SMK M.152: Marka Hakkının Tükenmesi ve Paralel İthalat

Marka hakkının tükenmesi, marka sahibinin veya onun izniyle hareket eden üçüncü kişilerin markayı taşıyan somut ürünleri piyasaya sunmasından sonra, marka sahibinin bu ürünlerin sonraki ticari dolaşımını marka hakkına dayanarak engelleyememesidir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m.152, ilk piyasaya sunmanın Türkiye’de gerçekleşmesini şart koşmadığından Türk hukukunda uluslararası tükenme ilkesi uygulanır. Bu nedenle hak sahibinin rızasıyla yurt dışında piyasaya sunulmuş orijinal ürünlerin Türkiye’ye paralel ithalat yoluyla getirilmesi ve yeniden satılması, kural olarak marka hakkına tecavüz oluşturmaz. Ancak ürünlerin değiştirilmesi veya kötüleştirilerek ticari amaçla kullanılması hâlinde marka sahibi SMK m.152/2 uyarınca müdahalede bulunabilir. Uyuşmazlığın çözümünde ürünlerin orijinalliği, hak sahibinin ilk piyasaya sunmaya rızası, tedarik zinciri ve ürünlerin sonraki kullanım biçimi belirleyicidir.

Marka Hakkının Tükenmesi Nedir?

Marka hakkının tükenmesi, marka sahibinin belirli bir ürün üzerindeki ilk piyasaya sunma yetkisini kullandıktan sonra, aynı ürünün sonraki el değiştirmelerine kural olarak müdahale edememesini sağlayan hukuki ilkedir. İlke, marka hakkından doğan münhasır yetkiyle malların serbest dolaşımı arasında denge kurar.

Marka tescili, hak sahibine başkalarının markayı hukuka aykırı biçimde kullanmasını yasaklama yetkisi verir. Ancak bu yetki, markanın yer aldığı her somut ürünün bütün sonraki satışlarını süresiz olarak kontrol etme hakkı anlamına gelmez. Hak sahibi, ürünün ticari dolaşıma ilk kez sokulmasını kendisi gerçekleştirdiğinde veya buna rıza gösterdiğinde, aynı ürünün sonraki satışı bakımından marka hakkının sağladığı yasaklama yetkisi tükenir.

Buradaki önemli ayrım, marka hakkının tamamen sona ermesiyle belirli ürünler yönünden tükenmenin gerçekleşmesinin farklı hukuki durumlar olmasıdır. Tükenme, markanın sicilden silinmesine veya diğer mallar üzerindeki korumanın ortadan kalkmasına yol açmaz. Marka sahibi yeni üretilen mallar, izinsiz markasal kullanımlar ve tükenme istisnasına giren müdahaleler bakımından haklarını korumaya devam eder.

Tescilden doğan münhasır yetkinin hangi işaretleri ve kullanımları kapsadığı marka hakkının kapsamı ve sınırları konusuyla ilgilidir. Tükenme ise bu yetkinin, hukuka uygun şekilde piyasaya sunulmuş belirli mallar bakımından ne ölçüde kullanılabileceğini belirler.

Marka hakkının tükenmesinin hukuki dayanağı

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m.152/1: “Sınai mülkiyet hakkı korumasına konu ürünlerin, hak sahibi veya onun izni ile üçüncü kişiler tarafından piyasaya sunulmasından sonra bu ürünlerle ilgili fiiller hakkın kapsamı dışında kalır.”

SMK m.152/2: “Marka sahibi, birinci fıkra hükmü kapsamına giren ürünlerin üçüncü kişiler tarafından değiştirilerek veya kötüleştirilerek ticari amaçlı kullanılmasını önleme hakkına sahiptir.”

Birinci fıkra tükenmenin genel koşulunu, ikinci fıkra ise marka sahibine özgü önemli bir istisnayı düzenler. Bu iki hüküm birlikte uygulandığında, ürünün ilk piyasaya sunulması ile sonraki ticari kullanımının hukuka uygunluğu ayrı ayrı değerlendirilir.

Türk Hukukunda Uluslararası Tükenme İlkesi

Türkiye’de marka hakkının tükenmesi bakımından uluslararası tükenme ilkesi geçerlidir. SMK m.152/1, hak sahibinin rızasıyla gerçekleştirilen ilk piyasaya sunmanın belirli bir ülke veya coğrafi bölge içinde gerçekleşmesini aramaz.

Karşılaştırmalı marka hukukunda tükenmenin coğrafi kapsamı üç temel modele ayrılır:

Tükenme modeliİlk piyasaya sunmanın gerçekleşmesi gereken yerTemel sonuç
Ülkesel tükenmeKorumanın talep edildiği ülkeYurt dışındaki ilk satış, tek başına ülkedeki marka hakkını tüketmez.
Bölgesel tükenmeBelirli ekonomik bölgenin sınırlarıBölge içindeki ilk piyasaya sunma, ilgili bölge bakımından tükenme doğurur.
Uluslararası tükenmeCoğrafi sınırlama bulunmaz.Hak sahibinin rızasıyla yurt dışında piyasaya sunulan ürün, Türkiye’de de tükenme savunmasına konu olabilir.

Uluslararası tükenmenin uygulandığı Türkiye’de, örneğin marka sahibinin Almanya’da yetkili dağıtım ağı üzerinden piyasaya sunduğu orijinal bir ürünün, sonradan bağımsız bir ithalatçı tarafından Türkiye’ye getirilmesi sırf ithalatçının Türkiye’deki dağıtım ağına dâhil olmaması nedeniyle marka hakkına tecavüz oluşturmaz.

Ancak uluslararası tükenme, yurt dışından getirilen her markalı eşyanın kendiliğinden hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. İlk piyasaya sunmanın ilgili hak sahibine veya onun rızasına dayanması gerekir. Yurt dışında farklı ve bağımsız bir kişiye ait marka hakkının bulunması, Türkiye’deki hak sahibinin hakkının her durumda tükendiğini göstermez. Marka sahipliği, izin ilişkisi ve somut ürünlerin ticari dolaşıma çıkış koşulları birlikte incelenmelidir.

Bu değerlendirme, yabancı markaların Türkiye’de korunması meselesinden ayrıdır. Yabancı bir markanın Türkiye’de korunup korunmadığı başka, Türkiye’de ileri sürülen marka hakkının belirli ürünler bakımından tükenip tükenmediği başka sorulardır.

6769 sayılı Kanun öncesi uyuşmazlıklarda durum

Mülga 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 13. maddesinde tükenme, Türkiye’de piyasaya sunma ifadesi üzerinden düzenlenmişti. Bununla birlikte Yargıtay uygulamasında, orijinal ürünlerin paralel ithalatının marka hakkına tecavüz oluşturmadığı yönünde kararlar verilmiştir.

6769 sayılı Kanun’un 152. maddesi, ilk piyasaya sunma bakımından ülkesel bir sınırlama içermemektedir. Bu nedenle 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren Kanun dönemindeki uyuşmazlıklarda uluslararası tükenmenin dayanağı doğrudan SMK m.152/1’dir. Önceki döneme ait olaylarda ise fiilin tarihi, uygulanacak mevzuat ve ilgili yargı kararının hukuki bağlamı ayrıca dikkate alınmalıdır.

Marka Hakkının Tükenmesi İçin Aranan Şartlar

Marka hakkının tükenmesi savunmasının kabulü için, dava konusu somut malların hak sahibinin kendisi veya izniyle üçüncü kişiler tarafından piyasaya sunulduğunun ortaya konulması gerekir. Ürünün yalnızca orijinal olduğunun söylenmesi veya gümrük işlemlerinin tamamlanması tek başına yeterli olmayabilir.

1. Ürünlerin hak sahibi veya onun izniyle piyasaya sunulmuş olması

SMK m.152/1’de belirleyici unsur, hak sahibinin ilk piyasaya sunmaya ilişkin iradesidir. Marka sahibi ürünü doğrudan satabileceği gibi, yetkilendirdiği üretici, lisans alan veya dağıtıcı aracılığıyla da piyasaya sunabilir.

Örneğin bir marka sahibinin yetkilendirdiği üretici tarafından üretilen mallar, hak sahibinin rızası kapsamında ticari dolaşıma çıkarılmışsa, sonraki alıcıların bu malları tekrar satması kural olarak marka hakkının kapsamı dışında kalır.

Buna karşılık izinsiz şekilde üretilmiş veya hak sahibinin piyasaya sunmaya ilişkin rızası olmadan ticari dolaşıma çıkarılmış ürünler bakımından tükenme gerçekleşmeyebilir. Özellikle lisans ilişkisinde üretim, ürün grubu veya piyasaya sunma yetkisinin aşıldığı ileri sürülüyorsa, marka lisans sözleşmesinin kapsamı ve somut ürünlerin hangi izin ilişkisi içinde üretildiği incelenmelidir.

Her sözleşmesel sınırlama, otomatik olarak ürünlerin hak sahibinin rızası dışında piyasaya sunulduğu sonucunu doğurmaz. Lisans alanın veya distribütörün sözleşmeye aykırı davranmasıyla üçüncü kişiler yönünden tükenmenin gerçekleşmemesi farklı hukuki meselelerdir. İznin bulunup bulunmadığı, ilgili sözleşme hükümleri ve somut işlem dikkate alınarak belirlenir.

2. Ürünün gerçekten piyasaya sunulması

Markayı taşıyan ürünün üretilmiş, etiketlenmiş veya depoya alınmış olması, tek başına tükenme doğurmaz. Kanun, ürünün piyasaya sunulmasını arar.

Piyasaya sunma, somut ürünlerin hak sahibinin iradesiyle ticari dolaşıma çıkarılmasıdır. Ürünlerin tüketiciye ulaşmış olması her durumda gerekli değildir; hak sahibinden yetkili dağıtım zincirine yapılan ticari satış da koşullarına göre ilk piyasaya sunmayı oluşturabilir.

Bu nedenle aşağıdaki durumlar birbirinden ayrılmalıdır:

  • Yetkili satış: Hak sahibinin orijinal ürünleri bir dağıtıcıya satması, ilgili ürünler bakımından tükenme doğurabilir.
  • Yalnızca üretim: Fabrikada tamamlanmış ancak piyasaya çıkarılmamış ürünler hakkında sırf üretim nedeniyle tükenme oluşmaz.
  • İzinsiz stok çıkışı: Ürünlerin hak sahibinin rızası dışında depodan alınarak satılması hâlinde ilk piyasaya sunmanın hukuka uygunluğu tartışılır.
  • Taklit üretim: Hak sahibinin izni olmaksızın markayı taşıyan sahte ürünlerin piyasaya çıkarılması, tükenme ilkesiyle meşrulaştırılamaz.

3. Tükenmenin somut ürünlerle sınırlı olması

Tükenme ürün bazında gerçekleşir. Marka sahibinin belirli bir mal grubunu piyasaya sunması, markayı taşıyan bütün mevcut veya gelecekteki ürünler üzerinde hakkının sona erdiği anlamına gelmez.

Örneğin marka sahibi 1.000 adet orijinal ayakkabıyı yetkili dağıtım ağına satmışsa, bu ürünlerin sonraki ticari dolaşımı bakımından tükenme gündeme gelir. Ancak henüz piyasaya sunulmamış başka bir ürün partisinin izinsiz olarak satışa çıkarılması bu işlem nedeniyle hukuka uygun hâle gelmez.

Ayrıca bir markanın belirli mallar bakımından tükenmiş olması, aynı işaretin farklı mallarda izinsiz kullanılmasına izin vermez. Marka sahibinin diğer mal ve hizmetlere ilişkin tescil koruması devam eder.

4. Sonraki kullanımın tükenme istisnasına girmemesi

Ürünler hukuka uygun şekilde piyasaya sunulmuş olsa bile üçüncü kişilerin bunları değiştirerek veya kötüleştirerek ticari amaçla kullanmaları SMK m.152/2 kapsamında engellenebilir.

Bu nedenle tükenme incelemesinde iki aşama bulunur: Öncelikle ürünler yönünden tükenmenin gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenir. Ardından marka sahibinin sonraki kullanıma karşı ileri sürebileceği özel bir müdahale nedeninin bulunup bulunmadığı değerlendirilir.

Orijinal Ürünlerin Yeniden Satışı ve İkinci El Piyasa

Hak sahibinin rızasıyla piyasaya sunulmuş orijinal malların yeniden satılması, marka hakkının tükenmesinin en doğrudan sonucudur. Tükenme gerçekleştiğinde marka sahibi, aynı ürünlerin sonraki el değiştirmelerini yalnızca marka tesciline dayanarak yasaklayamaz.

Bu kural, ürünlerin hangi ticari kanalda satıldığına göre değişmez. Tükenmiş marka hakkına konu mallar, diğer hukuki yükümlülüklere uyulması şartıyla toptan satış, perakende satış, ikinci el ticareti veya çevrim içi pazaryerleri üzerinden yeniden satılabilir.

İkinci el ürünlerde marka hakkı tükenir mi?

İkinci el ürünlerde de tükenme ilkesi uygulanır. Orijinal bir ürün, hak sahibinin rızasıyla piyasaya çıkarıldıktan sonra kullanılmış ve yeniden satışa sunulmuş olabilir. Ürünün ikinci el olması tek başına yeni bir marka izni alınmasını gerektirmez.

Ancak yeniden satış sırasında ürünün durumu hakkında yanıltıcı açıklamalarda bulunulmamalıdır. Özellikle yenilenmiş, onarılmış veya parça değişimi yapılmış mallarda, ürünün mevcut niteliği tüketiciye doğru aktarılmalıdır.

Örneğin ikinci el bir elektronik cihazın bağımsız bir işletme tarafından onarılması, her durumda marka hakkına tecavüz anlamına gelmez. Bununla birlikte onarım sırasında yapılan değişikliklerin ürünün niteliğini veya güvenilirliğini etkilemesi ve ürünün hâlen üreticinin orijinal standardında olduğu izlenimiyle satılması, SMK m.152/2 yönünden ayrıca değerlendirilir.

E-ticaret platformlarında orijinal ürün satışı

Marka hakkı tükenmiş ürünlerin internet üzerinden satılmasına yalnızca yetkili satıcı olunmadığı gerekçesiyle engel olunamaz. Fakat çevrim içi satışın gerçekleştirilme şekli, ürünün gerçekliği ve satıcının marka sahibiyle ilişkisi konusunda ayrı sorunlar doğurabilir.

Satıcının markayı kullanarak yetkisiz bir kurumsal bağ izlenimi yaratması, yanıltıcı ürün açıklamaları yapması veya orijinal ürün yerine taklit ürün göndermesi tükenme savunmasıyla korunmaz. Platformda satış yapan işletmelerin ve aracı hizmet sağlayıcıların sorumluluğu, e-ticarette marka hakkı ihlali kapsamında ayrıca incelenir.

Paralel İthalatın Hukuki Şartları

Paralel ithalat, bir markayı taşıyan orijinal ürünlerin, marka sahibinin Türkiye’deki resmî veya yetkili dağıtım kanalı dışında kalan bağımsız işletmeler tarafından yurt dışından temin edilerek Türkiye’ye ithal edilmesidir. Türkiye’de uluslararası tükenme ilkesi uygulandığından, gerekli koşulları taşıyan paralel ithalat kural olarak marka hakkına tecavüz oluşturmaz.

Paralel ithalatın ayırt edici özelliği, ürünün sahte olmaması ve ticari dolaşıma hak sahibinin rızasıyla çıkmış bulunmasıdır. İthalatçının marka sahibinden ayrıca Türkiye’ye ithalat yetkisi almamış olması, tek başına marka hakkına tecavüz sonucunu doğurmaz.

Paralel ithalat hangi koşullarda hukuka uygundur?

Marka hakkı açısından hukuka uygun bir paralel ithalat değerlendirmesinde şu hususlar araştırılır:

  1. İthal edilen malların gerçekten ilgili markanın hak sahibiyle bağlantılı orijinal ürünler olması.
  2. Somut malların hak sahibi veya onun izniyle hareket eden kişilerce piyasaya sunulmuş bulunması.
  3. İthalat ve sonraki satış sürecinde ürünlerin değiştirilerek veya kötüleştirilerek ticari amaçla kullanılmaması.
  4. İthalatçının reklam ve ticari sunumunun marka sahibiyle gerçekte bulunmayan bir yetki veya bağlantı ilişkisi yaratmaması.
  5. Gümrük, ürün güvenliği, teknik düzenlemeler ve ithalata ilişkin diğer zorunlu mevzuat hükümlerine uyulması.

İlk dört husus marka hakkı, tükenme ve dürüst rekabet değerlendirmesiyle doğrudan ilişkilidir. Beşinci husus ise paralel ithalatın marka hukuku dışında kalan idari ve ticari yükümlülükleri bakımından önemlidir.

Bir ürün yönünden marka hakkının tükenmiş olması, ithalatın her türlü mevzuat denetiminden muaf olduğu anlamına gelmez. Örneğin ürün güvenliği, sağlık, etiketleme veya teknik uygunluk koşullarına aykırı bir ithalat için idari yaptırım uygulanması mümkün olabilir. Böyle bir aykırılığın ayrıca marka hakkına tecavüz veya haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı ise kendi koşullarına göre değerlendirilir.

Yargıtay’ın paralel ithalat hakkındaki kararı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.11.2025 tarihli, E.2025/1706, K.2025/7020 sayılı kararı, paralel ithalatta tükenme ilkesinin uygulanmasını gösteren bir örnektir.

Uyuşmazlıkta, Türkiye’de marka hakkı ve tek satıcılık ilişkisine dayanan davacılar, davalının yurt dışından otomobil ve motosiklet lastikleri ithal ederek satışa sunmasının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürmüştür. Davalı ise ürünlerin orijinal olduğunu, hukuka uygun dağıtım zincirinden temin edildiğini ve gümrük işlemlerini tamamladığını savunmuştur.

İlk derece mahkemesi; ticari kayıtlar, faturalar, gümrük beyannameleri, A.TR dolaşım belgesi, menşe şahadetnamesi ve tedarikçi belgelerini değerlendirerek ürünlerin marka sahibine uzanan meşru dağıtım zincirinden temin edildiği sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle paralel ithalatın marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturmadığına karar vermiştir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunu esastan reddetmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de kararı onamıştır.

Kararın önemi, yalnızca ürünlerin orijinal olması iddiasına değil, orijinal ürünlerin hak sahibinin rızasıyla piyasaya çıkarıldığını gösteren somut tedarik belgelerinin değerlendirilmesine dayanmasıdır. Ayrıca tek satıcılık ilişkisi, bu olayda hukuka uygun paralel ithalatı yasaklamak için yeterli görülmemiştir.

Münhasır Distribütörlük ve Tek Satıcılık Sözleşmelerinin Etkisi

Münhasır distribütörlük veya tek satıcılık sözleşmesi, belirli bir bölgede ürünlerin dağıtımının belirli bir işletme aracılığıyla yürütülmesini düzenleyebilir. Ancak böyle bir sözleşme, hak sahibinin rızasıyla piyasaya sunulmuş ürünler üzerindeki tükenme kuralını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Sözleşmelerin nisbiliği ilkesi gereğince, bir sözleşmeden doğan yükümlülükler kural olarak sözleşmenin taraflarını bağlar. Marka sahibi ile Türkiye’deki münhasır distribütör arasındaki anlaşma, bağımsız üçüncü kişilere doğrudan aynı sözleşmesel yükümlülükleri yüklemez.

Dolayısıyla paralel ithalatçının resmî dağıtım ağına dâhil olmaması veya yetkili distribütörden daha düşük fiyatla satış yapması, tek başına marka hakkına tecavüz ya da haksız rekabet oluşturmaz.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.02.2025 tarihli, E.2024/2507, K.2025/1105 sayılı kararında, kozmetik ürünlerin paralel ithalatına ilişkin haksız rekabet uyuşmazlığı incelenmiştir. Davacı, Türkiye’deki tek satıcı olarak tanıtım harcamalarına katlandığını, buna karşılık davalıların aynı ürünleri daha düşük fiyatla piyasaya sunduğunu ileri sürmüştür.

İlk derece ve bölge adliye mahkemeleri, hukuka uygun paralel ithalatın ve distribütörün tanıtım yatırımlarından dolaylı olarak yararlanılmasının tek başına haksız rekabet oluşturmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Yargıtay da somut olayın koşulları bakımından bu sonucu onamıştır.

Bununla birlikte münhasırlık sözleşmesinin etkisiz olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Sözleşmeye aykırı davranan dağıtıcıya karşı sözleşmesel talepler gündeme gelebilir. Ayrıca bağımsız ithalatçının aldatıcı davranışları, sözleşmeye aykırılığı hukuka aykırı şekilde teşvik etmesi veya başka bir haksız rekabet fiili işlemesi durumunda ayrı bir sorumluluk doğabilir.

Marka lisansının inhisari olup olmaması, lisans alanın yetkileri ve üçüncü kişilere karşı hukuki konumu ise marka lisans türleri ve lisans alanın hakları çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Değiştirme ve Kötüleştirme İstisnası: SMK m.152/2

Marka hakkının tükenmesi, üçüncü kişilere orijinal malları her koşulda değiştirme veya kötüleştirerek satma yetkisi vermez. SMK m.152/2, ürünün hak sahibinin rızasıyla piyasaya sunulmuş olmasına rağmen, üçüncü kişiler tarafından değiştirilerek veya kötüleştirilerek ticari amaçla kullanılmasını marka sahibinin önleyebileceğini düzenler.

İstisnanın temelinde, markanın ticari köken gösterme ve ürünün belirli bir işletmeyle ilişkilendirilen niteliklerini ayırt etme işlevlerinin korunması bulunur. Ürünün değiştirilmiş veya bozulmuş hâlinin marka sahibinin orijinal ürünü gibi sunulması, markanın tüketici nezdindeki işlevlerini zedeleyebilir.

Ürünün fiziksel veya teknik niteliğinin değiştirilmesi

Ürünün bileşiminin değiştirilmesi, orijinal parçalarının farklı parçalarla değiştirilmesi, teknik yapısına müdahale edilmesi veya içeriğinin seyreltilmesi gibi işlemler, somut koşullara göre SMK m.152/2 kapsamına girebilir.

Örneğin marka sahibinin ürettiği bir kozmetik ürünün içeriği değiştirilerek aynı marka altında satılıyorsa, ürün ilk olarak hukuka uygun şekilde piyasaya sunulmuş olsa bile sonraki ticari kullanım marka hakkına müdahaleyi haklı kılabilir.

Bununla birlikte her teknik müdahale veya onarımın otomatik olarak tecavüz oluşturduğu söylenemez. Yapılan işlemin niteliği, ürünün mevcut durumu, tüketiciye sunuluş şekli ve markanın işlevlerine etkisi birlikte araştırılmalıdır.

Yeniden ambalajlama ve etiket değişikliği

Orijinal ürünün ambalajının değiştirilmesi, tükenme istisnasının gündeme gelebileceği bir başka durumdur. Ancak her yeniden ambalajlama veya etiket ilavesi kendiliğinden marka hakkına tecavüz oluşturmaz. İşlemin ürünün niteliğini etkileyip etkilemediği ve markanın işlevlerini zedeleyip zedelemediği somut olarak incelenmelidir.

Özellikle şu hususlar önem taşır:

  • Ürünün asli içeriğine veya fiziksel bütünlüğüne müdahale edilip edilmediği.
  • Yeni ambalajın tüketiciye ürünün kaynağı veya üreticisi hakkında yanlış bilgi verip vermediği.
  • Ambalajı değiştiren veya ürüne müdahale eden kişinin kimliğinin ve işlemin niteliğinin doğru açıklanıp açıklanmadığı.
  • Yeniden ambalajlamanın ürün güvenliğini, saklama koşullarını veya izlenebilirliği etkileyip etkilemediği.
  • Sunumun marka sahibinin itibarı ve markanın ayırt edici işlevi üzerindeki etkisi.

Örneğin ithalat mevzuatının gerektirdiği Türkçe açıklama etiketinin, ürünün niteliği bozulmadan ve yanıltıcı bilgi verilmeden ambalaja eklenmesi ile orijinal ürünün başka içerikle doldurulup aynı marka altında satışa çıkarılması aynı hukuki sonucu doğurmaz.

Ambalajın taklit edilerek başka bir ticari kaynak izlenimi yaratılması ise tükenmeden farklı bir meseledir. Bu durumun markasal karıştırılma yönü ürün ambalajının taklidi ve marka hakkı ihlali kapsamında incelenir.

Ürünün kötü koşullarda saklanması veya taşınması

Orijinal ürünün uygun olmayan koşullarda depolanması, taşınması veya muhafaza edilmesi sonucunda niteliğinin bozulması, SMK m.152/2 açısından önem taşıyabilir. Özellikle sıcaklık, nem veya hijyen koşullarına duyarlı ürünlerde fiili bozulmanın varlığı ve sonraki ticari kullanım araştırılmalıdır.

Son kullanma tarihinin tahrif edilmesi, ürünün izlenebilirliğini sağlayan bilgilerin değiştirilmesi veya bozulan ürünlerin orijinal niteliklerini koruyormuş gibi satışa sunulması da aynı çerçevede değerlendirilebilir. Bununla birlikte her ambalaj hasarı veya taşıma sırasında meydana gelen olağan yıpranma, kendiliğinden marka hakkına tecavüz sonucu doğurmaz.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 16.04.2026 tarihli, E.2024/1713, K.2026/642 sayılı kararında, gümrükteki bebek bezi ürünlerinin uygun olmayan koşullarda taşındığı iddiası ele alınmıştır. Kararda, ürünlerin orijinal olduklarının kabul edilmesi hâlinde dahi kötüleştirilerek ticari amaçla kullanılıp kullanılmadığının SMK m.152/2 yönünden ayrıca değerlendirilmesinin gerektiği belirtilmiştir.

Bu ayrımın sonucu şudur: Tükenmenin gerçekleştiğinin belirlenmesi, değiştirme ve kötüleştirme iddialarının incelenmesini gereksiz kılmaz. Buna karşılık ürünlerin değiştirildiği veya kötüleştirildiği iddiası da somut delillerle desteklenmelidir.

Markanın Reklamda Kullanılması ve Haksız Rekabet

Orijinal ürünlerin yeniden satışı sırasında marka adının kullanılması, alıcının satışa konu malı tanıyabilmesi bakımından gerekli olabilir. Bu nedenle tükenmiş marka hakkına konu ürünün adının ürün açıklamasında, ticari katalogda veya olağan satış ilanında belirtilmesi kural olarak mümkündür.

Ancak satıcının markayı kullanma biçimi, gerçekte bulunmayan bir ticari bağlantı veya yetki ilişkisi yaratıyorsa ayrı bir hukuka aykırılık gündeme gelebilir.

Bağımsız satıcının kendisini yetkili bayi gibi göstermesi

Paralel ithalatçı, orijinal ürünlerin bağımsız satıcısı olduğunu doğru biçimde açıklayabilir. Buna karşılık marka sahibinin resmî temsilcisi, tek yetkili distribütörü veya onaylı servis sağlayıcısı olmadığı hâlde bu sıfatlarla tanıtım yapması, tüketicinin ticari kaynak ve kurumsal bağlantı konusunda yanıltılmasına neden olabilir.

Örneğin bağımsız bir satıcının internet sitesinde orijinal markalı ürünleri göstermesiyle marka sahibinin resmî internet sitesi izlenimi veren bir tasarım ve açıklama kullanması arasında hukuki fark bulunur.

Böyle bir durumda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) m.54 ve m.55 hükümleri çerçevesinde haksız rekabet sorumluluğu gündeme gelebilir. Kullanımın niteliğine göre ayrıca marka hakkına tecavüz değerlendirmesi de yapılabilir.

Marka hakkına tecavüz ile TTK hükümlerine dayanan taleplerin hangi koşullarda birlikte ileri sürülebileceği, marka ihlali ve haksız rekabet ilişkisi konusudur.

Ürün hakkında doğru bilgilendirme ile markasal kullanım arasındaki fark

Bağımsız satıcının gerçekten sattığı ürünü tanımlamak amacıyla markayı belirtmesi ile markayı kendi işletmesinin ayırt edici işareti gibi kullanması aynı değildir.

SMK m.7/5 kapsamında üçüncü kişilerin belirli dürüst kullanımları ayrıca korunmaktadır. Ancak bu hüküm, tükenme ilkesinden bağımsız bir sınırlama getirir. Özellikle aksesuar, yedek parça veya servis hizmetlerinin kullanım amacını açıklayan kullanımların koşulları, marka hukukunda dürüst kullanım başlıklı incelemenin konusudur.

Tükenme savunması ise öncelikle hak sahibinin rızasıyla piyasaya sunulmuş somut ürünlere ilişkin sonraki fiillere dayanır. Dolayısıyla iki kurumun dayanağı ve uygulanma şartları birbirine karıştırılmamalıdır.

Garanti ve satış sonrası hizmetlerde tüketicinin bilgilendirilmesi

Paralel ithalat yoluyla getirilen ürünün garanti, bakım, onarım veya satış sonrası hizmet koşulları, Türkiye’deki yetkili dağıtım kanalıyla satılan ürünlerden farklı olabilir. Bu farklılıkların tüketiciyi yanıltmayacak şekilde açıklanması önemlidir.

Bir ürünün marka hakkı bakımından hukuka uygun şekilde ithal edilmesi, satıcının veya ilgili diğer kişilerin tüketici mevzuatından doğabilecek sorumluluklarını kendiliğinden kaldırmaz. Garanti belgesi, satış sonrası hizmet ve ayıplı mal sorumluluğu gibi konular, ürünün niteliğine ve uygulanabilir mevzuata göre ayrıca incelenmelidir.

Tükenme Savunmasında İspat Yükü ve Deliller

Marka hakkının tükenmesine ilişkin uyuşmazlıklarda en önemli meselelerden biri, somut ürünlerin hak sahibinin rızasıyla piyasaya sunulduğunun nasıl ispatlanacağıdır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.190’da ifade edilen genel ispat yükü ilkesi çerçevesinde, tükenmenin gerçekleştiği hukuki sonucuna dayanan tarafın bu sonucu doğuran maddi vakıaları ortaya koyması gerekir. Bununla birlikte uyuşmazlığın bütün koşulları, tarafların delillere erişimi ve ileri sürülen karşı iddialar birlikte değerlendirilmelidir.

Paralel ithalatçı hangi olguları ispatlamalıdır?

Paralel ithalatçı, tükenme savunmasına dayandığında ürünlerin hukuka uygun ticari kaynaktan temin edildiğini ve hak sahibinin rızasıyla piyasaya çıkarıldığını gösteren belgeleri sunmalıdır.

Bu amaçla başvurulabilecek deliller şunlardır:

  • Alış ve satış faturaları: Ürünlerin hangi satıcıdan, hangi tarihte ve hangi miktarda alındığını gösterir.
  • Tedarik sözleşmeleri ve sipariş kayıtları: Ticari ilişkinin niteliğini ve malların tedarik kaynağını ortaya koyabilir.
  • Gümrük beyannameleri: Ürünlerin ithalat işlemlerini ve ilgili ticari belgelerle bağlantısını gösterir.
  • Taşıma ve dolaşım belgeleri: Ürünlerin ticari hareketini ve sevkiyat zincirini destekleyebilir.
  • Üretici veya yetkili dağıtıcı belgeleri: İlk piyasaya sunmanın hak sahibinin rızasıyla gerçekleştiğinin belirlenmesine katkı sağlayabilir.
  • Seri numarası, parti ve ürün kodları: Somut malların üretim ve dağıtım kayıtlarıyla eşleştirilmesinde kullanılabilir.
  • Teknik inceleme ve bilirkişi raporları: Ürünün orijinalliği, mevcut durumu ve müdahaleye uğrayıp uğramadığı hakkında değerlendirme sağlayabilir.
  • Ticari defterler ve sevk kayıtları: İthal edilen mallarla yeniden satışa konu malların aynı ürünler olup olmadığını ortaya koyabilir.

Bu belgelerden herhangi birinin bulunması, tek başına bütün tükenme şartlarının ispatlandığı anlamına gelmez. Özellikle ithalat beyannamesi, ürünün Türkiye’ye getirildiğini gösterebilir; ancak hak sahibinin ilk piyasaya sunmaya rızasını her durumda kanıtlamaz.

Tedarik zincirinin belgelenmesi neden önemlidir?

Bir ithalatçı ürünleri yurt dışındaki bir toptancıdan satın almış olabilir. Ancak yalnızca bu toptancının düzenlediği faturayı sunması, malların hak sahibinden veya onun yetkilendirdiği kaynaktan çıktığını belirlemeye her zaman yetmeyebilir.

Uyuşmazlıkta önemli olan, tedarik zincirinin hak sahibinin rızasına dayanan piyasaya sunma işlemiyle ilişkilendirilebilmesidir. Zincirin her aşamasının nasıl belgeleneceği somut olaya göre değişir; bütün olaylarda aynı belge dizisinin bulunması zorunlu bir şekil şartı değildir.

Yargıtay’ın E.2025/1706, K.2025/7020 sayılı kararına konu uyuşmazlıkta da ithalatçı tarafından sunulan belgelerin birlikte incelenmesi sonucunda malların meşru dağıtım kanalı üzerinden temin edildiği kabul edilmiştir.

Bu nedenle tükenme savunması hazırlanırken yalnızca ürünlerin sahte olmadığına odaklanmak yerine, hak sahibinin rızasıyla piyasaya sunulmuş somut mallarla ihtilaf konusu mallar arasındaki bağlantının kurulması gerekir.

Ürünlerin değiştirildiğini veya kötüleştirildiğini kim ispatlar?

Marka sahibi, tükenmenin gerçekleşmiş olmasına rağmen SMK m.152/2 istisnasına dayanıyorsa değiştirme veya kötüleştirme iddiasını somutlaştırmalı ve ilgili delillerle desteklemelidir.

Bu kapsamda ürün numuneleri, ambalaj incelemeleri, laboratuvar sonuçları, karşılaştırmalı teknik raporlar, gümrükte düzenlenen tespit belgeleri veya ürünlerin muhafaza koşullarını gösteren kayıtlar önem taşıyabilir.

Örneğin marka sahibi, ürünün orijinal ambalajının değiştirildiğini ileri sürüyorsa bu değişikliğin niteliğini ve hukuki önemini ortaya koymalıdır. Ürünün yalnızca yetkisiz bir kişi tarafından satılması, değiştirme veya kötüleştirme iddiasının ispatı yerine geçmez.

Marka ihlallerinde delil toplama, teknik inceleme ve delillerin güvenceye alınması konuları marka ihlalinde delil tespiti ve ispat kapsamında ayrıca değerlendirilir.

Uyuşmazlıkta Başvurulabilecek Hukuki Yollar

Marka hakkının tükenmesi, kural olarak ayrıca tescil veya idari onay gerektiren bir işlem değildir. SMK m.152’deki maddi şartların gerçekleşmesiyle ilgili ürünler bakımından hukuki sonuç doğar.

Uyuşmazlık çıktığında ise tükenme, marka sahibinin tecavüz iddialarına karşı savunma olarak ileri sürülebilir. Hak sahibi de ürünlerin rıza dışında piyasaya sunulduğunu veya değiştirilerek ya da kötüleştirilerek ticari amaçla kullanıldığını iddia edebilir.

Marka sahibinin dava ve talepleri

Marka sahibi, somut fiillerin gerçekten marka hakkına tecavüz oluşturduğunu ileri sürüyorsa SMK m.149 kapsamında tecavüzün tespitini, önlenmesini, durdurulmasını, sonuçlarının ortadan kaldırılmasını ve gerekli koşulların bulunması hâlinde tazminat talep edebilir.

Bununla birlikte tükenmenin gerçekleştiği ve ayrıca hukuka aykırı kullanım bulunmadığı sonucuna varılırsa, yalnızca orijinal malların ithalatı veya yeniden satılması nedeniyle marka hakkına tecavüz iddiası kabul edilemez.

Bu tür davalarda görevli mahkeme SMK m.156 kapsamında fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesidir. Bu mahkemenin bulunmadığı yerlerde kanunun öngördüğü görev düzeni uygulanır. Hak sahibi tarafından üçüncü kişilere karşı açılan davalarda davacının yerleşim yeri, hukuka aykırı fiilin gerçekleştiği yer veya etkilerinin görüldüğü yer bakımından özel yetki kuralları dikkate alınır.

Talep türleri, dava şartları ve yargılama usulü konusunda marka hakkına tecavüz davası ayrı bir hukuki çerçeve sunar. Tazminatın hangi şartlarda hesaplanabileceği ise marka tecavüzünde tazminat hesaplama yöntemleri kapsamında değerlendirilir.

İthalatçının tükenme savunması

İthalatçıya karşı marka hakkına tecavüz davası açılmışsa ithalatçı, dava konusu ürünlerin hak sahibinin rızasıyla piyasaya sunulduğunu ve kendi eylemlerinin SMK m.152/1 kapsamında kaldığını ileri sürebilir.

Bu savunmada somut ürünlerin kimliği, ilk piyasaya sunma ve ticari dolaşım belgeleri belirleyicidir. Markanın genel olarak tanınmış veya tescilli olması, tükenme şartları gerçekleşmiş ürünlere karşı kendiliğinden sınırsız bir yasaklama yetkisi vermez.

Tükenme savunması, marka hakkına tecavüz davasında kullanmama def’inden farklıdır. Tükenme, belirli ürünlerin hukuka uygun biçimde piyasaya sunulmasına; kullanmama def’i ise dayanak markanın kanunda belirlenen dönemde ciddi biçimde kullanılıp kullanılmadığına ilişkindir.

Gümrük işlemleri ve ihtiyati tedbir

Paralel ithalata konu ürünler gümrükte marka hakkı ihlali iddiasıyla alıkonulabilir veya hak sahibi tarafından ihtiyati tedbir talep edilebilir. Bu durumda ürünlerin orijinalliği, piyasaya sunma rızası ve varsa değiştirme veya kötüleştirme olguları somut belgeler üzerinden değerlendirilmelidir.

4458 sayılı Gümrük Kanunu m.57 kapsamındaki fikrî ve sınai mülkiyet koruması, marka hakkına ilişkin iddiaların gümrük aşamasında gündeme gelmesini sağlayabilir. Ancak ürünlerin gerçekten SMK m.152 kapsamında bulunup bulunmadığı, ticari dolaşım ve hak sahipliği verileri incelenmeden yalnızca ithalatçının yetkili bayi olmadığı gerekçesiyle belirlenemez.

Gümrükte uygulanabilecek koruma ve işlem türleri gümrükte marka hakkının korunması konusuna; mahkemenin geçici koruma kararlarının şartları ise marka hukukunda ihtiyati tedbir konusuna aittir.

Uyuşmazlık doğmadan önce hukuki durumun tespiti

Bir ithalat veya yeniden satış faaliyetinin marka hakkına tecavüz oluşturup oluşturmadığı konusunda ciddi bir uyuşmazlık ihtimali varsa, SMK m.154’te düzenlenen tecavüzün mevcut olmadığının tespiti yolu, kanuni şartları gerçekleştiği ölçüde gündeme gelebilir.

Bu yol, tükenmenin bütün ticari faaliyetlere yönelik genel bir izin belgesi olarak tespit edilmesi anlamına gelmez. Değerlendirme belirli fiillerin ve hukuki menfaatin varlığına göre yapılır. Ayrıca aynı hüküm, hakkında tecavüz davası açılmış kişinin bu davayı açmasına ilişkin sınırlama içerir.

Somut uyuşmazlıkta dava, savunma veya tespit yolunun seçimi kadar, ileri sürülen taleplerin tabi olduğu sürelerin doğru belirlenmesi de önemlidir. Tükenmenin gerçekleşmesi için başlı başına beş yıllık bir bekleme süresi yoktur. İhlal iddiasına dayalı taleplerin zamanaşımı ve diğer usul süreleri ise ilgili talebin niteliğine göre ayrıca değerlendirilir.

Somut Olay Örnekleri ve Hukuki Değerlendirme

Marka hakkının tükenmesinde aynı marka ve aynı ürün grubu bakımından farklı hukuki sonuçlar ortaya çıkabilir. Aşağıdaki varsayımsal örnekler, belirleyici unsurların nasıl ayrıştırılacağını göstermektedir.

OlayHukuki değerlendirme
Türkiye’deki bağımsız satıcı, marka sahibinin Almanya’da yetkili dağıtıcıya sattığı orijinal ürünleri ithal eder.İlk piyasaya sunma rızası ve somut ürün bağlantısı ispatlanırsa uluslararası tükenme uygulanabilir.
Fabrika deposundan hak sahibinin izni olmaksızın çıkarılan ve henüz piyasaya sunulmamış ürünler satılır.Hak sahibinin rızasıyla ilk piyasaya sunma bulunmadığından tükenme gerçekleşmeyebilir.
Orijinal ürün, içeriği değiştirilerek aynı marka altında satışa sunulur.SMK m.152/2 kapsamında marka sahibinin müdahalesi gündeme gelebilir.
Paralel ithalatçı, orijinal ürünü satarken kendisini gerçekte olmadığı hâlde resmî distribütör olarak tanıtır.Tükenme gerçekleşmiş olsa bile yanıltıcı ticari sunum nedeniyle ayrı hukuka aykırılık doğabilir.
İkinci el orijinal ürün, mevcut durumu doğru açıklanarak yeniden satılır.Tükenme şartları gerçekleşmişse sırf yeniden satış nedeniyle marka hakkına tecavüz oluşmaz.

Bu örneklerdeki ortak ölçüt, marka sahibinin ürün üzerindeki ilk piyasaya sunma yetkisini kullanmış olup olmadığı ve sonraki ticari faaliyetin kanuni istisna veya başka bir hukuka aykırılık oluşturup oluşturmadığıdır.

Taklit ürün ile paralel ithalat arasındaki ayrım

Taklit ürünün üzerinde tescilli markanın yer alması, onu orijinal ürün hâline getirmez. Marka sahibinin rızasıyla piyasaya çıkarılmamış sahte mallar bakımından tükenme savunması ileri sürülemez.

Bu nedenle taklit ürünlerde marka ihlali ile paralel ithalatın hukuki niteliği ayrıdır. Birinde markanın hak sahibinin izni olmaksızın taklit edilmesi, diğerinde ise hak sahibinin rızasıyla piyasaya sunulmuş gerçek malların bağımsız ticari dolaşımı söz konusudur.

İthal edilen malların orijinal olduğu ileri sürülmesine rağmen gerçekte hak sahibinin izni dışında üretilmiş olduğunun belirlenmesi hâlinde, fiilin koşullarına göre marka hakkına tecavüz sayılan fiiller değerlendirmesi yapılır.

Marka, patent, tasarım ve telif haklarında tükenme aynı mıdır?

Bir ürün üzerinde birden fazla fikrî veya sınai mülkiyet hakkının bulunması mümkündür. Ancak marka hakkının tükenmiş olması, aynı ürün üzerindeki diğer hakların da her durumda aynı koşullarda tükendiği anlamına gelmez.

Örneğin teknik buluş üzerindeki hakların tükenmesi patentte hakkın tükenmesi, ürünün görünümüne ilişkin koruma tasarım hakkının tükenmesi, eser niteliğindeki ürünlerin sonraki satışı ise telif hakkının tükenmesi kapsamında kendi hukuki şartlarıyla değerlendirilir.

Bu dört koruma rejimindeki benzerlikler ve farklılıkların ortak değerlendirmesi marka, patent, tasarım ve telifte tükenme karşılaştırması konusuna aittir. Marka hakkına özgü incelemede ise temel dayanak SMK m.152’dir.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Marka hakkının tükenmesi için ürünün Türkiye’de satılmış olması gerekir mi?

Hayır. SMK m.152/1 ilk piyasaya sunmanın Türkiye’de gerçekleşmesini şart koşmaz. Ürün, ilgili hak sahibi veya onun izniyle yurt dışında piyasaya sunulmuşsa uluslararası tükenme ilkesi uygulanabilir. Ancak rızanın ve somut ürün bağlantısının bulunması gerekir.

2. Yurt dışından orijinal ürün getirip Türkiye’de satmak marka hakkına tecavüz müdür?

Hak sahibinin rızasıyla piyasaya sunulmuş ürünlerin Türkiye’ye ithal edilerek yeniden satılması kural olarak marka hakkına tecavüz değildir. İthalat mevzuatına uyulması, ürünlerin değiştirilmemesi veya kötüleştirilmemesi ve ticari sunumun yanıltıcı olmaması ayrıca önem taşır.

3. Marka sahibinin Türkiye’deki münhasır distribütörü paralel ithalatı yasaklayabilir mi?

Salt münhasır distribütörlük veya tek satıcılık sözleşmesine dayanılarak, tükenme koşulları gerçekleşmiş orijinal ürünlerin bağımsız üçüncü kişiler tarafından ithal edilmesi kural olarak yasaklanamaz. Bununla birlikte sözleşmenin tarafları arasındaki yükümlülükler ve varsa bağımsız haksız rekabet fiilleri ayrıca değerlendirilir.

4. Orijinal ürünün faturasının bulunması tükenmeyi ispatlamak için yeterli midir?

Her durumda yeterli değildir. Fatura ürünün satın alındığını gösterebilir; ancak hak sahibinin rızasıyla ilk piyasaya sunulduğunu tek başına ortaya koymayabilir. Gerekli hâllerde tedarik zinciri, üretici veya dağıtıcı belgeleri ve ürünlerin kimliğini gösteren diğer kayıtlarla birlikte değerlendirme yapılır.

5. Orijinal ürünün ambalajını değiştirmek marka hakkına tecavüz oluşturur mu?

Her ambalaj değişikliği kendiliğinden tecavüz oluşturmaz. Ancak ürünün değiştirilerek veya kötüleştirilerek ticari amaçla kullanılması SMK m.152/2 kapsamında marka sahibi tarafından engellenebilir. Müdahalenin ürünün bütünlüğüne, tüketici algısına ve markanın işlevlerine etkisi incelenir.

6. Paralel ithalatçı ürünün reklamında marka ve logosunu kullanabilir mi?

Orijinal ürünün tanıtılması için markanın gerekli ve uygun ölçüde kullanılması kural olarak mümkündür. Ancak satıcının kendisini gerçekte olmadığı hâlde resmî bayi, yetkili distribütör veya marka sahibinin temsilcisi olarak göstermesi hukuki sorumluluk doğurabilir.

7. Marka sahibi, paralel ithalat nedeniyle açtığı davada hangi hususları ileri sürebilir?

Marka sahibi, ürünlerin hak sahibinin rızası dışında piyasaya çıkarıldığını, sahte olduğunu veya tükenmiş olsalar bile değiştirilerek ya da kötüleştirilerek ticari amaçla kullanıldığını ileri sürebilir. Bu iddiaların değerlendirilmesinde ürünlerin kimliği, tedarik belgeleri ve teknik deliller belirleyicidir.

8. Marka hakkının tükenmesi ile markanın kullanılmaması nedeniyle iptali aynı şey midir?

Hayır. Tükenme, hak sahibinin rızasıyla piyasaya sunulmuş somut ürünlerin sonraki ticari dolaşımına ilişkindir. Markanın kullanılmaması nedeniyle iptali ise kanuni şartlar altında markanın tescilinin iptal edilmesine ilişkin farklı bir hukuki kurumdur.

Sonuç

Marka hakkının tükenmesi, tescilli markanın sağladığı münhasır yetkinin hukuka uygun şekilde piyasaya sunulmuş somut mallar bakımından sınırlandırılmasıdır. SMK m.152/1’in coğrafi sınırlama içermemesi nedeniyle Türkiye’de uluslararası tükenme ilkesi uygulanır ve hak sahibinin rızasıyla yurt dışında piyasaya sunulan orijinal malların paralel ithalat yoluyla Türkiye’ye getirilmesi, kural olarak marka hakkına tecavüz oluşturmaz.

Ancak tükenme, marka hakkını bütünüyle sona erdirmez. İlk piyasaya sunmanın hak sahibinin rızasına dayanması, ihtilaf konusu ürünlerle bu işlem arasındaki bağlantının ortaya konulması ve sonraki ticari kullanımın hukuka uygun olması gerekir. Ürünlerin değiştirilmesi veya kötüleştirilerek ticari amaçla kullanılması hâlinde SMK m.152/2 uyarınca marka sahibinin müdahale yetkisi devam eder. Ayrıca yanıltıcı yetkili satıcı beyanları, bağımsız haksız rekabet fiilleri ve ithalat mevzuatından doğan yükümlülükler kendi koşulları çerçevesinde değerlendirilir.

Bu nedenle marka hakkının tükenmesine veya paralel ithalata ilişkin bir uyuşmazlığın değerlendirilmesinde marka tescili, ilk piyasaya sunma, rıza ilişkisi, tedarik zinciri, ürünlerin mevcut durumu ve ticari sunum biçimi birlikte incelenmelidir. Bu konularda marka hukukuna ilişkin hukuki danışmanlık ve uyuşmazlık değerlendirmesi, hak sahibinin yasaklama yetkisinin ve ithalatçının savunma imkânlarının somut olaya göre belirlenmesini sağlar.

Yazar Avukat Fatih Sefer