Yabancı markaların Türkiye’de korunması, kural olarak markanın Türkiye’de ulusal tescile sahip olmasına veya Türkiye’yi kapsayan geçerli bir uluslararası tescilden yararlanmasına bağlıdır. Yalnızca başka bir ülkede tescil edilmiş olmak, markaya Türkiye’de kendiliğinden münhasır kullanım hakkı kazandırmaz. Bununla birlikte Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış markalar, Türkiye’deki önceki ticari kullanımdan doğan haklar ve kötü niyetli başvurulara karşı koruma gibi istisnai yollar söz konusu olabilir. Yabancı hak sahibinin Türk vatandaşı olması veya Türkiye’de şirket kurması genel bir ön koşul değildir; ancak Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) önündeki temsil, hak sahipliğinin belgelendirilmesi ve uyuşmazlıklarda ispat şartları ayrıca değerlendirilir.
- Yabancı Marka Türkiye’de Kendiliğinden Korunur mu?
- Yabancı Kişiler Hangi Şartlarla Korunmadan Yararlanır?
- Türkiye’de Koruma Kazanmanın Başvuru Yolları
- Yurt Dışı Başvuruda Altı Aylık Rüçhan Hakkı
- Türkiye’de Tescili Olmayan Yabancı Markanın İstisnai Korunması
- Tanınmışlığın Türkiye Bakımından İspatı
- Yabancı Hak Sahibinin Temsili, Belgeleri ve İzin İlişkileri
- Üçüncü Kişinin Başvurusuna İtiraz ve Hükümsüzlük
- Yabancı Marka Sahibinin Türkiye’de Dava Açması
- Uygulama Örneği ve Kontrol Listesi
- Sıkça Sorulan Sorular
- Sonuç
Yabancı Marka Türkiye’de Kendiliğinden Korunur mu?
Marka hakkı, ülkesellik ilkesine dayanır. Bir ülkedeki marka tescili, başka ülkelerin sicillerinde otomatik bir tescil veya o ülkelerin hukukunda genel bir tekel hakkı oluşturmaz. Örneğin yalnızca Almanya’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde veya Avrupa Birliği Fikrî Mülkiyet Ofisi (EUIPO) nezdinde tescilli olan bir markanın, sırf bu nedenle Türkiye’de de tescilli olduğu söylenemez. Avrupa Birliği markası da Türkiye’yi kapsayan bir bölgesel tescil değildir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m.7/1, marka korumasının tescil yoluyla elde edildiğini belirtir. Bu nedenle yabancı bir hak sahibinin Türkiye’de olağan marka tescili korumasına dayanabilmesi için TÜRKPATENT sicilindeki ulusal hakkını veya Türkiye’yi kapsayacak şekilde hüküm doğuran Madrid sistemi kaydını ortaya koyması gerekir. Marka tescilinin sağladığı yasaklama yetkilerinin ayrıntılı sınırları, ayrı konu olan marka hakkının kapsamı çerçevesinde incelenir.
Ülkesellik ilkesi, markanın başka ülkelerdeki tescilinin tümüyle önemsiz olduğu anlamına da gelmez. Önceki yabancı tesciller; rüçhan, markanın bilinirliği, işaretin kim tarafından geliştirildiği, ticari ilişkiler ve başvuru sahibinin kötü niyeti gibi olgularda delil niteliği taşıyabilir. Ancak her delil, ileri sürülen hukuki sebebin kendi şartları içinde değerlendirilir. Genel çerçevedeki farklı fikrî hak türlerinin ülkeselliği için fikrî mülkiyette ülkesellik ilkesi incelemesi ayrıca önem taşır.
Yabancı Kişiler Hangi Şartlarla Korunmadan Yararlanır?
SMK m.3, yalnız Türk vatandaşlarını değil, belirli bağlantıları bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişileri de kanuni korumadan yararlanabilecek kişiler arasında sayar. Kanunda özellikle Türkiye’de yerleşim yeri veya sınai ya da ticari faaliyeti bulunanlar; Paris Sözleşmesi veya Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması kapsamında başvuru hakkına sahip olanlar ve karşılıklılık ilkesi kapsamında korunan devletlerin vatandaşları yer alır. Her somut olayda ilgili kişinin bu hukuki bağlantılardan hangisine dayandığı belirlenmelidir.
Paris Sözleşmesi’ndeki millî muamele yaklaşımı uyarınca, sözleşme koşullarını taşıyan yabancı kişiler sınai mülkiyetin korunmasında vatandaşlara tanınan hukuki imkânlardan yararlanır. Bu, yabancı kişiye Türkiye’deki tescil şartlarını atlama hakkı tanımaz; başvuru, ret nedenleri, süreler ve hakların korunmasına ilişkin Türk hukuku kuralları uygulanmaya devam eder. Konuya ilişkin uluslararası çerçeveye WIPO’nun Paris Sözleşmesi açıklamasından ulaşılabilir.
Dolayısıyla yurt dışında kurulu bir şirket, şartları taşıması hâlinde Türkiye’de kendi unvanıyla marka başvurusunda bulunabilir. Bunun için önceden Türk şirketi kurması veya markayı Türkiye’deki distribütörün adına tescil ettirmesi zorunlu değildir. Bununla birlikte hak sahibinin ticaret sicili belgeleri, şirketin yetkili organı ve işlemi yapacak temsilcinin yetkisi birbiriyle uyumlu olmalıdır.
Türkiye’de Koruma Kazanmanın Başvuru Yolları
Türkiye’de henüz marka tescili bulunmayan yabancı hak sahibinin olağan başvuru bakımından iki temel seçeneği vardır:
| Yol | Türkiye bakımından etkisi | Dikkat edilmesi gereken |
|---|---|---|
| TÜRKPATENT’e ulusal başvuru | Türk marka mevzuatı uyarınca incelenen, Türkiye’ye özgü başvuru ve tescil | İşaret, mal/hizmet listesi, önceki haklar, vekille temsil ve varsa rüçhan |
| Madrid Protokolü kapsamında Türkiye’nin belirlenmesi | Türkiye bakımından ulusal başvuruya eşdeğer etkiler doğuran uluslararası başvuru/tescil yolu | Türkiye’nin koruma talep edilen ülke olarak belirlenmesi ve Türk hukukuna göre ret incelemesi |
Ulusal başvuruda yabancı marka sahibinin konumu
Ulusal başvuruda marka örneği, başvuru sahibinin kimlik veya unvan bilgileri, korunması istenen mal ve hizmetler ile ücret ve varsa rüçhan bilgileri sunulur. TÜRKPATENT, SMK m.15 ve m.16 çerçevesinde başvuruyu şekli şartlar ve mutlak ret nedenleri yönünden inceler; yayımdan sonra üçüncü kişilerin itirazları gündeme gelebilir. Bu işlemlerin sıralaması ve eksiklik giderme rejimi marka başvuru süreci başlıklı incelemenin konusudur.
Marka ve mal/hizmet listesinin yabancı ülkedeki tescille tamamen aynı olması her zaman zorunlu değildir; ancak başvuru kapsamı, işaretin ayırt ediciliği, Türkçe bakımından anlamı ve Türkiye’deki önceki haklar yönünden ayrıca taranmalıdır. Yabancı dilde bir sözcüğün kendi ülkesinde tescilli olması, Türkiye’de mutlak ret nedenleri veya nispi ret nedenleri bakımından incelenmeyeceği anlamına gelmez.
Madrid tescilinde Türkiye’nin belirlenmesi
SMK m.14 uyarınca Madrid Protokolü kapsamında yapılan uluslararası marka başvurusu, Türkiye yönünden Kuruma doğrudan yapılan başvuruyla aynı sonuçları doğurur. Bununla birlikte WIPO nezdinde uluslararası bir numara bulunması tek başına Türkiye’nin koruma ülkeleri arasında olduğu anlamına gelmez. Türkiye’nin başlangıçta veya sonradan belirlenip belirlenmediği, bildirimlerin ve koruma durumunun kapsamı kontrol edilmelidir.
WIPO’nun uluslararası tescili, her belirlenen ülkede otomatik ve denetimsiz kabul anlamına gelmez; ilgili ofis, kendi hukuku çerçevesinde ret bildirebilir. Türkiye’nin belirlendiği ve korumanın geçerli olduğu durumlarda yabancı hak sahibi, haklarını Türkiye’de ilgili Türk mevzuatına göre ileri sürebilir. Başvuru yönetiminin ayrıntıları uluslararası marka tescili ve Madrid sistemi yazısında ele alınır. Genel sistem bilgisi için WIPO Madrid Sistemi SSS sayfası da incelenebilir.
Yurt Dışı Başvuruda Altı Aylık Rüçhan Hakkı
SMK m.12, şartları taşıyan ilk yabancı marka başvurusuna dayanılarak aynı marka ve aynı mal veya hizmetler için Türkiye’de altı ay içinde rüçhan talep edilmesine imkân tanır. Rüçhan, yabancı tescili doğrudan Türkiye’ye taşımaz; Türkiye’de ayrıca başvuru yapılırken önceki başvurunun tarihinden yararlanılmasını sağlar. Başvuru sırasında rüçhan talebinin ve ilgili ücretin usulüne uygun gösterilmesi gerekir.
SMK m.13 uyarınca rüçhan belgesi Türkiye’deki başvuru tarihinden itibaren üç ay içinde sunulmazsa rüçhan talebi yapılmamış sayılır. Bu süre, altı aylık yeni başvuru süresiyle karıştırılmamalıdır. Aynı şekilde, rüçhanın kapsamı dışında kalan yeni mal veya hizmetler için önceki tarih otomatik olarak ileri sürülemez.
Örnek: Yurt dışında 10 Şubat tarihinde belirli kozmetik ürünleri için marka başvurusu yapan hak sahibi, şartları varsa aynı işaret ve ilgili ürünler için 10 Ağustos’a kadar Türkiye’de rüçhanlı başvuru yapabilir. Buna karşılık yıllar önce alınmış yabancı bir tescil belgesi tek başına yeni bir altı aylık rüçhan süresi başlatmaz. Somut son günün hesaplanmasında başvuru tarihi ve usuli süre kuralları ayrıca kontrol edilir.
Türkiye’de Tescili Olmayan Yabancı Markanın İstisnai Korunması
Türkiye’de tescili bulunmayan yabancı marka, sırf yabancı tescile dayanılarak bütün marka tecavüzü taleplerini ileri sürebilen bir hak gibi değerlendirilmemelidir. Bununla birlikte tescilsiz durumda da belirli idari ve yargısal koruma yolları doğabilir. Bu yolların dayanakları birbirinden farklıdır.
Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış marka
SMK m.6/4, Paris Sözleşmesi’nin 1. mükerrer 6. maddesi anlamında tanınmış markalarla aynı veya benzer nitelikteki başvuruların aynı veya benzer mal ya da hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilmesini öngörür. Korumanın amacı, markanın ilgili çevrelerde ulaştığı tanınmışlıktan yararlanılarak üçüncü kişilerin tescil elde etmesini önlemektir. Yurt dışındaki marka sahibinin Türkiye’de tescilinin bulunmaması, bu hükmün uygulanmasını kendiliğinden engellemez; ancak tanınmışlık somut olarak ispatlanmalıdır.
SMK m.6/4 ile m.6/5 birbirine karıştırılmamalıdır. M.6/5, Türkiye’de ulaşılan tanınmışlık düzeyi nedeniyle önceki tarihli tescilli veya başvurusu yapılmış markanın farklı mal ve hizmetlerde de belirli koşullarla korunmasını düzenler. Yalnız yabancı tescile sahip işaretin, m.6/5’e dayanarak otomatik biçimde bütün sınıflarda korunacağı varsayılamaz.
Türkiye’de önceki kullanımdan doğan hak
SMK m.6/3, başvuru veya rüçhan tarihinden önce tescilsiz marka ya da ticaret sırasında kullanılan başka bir işaret üzerinde hak elde edilmiş olmasını nispi ret nedeni olarak düzenler. Yabancı işletmenin Türkiye’deki ticari kullanımı; satışlar, dağıtıcı faaliyetleri, belgelenmiş pazar erişimi ve işaretin kaynak gösterme işlevi bakımından incelenir. Sadece yurt dışındaki faturalar veya yabancı sicil kayıtları, Türkiye’de önceye dayalı hak elde edildiğinin her durumda yeterli ispatı değildir.
Ticari temsilcinin izinsiz tescili ve kötü niyet
SMK m.6/2 uyarınca ticari vekil veya temsilcinin, haklı sebebe ve marka sahibinin iznine dayanmadan aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer markayı kendi adına tescil ettirmeye çalışması itiraz konusu olabilir. Özellikle distribütörlük, acentelik veya üretim ilişkisi içinde öğrenilen işaretin temsilci tarafından sahiplenilmesi bakımından taraflar arasındaki sözleşme ve yazışmalar belirleyicidir. Özel durumun ayrıntıları ticari vekilin izinsiz marka tescili konusunda incelenir.
SMK m.6/9 ise kötü niyetle yapılan başvuruların itiraz üzerine reddini düzenler. Yabancı markanın geçmişi, tarafların önceki ilişkisi, taklit edilen logo ve ambalajın özellikleri, tescil başvurusunun zamanlaması ve yabancı şirketin Türkiye’ye girişini engelleme girişimleri birlikte değerlendirilebilir. Ancak yabancı ülkede aynı ibarenin tescilli olması, başlı başına kötü niyetin kanıtı değildir. İspatın kapsamı ve kötü niyetin sonuçları, kötü niyetli marka tescili konusunun merkezindedir.
Marka hakkından bağımsız koşulları varsa, yanıltıcı ticari davranışlar ve başkasının emeğinden dürüstlük kuralına aykırı yararlanma, Türk Ticaret Kanunu’nun haksız rekabet hükümleri açısından da değerlendirilebilir. Ancak haksız rekabet, her tescilsiz yabancı markaya kendiliğinden tescilli marka düzeyinde tekel koruması tanıyan bir kestirme yol değildir. Marka ihlali ve haksız rekabet arasındaki taleplerin ayrımı, somut fiile göre yapılmalıdır.
Tanınmışlığın Türkiye Bakımından İspatı ve Yargı Kararları
Yabancı markanın dünya çapında reklam yapması, çok sayıda ülkede tescil edilmesi veya menşe ülkede pazar lideri olması önemli birer veri olabilir; ancak Türkiye’deki ilgili tüketici veya sektör çevresinin işareti tanıyıp tanımadığı ayrıca incelenir. Deliller, özellikle karşı çıkılan Türk marka başvurusunun yapıldığı tarih bakımından tarihsel bir kesit oluşturmalıdır. Sonradan gelişen tanınmışlık, önceki tarihte kendiliğinden var kabul edilemez.
- Türkiye’ye yönelik tarihli reklam ve kampanya belgeleri, Türkçe içerikler ve erişim verileri;
- Türkiye’deki satış, ithalat, bayi, distribütör ve ticari görüşme kayıtları;
- Markanın ilgili sektördeki bilinirliğini ortaya koyan güvenilir pazar araştırmaları;
- Markanın kullanım süresi, coğrafi yaygınlığı, yatırım ve reklam harcamaları;
- İlgili ülkelerdeki tescil kayıtları, önceki kararlar ve bunların Türkiye’deki tanınmışlıkla bağlantısı.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30.01.2012 tarihli, E. 2010/8690, K. 2012/991 sayılı kararında, yabancı markanın Türkiye’de kullanılmamış olmasının tanınmışlık değerlendirmesini tek başına bitirmediği; ilgili çevrelerdeki bilinirliğin WIPO’nun tanınmış markalara ilişkin ölçütleri çerçevesinde araştırılması gerektiği belirtilerek eksik incelemeye dayanan hüküm bozulmuştur. Karar, yabancı tescilin otomatik koruma sağladığını değil, tanınmışlık iddiasının uygun delil ve uzman incelemesiyle değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Karar mülga 556 sayılı KHK dönemine ilişkindir; bugün ilgili idari ret zemini SMK m.6/4’tür.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23.05.2024 tarihli, E. 2023/1490, K. 2024/4262 sayılı kararında ise yabancı markanın Türkiye bakımından ileri sürülen önceki hak, benzer mal/hizmet ve kötü niyet koşullarının somut delillerle kanıtlanmadığı bir uyuşmazlıkta davanın reddi sonucuna ulaşan karar onanmıştır. Daire, yalnız yabancı ülkelerdeki tescillere ve benzer başvurulara dayanılarak kötü niyetin kabul edilmesini yeterli görmeyen değerlendirmeyi usul ve yasaya uygun bulmuştur. Dolayısıyla olumlu ve olumsuz sonuçlar, delillerin konusu ve ispatlanması gereken tarihe göre farklılaşabilir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 05.10.2023 tarihli, E. 2021/2103, K. 2023/1385 sayılı kararında, kozmetik sektöründe taraflar arasında faaliyet ve ürün örtüşmesi, işaretin yazı ve tasarım unsurlarındaki aynılık ve davalının önceki yabancı markadan haberdar olmasına rağmen Türkiye’deki ticareti engelleme girişimi birlikte değerlendirilmiş; kötü niyetli tescile ilişkin ilk derece kabulüne karşı istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir. Bu karar da salt yabancı tescili değil, başvurunun yapıldığı andaki davranış ve ilişkiyi esas alır.
Yabancı Hak Sahibinin Temsili, Belgeleri ve İzin İlişkileri
TÜRKPATENT önünde marka vekili zorunluluğu
SMK m.160/3’e göre yerleşim yeri yurt dışında bulunan kişiler, TÜRKPATENT nezdinde ancak marka veya patent vekilleri tarafından temsil edilir. Marka işlemlerinde ilgili sicile kayıtlı marka vekiliyle çalışılması gerekir. Kanun, vekille temsil edilmeksizin asil tarafından yapılan işlemlerin yapılmamış sayılacağını açıkça düzenler. Vekil tayin edilmesi hâlinde işlemler vekil aracılığıyla yürütülür ve vekile yapılan tebligat asile yapılmış sayılır (SMK m.160/4).
Buradaki zorunluluk uyruktan ziyade yurt dışında yerleşik olma durumuna bağlanmıştır. Türkiye’de yerleşik bir yabancı ile yurt dışında yerleşik bir Türk vatandaşı bu nedenle aynı temsil rejiminde değerlendirilmeyebilir. Ayrıca Kurum işlemlerindeki marka vekilliği ile mahkemede tarafı temsil eden avukatlık birbirine karıştırılmamalıdır.
Hak sahipliği ve yetki belgelerinde neler kontrol edilir?
Yabancı hak sahibinin başvuru, itiraz veya dava hazırlığında aşağıdaki belgeler, somut uyuşmazlığa uygun ölçüde önem kazanır:
- Yabancı şirketin varlığı, güncel unvanı ve temsil yetkisini gösteren resmî kayıtlar;
- Yabancı tescil veya başvuruların numarası, sahibi, tarihleri, mal/hizmet kapsamı ve varsa Türkiye’ye yönelik Madrid kayıtları;
- Marka haklarının devir, birleşme, unvan değişikliği veya lisans yoluyla el değiştirmiş olması hâlinde hak sahipliği zinciri;
- Türkiye’deki distribütör, acente, ithalatçı veya üreticiye verilen kullanım, başvuru veya dava takip izinlerinin kapsamı;
- Başvuruya, Kurum işlemine veya yargılamaya özgü temsil yetkisi ve gerekiyorsa belgelerin usulüne uygun tercüme ve onay işlemleri.
Türkiye’deki distribütörün yabancı marka sahibine ait ürünleri satması, kendisine markayı kendi adına tescil ettirme izni verildiği anlamına gelmez. Aynı şekilde satış yetkisi, markanın mülkiyetini veya otomatik olarak dava açma hakkını devretmez. Lisans ilişkisinden doğan dava yetkisi bakımından SMK m.158’in özel şartları gündeme gelir; ayrıntılı inceleme için lisans alanın dava hakkı sayfasına bakılabilir.
Yabancı şirketin markayı Türkiye’de sahiplenmesi için genel bir yerli ortak veya distribütör izni aranmaz. Ancak belirli ürünlerin ithali, satışı, etiketlenmesi veya piyasaya arzı bakımından sektörel izinler bulunabilir; bu idari izinler marka hakkının kazanılmasından ayrı yükümlülüklerdir. Bir ürünün ithalat iznine sahip olmak da markayı kullanma izninin bulunduğunu tek başına kanıtlamaz. Orijinal ürünün yetkili dolaşımı ile markanın tescil durumu karıştırılmamalı; marka hakkının tükenmesi ve paralel ithalat ayrı şartlara göre incelenmelidir.
Üçüncü Kişinin Başvurusuna İtiraz ve Tescilli Markanın Hükümsüzlüğü
Yabancı marka sahibinin işaretini Türkiye’de başka bir kişi adına görmesi hâlinde, öncelikle işlem dosyasının durumuna bakılır. Başvuru henüz yayımlanmışsa, SMK m.18 uyarınca yayımdan itibaren iki ay içinde ilgili kişi tarafından gerekçeli yayıma itiraz yapılabilir. Yabancı hak sahibinin itirazının m.6/2, m.6/3, m.6/4 veya m.6/9 gibi hangi hukuki sebebe dayandığı ayrı ayrı gösterilmeli; yalnızca yabancı tescil belgesi eklemekle yetinilmemelidir. İdari aşamanın genel kuralları marka başvurusuna itiraz incelemesinde açıklanır.
Marka üçüncü kişi adına zaten tescil edilmişse, şartları oluştuğunda SMK m.25 uyarınca marka hükümsüzlüğü davası gündeme gelir. Hükümsüzlük, tescilin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin bir yargısal yoldur. Yayıma itiraz süresinin geçirilmiş olması, her durumda hükümsüzlük davası açılmasını engellemez; ancak dayanılan sebebe, sessiz kalma nedeniyle hak kaybına ve somut koşullara göre ayrıca inceleme gerekir. Usul ve kararın etkileri marka hükümsüzlüğü davası başlığında ele alınır.
Bu aşamada önceki yabancı tescil, Türkiye’deki tanınmışlık, önceki kullanım ve kötü niyet tek bir delil kümesi olarak değil, her biri farklı şartlara sahip hukuki iddialar olarak yapılandırılmalıdır. Örneğin yabancı şirketle tescil sahibinin yıllarca süren distribütörlük ilişkisi kötü niyet veya ticari temsilcilik iddiasını güçlendirebilir; ancak aynı ilişki otomatik olarak markanın Paris Sözleşmesi anlamında tanınmışlığını ispatlamaz.
Yabancı Marka Sahibinin Türkiye’de Dava Açması
Hangi talepler ileri sürülebilir?
Türkiye’de geçerli tescile dayalı hakkı bulunan yabancı marka sahibi, ihlal hâlinde Türk hak sahipleri gibi SMK m.149 kapsamındaki talepler için yargı yoluna başvurabilir. İhlalin tespiti, önlenmesi ve durdurulması ile koşulları oluştuğunda tazminat, ürünlere ilişkin tedbirler ve diğer hukuki sonuçlar talep edilebilir. Taleplerin kapsamı ve ispat yükü marka hakkına tecavüz davası, marka tecavüzünde tazminat ve marka hukukunda ihtiyati tedbir başlıklarında ayrıntılı olarak açıklanır.
Henüz Türkiye’de tescilli bir marka hakkına dayanılamayan durumlarda ise, markanın tanınmışlığına veya önceki kullanıma ilişkin koşullardan hareketle ilgili başvurulara itiraz ya da hükümsüzlük talebi; ayrıca somut fiilin özelliklerine göre haksız rekabet gibi ayrı hukuki dayanaklar değerlendirilir. Her yabancı tescil belgesinin doğrudan marka tecavüzü davası açmaya yeterli olduğu kabul edilemez.
Görevli mahkeme ve Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması
SMK m.156 uyarınca marka hukukundan kaynaklanan hukuk davalarında görevli mahkeme fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesidir; bu mahkemenin kurulmadığı yerlerde kanundaki görevlendirme esasları çerçevesinde asliye hukuk mahkemeleri görev yapar. TÜRKPATENT kararlarına karşı açılacak davalar bakımından Ankara Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin özel görevi ve yetkisi vardır (m.156/2).
Yabancı marka sahibinin Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması hâlinde m.156/4, davanın açıldığı tarihte sicilde kayıtlı vekilin işyerinin bulunduğu yer; vekillik kaydı silinmişse Kurum merkezinin bulunduğu yer bakımından özel yetki kuralı getirir. Bu nedenle dava dilekçesinde yalnız şirketin yurt dışı merkez adresine göre yetki belirlemek doğru olmaz. Çok ülkeli ihlalde uygulanacak hukuk ve milletlerarası yetki gibi daha geniş meseleler, sınır ötesi fikrî hak ihlalinde yetki ve uygulanacak hukuk başlığının konusudur.
Yabancı davacının teminat yükümlülüğü
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun m.48, Türk mahkemesinde dava açan veya davaya katılan yabancı gerçek ve tüzel kişiler bakımından yargılama giderleri ve karşı tarafın muhtemel zararları için teminat rejimi öngörür. Bununla birlikte aynı maddenin ikinci fıkrası, karşılıklılık varsa teminattan muaf tutulmayı düzenler. İlgili uluslararası sözleşmeler, kanuni veya fiilî karşılıklılık ve kişinin hukuki durumu incelenmeden her yabancı davacıdan mutlaka teminat alınacağı söylenemez.
Teminat yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı ve muafiyet, marka hakkının esasından ayrı bir usul sorunudur. Mahkemece teminata karar verilirse buna ilişkin usuli yükümlülükler zamanında yerine getirilmelidir. Yabancı hak sahibinin korumadan yararlanabilmesi ile davada teminattan muaf olması iki farklı hukuki meseledir. 5718 sayılı Kanun m.48’in metni ve uygulaması için Adalet Bakanlığı mevzuat ve içtihat sistemindeki karara bakılabilir.
Uygulama Örneği ve Kontrol Listesi
Fransa’da uzun süredir kullanılan ve tescilli olan bir kozmetik markasının Türkiye’de henüz ulusal tescili bulunmadığını varsayalım. Türk bir dağıtıcı, iş ilişkisi sırasında öğrendiği aynı işareti kendi adına tescil ettirmek için başvurmuş olsun. Yabancı işletmenin yalnız Fransa’daki tescil belgesini göstermesi ile Türkiye’de otomatik hak sahipliği kanıtlanmış olmaz. Bununla birlikte önceki dağıtım sözleşmeleri, siparişler, marka görselleri, tarafların yazışmaları ve başvurunun zamanlaması SMK m.6/2 ve m.6/9 bakımından önem taşıyabilir. Türkiye’deki sektörel tanınmışlık ayrıca ispatlanırsa m.6/4 de gündeme gelebilir.
Bu tür bir dosyada pratik kontrol sırası şöyledir:
- Türkiye statüsü: TÜRKPATENT sicilinde ulusal başvuru/tescil ve WIPO kayıtlarında Türkiye belirlemesi var mı?
- Öncelik: İlk yabancı ve Türk başvurularının tarihleri, varsa rüçhan ve işaretin mal/hizmet kapsamı nedir?
- Hak sahibi: Yabancı sicildeki kişi ile Türkiye’de işlem yapacak veya dava açacak kişi aynı mı; devir ve lisans zinciri belgeli mi?
- İstisnai hak: Türkiye’deki önceki kullanım, ilgili çevrede tanınmışlık, temsilcilik ilişkisi veya kötü niyet hangi delillerle ileri sürülebilir?
- Usul: İtiraz veya dava süresi, kayıtlı marka vekili, tebligat ve yabancı davacı teminatı bakımından eksiklik var mı?
Türkiye’de pazar araştırması yapılırken yalnız aynı işaret değil, benzer mal ve hizmetlerdeki önceki markalar da incelenmelidir. Başvuru öncesi tarama ve risk yönetimi, sonradan açılabilecek hükümsüzlük davasının yerine geçmez; ancak hukuki ve ticari maliyetlerin önceden görülmesine yardımcı olur. Daha geniş uluslararası portföy planlaması ise uluslararası fikrî mülkiyet koruma stratejisi kapsamında ele alınabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
1. ABD’de tescilli marka Türkiye’de geçerli midir?
Yalnızca ABD’de tescil, Türkiye’de otomatik tescil veya münhasır marka hakkı sağlamaz. Türkiye’ye yönelik ulusal başvuru ya da geçerli Madrid koruması ayrıca aranır. Paris Sözleşmesi anlamında tanınmışlık veya diğer özel hukuki dayanaklar varsa bunların koşulları ayrı değerlendirilir.
2. Avrupa Birliği marka tescili Türkiye’yi kapsar mı?
Hayır. EUIPO nezdindeki Avrupa Birliği marka tescilinin coğrafi kapsamına Türkiye dahil değildir. Türkiye’de ayrıca koruma sağlanmalıdır.
3. Yabancı şirket Türkiye’de şirket kurmadan marka tescil ettirebilir mi?
Evet. SMK m.3 kapsamına giren yabancı kişi ve şirketler, Türkiye’de ayrı bir şirket kurmaksızın başvurabilir. Yurt dışında yerleşik kişiler, TÜRKPATENT işlemlerinde SMK m.160/3 uyarınca vekille temsil edilmelidir.
4. Türkiye’de hiç kullanılmamış yabancı marka tanınmış marka olabilir mi?
Türkiye’de fiilî kullanım bulunmaması tek başına tanınmışlık iddiasını dışlamaz. Bununla birlikte ilgili çevrede Türkiye bakımından tanınmışlık düzeyine ulaşıldığı, ilgili tarihe ilişkin delillerle kanıtlanmalıdır. Yurt dışında çok sayıda tescil bulunması tek başına yeterli değildir.
5. Türkiye’de markayı distribütör kendi adına tescil ettirmişse ne yapılabilir?
Önce distribütörün tescil yetkisi bulunup bulunmadığı, sözleşme ve yazışmalardan araştırılır. Başvuru aşamasında SMK m.6/2 veya m.6/9 kapsamında itiraz; tescil sonrasında koşulları varsa hükümsüzlük davası değerlendirilebilir. Hukuki yol, başvurunun durumuna ve somut belgelere bağlıdır.
6. Yurt dışındaki ilk başvurudan kaç ay sonra Türkiye’de rüçhan istenebilir?
Şartları taşıyan yabancı marka başvurusundan itibaren altı ay içinde Türkiye’de rüçhanlı başvuru yapılabilir. Rüçhan talebinin başvuruda belirtilmesi ve belgenin SMK m.13’teki üç aylık süre içerisinde sunulması ayrıca gerekir.
7. Yabancı marka sahibi Türkiye’de dava açarken teminat yatırmak zorunda mıdır?
5718 sayılı Kanun m.48’de yabancı davacılar için teminat düzenlenmiştir. Ancak sözleşmesel, kanuni veya fiilî karşılıklılık ve ilgili muafiyet şartları varsa teminat aranmayabilir. Somut kişinin uyruğu, hukuki durumu ve uygulanabilir anlaşmalar denetlenmelidir.
Sonuç
Yabancı markaların Türkiye’de korunması bakımından belirleyici soru, markanın nerede doğduğu değil, Türkiye’de hangi hukuki dayanağa ve hangi delillere dayanılarak korunacağıdır. Normal yol ulusal tescil veya Türkiye’yi kapsayan uluslararası tescildir. Tescil bulunmadığında Paris Sözleşmesi anlamında tanınmışlık, önceki kullanım, ticari temsilcinin izinsiz başvurusu ve kötü niyet iddiaları kendi şartları içinde ileri sürülebilir. Başvuru öncesi hak sahipliği araştırması, sürelerin takibi, yurt dışı yerleşik kişiler için vekil tayini ve uyuşmazlığın doğru hukuki sebebe bağlanması, korunmanın etkinliği açısından önemlidir. Somut dosyanın Türkiye’deki marka tescili ve hukuki süreçleri bakımından marka tescili ve uyuşmazlıklarına ilişkin hukuki hizmetler değerlendirilebilir.
Yazar: Avukat Fatih Sefer