Markada Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı: 5 Yıllık Süre

Markada sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki marka sahibinin sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde birbirini izleyen beş yıl boyunca buna karşı harekete geçmemesi nedeniyle, sonraki markanın hükümsüzlüğünü kendi markasına dayanarak isteme imkânını kaybetmesidir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m.25/6 uyarınca bu sonuç, sonraki markanın tescili kötü niyetli olmadıkça doğabilir. Beş yılın geçmesi tek başına yeterli değildir: sonraki markanın fiilî kullanımı, önceki hak sahibinin bilgisi veya bilmesi gerekmesi, kesintisiz sessizlik ve tescilde kötü niyet bulunup bulunmadığı ayrı ayrı değerlendirilir.

Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybının Hukuki Dayanağı ve Niteliği

SMK m.25/6, önceki marka sahibinin hukuki koruma ihtiyacı ile sonraki marka sahibinin iyi niyetli kullanımına dayalı hukuki güvenliği arasında denge kurar. Düzenleme, önceki hak sahibinin sonraki markanın piyasada kullanıldığını bildiği hâlde uzun süre itiraz etmeyerek karşı tarafta kullanımın sürdürülebileceği beklentisi oluşturmasına hukuki sonuç bağlar. Temel düşünce, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.2’deki dürüstlük kuralıyla da ilişkilidir: hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.

SMK m.25/6: “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.”

Bu düzenleme önceki markayı sicilden silmez, önceki marka üzerindeki mülkiyeti ortadan kaldırmaz ve sonraki markayı herkes karşısında tartışmasız hâle getirmez. Hukuki sonuç, kanunda belirtilen koşullarda önceki markanın, belirli sonraki tescile karşı hükümsüzlük dayanağı olarak ileri sürülememesidir. Dolayısıyla konu, markanın tümden sona ermesinden değil belirli bir kişiye ve uyuşmazlığa karşı koruma talebinin sınırlanmasından ibarettir.

Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, marka hükümsüzlüğü davasında önem kazanan özel bir savunmadır. Bir markanın tescil anındaki sakatlığını denetleyen hükümsüzlük ile tescilden sonra ortaya çıkan sebeplere dayanan markanın iptali aynı müessese değildir. SMK m.25/6’daki beş yıl, kullanmama nedeniyle iptal için öngörülen beş yıllık süreyle de karıştırılmamalıdır.

Markada Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybının Beş Temel Şartı

Bir sonraki marka sahibi, sırf önceki markanın uzun zamandır tescilli olmasına ya da kendi tescilinin üzerinden beş yıl geçmiş bulunmasına dayanarak hak kaybı savunmasını başarıya ulaştıramaz. Uyuşmazlıkta şu şartların birlikte incelenmesi gerekir:

  1. Önceki hak ile sonraki tescilin belirlenmesi: Hükümsüzlüğü istenen, önceki marka karşısında sonraki tarihli bir marka tescili bulunmalıdır. Hangi tescilin hangi mal ve hizmetler yönünden çatıştığı gösterilmelidir.
  2. Sonraki markanın kullanılması: Kanun yalnız markanın sicilde görünmesini değil, sonraki markanın kullanımının bilindiğini veya bilinmesi gerektiğini esas alır. Kullanımın ne zaman ve hangi işaretle gerçekleştiği somutlaştırılır.
  3. Önceki marka sahibinin bilgisi: Önceki hak sahibi kullanımı fiilen öğrenmiş veya olayın koşullarına göre öğrenmesi beklenebilir durumda olmalıdır. Soyut öğrenebilme ihtimali yeterli görülmemelidir.
  4. Birbirini izleyen beş yıl sessiz kalınması: İlgili kullanım karşısında beş yıllık dönemde hak sahibinin tutumu, uyarıları, idari itirazları, dava veya diğer somut müdahaleleri birlikte değerlendirilir.
  5. Sonraki tescilde kötü niyet bulunmaması: Sonraki marka kötü niyetle tescil ettirilmişse beş yıllık sessizlik, SMK m.25/6 gereğince hükümsüzlük talebini engellemez.

İlk aşamada markaların önceliği, kapsamı ve aralarındaki çatışmanın hukuki dayanağı da incelenir. Örneğin önceki markaya dayalı nispi ret nedenleri veya karıştırılma ihtimali iddiası, sessiz kalma şartlarından ayrı bir değerlendirmedir. Önceki hak sahibinin hak kaybına uğramadığı sonucuna varılması, davanın esastan mutlaka kabul edileceği anlamına gelmez.

Beş Yıllık Süre Ne Zaman Başlar?

Beş yıllık süre, otomatik biçimde sonraki markanın başvuru, yayım veya tescil tarihinde başlamaz. SMK m.25/6’nın merkezinde sonraki markanın kullanıldığının bilinmesi veya bilinmesi gerekmesi bulunur. Bu nedenle sonradan öğrenilen kullanım, önceden bilinen kullanım ve tescilden önceki fiilî kullanım farklı zaman çizelgeleri yaratabilir.

Tescil Tarihi ile Fiilî Kullanım Tarihi Arasındaki Ayrım

Bir marka 2018 yılında tescil edilmiş, ancak ilgili pazarda ilk defa 2022 yılında kullanılmaya başlanmışsa yalnızca tescil kaydına bakılarak önceki marka sahibinin 2023 yılında hak kaybına uğradığı söylenemez. Buna karşılık sonraki marka tescilden önce de kullanılmış ve önceki hak sahibi bu kullanımı biliyorsa tescilden önceki dönem hesabın konusu olabilir. Özellikle bu ikinci durumun mahkeme kararlarında farklı ele alınabildiği görülmektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.03.2025 tarihli, E.2024/3476, K.2025/1973 sayılı kararında, tescilden önce başlayan ve bilinen kullanımın da sürenin başlangıcında değerlendirilebileceği kabul edilmiş; yalnız sonraki tescil tarihine dayalı hesaplama nedeniyle verilen karar bozulmuştur. 24.09.2025 tarihli, E.2025/840, K.2025/5647 sayılı kararda da tescilin her olayda mutlak başlangıç olamayacağı belirtilmiş ve önceki fiilî kullanıma dair iddiaların araştırılması istenmiştir.

Bununla birlikte Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.06.2026 tarihli, E.2026/3054, K.2026/3267 sayılı kararında, önceki bozma görüşüne karşı tescilden önce beş yıllık sürenin işletilemeyeceğini savunan bölge adliye mahkemesinin direnme kararı onanmıştır. Direnme gerekçesi, tescilden önce henüz hükümsüzlük davasının açılamayacağı düşüncesine dayanır. Dolayısıyla tescil öncesi kullanımın beş yıllık hesaba etkisini bütün davalarda tek bir kesin formülle çözmek doğru değildir; somut olayın tarihleri ve ileri sürülen hukuki dayanak ayrıca değerlendirilmelidir.

Bilginin Edinildiği Tarih Nasıl Belirlenir?

Markanın yaygın şekilde kullanılmaya başlandığı tarih ile önceki hak sahibinin kullanımı öğrendiği tarih aynı olmayabilir. Daha önce piyasaya çıkmış bir markanın yalnız varlığı, diğer marka sahibinin kullanımından aynı gün haberdar olduğunu ispatlamaz. Bilgi daha sonra edinilmişse yahut hak sahibinin daha önce öğrenmesi objektif olarak beklenemiyorsa, beş yıllık sürenin hesabı bu farkı gözetir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24.09.2025 tarihli, E.2025/840, K.2025/5647 sayılı kararında kullanımı bilebilecek durumda olmayan kişi bakımından hak kaybından söz edilemeyeceği vurgulanmıştır. Bu nedenle tarih belirlemesi, yalnız sicil kaydına değil markanın fiilî görünürlüğüne ve taraflar arasındaki bağlantıya da dayanmalıdır.

Kullanımı Bilmek veya Bilmesi Gerekmesi Nasıl İspatlanır?

Hak kaybını ileri süren sonraki marka sahibinin, savunmasına dayanak teşkil eden kullanım, bilgi ve sessizlik olgularını somut delillerle ortaya koyması beklenir. Önceki marka sahibi açısından ise bilginin ileri sürülen tarihte edinilmediğini, öğrenmesinin mümkün veya makul olmadığını, zamanında karşı çıktığını yahut sonraki tescilin kötü niyetli olduğunu gösterecek karşı deliller önem taşır.

Delil türüİspat bakımından anlamı ve sınırı
Tarihli fatura, katalog ve ürün görselleriMarkanın hangi tarihte ve hangi mal veya hizmetlerde kullanıldığını gösterebilir; tek başına önceki sahibin bunu bildiğini kanıtlamayabilir.
Taraflar arasındaki yazışmalar, teklif ve sözleşmelerÖnceki hak sahibinin somut kullanımın farkında olduğunu gösteren güçlü tarihli kanıtlar olabilir.
Fuar, ortak reklam, bayi veya dağıtım ilişkisiTarafların aynı pazarda karşılaşmasını ve öğrenme olasılığını gösterebilir; görünürlük ve zaman ayrıca değerlendirilir.
Marka Bülteni ve sicil kayıtlarıBaşvuru, tescil ve kapsamı kanıtlar; kullanımın ve fiilî bilginin her durumda tek başına delili değildir.
İhtarname, itiraz, dava ve tespit evrakıHak sahibinin hangi tarihte haberdar olduğunu ve kullanıma karşı hangi davranışı sergilediğini gösterebilir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 01.07.2024 tarihli, E.2021/1000, K.2024/1221 sayılı kararında, tarafların aynı ticari çevredeki faaliyetleri, ortak reklam mecraları ve yazışmaları birlikte değerlendirilerek önceki hak sahibinin kullanımdan haberdar olduğu ve uzun süre müdahalede bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kararın önemi, sessiz kalma savunmasının yalnız tescil belgesiyle değil bilgi ve davranışa ilişkin olguların birleşimiyle incelenmesidir.

Yalnız internette eski tarihli bir sayfanın bulunması veya sonraki markanın ticaret siciline kayıtlı olması da her olayda önceki hak sahibinin bu markasal kullanımı bildiği anlamına gelmez. İnternet kayıtlarının tarih, içerik, erişilebilirlik, hedef pazar ve hak sahibiyle bağlantı bakımından desteklenmesi gerekir. Dijital delillerin korunmasında marka uyuşmazlıklarında delil tespiti yöntemlerinden yararlanılabilir.

Hangi Davranışlar Sessiz Kalma Sayılır, Hangileri Karşı Çıkışı Gösterir?

Sessizlik yalnız hiç dava açılmaması değildir. Hak sahibinin sonraki markanın kullanımını bilmesine rağmen beş yıl boyunca bu kullanım karşısındaki tutumu incelenir. Kullanıma açıkça karşı çıkılması, yapılan uyarının muhataba ulaşması ve gerekli hukuki girişimlerin zamanında yapılması, sonraki marka sahibinin kullanıma kayıtsız şartsız rıza gösterildiği iddiasını zayıflatabilir.

  • Yazılı ihtar: Hangi markanın, hangi kullanıma ve hangi hukuki gerekçeyle karşı çıktığı belirtilmeli; gönderim ve tebliğ kayıtları saklanmalıdır. İhtarın sürenin işlemesi üzerindeki etkisi somut olayda ayrıca tartışılır.
  • Yayıma itiraz: Marka başvurusuna itiraz, başvuruya karşı çıkıldığını gösterir; ancak markanın daha sonraki fiilî kullanımına ilişkin beş yıllık incelemenin yerine otomatik olarak geçmez.
  • Hükümsüzlük davası: Dava tarihi ve iddia edilen kullanım dönemleriyle bağlantısı belirleyicidir. Dava yalnız süre bakımından değil, önceki marka hakkı ve ilgili hükümsüzlük sebebi bakımından da değerlendirilir.
  • Görüşme ve müzakere: Tarafların gerçek bir uyuşmazlığı çözmek üzere yazışmaları, kullanıma kabul verildiği iddiasından farklı olabilir; yazışmanın içeriği ve tarafların davranışı önem taşır.

Marka izleme çalışmaları, sonraki başvuruların zamanında öğrenilmesini kolaylaştırır. Bununla birlikte izleme yapılmamış olması, tek başına SMK m.25/6 koşullarının gerçekleştiğini göstermez. Ayrıca tarafların açık şekilde kullanımı düzenlemeyi tercih ettiği birlikte var olma sözleşmeleri ile beş yıllık sessizlik aynı hukuki işlem değildir; biri sözleşmesel düzenleme, diğeri kanunun bağladığı sınırlı bir hukuki sonuçtur.

Kötü Niyetli Tescil İstisnası: Beş Yıl Geçse de Hak Kaybı Doğmayabilir

SMK m.25/6’nın açık istisnası, sonraki tarihli markanın kötü niyetli tescil edilmiş olmasıdır. Böyle bir durumda önceki marka sahibinin beş yıldan fazla sessiz kalmış olması, bu hükme dayanılarak hükümsüzlük talebinin önüne konulamaz. Bu nedenle kötü niyet, beş yıllık hesaplamadan sonra göz ardı edilebilecek ikincil bir mesele değil, savunmanın sonucunu değiştirebilen asli bir şarttır.

Kötü niyetin değerlendirilmesinde özellikle tescil başvurusunun yapıldığı sıradaki amaç ve koşullar önem taşır. Önceki markanın bilindiği hâlde haksız yararlanma veya rakibi engelleme amacıyla başvuru yapılması; önceki ticari ilişkinin güvenini kötüye kullanma; taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı biçimde işareti sahiplenme gibi somut olgular araştırılabilir. Buna karşılık sırf markaların benzerliği, önceki markanın tanınmışlığı veya sonraki markanın daha sonra farklı biçimde kullanılması tek başına başvuru anındaki kötü niyetin kesin kanıtı sayılamaz.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 08.11.2024 tarihli, E.2022/1509, K.2024/1802 sayılı kararında, sonraki tescilin kötü niyetli olması hâlinde sessiz kalmadan doğan hak kaybının söz konusu olmayacağı vurgulanmıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30.04.2026 tarihli, E.2025/5436, K.2026/2486 sayılı kararında ise somut olayda kötü niyetle tescil tespit edildiği için beş yıllık sessiz kalma savunmasının kabul edilmemesini de içeren hüküm onanmıştır.

Kötü niyetin ileri sürülmesi, onun ispatlandığı anlamına gelmez. Önceki hak sahibi; taraflar arasındaki eski sözleşmeleri, marka ve ürün tasarımlarına erişim imkânını, ticari yazışmaları, başvuru kronolojisini ve engelleme amacını gösteren belgeleri birlikte sunmalıdır. Kötü niyetli tescilin bağımsız şartları ve sonuçları, kötü niyetli marka tescili hakkındaki ayrı incelemenin konusudur; sessiz kalma bakımından belirleyici olan, bu tespitin SMK m.25/6 istisnasını işletmesidir.

Somut Örneklerde Beş Yıllık Süre Nasıl Değerlendirilir?

Örnek 1: Beş Yıldan Uzun Süre Bilinen ve İtiraz Edilmeyen Kullanım

A işletmesinin önceki tarihli tescilli bir markası vardır. B işletmesi sonraki markasını kullanmaya başlar; A, 2018 yılındaki doğrudan ticari yazışmalar sayesinde kullanımı öğrenir. B’nin sonraki marka tescili vardır; kullanım 2018–2024 döneminde sürerken A hiçbir hukuki girişimde bulunmamıştır. B’nin tescilde kötü niyetli olduğu da kanıtlanamıyorsa, A’nın 2024’te B markasının hükümsüzlüğünü kendi markasına dayanarak istemesi karşısında SMK m.25/6 savunması ciddi biçimde gündeme gelebilir. Bu örnekte belirleyici olay, tescilden soyut olarak beş yıl geçmesi değil, bilinen kullanıma karşı birbirini izleyen beş yıllık sessizliktir.

Örnek 2: Eski Tescil, Yeni Öğrenme

B markası 2017’de tescil edilmiştir; ancak ürünlerin piyasaya sunulduğu ve A’nın bunu öğrenebildiği ilk belgelenebilir tarih 2023’tür. A’nın 2025 yılında hükümsüzlük davası açması bakımından yalnızca 2017 tesciline dayanılarak beş yıllık hak kaybı sonucuna varılması isabetli değildir. B’nin daha erken ve A’nın bildiği bir kullanımı kanıtlaması hâlinde ise değerlendirme değişebilir.

Örnek 3: Kötü Niyetli Başvuru

B, geçmişte A’nın distribütörüdür; sözleşme ve yazışmalarda A’nın markasını bildiği açıkça görülmektedir. B, bu işareti A’nın ticaretini engellemek amacıyla kendi adına tescil ettirmiştir. A yıllar sonra dava açsa bile tescil anındaki kötü niyet somut delillerle sabit görülürse SMK m.25/6’nın beş yıllık hak kaybı engeli uygulanmaz. Ancak dağıtıcılık ilişkisinin varlığı, ayrıca değerlendirme yapılmadan her olayda kötü niyetin kanıtlandığı anlamına gelmez.

Hak Kaybının Kapsamı: Ne Kaybedilir, Ne Korunur?

SMK m.25/6’nın sonucu dar ve somuttur: önceki marka sahibi, koşulları gerçekleşen sonraki tescili kendi markasını hükümsüzlük gerekçesi yaparak ortadan kaldırmayı isteyemez. Bu sonuç aşağıdaki hususlarla karıştırılmamalıdır:

  • Önceki marka sicilden kendiliğinden silinmez; tescilden doğan haklar diğer kişiler ve ayrı uyuşmazlıklar bakımından devam edebilir.
  • Sonraki marka sahibi, beş yıllık sessizlikle önceki markanın sahibi hâline gelmez; markanın devri veya lisansı gerçekleşmiş sayılmaz.
  • Sonraki tescilin tüm mal ve hizmetler bakımından her türlü hukuka aykırılıktan arındığı sonucu doğmaz. Uyuşmazlığın ilgili kullanım, işaret ve mal veya hizmet kapsamı ayrıca incelenir.
  • Bir önceki markaya dayanmanın engellenmesi, farklı bir hak sahibinin bağımsız hükümsüzlük talebini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
  • SMK m.25/6, markanın tüm mutlak ret nedenlerini ortadan kaldıran genel bir geçerlilik karinesi veya her tür talep için ortak zamanaşımı kuralı değildir.

İddianın dayanağı da bu nedenle net yazılmalıdır. Önceki tescilli marka ile çatışma, tescilsiz işarete dayanan önceki kullanım, tanınmış markanın özel korunması ve başvuru sahibinin kötü niyeti birbirinden farklı olgulardır. Özellikle tescilsiz önceki kullanımlarda, SMK m.25/6’nın lafzı ile TMK m.2’ye dayanan dürüstlük denetimini aynılaştırmamak gerekir.

Sessiz Kalma, Marka Hakkına Tecavüz Davasını da Engeller mi?

SMK m.25/6’nın doğrudan düzenlediği alan hükümsüzlüktür. Tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulması veya tazminat istemleri bakımından bu hükmü otomatik bir beş yıllık dava engeline dönüştürmek doğru olmaz. Tecavüz uyuşmazlığında fiilin niteliği, devam edip etmediği, tarafların tutumu ve TMK m.2 kapsamında dürüstlük kuralının somut olaya uygulanabilirliği ayrı değerlendirilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 07.11.2023 tarihli, E.2022/2507, K.2023/6504 sayılı kararında, devam eden marka hakkına tecavüzün sırf uzun süre sessiz kalınması nedeniyle koruma dışında bırakılamayacağı açıklanmış; sessiz kalma gerekçesiyle tecavüz ve tazminat taleplerinin reddi isabetsiz bulunmuştur. 20.05.2025 tarihli, E.2024/4989, K.2025/3453 sayılı kararda da SMK’da tecavüz davaları için m.25/6’ya karşılık gelen özel bir düzenleme bulunmadığı belirtilmiş, somut müdahale ve dava tarihleri dikkate alınarak inceleme yapılması gerektiği vurgulanmıştır.

Bu ayrım, marka hakkına tecavüz davasının talep türlerinin, tecavüz sayılan fiillerin ve tecavüzde zamanaşımı hükümlerinin birbirinden ayrılmasını gerektirir. Ayrıca sonraki tarihli marka tescilinin önceki hak sahibine karşı mutlak bir savunma sağlamadığı SMK m.155’te düzenlenmiştir; konuya ilişkin özel inceleme için marka hakkının kötüye kullanılması ve savunmalar ile marka hakkının kapsamı ayrı değerlendirme alanlarıdır.

Hangi Mahkemede, Nasıl İleri Sürülür ve Kim Neyi İspatlar?

SMK m.25/6’daki hak kaybı, uygulamada sonraki tescil sahibinin aleyhine açılmış marka hükümsüzlüğü davasında ileri sürdüğü savunma olarak gündeme gelir. Hükümsüzlük davasının davalısı, dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişi veya hukuki halefidir (SMK m.25/3). Görevli mahkeme kural olarak fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesidir; böyle bir mahkemenin bulunmadığı yerlerde SMK m.156’daki görev düzenlemesi uygulanır. Hükümsüzlük istemini inceleyip karara bağlayacak merci mahkemedir, TÜRKPATENT’in yayıma itiraz birimi değildir.

Sonraki marka sahibi savunmasını somutlaştırmak için tescil ve kullanım kronolojisini, önceki hak sahibinin kullanım bilgisini ve beş yıllık sessizliği gösteren belgeleri birlikte ortaya koymalıdır. Önceki hak sahibi ise karşı çıkışını gösteren yazışmaları, gerçek öğrenme tarihini ve varsa başvuru anındaki kötü niyet delillerini sunmalıdır. İspat yükü bakımından genel çerçeve, TMK m.6’nın her tarafın hakkını dayandırdığı olguları ispatlaması ilkesidir; olguların hukuki nitelendirmesi mahkemeye aittir.

Dosyadaki olguların açıkça hakkın kötüye kullanılması oluşturduğu durumlarda TMK m.2’nin hukuki niteliği ayrıca tartışılabilse de, sonraki marka sahibinin savunmasını zamanında ve açıkça ileri sürmesi, kullanım ile bilgi tarihlerini belirleyen delillerini sunması uygulamada önemlidir. Sessiz kalmanın bir itiraz mı yoksa def’i niteliğinde mi olduğu tartışmasını, usulî hak kaybı doğurmayacak biçimde ele almak gerekir. Önceki markanın kullanımının ispatını isteme gibi farklı bir mekanizma ise SMK m.25/7 ve m.19/2’ye dayanır; idari marka itirazında kullanım ispatı sessiz kalmayla aynı savunma değildir.

2017 Öncesi Tescillerde ve Eski Uyuşmazlıklarda Durum

6769 sayılı SMK, 10 Ocak 2017’de yürürlüğe girmiş ve m.25/6 ile hükümsüzlük bakımından beş yıllık sessiz kalmaya açık bir kanuni çerçeve getirmiştir. Önceki 556 sayılı KHK döneminde ise sessiz kalma yoluyla hak kaybı özellikle dürüstlük kuralı ve somut olayın koşulları üzerinden değerlendirilmekteydi. Bu nedenle önceki döneme uzanan uyuşmazlıklarda yalnız başvuru veya tescil tarihine bakılarak sonuç çıkarılmaz.

Özellikle sonraki markanın ilk kullanım tarihi, önceki hak sahibinin öğrenme tarihi, davanın açıldığı tarih ve sonraki tescilin yürürlükteki hukuki niteliği ayrı belirlenmelidir. Yeni düzenlemenin hangi olaya nasıl uygulanacağı değerlendirilirken mahkemelerin geçiş dönemi yaklaşımı ve ilgili tarihteki hukuk kuralları birlikte incelenmelidir. Beş yılın her koşulda 10 Ocak 2017’den başlayacağı veya 2017 öncesindeki bütün sessizliklerin kendiliğinden hak kaybı doğuracağı yönündeki genellemeler isabetli değildir.

Sıkça Sorulan Sorular

Beş yıl geçince marka hükümsüzlüğü davası artık açılamaz mı?

Hayır. SMK m.25/6 her hükümsüzlük davası için genel bir beş yıllık zamanaşımı öngörmez. Sonraki markanın kullanıldığının bilinmesi veya bilinmesi gerekmesi, birbirini izleyen beş yıllık sessizlik ve sonraki tescilde kötü niyet bulunmaması şartları birlikte değerlendirilir.

Beş yıl markanın tescilinden itibaren mi sayılır?

Her olayda değil. Kullanım ve kullanımdan haberdar olma belirleyicidir. Tescil öncesi kullanımın hesabı konusunda da yargı kararlarında farklı hukuki değerlendirmeler bulunduğundan somut tarihlerin ayrı incelenmesi gerekir.

Markanın bültende yayımlanması, önceki sahibin kullanımı bildiğini gösterir mi?

Yayım, başvurunun kamuya duyurulduğunu kanıtlar; markanın gerçekten ticari hayatta kullanıldığını ve önceki marka sahibinin bu kullanımı bildiğini her durumda tek başına kanıtlamaz.

Noterden ihtar göndermek sessiz kalmayı önler mi?

İhtar, hak sahibinin kullanıma karşı çıktığını belgelemeye yardımcı olur. Ancak ihtarın içeriği, tebliği, zamanı ve sonraki davranışlar önemlidir. Her ihtarın kanundaki beş yıllık süreyi otomatik olarak sıfırladığı söylenemez.

Sonraki marka kötü niyetliyse on yıl sonra da hükümsüzlük istenebilir mi?

SMK m.25/6 uyarınca kötü niyetli sonraki tescil, bu maddede düzenlenen sessiz kalma korumasından yararlanamaz. Bununla birlikte kötü niyet somut delillerle ispatlanmalı ve talebin dayanağı ile olaya uygulanacak diğer hukuk kuralları ayrıca değerlendirilmelidir.

Sessiz kalma önceki marka sahibinin markasını ortadan kaldırır mı?

Hayır. Hak kaybı, koşulları gerçekleşen sonraki tescile karşı markayı hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri sürebilme imkânını sınırlar. Önceki tescilin sicilden kendiliğinden silinmesi veya sonraki kişinin o markanın sahibi olması sonucunu doğurmaz.

Tecavüz devam ediyorsa sessiz kalma savunmasıyla dava reddedilir mi?

SMK m.25/6 doğrudan hükümsüzlüğü düzenler. Devam eden marka hakkına tecavüz bakımından aynı beş yıllık sürenin otomatik şekilde uygulanması doğru değildir; fiil, talepler ve ilgili içtihatlar ayrıca incelenir.

Sonuç

Markada sessiz kalma yoluyla hak kaybı, yalnız sürenin geçmesine bağlı otomatik bir yaptırım değildir. Önceki ve sonraki markaların tarihleri, sonraki markanın fiilî kullanımı, önceki sahibin kullanımı ne zaman öğrendiği veya öğrenmesi gerektiği, beş yıllık dönemdeki müdahaleler ve sonraki tescilde kötü niyet bulunup bulunmadığı somut deliller üzerinden birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle tescil öncesi kullanımın başlangıca etkisi ile hükümsüzlük ve tecavüz taleplerinin ayrılması sonuca doğrudan etki eder.

Uyuşmazlığın bu çerçevede incelenmesi ve olası hukuki yolların belirlenmesi bakımından marka uyuşmazlıklarında hukuki danışmanlık ve temsil hizmetinin kapsamı ayrıca değerlendirilebilir.

Yazar Avukat Fatih Sefer