Marka tecavüzünde tazminat, marka hakkına hukuka aykırı müdahale nedeniyle hak sahibinin uğradığı fiili kaybın ve yoksun kaldığı kazancın giderilmesidir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m.150-151 uyarınca yoksun kalınan kazanç, hak sahibinin seçimine bağlı üç yöntemden biriyle hesaplanır: tecavüz olmasaydı elde edilebilecek muhtemel gelir, tecavüz edenin elde ettiği net kazanç veya hukuka uygun bir lisans verilseydi ödenecek lisans bedeli. Hesaplama yönteminin seçimi, sunulacak ticari deliller, ihlalin süresi ve markanın ekonomik önemi tazminat miktarını doğrudan etkiler. Bu incelemede maddi tazminatın şartları, üç hesaplama yönteminin uygulaması, ispat sorunları ve dava usulü ele alınmaktadır.
- Marka Tecavüzünde Tazminatın Hukuki Dayanağı
- Maddi Tazminatın Şartları ve Zarar Türleri
- Üç Hesaplama Yöntemi ve Seçim Hakkı
- Birinci Yöntem: Hak Sahibinin Muhtemel Geliri
- İkinci Yöntem: Tecavüz Edenin Net Kazancı
- Üçüncü Yöntem: Varsayımsal Lisans Bedeli
- Markanın Ekonomik Önemi ve Hakkaniyet Payı
- Tazminat Hesabında Deliller ve Ticari Defterler
- Zararın Tam Hesaplanamaması ve Bilirkişi İncelemesi
- Birden Fazla Fail ve Lisans Alanın Durumu
- Tazminat Talebine Karşı İtiraz ve Savunmalar
- Kısmi Dava, Arabuluculuk ve Yargılama
- Faiz ve Zamanaşımı
- İtibar, Manevi Tazminat ve Diğer Haklarla İlişki
- Sıkça Sorulan Sorular
- Sonuç
Marka Tecavüzünde Tazminatın Hukuki Dayanağı
Marka hakkına tecavüz nedeniyle maddi tazminat istenebilmesinin temel dayanakları SMK m.149/1-ç, m.150 ve m.151 hükümleridir. SMK m.149/1-ç, sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibine tecavüzün kaldırılmasıyla birlikte maddi ve manevi zararının tazminini talep etme hakkı tanır. SMK m.150/1 ise tecavüz sayılan fiilleri işleyen kişilerin hak sahibinin zararını tazmin etmekle yükümlü olduğunu düzenler.
SMK m.151/1: Hak sahibinin uğradığı zarar, fiili kaybı ve yoksun kalınan kazancı kapsar.
SMK m.151/2: Yoksun kalınan kazanç, zarar gören hak sahibinin seçimine bağlı olarak muhtemel gelir, tecavüz edenin net kazancı veya varsayımsal lisans bedeli yöntemlerinden biriyle hesaplanır.
SMK m.151/3: Hesaplamada hakkın ekonomik önemi, lisansların sayısı, süresi ve çeşidi ile ihlalin nitelik ve boyutu gibi etkenler dikkate alınır.
Bu düzenlemeler, marka sahibine yalnızca izinsiz kullanımın durdurulmasını değil, geçmişte meydana gelen ekonomik kayıpların giderilmesini de isteme imkânı sağlar. Bununla birlikte tecavüzün gerçekleşmesi, ileri sürülen her tutarda maddi tazminata kendiliğinden hükmedilmesini gerektirmez. Tecavüz oluşturan fiil, sorumluluğun diğer şartları, zarar ve uygun illiyet bağı somut uyuşmazlık çerçevesinde değerlendirilir.
Öncelikle bir marka hakkına tecavüz sayılan fiilin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. İşaretin markasal kullanımı, tescilin sağladığı yetkilerin sınırı ve üçüncü kişinin kullanımının hukuki niteliği bakımından marka hakkının kapsamı esas alınır.
Her izinsiz görünen kullanım tazminat sorumluluğu doğurmaz. SMK m.7/5 kapsamındaki dürüst kullanım istisnaları veya SMK m.152’de düzenlenen marka hakkının tükenmesi gibi savunmalar, somut fiilin tecavüz oluşturup oluşturmadığını etkileyebilir.
Maddi tazminatın hesaplanmasına ilişkin bu inceleme, tecavüzün tespiti, önlenmesi ve kaldırılması gibi diğer taleplerin ayrıntılı usulünü kapsamaz. Bu konular marka hakkına tecavüz davası kapsamında ayrıca değerlendirilir.
Maddi Tazminatın Şartları ve Zarar Türleri
Marka hakkına tecavüzün önlenmesi veya durdurulması taleplerinde hukuka aykırı müdahalenin objektif varlığı önem taşırken, maddi tazminat bakımından genel sorumluluk hukukunun koşulları da değerlendirilir. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m.49 ve devamı hükümleri uyarınca kusur, zarar ve uygun illiyet bağı önemlidir.
Tazminat talebinin incelenmesinde şu hususlar birbirinden ayrılmalıdır:
- Korunan hak: Davacının ilgili dönemde korunabilir marka hakkına veya kanunen dava açma yetkisine sahip olması.
- Hukuka aykırı fiil: Davalıya isnat edilen kullanımın marka hakkına tecavüz oluşturması.
- Kusur: Tazminat yükümlüsünün somut olayda kast veya ihmalinin bulunması; gerekli özeni gösterip göstermediğinin değerlendirilmesi.
- Zarar: Fiili kaybın veya yoksun kalınan kazancın kanuni hesaplama esaslarına göre ortaya konulması.
- İlliyet bağı: Talep edilen ekonomik sonucun tecavüz fiiliyle hukuken bağlantılı olması.
SMK m.151/1, maddi zararı iki ana kategoriye ayırır.
Fiili Kayıp Nedir?
Fiili kayıp, hukuka aykırı müdahale nedeniyle hak sahibinin mevcut malvarlığında meydana gelen azalmadır. Tecavüzün etkilerini gidermek amacıyla zorunlu olarak yapılan ve zararla uygun illiyet bağı bulunan harcamalar bu kapsamda değerlendirilebilir.
Örneğin ihlalin yarattığı doğrudan ekonomik sonuçları gidermek için yapılan belgelendirilmiş harcamalar veya tecavüz nedeniyle değerini kaybeden stoklar somut olayın özelliklerine göre fiili zarar oluşturabilir.
Ancak her gider otomatik olarak maddi tazminat kalemi değildir. Noter masrafı, delil tespiti harcı, bilirkişi gideri ve vekâlet ücreti gibi yargılamayla bağlantılı giderlerin öncelikle usul hukukundaki yargılama giderleri rejimi bakımından değerlendirilmesi gerekir. Aynı harcamanın ayrıca zarar kalemi sayılması mükerrer karşılamaya yol açmamalıdır.
Yoksun Kalınan Kazanç Nedir?
Yoksun kalınan kazanç, marka hakkına tecavüz gerçekleşmeseydi hak sahibinin elde edebileceği ekonomik yararın elde edilememesidir. Hak sahibinin satışlarının azalması, müşteri çevresinin kaybedilmesi veya markadan elde edilebilecek gelirlerin hukuka aykırı kullanım nedeniyle gerçekleşmemesi bu zarar türüyle bağlantılıdır.
Fiili kayıp ile yoksun kalınan kazanç birlikte istenebilir. Bununla birlikte aynı ekonomik kayıp, farklı isimlerle birden fazla kez hesaplanamaz.
Özellikle taklit ürünlerin piyasaya sürülmesi, e-ticarette izinsiz markasal satışlar veya markasal ambalaj taklidi gibi olaylarda satış hacmi ve ürün miktarı hesabın önemli verileri olabilir. Buna karşılık arama reklamlarında marka kullanımı gibi uyuşmazlıklarda müşteri yönlendirmesi, reklam performansı ve hizmet gelirleri daha fazla önem kazanabilir.
Üç Hesaplama Yöntemi ve Seçim Hakkı
SMK m.151/2, yoksun kalınan kazancın hesaplanmasını hak sahibinin tercihine bırakır. Bu üç yöntem aynı zarar kategorisinin değerlendirilmesine yönelik alternatiflerdir. Hak sahibi, aynı yoksun kalınan kazanç için üç yöntemin sonuçlarını toplayarak tazminat elde edemez.
| Yöntem | Hesabın odağı | Başlıca deliller |
|---|---|---|
| SMK m.151/2-a Muhtemel gelir | Tecavüz olmasaydı hak sahibinin elde edebileceği gelir | Hak sahibinin satışları, üretim kapasitesi, kâr marjı ve pazar verileri |
| SMK m.151/2-b Net kazanç | Tecavüz edenin ihlalden elde ettiği net ekonomik kazanç | Davalının satış kayıtları, faturaları, maliyet belgeleri ve ticari defterleri |
| SMK m.151/2-c Lisans bedeli | Hukuka uygun lisans verilseydi ödenmesi gereken bedel | Emsal lisanslar, lisans oranları, satış hacmi ve marka değeri |
Hesaplama Yöntemi Dava Sırasında Değiştirilebilir mi?
Yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında yöntem seçimi, uygulamada yenilik doğurucu nitelikte bir seçimlik hak olarak değerlendirilmektedir. Seçimin açık biçimde kullanılması, sonraki aşamalarda farklı bir yönteme geçilmesi bakımından önemli sınırlar doğurur.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.11.2024 tarihli, E.2024/145, K.2024/8378 sayılı kararı, hesaplama yönteminin seçilmesini yenilik doğurucu hak olarak değerlendirmiştir. Kararda, lisans bedeli yönteminin seçilmesinden sonra ıslah yoluyla tecavüz edenin kazancı yöntemine geçilmesinin kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Karara konu uyuşmazlık mülga 556 sayılı KHK dönemine ilişkin olmakla birlikte seçim hakkının niteliği bakımından aynı sistematik önem taşımaktadır.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 13.06.2024 tarihli, E.2021/1958, K.2024/1208 sayılı kararında da seçimlik hakkın bir kez kullanılmakla tükenen niteliği vurgulanmıştır.
Bu nedenle dava dilekçesinde hangi hesaplama yöntemine dayanıldığının açıkça belirtilmesi önemlidir. Tazminat tutarının sonradan artırılması ile seçilmiş hesaplama yönteminin değiştirilmesi birbirinden farklı işlemlerdir.
Davacı Yöntem Belirtmemişse Ne Olur?
Davacı maddi tazminat talep etmiş ancak SMK m.151/2’deki yöntemlerden hangisini seçtiğini açıklamamışsa, HMK m.31’de düzenlenen hâkimin davayı aydınlatma ödevi gündeme gelebilir. Mahkeme, maddi veya hukuki açıdan belirsiz hususların açıklanmasını isteyebilir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.02.2024 tarihli, E.2022/5205, K.2024/1610 sayılı kararında, maddi tazminat talebinin dayanaklarının ve ilgili delillerin yeterince açıklığa kavuşturulmadan değerlendirilmesi üzerinde durulmuştur. Uyuşmazlıkta marka tecavüzü ile haksız rekabetin hukuki nitelendirilmesi de önem taşımıştır.
Hâkimin aydınlatma ödevi, hak sahibine ait seçim hakkının mahkemece kullanılması anlamına gelmez. Yöntem tercihi, somutlaştırılmış talep ve hukuki dayanak çerçevesinde belirlenmelidir.
Birinci Yöntem: Tecavüz Olmasaydı Hak Sahibinin Elde Edebileceği Muhtemel Gelir
SMK m.151/2-a uyarınca yoksun kalınan kazanç, tecavüz edenin rekabeti bulunmasaydı hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir üzerinden hesaplanabilir.
Bu yöntem, marka sahibinin kendi ticari faaliyetlerine odaklanır. Hesaplamada davalının satışlarının tamamının doğrudan hak sahibine geçeceği varsayılamaz. Çünkü tecavüz edenin sattığı her ürün, ihlal gerçekleşmeseydi mutlaka marka sahibinden satın alınacak değildir.
Muhtemel gelir hesabında başlıca şu veriler incelenir:
- Hak sahibinin ihlalden önceki ve ihlal dönemindeki satış miktarı ve cirosu.
- İlgili ürün veya hizmet bakımından gerçekleşen net kâr marjı.
- Üretim kapasitesi, tedarik imkânları ve dağıtım ağı.
- Ürünün ilgili pazardaki talep durumu ve tüketici kitlesi.
- İhlalin meydana geldiği coğrafi ve ticari pazar.
- Aynı dönemde satışları etkileyebilecek ekonomik koşullar ve meşru rakip faaliyetleri.
Örneğin hak sahibinin ihlalden önce belirli bir bölgede düzenli satış yaptığı, daha sonra aynı pazarda taklit ürünlerin yoğun biçimde satılmasıyla satışlarının düştüğü ileri sürülüyorsa, bu iki olgu arasındaki ekonomik bağlantı araştırılır. Düşüşün yalnızca taklit ürünlerden mi, yoksa fiyat değişikliği, tedarik sorunu veya genel pazar daralmasından mı kaynaklandığı belirlenmelidir.
Hesaplama, ticari verilere dayalı bir karşılaştırma gerektirir. İhlal olmasaydı gerçekleşmesi makul görülen satış hacmi ve bu satışlardan elde edilecek kazanç tespit edilir. Hesapta varsayımlar kullanılması mümkün olmakla birlikte varsayımların somut delillerle desteklenmesi gerekir.
Bu yöntemin temel riski, hak sahibinin fiilen gerçekleştiremeyeceği satışları veya gerçekçi olmayan kâr oranlarını zarar olarak ileri sürmesidir. Bilirkişi incelemesinin varsayımsal kazancı objektif ticari kapasiteyle ilişkilendirmesi gerekir.
İkinci Yöntem: Tecavüz Edenin Elde Ettiği Net Kazanç
SMK m.151/2-b, hak sahibine yoksun kalınan kazancının tecavüz edenin elde ettiği net kazanç üzerinden hesaplanmasını isteme imkânı verir.
Bu yöntemde davacının kendi satış kayıplarından ziyade davalının ihlale konu faaliyetinden sağladığı ekonomik sonuç araştırılır. Özellikle davalının çok sayıda taklit ürün sattığı, buna karşılık marka sahibinin kendi satış kaybını kesin olarak ortaya koymakta güçlük çektiği uyuşmazlıklarda bu yöntem önem kazanabilir.
Net Kazanç Nasıl Hesaplanır?
Kanun açıkça net kazancı esas aldığından, davalının toplam satış hasılatı doğrudan tazminat tutarı olarak kabul edilemez. Öncelikle ihlale konu satışların belirlenmesi, ardından bu satışlarla bağlantılı ve hukuken indirilebilir maliyetlerin ayrıştırılması gerekir.
Genel hesaplama yaklaşımı şöyledir:
İhlale konu satışlardan elde edilen hasılat − kabul edilebilir doğrudan maliyetler = ihlalden kaynaklanan net kazanç.
Bu formül muhasebe incelemesinin başlangıç çerçevesidir. Nihai tutar, SMK m.151/3-4 ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilir.
Doğrudan üretim veya temin giderleri, hammadde, ilgili ürünün üretiminde kullanılan işçilik ve satışla doğrudan bağlantılı bazı giderler hesapta dikkate alınabilir.
Buna karşılık ihlalli satışlarla doğrudan bağlantısı bulunmayan genel yönetim giderlerinin otomatik olarak net kazançtan düşülmesi doğru değildir. Davalı işletmenin bütün faaliyetlerine ilişkin kira, genel idari personel, finansman veya diğer işletme giderlerinin tecavüze konu ürünlere hangi ölçüde yüklenebileceği ayrıca incelenmelidir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 13.05.2026 tarihli, E.2025/155, K.2026/762 sayılı kararında, SMK m.151/2-b kapsamında üretim maliyetleri düşülerek belirlenen net kazançtan genel giderlerin ayrıca indirilmemesinde hukuka aykırılık bulunmadığı ifade edilmiştir. Bunun yanında hükmedilecek tutar bakımından SMK m.151/3’teki ekonomik etkenlerin değerlendirilmesi gereği de ele alınmıştır.
Bu nedenle net kazanç hesabı, bütün işletme kârının doğrudan marka tecavüzünden kaynaklandığı varsayımı üzerine kurulamaz. İhlalli faaliyetle bağlantılı gelirlerin belirlenmesi ve bu gelirlere ilişkin maliyetlerin denetlenmesi gerekir.
Tecavüz Edenin Kazancı Hak Sahibinin Satış Kaybından Fazlaysa
SMK m.151/2-b’nin ayırt edici yönü, hesabın hak sahibinin kaçırdığı varsayımsal satışlarla sınırlı olmamasıdır. Kanun, tecavüz edenin elde ettiği net kazancı bağımsız bir değerlendirme yöntemi olarak kabul etmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 11.02.2025 tarihli, E.2024/176, K.2025/42 sayılı norm denetimi kararında, SMK m.151/2-b kapsamındaki net kazanç yönteminin caydırıcılık işlevi incelenmiştir. Mahkeme, sınai mülkiyet ihlallerine bağlanan mali sonuçların yalnızca fiili zararın karşılanmasıyla sınırlı olmak zorunda olmadığını, ancak yüklenen külfetin ölçülülük ilkesi bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Bu yaklaşım, net kazanç yönteminin hak sahibinin kendi satış kaybını birebir kanıtlama zorunluluğundan ayrıldığını gösterir. Bununla birlikte davalının işletmesinin bütün kazancı veya ihlalle ilgisiz gelirleri tazminata esas alınamaz. İhlale konu kazancın kapsamı ve uygulanacak diğer kanuni ölçütler ayrıca belirlenmelidir.
Üçüncü Yöntem: Varsayımsal Lisans Bedeli
SMK m.151/2-c uyarınca yoksun kalınan kazanç, tecavüz edenin marka hakkını bir lisans sözleşmesiyle hukuka uygun kullanmış olması hâlinde ödemesi gereken lisans bedeli üzerinden hesaplanabilir.
Bu yöntem için taraflar arasında gerçekten kurulmuş bir lisans sözleşmesi bulunması zorunlu değildir. Amaç, hukuka aykırı kullanım yerine ticari şartlara uygun bir lisans verilseydi ne kadar bedel ödeneceğini belirlemektir.
Varsayımsal lisans bedelinin tespitinde marka lisans sözleşmelerinin ticari yapısı ve lisans türlerinin ekonomik farklılıkları dikkate alınabilir.
Emsal Lisans Sözleşmesi Yoksa Ne Olur?
İlk aşamada marka sahibinin mevcut veya geçmiş lisans sözleşmeleri incelenebilir. Bu sözleşmelerin markası, ürün grubu, coğrafi kapsamı, süresi, münhasırlık şartları ve ödeme modeli uyuşmazlığa uygun olmalıdır.
Emsal sözleşme bulunmaması tazminat talebinin kendiliğinden reddini gerektirmez.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.02.2024 tarihli, E.2023/2769, K.2024/1504 sayılı kararında, emsal lisans sözleşmelerinin ilgili ticaret odası veya meslek kuruluşlarından araştırılması, emsal bulunamaması durumunda uygun oran ve ticari verilerle lisans bedelinin belirlenmesi yönündeki değerlendirmeler ele alınmıştır.
Hesaplamada özellikle şu etkenler önemlidir:
- Markanın ilgili sektördeki ekonomik değeri ve bilinirliği.
- İhlale konu mal veya hizmetlerin niteliği.
- Lisansın varsayımsal kapsamı ve kullanım süresi.
- Davalının üretim veya satış kapasitesi.
- İlgili pazardaki lisans bedeli uygulamaları.
- Tarafların karşılaştırılabilir lisans ve ticari işlem verileri.
- Varsayımsal kullanımın yaratacağı gelir ve ticari avantaj.
Sadece marka sahibinin yüksek cirosu üzerinden lisans bedeli belirlenmesi, küçük ölçekli bir ihlal için gerçeğe uygun olmayan sonuçlara yol açabilir. Aynı şekilde yalnızca davalının düşük cirosuna bakılarak markanın ekonomik değerinin göz ardı edilmesi de doğru değildir.
Varsayımsal lisans hesabında amaç, somut kullanımın ekonomik değerini ticari ve hukuki bakımdan gerekçeli biçimde belirlemektir. Lisans bedeli hesabının mutlaka tek bir standart yüzde oranına dayanması gerektiği söylenemez.
Markanın Ekonomik Önemi ve Hakkaniyet Payı
SMK m.151/3, yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında sınai mülkiyet hakkının ekonomik öneminin, lisans ilişkilerinin ve ihlalin nitelik ve boyutunun dikkate alınmasını öngörür.
Bunun yanında SMK m.151/4, muhtemel gelir veya tecavüz edenin net kazancı yöntemlerinden birinin seçildiği durumlar için özel bir düzenleme içerir.
SMK m.151/4: Mahkeme, ürüne ilişkin talebin oluşmasında sınai mülkiyet hakkının belirleyici etken olduğu kanaatine varırsa, m.151/2-a veya m.151/2-b yöntemleriyle hesaplanan kazanca hakkaniyete uygun bir payın daha eklenmesine karar verir.
Bu düzenlemede temel mesele, ürünün tüketici tarafından tercih edilmesinde markanın hangi ölçüde belirleyici olduğudur. Örneğin belirli bir markanın bilinirliği ve ticari köken göstergesi olma işlevi, tüketicilerin ürünü satın almasında önemli rol oynayabilir.
Markanın belirleyiciliği araştırılırken ilgili tüketici kitlesinin algısı, ürünün niteliği, markanın sektördeki konumu, geçmiş satışlar, reklam faaliyetleri ve diğer piyasa verileri değerlendirilebilir.
Hakkaniyet payının uygulanması her davada otomatik bir artış yapılacağı anlamına gelmez. Kanunun aradığı belirleyici etki değerlendirilmelidir. Ayrıca bu özel ekleme hükmü, SMK m.151/2-c’deki varsayımsal lisans bedeli yöntemi için öngörülmemiştir.
Hesaplanan tutarın sırf yüksek veya düşük görünmesi, tek başına hukuka aykırılık ya da yeterlilik göstergesi değildir. Tazminatın dayandığı gelirler, maliyetler, kanuni ölçütler ve somut ticari olguların açıklanabilir olması gerekir.
Tazminat Hesabında Deliller ve Ticari Defterler
Marka tecavüzünden doğan maddi tazminat uyuşmazlıklarında en önemli güçlüklerden biri, zararın miktarını belirlemeye elverişli belgelerin çoğunun davalının elinde bulunmasıdır.
SMK m.150/3 bu güçlüğü gidermeye yönelik özel bir düzenleme içerir. Hak sahibi, tazminat davasından önce delillerin tespiti amacıyla veya açılmış tazminat davasında zararının miktarının belirlenebilmesi için, hakkın kullanılmasıyla ilgili belgelerin tazminat yükümlüsü tarafından mahkemeye sunulmasını talep edebilir.
Hangi Belgeler İncelenebilir?
- Satış kayıtları: Faturalar, e-fatura ve e-arşiv kayıtları, satış raporları ve sipariş belgeleri.
- Ticari defterler: Yevmiye defteri, defterikebir ve ilgili muhasebe kayıtları.
- Üretim belgeleri: Hammadde alımları, fason üretim faturaları, kapasite ve stok kayıtları.
- Dağıtım belgeleri: Sevk irsaliyeleri, teslim kayıtları ve ticari sevkiyat bilgileri.
- Dijital satış verileri: Pazaryeri siparişleri, ödeme kayıtları, kampanya raporları ve ilgili satış istatistikleri.
- Hak sahibi kayıtları: Geçmiş satış hacmi, kâr marjı, pazar payı ve karşılaştırılabilir dönem verileri.
- Lisans belgeleri: Emsal lisans sözleşmeleri, royalty ödemeleri ve sözleşme ekleri.
Ticari kayıtların hangi dönemleri ve hangi ürünleri kapsadığı açıkça belirlenmelidir. Davalının bütün şirket faaliyetlerine ilişkin toplam cirosunun, tecavüze konu faaliyetle ayrıştırılmadan hesaplamaya alınması doğru sonuç vermeyebilir.
İnternet ortamında gerçekleşen marka ihlallerinde satış sayfası, ürün bağlantısı, sipariş geçmişi ve platform verilerinin muhafazası ayrıca önem taşır. Bu delillerin elde edilmesi ve korunması marka ihlalinde delil tespiti kapsamında ayrıntılı değerlendirilir. Birden fazla fikrî mülkiyet hakkının aynı olayda ihlal edildiği durumlarda ise haklar arası delil zinciri ayrıca önem kazanabilir.
Davalı Ticari Defterlerini Sunmazsa Ne Olur?
TTK m.4/1-d kapsamında fikrî mülkiyet mevzuatından doğan davaların ticari dava niteliği, ticari defterlerin delil olarak incelenmesini mümkün kılar. HMK m.222/1 uyarınca mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya talep üzerine karar verebilir.
HMK m.220, belge ibrazına ilişkin emre uyulmamasının sonuçlarını düzenler. Mahkemece ibrazına karar verilen belgenin haklı bir neden olmaksızın sunulmaması durumunda, kanuni şartlar çerçevesinde diğer tarafın belgenin içeriğine ilişkin beyanı kabul edilebilir.
HMK m.222/5 ise özel bir durum öngörür: Taraflardan biri, diğer tacirin ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtmesine rağmen tacir defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı isteyen tarafın iddiasını ispat etmiş sayılması sonucu doğabilir.
Bu hükümler birbirinden ayrılmalıdır. Ticari defterlerin sunulmaması her durumda bütün tazminat talebinin otomatik olarak ispatlandığı anlamına gelmez. Hangi belgenin istendiği, ibraz koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği ve hangi vakıanın ispatına ilişkin olduğu incelenir.
HMK m.222/4 uyarınca açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve kayıtları birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları ise sahibi aleyhine delil oluşturur.
Davalının belge sunmaması nedeniyle hesaplamanın kesin yapılamadığı durumlarda, eldeki diğer deliller ve TBK m.50’nin koşulları ayrıca değerlendirilir.
Zarar Tam Olarak Hesaplanamıyorsa Tazminat İstenebilir mi?
Marka tecavüzlerinde ihlalin tam başlangıç tarihi, toplam satış miktarı veya kayıt dışı satışların ekonomik büyüklüğü her zaman kesin biçimde ortaya konulamayabilir.
TBK m.50/1 uyarınca zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Bununla birlikte TBK m.50/2, zarar miktarının tam olarak ispat edilemediği durumlarda hâkime somut koşullara göre takdir yetkisi tanır.
TBK m.50/2: Zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri dikkate alarak zarar miktarını hakkaniyete uygun biçimde belirler.
Bu hüküm, tecavüzün veya zararın varlığı ispat edilmemişken varsayımsal bir tazminat yaratılması anlamına gelmez. Öncelikle sorumluluğun esasını destekleyen somut vakıalar ortaya konulmalıdır.
Zararın varlığı belirlenmiş fakat miktarı tüm araştırmalara rağmen tam hesaplanamamışsa, hâkim mevcut veriler üzerinden gerekçeli bir takdir yapabilir.
Örneğin ihlale konu ürünlerin bir kısmı ele geçirilmiş, belirli satış kanalları tespit edilmiş ve ticari faaliyetin varlığı ortaya konulmuş; ancak geçmiş satışların tamamına ulaşılamamış olabilir. Böyle bir durumda dosyadaki satış kayıtları, stoklar, ticari kapasite ve diğer objektif veriler birlikte değerlendirilir.
Bilirkişi Raporunun Rolü
Maddi tazminat hesabında mali inceleme ve sektörel değerlendirme gerekebileceğinden bilirkişi incelemesi önem taşır.
Bilirkişinin görevi, hukuki sorumluluğa ilişkin nihai kararı vermek değil, mahkemenin belirlediği inceleme konusuna ilişkin özel veya teknik bilgiyi ortaya koymaktır. Raporda hangi hesaplama yönteminin kullanıldığı, hangi verilerin esas alındığı ve hangi maliyetlerin düşüldüğü denetlenebilir biçimde gösterilmelidir.
İncelemede özellikle aşağıdaki hatalardan kaçınılmalıdır:
- Davacının seçmediği bir yönteme göre hesaplama yapılması.
- Brüt ciro ile net kazancın birbirine karıştırılması.
- İhlalli ürünlerle ilgisiz ticari faaliyetlerin hesaba katılması.
- Ürün miktarı ve satış süresinin delilsiz varsayımlara dayanması.
- Emsal lisans oranının somut ticari koşullara uyarlanmaması.
- Aynı zarar kaleminin farklı başlıklarla tekrar hesaplanması.
- SMK m.151/3-4 kapsamındaki etkenlerin değerlendirilmemesi.
HMK m.282 uyarınca hâkim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Rapordaki eksikliklerin giderilmesi için HMK m.281 çerçevesinde ek rapor alınması veya yeni bilirkişi incelemesi yaptırılması gündeme gelebilir.
TBK m.50’ye dayalı hakkaniyet takdiri de mümkün olan teknik incelemelerin yapılması ve mevcut delillerin değerlendirilmesi gereğini ortadan kaldırmaz.
Birden Fazla Failin Sorumluluğu ve Lisans Alanın Durumu
Üretici, Dağıtıcı ve Satıcı Birlikte Sorumlu Olabilir mi?
Marka tecavüzü tek bir kişi tarafından gerçekleştirilebileceği gibi üretici, ithalatçı, dağıtıcı ve satıcıdan oluşan bir ticari faaliyet içinde de meydana gelebilir.
TBK m.61, birden çok kişinin birlikte zarara sebebiyet vermesi veya aynı zarardan çeşitli sebeplerle sorumlu olması durumunda müteselsil sorumluluk hükümlerinin uygulanacağını düzenler.
Bununla birlikte bir kişinin ticari zincirde yer alması, her durumda bütün zarardan otomatik olarak sorumlu tutulması için yeterli değildir. Her davalı bakımından hukuka aykırı fiil, kusur, illiyet bağı ve ileri sürülen zarar yönünden sorumluluk koşulları belirlenmelidir.
Müteselsil sorumluluk koşulları gerçekleşmişse zarar gören, aynı zararın giderilmesini sorumlulardan birinden, birkaçından veya tamamından talep edebilir. Ancak aynı zarar bir kez karşılandığında tekrar tahsil edilemez. Sorumlular arasındaki iç ilişki ve rücu, TBK m.62 çerçevesinde ayrı değerlendirilir.
Fiziksel ürünlerin ithalatı ve sınır aşan ticari dolaşımı söz konusuysa gümrükte marka hakkı koruması da ihlalin durdurulması ve ürünlere ilişkin delillerin elde edilmesi bakımından önem taşıyabilir.
Lisans Alan Maddi Tazminat İsteyebilir mi?
SMK m.158, lisans alanın tecavüz nedeniyle dava açması konusunda özel hükümler içerir. İnhisari lisans alanın dava hakkı ile inhisari olmayan lisans alanın dava açabilmek için yerine getirmesi gereken koşullar farklıdır.
Lisans alanın kendi adına dava açabilmesi, maddi tazminatın kapsamının otomatik olarak marka sahibinin uğrayabileceği bütün zararları içereceği anlamına gelmez. Talep yetkisi, sözleşmenin içeriği, lisans türü ve davacının korunmaya değer ekonomik menfaati ayrıca incelenmelidir.
Bu konu marka lisansı alanın dava açma hakkı başlıklı incelemede ayrıntılı ele alınmaktadır.
Maddi Tazminat Talebine Karşı İtiraz ve Savunmalar
Tazminat davasında davalı yalnızca tecavüz bulunmadığını ileri sürmekle sınırlı değildir. Sorumluluğun koşullarına, hesaplama yöntemine, delillerin güvenilirliğine ve talep edilen tutara ilişkin savunmalar da önem taşır.
Kusur ve İlliyet Bağına İlişkin Savunmalar
Davalı, marka kullanımının hukuka uygun olduğunu, zarar ile fiil arasında illiyet bağı bulunmadığını veya zarar hesabında dış ekonomik nedenlerin göz ardı edildiğini ileri sürebilir.
Örneğin davacının satışlarının azaldığı dönemde üretim kapasitesinin düşmüş olması, ürünün piyasadan çekilmesi veya genel talebin daralması gibi olgular, muhtemel gelir hesabının incelenmesinde önem taşıyabilir.
Bununla birlikte üçüncü kişinin tescilli markaya karşı sorumluluğu, yalnızca markayı bilmediğini veya ürünleri başka bir satıcıdan faturalı satın aldığını söylemesiyle kendiliğinden ortadan kalkmaz. Somut olayda failin hukuki durumu ve göstermesi beklenen özen değerlendirilir.
Markanın Kullanılmaması Tazminatı Etkiler mi?
Marka sahibinin ilgili dönemde markayı fiilen kullanıp kullanmadığı, maddi tazminat hesabında önemli olabilir. Örneğin fiili satış faaliyeti bulunmayan bir hak sahibinin SMK m.151/2-a kapsamında muhtemel gelirini ispatlaması güçleşebilir.
Bununla birlikte SMK m.151/5’te patentin kullanılmamasına ilişkin öngörülen özel lisans bedeli sınırlaması marka bakımından düzenlenmemiştir. Dolayısıyla marka sahibinin fiili kullanımının bulunmaması, tek başına SMK m.151/2’deki üç hesaplama yönteminden yalnızca birinin seçilebileceği anlamına gelmez.
Ancak burada iki farklı mesele ayrılmalıdır: Tazminat yönteminin seçimi ile tecavüz davasında dayanak markanın kullanılmamasına bağlı savunmanın ileri sürülmesi aynı şey değildir.
Davalının marka hakkına tecavüz davasında kullanmama def’i ileri sürmesi, özel şartları altında davanın esasını etkileyebilir. Ayrıca markanın kullanılmaması nedeniyle iptali ayrı bir hukuki mekanizmadır.
Zarar Görenin Davranışı Tazminatı Etkileyebilir mi?
TBK m.52 uyarınca zarar görenin zararın doğmasında veya artmasında etkili olan davranışları, somut şartlarda tazminatın indirilmesi bakımından değerlendirilebilir.
Ancak marka sahibinin her ihlale derhal dava açmamış olması tek başına tazminat hakkını ortadan kaldıran bir durum olarak kabul edilemez. Zararın artmasına etkili belirli bir davranış bulunup bulunmadığı ayrıca araştırılmalıdır.
Maddi Tazminat Davasında Kısmi Dava, Arabuluculuk ve Yargılama
Maddi Tazminat Kısmi Dava Olarak Açılabilir mi?
Marka hakkına tecavüz nedeniyle ileri sürülen maddi tazminat alacağı, niteliği itibarıyla bölünebilir bir para alacağıdır. Bu nedenle HMK m.109 kapsamında kısmi dava açılması mümkün olabilir.
Usul hukuku bakımından 2026 yılında önemli bir değişiklik yapılmıştır. 31.07.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7589 sayılı Kanun ile HMK m.107’de düzenlenen belirsiz alacak davası yürürlükten kaldırılmış, HMK m.109’a yeni bir dördüncü fıkra eklenmiştir.
HMK m.109/4 uyarınca alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım yönünden de dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.
Geçiş hukukunda ise özel bir ayrım vardır. 7589 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin onuncu fıkrası, kaldırılan HMK m.107’nin yürürlükten kaldırılmasından önce açılmış davalar bakımından uygulanmaya devam edeceğini öngörmektedir.
Dolayısıyla 31.07.2026 tarihinden önce açılan belirsiz alacak davaları ile bu tarihten sonra açılacak davalar aynı usul rejimi altında değerlendirilmemelidir. Dava tarihi, talebin niteliği ve ilgili geçiş hükümleri birlikte incelenmelidir.
HMK m.109 kapsamında dava değerinin artırılması, yoksun kalınan kazanç için daha önce açıkça seçilmiş SMK m.151/2 yönteminin serbestçe değiştirilebileceği anlamına gelmez. Talep miktarının artırılması ile hesaplama yönteminin değiştirilmesi farklı hukuki konulardır.
Tazminat Talebinden Önce Arabuluculuk Gerekir mi?
TTK m.4/1-d, fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta öngörülen hususlardan doğan hukuk davalarını kural olarak ticari dava kapsamında düzenler. TTK m.5/A ise konusu bir miktar para olan ticari alacak ve tazminat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasını dava şartı olarak öngörür.
Bu nedenle marka hakkına tecavüzden doğan bağımsız maddi tazminat talebi bakımından dava şartı arabuluculuk değerlendirilmelidir.
Tecavüzün tespiti, önlenmesi ve kaldırılması gibi taleplerle maddi tazminatın aynı davada ileri sürülmesi hâlinde dava şartının kapsamı ve taleplerin birlikte değerlendirilmesi ayrıca önem kazanır.
Bu ayrım marka hakkına tecavüzde arabuluculuk incelemesinin konusudur. Birden fazla fikrî mülkiyet hakkına dayalı karma taleplerde ise karma taleplerde arabuluculuk ayrıca değerlendirilmelidir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
SMK m.156 uyarınca marka hakkına tecavüzden doğan hukuk davalarında görevli mahkeme fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesidir. Bu mahkemenin kurulmadığı yerlerde görevlendirilen asliye hukuk mahkemeleri söz konusu davalara bakar.
Marka hakkı sahibi tarafından üçüncü kişilere karşı açılacak davalarda SMK m.156/3 uyarınca davacının yerleşim yeri, hukuka aykırı fiilin gerçekleştiği yer veya fiilin etkilerinin görüldüğü yer mahkemesi yetkili olabilir. Somut olayda uygulanacak özel yetki hükümleri ve tarafların hukuki durumu ayrıca değerlendirilmelidir.
Marka hakkına tecavüz yalnızca belirli bir şehirde meydana gelebilecek bir ihlal değildir. Yetki değerlendirmesi, ihlalin ticari etkilerine ve kanundaki bağlantı noktalarına göre yapılır.
Dava Sırasında İhlalin Devam Etmesi
Maddi tazminat davası geçmiş zararların giderilmesine yönelirken ihlalin sürmesi hâlinde ayrıca durdurma ve önleme talepleri önem kazanabilir.
SMK m.159 kapsamında ihtiyati tedbir talep edilmesi, devam eden ihlal nedeniyle zararın büyümesini önleyebilir. Bu yolun şartları ve tedbirin kapsamı marka hukukunda ihtiyati tedbir</a başlıklı incelemede ele alınmaktadır.
Marka Tecavüzünde Tazminatın Faizi ve Zamanaşımı
Faiz Hangi Tarihten İtibaren İşler?
Marka hakkına tecavüzden doğan maddi tazminat isteminde faiz başlangıcı, talebin hukuki niteliği ve temerrüt koşulları dikkate alınarak belirlenir.
TBK m.117/2 uyarınca haksız fiilde borçlu kural olarak fiilin işlendiği tarihte temerrüde düşer. Bununla birlikte ihlalin belirli bir döneme yayılması, zarar kalemlerinin farklı tarihlerde doğması ve dava dilekçesindeki faiz talebinin kapsamı somut olay bakımından önemlidir.
Haksız fiil tarihinin belirlenemediği veya talebin daha sonraki bir tarihle sınırlandırıldığı durumlarda faiz başlangıcı da buna göre değerlendirilebilir.
Faizin türü bakımından ticari işin niteliği, ilgili mevzuat ve talep sonucu dikkate alınmalıdır. Ticari avans faizi her tazminat talebinde kendiliğinden ve istisnasız uygulanacak bir faiz türü olarak kabul edilmemelidir.
Mahkeme, HMK m.26’daki taleple bağlılık ilkesini gözeterek faiz türünü ve başlangıcını somut talep ve uygulanacak hukuk çerçevesinde belirler.
Maddi Tazminatta Zamanaşımı Kaç Yıldır?
SMK m.157, sınai mülkiyet hakkından doğan özel hukuk talepleri bakımından Türk Borçlar Kanunu’nun zamanaşımı hükümlerine atıf yapar.
Haksız fiilden doğan tazminat taleplerinde TBK m.72 uyarınca temel süreler şöyledir:
- İki yıllık süre: Zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
- On yıllık süre: Fiilin işlendiği tarihten itibaren hesaplanır.
- Ceza zamanaşımıyla bağlantılı istisna: Tazminat istemi cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş ve ceza kanunları daha uzun zamanaşımı öngörmüşse bu süre uygulanabilir.
İhlalin tek bir tarihte gerçekleşmesiyle kesintisiz devam eden veya birbirini izleyen eylemlerden oluşması aynı değerlendirmeyi gerektirmeyebilir. Özellikle devam eden tecavüzlerde sürelerin hangi fiiller ve zararlar bakımından hesaplanacağı somut olay üzerinden belirlenmelidir.
Davadan önce veya dava sırasında gerçekleşen zamanaşımını kesen ya da durduran nedenler de genel hükümler kapsamında dikkate alınır.
Bu nedenle zamanaşımı incelemesinde yalnızca markanın tescil tarihi veya davanın açıldığı tarih değil, ihlalin başlangıcı, devamı, öğrenilmesi ve zararların ortaya çıktığı dönemler birlikte değerlendirilmelidir.
İtibar Tazminatı, Manevi Tazminat ve Diğer Haklarla İlişki
Maddi Tazminat ile Marka İtibar Tazminatı Aynı mıdır?
SMK m.150/2, sınai mülkiyet hakkına tecavüz nedeniyle ürün veya hizmetlerin kötü şekilde kullanılması, üretilmesi veya uygun olmayan tarzda piyasaya sürülmesi sonucunda hakkın itibarının zarara uğraması hâlinde ayrıca tazminat talebine imkân tanır.
Bu özel tazminatın şartları, SMK m.151’deki yoksun kalınan kazancın üç yöntemle hesaplanmasından farklıdır. Manevi tazminat da hukuki niteliği ve koruduğu menfaat bakımından ayrı değerlendirilir.
Somut olayda maddi tazminat, manevi tazminat ve itibar tazminatı taleplerinin birlikte ileri sürülmesi mümkün olmakla birlikte, her talebin kendine özgü şartları incelenmeli ve aynı zarar mükerrer karşılanmamalıdır. Marka itibar tazminatının şartları ve ispatı ayrı inceleme konusudur.
Marka İhlali Aynı Zamanda Haksız Rekabet Oluşturursa
Aynı ticari eylem, şartları gerçekleştiğinde marka hakkına tecavüzün yanında Türk Ticaret Kanunu kapsamında haksız rekabet de oluşturabilir. Ancak hukuki sebeplerin birden fazla olması, aynı ekonomik kaybın iki kez tazmin edilmesini haklı kılmaz.
Marka koruması ile TTK hükümlerinin bir arada uygulanması marka ihlali ve haksız rekabet konusunda değerlendirilir. Birden fazla hukuki koruma rejiminin aynı olaya uygulanabilmesinin genel çerçevesi ise fikrî mülkiyette kümülatif koruma konusudur.
Tasarım, Patent ve Telif Hakkıyla Birlikte İhlal
Bir ürünün aynı zamanda patent, tasarım veya eser korumasına konu olması hâlinde, marka hakkı dışındaki ihlal nedenleri bakımından farklı tazminat hükümleri uygulanabilir.
Örneğin patent tecavüzünde tazminat, tasarım tecavüzünde maddi tazminat ve telif ihlalinde maddi tazminat kendi özel hükümleriyle değerlendirilir.
Özellikle telif hukukundaki üç kat bedel istemi, SMK m.151 kapsamında marka tecavüzünde genel olarak uygulanabilecek bir yöntem değildir. Marka tazminatı, kanunda öngörülen kendi hesaplama esaslarına göre belirlenir.
Birden fazla hakkın aynı zarar bakımından ileri sürülmesi ise bağımsız bir sorundur. Aynı ekonomik kaybın birden fazla hakka dayanılarak tekrar tahsil edilip edilemeyeceği fikrî mülkiyette mükerrer tazminat yasağı kapsamında ayrıca değerlendirilmelidir.
Marka Tecavüzünde Tazminat Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
1. Marka tecavüzünde maddi tazminat nasıl hesaplanır?
SMK m.151 uyarınca maddi zarar fiili kaybı ve yoksun kalınan kazancı kapsar. Yoksun kalınan kazanç hak sahibinin seçimine göre muhtemel gelir, tecavüz edenin net kazancı veya varsayımsal lisans bedeli yöntemlerinden biriyle hesaplanır. Uygulanacak yönteme göre ticari deliller ve değerlendirme ölçütleri değişir.
2. Üç tazminat hesaplama yönteminden hangisi daha avantajlıdır?
Her uyuşmazlık için geçerli tek bir yöntem bulunmaz. Hak sahibinin satış kaybını güvenilir biçimde gösterebildiği durumlarda muhtemel gelir, davalının ihlalli satış kayıtlarının belirlenebildiği durumlarda net kazanç, ticari lisans değerinin hesaplanabildiği durumlarda varsayımsal lisans bedeli yöntemi tercih edilebilir. Seçim yapılmadan önce deliller ve hukuki sonuçlar değerlendirilmelidir.
3. Tecavüz edenin net kazancı hesaplanırken bütün giderleri düşülür mü?
Hayır. Net kazanç hesabında ihlale konu faaliyetle bağlantılı ve hukuken indirilebilir maliyetler esas alınır. İşletmenin bütün genel giderlerinin otomatik olarak düşülmesi doğru değildir. Ürün maliyetleri ve genel giderler arasındaki ayrım somut mali kayıtlarla yapılmalıdır.
4. Emsal lisans sözleşmesi bulunmazsa maddi tazminat istenemez mi?
İstenebilir. Emsal lisans sözleşmesinin bulunmaması, varsayımsal lisans bedeli yöntemini kendiliğinden uygulanamaz hâle getirmez. İlgili sektör verileri, ticaret odası veya meslek kuruluşlarının bilgileri, marka değeri ve tarafların ticari faaliyetleri üzerinden gerekçeli bir hesaplama yapılabilir.
5. Davalı ticari defterlerini ibraz etmezse talep edilen tazminatın tamamı kabul edilir mi?
Otomatik olarak kabul edilmez. HMK m.220 ve m.222 kapsamında belge ibrazından kaçınmanın farklı hukuki sonuçları bulunmaktadır. Özellikle HMK m.222/5’teki özel şartlar gerçekleştiğinde ibrazı isteyen taraf lehine ispat sonucu doğabilir. Mahkeme hangi vakıaların ispatlandığını ve zarar miktarının nasıl belirlenebileceğini ayrıca inceler.
6. Markasını kullanmayan hak sahibi maddi tazminat isteyebilir mi?
Markanın fiilen kullanılmaması, tek başına SMK m.151/2’deki üç hesaplama yöntemini tek bir yöntemle sınırlamaz. Ancak kullanımın bulunmaması, özellikle muhtemel gelir hesabındaki ispat imkânlarını etkileyebilir. Ayrıca tecavüz davasında usulüne uygun ileri sürülen kullanmama def’inin şartları ayrı değerlendirilmelidir.
7. Maddi tazminat talebinin miktarı dava sırasında artırılabilir mi?
HMK m.109/4, kısmi dava bakımından alacak miktarının aynı davada bir defa, tahkikat sona erinceye kadar belirli şartlarla artırılmasına imkân verir. Bu hüküm 7589 sayılı Kanun ile eklenmiştir. Kaldırılan HMK m.107, kaldırılmadan önce açılan davalar bakımından geçiş hükmü gereği uygulanmaya devam eder. Talep artırımı, seçilmiş SMK m.151/2 hesaplama yönteminin değiştirilmesiyle karıştırılmamalıdır.
8. Marka tecavüzünde maddi tazminat için zamanaşımı ne zaman başlar?
SMK m.157’nin atfıyla TBK m.72 uygulanır. Haksız fiil tazminatında zarar ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren iki yıllık, fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıllık temel süreler söz konusudur. Cezayı gerektiren fiillerde daha uzun ceza zamanaşımının uygulanması mümkün olabilir. Devam eden veya tekrarlanan ihlallerde sürelerin başlangıcı somut olay üzerinden belirlenir.
Sonuç
Marka tecavüzünde tazminat hesabının merkezinde, SMK m.150-151 çerçevesinde maddi zararın doğru belirlenmesi bulunur. Hak sahibinin uğradığı fiili kayıp ile yoksun kalınan kazanç ayrıştırılmalı; yoksun kalınan kazanç için kanunun tanıdığı üç yöntemden biri açık ve bilinçli biçimde seçilmelidir.
Muhtemel gelir yönteminde hak sahibinin ticari kapasitesi ve kaçırdığı kazanç, net kazanç yönteminde davalının ihlalden sağladığı ekonomik yarar, lisans bedeli yönteminde ise hukuka uygun kullanımın ticari karşılığı önem taşır. Ticari defterler, faturalar, satış verileri ve bilirkişi incelemesi bu hesaplamaların denetlenebilirliğini sağlar.
Hesaplama yönteminin seçimlik niteliği, SMK m.151/3-4’teki ekonomik ölçütler, TBK m.50 kapsamında zarar miktarının belirlenmesi ve 2026 yılında değişen kısmi dava hükümleri birlikte dikkate alınmalıdır. Maddi tazminat talebinin hukuki dayanağı, miktarı ve ispatı her uyuşmazlığın özelliklerine göre değerlendirilir.
Marka hakkına tecavüzden kaynaklanan maddi tazminat istemlerinin hazırlanması, delillerin değerlendirilmesi ve uygun hesaplama yönteminin belirlenmesine ilişkin hukuki süreçler hakkında marka hukuku alanındaki hukuki danışmanlık ve dava hizmetleri kapsamında bilgi alınabilir.
Yazar: Avukat Fatih Sefer