Ticari vekilin izinsiz marka tescili, marka sahibinin ticari ilişki kurduğu vekil veya temsilcinin, izin almadan ve haklı bir sebep bulunmadan markanın aynısını ya da ayırt edilemeyecek kadar benzerini kendi adına tescil ettirmeye çalışmasıdır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m.6/2 uyarınca marka sahibi, başvurunun Resmî Marka Bülteni’nde yayımlanmasından itibaren iki ay içinde itiraz ederek tescili önlemeyi isteyebilir. Tescil tamamlanmışsa SMK m.10 kapsamında markanın kullanımının yasaklanması veya tescilin kendisine devri; şartları varsa SMK m.25 kapsamında hükümsüzlük gündeme gelir. Belirleyici olan yalnız işaretlerin benzerliği değil, önceki ticari ilişkinin niteliği, marka üzerindeki hak sahipliği ve temsilcinin kendi adına başvuru yetkisidir.
SMK m.6/2 ve m.10: Temsilcinin İzinsiz Tesciline Özel Koruma
SMK m.6/2, marka sahibinin güven ilişkisi içinde çalıştığı kişinin bu ilişkiyi kullanarak markayı kendi adına edinmesini önlemeyi amaçlayan özel bir nispi ret nedenidir. Hüküm, markaların genel olarak karıştırılmasını düzenleyen nispi ret nedenleri içinde yer alsa da kendine özgü koşulları vardır.
Başvuru henüz tescille sonuçlanmamışsa bu hüküm uygulanır. Marka temsilci adına tescil edilmişse kanunun başka bir özel düzenlemesi devreye girer:
Bu iki hüküm aynı menfaati korur; ancak biri tescil öncesi idari itirazı, diğeri tescil sonrası mahkeme taleplerini düzenler. SMK m.25/1 ise m.6’da sayılan bir nedenin varlığı hâlinde hükümsüzlük davası açılmasına imkân verir. Genel kötü niyet iddiaları ve bunlara ilişkin ayrı ispat rejimi, kötü niyetli marka tescili konusundan ayrılmalıdır: temsilcinin izinsiz başvurusu, tek başına “kötü niyet” şeklinde soyut bir nitelendirmeye indirgenemez.
Ticari Vekil veya Temsilci Kimdir? Distribütör ve Bayiler Kapsama Girer mi?
Buradaki “ticari vekil veya temsilci” ifadesi, yalnızca bir şirkette resmen ticari temsilci olarak atanmış kişiyi anlatmaz. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.547, ticari temsilciyi; m.551 ise ticari vekili ticari işletmenin yönetimi ve işleri bakımından tanımlar. Marka hukukundaki özel hükmün amacı dikkate alındığında, bu teknik tanımlarla sınırlı bir değerlendirme marka sahibini korumasız bırakabilir.
Somut ilişkinin içeriğine göre acente, tek satıcı, distribütör, lisans alan, franchise alan veya marka sahibi adına üretim yapan bir işletme de SMK m.6/2 anlamında temsilci olarak değerlendirilebilir. Bunun nedeni bu kişilerin marka sahibinin menfaatlerini gözetmeleri, markaya ilişkin bilgiye ve ticari çevreye güven ilişkisi sayesinde ulaşmalarıdır. Ancak bir ürünün alıcısı veya satıcısı olmak, tek başına ticari temsilcilik oluşturmaz. Taraflardan birinin diğerinin çıkarlarına yönelik üstlendiği iş ve başvuru tarihindeki ilişkinin niteliği ayrıca kanıtlanmalıdır.
Örneğin distribütörün belirli bir bölgede markalı ürünleri tanıtıp satma yetkisi bulunması, temsilcilik yönünden anlamlı bir göstergedir. Bununla birlikte ürünleri kendi adına satın alan her bağımsız toptancı için aynı sonuca otomatik olarak varılamaz. Benzer şekilde, marka sahibinin eski çalışanı olmak ile marka sahibinin ticari menfaatlerini temsil etmek farklı olgulardır. Marka lisansının sona ermesi veya franchise ilişkisindeki kullanım yetkisi gibi sözleşmesel meselelerde de kendi adına tescil yetkisi ayrıca incelenir.
Önemli bir diğer ayrım, TÜRKPATENT nezdinde işlem yapan marka vekili ile SMK m.6/2’de sözü edilen ticari vekil veya temsilci arasındadır. Kurumda başvuru yapmaya ilişkin vekâlet, temsil edilen kişinin markasını vekilin kendi adına tescil ettirmesine kendiliğinden yetki vermez; buna karşılık her marka vekâleti ilişkisi de ayrıca incelenmeden SMK m.6/2’nin bütün koşullarını kanıtlamış sayılmaz.
Ticari Vekilin İzinsiz Marka Başvurusu Hangi Şartlarda Reddedilir?
SMK m.6/2 uygulanırken birbirinden bağımsız olguların birlikte incelenmesi gerekir. Markalar arasında yalnızca uzaktan bir çağrışım bulunması veya tarafların geçmişte alışveriş yapmış olması yeterli değildir.
| Şart | Somut inceleme |
|---|---|
| 1. Marka üzerindeki hak sahipliği | İtiraz edenin korumayı talep ettiği işaretin hak sahibi olduğunu gösteren tescil, önceki kullanım veya diğer güvenilir belgeler |
| 2. Ticari temsil ilişkisi | Acentelik, dağıtım, lisans, üretim veya benzeri ilişkinin gerçek içeriği ve başvuruyu yapan kişiyle bağı |
| 3. İşaretlerin özel benzerlik eşiği | Başvurunun hak sahibinin markasıyla aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olması |
| 4. Kendi adına başvuru | Tescil talebinin marka sahibi adına değil, temsilcinin veya somut bağlantısı bulunan kişinin kendi adına yapılması |
| 5. İzin ve haklı sebebin bulunmaması | Marka sahibinin kendi adına tescile yönelik izni veya temsilcinin haklı gerekçesi olup olmadığı |
Neden yalnızca “benzerlik” değil, ayırt edilemeyecek kadar benzerlik aranır?
SMK m.6/1, işaretler ve mal veya hizmetler bakımından karıştırılma ihtimaline dayalı genel korumayı düzenler. Buna karşılık m.6/2, marka sahibinin işaretinin aynısı veya ayırt edilemeyecek kadar benzeri için özel bir koşul öngörür. Marka örneğinde ayırt edici olmayan küçük ekler bulunması bu eşik açısından önemsiz kalabilir; ancak işaretlerin sadece genel bir kavramı paylaşması tek başına yeterli değildir. Mal ve hizmetlerin kapsamı da somut başvuru ve hak sahipliği ilişkisi içinde değerlendirilmelidir.
Bu ayrım önemlidir: m.6/2’nin özel benzerlik eşiğine ulaşmayan bir işaret, dosyanın özelliklerine göre başka bir nispi ret nedenine konu olabilir; ancak m.6/2’nin şartları gerçekleşmiş gibi gösterilemez.
Markayı Kullanma İzni, Kendi Adına Tescile İzin Anlamına Gelir mi?
Hayır. Markalı ürünleri dağıtmak, reklamını yapmak, ithal etmek veya marka adını sözleşme boyunca kullanmak için verilen izin ile markanın temsilci tarafından kendi adına tescil ettirilmesine izin verilmesi aynı işlem değildir. Bir distribütörün sözleşme gereği marka logosunu kataloglarında kullanması, marka üzerinde bağımsız hak sahibi olduğunu göstermez.
Temsilci, kendi adına tescil için açık bir sözleşme hükmüne veya somut olayda böyle bir yetkinin gerçekten verildiğini ortaya koyan güvenilir belgelere dayanabilir. İznin varlığı ve kapsamı belge içeriğine göre değerlendirilir. Marka sahibinin temsilcinin yürüttüğü tanıtım faaliyetlerini bilmesi, temsilci adına yapılmış marka tescilini de bildiği veya onayladığı anlamına kendiliğinden gelmez.
“Haklı sebep” de yalnızca ticari yarar sağlandığı iddiasıyla kurulamaz. Temsilcinin markanın tanıtımına yatırım yapması, ürün satışlarını artırması veya ilgili ruhsat işlemlerini yürütmesi kendi adına tescilin haklı gerekçesi olmak zorunda değildir. Buna karşılık markanın gerçek hak sahipliği veya tescil yetkisinin sözleşmeyle özel olarak düzenlenmiş olması, dosyanın sonucunu değiştirebilir.
Bu özel iznin, başka bir kurum olan marka muvafakatnamesi ile karıştırılmaması gerekir. Tarafların temsilci adına tescil yapılmasına rıza göstermesi, her durumda SMK m.5/3’teki noter onaylı muvafakatnamenin hukuki ve usuli koşullarına tabi olan aynı işlem değildir.
Hak Sahipliği, Önceki Ticari İlişki ve Yetkisizlik Nasıl İspatlanır?
Bu uyuşmazlıklarda çoğu zaman en önemli sorun, bir markanın başka bir kişi adına kayıtlı bulunmasından çok, kayıt tarihinden önce taraflar arasında ne kararlaştırıldığıdır. İtiraz eden veya dava açan hak sahibinin soyut beyan yerine tarih ve taraf bağlantısı kurulabilen bir delil zinciri sunması gerekir.
- Hak sahipliği belgeleri: Türkiye’deki veya ilgili yabancı ülkedeki marka kayıtları, önceye dayalı ürün ve ambalaj kullanımları, markanın kimin ticari faaliyetini gösterdiğini açıklayan belgeler.
- Ticari ilişkinin belgeleri: Distribütörlük, tek satıcılık, acentelik, lisans, üretim veya franchise sözleşmeleri; ek protokoller ve sona erme yazışmaları.
- İzin ve görev sınırları: Tescil başvurularını kimin yapacağını belirleyen hükümler, vekâletnameler, başvuru bedellerini kimin ödediği, tarafların ilgili talimat ve onayları.
- Başvurudan önceki belgeler: Tarihli faturalar, siparişler, gümrük evrakı, numune gönderimleri, ürün katalogları, reklam dosyaları, tasarım dosyalarının teslim yazıları.
- Bilgi ve davranış delilleri: E-posta ve kurumsal mesajlaşmalar, temsilcinin markayı önceden bildiğini gösteren yazışmalar, kendi adına tescili gizlediğine veya marka sahibinin faaliyetini engellediğine işaret eden belgeler.
- Resmî sicil belgeleri: İtiraza konu başvurunun başvuru tarihi, marka örneği, mal ve hizmet listesi, başvuru sahibi ve tescil durumu.
Bu kayıtların hangi kişiye ait olduğu, hangi tarihte düzenlendiği ve başvuruyla nasıl bağlantı kurduğu açık olmalıdır. Marka örneğini hazırlayan ajansla temsilci arasındaki e-posta yazışması, tek başına markanın hukuki sahibini göstermez; ancak başvuru talimatları ve ödeme kayıtlarıyla birlikte önem kazanabilir. İddia edilen iznin varlığı konusunda da genel bir “sözlü mutabakat” savunması yerine izin verilen işlemin kapsamının açıklığa kavuşturulması gerekir.
Marka sahibi ile sözleşmeyi imzalayan şirket, markayı kendi adına tescil ettiren kişi ve uyuşmazlıktaki hak sahibi birbirinden farklıysa taraflar arasındaki hukuki bağ özellikle araştırılmalıdır. Sözleşmenin tarafı olmayan bir kişi yönünden temsilcilik sıfatı varsayılamaz.
TÜRKPATENT’e Nasıl İtiraz Edilir? İki Aylık Süre Ne Zaman Başlar?
Temsilcinin kendi adına yaptığı başvuru Resmî Marka Bülteni’nde yayımlanmış ve henüz tescil kesinleşmemişse SMK m.18 uyarınca yayım tarihinden itibaren iki ay içinde TÜRKPATENT’e yazılı ve gerekçeli itiraz yapılabilir. İtirazın özel dayanağı SMK m.6/2 olarak belirtilmeli; marka üzerindeki hak, temsil ilişkisi ve izinsiz tescil talebi somut belgelerle açıklanmalıdır. İtiraz gerekçelerinin ve ücret bilgisine ilişkin işlemlerin kanuni sürede tamamlanması önem taşır.
Bu yol, markanın idari inceleme sırasında tescilini engellemeye yöneliktir. Başvurunun genel itiraz süreci marka başvurusuna itiraz yazısının; ret nedenlerinin bütününe ilişkin sınıflandırma ise ilgili genel yazının konusudur. Burada özel olarak temsilcinin sahip olmadığı tescil yetkisi ileri sürülür.
İtiraz hakkında olumsuz karar verilirse SMK m.20 uyarınca kararın bildiriminden itibaren iki ay içinde Kurum nezdinde gerekçeli karara itiraz yoluna gidilebilir. Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun (YİDK) nihai kararına karşı 5000 sayılı Kanun m.15/C uyarınca bildirimden itibaren iki ay içinde Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde dava açılabilir. Bu yargısal yolun tarafları, dava konusu ve süre hesabı YİDK kararının iptali davası ile ayrıca ilişkilidir.
İtiraz süresinin kaçırılması, tescilden sonra başvurulabilecek bütün mahkeme yollarının otomatik olarak ortadan kalktığı anlamına gelmez. Ancak idari süreler ile mahkemedeki özel talepler birbirinin yerine kullanılamaz; sicilde başvurunun hangi aşamada olduğu belirlenerek yol seçilmelidir.
Tescil Tamamlandıysa Marka Sahibine Devir ve Kullanımın Yasaklanması
SMK m.10, başvuru aşaması geçtikten sonra marka sahibinin tescilin temsilci üzerinde kalmasına katlanmasını zorunlu kılmaz. Marka sahibi, izinsiz ve haklı sebep bulunmaksızın temsilci adına tescil edilmiş aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaret bakımından mahkemeden iki özel hukuki koruma isteyebilir:
- Kullanımın yasaklanması: Temsilcinin tescile dayanarak markayı kullanmasının engellenmesi talep edilebilir.
- Tescilin devri: Marka sicilindeki hak sahipliğinin, mahkeme kararı doğrultusunda gerçek hak sahibine geçirilmesi istenebilir.
Devir talebi, bir marka devir sözleşmesi yapıldığı varsayımına dayanmaz; özel kanuni şartların gerçekleşmesi hâlinde mahkemeden istenen bir sonuçtur. Marka sahibi için işaretin ticari bütünlüğünün korunması önemliyse, yalnız tescilin ortadan kaldırılmasını değil, sicildeki hakkın kendi adına geçirilmesini istemek daha işlevsel olabilir. Bununla birlikte mahkeme, devir için temsilcilik bağını ve diğer şartları ayrıca denetler.
Tescilin dava sürerken başkasına devredilmesi veya uyuşmazlık konusu hakkın elde edilmesinin güçleşmesi yönünde somut risk varsa, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.389-390 çerçevesinde uygun bir ihtiyati tedbir talebi değerlendirilebilir. Tedbir, dava açılmasıyla kendiliğinden doğmaz; istenen tedbir türü, tehlike ve yaklaşık ispat şartı somutlaştırılmalıdır. Markanın tecavüz yoluyla kullanılmasına karşı ileri sürülebilecek farklı talepler ayrıca marka hakkına tecavüz davası kapsamında ele alınır.
Tescilin Devri mi, Hükümsüzlük mü? İki Talep Aynı Sonucu Doğurmaz
SMK m.25/1 gereğince SMK m.6/2’deki şartların varlığı aynı zamanda markanın hükümsüzlüğü için de dayanak oluşturabilir. Hükümsüzlük, tescilin hukuki sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir; SMK m.27/1 uyarınca kural olarak başvuru tarihinden itibaren etkili olur. Devir ise SMK m.10’un özel koşulları çerçevesinde hak sahipliğinin marka sahibi lehine değiştirilmesine yönelir. Birinde markanın kaydı ve koruması ortadan kalkarken diğerinde markanın tescilinin hak sahibine intikali amaçlanır.
Özellikle markasını kendisi kullanmak isteyen hak sahibi açısından bu fark belirleyicidir. Somut talebin öncelikle devir, bunun mümkün görülmemesi hâlinde hükümsüzlük şeklinde kurulup kurulamayacağı, dilekçedeki talep sonucu ve usul kuralları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Hükümsüzlük davasının tarafları ve kararın etkisi marka hükümsüzlüğü davası konusundaki ayrı incelemenin kapsamındadır.
SMK m.25/6, önceki marka sahibinin sonraki tescilin kullanımını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde birbirini izleyen beş yıl sessiz kalmasına ilişkin özel bir sınırlama öngörür; sonraki tescil kötü niyetliyse bu sınırlama uygulanmaz. Bu hükmün şartları bakımından yalnız yılların geçmiş olması yeterli değildir. Marka sahibinin hangi tescili, ne zaman öğrendiği ve temsilcinin davranışının niteliği incelenmelidir. Ayrıca SMK m.10’a dayalı devir talebinin, idari itirazın iki aylık süresiyle aynı süreye tabi olduğu şeklinde bir varsayım yapılamaz.
Yargı Kararları Temsilcilik, İzin ve Devir Konularında Ne Gösteriyor?
Fason üretim ilişkisi temsilcilik sayılabilir: Ankara BAM, 12.09.2025
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 12.09.2025 tarihli, E.2025/1490, K.2025/1567 sayılı kararı, SMK m.6/2’deki temsilcilik kavramının yalnız Türk Borçlar Kanunu’ndaki dar teknik temsil tanımına göre okunmaması gerektiğini ortaya koyar. Somut olayda taraflar arasında fason üretim ilişkisi bulunması, davalı şirketin diğer şirket adına markalı ürün üretmesi, önceki marka kullanımıyla başvurunun aynı olması ve kendi adına tescile ilişkin iznin veya haklı nedenin ispatlanamaması değerlendirilmiştir. Bölge adliye mahkemesi, YİDK kararının iptali ve hükümsüzlüğe ilişkin ilk derece değerlendirmesine karşı istinaf başvurularını esastan reddetmiştir. Bu karar, her fason üreticinin otomatik olarak temsilci sayıldığı anlamına gelmez; sözleşme ve fiilî davranışların birlikte incelenmesini gerektirir.
Tescilin hak sahibine devrine karar verilebilir: İstanbul BAM, 19.02.2026
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 19.02.2026 tarihli, E.2024/34, K.2026/305 sayılı kararında, iş yerinin işletmeciliğini üstlenen kişilerin marka üzerindeki hak sahipliği ve kendilerine verilen görev değerlendirilmiştir. Mahkeme, hak sahibinin işaretine eklenen tanımlayıcı sözlerin ayırt edilemeyecek kadar benzerlik sonucunu ortadan kaldırmadığını belirterek SMK m.10 uyarınca markanın davacı şirkete devrine karar vermiştir. Örnek, tescilden sonra yalnız hükümsüzlük değil, gerçek hak sahibine devir talebinin de somut uyuşmazlıkta etkili olabileceğini gösterir.
Ortak başvuru izni varsa özel talep reddedilebilir
İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 10.12.2024 tarihli, E.2022/270, K.2024/270 sayılı kararında, taraflarca imzalanan vekâletname ve başvuru belgeleri incelenmiş; davacının başvurunun davalı adına da yapılmasına izin verdiği sonucuna varılarak SMK m.10’a dayalı talep reddedilmiştir. Bu örnekte sonucu belirleyen unsur, yalnız geçmiş ticari ilişki değil, somut marka başvurusuna yönelik yetkinin içeriği olmuştur. Bu, bir ilk derece kararıdır; farklı dosyalarda izin belgesinin kapsamı ve geçerliliği ayrı incelenir.
Dağıtım izni ile tescil izni aynı değildir
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 20.05.2021 tarihli, E.2019/1420, K.2021/690 sayılı kararında, distribütörlük sözleşmesinin markanın distribütör adına tescilini yasaklayan hükmü, yazışmalar ve uzun süre devam eden tanıtım faaliyetleri değerlendirilmiştir. Yalnız ürünlerin pazarlanmasına ilişkin bilgilerin paylaşılması, marka sahibinin distribütör adına tescile izin verdiğini kanıtlamaya yeterli görülmemiştir. Uyuşmazlıkta mülga 556 sayılı KHK m.17 uygulanmıştır; bu nedenle karar, 6769 sayılı Kanun m.10’un lafzına ilişkin doğrudan karar gibi sunulmamalıdır. Bununla birlikte temsilciye verilen kullanım izni ile kendi adına tescil izninin ayrılmasına yönelik somut bir örnektir.
Yurt Dışındaki Marka Sahibi Türkiye’de Tescilsizse Ne Olur?
Temsilcinin izinsiz tescili, özellikle yabancı üreticinin Türkiye’deki distribütörü veya üretim ortağının işareti kendi adına kaydettirmesi hâlinde ortaya çıkabilir. Bir yabancı tescil, Türkiye’de kendiliğinden genel bir münhasır marka hakkı doğurmaz; ancak SMK m.6/2’nin özel şartları değerlendirilirken yurt dışındaki hak sahipliğini, taraflar arasındaki ilişkiyi ve işaretin kime ait olduğunu gösteren deliller önem taşır. Bu nedenle sırf yabancı şirketin Türkiye’de önceki bir tescili bulunmamasından hareketle temsilciye karşı bütün başvuru yollarının kapalı olduğu söylenemez.
Uluslararası çerçevede Paris Sözleşmesi m.6septies de, marka sahibinin izni olmaksızın acente veya temsilci adına başvuru yapılmasına karşı itiraz, tescilin kaldırılması ve ilgili ülke hukukunun izin verdiği ölçüde devir mekanizmalarını öngörür. Bununla birlikte her yabancı markanın bu hükme dayanarak koşulsuz biçimde Türkiye’deki bir tescili devralabileceği ileri sürülemez; gerçek hak sahibi, temsil ilişkisi, izinsiz başvuru ve haklı neden bulunmaması somut olarak belirlenmelidir. Genel sınır ötesi koruma konusu yabancı markaların Türkiye’de korunması incelemesinde ele alınmaktadır.
Uyuşmazlığın hangi hukuki rejime tabi olduğu da tarihe göre değişebilir. 10 Ocak 2017’den önceki başvuru ve tesciller bakımından mülga 556 sayılı KHK döneminin ilgili hükümleri ile geçiş düzenlemeleri ayrıca değerlendirilmelidir. Eski dönem kararlarındaki gerekçeler, bugünkü SMK hükmünün numarası ve uygulanma zamanı gözetilmeden aktarılmamalıdır.
Somut Olaylarda Nasıl Bir Yol İzlenebilir?
Örnek 1 – İthalatçı kendi adına başvuru yapıyor: Yabancı üretici, markalı ürünlerin Türkiye satışını bir distribütöre bırakmıştır. Distribütör, sözleşmede tescil yetkisi bulunmadığı hâlde markayı kendi adına başvurmuştur. Markanın sahipliği, temsil ilişkisi ve izinsiz başvuru ispatlandığında SMK m.6/2’ye dayalı itiraz gündeme gelir. Ürünlerin yıllardır distribütör tarafından satılması, tek başına tescil izni anlamına gelmez.
Örnek 2 – Fason üretici marka dosyasını ele geçiriyor: Üretici, müşterisinin ürünlerini onun işaretiyle üretirken işareti kendi adına tescil ettirmiştir. Sözleşme, marka örneklerinin teslimi, önceki kullanım ve talimatlar birlikte incelenir. Üretim ilişkisi temsil amacı taşıyorsa özel hüküm uygulanabilir; yalnız teknik üretim hizmeti verildiği kabul edildiğinde farklı sonuç doğabilir.
Örnek 3 – Kendi adına başvuru açıkça kabul edilmiş: Tarafların markanın ortak veya temsilci adına kaydedilmesini düzenlediği güvenilir bir anlaşma vardır. Hak sahibi daha sonra anlaşmadan memnun olmadığı gerekçesiyle tek başına SMK m.10’un izinsiz tescil şartını gerçekleşmiş saydıramaz. Bu durumda sözleşmenin yorumlanması ve varsa başka bir hukuki sebep ayrı değerlendirilir.
İşlem seçilirken sırasıyla mevcut başvuru/tescil durumu, doğru hak sahibi, tarafların ilişkisinin başlangıç ve sona erme tarihleri, tescil yetkisine ilişkin belgeler ve kullanılabilecek idari veya adli yol belirlenmelidir. Konu marka hakkından farklı olarak tasarım hak sahipliğinin gaspını ilgilendiriyorsa tasarım gaspı kuralları uygulanır; kötü niyetli tasarım tesciline yönelik ayrı ihtilaflar da tasarım hükümsüzlüğü kapsamında ele alınır. Bir logo üzerindeki önceki eser hakkına dayanılarak itiraz edilmesi ise telif hakkına dayalı marka itirazının ayrı konusudur.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Distribütör markayı kendi adına tescil ettirebilir mi?
Marka sahibinin kendi adına tescile ilişkin izni veya temsilcinin haklı bir sebebi yoksa, distribütörün böyle bir tescili SMK m.6/2 ve m.10 kapsamında itiraz veya dava konusu olabilir. Dağıtım izni tek başına tescil yetkisi değildir. Her distribütörlük ilişkisinin bu hükme girip girmediği ayrıca incelenir.
2. Ticari vekilin başvurusuna itiraz süresi kaç gündür?
SMK m.18’e göre süre, Resmî Marka Bülteni’nde yayımdan itibaren iki aydır; sıradan bir “60 gün” hesabıyla özdeşleştirilmemelidir. Kurumun itiraz kararına karşı başvuru ve YİDK kararının yargısal denetimi farklı tebliğ tarihlerinden başlayan ayrı iki aylık sürelere tabidir.
3. Marka temsilci adına tescil edilmişse doğrudan devri istenebilir mi?
Evet, SMK m.10’un şartları gerçekleşmişse mahkemeden devre karar verilmesi istenebilir. Ancak devir otomatik değildir; hak sahipliği, temsilcilik, aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaret, izinsizlik ve haklı nedenin bulunmaması somut dosyada değerlendirilir.
4. Türkiye’de tescili olmayan yabancı marka sahibi itiraz edebilir mi?
Özel korumadan yararlanma ihtimali sırf Türkiye’de tescil bulunmadığı için kategorik olarak dışlanamaz. Yabancı hak sahibi, markanın kendisine ait olduğunu ve SMK m.6/2’nin temsilci tarafından izinsiz başvuruya ilişkin diğer koşullarını kanıtlamalıdır. Yabancı tescil tek başına bütün koşulları karşılamaz.
5. Marka sahibinin reklamları görmesi tescile zımni izin sayılır mı?
Tek başına sayılmaz. Temsilcinin markayı reklamda kullanması çoğu zaman mevcut dağıtım veya tanıtım ilişkisinin gereğidir. Kendi adına tescile rızanın varlığı, ilgili başvuru ve anlaşmanın içeriği temelinde ayrıca kanıtlanmalıdır.
6. Eski çalışan veya eski iş ortağının başvurusu mutlaka SMK m.6/2 kapsamına girer mi?
Hayır. Önceki çalışma ilişkisi veya marka hakkında bilgi sahibi olunması tek başına yeterli değildir. Başvuruyu yapan kişinin marka sahibinin menfaatini temsil eden hukuki veya fiilî bir ilişki içinde bulunup bulunmadığı ve diğer özel şartlar araştırılır. Gerekirse farklı hukuki dayanaklar değerlendirilir.
7. Markanın devri ile hükümsüzlüğü aynı şey midir?
Hayır. Devirde tescilin hak sahibine geçirilmesi; hükümsüzlükte ise markanın hukuki varlığının, kanunun belirlediği etkiyle ortadan kaldırılması hedeflenir. Talebin nasıl kurulacağı, marka sahibinin işareti kullanmaya devam etme menfaatine ve uyuşmazlığın koşullarına bağlıdır.
Sonuç
Ticari vekilin izinsiz marka tescili uyuşmazlığında doğru çözüm, yalnız iki marka örneğini yan yana koymakla bulunamaz. Öncelikle markanın kime ait olduğu, temsilcinin hangi görev ve yetkiyle hareket ettiği, başvuruyu kimin adına yaptığı ve kendi adına tescil için gerçekten izin ya da haklı neden bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Başvuru aşamasında SMK m.6/2’ye dayalı iki aylık yayıma itiraz; tescilden sonra ise SMK m.10 kapsamında kullanımın yasaklanması ve devir, ayrıca koşulları varsa m.25 kapsamında hükümsüzlük ayrı ayrı değerlendirilir. Somut dosyanın ve delillerin bu ayrımlarla incelenmesi konusunda marka uyuşmazlıklarına ilişkin hukuki hizmetler kapsamında bilgi alınabilir.
Yazar Avukat Fatih Sefer