eylemde bulunması gerekmez; suça iştirak eden herkes bu artırımdan etkilenir.

Toplu yaşam ortamının sağladığı kolaylık (b bendi): Yetiştirme yurdu, ceza infaz kurumu, öğrenci yurdu, okul pansiyonu, kışla ve hastane bu kapsama girer. Belirleyici ölçüt zorunlu bir arada yaşama hâlidir; iradi olarak girilip çıkılan mekânlar kapsam dışındadır.

Hısımlık ve üvey ebeveyn ilişkisi (c bendi): Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ile üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen bu kapsamdadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2019/588 E., 2022/262 K., 12.04.2022 sayılı kararında üçüncü derece dâhil hısımlığın bu nitelikli hâli oluşturduğunu teyit etmiştir.

Vasi, eğitici, bakıcı ve koruma yükümlüsü kişiler (d bendi): Öğretmen, antrenör, bakıcı, koruyucu aile ve sağlık hizmeti veren kişiler gibi çocuk üzerinde doğrudan otorite ya da koruma yükümlülüğü bulunan kişiler bu bent kapsamında değerlendirilmektedir (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2023/5460 E., 2023/6273 K., 12.10.2023).

Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması (e bendi): Bu bendin uygulanması için failin konumunun mağdur üzerinde gerçek bir otorite yaratması aranır; salt görevin sağladığı fiziksel kolaylıktan yararlanmak yeterli değildir.

Cebir, Tehdit ve Silah Artırımı (TCK 103/4)

Uygulamada en çok atlanan fıkralardan biri TCK m. 103/4’tür. Bu hüküm, 103/3’ten bağımsız ve ona ek olarak uygulanan ikinci bir artırım öngörür.

Buna göre cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara — yani on beş yaşını tamamlamamış ya da algılama yeteneği gelişmemiş çocuklara — karşı cebir veya tehditle gerçekleştirilmesi hâlinde ceza yarı oranında artırılır. Aynı artırım, (b) bendindeki çocuklara — yani on beş ile on sekiz yaş arasındaki çocuklara — karşı silah kullanılması hâlinde uygulanır.

Ayrım dikkatle kurulmalıdır: on beş yaş altı çocuklarda artırımı tetikleyen unsur cebir veya tehdit, on beş yaş üstü çocuklarda ise silah kullanılmasıdır. On beş yaş üstü çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanılması zaten suçun TCK 103 kapsamına girmesini sağlayan kurucu unsurdur; bu nedenle aynı olgunun ikinci kez artırım nedeni yapılması çifte değerlendirme yasağına takılır.

Cebrin Ağır Neticeleri ve Kasten Yaralama (TCK 103/5)

Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddet çoğu olayda mağdurda yaralanmaya yol açar. TCK m. 103/5 bu durumu, cebrin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde ayrıca kasten yaralama hükümlerinin uygulanacağı şeklinde çözmüştür.

Buradaki ölçüt neticenin ağırlığıdır. Basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek düzeydeki yaralanmalar suçun cebir unsuru içinde kalır ve ayrıca ceza verilmesini gerektirmez. Buna karşılık kemik kırığı, duyu veya organ işlev kaybı, iyileşmesi olanağı bulunmayan hastalık gibi TCK m. 87 kapsamındaki neticeler doğmuşsa fail, cinsel istismarın yanı sıra kasten yaralama suçundan da ayrıca cezalandırılır.

Ruh Sağlığının Bozulması Hâlâ Nitelikli Hâl midir?

Hayır. Beden veya ruh sağlığının bozulması, TCK 103 bakımından artık ayrı bir netice sebebiyle ağırlaşmış hâl değildir. Bu hüküm 6545 sayılı Kanun’la 18.06.2014 tarihinde madde metninden çıkarılmıştır. Aynı değişiklik TCK 102’de de yapılmış, cinsel saldırı suçundaki karşılığı da yürürlükten kaldırılmıştır.

Bu tespit pratikte önemlidir; çünkü konuyla ilgili birçok kaynak ve karar özeti hâlâ mülga hükme göre yazılmıştır. Örneğin ruh sağlığının bozulduğunun tespiti için suç tarihinden en az altı ay geçtikten sonra, içinde en az bir adli tıp uzmanı bulunan beş kişilik heyetten rapor alınması zorunluluğu (Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2016/2476 E., 2020/1717 K., 03.03.2020) ile çocuk faillerin mağdurun ruh sağlığının bozulacağını öngöremedikleri gerekçesiyle bu artırımın uygulanmayabileceğine ilişkin içtihat (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2020/174 E., 2022/602 K., 04.10.2022), suç tarihi 18.06.2014 öncesinde kalan dosyalar ile lehe kanun değerlendirmesi bakımından geçerliliğini korur.

Suç tarihi bu tarihten sonra olan dosyalarda ise mağdurun psikolojik durumu artık ayrı bir ceza artırımı değil, iki ayrı başlıkta değerlendirilir: TCK m. 61 uyarınca temel cezanın belirlenmesinde meydana gelen zararın ağırlığı ölçütü kapsamında ve manevi tazminat talebinin dayanağı olarak. Bu nedenle mağdur vekilliğinde psikolojik durumu belgeleyen raporların dosyaya kazandırılması, artırım için değil temel ceza ve tazminat için önem taşımaya devam etmektedir.

Bitkisel Hayat ve Ölüm (TCK 103/6)

TCK m. 103/6 uyarınca suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. Bu, netice sebebiyle ağırlaşmış bir suç hâlidir; failin bu ağır neticeye ilişkin olarak en azından taksirle hareket etmiş olması, yani neticeyi öngörebilecek durumda bulunması aranır.

Şikâyet, Uzlaşma ve Etkin Pişmanlık

Çocukların cinsel istismarı suçu kural olarak re’sen soruşturulup kovuşturulur; şikâyet aranmaz ve şikâyetten vazgeçme kovuşturmayı durdurmaz.

Ancak kanun bu kurala tek bir istisna getirmiştir ve uygulamada sıklıkla gözden kaçmaktadır. TCK m. 103/1’in dördüncü cümlesi uyarınca, sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Bu istisnanın uygulanabilmesi için iki koşulun bir arada bulunması gerekir: eylemin sarkıntılık düzeyinde kalması ve failin suç tarihinde on sekiz yaşını doldurmamış olması. İki koşul birlikte gerçekleştiğinde şikâyet yokluğu veya geçerli bir vazgeçme, davanın düşmesini gerektirir.

Bu nedenle akran arası olaylarda savunmanın ilk yapması gereken iş, eylemin sarkıntılık sınırında kalıp kalmadığını ve failin suç tarihindeki yaşını kesin olarak tespit etmektir. Nitelendirme temel şekle kaydığında ya da fail on sekiz yaşını doldurmuş olduğunda şikâyet istisnası ortadan kalkar.

Uzlaştırma bakımından kural nettir: cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar CMK m. 253/3 uyarınca uzlaştırma kapsamı dışındadır. Sarkıntılıkta failin çocuk olması nedeniyle suç şikâyete bağlı hâle gelse dahi uzlaştırmaya gidilemez. TCK 103 için etkin pişmanlık hükmü de öngörülmemiştir.

Suçun İspatı ve Mağdur Beyanının Delil Değeri

Cinsel istismar davalarında ispat, genel ceza yargılamasından önemli farklılıklar taşır. Suçun çoğunlukla kapalı ortamlarda işlenmesi, görgü tanığı bulunmaması ve fiziksel bulgunun her zaman mevcut olmaması bu farkın temel nedenidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2015/678 E., 2016/144 K., 22.03.2016 sayılı kararında mahkûmiyet için şüpheye mahal bırakmayacak kesin delil standardını belirlemiştir. Mağdur beyanının hükme esas alınabilmesi için tüm evrelerde istikrarlı, tutarlı, ayrıntılı, samimi ve hayatın olağan akışına uygun olması aranır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2020/257 E., 2022/652 K., 20.10.2022).

Vücuda organ sokulması iddiasının ispatında tıbbi deliller — anal sfinkter tonusu, mukoza yırtığı, himen muayenesi, DNA eşleşmesi — belirleyici önemdedir. Tıbbi delilin bulunmadığı ve mağdur beyanlarının çelişkili olduğu hâllerde şüphe sanık lehine yorumlanmakta, eylem nitelikli hâlden çıkarılarak basit istismar veya sarkıntılık olarak kabul edilebilmektedir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2025/52 E., 2025/108 K., 05.03.2025).

Mağdurun belirsiz ve çelişkili soyut beyanı dışında kesin delil bulunmaması hâlinde beraat kararı verilmesi gerektiği Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2018/409 E., 2022/479 K., 23.06.2022 sayılı kararında açıkça belirtilmiştir. Tanık beyanları ve bilirkişi raporlarındaki yetersizlikler nedeniyle şüphe karinesinin ön plana çıkarılarak beraat kararının onandığı örnekler de bulunmaktadır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2022/76 E., 2022/715 K., 15.11.2022).

Çocuk İzlem Merkezi (ÇİM) ve Beyanın Alınma Usulü

Çocuk mağdurun beyanının nasıl alındığı, bu davalarda mahkûmiyet veya bozma kararını doğrudan belirleyen usul meselesidir.

CMK m. 236/3 uyarınca mağdur çocukların tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişinin bulundurulması zorunludur. TCK 103/2 kapsamındaki nitelikli cinsel istismar suçlarında soruşturma evresindeki beyanlar Çocuk İzlem Merkezleri’nde, Cumhuriyet savcısı nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınır ve görüntülü kayda alınır (CMK m. 236/5). Uzman bulundurulmaması ve görüntü/ses kaydı alınmaması bozma nedenidir (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2023/12581 E., 2023/9044 K., 28.12.2023).

Beyanın tekrarlanmaması ilkesi de belirleyicidir. CMK m. 236/2 uyarınca işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk, soruşturma veya kovuşturmada kural olarak bir defa dinlenebilir. Maddi gerçeğin aydınlatılması bakımından zorunluluk varsa mahkeme mağduru tekrar dinleyebilir; aksi hâlde soruşturma evresindeki görüntülü beyanların duruşmada izlenmesi gerekir (Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2020/83 E., 2020/3437 K., 09.09.2020).

Bu alandaki en güncel ve en sık karşılaşılan bozma sebebi şudur: ÇİM’de alınan ifadenin yalnızca okunmasıyla yetinilip mağdurun duruşmada dinlenmemesi veya görüntülü beyanının izlenmemesi, eksik araştırma ve yüz yüzelik ilkesine aykırılık teşkil eder (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2022/108 E., 2025/10 K., 08.01.2025). Tek tanık konumundaki mağdurun zorunluluk hâlinde tekrar dinlenmemesi de bozma nedeni sayılmıştır (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2021/4084 E., 2023/5572 K., 26.09.2023).

Failin de Çocuk Olduğu Davalar

Failin de çocuk olması, yani suça sürüklenen çocuk sıfatı, ceza sorumluluğunu ve uygulanacak usulü köklü biçimde değiştirir.

On iki yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu bulunmaz; yalnızca güvenlik tedbiri uygulanabilir. On iki ile on beş yaş arasındaki suça sürüklenen çocuklarda fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği araştırılır; yetenek varsa TCK m. 31/2 uyarınca ceza yarı oranında indirilir. Bu yaş grubunda suç tarihindeki algılama yeteneğine ilişkin rapor alınması zorunludur (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2021/23421 E., 2025/3602 K., 30.04.2025). On beş ile on sekiz yaş arasındaki suça sürüklenen çocuklarda ceza üçte bir oranında indirilir (TCK m. 31/3).

Bu davalarda yukarıda ele alınan şikâyet istisnası özel önem taşır: eylem sarkıntılık düzeyinde kalmışsa ve fail çocuksa, soruşturma ve kovuşturma şikâyete bağlıdır.

Görevli mahkeme bakımından TCK 103 kapsamındaki ağır cezalık suçlarda fail çocuksa Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi görevlidir (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2022/13345 E., 2023/4984 K., 11.09.2023). Zamanaşımı bakımından ise on iki-on beş yaş grubundaki failler için TCK m. 66/2 uyarınca indirimli süreler uygulanır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2020/174 E., 2022/602 K.).

Dijital Ortamda İstismar ve Müstehcenlik (TCK 226)

Sosyal medya, mesajlaşma uygulaması veya görüntülü görüşme üzerinden gerçekleştirilen eylemler içeriklerine göre farklı suç tiplerini oluşturur. Fiziksel temas bulunmayan, çocuğa yönelik cinsel içerikli söylem ve yaklaşımlar TCK m. 105/2-d kapsamında cinsel taciz suçunu oluşturur; eylemin istismar boyutuna ulaşması hâlinde TCK 103 uygulanır.

Müstehcenlik bakımından önemli bir içtima kuralı belirlenmiştir: fail çocuğu cinsel istismara uğratırken bu anları kayda alırsa, hem TCK 103 hem de müstehcen ürün üretiminde çocukların kullanılmasını düzenleyen TCK m. 226/3 suçlarından ayrı ayrı cezalandırılır (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2024/147 E., 2024/2845 K., 28.03.2024). Mağdura pornografik film izletilmesi de müstehcenlik suçu kapsamında ayrıca cezalandırılmaktadır (Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2011/9495 E., 2013/6547 K., 27.05.2013).

Yaş Yanılgısı Savunması (TCK 30)

Failin mağdurun yaşını bilmediği ya da daha büyük zannettiği yönündeki savunma TCK m. 30 kapsamında değerlendirilir. Kabul görebilmesi için yanılgının kaçınılmaz nitelikte olması gerekir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2022/14107 E., 2023/2680 K., 03.05.2023 sayılı kararında failin mağdurun yaşı konusunda hataya düşmesi hâlinde TCK m. 30 hükümlerinin uygulanabileceğini belirtmiştir. Savunmanın kabulü hâlinde eylem TCK 103 yerine TCK 104 kapsamında değerlendirilebilir; bu durumda şikâyet yokluğu veya zamanaşımı nedeniyle davanın düşmesi gündeme gelebilir (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2022/15386 E., 2023/1047 K., 01.03.2023).

Mağdurun fiziksel görünümünün yaşından büyük göstermesi ve failin mağdurun yaşını on yedi olarak bilmesi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hataya düşüldüğü kabul edilerek beraat kararı verilmesi gerektiğine hükmedilen örnekler bulunmaktadır (Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2012/14879 E., 2013/10478 K., 10.10.2013). Buna karşılık sosyal medya veya uygulama üzerinden tanışılan vakalarda savunmanın kabulü çok daha güçtür; dijital ortamda beyan edilen yaşın doğrulanmaması failin aleyhine yorumlanmaktadır.

Zamanaşımı

Dava zamanaşımı süreleri TCK m. 66 uyarınca suçun ağırlığına göre belirlenir. Kural olarak zamanaşımı suçun işlendiği günden itibaren işlemeye başlar; mağdurun reşit olduğu tarihten değil (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2021/17403 E., 2023/6938 K., 31.10.2023).

Bu kuralın önemli bir istisnası vardır. TCK m. 66/6 uyarınca çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda zamanaşımı, çocuğun on sekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar. Bu istisna aile içi istismar dosyalarında belirleyici önemdedir; yıllar sonra yapılan şikâyetlerin sonuç doğurmasını sağlayan hüküm budur.

Suça sürüklenen çocuk failler bakımından TCK m. 66/2 uyarınca indirimli zamanaşımı süreleri uygulanır.

HAGB, Erteleme ve Görevli Mahkeme

Güncel durum (Ağustos 2026): CMK m. 231’in hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını düzenleyen 5 ilâ 14. fıkraları, 7589 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle tamamen yeniden yazılmış ve 31.07.2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Değişiklik için ayrı bir geçiş hükmü öngörülmemiştir. Aşağıdaki açıklamalar yeni metne göredir.

HAGB’nin ölçütü suçun kanundaki üst sınırı değil, yargılama sonunda hükmolunan cezadır. CMK m. 231/5 uyarınca hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası ise HAGB kararı verilebilir. TCK 103’te öngörülen ceza miktarları bu eşiğin belirgin biçimde üzerindedir; bu nedenle uygulamada HAGB yalnızca sarkıntılık düzeyinde kalan, teşebbüs aşamasında bırakılan ve failin yaş küçüklüğü indiriminden yararlandığı istisnai dosyalarda gündeme gelebilmektedir.

Yeni metinle gelen ve savunma bakımından bilinmesi gereken başlıca hususlar şunlardır. HAGB için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması ve mağdurun veya kamunun uğradığı zararın tamamen giderilmesi aranmaktadır (m. 231/6). Zararını derhal gideremeyen sanık bakımından, denetim süresince aylık taksitlerle ödeme koşuluyla da HAGB kararı verilebilir (m. 231/9). HAGB, müsadereye ilişkin hükümler hariç olmak üzere kurulan hükmün sanık hakkında hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder; yani HAGB kararı verilse dahi el konulan dijital materyal bakımından müsadere uygulanabilir (m. 231/5).

Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümdeki hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olsa dahi seçenek yaptırımlara çevrilemez (m. 231/7). Denetim süresi beş yıldır ve bu süre içinde dava zamanaşımı durur (m. 231/8). Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde mahkeme hükmü açıklar; ancak yeni düzenlemeyle mahkemeye, cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşulları varsa erteleme veya seçenek yaptırıma çevirmeye karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurma imkânı tanınmıştır (m. 231/11).

Erteleme bakımından TCK m. 51 uyarınca iki yıl veya daha az süreli hapis cezaları ertelenebilir; TCK 103’teki ceza miktarları bu kurumu da fiilen kapsam dışında bırakmaktadır.

Görevli mahkeme bakımından 5235 sayılı Kanun’un 12. maddesi on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda ağır ceza mahkemesini, 11. maddesi ise diğer suçlarda asliye ceza mahkemesini görevlendirmiştir. Aynı Kanun’un 14. maddesi uyarınca görevin belirlenmesinde ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenler gözetilmeksizin kanunda yer alan suçun cezasının üst sınırı esas alınır. Buna göre TCK 103/1’in birinci cümlesindeki basit cinsel istismar (8–15 yıl) ve 103/2 kapsamındaki nitelikli istismar (16 yıl ve üzeri) ağır ceza mahkemesinde; sarkıntılık düzeyindeki istismar (3–8 yıl) ise asliye ceza mahkemesinde görülür. Failin çocuk olduğu hâllerde görev, aynı ölçüte göre çocuk ağır ceza mahkemesi veya çocuk mahkemesindedir.

Yetkili mahkeme CMK m. 12 uyarınca suçun işlendiği yer mahkemesidir.

Mağdur ve Katılan Hakları, Tazminat

Çocuk mağdurlar bakımından CMK m. 234/2 uyarınca vekil görevlendirilmesi zorunludur; bu güvencenin sağlanmaması tek başına bozma sebebidir. Mağdur veya kanuni temsilcisi CMK m. 237 uyarınca kovuşturma evresinde davaya katılma talebinde bulunabilir; katılan sıfatının kazanılması delil ileri sürme, tanık dinletme ve kanun yollarına başvurma haklarını beraberinde getirir.

Maddi ve manevi tazminat talepleri ceza davasında değil, ayrıca açılacak hukuk davasında ileri sürülür. Yukarıda belirtildiği üzere mağdurun psikolojik durumunu belgeleyen raporlar, artık ceza artırımının değil temel cezanın belirlenmesi ile manevi tazminat talebinin dayanağını oluşturmaktadır. Ceza yargılamasında toplanan deliller hukuk davası bakımından da kullanılabildiğinden, bu raporların ceza dosyasına zamanında kazandırılması önem taşır.

Suçun soruşturulması bakımından ihbar yükümlülüğü de hatırlatılmalıdır: CMK m. 278 uyarınca işlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi cezalandırılır; sağlık mesleği mensupları bakımından TCK m. 280’de ayrıca özel bir suç düzenlenmiştir.

Sık Sorulan Sorular

Çocukların cinsel istismarı suçunun cezası ne kadardır?

Temel hâlde sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis, sarkıntılık düzeyinde kalan eylemlerde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Vücuda organ veya sair cisim sokulması hâlinde ceza on altı yıldan aşağı olamaz. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde bu sınırlar sırasıyla on, beş ve on sekiz yıla yükselir.

On beş yaşından küçük çocuk “ben istedim” dese suç oluşmaz mı?

Oluşur. On beş yaşını tamamlamamış çocukların cinsel dokunulmazlıkları üzerinde tasarruf hakları bulunmadığından rızaları hukuken yok hükmündedir ve fiilin suç niteliğini ortadan kaldırmaz.

On beş ile on sekiz yaş arasındaki çocukla rızalı ilişki hangi suçu oluşturur?

Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden bulunmuyorsa eylem TCK 103 kapsamında değil, TCK m. 104’te düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçu kapsamındadır ve soruşturulması şikâyete bağlıdır.

Çocukların cinsel istismarı şikâyete bağlı mıdır?

Kural olarak hayır, re’sen soruşturulur. Tek istisna TCK m. 103/1’in dördüncü cümlesindedir: sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır.

Sarkıntılık ile cinsel istismar arasındaki fark nedir?

Sarkıntılık, cinsel istismar yoğunluğuna ulaşmayan, devamlılık göstermeyen, ani ve kesintili davranışları kapsar. Kalçaya dokunup kaçma veya yanağı öpme sarkıntılık sayılırken; arkadan sarılma, birden fazla kez öpme ve dakikalarca süren eylemler basit cinsel istismar düzeyine ulaşır.

Ruh sağlığının bozulması cezayı artırır mı?

Artık ayrı bir nitelikli hâl olarak artırmaz. Bu hüküm 6545 sayılı Kanun’la 2014 yılında madde metninden çıkarılmıştır. Suç tarihi bu değişiklikten sonra olan dosyalarda mağdurun psikolojik durumu, TCK m. 61 uyarınca temel cezanın belirlenmesinde ve manevi tazminat talebinde değerlendirilir.

Cinsel istismar ile cinsel taciz arasındaki fark nedir?

Ayırt edici ölçüt fiziksel temastır. Mağdurun vücuduna cinsel amaçlı temas varsa çocuklar bakımından TCK 103 uygulanır; temas yoksa eylem TCK m. 105 kapsamında cinsel taciz suçunu oluşturur.

ÇİM’de alınan ifade mahkemede yeniden okunabilir mi?

Yalnızca okunmasıyla yetinilmesi bozma nedenidir. Görüntülü beyanın duruşmada izlenmesi, maddi gerçeğin aydınlatılması bakımından zorunluluk varsa mağdurun yeniden dinlenmesi gerekir.

Fail on dört yaşındaysa cinsel istismar suçundan ceza alır mı?

On iki ile on beş yaş arasındaki failde önce algılama yeteneği araştırılır; yetenek varsa TCK m. 31/2 uyarınca ceza yarı oranında indirilir. Ayrıca eylem sarkıntılık düzeyinde kalmışsa soruşturma ve kovuşturma şikâyete bağlıdır.

Çocukların cinsel istismarı suçunda HAGB uygulanır mı?

Ölçüt suçun üst sınırı değil, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az olmasıdır. TCK 103’teki ceza miktarları bu eşiğin üzerinde olduğundan HAGB, ancak sarkıntılık, teşebbüs ve yaş küçüklüğü indirimlerinin bir araya geldiği istisnai dosyalarda gündeme gelebilir.

Uzlaşma mümkün müdür?

Hayır. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar CMK m. 253/3 uyarınca uzlaştırma kapsamı dışındadır. Sarkıntılıkta failin çocuk olması nedeniyle suç şikâyete bağlı hâle gelse dahi uzlaştırmaya gidilemez.

Zamanaşımı ne zaman başlar?

Kural olarak suçun işlendiği günde başlar. Ancak çocuklara karşı üstsoy veya onlar üzerinde hüküm ve nüfuz sahibi kişilerce işlenen suçlarda TCK m. 66/6 uyarınca zamanaşımı, çocuğun on sekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar.

Yaş yanılgısı savunması kabul edilir mi?

Yanılgının kaçınılmaz nitelikte olması hâlinde kabul edilebilir. Mağdurun fiziksel görünümü ve kendisini büyük tanıtması bu savunmayı destekleyebilir; buna karşılık uzun süreli tanışıklık veya kemik yaşı raporunun nüfus kaydıyla uyumlu olması savunmayı zayıflatır.

Görevli mahkeme hangisidir?

Basit cinsel istismar ve organ veya cisim sokulması suretiyle işlenen istismar ağır ceza mahkemesinde, sarkıntılık düzeyindeki istismar ise asliye ceza mahkemesinde görülür. Failin çocuk olduğu hâllerde görev aynı ölçüte göre çocuk ağır ceza mahkemesi veya çocuk mahkemesindedir.

Çocuk mağdura avukat atanması zorunlu mudur?

Evet. CMK m. 234/2 uyarınca on sekiz yaşından küçük mağdurlara vekil görevlendirilmesi zorunludur ve bu güvencenin sağlanmaması bozma sebebidir.

Sonuç

Çocukların cinsel istismarı suçu, Türk ceza hukukunun en ağır yaptırımlara yer verdiği ve usul kurallarının en titizlikle uygulandığı suç tipidir. On iki, on beş ve on sekiz yaş sınırlarına dayanan kademeli koruma sistemi; rızanın mutlak geçersizliği kuralı; sarkıntılık sınırının hem ceza miktarını hem şikâyet rejimini belirlemesi; ÇİM usulü ve beyanın tekrarlanmaması ilkesi bu suçu son derece teknik bir zemine taşımaktadır.

Uygulamada en çok hataya düşülen noktalar bellidir: 2014 yılında yürürlükten kaldırılmış olmasına rağmen ruh sağlığının bozulması nitelikli hâlinin hâlâ uygulanmaya çalışılması, sarkıntılıkta failin çocuk olması hâlindeki şikâyet istisnasının gözden kaçırılması, TCK 103/4 artırımının atlanması ve ÇİM’de alınan görüntülü beyanın duruşmada izlenmemesi. Bu hataların her biri hüküm aşamasında telafisi güç sonuçlar doğurmakta, çoğu da bozma nedeni sayılmaktadır.

Hem mağdur hem sanık konumundaki kişiler bakımından suçun doğru nitelendirilmesi, usul güvencelerine uyumun sağlanması ve delil stratejisinin soruşturmanın ilk gününden itibaren kurulması belirleyicidir. Bu davalarda deneyimli bir cinsel suç avukatı ile çalışmak, özellikle ÇİM aşaması ve yaş tespiti bakımından geri dönülmez hataların önüne geçmektedir. Ceza yargılamasının diğer alanlarına ilişkin çalışmalarımıza ceza hukuku alanındaki hizmetlerimiz sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

Bir çocuğun istismara uğradığından şüpheleniyorsanız ya da kendiniz bu durumdaysanız, yalnız değilsiniz. 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayabilir, en yakın acil servise ya da bir çocuk ve ergen psikiyatrisi kliniğine başvurabilir, aile hekiminizle görüşebilirsiniz. Kolluğa veya Cumhuriyet başsavcılığına yapılacak ihbar için avukat aracılığı gerekmez.

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır. Hukuki danışmanlık niteliği taşımaz.

Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul