Fon kanunu anayasaya aykırı mı sorusunun cevabı, Kanunun yatırımcı aleyhine sonuç doğuran hükümleri bakımından açıktır: evet. 27 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan ve hükümleri 17 Eylül 2026’dan geçerli kılınan 7596 sayılı Kanun, satış talimatı verip parasını alamamış yatırımcının alacağını geriye dönük olarak pay sahipliğine çeviriyor, nakit yetmediğinde paylaştırmanın ölçüsünü sonradan değiştiriyor, aynı fondaki yatırımcılara farklı muamele ediyor ve mahkeme kararı aranmadan kalıcı hak kaybı öngörüyor. Bu yazıda Kanunun hangi hükümlerinin Anayasa’nın hangi maddelerine aykırı olduğunu, devletin hangi savunmaları ileri süreceğini ve bu aykırılığın Anayasa Mahkemesi’ne hangi davada, hangi sürede taşınacağını açıklıyoruz.
Bir noktayı baştan belirtelim: Kanunun bütünü Anayasa’ya aykırı değildir. Fondan kaçırılan değerlerin geri alınması, sorumluların şahsi malvarlığına gidilmesi ve müsadere edilen değerlerin Hazineye değil fona dönmesi yatırımcının lehinedir. Sorun, bu araçların yanına yerleştirilen ve yükü sorumlulardan alıp yatırımcılar arasında yeniden dağıtan hükümlerdedir. Anayasal mücadele bu hükümleri hedef almalı, Kanunun yatırımcıyı koruyan kısımlarını değil. Kanunun madde madde şerhini 7596 sayılı Kanun (Fon Kanunu) şerhi yazımızda yaptık; bu yazı o şerhin anayasal boyutunu derinleştiriyor.
Fon Kanunu Anayasaya Aykırı mı? Kısa Cevap
- m.3/5 (PBLK): Fiyatı belirlenmiş ve valörü gelmiş talimat sahibinin muaccel para alacağını geriye dönük olarak pay sahipliğine çevirdiği ölçüde mülkiyet hakkına (Anayasa m.35) ve hukuki güvenlik ilkesine (m.2) aykırıdır.
- m.8 (geriye yürüme): Aleyhe hükümleri 40 gün geriye yürüttüğü için hukuk devleti ilkesine (m.2) aykırıdır.
- m.4/1 (net yatırım tutarı): Paylaştırma anahtarını geriye dönük ve fon türü ayrımı yapmadan değiştirdiği için ölçülülük (m.13) ve eşitlik (m.10) ilkelerine aykırıdır.
- m.4/3 ve m.4/4: Aynı fondaki yatırımcılara tutara göre farklı ödeme sırası uygulaması ve fondan kârla çıkanların getirisini korurken kalanların payını daraltması eşitlik ilkesine aykırıdır.
- m.3/6: Mahkeme kararı olmadan, idari tespitle kalıcı hak kaybı öngördüğü için masumiyet karinesine (m.38/4) ve hak arama hürriyetine (m.36) aykırıdır.
- m.3/1 ve m.7/2: Mülkiyete yapılan müdahalenin esaslı unsurlarını SPK’ya bıraktığı için kanunilik ilkesine (m.13) ve yasama yetkisinin devredilmezliğine (m.7) aykırıdır.
- Yol: Bireysel yatırımcı Kanunu doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne götüremez. Kendi açtığı iptal veya tam yargı davasında itiraz yolunu (Anayasa m.152) işletir. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları geriye yürümediğinden davası olmayan yatırımcı iptalden güvenle yararlanamaz.
Anayasal Denetimin Ölçüsü: 7596 Sayılı Kanun Hangi Hükümler Karşısında İncelenir?
7596 sayılı Kanun’un Anayasa’ya uygunluğu tek bir maddeyle değil, birbirini tamamlayan bir hükümler bütünüyle ölçülür:
| Anayasa hükmü | Koruduğu değer | Kanunda ilgili hüküm |
|---|---|---|
| m.2 | Hukuk devleti, hukuki güvenlik, geriye yürümezlik | m.3/5, m.8 |
| m.7 | Yasama yetkisinin devredilmezliği | m.3/1, m.7/2 |
| m.10 | Kanun önünde eşitlik | m.4/1, m.4/3, m.4/4 |
| m.13 | Temel hakların kanunla ve ölçülü sınırlanması | Tüm aleyhe hükümler |
| m.35 | Mülkiyet hakkı | m.3/5, m.4/1 |
| m.36 | Hak arama hürriyeti, adil yargılanma | m.3/6, m.8 |
| m.38/4 | Masumiyet karinesi | m.3/6 |
| m.90/5 | Temel haklara ilişkin milletlerarası antlaşmaların önceliği | Ek 1 No’lu Protokol m.1 ile çatışan hükümler |
Mülkiyete yapılan her müdahale üç aşamalı bir testten geçer. Birincisi kanunilik: müdahale kanunda, öngörülebilir ve belirli bir biçimde düzenlenmiş olmalıdır. İkincisi meşru amaç: müdahale kamu yararına dayanmalıdır (Anayasa m.35/2). Üçüncüsü ölçülülük: araç amaca elverişli, amaca ulaşmak için gerekli ve yüklediği külfet bakımından orantılı olmalıdır (Anayasa m.13). 7596 sayılı Kanun’un meşru bir amacı olduğu tartışmasızdır; tasfiyenin düzenli yürütülmesi ve yatırımcılara adil dağıtım kamu yararıdır. Kanunun sorunu amaçta değil, kanunilik ve ölçülülük aşamalarındadır.
Fon Yatırımcısının Hakkı Anayasal Anlamda “Mülk” müdür?
Anayasal korumanın ilk şartı, ortada korunan bir malvarlığı değeri bulunmasıdır. Fon yatırımcısı bakımından bu şart iki farklı biçimde gerçekleşir.
Katılma payı mülkiyet hakkı kapsamındadır
Katılma payı, sahibine fon malvarlığından payı oranında hak veren bir sermaye piyasası aracıdır. Anayasa Mahkemesi, sermaye piyasası araçlarının mülkiyet hakkı kapsamında korunduğunu ve bu haklara müdahalede kamu yararı ile birey arasındaki adil dengenin kurulamamasının ölçülülük ilkesini ihlal ettiğini, 6362 sayılı Kanun’un bir hükmünü iptal ederken açıkça belirtti (AYM, E. 2015/29, K. 2015/95, 22.10.2015). Fonun hukuki yapısını yatırım fonunun hukuki niteliği, katılma payının alım ve iade rejimini yatırım fonu katılma payı yazılarımızda inceledik.
Muaccel iade alacağı da mülktür
Satış talimatı TEFAS’a ulaşmış, fiyatı açıklanmış ve valörü gelmiş yatırımcı artık pay sahibi değil, bedeli belli bir para alacağının sahibidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihadına göre “mülk” kavramı yalnızca var olan malları değil, iç hukukta yeterli dayanağı bulunan alacakları ve meşru beklentileri de kapsar (Pressos Compania Naviera ve Diğerleri/Belçika, 20.11.1995; Kopecký/Slovakya [BD], B. No: 44912/98, 28.9.2004). Anayasa Mahkemesi de iç hukukta dayanağı bulunan alacakları mülkiyet hakkı kapsamında korur; tasfiye sürecindeki bir kamu bankasından doğan ilama bağlı alacağın tahsilindeki belirsizliği mülkiyet hakkının ihlali saymıştır (AYM, B. No: 2013/4193, 14.4.2016).
Bu alacağın iç hukuktaki dayanağı güçlüdür. 6362 sayılı Kanun’un 79. maddesi takas talimatlarını ve ödeme işlemlerini tasfiye hâlinde dahi geri alınamaz kılar. Takasbank’ın TEFAS Uygulama Esasları valör günü nakit yükümlülüğünü yerine getirmeyen üyeyi ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşmüş sayar. SPK’nın 17 Eylül 2026 tarihli 2026/61 sayılı bülteninin A/6 bendi de gerçekleşmeyen talimat tutarlarının fona borç olarak tahakkuk ettirilip öncelikle ödeneceğini öngörmüştü. Kanunun kendisi bile m.3/5’te bu talimatların “fonun temerrüdü” nedeniyle gerçekleşmediğini kabul ediyor. Takas kesinliğinin kapsamını takas kesinliği yazımızda ayrıntılı olarak ele aldık.
PBLK Hükmü (m.3/5) Bakımından Fon Kanunu Anayasaya Aykırı mı?
m.3/5, 17 Eylül 2026 ve öncesinde TEFAS’a iletilmiş, ancak fonun temerrüdü ve/veya katılma payı fiyatının açıklanmaması nedeniyle gerçekleştirilemeyen ve payları bloke edilen talimat sahiplerini fon pay sahibi sayar. Hükmün anayasal değerlendirmesi, PBLK yatırımcılarını iki gruba ayırmayı zorunlu kılar.
| Grup | Durum | Anayasal sonuç |
|---|---|---|
| Fiyatı açıklanmayanlar | Talimat TEFAS’a ulaştı, fiyat belirlenmedi | Bedel doğmadığı için muaccel alacak yoktur. m.3/5 bu grup için mülkiyetten yoksun bırakma oluşturmaz; tez eşitlik ve paylaştırma anahtarı üzerinden kurulur. |
| Fiyatı açıklanıp ödenmeyenler | Fiyat belirlendi, valör geldi, nakit hesaba geçmedi | Bedeli belli, vadesi gelmiş para alacağı vardır. m.3/5 bu alacağı geriye dönük olarak ortadan kaldırır; mülkiyetten yoksun bırakmadır. |
İkinci grup bakımından mülkiyetten yoksun bırakma
İkinci gruptaki yatırımcı, katılma payını iade ederek fon ilişkisinden çıkmış ve karşılığında fonun alacaklısı olmuştur. m.3/5 bu yatırımcıyı alacaklı sıfatından çıkarıp yeniden pay sahibi yapar. Sonuç olarak yatırımcı, fon borçları ödendikten sonra kalan bakiyeden pay alan bir ortağa dönüşür ve 17 Eylül sonrasındaki tüm değer kaybına ortak edilir. Bu, alacağın kısmen veya tamamen kanunla ortadan kaldırılmasıdır.
AİHM, başvurucuların o tarihe kadar yürürlükte olan iç hukuka göre talep edebilecekleri alacakları geriye dönük olarak ortadan kaldıran bir kanunu Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında mülkiyetten yoksun bırakma saymıştır (Maurice/Fransa [BD], B. No: 11810/03, 6.10.2005). Mahkeme aynı yaklaşımı Türkiye hakkındaki kararlarında da uyguladı (Kaynar ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 21104/06, 7.5.2019). Mülkiyetten yoksun bırakma, karşılığında makul bir tazmin sağlanmadıkça orantılı kabul edilmez. 7596 sayılı Kanun ikinci gruptaki yatırımcıya hiçbir karşılık öngörmüyor; aksine, alacağın yerine belirsiz bir tasfiye payı koyuyor.
m.53/3 savunması anayasal sorunu çözmez
Devlet, 6362 sayılı Kanun’un 53/3. maddesine dayanarak fon tasfiyesinde yalnızca pay sahiplerine ödeme yapılabileceğini savunacaktır. Bu hüküm fon malvarlığını portföy yönetim şirketinin ve saklayıcının alacaklılarına karşı korur; fonun kendi borçlarının ödenmesini yasaklamaz. Fon toplam değeri zaten varlıklardan borçlar düşülerek hesaplanır ve tasfiye bakiyesi borçlar ödendikten sonra kalan tutardır. Kaldı ki m.53/3’ün yorumu bir kanun yorumu sorunudur; anayasal sorun ise kanun koyucunun 7596 sayılı Kanun’la bu yorumu geriye dönük olarak kesinleştirmesinden doğar. Konuyu tüm boyutlarıyla PBLK fon tasfiyesi yazımızda inceledik.
Birinci grup bakımından meşru beklenti
Fiyatı açıklanmamış talimat sahibinin muaccel alacağı yoktur; ancak meşru beklentisi vardır. SPK’nın A/6 kararı, gerçekleşmeyen talimatların fona borç olarak tahakkuk ettirileceğini açıkça öngörmüştü. Yatırımcı bu karar karşısında tasfiyede öncelikli ödeme alacağına güvenmekte haklıydı. Kopecký kararının ölçütüyle bu beklenti, bir idari işleme dayandığı için iç hukukta yeterli dayanağa sahiptir. Kanun bu beklentiyi geriye dönük olarak boşa çıkarmıştır. Bu gruptaki yatırımcının tezi mülkiyetten yoksun bırakma değil, meşru beklentinin ölçüsüz biçimde ortadan kaldırılması ve eşitlik ihlalidir.
Geriye Yürüme: m.8 Hukuki Güvenlik İlkesini Nasıl İhlal Ediyor?
Kanun 27 Ekim 2026’da yayımlandı; ancak m.8 uyarınca hükümleri 17 Eylül 2026’dan geçerlidir. Bu 40 günlük geriye yürüme, Kanunun en zayıf noktasıdır.
Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihadı açıktır: “Kural olarak hukuki güvenlik, kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturur.” (AYM, E. 2018/108, K. 2019/5, 13.2.2019). Mahkeme aynı ilkeyi kanunların “kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında” yürürlük tarihlerinden sonraki olaylara uygulanmak üzere çıkarılacağı biçiminde tekrarlamıştır (AYM, E. 2023/9, K. 2024/183, 5.11.2024).
Danıştay da sermaye piyasası alanında aynı ilkeyi uygular: “Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir.” Danıştay bu gerekçeyle, fon yöneticisine fiil tarihinden sonra yürürlüğe giren düzenlemeye dayanılarak aleyhe yaptırım uygulanmasını hukuka aykırı bulmuştur (Danıştay 13. D., E. 2016/4358, K. 2022/1993, 12.5.2022).
Geriye yürümenin istisnası bu Kanuna uygulanamaz
Kanun koyucu kişilerin lehine olan düzenlemeleri geriye yürütebilir. Devlet, 7596 sayılı Kanun’un bir bütün olarak yatırımcı lehine olduğunu savunacaktır. Bu savunma, Kanunun hükümlerini birbirinden ayırmadığı için yanlıştır. Geri kazanım hesabı, şahsi sorumluluk ve müsaderenin fona dönmesi gerçekten lehedir ve geriye yürütülmesinde sorun yoktur. Buna karşılık m.3/5’in A/6 ile tanınan önceliği ve m.79 ile korunan alacağı kaldırması, m.4/1’in paylaştırma anahtarını değiştirmesi açıkça aleyhedir. Anayasal denetim hüküm hüküm yapılır; lehe hükümlerin varlığı aleyhe hükümlerin geriye yürütülmesini meşrulaştırmaz.
Kamu düzeni istisnası da bu sonucu değiştirmez. Tasfiyenin düzenli yürütülmesi için 17 Eylül’e dönmek gerekiyorsa, bu, lehe hükümler için ve tasfiyenin usulü için yapılabilirdi. Tamamlanmış hukuki durumları, yani fiyatı açıklanıp valörü gelmiş talimatları geriye dönük olarak ortadan kaldırmak kamu düzeninin zorunlu bir gereği değildir.
Benzer geriye yürüme hükümleri itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne taşındı
“… tarihinden geçerli olmak üzere” kalıbıyla getirilen geriye yürüme hükümlerinin itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne taşınması yerleşik bir uygulamadır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, bir kanun hükmünü “19/2/2014 tarihinden geçerli” kılan düzenlemeyi itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’nin önüne getirmiştir (AYM, E. 2015/88, K. 2016/156, 7.9.2016). Ankara 3. Vergi Mahkemesi de geçmiş hesap dönemine etkili bir vergi düzenlemesini aynı yolla Anayasa Mahkemesi’ne götürmüştür (AYM, E. 2023/105, K. 2023/208, 30.11.2023). Bu kararlar, ilk derece mahkemelerinin ve Danıştay’ın geriye yürüme iddialarını ciddi bulup itiraz yoluna başvurmaktan çekinmediğini gösterir. 7596 sayılı Kanun’un m.8 hükmü bu kategoriye tam olarak uymaktadır.
Kanunla Derdest Davalara ve İdari Kararlara Müdahale
7596 sayılı Kanun, SPK’nın 17 Eylül 2026 tarihli kararlarına karşı dava açma süresi işlemeye devam ederken çıkarıldı. Kanun, yatırımcının iptal davasında ileri süreceği temel iddiaları, yani takas kesinliğini, A/6 kapsamındaki önceliği ve talimatların iptal edilemezliğini, kanun düzeyinde ve geriye dönük olarak boşa çıkarmayı amaçlıyor.
Anayasa Mahkemesi, holding davaları sürecinde 7194 sayılı Kanun’la yapılan ve tasarruf sahiplerinin alacak davalarının esasına girilmesini engelleyen düzenlemeyi bireysel başvuruda inceledi. Mahkeme, başvurucu lehine verilen kararın yargılama sırasında yapılan kanuni değişiklik nedeniyle etkisiz bırakıldığını tespit ederek mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılamaya hükmetti (AYM, B. No: 2020/21022, 14.12.2023).
AİHM de yasama organının görülmekte olan davaların sonucunu belirlemek amacıyla müdahale etmesini, zorlayıcı kamu yararı gerekçeleri bulunmadıkça adil yargılanma hakkına aykırı sayar (Stran Greek Refineries ve Stratis Andreadis/Yunanistan, 9.12.1994; Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve Diğerleri/Fransa [BD], 28.10.1999). Mahkeme, geriye etkili kanunlarda müdahalenin öngörülebilir olup olmadığını, devletin uyuşmazlığın tarafı olup olmadığını ve kanunun derdest davaların sonucunu belirlemeye yönelik olup olmadığını inceler (Vegotex International S.A./Belçika [BD], 3.11.2022). 7596 sayılı Kanun’da devlet, SPK aracılığıyla uyuşmazlığın doğrudan tarafıdır ve Kanun, SPK işlemlerine karşı açılacak davaların sonucunu önceden belirleme etkisi taşır.
Paylaştırma Anahtarı (m.4/1) Ölçülülük Testinden Geçer mi?
m.4/1’e göre fonun nakdi, yatırımcıların tasfiye kararından bir önceki gün sonu fiyatıyla hesaplanan alacaklarını karşılamıyorsa, dağıtımda enflasyonla endekslenmiş net yatırım tutarı esas alınır. Bu yöntem bir ödeme vaadi değildir; nakit zaten yetmediği için kimse endeksli tutarın tamamını alamaz. Net yatırım tutarı, sınırlı nakdin yatırımcılar arasında hangi oranda bölüneceğini belirleyen bir paylaştırma anahtarıdır. Anahtarın değişmesi yatırımcılar arasında servet aktarımı yaratır; fona erken girmiş ve fon değeri yükselmiş yatırımcının payı küçülürken zirvede giren yatırımcının payı büyür. Sayısal örneği 7596 sayılı Kanun şerhimizde verdik.
Elverişlilik ve gereklilik
Devletin gerekçesi, fon fiyatlarının manipülasyonla şişirildiği ve fiyat anahtarının manipülasyonun sonucunu kalıcı hâle getireceğidir. Bu gerekçe, fiyatı gerçekten şişirilmiş fonlar için ciddiye alınmalıdır. Ancak Kanun, fon ayrımı yapmadan tüm fonlara aynı anahtarı uyguluyor. Portföyü ağırlıklı olarak ters repo ve kısa vadeli araçlardan oluşan bir para piyasası fonunda fiyat şişirme iddiası kolay kurulamaz. Aynı amaca daha hafif araçlarla ulaşmak mümkündü: fiyatın şişirildiği tespit edilen fonlarda düzeltilmiş fiyat kullanmak, sorunlu varlıkları yan hesaba ayırmak, fon türüne göre farklı anahtar belirlemek. Daha hafif bir araç mevcutken en ağırının seçilmesi ölçülülüğün gereklilik unsurunu karşılamaz. Fon fiyatındaki hataların hukuki sonuçlarını yatırım fonunda fiyatlama hatası yazımızda ele aldık.
Orantılılık
Anayasa Mahkemesi, bir alacağın enflasyon karşısında değer kaybettirilmesinin adil dengeyi bozduğunu ve başvurucuya aşırı külfet yüklediğini kabul etmiştir (AYM, B. No: 2017/26283, 15.1.2020). Paylaştırma anahtarının geriye dönük değiştirilmesi, bazı yatırımcılar için tam olarak bu sonucu doğurur: fiilen elde ettikleri ve fon fiyatına yansımış getiri, başka yatırımcılara aktarılır. Külfet, krizin sorumlularına değil, fonda kalmış yatırımcıların bir kısmına yüklenmektedir.
5667 sayılı Kanun emsali neden geçerli değildir?
Devletin en güçlü karşı argümanı İmar Bankası emsalidir. Karşılıksız devlet iç borçlanma senedi satılan yatırımcılara ödeme yapılmasını düzenleyen 5667 sayılı Kanun da anaparayı enflasyon farkıyla ödemişti. Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi kamu yararı ile mülkiyet hakkı arasında adil dengeyi koruyan bir mekanizma olarak gördü (AYM, B. No: 2013/7035, 30.3.2016; B. No: 2013/7963, 20.4.2016). Danıştay da bu dosyalarda uyuşmazlığın yeni kanuni durum çerçevesinde çözülmesi gerektiğine hükmetti (Danıştay 13. D., E. 2017/991, K. 2022/3711, 19.10.2022).
Bu emsal 7596 sayılı Kanun’u kurtarmaz. Üç belirleyici fark vardır:
- Ödeyen kim? 5667 sayılı Kanun’da ödemeyi devlet üstlendi. 7596 sayılı Kanun’da devlet tek kuruş ödemiyor; yalnızca fonun kendi varlıklarını yeniden dağıtıyor.
- Getiri gerçek mi? İmar Bankası’nın sattığı senetler karşılıksızdı; ortada gerçek bir getiri yoktu. Bu fonlarda gerçek varlıklar ve fiilen elde edilmiş getiriler bulunuyor.
- Kimden kime? 5667 sayılı Kanun, yatırımcıyı devlete karşı korudu. 7596 sayılı Kanun ise bir grup yatırımcının payını diğer gruba aktarıyor.
5667 sayılı Kanun’un ölçülü bulunmasının nedeni, mağduriyeti devletin kendi kaynağıyla gidermesiydi. 7596 sayılı Kanun bu unsuru taşımadığı için aynı sonuca ulaşılamaz.
Devletin denetim eksikliği ölçülülük dengesini değiştirir
Ölçülülük değerlendirmesinde yükün kime ve neden yüklendiği belirleyicidir. Bu fonlardaki likidite sorunu ve ilişkili taraf işlemleri bir günde ortaya çıkmadı. Finansal İstikrar Komitesi, Aralık 2025’te serbest fonlar ve para piyasası fonlarındaki gelişmeleri değerlendirmişti. Fon portföylerinin önemli bölümünü oluşturan ve karşı tarafı fonun bağlı olduğu gruptan şirketler olan borsa dışı ters repo işlemleri KAP’a bildiriliyordu; TP2 fonu bunun en açık örneğidir. Devlet denetim mekanizmasını zamanında işletmedi; 7596 sayılı Kanun ise bu eksikliğin bedelini yatırımcılar arasında paylaştırıyor.
Devlet finansal istikrar amacına dayanacaktır. Anayasa Mahkemesi bankacılık sektöründe güven ve istikrarın meşru bir amaç olduğunu kabul etmiştir (AYM, B. No: 2017/26291, 17.7.2019). Ancak meşru amaç ölçüsüz aracı haklı kılmaz. Denetim görevini aksatan devletin, bu aksaklığın sonuçlarını kendi kaynağıyla değil, mağdurların birbirinin payından karşılaması adil dengeyle bağdaşmaz. Denetim görevinin kapsamını SPK denetim yetkisi, bu görevin aksatılmasından doğan sorumluluğu SPK hizmet kusuru yazımızda inceledik; ilişkili taraf işlemlerinin hukuki çerçevesi için ilişkili taraf işlemleri yazımıza bakabilirsiniz.
Eşitlik İlkesi Bakımından Fon Kanunu Anayasaya Aykırı mı?
Anayasa’nın 10. maddesi, aynı hukuki durumda bulunanlara nesnel ve makul bir neden olmaksızın farklı muamele yapılmasını yasaklar. 7596 sayılı Kanun’da bu ilkeyle çatışan dört düzenleme vardır.
Kârla çıkan korunuyor, kalan daraltılıyor (m.4/4)
Tasfiye tarihine kadar paylarını iade ederek ödeme almış kişilerin endeksli tutarı aşan getirisinin iadesi isteğe bağlı bırakıldı. Pusula Portföy’ün para piyasası fonundan, temerrüt öncesinde yaklaşık 90,1 milyar TL çıkış yapıldı. Krizi önceden okuyup çıkan yatırımcının getirisi korunurken, aynı fonda bir gün geç kalan yatırımcının payı yeni anahtarla daraltılıyor. İki yatırımcı aynı fonun aynı dönemdeki pay sahibidir; aralarındaki tek fark çıkış tarihidir. Bu fark, birine getirisinin tamamını bırakıp diğerinin payını daraltmayı haklı kılacak nesnel bir neden değildir. İsteğe bağlı iade düzenini genel hisse iade hesabı yazımızda inceledik.
Tutara göre ödeme sırası (m.4/3)
Dağıtılabilir nakit yetmezse SPK, net yatırım tutarı en düşük olandan başlayarak ödeme yapılmasına karar verebilir. Aynı fondaki yatırımcılar, yalnızca yatırdıkları tutara göre farklı zamanda ve farklı oranda ödeme alır. Sosyal açıdan anlaşılır bu tercih, hukuken aynı konumdaki pay sahiplerinin eşit paylaşım hakkıyla çelişir. Üstelik nakdin bir kısmının küçük yatırımcılara tam olarak dağıtılması, kalan yatırımcıların nihai oranını kesin olarak düşürür.
17 Eylül talimatlarının topluca iptali
SPK, 28 Eylül 2026 tarihli açıklamasıyla bu fonlar için 17 Eylül’de verilen tüm talimatların iptal edildiğini duyurdu. İptal, talimatın TEFAS’a hangi anda ulaştığı ve 13.30 kesim saatine göre hangi işlem gününe ait olduğu ayrımı yapılmadan topluca uygulandı. Talimatın TEFAS’a ulaşma anı, takas kesinliğinin başlangıç anıdır; bu anı gözetmeyen toplu bir iptal, farklı hukuki konumdaki kişileri aynı kefeye koyar.
Kapsam dışında kalan fonlar
Kanun yalnızca 27 Ekim 2026 itibarıyla tasfiyesi tamamlanmamış fonlara uygulanır (m.1, m.2/1-b). Tasfiyesi bu tarihten önce tamamlanan fonların yatırımcıları eski rejime göre ödeme almış, sonradan gelenler yeni anahtara tabi tutulmuştur. Aynı SPK kararlarıyla tasfiyesine karar verilen fonların yatırımcıları arasında, tasfiyenin idare tarafından hangi hızda yürütüldüğüne bağlı bir ayrım yapılmıştır. Tasfiyenin hızı yatırımcının elinde olmayan bir etkendir ve farklı muameleye gerekçe olamaz. Olağan fon tasfiyesi rejimini yatırım fonu tasfiyesi yazımızda açıkladık.
Masumiyet Karinesi ve Hak Arama Hürriyeti (m.3/6)
m.3/6’ya göre 6362 sayılı Kanun’un 104 (piyasa bozucu eylem), 106 (bilgi suistimali) veya 107 (piyasa dolandırıcılığı) maddelerindeki fiilleri bu fonlarla birlikte işlediği Kurulca tespit edilen kişi ve kurumlara tasfiye ve geri kazanım hesabından ödeme yapılmaz.
Hükmün amacı meşrudur: fonu zarara uğratan kişinin aynı fonun tasfiyesinden pay alması engellenmek istenmiştir. Ancak hüküm, ödeme yasağını mahkeme kararına değil SPK tespitine bağlıyor ve bu yasağı geçici bir tedbir olarak değil, kalıcı bir hak kaybı olarak düzenliyor. 107. madde fiili bir suçtur; suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz (Anayasa m.38/4). Piyasa dolandırıcılığının unsurlarını piyasa dolandırıcılığı suçu yazımızda inceledik.
Devlet, Danıştay’ın SPK tespitine dayanan işlem yasağını ileriye dönük bir tedbir sayarak masumiyet karinesiyle ilgisiz bulduğu kararına dayanacaktır (Danıştay 13. D., E. 2014/5033, K. 2020/3167, 16.11.2020). Bu karar m.3/6’yı kurtarmaz. İşlem yasağı geçicidir ve kişinin mevcut malvarlığına dokunmaz. m.3/6 ise kişinin tasfiyedeki payını kesin olarak ortadan kaldırır; sonuç doğuran bir yaptırımdır. Anayasa Mahkemesi de hakkında ceza soruşturması veya kovuşturması sürdüğü gerekçesiyle kişinin malvarlığına ilişkin talebinin karşılanmamasını mülkiyet hakkı ve masumiyet karinesi yönünden incelemiş ve ihlal sonucuna varmıştır (AYM, Raci Ün, B. No: 2020/21683, 17.7.2025). Ödeme yasağı ancak yargı kararına bağlandığında anayasal olur; SPK tespiti olsa olsa tasfiye payının ceza yargılaması sonuna kadar bloke edilmesine dayanak olabilir. İşlem yasağının niteliğini SPK işlem yasağı, tespitlerin dayanağı olan raporları SPK denetim raporu yazılarımızda ele aldık.
Yasama Yetkisinin Devri ve Olaya Özgü Kanun Sorunu
7596 sayılı Kanun, pay sahipliğinin tespiti, değerleme, ara ve nihai ödeme ile dağıtımın usul ve esaslarını büyük ölçüde SPK’ya bırakıyor (m.3/1, m.7/2). Ara ödemenin hangi fonlarda yapılacağı, nakit yetmezse küçük tutardan başlanıp başlanmayacağı veya asgari tutar belirlenip belirlenmeyeceği gibi yatırımcının payını doğrudan belirleyen tercihler de Kurula ait.
Anayasa’nın 13. maddesi temel hakların ancak kanunla sınırlanabileceğini, 7. maddesi ise yasama yetkisinin devredilemeyeceğini öngörür. Kanun koyucu teknik ayrıntıları idareye bırakabilir; ancak mülkiyete yapılan müdahalenin esaslı unsurlarını, yani kimin, hangi sırayla ve hangi ölçüyle ödeme alacağını kendisi belirlemek zorundadır. 7596 sayılı Kanun bu unsurların önemli bir kısmını SPK’nın takdirine bırakarak kanunilik şartını eksik bırakmıştır.
Kanun ayrıca yalnızca belirli fonlara ve belirli bir tarihteki SPK kararlarına uygulanan, olaya özgü bir kanundur (m.1/2). Yasama yetkisinin genelliği, kanun koyucunun belirli bir olayı düzenlemesine tek başına engel değildir. Ancak genel ve soyut olmayan bir kanun, geriye yürüme ve derdest uyuşmazlıklara müdahale ile birleştiğinde, fiilen yasama yoluyla idari işlem niteliği kazanır. Bu durumda yatırımcı, idari işleme karşı sahip olduğu yargısal denetim güvencesinden mahrum kalır. Olaya özgü kanun, bu nedenle tek başına değil, diğer aykırılıklarla birlikte ileri sürülmesi gereken bir tezdir.
Devletin Savunmaları ve Cevaplarımız
Bir anayasal itirazın başarısı, karşı tarafın savunmasını önceden cevaplamaya bağlıdır. 7596 sayılı Kanun’a yöneltilecek itirazlarda devletin ileri süreceği savunmalar ve bunlara karşı tezlerimiz şunlardır:
| Devletin savunması | Cevabımız |
|---|---|
| Finansal istikrar meşru amaçtır (AYM, B. No: 2017/26291). | Amaç tartışılmıyor; araç ölçüsüz. Yük sorumlulara değil, mağdurlar arasında dağıtılıyor. |
| 5667 sayılı Kanun da anapara ve enflasyon farkı yöntemini kullandı ve ölçülü bulundu. | Orada ödemeyi devlet yaptı ve senetler karşılıksızdı. Burada devlet ödemiyor, gerçek getiri yeniden dağıtılıyor. |
| Fon fiyatları manipülasyonla şişirildi; fiyat anahtarı haksızlığı kalıcılaştırır. | Her fon için geçerli değil. Para piyasası fonunda bu iddia kurulamaz; fon ayrımı yapılmaması gereklilik ilkesini ihlal eder. |
| 7596 sayılı Kanun sonraki ve özel kanundur; 6362 sayılı Kanun m.79 uygulanmaz (m.7/3). | Kanunlar arası çatışma kuralları anayasal sınırı aşmaya izin vermez. Sorun yorum değil, Anayasa’ya uygunluk sorunudur. |
| Kanun bir bütün olarak yatırımcı lehinedir; geriye yürütülebilir. | Denetim hüküm hüküm yapılır. Lehe hükümler aleyhe hükümlerin geriye yürütülmesini meşrulaştırmaz. |
| Olağanüstü kriz, ekonomik tercihlerde geniş takdir yetkisi verir. | Takdir yetkisi, tamamlanmış hukuki durumları kaldırma ve derdest davaların sonucunu belirleme yetkisi değildir. |
Devlet, AİHM önünde Yunanistan’ın borç yapılandırması sırasında tahvil sahiplerine uygulanan zorunlu kesintiyi Sözleşme’ye uygun bulan Mamatas ve Diğerleri/Yunanistan (21.7.2016) kararına da dayanabilir. Bu karar farklı bir olguya ilişkindir: orada devlet kendi borcunu, ülke çapında bir borç krizinde ve tüm tahvil sahiplerine eşit uygulanan bir mekanizmayla yeniden yapılandırmıştı. 7596 sayılı Kanun’da ise devlet borçlu değildir; özel fonların varlıklarını, aynı fondaki yatırımcılara farklı ölçüler uygulayarak yeniden dağıtmaktadır.
Anayasa m.90/5: Mahkeme Kanunu Uygulamadan Bırakabilir mi?
Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına göre, temel hak ve özgürlüklere ilişkin usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır. Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi bu antlaşmalardandır.
Bu hüküm, idare mahkemesine Anayasa Mahkemesi’nin kararını beklemeden m.3/5’i ikinci grup yatırımcılar bakımından uygulamama imkânı verir. İkinci grubun durumu, Maurice ve Kaynar kararlarında AİHM’nin mülkiyetten yoksun bırakma saydığı olgularla örtüşür. Ancak uygulamada mahkemeler, AİHM’nin olaya birebir uyan bir kararı bulunmadıkça kanunu uygulamadan bırakmakta çekingen davranır. Bu nedenle m.90/5 tek başına değil, itiraz yoluyla birlikte ileri sürülmelidir: mahkeme kanunu uygulamadan bırakmazsa, aynı dilekçedeki itiraz talebi dosyanın Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesini sağlar.
Fon Kanunu Anayasaya Aykırı mı Sorusu Mahkemeye Nasıl Taşınır?
Bir kanunun Anayasa’ya aykırı olması, kendiliğinden yatırımcıya hak kazandırmaz. Aykırılık doğru yoldan, doğru davada ve süresinde ileri sürülmelidir.
İptal davası (Anayasa m.150-151): yatırımcı açamaz, ama etkilenir
Kanuna karşı doğrudan iptal davası, Resmî Gazete’de yayımdan itibaren 60 gün içinde, yani en geç 26 Aralık 2026’ya kadar açılabilir. Bu davayı yalnızca Cumhurbaşkanı, TBMM’de en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubu veya TBMM üye tamsayısının en az beşte biri açabilir. Bireysel yatırımcı ve yatırımcı dernekleri bu yolu kullanamaz.
Bu yolun yatırımcı açısından kritik bir riski vardır. Anayasa Mahkemesi’nin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz (Anayasa m.152/4). Zayıf gerekçelerle açılmış bir iptal davasının esastan reddi, yatırımcıların kendi davalarında yapacağı itirazların önünü on yıl boyunca kapatabilir. Bu nedenle iptal davası açılacaksa, yatırımcı tarafının hukuki tezlerinin, özellikle iki grup ayrımının ve takas kesinliği argümanının, dava dilekçesine eksiksiz yansıması gerekir.
İtiraz yolu (Anayasa m.152): yatırımcının asıl yolu
Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun hükmünü Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, davayı geri bırakarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurur. Anayasa Mahkemesi beş ay içinde karar verir. Bu sürede karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki hükümlere göre sonuçlandırır; ancak Anayasa Mahkemesi’nin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse mahkeme buna uymak zorundadır. Mahkeme iddiayı ciddi bulmazsa, iddia kanun yolu incelemesinde esas hükümle birlikte değerlendirilir.
İtiraz yolunun temel şartı, ileri sürülen kanun hükmünün o davada uygulanacak kural olmasıdır. Bu nedenle davanın konusu, itiraz edilecek hükümle doğrudan bağlantılı seçilmelidir:
- SPK’nın 17 Eylül 2026 tarihli 57/1707 ve 57/1708 sayılı kararlarına karşı iptal davası: Son gün 16 Kasım 2026’dır; dava Ankara İdare Mahkemesi’nde açılır. Kanun m.8 ile 17 Eylül’den geçerli kılındığı için bu davada m.3/5 ve m.8 uygulanacak kural niteliği kazanır.
- 2026/76 sayılı bültenle belirlenen usul ve esaslara karşı iptal davası: 60. gün 26 Aralık 2026 cumartesiye denk geldiği için süre 28 Aralık 2026 Pazartesi biter. Bu düzenleme doğrudan m.3/5 ve m.4’e dayandığı için itiraz bakımından en sağlam zemindir.
- Uygulama işlemine karşı dava: İlanı gereken düzenleyici işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işleme, uygulama işlemine veya her ikisine birden dava açabilir (İYUK m.7/4). Ara veya nihai ödeme hesabınız ya da pay sahipliği tespitiniz size bildirildiğinde, 60 gün içinde hem bu işleme hem dayanağı olan düzenlemeye karşı dava açılabilir. Süre kaçmış olsa bile yol bu şekilde yeniden açılır.
- Tam yargı davası: Ödenmeyen alacak için idareye yapılacak başvurunun reddi üzerine açılacak tam yargı davasında da m.3/5 ve m.4/1 uygulanacak kuraldır.
Hangi işleme, hangi mahkemede ve hangi tarihe kadar dava açılacağını fon tasfiyesi iptal davası yazımızda adım adım anlattık. SPK işlemlerine karşı dava yolunun genel çerçevesi için SPK kararlarına karşı yargı yolu yazımıza bakabilirsiniz. İdari yargıdaki dava stratejisi için idare hukuku avukatı sayfamıza da bakabilirsiniz.
Her yatırımcı kendi davasını açmalıdır
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları geriye yürümez (Anayasa m.153/5). Başka bir yatırımcının davasında m.3/5 iptal edilse bile, kendi davası olmayan yatırımcının o tarihe kadar kesinleşmiş dağıtımı yeniden açılmaz. Anayasa Mahkemesi ayrıca iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yıla kadar erteleyebilir (Anayasa m.153/3); bu sürede dağıtım iptal edilen hükme göre devam edebilir. İptal kararından güvenle yararlanmanın tek yolu, karar çıktığında derdest bir davanızın bulunmasıdır.
İdari yargıda birden fazla kişinin ortak dilekçeyle dava açabilmesi, hak veya menfaatlerde iştirak ve davaya yol açan olayın aynı olması şartına bağlıdır (İYUK m.5/2). Her yatırımcının talimatı, payı ve ödeme hesabı farklı olduğundan Danıştay bu tür ortak dilekçeleri reddediyor (Danıştay 8. D., E. 2022/3262, K. 2022/6183, 2.11.2022). Dernekler de üyelerinin kişisel menfaati için kendi adlarına dava açamaz. Her yatırımcı, kendi adına ve ayrı dilekçeyle dava açmalıdır.
Bireysel başvuru ve AİHM
Kanuna karşı doğrudan bireysel başvuru yapılamaz. Kanunun uygulanmasıyla ortaya çıkan işleme karşı olağan yargı yolları tüketildikten sonra, kesinleşen karardan itibaren otuz gün içinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılır. Mahkeme, yukarıda andığımız B. No: 2020/21022 kararında olduğu gibi ihlal tespitiyle yeniden yargılamaya hükmedebilir. İç hukuk yolları tüketildikten sonra AİHM yolu açıktır. Ancak bu yolların her biri, en baştan açılmış ve itirazın ileri sürüldüğü bir idari davaya dayanır. Dava açmamış yatırımcı, bireysel başvuru için gerekli zemini de kaybeder.
Anayasaya Aykırılık Davasında Tazminat Yolunun Yeri
Anayasal itiraz, fonun sınırlı nakdinin nasıl paylaşılacağını belirler; fonun kasasını büyütmez. m.3/5 iptal edilse bile ikinci gruptaki yatırımcı ancak fonun mevcut nakdinden önce ödeme alır. Fonun kasasını aşan zarar için portföy yönetim şirketine, yöneticilerine ve fonu satan bankaya karşı tazminat davası, anayasal mücadeleden bağımsız ve onu tamamlayan bir yoldur. Kanun m.4/5, tazminat davasında tahsil edilen tutarı nihai ödemeden mahsup eder; bu, tazminat davasını anlamsız kılmaz, aksine tasfiyeyi beklemeden ve havuz dışından tahsilat imkânı verir. Sorumluluk rejimini portföy yönetim şirketinin sorumluluğu yazımızda inceledik.
Fon Kanunu Anayasaya Aykırı mı: Sık Sorulan Sorular
Fon kanunu anayasaya aykırı mı, iptal edilecek mi?
Kanunun m.3/5, m.4/1, m.4/3, m.4/4, m.3/6 ve m.8 hükümleri Anayasa’ya aykırıdır. İptal edilip edilmeyeceğine Anayasa Mahkemesi karar verir. Bu karar ya 26 Aralık 2026’ya kadar açılabilecek bir iptal davasıyla ya da yatırımcıların kendi davalarında işletecekleri itiraz yoluyla verilir.
Anayasa Mahkemesi’ne kendim başvurabilir miyim?
Kanuna karşı doğrudan başvuramazsınız. İdare mahkemesinde açacağınız davada Kanunun Anayasa’ya aykırılığını ileri sürersiniz; mahkeme iddiayı ciddi bulursa dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne gönderir. Yargı yolları tükendikten sonra bireysel başvuru hakkınız da saklıdır.
Başka bir yatırımcı kazanırsa ben de yararlanır mıyım?
Güvenle yararlanamazsınız. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları geriye yürümez. Karar çıktığında kendi davanız yoksa, o tarihe kadar kesinleşmiş ödeme ve dağıtımınız yeniden açılmaz.
16 Kasım’ı kaçırırsam ne olur?
SPK’nın 17 Eylül kararlarına karşı dava hakkınızı kaybedersiniz. Ancak 2026/76 sayılı bültendeki düzenlemeye karşı 28 Aralık 2026’ya kadar dava açabilir, size bildirilecek ödeme hesabına karşı da 60 gün içinde hem uygulama işlemine hem dayanağı olan düzenlemeye karşı dava açarak anayasal itirazı ileri sürebilirsiniz.
Ara ödemeyi kabul edersem anayasal itiraz hakkımı kaybeder miyim?
Hayır. Ara ödeme nihai ödemeden mahsup edilen bir avanstır. Yine de ödeme belgelerine ve yazışmalara “fazlaya ilişkin talep ve dava haklarım saklıdır” kaydı düşülmelidir.
Fiyatı açıklanmamış talimatım vardı; ben de itiraz edebilir miyim?
Evet, ancak tezi doğru kurmak gerekir. Fiyatı açıklanmamış talimat sahibinin muaccel alacağı yoktur; itiraz, A/6 kararıyla doğan meşru beklentinin geriye dönük olarak kaldırılmasına, eşitlik ilkesine ve paylaştırma anahtarının ölçüsüzlüğüne dayanır. Talimatınızın hangi gruba girdiğini belirlemek için PBLK fon tasfiyesi yazımızdaki testi uygulayabilirsiniz.
7596 sayılı Kanun’un Anayasa’ya aykırı hükümleri kendiliğinden ortadan kalkmayacak; bu hükümler ancak süresinde açılmış ve itirazın doğru kurulduğu davalarla Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelecek. Sarıoğlu & Sefer Hukuk olarak fon tasfiyesi dosyalarında her yatırımcının talimat ve ödeme kayıtlarını inceleyip hangi grupta yer aldığını belirliyor, iptal davası, anayasal itiraz ve tazminat yolunu birlikte planlıyoruz. Sermaye piyasası uyuşmazlıklarındaki çalışmalarımız için sermaye piyasası avukatı sayfamızı inceleyebilirsiniz.