Marka hakkına tecavüzde zamanaşımı, kural olarak 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m.157’nin atfıyla Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümlerine göre belirlenir. Tecavüzden kaynaklanan tazminat istemi, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren iki yıl, her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl içinde ileri sürülmelidir; fiil aynı zamanda daha uzun ceza zamanaşımına tabi bir suç oluşturuyorsa bu özel kural ayrıca değerlendirilir. Bununla birlikte devam eden marka ihlalinin durdurulması ve önlenmesi taleplerini, geçmişte doğmuş maddi veya manevi tazminat alacaklarıyla aynı şekilde değerlendirmek doğru değildir. Sürenin başlangıcı, ihlalin sürekli olup olmadığı, hangi talebin ileri sürüldüğü ve davalının zamanaşımı def’i somut olayda ayrı ayrı incelenir.
Marka Hakkına Tecavüzde Zamanaşımının Hukuki Dayanağı
SMK m.157, marka hakkından doğan özel hukuk talepleri bakımından bağımsız bir iki, beş veya on yıllık süre öngörmez; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun zamanaşımı hükümlerine gönderme yapar. Marka tecavüzü haksız fiil niteliğinde olduğundan, tazminat taleplerinde temel başvuru noktası TBK m.72’dir. Bu hükümler, marka hakkına tecavüz oluşturan fiillerin varlığını değil, hukuka aykırı fiilden kaynaklanan özel hukuk taleplerinin hangi zaman aralığında ileri sürülebileceğini ilgilendirir.
SMK m.157/1: Sınai mülkiyet hakkı veya geleneksel ürün adından doğan özel hukuka ilişkin taleplerde Türk Borçlar Kanunu’nun zamanaşımına ilişkin hükümleri uygulanır.
TBK m.72/1: Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ceza kanunlarının daha uzun zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren fiiller için maddede ayrıca istisna bulunur.
Dolayısıyla “marka davası açmak için iki yıl vardır” ifadesi tek başına eksiktir. Öncelikle tecavüz davasında istenen hukuki korumanın tazminat mı, devam eden fiilin durdurulması mı, yoksa muhtemel ihlalin önlenmesi mi olduğu belirlenmelidir. Tescilli hakkın kapsamına ilişkin uyuşmazlıklar ise marka hakkının kapsamı ve sınırları yönünden ayrıca değerlendirilir.
İki ve On Yıllık Zamanaşımı Süreleri Nasıl Hesaplanır?
TBK m.72’de yer alan iki yıllık nispi ve on yıllık azami süre, farklı başlangıç olgularına bağlanmıştır. Genel olarak birinin henüz dolmamış olması, diğerinin süresiz şekilde bekletilebileceği anlamına gelmez.
| Süre | Başlangıç | Hukuki işlev |
|---|---|---|
| İki yıl | Zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarih | Zarar görenin dava açabilecek bilgiye sahip olmasına bağlanan nispi süre |
| On yıl | Hukuka aykırı fiilin işlendiği tarih | Öğrenmeden bağımsız azami süre; kesilme, durma ve özel istisnalar ayrıca incelenir |
| Ceza hukukundan kaynaklanan daha uzun süre | Suçun unsurları ve ilgili ceza zamanaşımı kurallarına göre | Yalnızca tazminatın cezayı gerektiren fiilden doğması ve daha uzun sürenin uygulanabilir olması hâlinde |
Örneğin hak sahibi 1 Mart 2024 tarihinde belirli bir taklit satışını, bu satıştan doğan zararı ve sorumlu satıcıyı öğrendiyse; başka bir durma, kesilme veya ceza zamanaşımı istisnası bulunmadığı varsayımında, bu olaya ilişkin tazminat yönünden iki yıllık süre 1 Mart 2024’ten itibaren hesaplanır. Sadece markanın yıllar önce tescil edilmiş olması bu hesabın başlangıcı değildir. Aynı şekilde ihlalin varlığını öğrenmek ile zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmek her olayda aynı ana denk gelmeyebilir.
Zararın ve Tazminat Yükümlüsünün Öğrenildiği Tarih Nasıl Belirlenir?
İki yıllık sürenin başlaması için hak sahibinin yalnızca marka benzerliğine ilişkin soyut bir kuşku taşıması yeterli değildir. Tazminat istemini somutlaştırmasına imkân veren zararı ve bundan sorumlu kişiyi öğrendiği an önemlidir. Zararın nihai parasal tutarının bilirkişi raporuyla belirlenmiş olması ise her durumda öğrenme şartı değildir; dava açılmasını mümkün kılan yeterli bilgiyle zarar miktarının kesin hesabı birbirinden ayrılır.
Öğrenme tarihi; gönderilen veya alınan ihtarnameler, hak sahibinin önceki yazışmaları, platform şikâyet kayıtları, somut ürün alımları, delil tespiti tutanakları ve karşı tarafın kimliğini gösteren belgelerle ortaya konabilir. Ticaret sicilinde bir şirket unvanının ilan edilmesi, tek başına o şirketin belirli mal veya hizmetlerde markaya tecavüz ettiğinin ve hak sahibinin bu fiilden doğan zararını öğrendiğinin kesin kanıtı değildir. Buna karşılık, hak sahibinin yıllar önce ihlale ilişkin ayrıntılı ihtar göndermiş olması, öğrenme tarihi bakımından güçlü bir olgudur.
Marka ihlalinde delil tespiti özellikle internet sayfalarının değişebildiği veya satış kayıtlarının sonradan erişilemez hâle gelebildiği durumlarda tarih ve fiil ayrımını somutlaştırır. Delilin tespit edilmesi ile zamanaşımının kesilmesi ise farklı hukuki sonuçlardır; her delil toplama işlemi süreyi kesmez.
Süregelen Marka Tecavüzünde Durdurma ve Önleme Talebi
Marka hakkına tecavüz devam ediyorsa, hak sahibinin sürmekte olan hukuka aykırı kullanımı durdurmaya yönelik talebinin sırf ilk kullanımın üzerinden uzun zaman geçmiş olması nedeniyle zamanaşımına uğradığı söylenemez. Korunmak istenen menfaat, dava tarihinde hâlen devam eden müdahalenin ortadan kaldırılmasıdır. Bu talep, geçmişte oluşmuş zararın parasal olarak giderilmesinden ayrıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.02.2015 tarihli, E. 2013/1521, K. 2015/852 sayılı kararında devam etmekte olan marka tecavüzünü durdurma davasının bir eda davası olduğu, bu talepte kusur ve zarar şartının aranmadığı ve tecavüz sürdüğü sürece durdurma talebi bakımından zamanaşımının söz konusu olmayacağı açıklanmıştır. Karar, mülga marka mevzuatı dönemindeki somut olayda verilmiş olsa da devam eden fiile yönelik koruma ile tazminatın ayrılması bakımından önem taşır.
Örneğin izinsiz marka işaretini taşıyan ürünlerin satışına bugün de devam edilmesi, güncel internet ilanlarıyla satış teklifinin sürdürülmesi veya ihlal oluşturan tabelanın kullanılmaya devam edilmesi; fiilin varlığı ve hukuka aykırılığı ispatlandığında, durdurma istemini güncel tutabilir. E-ticarette marka ihlallerinde her yeni ilan, sipariş veya reklam işleminin tarihi ayrı değerlendirilmelidir.
Bununla birlikte bir işletmenin yıllar önce gerçekleşmiş ve tamamen sona ermiş tek bir kullanımından hareketle, artık mevcut olmayan fiilin “durdurulması” istenemez. Bu durumda önce hâlen hukuki yarar bulunup bulunmadığı ve tekrarlanma tehlikesi incelenir. Durdurma, önleme ve geçmiş zarara ilişkin taleplerin her birinin ispat konusu farklıdır.
Tekrarlanan Fiiller ve Geçmiş Dönem Tazminat Talepleri
Süregelen ihlal konusunda en önemli ayrım şudur: Devam eden tecavüzün durdurulabilmesi, geçmişteki bütün satışlar veya bütün zarar kalemleri için süresiz tazminat istenebileceği anlamına gelmez. Tazminatın hangi dönem için talep edildiği, zararın ne zaman ortaya çıktığı ve öğrenildiği, birbirini izleyen işlemlerin tek bir sürekli haksız fiil mi yoksa bağımsız fiiller mi oluşturduğu ayrıca incelenir.
Bir gün gerçekleşen tek seferlik taklit ürün satışı ile beş yıl boyunca her ay yenilenen izinsiz satış ve reklam faaliyeti aynı zaman çizelgesine sahip değildir. İkinci örnekte hak sahibi, ilk fiilin tarihini ve sonraki her fiile ilişkin satış, reklam, stok ve tahsilat verilerini ayrıştırmalıdır. Mahkeme, ihlalin bütünlük ve devamlılık gösterip göstermediğine, ayrıca zararın hangi işlemlerden doğduğuna bakar.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 03.02.2023 tarihli, E. 2021/439, K. 2023/201 sayılı kararında tecavüzün dava tarihinde devam etmesi nedeniyle tespit, men ve ref talepleri yönünden zamanaşımı savunması kabul edilmemiş; tazminat talepleri için ise TBK m.72 ve ıslah tarihiyle bağlantılı ayrı süre incelemesi yapılmıştır. Bu ayrım, tek dava dilekçesinde bir arada bulunan taleplerin aynı gerekçeyle topluca reddedilemeyeceğini gösterir.
Maddi tazminatın üç hesaplama yönteminden hangisinin uygulanacağı marka tecavüzünde tazminat hesaplaması konusudur; zamanaşımı ise hangi zarar dönemi ve talep bakımından hesaplamaya geçilebileceği sorusunu önceleyen ayrı bir incelemedir. Marka itibarının zedelenmesinden doğan tazminat bakımından da ilgili zarar olgusu ve süre ayrıca somutlaştırılmalıdır.
Marka Tecavüzünde Daha Uzun Ceza Zamanaşımı Ne Zaman Uygulanır?
TBK m.72/1, tazminata sebep olan haksız fiilin aynı zamanda cezayı gerektiren bir fiil olması ve ceza mevzuatında daha uzun bir zamanaşımı öngörülmesi hâlinde bu süreye başvurulmasına izin verir. Bu istisna, her marka uyuşmazlığında kendiliğinden işlemez: davaya konu hareketin suçun kanuni unsurlarını taşıyıp taşımadığı somut olarak incelenmelidir.
SMK m.30/1; başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek belirli üretim, satış, ithalat, ihracat ve ticari dolaşım fiillerini gerçekleştirmeyi cezai yaptırıma bağlar. Bu suç bakımından öngörülen hapis cezasının üst sınırı dikkate alındığında TCK m.66/1-e’deki sekiz yıllık dava zamanaşımı, koşulları mevcut bir tazminat uyuşmazlığında iki yıllık nispi süreden daha uzun süre olarak önem kazanabilir. Ancak sekiz yılın her tecavüz olayı için otomatik ve tek zamanaşımı süresi olduğunu söylemek doğru değildir; TBK m.72’deki on yıllık azami sürenin işlevi de göz ardı edilmemelidir.
Ceza yargılaması başlatılması veya mahkûmiyet kararı verilmesi, daha uzun ceza zamanaşımının özel hukukta değerlendirilebilmesi için tek başına zorunlu koşul değildir; esas mesele fiilin ilgili suç tipinin unsurlarını karşılamasıdır. Buna karşılık her hukuki marka benzerliği veya sözleşmesel kullanım tartışması mutlaka SMK m.30 kapsamındaki suçu oluşturmaz. Fiilin işlendiği tarihte geçerli ceza düzenlemesi, suçun unsurları ve uygulanabilir zamanaşımı birlikte incelenmelidir.
Tecavüz Davasında Hangi Talep Hangi Süreye Tabidir?
SMK m.149, tek dosyada birden fazla hukuki koruma istemine izin verir. Zamanaşımı değerlendirmesinde bu talepleri birbirinden ayırmak, özellikle devam eden fiillerle geçmiş zararların birlikte ileri sürüldüğü uyuşmazlıklarda zorunludur.
| Talep | Zamanaşımı bakımından yaklaşım |
|---|---|
| Devam eden fiilin durdurulması | Fiil sürdüğü müddetçe ilk ihlal tarihine dayanılarak süre dolduğu savunması kural olarak sonuç vermez |
| Muhtemel ihlalin önlenmesi | Güncel ve somut tecavüz tehlikesi ile hukuki yarar araştırılır |
| Tecavüzün tespiti ve sonuçlarının kaldırılması | İhlalin devamı, kaldırılacak hukuka aykırı durum ve tespit istemindeki hukuki yarar birlikte değerlendirilir |
| Maddi, manevi ve itibar tazminatı | SMK m.157 atfıyla TBK m.72; öğrenme, fiil, varsa daha uzun ceza zamanaşımı ve kesilme/durma sebepleri incelenir |
Geçici koruma ihtiyacı bulunuyorsa marka hukukunda ihtiyati tedbir ayrıca değerlendirilir. İhtiyati tedbir kararı için gerekli koşullar ile geçmişe dönük tazminatın zamanaşımı, birbirinin yerine geçen kurallar değildir. Davayı kimin açabileceği bakımından ise markanın sahibi ve gerektiğinde lisans alanın dava hakkı ayrı kontrol edilmelidir.
İhtarname, Dava Açılması ve Arabuluculuk Zamanaşımını Etkiler mi?
İhtarname göndermek tek başına süreyi keser mi?
Noter ihtarı, ihlalin bildirildiğini veya öğrenme tarihini ortaya koyan önemli bir delil olabilir; fakat tek taraflı ihtarname gönderilmesi TBK m.154’te sayılan zamanaşımını kesen işlemlerden biri değildir. Borçlunun borcu ikrar etmesi, dava veya def’i yoluyla yargı merciine başvuru, icra takibi ve kanunda sayılan diğer işlemler ayrıca değerlendirilir. Bu nedenle sırf ihtarname gönderildi diye tazminat alacağının süresinin yeniden başladığı varsayılmamalıdır.
Dava ve borcun ikrarı
TBK m.154 uyarınca ilgili alacağa ilişkin usulüne uygun dava açılması zamanaşımını kesen işlemlerdendir. Kesilmenin yeni süreye etkisi TBK m.156 ve m.157’de düzenlenir. Bununla birlikte sadece fiilin durdurulmasının istendiği bir başvurunun henüz ileri sürülmemiş bütün parasal zarar talepleri için kendiliğinden aynı sonucu doğurduğu kabul edilmemelidir; talep konusu ve usul işleminin kapsamı önemlidir.
Arabuluculuk başvurusunda süre nasıl işler?
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A/15 uyarınca, dava şartı arabuluculuk kapsamındaki uyuşmazlıkta arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar zamanaşımı durur. Bu, kesilmeden farklıdır: durma sona erdiğinde daha önce işlemiş süre ortadan kalkmaz; kalan süre işlemeye devam eder. Başvurunun ve son tutanağın tarihleri belgelenmelidir.
Marka tecavüzünde para alacağı veya tazminat istenen ticari uyuşmazlıklar ile yalnız men ve durdurma talebi içeren davalar bakımından arabuluculuğun dava şartı olup olmadığı aynı şekilde cevaplanamaz. Bu ayrımın koşulları marka hakkına tecavüzde arabuluculuk başlıklı incelemenin konusudur. Karma taleplerde arabuluculuğun kapsamı, zamanaşımından bağımsız bir dava şartı sorunu oluşturabilir.
Islahla Artırılan Tazminat Talebinde Zamanaşımı
Davacı başlangıçta belirli bir miktar maddi tazminat isteyip bilirkişi raporundan sonra bu miktarı ıslahla artırdığında, davalı artırılan bölüm için zamanaşımı def’i ileri sürebilir. Böyle bir durumda ilk dava tarihi ile ıslah tarihi aynı sonuçları doğurmayabilir; açılan davanın türü, baştan ileri sürülen talebin kapsamı ve ilgili ceza zamanaşımı istisnası göz önüne alınmalıdır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.09.2024 tarihli, E. 2023/4172, K. 2024/6066 sayılı kararında davacının maddi tazminatı ıslahla artırmasına karşı ileri sürülen zamanaşımı def’inin ıslah tarihi itibarıyla incelenmemesi bozma nedeni sayılmıştır. Devamındaki yargılamaya ilişkin 24.09.2025 tarihli, E. 2025/2016, K. 2025/5652 sayılı kararda ise, somut olayın eski mevzuat döneminde suç oluşturması nedeniyle değerlendirilen uzamış ceza zamanaşımı ve ıslah tarihi esas alınarak verilen karar onanmıştır.
Bu kararlar, artırılan miktar yönünden süre itirazının ayrıca ele alınması gerektiğini gösterir; her ıslahın zamanaşımına uğradığını ya da bütün artırımların daima korunduğunu göstermez. Belirsiz alacak davası ve kısmi dava arasındaki usul farkı, ayrıca hangi miktarın ne zaman talep konusu yapıldığı belirleyicidir.
Zamanaşımı Def’ini Kim, Ne Zaman ve Nasıl İleri Sürür?
Zamanaşımı, hak düşürücü süreyle aynı şey değildir. TBK m.161 gereğince hâkim zamanaşımını taraf ileri sürmedikçe kendiliğinden dikkate alamaz. Bu nedenle davalı zamanaşımı savunmasını açıkça ileri sürmeli; hangi zarar veya talep döneminin hangi tarihler esas alınarak zamanaşımına uğradığını açıklamalıdır.
Yazılı yargılama usulünde zamanaşımı def’inin cevap dilekçesinde belirtilmesi ve savunmanın HMK m.141’deki genişletilmesi yasağına dikkat edilmesi gerekir. Süresinde ileri sürülmeyen def’in sonradan ileri sürülmesi, karşı tarafın açık muvafakati veya kanunun izin verdiği ıslah gibi usul imkânlarına bağlı olabilir. Artırılan tazminata karşı ıslah sonrası yöneltilen def’i de ayrıca değerlendirilir.
İspat bakımından tarafların sunduğu belgeler birlikte incelenir. Davalı süre başlangıcı için önceki yazışmalara, ihtarlara ve satış tarihlerine dayanabilir; davacı ise gerçek öğrenme tarihini, fiilin devam ettiğini, yeni ihlalleri, arabuluculukta duran dönemi veya kesilme sebeplerini ortaya koyabilir. Tecavüz davasında kullanmama def’i ise marka kullanımına ve farklı kanuni koşullara ilişkin ayrı bir savunmadır; zamanaşımı def’iyle karıştırılmamalıdır.
Haksız Rekabet Talepleri ve Eski Tarihli İhlaller
Aynı işaret kullanımının hem marka hakkına tecavüz hem de haksız rekabet oluşturduğu ileri sürülebilir. Ancak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.60, haksız rekabet davaları bakımından hakkın doğumunun öğrenilmesinden itibaren bir yıllık ve her hâlde hakkın doğumundan itibaren üç yıllık zamanaşımı düzenler; cezayı gerektiren fiile ilişkin özel kural ayrıca saklıdır. Bu süreler, SMK m.157 ve TBK m.72 çerçevesindeki marka hakkına dayalı tazminat süresiyle otomatik olarak birleştirilemez. Ayrıntılı dava sebebi ayrımı için marka tecavüzü ve haksız rekabetin birlikte ileri sürülmesi konusu önem taşır.
İhlal 10 Ocak 2017’den önce başlamışsa, yalnız davanın açıldığı yıl esas alınarak 6769 sayılı Kanun hükümlerinin geçmişteki bütün işlemlere aynı biçimde uygulanacağı varsayılamaz. Eski tarihli fiiller için dönemin marka düzenlemesi, 6098 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önceki borçlar hukuku hükümleri ve geçiş kuralları; fiilin gerçekleştiği ve sürdüğü dönemlere göre incelenmelidir. Özellikle uzamış ceza zamanaşımı değerlendirmesinde suçun fiil tarihinde kanunda tanımlanmış olması belirleyicidir.
Ayrıca marka hakkının süresi veya marka hükümsüzlüğü bakımından gündeme gelen farklı süreler, tecavüz tazminatındaki iki ve on yıllık zamanaşımıyla aynı kavram değildir. Tarafın uzun süre sessiz kalmasına dayalı itiraz da yalnız süre sayılarak değil, kendi şartları çerçevesinde değerlendirilir.
Somut Olayda Zamanaşımı Nasıl Kontrol Edilir?
Örnek olarak bir satıcının 2021’de izinsiz işaret kullanmaya başladığını, hak sahibinin ilk somut satış ve sorumlu kişiyi 15 Haziran 2024’te öğrendiğini, satışların 2026’da da devam ettiğini varsayalım. Marka hakkının gerçekten ihlal edildiği kabul edilse bile hukuki sonuçlar talebe göre ayrılır:
- Güncel kullanımı durdurma: 2026’da da süren hukuka aykırı satışların önlenmesi, ilk kullanımın 2021’de başlaması gerekçesiyle kendiliğinden zamanaşımına uğramış sayılamaz.
- Geçmiş dönem tazminatı: Hangi satışların ve zararların hangi tarihte gerçekleştiği ile zararın ve sorumlunun ne zaman öğrenildiği belirlenir. 15 Haziran 2024 öğrenme tarihinin tüm zararlar için geçerli olup olmadığı kanıtlarla sınanır.
- Ceza zamanaşımı istisnası: Davaya konu somut satış biçimi SMK m.30 kapsamındaki suçun unsurlarını taşıyorsa, TBK m.72’deki daha uzun süre kuralı ayrıca incelenir.
- Süreyi etkileyen işlemler: Açılmış dava, zamanaşımını kesen diğer işlemler, arabuluculuk başvurusu ve varsa ıslah tarihi kronolojik olarak kaydedilir.
Bu inceleme için marka sicil kayıtları, satış faturaları, platform sipariş ve ilan dökümleri, tarihli ekran görüntüleri, noter veya mahkeme delil tespiti, ihtar ve cevaplar, arabuluculuk son tutanağı ve dava dilekçeleri birlikte okunmalıdır. Her bir belgenin yalnız içeriği değil, hangi tarih ve hangi fiili kanıtladığı da belirleyicidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Marka hakkına tecavüz davası mutlaka iki yıl içinde mi açılır?
Hayır. İki yıllık nispi süre özellikle TBK m.72 kapsamındaki tazminat talepleri için önemlidir. Fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıllık azami süre, uygulanabiliyorsa daha uzun ceza zamanaşımı ve hâlen devam eden tecavüzün durdurulması talebi ayrıca değerlendirilir.
Marka ihlali yıllardır devam ediyorsa bugün durdurulabilir mi?
İhlal bugün de sürüyorsa ve koşulları ispatlanıyorsa, sırf başlangıç tarihinin eski olması durdurma talebini ortadan kaldırmaz. Ancak güncel bir ihlalin veya önleme isteminde somut tehlikenin bulunması gerekir.
Devam eden ihlalde geçmişteki tüm zararlar tazmin edilir mi?
Otomatik olarak değil. Geçmiş zararların hangi fiillere ilişkin olduğu ve TBK m.72’nin bu taleplere etkisi ayrıca belirlenir. Süregelen ihlale ilişkin durdurma istemi, bütün tarihsel tazminat alacaklarını kendiliğinden süresiz kılmaz.
Noterden ihtarname çekmek zamanaşımını durdurur mu?
Tek başına hayır. İhtarname öğrenmeyi ve bildirimi ispatlayabilir; ancak TBK m.154’te sayılan kesilme nedenlerinden biri değildir. Borçlunun borcu ikrarı gibi farklı bir olgu varsa ayrıca değerlendirilir.
Sekiz yıllık ceza zamanaşımından yararlanmak için ceza davası gerekir mi?
Ceza davası veya mahkûmiyet her durumda şart değildir. Tazminata yol açan somut eylemin suçun unsurlarını oluşturması ve TBK m.72’deki daha uzun süre koşulunu karşılaması aranır; bütün marka tecavüzü iddiaları otomatik olarak sekiz yıllık süreye girmez.
Tazminat ıslahla artırılırsa zamanaşımı yeniden tartışılabilir mi?
Evet. Artırılan tutar bakımından ıslah tarihi ve usule uygun zamanaşımı def’i önem taşıyabilir. Davanın kısmi veya belirsiz alacak davası olması ile varsa uzamış zamanaşımı birlikte değerlendirilir.
Arabuluculuk sırasında zamanaşımı işlemeye devam eder mi?
Dava şartı arabuluculuğa tabi uyuşmazlıklarda, arabuluculuk bürosuna başvuru ile son tutanak arasındaki sürede zamanaşımı durur. Bu sürenin başı ve sonu somut belgelerle belirlenir; durma, işlemiş sürenin tamamen silinmesi demek değildir.
Sonuç
Marka hakkına tecavüzde zamanaşımı hesabı, yalnız iki veya on yıllık sürelerden birini seçmekle yapılamaz. Hak sahibinin zararı ve sorumluyu ne zaman öğrendiği, fiilin bir defalık mı yoksa devam eden nitelikte mi olduğu, istenen korumanın durdurma mı tazminat mı olduğu, suç oluşturan fiil ihtimali ve tarafların süreyi etkileyen usul işlemleri birlikte incelenmelidir. Özellikle geçmiş zararlar için süre riski sürerken devam eden ihlalin önlenmesi mümkün olabilir. Uyuşmazlığın bu çerçevede değerlendirilmesi ve izlenecek hukuki yolun belirlenmesi için marka hakkının korunmasına ilişkin hukuki danışmanlık kapsamında somut belgeler üzerinden inceleme yapılabilir.
Yazar Avukat Fatih Sefer