İzinsiz sermaye piyasası faaliyeti suçu, Sermaye Piyasası Kurulundan (SPK) izin almadan halktan para toplayarak yatırım hizmeti sunan kişileri iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezasıyla; usulsüz halka arz suçu ise onaylı izahname veya ihraç belgesi olmaksızın sermaye piyasası aracı satan kişileri aynı ceza aralığıyla cezalandırır. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 109 uncu maddesinde iki ayrı suç tipi olarak düzenlenen bu fiiller, kanun koyucunun sermaye piyasasının şeffaf ve güvenilir işleyişini korumak amacıyla ceza hukukuna başvurduğu en ağır yaptırımlardan biridir. Aşağıda hem madde metnini hem de Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi içtihadının bu iki suçu nasıl somutlaştırdığını, sessiz geçilecek hiçbir ayrıntı bırakmadan ele alıyoruz. Kanundaki diğer suçlarla birlikte genel bir bakış için sermaye piyasası suçları rehberimize bakabilirsiniz.
1. Madde Metni: SPK m.109, m.115 ve m.116
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun “Usulsüz halka arz ve izinsiz sermaye piyasası faaliyeti” başlıklı 109 uncu maddesi şöyledir:
MADDE 109 – (1) Onaylı izahname yayımlama yükümlülüğünü yerine getirmeksizin sermaye piyasası araçlarını halka arz edenler ya da onaylı ihraç belgesi olmaksızın sermaye piyasası araçlarını satanlar iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar.
(2) Sermaye piyasasında izinsiz olarak faaliyette bulunanlar iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar. Bu kişiler, bu suçun icrası kapsamında aynı zamanda birinci fıkrada tanımlanan suçu da işledikleri takdirde, sadece bu fıkrada tanımlanan suçtan dolayı cezaya hükmedilir ve ceza yarı oranında artırılır.
Usul bakımından iki madde belirleyicidir. “Yazılı başvuru ve özel soruşturma usulleri” başlıklı m.115’e göre m.109 dahil bu Kanunda tanımlanan suçlardan dolayı soruşturma açılması, SPK’nın Cumhuriyet başsavcılığına yapacağı yazılı başvuruya bağlıdır ve bu başvuru bir muhakeme şartıdır; kamu davası açılırsa iddianamenin kabulüyle birlikte SPK’ya tebligat yapılır ve Kurul kendiliğinden katılan sıfatı kazanır; soruşturmada Cumhuriyet savcısı Kurul meslek personelinden yararlanabilir; kovuşturmaya yer olmadığı kararına SPK itiraz edebilir; ayrıca 5651 sayılı Kanun’un 8 inci maddesindeki erişim engelleme tedbiri m.109 suçları bakımından da uygulanır. “Görev ve yetki” başlıklı m.116’ya göre ise bu suçlara bakmakla görevli mahkeme, HSK’nın ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği asliye ceza mahkemeleridir.
2. Suçun Hukuki Niteliği ve Korunan Değer
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2022/18087, K. 2023/2215 sayılı ve 14.04.2023 tarihli kararında sermaye piyasası suçlarının varlık nedenini açık biçimde ortaya koymuştur: tasarrufların etkin biçimde milli ekonomiye aktarılması ancak sağlıklı işleyen bir sermaye piyasası sistemiyle mümkündür; bu nedenle kanun koyucu, piyasaların şeffaf ve güvenilir işleyişini bozan fiilleri son çare (ultima ratio) ilkesi gereğince ceza hukuku araçlarına başvurarak suç olarak tanımlamıştır. Aynı kararda, Türk Ceza Kanunu’ndaki güveni kötüye kullanma suçu ve Türk Ticaret Kanunu’ndaki yönetim kurulu sorumluluğu hükümleri dışında sermaye piyasası hukukuna özgü ayrı suç tipleri getirilmesinin amacının, halka açık ortaklıklarda yatırımcı haklarının yönetimsel fiillerle zarara uğratılması riskini önlemek olduğu vurgulanmıştır. m.109 bakımından korunan hukuki değer de bu çerçevede ikilidir: birinci fıkrada SPK’nın izahname/ihraç belgesi onay mekanizması yoluyla sağladığı bilgilendirme ve şeffaflık düzeni, ikinci fıkrada ise sermaye piyasası faaliyetlerinin yalnızca SPK’dan yetki belgesi almış kuruluşlarca yürütülmesini öngören izin/lisans rejimi korunmaktadır. Suç, somut bir zararın gerçekleşmesini aramayan, piyasa güvenine yönelik soyut tehlike suçu niteliğindedir; nitekim inceleme dışı sanığın hesaplarına 174 kişi tarafından 42.447.506 TL gönderildiği ve bu tutarın büyük kısmının kaldıraçlı işlemlerde kullanıldığı bir olayda Yargıtay 7. Ceza Dairesi (E. 2023/18152, K. 2025/7328, 20.05.2025) mağdurların nihayetinde zarara uğrayıp uğramadığını tartışmaksızın izinsiz faaliyetin ve buna iştirakin varlığını yeterli görmüştür.
3. Suçun Unsurları
Fail: Suç özgü fail gerektirmez; gerçek kişi herkes fail olabilir. Tüzel kişiler bakımından TCK’nın genel ilkeleri uyarınca ceza sorumluluğu tüzel kişinin yetkilisine/organına aittir; tüzel kişiye ise yalnızca güvenlik tedbiri uygulanabilir. Danıştay 13. Dairesi, E. 2023/1520, K. 2025/585 (04.02.2025) sayılı kararında m.107 bakımından yaptığı ve doktrine (Doç. Dr. Selman Dursun) atıfla desteklediği tespiti aktarmak gerekir: mülga 2499 sayılı Kanun’un 47/A maddesinde “tüzel kişilerin yetkilileri ve bunlarla birlikte hareket edenler” ibaresi ayrıca yazılırken, 6362 sayılı Kanun bu ibareyi kullanmamıştır; çünkü TCK’nın iştirake ilişkin genel hükümleri (fail, azmettiren, yardım eden) bu ibareyi zaten gereksiz kılmaktadır. Aynı mantık m.109 için de geçerlidir: iştirakin her şekli TCK m.37-39 çerçevesinde uygulanır, ayrıca özel bir düzenlemeye ihtiyaç yoktur.
Mağdur: Suçun doğrudan mağduru, izahnamesiz halka arzda veya izinsiz faaliyette parasını kaptıran tasarruf sahibidir; ancak SPK da m.115/2 uyarınca kamu davasında kendiliğinden katılan sıfatı kazandığından piyasa düzeninin bekçisi konumundadır.
Maddi unsur: 109/1 bakımından fiil, “onaylı izahname yayımlamaksızın halka arz etme” ya da “onaylı ihraç belgesi olmaksızın satma”dır; 109/2 bakımından fiil “sermaye piyasasında izinsiz faaliyette bulunma”dır. Her iki fıkra da seçimlik hareketli değil, tanımlanan tek fiilin gerçekleşmesiyle tamamlanan suçlardır.
Manevi unsur: Suç, ancak kasten işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Kastın kapsamı bakımından Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin (E. 2023/18152, K. 2025/7328) kararı önemli bir ayrım getirmektedir: paralarını izinsiz faaliyette bulunan kişiye ileten failler bakımından, meslektaş olma, akrabalık, yüksek meblağlı ve yoğun para trafiği, ekonomik durumla bağdaşmayan işlem hacmi gibi somut olgular “bilerek ve isteyerek iştirak” kastını gösteriyorsa TCK m.39 anlamında iştirakten; sadece “para göndermek” fiiliyle sınırlı, izinsizliği bilmeyen kişiler bakımından ise kast yokluğu nedeniyle beraat söz konusu olabilir. Aynı kararda, izinsiz faaliyette kullanılacağını bilerek para toplayıp aktaran ancak bizzat faaliyeti yürütmeyen failler için TCK m.39/2-b uyarınca “yardım eden” sıfatıyla mahkûmiyet gerektiği, bu ayrımın gözetilmeden verilen beraat kararının bozma nedeni olduğu vurgulanmıştır.
4. 109/1 – Usulsüz Halka Arz Suçu
Halka arz, 6362 sayılı Kanun’un tanımlar maddesinde sermaye piyasası araçlarının satın alınması için yapılan genel çağrı ve bu çağrı sonrası gerçekleştirilen satış olarak anlaşılır; Kanun’un 16 ncı maddesi uyarınca pay sahibi sayısı 500’ü aşan anonim ortaklıkların payları da fiilen halka arz edilmemiş olsa bile halka arz olunmuş sayılır ve bu ortaklıklar halka açık ortaklık hükümlerine tabi olur. Anayasa Mahkemesinin normatif denetimde verdiği 18.05.2023 tarihli ve E. 2020/11, K. 2023/98 sayılı kararına atıfla, Anayasa Mahkemesinin 28.01.2026 tarihli B. 2024/53487 sayılı bireysel başvuru kararında bu tip yapıların somut işleyişi ayrıntılı biçimde anlatılmıştır: 1990’lı yıllarda faiz dışı getiri arayan, çoğunluğu yurt dışında yaşayan küçük tasarruf sahiplerinden bir kısım holdingler ve bunların iştirakleri tarafından faizsiz yüksek getiri vaadiyle para toplanmış; SPK bu faaliyetleri sermaye piyasası mevzuatı kapsamında izinsiz halka arz olarak nitelendirmiştir. Kararın gerekçesinde bu tip yapıların ekonomik akıbeti de tarif edilmiştir: sistemin sürdürülebilirliği sisteme sürekli taze para girişine bağlı olduğundan, fon girişi zamanla azalıp durunca, fonlarını geri almak isteyenlerin sayısı hızla artmakta ve sistem tıkanarak çökmektedir – klasik bir Ponzi yapısının hukuki tasviri niteliğindedir. Bu olgusal arka plan, m.109/1’in neden yalnızca “izahname eksikliği” gibi teknik bir usulsüzlüğü değil, doğrudan tasarruf sahiplerinin varlığını tehdit eden bir fiili cezalandırdığını göstermesi bakımından makalenin kavramsal çerçevesini oluşturmaktadır.
İzahnamenin içeriğine ilişkin sorumluluk bakımından Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2016/108, K. 2017/37 (09.01.2017) sayılı kararında, izahnamede yer alan bilgilerin yanıltıcı, eksik ya da gerçeğe aykırı olmasının izahname sorumlularının çevresini ve bu sorumluluğun kapsamını belirlemede esas alınması gerektiğine işaret etmiştir; bu içtihat, m.109/1 kapsamındaki “onaysız/izahnamesiz” halka arzdan ayrı olarak, izahnamesi onaylanmış ama içeriği yanıltıcı halka arzların Kanun’un 106 (bilgi suistimali) ve 107 (piyasa dolandırıcılığı) maddeleriyle de kesişebileceğini, dolayısıyla suç vasfının nitelendirilmesinde izahnamenin yalnızca “var olup olmadığının” değil içeriğinin de incelenmesi gerektiğini göstermektedir. İzahnamenin hazırlanması ve Kurul onayı izahname ve halka arz onay süreci yazılarımızda, izahname gerektirmeyen satışlar halka arz edilmeksizin ihraç yazımızda anlatılmıştır; Kurul izniyle faaliyet gösteren platformlar üzerinden yapılan kitle fonlaması da izahname yükümlülüğüne tabi değildir.
5. 109/2 – İzinsiz Sermaye Piyasası Faaliyeti Suçu
Danıştay 13. Dairesi, E. 2020/3455, K. 2022/399 (14.02.2022) sayılı kararında SPK’nın idari görüşüne dayanarak izinsiz sermaye piyasası faaliyetinin ölçütünü net biçimde tarif etmiştir: SPK’dan faaliyet izni almış yatırım kuruluşları dışında kalan kişi ve kuruluşların düzenli uğraş, ticari veya mesleki faaliyet olarak gerçek veya tüzel kişilere hizmet sunması, 6362 sayılı Kanun uyarınca izinsiz sermaye piyasası faaliyeti kapsamında değerlendirilir. Bu ölçüt idari bir uyuşmazlıkta (yetkili müessesenin kendi nam ve hesabına vadeli işlem yapıp yapamayacağı) ortaya konmuş olsa da, m.109/2’nin ceza muhakemesinde “faaliyet” kavramının sınırlarını çizmek için kıyasen yol gösterici niteliktedir.
Somut uygulamalar Yargıtay içtihadında oldukça çeşitlenmiştir:
- Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2024/768, K. 2024/8652 (14.10.2024): SPK’dan izin almadan portföy yönetimi faaliyetleri yürüterek piyasadan para toplayan sanığın eylemi m.109/2 kapsamında görülmüş; ayrıca lehe kanun değerlendirmesinde sonradan yürürlüğe giren 6362 sayılı Kanun’un lehte hükümler içermesi nedeniyle bu Kanuna göre mahkûmiyet kurulmasında hukuka aykırılık bulunmadığına hükmedilmiştir.
- Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2018/2119, K. 2018/5852 (09.05.2018): Kaldıraçlı alım-satım (forex) faaliyetinde yurt içi/yurt dışı ayrımı belirleyicidir. Türkiye’deki yatırımcıların, tamamen kendi inisiyatifleriyle yurt dışında yerleşik kurumlar nezdinde hesap açıp kaldıraçlı işlem yapmaları hâlinde, bu yatırımcılar sermaye piyasası mevzuatınca korunmaz ve söz konusu eylemler izinsiz sermaye piyasası faaliyeti suçunu oluşturmaz; suçun oluşması için faaliyetin Türkiye’de yerleşik yatırımcılara yönelik olarak yürütülmesi aranır.
- Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/4848, K. 2016/1559 (10.02.2016): İnternet sitesi üzerinden ücret karşılığı yönlendirici yorum ve tavsiyede bulunmak suretiyle yürütülen izinsiz yatırım danışmanlığı faaliyeti de m.109/2 kapsamındadır.
- Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/19700, K. 2016/1563 (10.02.2016): Sanıkların 2005 yılları arasında belirli bir kazanç vaadiyle çok sayıda kişiden para toplayarak izinsiz portföy yöneticiliği yapmaları ve yetki belgesi olmaksızın ilan/reklamlarında sermaye piyasası faaliyetinde bulundukları izlenimini yaratacak ibareler kullanmaları, farklı zamanlarda ve farklı mağdurlara yönelik olsa dahi aynı suç işleme kararının ürünü ise TCK m.43 uyarınca zincirleme (müteselsil) tek bir suç oluşturur; mahkemenin bu eylemleri ayrı ayrı suç olarak değerlendirmesi bozma nedenidir.
İştirak boyutuna dönersek, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, E. 2021/1998, K. 2022/224 (24.02.2022) sayılı kararında, bir aracı kurumda yönetici sıfatıyla görev yapan kişinin, kurum imkânlarını kullandırmak suretiyle yurt dışında yerleşik bir yatırım şirketi lehine pazarlama ve tanıtım faaliyetlerinde bulunarak izinsiz sermaye piyasası faaliyeti suçunun işlenmesine yardım ettiği değerlendirilmiş; TCK m.39 ve SPK m.109/2 çerçevesinde işlem yapılmak üzere, m.115 uyarınca soruşturma yürüten Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir. Bu karar, m.115’teki muhakeme şartının yalnızca faaliyeti bizzat yürütenler değil, buna yardım eden aracı kurum çalışanları bakımından da işletildiğini somutlaştırması bakımından önemlidir.
6. Ceza Tablosu ve İçtima Kuralı
| Fıkra | Fiil | Hapis Cezası | Adli Para Cezası |
|---|---|---|---|
| 109/1 | Onaylı izahname/ihraç belgesi olmaksızın halka arz veya satış (usulsüz halka arz) | 2 – 5 yıl | 5.000 – 10.000 gün |
| 109/2 | İzinsiz sermaye piyasası faaliyeti | 2 – 5 yıl | 5.000 – 10.000 gün |
Madde metninin son cümlesi kendine özgü bir bileşik suç/içtima kuralı getirmektedir: fail, izinsiz sermaye piyasası faaliyetini icra ederken aynı zamanda usulsüz halka arz suçunu da işlemişse, ayrı ayrı cezalandırılmaz; yalnızca 109/2’den ceza verilir ve bu ceza yarı oranında artırılır. Uygulamada bu, tipik olarak izinsiz faaliyet yürüten bir yapının, aynı zamanda izahnamesiz sermaye piyasası aracı satması hâlinde ortaya çıkar; iki fıkranın gerçekleşmesi tek bir cezalandırılabilir birim olarak ele alınır, gerçek içtima kurulmaz.
7. İspat ve Deliller
İncelenen içtihatta ispat, tipik olarak şu delil türleri üzerinden kurulmaktadır: SPK Denetleme Dairesi’nin denetim raporları (Yargıtay 7. CD, E. 2023/18152; Yargıtay 19. CD, E.2018/177), banka hesap hareketleri ve para transferlerinin kim tarafından, kime, ne sıklıkla ve ne miktarda yapıldığına ilişkin bilirkişi incelemeleri, sanığın Kurul’a verdiği yazılı beyanlar (Yargıtay 7. CD, E. 2023/18152’de sanığın Kurul’a gönderdiği yazıda paraları kaldıraçlı işlemlerde kullanacağını bizzat kabul etmesi belirleyici olmuştur), ilan/reklam materyalleri ve internet sitesi içerikleri (Yargıtay 19. CD, E. 2015/4848 ve E. 2015/19700). Danıştay 10. Dairesi’nin 25.11.1998 tarihli, E. 1996/9887, K. 1998/6105 sayılı kararı, aracı kurumların üçüncü kişilerin izinsiz faaliyetinden haberdar olup olmadığının değerlendirilmesinde, salt işlem hacminin yüksekliği veya yetki belgesi fotokopilerinin üçüncü kişilerce elde edilmiş olması gibi olguların tek başına “bilme” ve dolayısıyla kusur ortaya koymayacağını, bilme yükümlülüğünün somut ve hukuken geçerli bilgi/belge ile ispatlanması gerektiğini vurgulamıştır; bu içtihat, aracı kurum çalışanlarının veya yöneticilerinin iştirak/yardım sorumluluğu tartışılırken ispat standardının ne denli somut olması gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir.
8. Özel Görünümler: Forex, Kripto Varlık, Ponzi Sistemleri
Kaldıraçlı işlemler (forex): Yukarıda değinildiği gibi Yargıtay 19. Ceza Dairesi (E. 2018/2119) yurt içi/yurt dışı ayrımını esas almaktadır; faaliyetin muhatabı Türkiye’de yerleşik yatırımcılar değilse ya da yatırımcı tamamen kendi inisiyatifiyle yurt dışı platformda hesap açmışsa suç oluşmaz.
Kripto varlıklar: 6362 sayılı Kanun’a sonradan eklenen 109/A maddesi, SPK’dan izin almaksızın kripto varlık hizmet sağlayıcılığı yapılmasını ayrı ve özel bir suç olarak düzenlemiştir; m.109/2’deki genel “izinsiz sermaye piyasası faaliyeti” ile 109/A arasındaki ilişki, özel norm-genel norm ilişkisidir – kripto varlık hizmetleri artık m.109/2 yerine öncelikle 109/A kapsamında değerlendirilir.
Ponzi tipi holding yapıları: Anayasa Mahkemesinin B. 2024/53487 sayılı kararında ayrıntılı biçimde anlatılan ve 1990’lardan itibaren Anadolu’da faaliyet gösteren holdinglerin yürüttüğü fon toplama modeli, izinsiz halka arzın en yaygın somut görünümüdür. Bu yapılarla ilgili SPK yıllarca suç duyurusunda bulunmuş (bkz. Danıştay 13. Dairesi, E. 2015/2033, K. 2021/5352), kanuni yükümlülüklerini yerine getirmeyen holdingler zaman içinde tasfiye edilmiş, yerine getirenler ise SPK denetiminde yeniden yapılandırılarak borsaya açılmıştır. Bu şirketlerin yöneticileri hakkında açılan “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “nitelikli dolandırıcılık” davalarının bir kısmı, 765 sayılı (mülga) TCK döneminin kısa zamanaşımı süreleri nedeniyle zamanaşımına uğrayarak düşmüştür (Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 2007/155 E., 2011/127 K.; Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nce onanmıştır) – bu da m.115’teki muhakeme şartı ve zamanaşımı rejiminin neden bu denli sıkı işletilmesi gerektiğini gösteren tarihsel bir derstir.
9. Benzer Suçlarla Karşılaştırma
| Madde | Suç | m.109’dan Farkı |
|---|---|---|
| SPK m.106 | Bilgi Suistimali | İçeriden öğrenilen, kamuya açıklanmamış bilgiyi kullanarak menfaat sağlamayı cezalandırır; izahname/izin eksikliğiyle değil, bilgi asimetrisinin suistimaliyle ilgilidir. |
| SPK m.107 | Piyasa Dolandırıcılığı | Sermaye piyasası araçlarının fiyat/arz-talebine yönelik yanlış veya yanıltıcı izlenim uyandırmayı cezalandırır (Yargıtay CGK, E. 2022/89, K. 2022/835, 27.12.2022); m.109’daki gibi izinsiz faaliyet veya izahnamesizlik değil, piyasa manipülasyonu esastır. İştirakin her şekli TCK genel hükümlerine tabidir (Danıştay 13. D., E. 2023/1520). |
| SPK m.109/A | İzinsiz Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcılığı | m.109/2’nin kripto varlıklara özgülenmiş, sonradan eklenmiş özel biçimidir. |
| SPK m.110 | Güveni Kötüye Kullanma | Suçun konusu, sermaye piyasası kurumuna kayden/fiziken tevdi veya teslim edilmiş sermaye piyasası aracı, nakit veya kıymettir; failin bu kıymeti kendi veya başkası menfaatine satması, kullanması, rehnetmesi, gizlemesi veya inkâr etmesiyle oluşur ve menfaat sağlama kastı aranır (Yargıtay 19. CD, E. 2018/177, K. 2018/6961, 06.06.2018). m.109’da ise fail baştan itibaren izinsiz/izahnamesiz faaliyet yürütmektedir; m.110’da ise meşru bir tevdi ilişkisinin sonradan kötüye kullanılması söz konusudur. |
| TCK m.157-158 | Nitelikli Dolandırıcılık | Sermaye piyasası mevzuatına aykırı fon toplama olayları çoğu zaman aynı olgu üzerinden hem m.109 hem nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla soruşturulmuş, ancak Konya örneğinde olduğu gibi (bkz. 8. bölüm) bu suçlamalar farklı zamanaşımı rejimlerine tabi tutulmuştur; dolandırıcılıkta hile ve zarar unsuru aranırken, m.109 soyut tehlike suçu olduğundan zarar şartı aranmaz. |
| Mülga 2499 s. Kanun m.47/1-4 | İzinsiz Faaliyette Bulunma (eski düzenleme) | Mülga Kanun, izinsiz faaliyeti “tüzel kişilerin yetkilileri” ibaresiyle ayrıca sayarken (AYM, B. 2013/8060, 16.03.2016’da aktarılan madde metni), 6362 sayılı Kanun bu ibareyi kaldırmış, iştiraki tamamen TCK’nın genel hükümlerine bırakmıştır; 6362’nin lehe olması nedeniyle devam eden yargılamalarda yeni Kanun uygulanır (Yargıtay 7. CD, E. 2024/768). |
10. Muhakeme Şartı ve Zamanaşımı
m.109 suçlarının en kendine özgü yanı, kovuşturmanın şikâyete değil SPK’nın yazılı başvurusuna bağlı olmasıdır (m.115/1). Bu başvuru bizzat kanun metninde “muhakeme şartı” olarak nitelendirilmiştir; SPK başvuruda bulunmadan Cumhuriyet savcılığı resen soruşturma açamaz. Bu şartın zamanaşımı üzerindeki etkisi Yargıtay içtihadında istikrarlı biçimde şu şekilde çözülmüştür: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2012/1329, K. 2014/178 (08.04.2014) sayılı kararında – mülga 2499 sayılı Kanun döneminde de aynı nitelikte bir başvuru şartı bulunduğundan bu ilke kıyasen 6362 dönemi için de geçerlidir – muhakeme şartı gerçekleşene kadar dava zamanaşımının işlemeyeceğine, yani durduğuna hükmetmiştir. Bu ilkenin güncel dönemde de aynen sürdürüldüğü, Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin E. 2025/1814, K. 2026/6609 (08.06.2026) sayılı kararında, SPK’nın yazılı başvurusu yapılana kadar geçen sürenin zamanaşımı hesabına dahil edilmeyeceğinin teyit edilmesinden anlaşılmaktadır. Pratik sonucu şudur: fiilin işlendiği tarih ile SPK’nın başsavcılığa başvurduğu tarih arasındaki süre, olağan dava zamanaşımı süresinin (TCK m.66 uyarınca bu ceza aralığı için 8 yıl, uzamış zamanaşımı 12 yıl) hesabında dikkate alınmaz.
Bu konudaki tarihsel örnek de öğreticidir: Konya merkezli bir holding grubu yöneticileri hakkında “örgüt kurma” ve “nitelikli dolandırıcılık” suçlamasıyla açılan kamu davaları, 765 sayılı mülga TCK’nın kısa (5 yıl, uzamışı 7,5 yıl) zamanaşımı süreleri dolduğu için düşürülmüş ve bu karar Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nce onanmıştır. Bu olgu, m.109 tipi suçlarda SPK’nın başvurusunun zamanında yapılmasının ve muhakeme şartının doğru işletilmesinin, faillerin salt zamanın geçmesiyle cezasız kalmasını önlemedeki kritik rolünü göstermektedir – nitekim aynı olayda mağdur tasarruf sahiplerinin şirketlere karşı açtığı hukuk davalarında da zamanaşımı savunması, yıllar süren ve hâlâ (AYM, B. 2024/53487) Anayasa Mahkemesine taşınan bir tartışma konusu olmuştur.
m.109 suçları şikâyete tabi suçlardan olmadığı ve kamu davası SPK’nın başvurusu üzerine resen yürütüldüğü için uzlaştırma kapsamı dışındadır.
11. Görevli Mahkeme, HAGB ve Erteleme
m.116 uyarınca m.109 dahil bu Kanunda tanımlanan suçlara bakmaya, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği asliye ceza mahkemeleri yetkilidir; bu, sermaye piyasası suçlarının teknik niteliği nedeniyle uzmanlaşmış yargılama öngören bilinçli bir tercihtir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ve cezanın ertelenmesi bakımından m.109’a özgü bir yasak bulunmadığından, TCK m.51 ve CMK m.231’deki genel koşullar (daha önce kasıtlı suçtan mahkûmiyetin bulunmaması, mahkemenin kanaati, zararın giderilmesi vb.) aranır; ancak uygulamada, çok sayıda mağduru olan ve toplanan tutarların yüksekliği nedeniyle zararın tam giderilmesi güç olan izinsiz faaliyet dosyalarında HAGB’nin fiilen uygulanma alanı sınırlı kalmaktadır.
12. Mağdurun/Katılanın Hakları ve Tazminat
m.115/2 uyarınca SPK, m.109 kapsamında açılan kamu davasında iddianamenin kabulüyle birlikte kendiliğinden katılan sıfatı kazanır; ayrıca tasarruf sahibi mağdurlar da CMK’nın genel hükümleri çerçevesinde davaya katılabilir. Ceza yargılamasında tazminat talebi kural olarak ayrı bir hukuk davasının konusudur; nitekim izinsiz halka arz mağduru tasarruf sahiplerinin paralarının iadesini istedikleri davalar, yukarıda incelenen AYM kararında görüldüğü gibi genellikle haksız fiile dayalı ayrı hukuk davaları olarak açılmakta ve kendi zamanaşımı rejimine tabi olmaktadır. Ayrıca SPK’nın denetim ve gözetim görevini gereği gibi yerine getirmemesi iddiasıyla devlete karşı açılan idari tazminat davaları da ayrı bir hukuki yol olarak mevcuttur; Danıştay 13. Dairesi, E. 2015/2033, K. 2021/5352 (27.12.2021) sayılı kararında, izinsiz halka arz mağduru yatırımcıların SPK’nın ağır hizmet kusuru işlediği iddiasıyla açtığı tazminat davasını incelemiş, SPK’nın 1998’den itibaren defalarca suç duyurusunda bulunduğunu, 2001’den itibaren yurt içi ve yurt dışında bilgilendirme toplantıları düzenlediğini ve ilgili bakanlıkları bilgilendirdiğini tespitle idarenin kusur durumunu bu somut denetim faaliyeti üzerinden değerlendirmiştir. Sonuç olarak mağdur, aynı olay örgüsünden hareketle üç ayrı hukuki yolu -ceza yargılamasına katılma, faile karşı haksız fiil tazminat davası ve devlete karşı idari tazminat davası- birbirinden bağımsız olarak yürütebilir.
13. Ceza Tayini ve Yargıtay Bozma Nedenleri
İncelenen içtihatta öne çıkan bozma nedenleri şunlardır:
- İştirak eden ile yardım eden ayrımının yapılmaması: para göndermekle sınırlı katkısı olan sanıkların, izinsizliği bildikleri somut olgularla ortaya konmadan doğrudan “kastı yok” denilerek beraat ettirilmesi (Yargıtay 7. CD, E. 2023/18152).
- Zincirleme suç hükümlerinin (TCK m.43) uygulanmaması: aynı suç işleme kararıyla farklı zamanlarda, farklı mağdurlara karşı işlenen izinsiz faaliyet fiillerinin ayrı ayrı suç sayılarak her biri için ayrı ceza tayin edilmesi (Yargıtay 19. CD, E. 2015/19700).
- Bağlantılı dava dosyalarının araştırılmaması: aynı denetleme raporuna dayanan, farklı mağdurlara yönelik paralel davaların birleştirilmesi imkânının araştırılmaması, birleştirme mümkün değilse dahi ilgili delillerin dosyaya intikal ettirilmemesi (Yargıtay 19. CD, E. 2015/19700).
- Kanunlar arası geçiş hükümlerinin gözetilmemesi: eylem tarihi itibarıyla mülga 2499 sayılı Kanun yürürlükte olsa dahi, yargılama sırasında yürürlüğe giren 6362 sayılı Kanun lehte hükümler içeriyorsa TCK m.7 uyarınca lehe kanunun uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi (Yargıtay 7. CD, E. 2024/768).
14. Sıkça Sorulan Sorular
Usulsüz halka arz ile izinsiz sermaye piyasası faaliyeti aynı suç mudur?
Hayır, m.109’un birinci ve ikinci fıkraları iki ayrı suç tipidir. 109/1 izahname/ihraç belgesi eksikliğine odaklanırken 109/2 SPK’dan izin alınmaksızın herhangi bir sermaye piyasası faaliyetinin (aracılık, portföy yönetimi, yatırım danışmanlığı vb.) yürütülmesini cezalandırır. Aynı fiil örgüsünde her ikisi birden gerçekleşirse madde metnindeki içtima kuralı uygulanır ve yalnızca 109/2’den, yarı oranında artırılmış ceza verilir.
SPK başvurusu olmadan savcılık soruşturma açabilir mi?
Hayır. m.115/1 uyarınca SPK’nın Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvurusu, m.109 dahil bu Kanundaki suçlar için bir muhakeme şartıdır; bu başvuru yapılmadan soruşturma açılamaz.
SPK’nın başvurusu gecikirse zamanaşımı dolar mı?
Hayır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve güncel Yargıtay 7. Ceza Dairesi kararları, muhakeme şartı gerçekleşene kadar geçen sürenin zamanaşımı hesabına dahil edilmediğini, yani zamanaşımının bu süre boyunca durduğunu kabul etmektedir.
Yurt dışı forex şirketine para yatırmak m.109/2 kapsamına girer mi?
Faaliyeti yürüten şirketin muhatabı Türkiye’de yerleşik yatırımcılar değilse ve yatırımcı tamamen kendi inisiyatifiyle yurt dışı platformda hesap açmışsa Yargıtay içtihadına göre suç oluşmaz; ancak faaliyet fiilen Türkiye’deki yatırımcılara yönelikse ve organizasyon Türkiye üzerinden yürütülüyorsa suç oluşabilir.
Sadece para gönderen, faaliyeti bizzat yürütmeyen kişi de cezalandırılır mı?
Evet, izinsizliği bildiği somut olgularla ortaya konabiliyorsa TCK m.39 uyarınca iştirak veya yardım eden sıfatıyla cezalandırılabilir; izinsizliği bilmediğini gösteren olgular varsa kast yokluğu nedeniyle beraat söz konusu olabilir.
Kripto varlık platformları m.109/2 kapsamında mı değerlendirilir?
Hayır, izinsiz kripto varlık hizmet sağlayıcılığı artık ayrı ve özel olarak düzenlenen 109/A maddesi kapsamında değerlendirilir.
m.109 suçları şikâyete tabi midir, uzlaştırma uygulanır mı?
Hayır, kovuşturma şikâyete değil SPK’nın resen yaptığı yazılı başvuruya bağlıdır; bu nedenle suç uzlaştırma kapsamı dışındadır.
Aynı suç işleme kararıyla farklı zamanlarda birçok kişiden para toplanması kaç suç sayılır?
Yargıtay içtihadına göre bu durum TCK m.43 uyarınca zincirleme (müteselsil) tek bir suç oluşturur; mağdur sayısının çokluğu ayrı ayrı suç sayılmasını gerektirmez.
Hangi mahkeme görevlidir?
m.116 uyarınca HSK’nın ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği asliye ceza mahkemeleri görevlidir.
Mağdur olan tasarruf sahibi parasını nasıl geri alabilir?
Ceza yargılamasına katılan sıfatıyla katılmanın yanı sıra, faile karşı ayrı bir haksız fiil tazminat davası açılabilir; SPK’nın denetim görevini ihmal ettiği iddiası varsa ayrıca devlete karşı idari tazminat davası da açılabilir. Ancak tazminat davalarında zamanaşımı süresinin başlangıcı ve dürüstlük kuralı değerlendirmesi uyuşmazlığın en kritik noktalarından biridir.
Kanun yararına bozma veya lehe kanun uygulaması bu suçlarda mümkün müdür?
Evet; fiilin işlendiği tarihte mülga 2499 sayılı Kanun yürürlükte olsa dahi, yargılama sırasında yürürlüğe giren 6362 sayılı Kanun lehte hükümler içeriyorsa TCK m.7 gereği lehe olan kanun uygulanır.
SPK denetim raporu tek başına mahkûmiyete yeterli midir?
Denetim raporu güçlü bir delildir ancak tek başına yeterli görülmemekte; banka hesap hareketleri, bilirkişi incelemeleri, sanık beyanları ve ilan/reklam materyalleri gibi destekleyici delillerle birlikte değerlendirilmektedir.
109/1 ile 109/2 aynı anda gerçekleşirse toplam ceza nasıl hesaplanır?
Ayrı ayrı toplanmaz; yalnızca 109/2’nin öngördüğü ceza esas alınır ve bu ceza yarı oranında artırılarak uygulanır.
15. Sonuç
SPK m.109, sermaye piyasasının iki temel güvencesini -izahname/ihraç belgesi yoluyla sağlanan şeffaflık ve izin/lisans rejimi yoluyla sağlanan denetlenebilirlik- koruma altına alan, soyut tehlike suçu niteliğinde iki ayrı yaptırım öngörmektedir. Yargıtay içtihadı, özellikle iştirak/yardım eden ayrımında somut olgu temelli bir kast değerlendirmesi yapılmasını, zincirleme suç hükümlerinin doğru uygulanmasını ve kanunlar arası geçişte lehe kanunun gözetilmesini istikrarlı biçimde aramaktadır. m.115’teki muhakeme şartı ve buna bağlı zamanaşımının durması kuralı ise, bu tip yapıların genellikle uzun yıllar süren karmaşık soruşturma süreçlerinde faillerin salt zamanın geçmesiyle korunmasını engelleyen en kritik usul güvencesidir. Hakkınızda izinsiz faaliyet veya usulsüz halka arz iddiasıyla soruşturma yürütülüyorsa ya da izinsiz bir platform nedeniyle zarara uğradıysanız, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu’nun savunma ve mağdur vekilliği çalışmaları için sermaye piyasası avukatı sayfamızı inceleyebilirsiniz.
Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul